Husiler 400 Afrikalı mülteciyi tutuklayarak hükümetin kontrolündeki bölgelere sürdüler

BM örgütleri Sana'da yüzlerce mültecinin ölümüne yol açan yangın suçunu ifşa etmeleri için Husilere baskı yapmaya devam ediyor.

Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)
Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)
TT

Husiler 400 Afrikalı mülteciyi tutuklayarak hükümetin kontrolündeki bölgelere sürdüler

Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)
Geçen ay Sana'daki mülteci kriziyle ilgili düzenlenen basın toplantısının önünden geçen bir Husi unsuru. (EPA)

Yemen’in başkenti Sana'daki yerel kaynaklar, Husi milislerin Cuma günü Afrikalı mülteciler tarafından Sana'daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin önünde düzenlenen yeni bir protesto gösterisini bastırdığını bildirdi. Mültecilerin, uluslararası topluma ve BM örgütlerine grubun 7 Mart'ta kendilerine karşı işlediği, yüzlerce kişinin öldürüldüğü ve yaralandığı yangın olayına ilişkin soruşturma taleplerini yinelemek için toplandığı kaydedildi.
 Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, geçen Cuma sabahı güvenlik ve askeri araçlarda bulunan silahlı Husi unsurların Afrikalı mültecilerin eylem yaptıkları bölgeyi kuşattıklarını ve ardından göstericilere cop ve gerçek mermilerle saldırdıklarını bildirdi.
 Kaynaklar, Husilerin oturma eylemini dağıtmaya yönelik saldırısının, en az iki protestocunun öldürülmesine, Etiyopya ve Somali toplumlarından 50 kadın dahil 400'den fazla kişinin tutuklanarak bilinmeyen yerlere götürülmesine neden olduğunu kaydetti.
 Aynı kaynaklara göre, grubun Afrika'daki oturma eylemlerine yönelik son saldırısı, iki haftadan daha kısa bir sürede gerçekleştirilen üçüncü saldırı oldu. Silahlı Husi unsurları geçen hafta Perşembe günü gösteri düzenleyen bazı mültecileri coplarla şiddetli bir şekilde döverken, Husilerin tekrar eden ihlal ve suçlarını kınayan diğerlerini ise kaçırdı. 
 Görgü tanıkları, darbe grubunun Afrikalı tutukluları genellikle çiftlik hayvanlarını ve mallarını Taiz vilayetindeki kontrol alanlarına taşımak için kullanılan kamyonlarla taşıdığını ve onları öncesinde, hükümet tarafından kontrol edilen komşu eyaletler Aden ve Lahic’e yürüyerek gitmeye zorladıklarını aktardı. 
 Kaynaklar, grup tarafından bölgeden ayrılmaya zorlananların sayısı hakkında kesin rakamlar vermedi. Ancak kontrol altındaki bölgelere bir daha geri dönmemek üzere beyanname imzalamak zorunda bıraktıkları kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yaklaşık 400 kişi olduğunu tahmin ettiler.
 Son haftalarda Somalililerle birlikte bir dizi Etiyopyalı göçmen, bazıları Sana sokaklarında olmak üzere birkaç gösteri düzenledi. Göstericiler yangın olayına ilişkin Husilerin yanlış bilgiler verdiklerini belirterek, failleri ortaya çıkarmak ve cezalarını almaları için onları adalete teslim etmek yönündeki önceki taleplerini yinelediler.
Afrikalı mültecilerin gösterileri sırasındaki talepleri arasında, milislerin olaydan kaçmaması, yangında ölenlerin isim ve bilgilerinin açıklanması, gömülenlerin yerlerinin ve diğer yaralılara ne olduğunun açıklanması yer alıyor. 
Afrikalı göçmenler grubu mağdurların ailelerine 150 dolar tazminat ödeyerek suçu örtbas etmeye devam etmekle, ayrıca gerçekleri tahrif etmeye ve suç mahallerini dünyadan gizlemeye devam etmekle suçluyorlar.
Yemen'deki Afrika toplumlarının yetkilileri, "suça ilişkin uluslararası sessizlik" dedikleri durumu kınarken, Husilere ait göçmenlik dairesinin kalabalık gözaltı merkezinde onlarca mültecinin ölümüne yol açan yangın olayı hakkında kapsamlı bir soruşturma talep ettiler. 
Sana'daki Etiyopya toplumundan bir yetkili daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamasında, başkentteki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin ofisi önünde bir dizi göçmenin oturma eylemi düzenlemeye devam ettiğini, bununla birlikte Husilerin protestocuları kuşatmaya ve baskı uygulamaya devam ettiğini bildirmişti.
 
