Avrupa İlaç Ajansı: Sınırlama olmadan AstraZeneca’nın kullanılmasını tavsiye ediyor

Bir sağlık çalışanı, Londra'da AstraZeneca aşısı hazırlıyor (Reuters)
Bir sağlık çalışanı, Londra'da AstraZeneca aşısı hazırlıyor (Reuters)
TT

Avrupa İlaç Ajansı: Sınırlama olmadan AstraZeneca’nın kullanılmasını tavsiye ediyor

Bir sağlık çalışanı, Londra'da AstraZeneca aşısı hazırlıyor (Reuters)
Bir sağlık çalışanı, Londra'da AstraZeneca aşısı hazırlıyor (Reuters)

Avrupa İlaç Ajansı (EMA) dün (Çarşamba) yaptığı açıklamada, AstraZeneca şirketi tarafından yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirilen aşının yaş, ırk veya sağlık geçmişi kısıtlaması olmaksızın kullanılmasına yönelik tavsiyesini yeniledi. EMA yaptığı açıklamada, kan pıhtılaşmasının bu aşının çok nadir görülen olası etkilerinden olduğunu ve “Bu durumun, ilaçlarda yaygın bir durum olduğunu” belirtti.
Kovid-19’a karşı aşı geliştirme araştırmaları yarışının başlamasından bu yana, tüm gözler, köklü Oxford Üniversitesi’nin İngiliz-İsveç şirketi AstraZeneca ile oluşturduğu, bir grup bilim adamı tarafından yönetilen projeye odaklanmıştı. Söz konusu aşının ilk klinik denemelerinin ortaya çıkmasının ardından umutlar arttı ve ülkeler özellikle de salgına karşı bir ilaç bulma ihtimalinin her geçen gün daha fazla engelle karşılaşılması sebebiyle, mümkün olan en yüksek miktarda aşı dozu alabilmek için anlaşma yapmada acele ettiler.
Aşının taşıdığı tüm özellikler, hala düzeltmek için çaba gösterilen dünyanın hareketliliği ve ekonomisinin durmasına neden olan salgının seyrini değiştirmede ana faktör olarak aşıya güvenmemize neden oldu. Bu aşı dünyanın en köklü üniversitelerinden biri olan Oxford’un laboratuvarından çıkıyor, klinik denemelerde virüs ile şiddetli enfeksiyonlara karşı yüzde 100’e ulaşan etkinliğe ulaşıyor, normal buzdolaplarından korunup depolanabiliyordu. Ayrıca Pfizer aşısı 15 dolar ve Moderna aşısı 21 dolar iken, AstraZeneca aşısının fiyatı 3 doları geçmiyor. Bunların yanı sıra şirket, bu yıl 3 milyar doz aşıyı kar etmeden dağıtma ve aşıların bir miktarını dünyanın en fakir ülkelerine tahsis etme sözü de vermişti.
Ancak, aşılama kampanyalarının başlamasından haftalar sonra, aşıların uygulanmasının ardından nadir görülen yan etkilerden olan kan pıhtılaşması ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve EMA, aşı ile kan pıhtıları arasında nedensel bir ilişki olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını ve aşının faydalarının olası yan etkilerine ağır bastığını defalarca belirtmelerine rağmen bazı ülkeler aşının dağıtımını askıya alma veya aşının belli yaş gruplarına uygulanmaması kararı aldı.
Aşı olmalarının ardından kan pıhtılaşması görülen yeni vakaların ortaya çıkması sebebiyle EMA Aşı Stratejileri Sorumlusu Marco Cavalieri’nin salı günü yaptığı açıklamalarda EMA, aşı ile kan pıhtıları arasında bir bağlantının bulunduğunu belirtti. Kurum, giderek daha fazla Avrupalının aşı olmayı reddettiği aşının kullanımıyla ilgili bir genelge yayınlamak amacıyla dün (Çarşamba) olağanüstü bir toplantı düzenlemek zorunda kaldı.
Cavalieri geçen ayın sonlarında, EMA’nın Avrupa’da 9 milyon dozdan fazla aşının uygulanmasının ardından ortaya çıkan bu pıhtıların görüldüğü 44 vakanın incelediğini duyurmuş, bu vakaların çok düşük bir yüzdeye tekabül ettiğini ve sebebinin düşük trombosit olduğunu belirtmişti.
Ancak EMA’nın viroloji uzmanları, aşı uzmanları ve hematoloji uzmanlarından bir ekibin katılımıyla düzenlediği ve sonuçları Avrupa ülkeleri tarafından büyük bir ilgi ile takip edilen toplantı, aşının olası yan etkilerine yönelik korkuları ve şüpheleri ortadan kaldıracak hiçbir yeni bilgi içermiyordu.
EMA Direktörü Emer Cooke tarafından düzenlenen basın konferansında, AstraZeneca aşısının Kovid-19’u önlemeye yönelik faydalarının, tüm olası yan etkilere ağır bastığını ve vakaların yüksek bir oranı için hastaneye yatmayı önleme konusunda çok etkili bir aşı olduğunu söyledi. Cooke, şu ana kadar sağlanan verilere ve kanıtlara dayanarak, Avrupa’nın birçok ülkesinde tespit edilen kan pıhtısı vakalarının, yaş, cinsiyet veya sağlık geçmişi ile ilişkili olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamadığını belirtti. Yetkili, kan pıhtılarının oluşmasının nedeninin bağışıklık sistemi olabileceğini ancak bunun henüz doğrulanmadığını ve kan pıhtılaşmasının aşının çok nadir görülen yan etkileri listesine eklenmesi gerektiğini belirtti.
