ABD-Rusya ‘engeli’ Suriye’de karşılıklı adım atma önerisini yeniden gündeme getirdi

Suriye Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken Şam’daki beklentiler netleşmeye başladı. Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi konulu Brüksel Konferans’ta, ‘normalleşme’ ve ‘yeniden yapılanma’ şartları bir kez daha teyit edildi

Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)
Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)
TT

ABD-Rusya ‘engeli’ Suriye’de karşılıklı adım atma önerisini yeniden gündeme getirdi

Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)
Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)

Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleşen Uluslararası Suriye Donörler Konferansı, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, çeşitli ABD’li kurumların katılımıyla halen devam eden Suriye politikasını inceleme sürecinden ötürü ilginin azalmasının ardından Suriye'yi yeniden uluslararası ve bölgesel gündemin ilk maddesi haline getirdi.
Bu ‘geçici ilgi’ aynı zamanda Suriye krizinin başlamasının onuncu yıldönümüne denk geldi. Bunun yanı sıra ABD ile Rusya arasındaki gerilimin artması ve bunun Suriye dahil olmak üzere farklı dosyalardaki çeşitli sonuçları nedeniyle blokajın sürmesi ve uluslararası-bölgesel bir uzlaşının formüle edilememesi halen sorun olmaya devam ediyor. İki ülkenin ordularının karşı karşıya geldiği tek yer olan Suriye’de aralarındaki ilişki, olası askeri sürtüşmelerin yaşanmaması için yapılan koordinasyonla sürüyor. Moskova ile Washington’ın yarattığı engel, aralarındaki ‘adım adım’ yaklaşımını bir kez daha gündeme getirdi.

Moskova’dan nasıl bir tablo görünüyor?
Moskova, Şam’ı cumhurbaşkanlığı seçimleri ve anayasa reformuyla ilerlemeye yönelik siyasi planında destekliyor. Edinilen bilgilere göre Suriye Halk Meclisi’nin (parlamento), 19 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık sürecinin büyük olasılıkla mevcut 2012 tarihli Anayasa çerçevesinde başlatılacağı bir oturum düzenlemesi bekleniyor. 2012 Anayasası’na göre Halk Meclisi Başkanı, mevcut devlet başkanının görev süresi bitmeden önce altmış günden az olmamak ve doksan günü geçmemek kaydıyla belirli bir zaman içerisinde adaylık başvurularının başlaması için çağrıda bulunacak. Suriye’nin mevcut Devlet Başkanı Beşşar Esed’in görev süresi 17 Temmuz’da sona erecek.
Yine 2012 Anayasası’na göre aday olmak isteyenlerin, Halk Meclisi’ndeki, sadece bir adayı destekleme hakkı olan en az 35 milletvekilinden adaylığı için destek almak zorunda. Belirtilen süre içinde adaylık için gerekli şartları yerine getiren hiç bir adayın çıkmaması halinde Halk Meclisi Başkanı’nın aynı şartlarla adaylık başvurularının yeniden başlaması için çağrıda bulunması gerekiyor.
Şuana kadar yeni bir aday ortaya çıkmazken seçim programı ve tarihleri ​​resmi olarak açıklanmadı. 2012 Anayasası’na göre yapılan ilk seçim olan 2014 yılındaki seçimlerde iki aday yarışmıştı. Böylece onlarca yıl sonra ilk kez tek adayla yapılmayan bir seçim süreci yaşanmıştı.
Rusya, Şam’ın seçim siyasetini desteklerken yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı karar kapsamında desteklenen anayasa reformu arasında bir bağlantı olmadığını söylüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dün yaptığı konuşmada bu yaklaşımı bir kez daha teyit etti. Ayrıca Suriye Anayasa Komitesi’nin Cenevre'deki çalışmaları için bir zaman sınırı olmaması gerektiği görüşünü de yineleyen Lavrov, daha da ileri giderek anayasa reformu yapılması halinde, seçimlerin ardından yeniden cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılabileceğini söyledi. Şam, bunu kabul edebilir. Çünkü bu durum, Beşşar Esed'e yeni bir anayasal dönem veya daha uzun bir süre görevde kalmasını sağlayacak bir fırsat veriyor.
Öte yandan BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye Anayasa Komitesi’nin rejim Eş Başkanı Ahmed Kuzbari ve muhalif Eş Başkanı Hadi el-Bahra ile Anayasa Komitesi’nin çalışma mekanizması ve anayasa reformunun nasıl hazırlanacağı konusunda yazılı bir anlaşmaya varmaları için temaslarına devam ediyor. Özellikle Kuzbari'nin ‘anayasanın hazırlanması’ sürecinin başlatılması konusunda aldığı ‘direktiflerin’ ardından temaslar yoğunlaştı.
Kuzbari ve Bahra ile uluslararası taraflar arasındaki temaslarda, 13 Nisan’da başlayacak olan Ramazan ayının gelişi ve Halk Meclisi’nin 19 Nisan’daki oturumu göz önüne alınarak Anayasa Komitesi'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce çalışma mekanizmasına ilişkin anlaşmanın ayrıntılarını ele alacakları yeni bir toplantı gerçekleştirmesi ihtimali de masaya yatırıldı.
Moskova birçok yönden diplomatik ataklarına devam ederken Arap ve Avrupa ülkelerini Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmaya ve askeri operasyonların istikrara kavuşturulması ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Şam'la ‘normalleşmeye’ çağırıyor. Ayrıca, ‘sınır ötesi’ insani yardım sağlanmasına yönelik BMGK’nın 2533 sayılı kararının 11 Temmuz'da dolacak olan süresinin uzatılmamasına yönelik inatçılığını da sürdürüyor. Bunun yanı sıra bağışçı ülkelere Şam'a ve Suriye’deki BM kurumlarına yardımda bulunmaları için baskı yapıyor.