Protestocu kitlelerine tehdit
Yetkili, grubun protestocu kitlelerini "oturma eylemlerinin devam etmesi durumunda sonlarının kendilerinden öncekilerin sonu gibi olacağı" şeklinde tehdit ettiğini belirtti. Sana'daki yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, grubun 3 gün önce Afrika'daki mültecileri geri çekilip oturma eylemini sonlandırmaması halinde kendilerine karşı aşırı güç kullanmakla tehdit ettiğini söyledi.
 İran destekli Husi grubu, 7 Mart'ta göçmenlerin Husilerin kendilerine yönelik baskıcı uygulamalarını protesto etmelerinin ardından, Sana'da sorumlulukları altındaki göçmenlerin tutulduğu gözaltı merkezinde kasıtlı olarak çıkarılan yangında Etiyopya uyruklu bir dizi Afrikalı mültecinin ölümüne neden oldu. 
 Söz konusu olay, grubun insan hakları örgütlerinin katliamdan sağ kurtulanlarla buluşup olayın ayrıntıları hakkında bilgi almasına izin vermemesi sonucu yerel ve uluslararası düzeyde kınandı. BM örgütleri ve uluslararası kuruluşlar davayla ilgili bağımsız bir uluslararası soruşturma talep etti.
 Husilere bağlı İçişleri Bakanlığı olaya ilişkin yaptığı açıklamada, Husi üyelerinin mültecilerin yakılmasından sorumlu olduğunu kabul etmiş, ancak sadece 47 mültecinin öldüğünü belirtmişti.
Yemen hükümeti, yangın olayının ardından İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Göç Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve diğer uluslararası, Etiyopyalı ve Yemenli insan hakları örgütleri ile birlikte, katliamı araştırmak için bağımsız bir uluslararası komisyon kurulmasını talep etti.
Etiyopyalı aktivistler Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, suçun sorumlusu oldukları için grubun liderlerine karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) dava açmak üzere uluslararası avukat atama talimatlarını açıkladılar.
Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası kuruluşlar, Sana'da yüzlerce Afrikalı göçmeni yakma suçunun süreci hakkında gerçek bilgileri ifşa etmeleri için yangına ilişkin uluslararası bir soruşturma talep ederek devrimcilere baskı yapmaya devam ediyorlar.
Sana'daki Etiyopya toplumundan yetkililer, "Grubun yüzlerce göçmene karşı işlediği suç zaman aşımına tabi olmayacak ve adalet kaçınılmaz olarak suçlulara ulaşacak. Hepsi işledikleri suçun bedelini ödeyecekler" diye konuştular.
Etiyopya merkezli Oromia’nın Geleceği Radyosu daha önce yaptığı açıklamada, Husilerin başkent  Sana'daki Göçmen ve Pasaport Dairesi yakınındaki gözaltı merkezindeki yangında yaklaşık 513 kişinin ölümüne neden oldukları korkunç suçu örtbas etmek için toplum yetkililerine baskı yapmak amacıyla sindirme ve gözünü korkutma yöntemi kullandığını belirtmişti.
Etiyopya merkezli radyo, ilgili kaynaklara atıfta bulunarak, Husi liderlerinin Sana'da bir otelde toplum yetkilileriyle görüştüklerini ve "casus" olarak nitelendirdikleri milislerinin olayların sorumlusu olduklarını kabul ederek, kurbanların ailelerine daha fazla tazminat ödemeye ve onları Yemen'e yerleştirmeye istekli olduklarını ifade ettiklerini aktardı.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.