Aşı patentleri tekelinde olan şirketlere yönelik baskılar artıyor

İrlanda'nın başkenti Dublin'de bir doz Kovid-19 aşısı hazırlayan hemşire (Reuters)
İrlanda'nın başkenti Dublin'de bir doz Kovid-19 aşısı hazırlayan hemşire (Reuters)
TT

Aşı patentleri tekelinde olan şirketlere yönelik baskılar artıyor

İrlanda'nın başkenti Dublin'de bir doz Kovid-19 aşısı hazırlayan hemşire (Reuters)
İrlanda'nın başkenti Dublin'de bir doz Kovid-19 aşısı hazırlayan hemşire (Reuters)

Çoğu zengin ülkede devam eden Kovid-19’a karşı aşılama kampanyalarının yetersizliği ve bu kampanyaların fakir ülkelerde çok yavaş ilerlemesiyle birlikte, sağlık ve ilaç endüstrisindeki patentlerin geçici olarak iptali konusundaki tartışmalar da geri döndü.  Birçok cephede, aşı üretme ve dağıtma haklarını tekelleştiren bir grup ülkeye karşı protestolar arttı.
Sağlık ve insani yardım alanında faaliyet gösteren bir dizi sivil toplum örgütü dün (Pazartesi) yayınladıkları ortak açıklamada, salgın sona erene kadar Kovid-19’a karşı aşı üretimine yönelik patentlerden vazgeçilmesi çağrısında bulundu. Bunun üretimi günde 12 milyon dozdan 60 milyon doza çıkaracağını ve bu şekilde on binlerce hayatı kurtaracağını belirttiler. Ancak ilaç üreten şirketler, etkili ilaç ve aşı geliştirmeye devam etmenin tek yolunun, şirketler arasındaki rekabeti ve bilimsel araştırmaların en üst düzeyde sürdürülmesini garanti ettiğini düşündükleri patent sistemini korumak olduğunda ısrar ediyorlar.
 İtalya, İspanya, Almanya ve Belçika'nın Avrupa bölgesel otoriteleri, geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’nden sistemi üzerindeki çalışmayı geçici olarak askıya almak veya pandeminin sonuna kadar istisnai olarak aşı üretimi için zorunlu patentlerden vazgeçmeye karar veren şirketler için tazminat formülü oluşturmak amacıyla patent sisteminin gözden geçirilmesini talep etmişti. Ancak, zengin ülkelerde yüksek mali ve ekonomik etkiye sahip olan büyük ilaç firmaları bu eğilime karşı çıkarak, ilaç üreten firmaların mümkün olan en yüksek miktardaki dozları mümkün olan en kısa sürede dağıtma konusunda diğerlerinden daha fazla endişe duyduklarını belirttiler. Ayrıca, dünyada aşı üretebilecek teknik yeterliliğe sahip olan fabrika sayısının 12’yi geçmediğini ve bu firmalardan bir kısmının Hindistan ve Güney Afrika gibi bu yeteneklere sahip ülkelerle anlaşmalar imzaladığını vurguladılar. Avrupalı ​​ilaç şirketlerinden bir sözcü yaptığı açıklamada, AstraZeneca aşı dozlarının yüzde 30'unun, fakir ülkelere dağıtmak amacıyla Hint şirketi Serum tarafından üretileceğini ve Avrupa Birliği'nin şu anda bu şirketi üretiminin bir kısmının Avrupa'ya ihraç edilmesine izin vermek için incelemeye devam ettiğini kaydetti. Sözcü ayrıca, büyük şirketler patentlerden vazgeçerse bu aşıları üretebilecek fabrikaların olmayacağını vurguladı.

Kusurlu rekabet
Sınır Tanımayan Doktorlar, zengin ülkelerin aşıların çoğunu tekelleştirmeye devam ettiklerini ve ihtiyaçlarını aşan miktarlarda satın almak için birbirleriyle rekabet ettiklerini ifade etti. Bu ülkeler her on saniyede bir aşı dozu dağıtırken, fakir ülkelerde nüfusun sadece yüzde 10'u bu yıl aşı alabilecek. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) GAVI aşı ittifakı ve Salgın Hastalıklara Hazırlık Buluşları Koalisyonu (CEP) ile işbirliği içinde yürüttüğü COVAX stratejisinin fakir ülkelere aşı ulaştırılması konusunda yeterli olmayabileceği konusunda uyardı. Bu durumun pandemiyi ortadan kaldırmaya yönelik çabaları geciktireceğini ve salgının pek çok bölgede endemik olmasına katkıda bulunabileceğini belirten UNICEF, bunun Kovid-19’un etkilerinden çok daha kötü sağlık, sosyal ve ekonomik sorunlara yol açabileceğini vurguladı.
 Oxfam örgütü, laboratuvarların ve büyük ilaç şirketlerinin Kovid-19’a karşı aşılar geliştirmek için hükümetlerden 10 milyar doları aşan büyük mali yardım aldığına dikkati çekerek şu soruyu sordu: “Şirketlerin fikri mülkiyet haklarını hükümetlerle paylaşması mantıklı değil mi? Ya da bu haklardan geçici olarak vazgeçmesi?” Büyük ilaç şirketlerinin aşı geliştirme, üretme ve dağıtma kararlarında tek başına karar aldıklarını belirten Oxfam, hükümetlerin son zamanlarda istikrarlı bir artışa tanık olunan bu aşıların fiyatlarının belirlenmesini etkileyememesi konusunda uyardı. 
 İlaç firmaları, kendilerine yöneltilen suçlama ve eleştirilere, ileride yeni ilaçların geliştirilmesini sağlamak için patentlerin şart olduğunu söyleyerek yanıt verdi.
Geliştirilmesi ortalama on yıl süren ve maliyetinin en az 3 milyar dolar olduğu ilaç geliştirme yarışında firmaları, risk almaya iten şeyin fikri mülkiyet hakları olduğunu hatırlatan şirketler, 10 bin bileşik üzerinde test ve analizler yapıldıktan sonra bu ilaçlardan sadece birinin ilaç olarak neredeyse gelişme aşamasına gelebildiğine dikkati çektiler. Ancak salgın sırasında patent sistemini kaldırma kampanyasına liderlik eden Avrupa Parlamentosu üyesi Luigi Martina, ilaç şirketlerinin patentlerin yeni ilaçlar geliştirmek için araştırmaya yatırım yapmanın tek garantisi olduğu iddiasının bahaneden başka bir şey ve doğru olmadığını ifade etti. İlaç şirketlerinin antibiyotikler ve nüfusun düşük bir yüzdesini etkileyen hastalıklar gibi artık araştırma yapmakla ilgilenmediği birçok alan olduğunu hatırlatan Martina, onlar için etkili tedaviler geliştirilmesi amacıyla araştırma ve deneylere devam etmeleri için istisnai teşviklere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. 
 
Patent sistemi
Hindistan ve Güney Afrika geçen sonbaharda Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) Kovid-19’a karşı tıbbi malzeme ve aşıların patent sistemine tabi tutulmamasını amaçlayan bir teklif sunmuştu. Ancak AB bu teklife karşı çıktı ve WTO’da yürürlükte olan çalışma kurallarına göre kararın alınmasına hazırlık olarak genel tartışmaya taşınmasını reddetti. WTO Direktörü Ngozi Okonjo, 90'dan fazla ülke tarafından kabul edilen bu öneriyle ilgili tartışmanın devam etmesini desteklediğini ifade ederken, ABD Temsilciler Meclisi Demokrat Başkanı Nancy Pelosi, Başkan Biden yönetiminin WTO’ya sunulan öneriyi destekleyeceği ve ilaç şirketlerini buna yanıt vermeye ikna etmek için müdahale edeceği bir yasa tasarısı sundu. 
 Ancak Kovid-19’a karşı aşı üreten üç Amerikan şirketi  Pfizer, Moderna ve Johnson&Johnson, Kongre'deki Cumhuriyetçi azınlığın da karşı çıktığı bu öneriyi kesin olarak reddettiklerini ifade ettiler. Gözlemciler, şirketleri aşı patentlerini terk etmeye zorlamanın çok zor olduğuna ve savaşın, aşı fiyatlarının düşürülmesi konusunda bir anlaşmayla ve belki de vaat edilen aşı miktarlarını sunamayan ülkelere bunları yerel olarak üretmelerine izin verilmesi ve gelişmekte olan ülkelere aşı üretme yeteneklerini geliştirmeleri için yardım sağlama yoluyla sona erebileceğine inanıyorlar. 
 İlaç alanında patentlerin uygulanmadığı tek zaman, eski Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula’nın Amerikan şirketleri tarafından üretilen AIDS'i tedavi etmek için anti-viral ilaçlar üretmeye karar vermesi oldu. Bu karar, Amerikan yönetimi ile çatışmaya yol açtı ve halen mahkemelerde şirketlerle yasal bir savaş olarak devam ediyor.



Ryan Gosling, Oscarlı yönetmenlerin filminden ayrıldı

Kurtuluş Projesi (MGM)
Kurtuluş Projesi (MGM)
TT

Ryan Gosling, Oscarlı yönetmenlerin filminden ayrıldı

Kurtuluş Projesi (MGM)
Kurtuluş Projesi (MGM)

Ryan Gosling, Oscar ödüllü yönetmenler Daniel Kwan ve Daniel Scheinert'ın projesinden ayrıldı.

Deadline'ın doğruladığı üzere Gosling, takvim uyuşmazlığı nedeniyle yapımdan çıktı. 

Aşıklar Şehri'nin (La La Land) 45 yaşındaki yıldızı, ilk başta 12 Haziran 2027'de gösterime girmesi planlanan ancak daha sonra 19 Kasım 2027'ye ertelenen bu gizli projede rol alacaktı. 

Daniels diye bilinen yönetmen ikilisi Kwan ve Scheinert, bu yaz Los Angeles'ta filmin çekimlerine başlamayı planlıyordu.

Ancak Gosling'in programı, zaman çizelgesindeki bu değişikliğe uyum sağlayamadı.

Karanın tam nedeni açıklanmazken aktör, kısa süre önce vizyona giren bilimkurgu destanı Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary) için dünya çapında düzenlenen devasa bir basın turunu geride bıraktı.

Andy Weir'ın 2021 tarihli romanından uyarlanan film, evinden ışık yılları uzaklıktaki bir uzay gemisinde uyanan, kim olduğu ya da neden orada olduğuna dair hiç şey hatırlamayan bir adamı konu alıyor. Film, 200 milyon dolarlık bütçesiyle dünya çapında 300,8 milyon dolar hasılat elde ederek gişede büyük başarı yakaladı.

Avatar: Ateş ve Kül'ü (Avatar: Fire and Ash) geride bırakarak yılın en yüksek hasılat yapan Hollywood filmi oldu. James Cameron'ın yapımı, yılın ilk üç ayında gişede hakimiyet kurmuştu.

The Independent'ın film eleştirmeni Clarisse Loughrey, yapıma 4 yıldız verdiği incelemede Kurtuluş Projesi'ni "olabildiğince coşkulu ve sevimli" diye tanımladı.

Gosling'in ayrılma haberi, bilimkurgu türündeki aksiyon-macera filmi Her Şey Her Yerde Aynı Anda'yla (Everything Everywhere All At Once) 2023 Oscar'ında En İyi Film de dahil 7 ödül kazanan Daniels ikilisinin hayranlarına büyük darbe olacak.

Deadline, Gosling'in ayrılmasına rağmen Universal ve Daniels'ın hedefledikleri tarihlere uymaya devam ettiğini bildirirken, onun boş bıraktığı rol için çok sayıda adayın yarışması bekleniyor.

dvfdv
Çoklu evrene doğru (A24)

Gosling yine de gelecek yıl büyük bir filmde rol alacak; Star Wars: Starfighter'ın mayısta vizyona girmesi planlanıyor.

Deadpool ve Wolverine'in (Deadpool & Wolverine) yönetmeni Shawn Levy'nin imzasını taşıyacak bu yapım, 9 filmlik Skywalker serisinden ayrı olacak.

Geçen yıl nisanda haberi duyuran Gosling, Tokyo'da düzenlenen bir Yıldız Savaşları (Star Wars) kutlama etkinliğinde hayranlarına şöyle demişti: 

Burada bulunmak ve hepinizi görmek, bunu yapmak için daha da ilham veriyor... Filmlerin bizim için ne kadar önem taşıyabileceğini, özellikle de bu filmlerin bizim için ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor... Tek umudumuz şu: 'Hayranlar bizimle olsun'.

Independent Türkçe


Duygunun söze sığmadığı yerde: Mélanie Pain

Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)
Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)
TT

Duygunun söze sığmadığı yerde: Mélanie Pain

Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)
Mélanie Pain, solo kariyerine 2008'de yayımladığı ilk albümü My Name'le adım attı (Simon Vanrie)

Mélanie Pain'ın sesi daha ilk anda tanıdık geliyor. Ne de olsa uzun yıllar Nouvelle Vague'ın sesi olarak tanındı. Ama bugün bu tanım onu eksik bırakıyor. Çünkü solo kariyerinde giderek sadeleşen, duyguyu öne çıkaran ve kendine ait bir müzikal dil kuran başka bir yere ulaştı. Sesi hâlâ çoğumuzu Nouvelle Vague'ın o zarif, hafif melankolik dünyasına götürüyor ama Pain artık yalnızca geçmişle anılan bir isim değil, yıllar içinde kendi dilini kurmuş bir müzisyen. Onun müziği, duygunun tarif edilemediği ama çok net hissedildiği bir yerden geliyor.

Son albümü How and Why, bu yolculuğun en berrak durağı gibi. Gösterişten uzak, neredeyse çıplak bir folk diliyle kurulan albüm, gitar ve vokalin yalın birlikteliğine yaslanıyor. 

Pain'in yumuşak, derin ve zarif vokali de bu minimal yapıda daha belirgin hale geliyor. Uzun süredir birlikte çalıştığı müzisyenlerle canlı kaydedilen albüm, Kings of Convenience, Iron & Wine ve Emilíana Torrini gibi isimlerin izini taşısa da sonuçta ortaya çıkan şey bütünüyle Mélanie Pain'e ait.

Pain'i bu kez İstanbul'a getiren de bu döneminin ruhu. Bugün (3 Nisan) Blind İstanbul'da sahne alacak sanatçı, yıllar sonra yeniden Türkiye'ye dönmenin heyecanını gizlemiyor. 

Daha önce, mekanın Babylon adıyla anıldığı dönemde Nouvelle Vague'la sahne aldığını hatırlıyor. "Unutulmayacak bir geceydi" diyor. Bu kez sahnede tamamen kendi şarkıları var, üstelik bugün onu sahnede yalnız bırakmayacak hayranlarına bazı sürprizler de hazırlamış:

Solo repertuvarımla geri dönmek benim için çok özel. Ve evet, birkaç sürpriz de olacak... Ama şimdilik sır.

Türkiye'yle kurduğu bağın yıllar içinde değiştiğini anlatırken sesi yumuşuyor ve bunu daha kişisel bir yerden tarif ediyor. Artık sadece bir konser durağı değil burası. "Orada gittikçe daha fazla insan tanıyorum. Bu yüzden bağım daha gerçek, daha derin" diyor. İstanbul'dan her ayrılışında içinde kalan duyguyu ise tek kelimeyle özetliyor: Minnet. 

"Turistik tarafın ötesinde, insanların cömertliğini hissediyorum" diye devam ediyor sözlerine.

Bu bağın belki de en somut karşılığı ise Türkçe şarkılar. Pain'in Duman'ın Senden Daha Güzel'ine getirdiği yorumunun Türkiye'de gördüğü ilgi, onun için de sürpriz olmuştu. O hikayeyi anlatırken hâlâ şaşkın: 

Bir arkadaşım bana anlamlı Türkçe şarkılardan oluşan bir liste hazırladı. Senden Daha Güzel'in herkesin barlarda eşlik ettiği bir klasik olduğunu söyledi. İlk dinlediğimde şarkının gücüne kapıldım. Melodiyi hemen söyleyebildim.

Şarkıyı Fransızcaya taşıma fikri ise bizzat Duman'ın lideri Kaan Tangöze'den geliyor. Pain, "Kaan'a gönderdim, çok beğendi. Hatta Fransızca versiyon fikrini o önerdi" diye anlatıyor. Daha sonra da İstanbul'da grubun konserine gitmiş. O konserin atmosferinden çok etkilendiğini de anlatıyor:

Etrafımdaki herkes şarkıyı söylüyordu. Çok duygusaldı.

Ama asıl etkileyici olan, Pain'in bu şarkıya yaklaşım biçimi. Orijinal versiyonun enerjisini alıp onu yumuşatıyor, içine melankoli katıyor, neredeyse fısıltıya yakın bir tona çekiyor. "Şarkının bana ait gibi duyulmasını istedim" diyor: 

Akorları korudum ama sözleri kendi yorumumla söyledim. Sanırım melankolisini biraz daha öne çıkardım.

Onun için müzik sabit bir şey değil. "Şarkılar yaşayan şeyler" diye ekliyor: 

Değişirler, dönüşürler.

Bu yaklaşım, Barış Manço'nun Hal Hal yorumunda da kendini gösteriyor. Psikedelik kökleri güçlü olan bu şarkı, Pain'in elinde daha sakin, daha içe dönük bir forma bürünüyor. Akustik gitarın öne çıktığı düzenleme, hafif perküsyonlar ve ince dokunuşlarla genişliyor. Pain'in sesi ise şarkıyı neredeyse baştan yazıyor: Daha kırılgan, daha güneşli ve aydınlık...

"Barış Manço'yu keşfettiğimde adeta ona takıntılı hale geldim" diyor gülerek. Ben de söz Barış Manço'ya gelince bu duygunun pek çok kişiye tanıdık geleceğini, yalnız olmadığını hatırlatıyorum ona. 

O ise "Melodilerindeki zenginlik ve yaratıcılık beni çok etkiledi" diye karşılık veriyor. Şarkının bugün hâlâ neden güçlü olduğuna dair cevabı ise basit: 

Eskimiyor. Paris'teki çocuklarım bile Hal Hal'ı söylemeye başladı.

Onun için cover yapmak bir yeniden yaratım süreci ama aynı zamanda büyük bir sorumluluk. "Bir şarkıyı anlamadan söyleyebilirsiniz" diyerek ekliyor: 

Ama gerçekten hissettiğinizde çok daha güçlü olur.

Bu yüzden her şarkıya uzun uzun hazırlanıyor. Sözleri, bağlamı, hikayeyi öğrenmeden mikrofonun başına geçmiyor: 

Şarkıya saygı duymak istiyorum. Ona özen göstermek, iyi bakmak...

dsvfd
Mélanie Pain, Nouvelle Vague'la özellikle new wave klasiklerine getirdiği akustik yorumlarla uluslararası tanınırlık kazandı (Simon Vanrie)

Bu titizlik, How and Why albümünde de hissediliyor. Pain, albümde neredeyse tam kontrol sahibi: Şarkıların çoğunu kendisi yazmış, prodüksiyon sürecini de yönlendirmiş. Ama bu "kontrol" kelimesi kulağa geldiği kadar sert değil onun dünyasında. "Tek bir amacım vardı" diyor: 

Beni mutlu edecek, hayatımı umutla dolduracak şarkılar yazmak.

Ortaya çıkan albüm gerçekten de hayal ettiği gibi: Güneşli ama hüzünlü, sade ama derin. Gürültüden arınmış, doğrudan kalbe dokunan bir ses dünyası.

Pain, yıllarını geçirdiği Nouvelle Vague'la solo işleri arasında keskin bir çizgi olmadığını söylüyor. "Ne söylersem söyleyeyim aynı ruhu katıyorum" diyor. Ama solo üretimde bir fark var: Hikaye artık tamamen ona ait. Kendi sözleri, kendi melodileri ve elbette kendi duyguları.

Bir şarkıyla gerçekten bağ kurup kurmadığını anlaması ise son derece basit. "Söylerken tüylerim diken diken oluyorsa, bu iş tamamdır" diyor: 

Bağ kurmuşumdur.

Bu bağ, sahnede de kendini gösteriyor. Yıllardır söylediği şarkılar bile onun için her seferinde yeniden doğuyor. "Bu biraz gizemli" diye gülüyor: 

Ama seyirci, mekan, ruh halim... Hepsi değişiyor. Ve tüm bunlarla birlikte şarkı da değişiyor.

İstanbul konseri için o geceyi temsil edecek tek bir şarkı var aklında: Aussi belle que toi. Yani Senden Daha Güzel'in Fransızca versiyonu: 

İstanbul'u çok iyi anlatıyor. Çok güzel, çok benzersiz. Bu şehre aşık olmak çok kolay.

f
Pain'in müziğinde folk, indie ve bossa nova etkileri sıkça bir arada duyuluyor (Simon Vanrie)

Biraz ileri sarıp konserden sonra seyircinin nasıl hissetmesini istediğini soruyorum. Cevabı yine sade, yine naif. Ama bir yandan da hepimizin hayalini kurduğu bir hissiyattan bahsediyor sanki: 

Daha hafif. Daha huzurlu. Sanki iki saatliğine yumuşak ve mutlu bir dünyaya gitmiş gibi.

Mélanie Pain'in müziği de tam olarak bunu yapıyor zaten. Gürültünün içinden sessiz bir alan açıyor. Acele etmeden, kendini göstermeye çalışmadan, sadece var olarak. Belki de bu yüzden, yıllar sonra bile yeniden keşfediliyor. Çünkü kimi sesler, sadece ilk duyulduğunda değil, gerçekten hazır olduğunuzda, insan tam da yerini bulduğunda anlam kazanıyor. Ve Pain'in sesi de onlardan biri...

Independent Türkçe


Zendaya, Tom Holland'la evliliği hakkında net bir açıklama yapmayacak

Zendaya, Tom Holland'la evliliği hakkında net bir açıklama yapmayacak
TT

Zendaya, Tom Holland'la evliliği hakkında net bir açıklama yapmayacak

Zendaya, Tom Holland'la evliliği hakkında net bir açıklama yapmayacak

Zendaya, Tom Holland'la evlenip evlenmedikleri konusunda neden sessiz kaldığına dair açıklama yaptı.

Geçen ay 2026 Oyuncu Ödülleri'nde, Zendaya'nın uzun süredir stilisti olan Law Roach, Hollywood'un en gözde çiftinin çoktan evlendiğini iddia etmişti; bu da oyuncuların o zamandan beri doğrulama veya yalanlama yapmaktan kaçındığı yoğun spekülasyonlara yol açmıştı.

29 yaşındaki Zendaya, Drama'dan (The Drama) rol arkadaşı Robert Pattinson'la The New York Times'ın Modern Love podcast'inin yakın zamanda yayımlanan bölümünde, evlilik söylentileri hakkında kesin cevap vermekten neden kaçındığını açıkladı.

Emmy ödüllü Euphoria yıldızı, "İnsanların kişisel ilişkimle ilgili belli ölçüde parasosyal bir bağ kurduğunu düşünüyorum, bunu da anlıyorum" dedi.

İkimizin de kamuoyunun tanıdığı kişiler olduğunun, insanların gözü önünde büyüdüğümüzün, birbirimize aşık olduğumuz filmlerde oynadığımızın da farkındayım, bu yüzden bunu gerçekten anlıyorum ve 'Bana karışmayın' gibi bir şey söylemek istemiyorum.

Birçok kez evlilik yüzüğü olduğu anlaşılan bir yüzükle görülen Zendaya sözlerine şöyle devam etti:

Ama birçok açıdan özel hayatına epey düşkün biriyim ve bazı şeyleri hem kendim hem de onun için bize ait tutmaya çalışıyorum.

sdfvdsv
Robert Pattinson (solda) ve Zendaya, A24’ün yeni filmi Drama'da başrolleri paylaşıyor (A24)

Zendaya, kendisi ve Holland’ın ilişkilerini dünyadan saklamaya çalışmadıklarını, bunun yerine "bu mutluluğu sadece kendi içlerinde, yakın arkadaş ve aile çevrelerinde tutabilmek için her şeyi kendilerine saklamaya" çalıştıklarını açıkladı.

Zendaya, "Dedikodular kulağıma geliyor" dedi.

Ama aynı zamanda nelerden bahsetmek ve neleri paylaşmak istediğime dair kendi küçük sınırlarım da var, anlıyor musunuz? Ortada bir denge bulmaya çalışıyorum.

Zendaya ve Holland, 4 yıllık birlikteliğin ardından 2025'te nişanlanmıştı. İkili ilk olarak 2017 yapımı Örümcek-Adam: Eve Dönüş (Spider-Man: Homecoming) için seçmelere katılırken tanışmış ve filmde Peter Parker/Örümcek-Adam ve M.J. karakterlerini canlandırmıştı.

Dune: Çöl Gezegeni (Dune) oyuncusu seçmelerden bahsederken, "Epey gergindim ama o, sadece iyi biri olarak, beni rahat hissettirip sakinleşmemi sağladı" diye konuştu.

Zendaya, Holland'ın yanında "gerçekten huzurlu" hissettiğini ve onun hayatındaki doğru insan olduğunu böyle anladığını söyledi.

"Onunla birlikteyken gergin hissetmediğimden bunun benim için doğru kişi olduğunu biliyordum" diye belirtti.

Aslında ondan uzaktayken daha gergin hissediyorum.

Independent Türkçe