Washington’ın ‘trajedi’ vurgusu
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, ABD’nin mart ayı dönem başkanlığında yapılan ‘insani felaket’ konulu bir BMGK toplantısında ve Küresel DEAŞ'la Mücadele Küresel Koalisyonu Küçük Grup Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantıda Suriye dosyasına ilişkin ilk çıkışlarını yaptı. Ancak ABD, Brüksel’deki konferansa ise BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield’i göndermeyi tercih etti.
Bakan Blinken, Suriye’nin Türkiye ile olan Bab el-Hava ve Bab es-Selam sınır kapıları ve Irak ile olan Irak ile olan El Yarubiye sınır kapısının açılması ve geçtiğimiz yılın başında alınan BMGK’nın 2533 sayılı kararının süresinin uzatılması çağrısında bulunarak Rus tarafıyla karşı karşıya geldi. ABD’li Bakan BMGK oturumunda yaptığı konuşmada, “Suriye’de 13,4 milyon insan, insani yardıma muhtaç. Bu da her üç Suriyeliden ikisinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Ülkenin kuzeybatısındaki ve kuzeydoğudaki insanların birçoğuna daha fazla yardım sağlamanın en etkili ve verimli yolu sınır kapılarıdır. Bununla birlikte BMGK, yaklaşık 4 milyon Suriyeliye yardım ulaştırmak için kullanılan ülkenin kuzeybatısındaki Bab es-Selam Sınır Kapısı ve 1,3 milyon Suriyeliye yardım sağlanan kuzeydoğudaki el-Yarubiye Sınır Kapısı olmak üzere iki sınır kapısında iznin kaldırılmasını onayladı” ifadelerini kullandı.
BMGK, adeta, ABD ve Rusya arasındaki ‘yardımın siyasileştirilmesi ve Suriye’nin egemenliği’ ile ilgili tartışma için bir platforma dönüştü. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin’in, ‘sınır ötesi yardımların uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ettiğini, çünkü mevcut Suriye hükümetinin Batı’ya uymadığını’ söylemesinin üzerine ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Egemenlik, hiçbir zaman herhangi bir hükümetin halkı aç bırakma, hayati önem sahip ilaçlara ulaşmalarını engelleme, hastaneleri bombalama ya da halka karşı diğer insan hakları ihlallerinde bulunma hakkı vermedi” dedi. Verşinin ayrıca Suriye hükümetinin Brüksel’deki konferansa davet edilmemesini Şam’ın egemenliğine yönelik ek bir ihlal olduğunu öne sürerek, ‘insani yardımların siyasileştirildiği’ eleştirisinde bulundu.
New York’tan Brüksel’e taşınan Batılı ülkeler ve Rusya arasındaki tartışma, insani yardım, finansman, egemenlik ve Şam’ın davet edilmemesine kadar uzandı. Ancak, 52 ülkeden 79 temsilcinin katıldığı Uluslararası Donörler Konferansı’nın ‘uluslararası toplumun Suriye halkına yönelik siyasi, insani ve mali destek taahhüdünü teyit edilmesiyle’ sonuçlanması hoş bir sürpriz oldu. Resmi rakamlara göre konferansta, 2021 için 4,4 milyar dolarlık,  2022 yılı ve sonrası için 2 milyar dolarlık mali destek taahhütlerinde bulunuldu. Bunun yanı sıra uluslararası finans kuruluşlarının, uluslararası bağışçılara 7 milyar dolar değerinde yumuşak krediler sağlaması taahhüt edildi.
Moskova ve Şam, halkın tüm eleştirilerine rağmen sadece ‘yükü hafifletmeye’ katkıda bulunduğu için konferansın sonuçlarını önemsemiyor. Ancak konferansın hoş olmayan sürprizi, Avrupa Dışişleri ve Güvenlik Komiseri Josep Borrell ve BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’ın eş başkanlığında yapılan açıklamada, Suriye’de savaşla geçen on yılın ardından siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesi konusunda durumun halen belirsizliğini koruduğunun söylenmesi ve katılımcıların da buna ikna olmasıydı. Açıklamada, bir yılı aşkın bir süredir devam eden ‘kırılgan sakinlik’ ve ateşkese rağmen temas hatlarında çatışmaların sürdüğü belirtildi.

