Fransa üçüncü kez karantinada: Macron aşılara güveniyor

Salgının 10 gün içinde zirve noktasına ulaşmasına yönelik tahminler

Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)
Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)
TT

Fransa üçüncü kez karantinada: Macron aşılara güveniyor

Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)
Macron’un çarşamba günkü konuşmasını dinleyen bir kadın (EPA)

Milyonlarca Fransız, çarşamba akşamı, hükümetin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ciddi bir şekilde yayılması ile mücadelede önümüzdeki günlere yönelik planları öğrenmek için Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını dinlemek üzere ekranların önüne çivilendi.
Fransa, 2020 ilkbaharında uygulanan ilk karantinanın üzerinden 400 gün geçerken, gençler de dahil olmak üzere hiçbir yaş grubu için güvenli olmayan ve daha bulaşıcı olan “İngiliz varyantı” sebebiyle öncekinden daha tehlikeli görünen salgının üçüncü dalgasıyla yüzleşiyor.
Rakamlar, salgına bağlı can kaybı sayısı dün itibariyle 96 bine ulaştığını, enfekte olan kişi sayısının ise 5 milyonu aştığını gösteriyor. Bununla birlikte, yetkilileri en çok endişelendiren, hastanelerdeki vaka sayısının yükselerek 29 bine ulaşması oldu. Yoğun bakım üniteleri artık solunum cihazına ve yoğun bakıma ihtiyacı olan hastaları karşılayamıyor. Yoğun bakımda tedavi gören hasta sayısı 5 bin 500’ü aştı.
Doktor ve hemşireler yoğun bakıma ihtiyaç duyan kişi sayısının günlük 470’e ulaştığını, boşalan yatakların hemen başka bir hasta için hazırlandığını belirtiyorlar. Sağlık çalışanları, sayıların bu hızla artmaya devam etmesinin iki duruma neden olmasından endişeleniyorlar. Bunlardan ilki, farklı hastalıkları olan ve yoğun bakıma ihtiyaç duyan hastalar pahasına Kovid-19 hastalarına daha fazla yatak ayırılması diğeri ise, tüm hastalara gerekli özenin verilmeyeceği bir noktaya ulaşılması ile hastalar arasında kaderine terk edilecekler ve tedavi edilecek olanlar olarak ayrım yapılacak bir duruma gelinmesi. Birkaç gün önce Cumhurbaşkanlığına hitaben yazılan açık bir mektup ülkede şok etkisi yarattı. Mektuba imza atan kişiler, bu derecedeki bir tehlikenin sorumluluğunu almayı reddettiler ve yetkilileri sorumluluklarından terk ettikleri ve sağlık görevlerine attıkları ithamında bulundular.
Hükümetin salgın ile mücadele planı, çarşamba gününe kadar, bölgelerinin salgından farklı derecelerde etkilenmiş olması göz önüne alındığında, her bölgenin durumunun ayrı ayrı ele alınmasına dayanıyordu.
Genel olarak, ülkede son derece tehlikeli bir durumda olan 3 bölge vardı. Bunlar, Paris bölgesi, ülkenin kuzeyi ve Nice şehrindeki sahil bölgesiydi. Bu bölgelerde, yetkililer hafifletilmiş karantina önlemleri uyguladılar. Bu önlemler arasında, saat 19.00’dan sonra sokağa çıkma yasağı, meydanlarda ve parklarda toplanmanın yasaklanması ve önemli durumlar dışında bölgeler arası seyahatin yasaklanması, giyim ve ekipman dükkanları gibi temel gereklilik olmayan tüm ticari kurumların kapatılması ve kafeler, restoranlar, sinemalar, müzeler ve tiyatroların kapalı tutulmaya devam edilmesini içeriyordu. Söz konusu önlemler uygulanırken, çeşitli eğitim seviyelerdeki okulların faaliyetlerine devam edilmesine izin verilmişti.
Ancak yetkililer için acı verici olan önlemlere riayet edilmemesi oldu. Havanın iyileşmesi ve ısınmaya başlaması ile gençlerin büyük bir bölümü hükümetin emirlerine riayet etmeyi bıraktı. Hükümetin sürü bağışıklığına ulaşmak için güvendiği aşılama kampanyası İngiltere ve Almanya gibi diğer ülkelere göre biraz daha geç başladığı için, Cumhurbaşkanı Macron, salgının yayılmasını durdurmak üzere sıkı önlemler tedbirler alması için hem sağlık sektörü çalışanları, hem de belediye başkanları ve yerel yetkililer tarafından güçlü bir baskıya maruz kaldı. Bazı kişiler geçen yıl ilkbaharda olduğu gibi kapsamlı bir karantina uygulanmasını talep etti. Ancak son kararı verme yetkisine sahip olan Macron, son 8 hafta boyunca, durumun kontrol altında olduğu belirterek katı önlemlerin uygulanmasını ertelemeye çalıştı.
