Şarku’l Avsat’a konuşan İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby: Marib'e yönelik kanlı ve trajik saldırı durmalı

Stockholm Anlaşması, Hudeyde’yi insani bir felaketten kurtardı.

İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)
İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby: Marib'e yönelik kanlı ve trajik saldırı durmalı

İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)
İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby (Fotoğraf: Abdurrahman es-Salim)

İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby ile yapılan bu röportajın geçtiğimiz hafta gerçekleştirilmesi planlanıyordu, ama Umman'ın başkenti Maskat'a yaptığı ziyaret nedeniyle görüşme bu haftaya erteledi. Semneby’nin Riyad’a dönmesinin ardından gerçekleşen röportaj’da İsveçli diplomat, Yemen'deki çatışmanın, ‘ülke genelinde ilan edilecek bir ateşkesle başlayacak olan kapsamlı bir siyasi süreçle çözülmesi gerektiğini’ vurguladı.
Semneby, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Yemenli taraflar arasında yapılan Stockholm Anlaşması’nın, Hudeyde şehrini o dönemde yaşabilecek olası bir insani felaketten kurtardığını söyledi. İsveçli diplomat, Husilerin Marib’e yönelik ‘kanlı ve trajik’ olarak nitelendirdiği saldırıyı durdurmaları için benzer bir anlaşma yapılması çağrısında bulundu.
İsveç’in Husilere nasıl baktığı ve onların aşırılık yanlısı bir örgüt mü, silahlı bir grup mu yoksa siyasi bir yapı mı olarak gördüğü şeklindeki bir soruyu yanıtlamaktan kaçınan İsveç'in Yemen Özel Elçisi, “Husileri veya savaşan herhangi bir tarafı herhangi bir kategoride sınıflandırmak istemiyorum. Nasıl görünecekleri ve neyi temsil edecekleri onlara kalmış” yanıtını verdi. Semneby röportaj sırasında, İran'ın Yemen'deki rolünün artmasından, Sana'daki Afrikalı göçmenlere yönelik katliamdan ve Yemen halkına yardım etmek için yapılan insani çabalardan bahsetti.
İsveç'in Yemen Özel Elçisi Peter Semneby ile yapılan röportajın tam metni:

- Husiler kısa bir süre önce, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan barış girişimini duyurmasından sadece birkaç gün sonra insansız hava araçları (İHA) ile başta Necran ve Cizan üniversiteleri ile Cizan bölgesindeki bir petrol tesisi başta olmak üzere Suudi Arabistan’daki sivil noktaları hedef alan saldırılar düzenledi. Bu eylem hakkında ne düşünüyorsunuz?
-  Sivillere yönelik saldırılar hiçbir zaman kabul edilemez. Birleşmiş Milletler (BM), İsveç ve diğer ülkeler bunun kabul edilemez olduğunu birçok kez açıkça ortaya koydular. Neyse ki Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar, önemli kayıplara neden olmadı. Fakat bu saldırılar, büyük şehirleri ve Suudi Arabistan dışındaki önemli altyapı alanlarını hedef aldıkları için son derece tehlikeli ve pervasızca gerçekleşmeye devam ediyor. Dolayısıyla saldırılar, bölgenin istikrarını da tehlikeye atmaktadır.