Normalleşme ve yeniden yapılandırma koşulları neler?
Öte yandan konferans, Rusya-Batı ülkeleri arasında Suriye’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri, normalleşme ve yeniden yapılanma koşullarına bağlılık konusunda yaşanan anlaşmazlığın devam ettiğini de gösterdi. Konferans eş başkanlığından yapılan açıklamada, çözümün, 2254 sayılı BMGK kararının uygulanması,BM gözetiminde diasporadaki Suriyelilerin de katıldığı özgür ve adil seçimlere hazırlık olarak ‘yeni bir anayasa taslağı hazırlama sürecinin tamamlanması’ olduğu vurgulandı. Bu da Suriye’de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Batı tarafından tanınmayacağı anlamına geliyor.
Borrell, Şarku’l Awsat'a daha önce yaptığı bir açıklamada, söz konusu seçimlerin ‘Suriye rejimi ile normalleşmeye yol açmayacağını’ söylemişti. Bu sözler, Rusya’nın ‘devleti korumak ve İran'ı zayıflatmak’ için Suriye'nin yeniden inşasına katılmaya çağırdığı bölge ülkelerine gönderilen bir mesaj niteliğindeydi.
Diğer yandan Brüksel’deki konferansta ve Küresel DEAŞ'la Mücadele Küresel Koalisyonu Küçük Grup Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantıda, bu yılın başlarında Suriye rejimi tarafından Rusya’nın hava desteğiyle kontrol altına alınan Badiye (çöl) bölgesinde DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasıyla ilgili endişeler dile getirildi. Suriye’de yolsuzluk ve yaptırımlar da dahil olmak üzere çeşitli faktörler nedeniyle ‘sosyal ve ekonomik koşulların kötüleştiği’ bir dönemde, ‘Suriye'de terörün tamamen ortadan kaldırılmasının, çatışmanın temel nedenlerini ele alan gerçek bir siyasi çözüme ihtiyaç duyduğu’ şeklinde ortak bir mesaj verildi.
Konferansta Suriye’nin yeniden inşasıyla ilgili olarak ise bağışçı ülkeler ve Avrupa Birliği (AB), uluslararası toplumun, (Suriye'de) yeniden yapılandırmayı, ancak BMGK’nın 2254 sayılı kararı ve Cenevre Bildirisi çerçevesinde, Suriye hükümetinin demokratik ve halkın tüm kesimlerini temsil eden muhataplar olarak güvenilir ve meşru garantiler vermesiyle güvenilir ve sağlam bir siyasi çözümün yürürlüğe girmesi durumunda destekleyeceğini, ancak Suriye’nin ‘şuan bu koşulların hiçbirini yerine getiremediğini’ vurguladılar.
Bir yandan Rusya ile müttefiklerinin, diğer yandan ABD ile Avrupalı ​​ve bölgesel ortakları arasındaki uçurum genişlemeye devam ederken Washington ile Moskova arasında, Viyana'da yapılan gizli görüşmelerle geçtiğimiz yılın yazına kadar birçok kez denenen ‘adım adım’ yaklaşımının canlandırılması konusu yeniden gündeme geldi. Bu eski ama yeni olan teklifte, Moskova’nın siyasi süreçte ‘olumlu adımlar’ atması ve İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaltılması karşılığında Batı’nın Şam’a uygulanan yaptırımları kaldırması veya hafifletmesi ve uluslararası tecridin sona ermesi  dahil olmak üzere sunmak istediği bir takım ‘teşvikler’ yer aldı.
BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, özellikle Moskova ve Washington ya da diğer deyişle Putin-Biden arasındaki gerilimin tırmanması nedeniyle bu öneriye en hevesli olanlardan biriydi. Bu arada Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın, Başbakan Angela Merkel ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında Suriye konusunda daha önce yapılan görüşmede Berlin'in yaşadığı ‘hayal kırıklıkları’ ışığında ikna olmasa da bu eğilimi desteklediğini söylemesi, yeni bir gelişme olarak kayıtlara geçti.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.