Cooke, tarihte daha önce görülmemiş yoğun aşılama kampanyalarının, ilaç kullanımını düzenleyen tüm sağlık sistemleri ve kurumları için bir zorluk teşkil ettiğini vurguladı. Avrupa risk izleme ve değerlendirme sisteminin faydalı olduğunu belirten Cooke, ülkelere, aşının kullanımına ilişkin karar alırken, genel epidemiyolojik durumu, hastanelerin kapasitelerini ve mevcut aşı miktarlarını hesaba katmaları çağrısında bulundu.
Birkaç Avrupa ülkesi aşının kullanımına yönelik kısıtlamalar getirdi. Almanya aşının sadece 60 yaş üstü kişilerde uygulanmasına yönelik karar alırken, Fransa 55 yaş üstü kişilerde kullanımına izin verdi. Kan pıhtılarının çoğunun 55 yaş altı kadınlarda görülmesi ile ilgili olarak EMA bu durumun kısmen, aşılama kampanyalarının kadınların yüksek oranda bulunduğu sağlık sektörü ve eğitim kurumları arasında başlamış olmasına bağlı olabileceğini belirtti.
WHO’dan bir uzmanın dün (Çarşamba) Cenevre’de yaptığı açıklamada, mevcut verilerin bir milyon doz AstraZeneca aşısının uygulanmasının 120 bin enfeksiyonu engellediğini, 4 bin 100 vakanın tedavi için hastaneye yatırılmasını önlediğini, 80 hastayı ölümden kurtardığını ve aşının sebep olabileceği kan pıhtılaşması görülen bir veya iki vaka olabileceğini gösterdiğini açıkladı.
İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA) ise geçen ayın sonlarına kadar 18 milyon doz AstraZeneca aşısının uygulanmasının ardından beyin damarlarında kan pıhtılaşması görülen 22 vaka ile 8 diğer vakayı inceliyor. MHRA bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, Kovid-19 aşılarının faydalarının hala tüm risklerine ağır bastığını ve herkesin aşı olma çağrısına uymaya davet edildiğini belirtti.
WHO Avrupa Bölge Ofisi, Avrupa şehirlerindeki hastanelerin aşı ile bağlantılı olmadan, günlük olarak bir milyon kişide yaklaşık 40 kan pıhtısı görülen vakanın gözlemlendiğini tahmin ediyor. Alman hematoloji uzmanı Andreas Greinacher tarafından yürütülen ilk araştırmalar, aşının uygulanmasından kaynaklanan pıhtıların sebebinin, ironik bir şekilde kan pıhtılaşmasına karşı “Heparin” ilacının kullanımının ardından nadir bir şekilde kan pıhtıları görülen vakaların oluşması gibi, bağışıklık sisteminin bir tepkisi olabileceği ihtimalinin ağır bastığını belirtti.
AstraZeneca’nın baş sağlık görevlisi Ann Taylor birkaç hafta önce yaptığı açıklamada, aşı ile kan pıhtıları arasında bir bağlantı olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıtın bulunmadığı ve şirketin aşı olan on milyonlarca insan üzerinde analiz yaptığı ve aşı olan kişiler arasında kan pıhtılaşması vakalarının aşı olmayan kişilerde görülen oranları aşmadığını belirtti. EMA’nın gelecek haftadan itibaren Rus Sputnik aşısına yönelik yürütülen klinik denemelerin, bilimsel ve etik gereklilikleri yerine getirip getirmediğini belirlemek için araştırmaya başlamasına karar verildi. EMA’nın bu kararı Macaristan’ın uygulamaya başlamış olduğu aşının kullanımına izin verilmesi için birçok hükümetin maruz kaldığı baskının giderek artmasının ardından geldi. Bazı Avrupa ülkeleri AstraZeneca aşısının belirlenen zamanlarda teslim edilmesindeki gecikmeyi telafi etmesi için Sputnik aşısının ithal edilmesini talep ediyorlar.
EMA’dan bir kaynak, Sputnik aşısı üzerinde yürütülen klinik denemelerin gerekli bilimsel prosedürleri karşılamadığına yönelik şüpheler bulunduğunu açıklamış, bunun yanı sıra Rus yetkililerin şu ana kadar aşının kullanılması için tam olarak resmi onay talebinde bulunmadıklarını belirtmişti.
Sputnik aşısını geliştiren laboratuvarın yaptığı açıklamada, klinik denemelere katılan gönüllülerin silahlı kuvvetler ve devlet memurlarından oluştuğunu ayrıca 59 ülkenin ilaç düzenleme kurumlarının aşı verilerini dikkatlice incelemelerinin ardından aşının kullanımını onayladığını belirtti. Kaynak, Sputnik’in aşıların klinik denemelerine yönelik tüm şartları yerine getirdiğine yönelik memnuniyetini dile getirdi. Almanya’nın Bavyera eyaletin yerel yetkilileri, EMA’nın aşının kullanımını onaylaması halinde 2,5 milyon doz Sputnik aşısı alacaklarını duyurdu.



Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
TT

Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)

İnci Mecdi

İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası'nda bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssüne iki balistik füze fırlatması, Tahran'ın daha önce düşünülenden daha uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda tartışma ve endişe yarattı. Zira bu saldırı, İran füzelerinin Avrupalı ülkelerle arasındaki mesafeye ulaşma kapasitesini ortaya koydu.

Diego Garcia Üssü, İran'dan yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta yer alırken, Tahran ise balistik füzelerinin menzilinin 2 bin kilometre ile sınırlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İki füzenin hedefi vuramamış olmasına rağmen, fırlatma denemesi tek başına risk haritasını değiştirmeye yetti. Gözlemciler, İran'ın ilan edilen menzilin iki katı mesafeden bir saldırı gerçekleştirmeye gerçekten teşebbüs etmiş olması halinde, bunun dünyanın bilmediği, açıklanmamış yeteneklere sahip olduğu anlamına geldiği ve Avrupa'ya bir mesaj niteliğinde olduğuna işaret etti.

Reuters, Beyaz Saray, İngiltere’nin Washington Büyükelçiliği ve İngiltere Savunma Bakanlığı'nın yorum taleplerine yanıt vermediğini bildirirken, İran'ın Mehr Haber Ajansı, Tahran'ın üsse iki balistik füze fırlattığını ve bunu, İran füzelerinin menzilinin daha önce düşünülenden daha uzun olduğunu gösteren ‘önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

İran dünyayı kandırıyor mu?

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi ve eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ın orta ve uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda dünyayı kandırdığını yazdı.

George Bush, Barack Obama ve Joe Biden yönetimlerinde görev yapmış olan eski ABD'li diplomat, ‘durum ortada’ diye yazdı. Ardından Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine atıfla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “25 Şubat 2026: Uzun menzilli füzeler geliştirmiyoruz... Menzilini 2 bin kilometrenin altında belirledik“ şeklindeki açıklamasını aktaran McGurk, ”20 Mart 2026: İran, 4 bin kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'ya füzeler fırlatıyor" diye ekledi.

İran'daki füze fırlatma yeri ile Pasifik'teki Diego Garcia Üssü arasındaki mesafeyi gösteren bir harita ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta savaşın patlak vermesinden birkaç gün önce, İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalıştığını söyledi. Kongre'de yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında, “Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeleri zaten geliştirdiler ve yakında ABD'ye ulaşabilecek füzeler inşa etmeye çalışıyorlar” diye ekledi.

ABD Kongre Araştırma Servisi'ne (CRS) göre Tahran şu anda menzili yaklaşık 3 bin kilometreye ulaşan kısa ve orta menzilli balistik füzelere sahipken ABD, İran'ın batı ucundan 9 bin kilometreden fazla uzaklıkta bulunuyor.

Çatışma alanının genişlemesi

İran, Hint Okyanusu'nun iç kesimlerine ve hatta Güney Avrupa'ya kadar ulaşma kapasitesine sahip, gerçek orta menzilli balistik füzelere yakın sistemler deniyor olabilir. Gözlemciler, bunun Tahran'ın rakiplerini gerçek vuruş menzilinden emin olamamalarını sağlayarak nüfuz kazanmasına yardımcı olacağını düşünüyor. Zira bu belirsizlik Washington ve Londra'nın planlamasını zorlaştırıyor. Füzelerin menzilinde öngörülen herhangi bir artış, bölge ülkeleri ve İsrail üzerinde füze savunma katmanlarını yeniden değerlendirmeleri için baskı oluşturabilir. Ayrıca Diego Garcia Üssü’nün hedef alınması, çatışmanın operasyon alanını Ortadoğu'nun ötesine genişleten stratejik bir tırmanış anlamına geliyor.

İran’ın bu başarısız saldırısı, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın 22’nci gününde gerçekleşti. Bu durum, savunma planlamacılarının, Tahran'ın saldırılarını Arap Körfezi'ndeki bölgesel hedeflerle sınırlamak yerine, stratejik üsleri geride tehdit edecek şekilde füze menzilini genişletmeye hazır olduğu yönündeki görüşünü güçlendiriyor.

Hürremşehr sistemi

Şarku’l Avsat’ın Defense Security sitesinden aktardığı analize göre Diego Garcia Üssü’nün İran'a yaklaşık 3 bin 800 ila 4 bin kilometre uzaklıkta olmasının, bu füzeli saldırıya önemli bir operasyonel anlam kazandırıyor. Bu durum, ya 300 ila 500 kilogram arasında olduğu tahmin edilen daha hafif bir savaş başlığının kullanıldığını ya da daha önce açıklanmamış, menzili uzatılmış bir versiyonun konuşlandırıldığını haber veriyor. Her iki olasılık da sadece geleneksel bir saldırı girişimi değil, erişim kabiliyetinin kasıtlı bir göstergesi.

Hürremşehr sistemindeki sıvı yakıtlı itiş sistemi, yük ve rota açısından esneklik sağlıyor; bu da onu, kontrollü test ortamları yerine gerçek savaş koşullarında performans sınırlarını test etmeyi amaçlayan uzun menzilli deneme fırlatmaları için uygun hale getiriyor. Bu uzun menzilli fırlatma gerçekleşirse, İran'ın Ortadoğu sınırlarını aşan hedefleri vurabilme kapasitesinin ilk somut göstergesi olacak ve bu gelişme, Avrupa ve Hint Okyanusu'ndaki savunma planlarını etkileyecek.

İran'ın menzili 2 bin kilometreye ulaşan orta menzilli balistik füzelere sahip olduğu düşünülse de, bazı askeri analistler Hürremşehr füzesinin menzilinin daha uzun olabileceğini öne sürüyor. BBC, İsrail merkezli Alma Araştırma Merkezi'nin İran'ın Hürremşehr füzesinin menzilini 3 bin kilometre olarak belirlediğini ve bu füzenin Kuzey Kore'nin orta menzilli füzesi temel alınarak geliştirildiğinin düşünüldüğünü aktardı.

Füzelere karşı savunmanın etkinliği

ABD basınının Trump yönetiminin yetkililerinden aktardığına göre İran’ın füzeleri, Chagos Takımadaları'nda bulunan üsse doğru fırlatıldı. Burası, uzun menzilli bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasını, nükleer denizaltı operasyonlarını ve güdümlü füzelerle donatılmış deniz kuvvetlerini destekleyen hayati bir lojistik merkezi. Dolayısıyla bu saldırı, savaş alanında taktiksel bir hedef olmaktan çok, müttefik kuvvetlerin konumuna yönelik bir mesaj niteliğinde.

Yetkililer, füzelerden birinin uçuş sırasında parçalandığını, ABD Donanmasına ait güdümlü füzeyle donatılmış bir destroyerin ise ikinci füzeye yönelik bir ‘SM-3’ tipi savunma füzesi fırlattığını belirtti. Ancak füzenin başarılı bir şekilde önlendiği mi yoksa kendi kendine başarısızlığa uğradığı mı hala belirsizliğini koruyor. Bu durum, Hint Okyanusu'ndaki mevcut balistik füze savunma sisteminin etkinliği konusunda bir belirsizlik yaratıyor.

Bunun yanında İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü’ne ulaşabilecek füzelere sahip olup olmadığı konusunda hâlâ şüpheler var. BBC, İran'ın Diego Garcia'ya ulaşabilecek menzile sahip füzelere sahip olduğuna dair şu ana kadar kesin bir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Ayrıca, türü belirlenemeyen iki İran füzesinin Hint Okyanusu'ndaki askeri üsse doğru fırlatılması, bunların mutlaka hedeflerine ulaşacağı anlamına gelmez.

ABD ve İsrail geçtiğimiz yıl, İran’ın nükleer programının yanı sıra uzun menzilli füze üretim kapasitesini de hedef almıştı. İran’ın elinde kalan füze stokunun büyük bir kısmı kısa menzilli balistik füzelerden oluşuyor. Bu füzeler, Tahran’ın son haftalarda İsrail ve komşu Körfez ülkeleri yönünde fırlattığı füzelerle aynı türden.

ABD ve İsrail'in düzenlediği hava saldırıları, İran'ın füze fırlatma kapasitesini büyük ölçüde azalttı. Trump'ın son zamanlarda açıkladığı rakamlara göre Tahran, orijinal kapasitesinin yalnızca yüzde 8'ini elinde tutuyor. Savaşın patlak vermesinden önce İran'ın en az bin ila bin 500 füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor. Bunların arasında menzili 3 bin kilometreden az olan ‘Somer’ füzesi de bulunuyor. ‘Sacil’ füzeleri ise 2 bin kilometre mesafedeki hedefleri vurabiliyor.

İran’ın füze kapasitelerinin azalmasına rağmen, uzmanlar İran'ın kamikaza insansız hava araçları (İHA) ve füzeler fırlatma yeteneğini korumaya devam ettiğine işaret etti. İran, muhtemelen ABD ve İsrail güçlerinin tespit edip hedef almasının zor olduğu seyyar fırlatma rampalarıyla, özellikle ülkenin doğusundaki dağınık bölgelerde bu yeteneğini sürdürüyor.


Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında
TT

Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında

İran ile İsrail arasındaki savaş, dün nükleer açıdan en tehlikeli dönüm noktalarından birine girdi. Tahran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından birkaç saat sonra, İran’dan fırlatılan bir füze İsrail’in güneyindeki Dimona şehrine düştü; ancak herhangi bir radyasyon sızıntısı kaydedilmedi.

İsrail ordusu dün, Dimona şehrini vuran füzeyi önleme girişiminin başarısız olduğunu açıklarken Tahran, saldırının Natanz şehrine yönelik saldırıya misilleme niteliğinde olduğunu belirtti. İran tarafından ilk resmi yorumu yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran füzelerinin Dimona'ya ulaşmasının savaşın yeni bir aşamaya girdiğinin somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, ‘İsrail semalarının artık savunmasız hale geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan İsrailli kaynaklara göre Dimona'ya düzenlenen saldırıda 47 kişi yaralandı.

Bu saldırıdan birkaç saat önce, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin savaştaki hedeflerine yaklaşmakta olduğu ve operasyonlarını kademeli olarak ‘azaltmayı’ değerlendirdiği açıklamasında bulundu. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise bu hafta saldırıların ‘önemli ölçüde artacağını’ söyledi. Bu durum, operasyonların sona erdirilmesi konusunda Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı olduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı, gerginliğin merkezinde yer almaya devam ederken, İranlı bir askeri kaynak, ABD’nin Hark Adası’na yönelik herhangi bir saldırısının çatışmanın Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na sıçramasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Bir diğer gelişmede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD güçlerinin İran içinde, aralarında 130 geminin de olduğu 8 binden fazla askeri hedefi vurduğunu belirterek, Tahran’ın deniz seyrüseferini tehdit etme kapasitesinin azaldığını vurguladı.

Öte yandan Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, ‘Direniş Ekseni’nin ABD ve İsrail'e karşı ‘bağımsız’ operasyonlarını sürdürdüğünü söyledi.

İsrail ordusu ise İran'da yüzlerce hedefi vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik füze saldırılarını sürdüreceğini duyurdu.


Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
TT

Japonya, ateşkesin uygulanması halinde Hürmüz Boğazı'ndaki mayın temizleme çalışmalarına katılabilir

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)
Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (Reuters)

Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta bir ateşkes sağlanması halinde, Japonya’nın küresel petrol tedarikinin hayati arterini oluşturan Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme çalışmaları için askeri güçlerini konuşlandırmayı değerlendirebileceğini söyledi.

Motegi, “Fuji” kanalında yayınlanan bir televizyon programında, “Tam bir ateşkes sağlanırsa, teorik olarak mayın temizleme gibi konular gündeme gelebilir” dedi.

“Bu tamamen varsayımsal bir durum, ancak bir ateşkes sağlanırsa ve deniz mayınları engel teşkil ederse, bunun dikkate değer bir konu olacağını düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Tokyo'nun alabileceği önlemler, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kabul edilen barışçıl anayasası gereği sınırlıdır, ancak 2015 tarihli özel güvenlik yasası, Japonya'nın varlığını tehdit eden ve buna karşı koymak için başka hiçbir yol bulunmayan bir saldırı olması durumunda, yakın güvenlik ortağına yönelik saldırı da dahil olmak üzere, yurtdışında güç kullanmasına izin vermektedir.

Motegi, Tokyo'nun mahsur kalan Japon gemilerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verecek düzenlemeler arama konusunda şu an için acil bir planı olmadığını belirterek, dünyanın petrol sevkiyatının beşte birinin geçtiği bu dar su yolundan tüm gemilerin geçmesine olanak sağlayacak koşulların yaratılmasının "büyük önem taşıdığını" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Japon Kyodo haber ajansından aktardığına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, cuma günü yaptığı açıklamada, Motegi ile Japonya'ya ait gemilerin boğazdan geçişine izin verilmesi olasılığını görüştüğünü söyledi.

Japonya, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 90'ını bu boğazdan gerçekleştiriyor; İran ise ABD ve İsrail'in kendisine karşı yürüttüğü savaş sırasında boğazı büyük ölçüde kapattı.

Dün dördüncü haftasına giren savaşın yol açtığı küresel petrol fiyatlarındaki keskin artış, Japonya ve diğer ülkeleri petrol rezervlerinden kullanmak zorunda bıraktı.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Japonya Başbakanı Sanae Takai ile bir araya geldi ve müttefiklerine boğazı açmak için savaş gemileri göndermeleri konusunda baskı uygularken – şu ana kadar sonuçsuz kalmış olsa da – Takai’yi “harekete geçmeye” çağırdı.

Takai, Washington'da düzenlenen zirvenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Trump'a Japonya'nın boğazda sunabileceği destek ve yasaları gereği sunamayacağı destekler hakkında bilgi verdiğini söyledi.