- Husiler ile irtibat kuruyor musunuz? Eğer irtibat kurarsanız onlara hangi mesaj veya mesajları iletirsiniz?
Evet, Husiler ile 2018'deki Stockholm görüşmelerinin öncesinden beri iyi bir iletişimimiz var. Onlarla düzenli olarak görüşmeye devam ediyoruz. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve diğer bir takım engeller, bizi bundan alıkoymadığı zamanlarda onlarla görüşüyoruz. Yapılan görüşmelerin içeriği hakkında herhangi bir detay vermeden savaşan taraflara aynı mesajları verdiğimizi söyleyebilirim.
Yemen’in sorunları, ülke genelinde ilan edilecek bir ateşkesle başlayan, kapsamlı bir siyasi süreçle çözülmelidir. Ateşkes, insanların çektiği sıkıntıları ve acıları hafifletmek için atılacak en önemli adımdır. Çatışmaları azaltmak için taraflar arasında atılacak karşılıklı adımlarla ortaya koyulacak asgari düzeyde bir güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Husilerin bunu en açık şekilde Marib çevre yapabilir. Nihayetinde Husiler de dahil olmak üzere Yemenliler, gücü adil ve eşit bir şekilde paylaşmadıkça ve Yemen'in komşularıyla dengeli ve karşılıklı çıkarlara dayalı bir ilişki kurmasının yolunu bulmadıkça asla refaha kavuşamayacaklar.

- İsveç, iki yıl önce, Yemen’de savaşan taraflar arasındaki barış görüşmelerine ev sahipliği yaptı ama Yemen halkı henüz bu görüşmeler sonuçlarına ulaşamadı. Sizce bunun sebebi nedir?
Barış görüşmelerinin ve Stockholm Anlaşması’nın hiçbir sonuç vermediği ifadesine katılmıyorum.  Anlaşma, Hudeyde’de insani bir felaketi önledi. Çatışmanın başlangıcından bu yana iki taraf arasındaki ilk önemli anlaşmaydı. Aynı zamanda çatışmak dışında bir alternatifin olduğunu da gösterdi. BM, bu anlaşma sayesinde Hudeyde’de çalışma imkanlarına yönelik ciddi kısıtlamalara rağmen istikrar sağlanmasında etkili bir barış gücü konuşlandırdı. Aynı zamanda Stockholm'de kısmi bir mahkum takası gerçekleşti. Ancak Stockholm'de üzerinde mutabık kalınan kararlardan biri olan gücün yeniden dağılımı kararının uygulanmadığı doğrudur. Çünkü sahadaki taraflar arasında güven oluşmadı. Fakat Hudeyde anlaşması, bugün benzer trajik bir durumla karşı karşıya olduğumuz Marib için hala bir örnek oluşturabilir. Nasıl Yemen hükümeti ve (Suudi Arabistan liderliğindeki) koalisyon güçleri, 2018 yılında Hudeyde’yi yönelik saldırıyı durdurmaya karar verdiğinde insani bir felaketten kaçındıysak, Marib'e yönelik trajik kanlı saldırı da aynı şekilde durdurulmalıdır. Temel çıkış noktası, önce hayat kurtarmak, sonra askeri mantıktan siyasi mantığa geçmektir.

- BM uzmanları, İran'ın Husilere silah ve askeri danışmanlık sağladığını doğruluyorlar. Ayrıca Sana'ya meşru olarak kabul edilmeyen bir büyükelçi atadı. İran'ın Yemen'deki rolüne nasıl bakıyorsunuz?
İran’ın Yemen'de bir nüfuzu vardı ve bu nüfus çatışma süresince daha da arttı. Ancak Husilerin İran'a tamamen güvenmek istediklerini sanmıyorum. Ama yine de İran'dan gelecek yardımı memnuniyetle karşılayacakları ortadadır. Nihayetinde Husiler dahil tüm Yemen halkının, başta Suudi Arabistan olmak üzere yakın komşuları ile barış içinde yaşamaları ve onların desteğini almaları refah ve güvenlik açısından önemli olacaktır. Yemen, İran için bir fırsat kapısıdır. Ama bu, ülkedeki riskleri artırmak ve gerginliği tırmandırmak bakımından olan fırsat değildir. İran’a göre bunun hayati bir öneme sahip olmadığı da bir gerçek. İran'ın Husiler üzerinde nüfuz sahibi olduğuna şüphe yok. Eğer bu nüfuzu yapıcı bir şekilde kullanırsa, barışa olan bağlılığını ve BM’nin siyasi çözüme yönelik çabalarını desteklediğini gösterir. Bu aynı zamanda dünya güçleri arasında İran'a güvenilmesine katkıda bulunacaktır. İran için büyük önem taşıyan diğer müzakereler için de yararlı olacaktır.

- Geçtiğimiz günlerde Sana’da Husilerin kontrolündeki bir gözaltı merkezinde çeşitli Afrika ülkelerinden yaklaşık 450 göçmen yanarak can verdi. İşlenen bu suçla ilgili haberleri nasıl karşıladınız?
Göçmen gözaltı merkezindeki yangın haberi, son haftalarda Yemen'den gelen en korkunç haberlerden biriydi. Göçmenler halihazırda ülkedeki en savunmasız insanlar arasındaydı. Aslında aynı zamanda evlerini terk etmeye ve savaşın yıktığı Yemen'de tehlikeli bir yolculuğa çıkmaya karar verdikleri için birçok çatışmanın kurbanıdırlar. Gözaltı merkezlerindeki koşullardan Sana'daki yetkililerin sorumlu olduğu açıktır. Kaza araştırılmalı. Göçmenlere yardım ve koruma sağlanmalıdır.

- İsveç’in, Yemen ile ilgili önümüzdeki süreçte başlaması muhtemel müzakerelere ev sahipliği yapmak için herhangi bir hazırlığı var mı?
- Tüm dünyada devam eden pandemi süreci, yüz yüze toplantıların yapılmasını gerçekten zorlaştırıyor. Şuan Yemen konulu müzakerelere ev sahipliği yapmak gibi bir planımız yok, ama yine de mümkün olduğunda katkıda bulunmaya hazırız. Aynı zamanda Yemen'deki, bölgedeki ve dünyadaki tüm kilit aktörlerle yakın iletişimi sürdürmeye kararlıyız.

- Yemen, bugün dünyanın en kötü insani felaketini yaşıyor. İsveç, Yemen halkına insani düzeyde yardım etmek için ne tür çabalarda bulunuyor?
- İsveç, Birleşmiş Milletler ve İsviçre ile ortaklaşa yapılan ve Yemen için insani yardım taahhütlerinde bulunulan dört ayrı konferansa ev sahipliği yaptı. Bunların en sonuncusu bu yılın Mart ayı başlarında gerçekleşti. Taahhüt edilen toplam yardım miktarı, (yaklaşık 1,7 milyar dolar) geçtiğimiz yıla kıyasla daha fazlaydı. Ancak yine de bu rakam BM'nin Yemen için ihtiyaç duyduğu 9,3 milyar doların çok gerisinde kalıyor. Bu, Yemen'de kıtlığın önüne geçilmesi için belirlenen hedefin çok altında bir miktar. Bu yüzden bağışçıların daha fazla fon sağlamaları için çabalarımızı sürdürüyoruz. Suudi Arabistan 430 milyon dolarla en büyük bağışçı oldu. İsveç de aynı şekilde büyük bir bağışçı. Ayrıca Yemen'de bulunan birçok BM insani yardım kuruluşunun temel bütçesine en büyük katkı sağlayanlardan biri olarak Yemen'e dolaylı yollardan yardım sağlıyoruz. İsveç, savaş sırasında özellikle risk altında olan kadınlara yönelik insani yardım programlarını desteklemeye özel önem veriyor.

- Husilerin Yemen'i yönetmenin kendilerine verilen ilahi bir görevi olduğunu düşündükleri biliniyor. İsveç, Husileri aşırılık yanlısı bir örgüt mü, silahlı bir grup mu yoksa siyasi bir yapı mı olarak görüyor?
- Ne Husileri ne de savaşan herhangi bir tarafı, herhangi bir kategoride sınıflandırmak istemiyorum. Ne istediklerini ve neyi savunduklarını göstermek, rakiplerinin onlarla müzakerelere girmeleri, nihayetinde bir anlaşmaya varmaları ve ortak olmaları için onlara yeterli güveni sağlamaları kendilerine kalmıştır. Bu, zor olsa da imkansız değil.



Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.