Ancak vaka sayıların sürekli artması ve İngiliz varyantının Fransızların çabalarını boşa çıkaracağı korkusu nedeniyle durumun böyle devamı etmesi artık mümkün değildi. Zira, Sağlık Bakanı Olivier Ferrand dün bir radyo kanalına yaptığı açıklamalarda salgının bir hafta ila 10 gün içerisinde zirve noktasına ulaşacağını ve ay sonuna doğru yoğun bakımların şimdiye kadarki en büyük baskıya maruz kalacağını açıkladı.
Macron bu gelişmeler ve tahminler karşısında orta yol bulmayı seçti. Sıkı bir karantina uygulanmasını çağrısında bulunan kişilerin taleplerine uymayarak, bu sefer herhangi bir ayrım olmadan tüm Fransız topraklarını kapsayacak şekilde ek tedbirlerin uygulanmasına karar verdi. Bu, belirlenen kuralların ülkenin tehlikede olan bölgelerde geçerli olduğu anlamına geliyor. Macron, alınan önlemler için bir ayı geçmeyen nispeten kısa süreler belirleyerek Fransızları daha fazla çaba göstermeyi kabul etme çağrısında bulundu ve ilk kez karantinadan çıkma ve normal hayata kademeli dönüş için bir tarih belirledi.
Bunun yanı sıra, Fransa Cumhurbaşkanı kreşlerin, ilkokulların, ortaokulların ve liselerin üç haftadan ila tam bir aylık bir süre için kapatılmasına yönelik direktif verdi. uzaktan çalışma sisteminin yürütülmesi ve Fransa genelinde temel gereklilik olmayan tüm dükkanların kapatılması ve bölgeler arası hareketin yasaklanması ve hareketin tüm bölgelerde önemli nedenler dışında 10 km ile sınırlandırılması çağrısında bulundu. Yaklaşan Paskalya tatili sebebiyle, bölgeler arası harekete salı gününe kadar izin verilecek, tatilin ardından harekete yönelik önlemler katı bir şekilde uygulanacak. Başbakan Jean Castex milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada bu planların detayları anlattı. Ardından yapılan oylamada muhalefet, söz konusu kararların oylamaya sunulmadan önce yürütme otoritesi tarafından uygulamaya konulduğunu duyurduğu bahanesi ile oylamayı boykot etti.
Macron salı günü yaptığı bir açıklamada, vatandaşlarına umut vermeye çalıştı ve eski hayatlarının işleyişine kademeli bir şekilde geri dönüş vaadinde bulundu. Aynı bağlamda Olivier Ferrand, Fransızların yaz tatillerini ‘neredeyse eskisi gibi’ normal bir şekilde geçireceklerine ikna olduğunu belirtti.
Diğer ülkelerde de olduğu gibi Macron ve diğer hükümet yetkilileri, salgın konusunda aşılara güveniyor. Yetkililer, bu ayın ortasında aşılanan kişi sayısının 10 milyon kişiye ulaşacağını belirttiler. Ancak Fransızlar aşı kıtlığı sebebiyle aşı randevusu bulmakta zorlanırken Cumhurbaşkanı Avrupa’nın ve Fransa’nın önümüzdeki yaz sonuna doğru en büyük aşı üreticisi olacağını belirtti.
İşin aslı Macron, 2022 Mayıs ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken siyasi istikbali üzerine bahis oynuyor ve halka daha önce yaptıkları seçimin doğru olduğunu göstermekte ısrar ediyor. Buna karşılık sağ ve sol muhalefet öfkesini Macron’a yönlendirerek salgının başlangıcında bu yana verilen mücadelenin başarılı olamamasından onu sorumlu tutuyor. Hükümet gerekli miktarlardaki aşıları temin etmeyi başarır, salgınla mücadelede etkinliğini kanıtlar ve ekonomiyi önceki halinde döndürmeyi başarırsa, Macron Fransızları koruduğunu ve bu yolda devletin tüm imkanlarını kullandığını söyleyebilir.



Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma