Viyana’daki nükleer görüşmelerde ikinci tura geçiliyor

ABD bazı yaptırımları kaldırmaya hazır; Tahran ise pratik adımlar atılmasını talep ediyor.

Grossi dün Viyana'da Arakçi başkanlığındaki İran heyetini ağırladı. (UAEA)
Grossi dün Viyana'da Arakçi başkanlığındaki İran heyetini ağırladı. (UAEA)
TT

Viyana’daki nükleer görüşmelerde ikinci tura geçiliyor

Grossi dün Viyana'da Arakçi başkanlığındaki İran heyetini ağırladı. (UAEA)
Grossi dün Viyana'da Arakçi başkanlığındaki İran heyetini ağırladı. (UAEA)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Abbas Arakçi dün yaptığı açıklamada, nükleer anlaşmayı yeniden hayata geçirmek amacıyla salı günü başlayan müzakerelerin bugün İran'ın istenen nükleer adımları ve ABD yaptırımlarını incelemeye odaklanan iki çalışma grubunun değerlendirmesiyle sona ereceğini açıkladı. Ayrıca katılımcı heyetlerin müzakerelere devam etmek için önümüzdeki hafta Avusturya’nın başkentine dönmeden önce kendi ülkelerinde görüşmelerde bulunduğunu kaydetti. Söz konusu ifadeler, Washington'ın uyumu yeniden sağlama yönünde nükleer anlaşma ile tutarlı olmayan yaptırımları kaldırarak gerekli adımları atmaya hazır olduğunu duyurmasının ardından geldi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi ile görüşmesinin ardından PressTV’ye açıklamalarda bulunan Arakçi, “İran'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na (KOEP) tam iltizam sağlamaya devam edebilmesi için ABD'nin yaptırımları bir adımda kaldırması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma yolları hakkındaki görüşmelerin sonuçlarına dair kendisine yöneltilen bir soruya verdiği cevapta ise söz konusu görüşmelerin sona ermeye yakın olmadığını ancak iyi yönde ilerlediğini kaydetti.
UAEA Başkanı Grossi ise Twitter hesabından yaptığı açıklamada, İranlı yetkili ile devam eden istişareler hakkında ayrıntılı görüşmelerde bulunduğunu, ajansın İran'ın faaliyetlerini ‘teknik ve profesyonel’ olarak izlemeye devam edeceğini bildirdi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde anlaşmadan çekilen Washington, Tahran'a yeniden sert yaptırımlar uygulamış; Tahran ise anlaşmanın birçok şartına bağlı kalmaktan geri adım atmıştı. Yeni ABD Başkanı Joe Biden, Tahran'ın taahhütlere yeniden uyması şartıyla anlaşmaya geri dönme niyetini belirtirken İran ise önce yaptırımların kaldırılması gerektiğini savunuyor.
Nükleer anlaşmanın tarafları olan İran, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin ve Almanya bir araya gelirken görüşmelere dolaylı yoldan katılan ABD ise Tahran heyeti ile aynı masaya oturmadı.
Devlet televizyonuna konuşan Arakçi, nükleer anlaşmaya dahil olan ülkelerden uzmanların, müzakerelerin ilk gününde iki farklı çalışma grubunun kurulmasının ardından gün boyu çalıştıklarını belirtti. İki tarafın da ‘tek aşamada’ alması gereken önlemleri organize etme yönünde çeşitli konuların dikkate alındığını söyledi.
Aşamalı adımlar veya hazırlık adımlarına yönelik herhangi bir yaklaşımı kesin bir dille reddeden İranlı diplomat, “Yaptırımların bir kerede kaldırılması yönünde görüşmelerde bulunuyoruz. Yaptırımların neler olduğu ve nasıl kaldırılacağını net bir şekilde belirleyeceğiz” ifadelerini kullandı. İki taraf, ikili adımların tertibi ve yöntemini müzakere etmeden önce İran'ın nükleer anlaşmaya tam uyum sağlama yönünde atması gereken bir dizi adım olduğuna dikkat çekti dedi.
“ABD adım atmalı, İran yükümlülüklerini yerine getirmeden önce bunu doğrulayacağız” diyen Arakçi, doğrulamanın, bunun nasıl ve ne yönlerde yapılacağının da başka bir tartışma konusu olduğunu vurguladı.
İran Rejim Lideri Ali Hamaney de Instagram hesabından yaptığı açıklamada, ABD yaptırımlarının kaldırıldığını doğrulamanın İran petrolünün kolaylıkla, resmi yolla ve normal şartlarda satılabilmesi, kaynaklara erişilmesi anlamına geldiğini vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Anlaşmaya aykırı olan yaptırımların kaldırılması da dahil olmak üzere nükleer anlaşmaya geri dönme yönünde gerekli adımları atmaya hazırız. Bunun ne anlama gelebileceğine dair kesin ayrıntılar verecek konumda değilim. Diplomasi ve tartışmalara girme anlaşmamız buna hizmet ediyor. Yaptırımların kesin niteliği ise diplomasi konusu.”
İranlı üst düzey bir yetkili ise Price'a yanıtı Press TV'ye yaptığı açıklamayla verdi:
“İran, yaptırımların bölünmesine dayalı müzakereleri kabul etmediği gibi tanımıyor da. İran'ın nükleer taahhütlerine geri dönme koşulu, tüm yaptırımların kalıcı olarak kaldırılmasıdır. Ayrıca İran'ın yaptırımların sona erdiğini doğrulama yönünde yeterli zamana ihtiyacı olacak. Zira bu kısa bir süreç değil. ABD ve Avrupa, İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması ardından yeniden uygulanmayacağına dair garanti vermelidir.”
ABD yönetiminin İran ile herhangi bir anlaşma yolunu kolaylamak için tek taraflı bir işaret veya teşvik sağlamayacağını vurgulayan Price, İran'ı müzakere masasına geri dönmeye veya bu müzakere masasını daha iyi bir konuma getirmeye çağırdı. Aynı zamanda Viyana'da ABD ve İran arasında arabulucuların yer aldığı dolaylı müzakerelerin zorluğunu dile getirdi.
ABD yönetiminin ‘herhangi bir ani atılım sağlamayacağı’ beklentilerine dikkat çeken Price, bunun potansiyel bir sürecin başlangıcı olabileceğini fark ettiklerini vurguladı. Price sözlerine şöyle devam etti:
“Önümüzde uzun ve zor bir yolculuk var. İki taraf arasındaki güven kaybı nedeniyle mekanizmalar yorucu olabilir. Zor olacak; çünkü bunlar teknik ve oldukça karmaşık konular; stratejik görüşmeler değil. Bu görüşmelerin şu ana kadar pratik olduğuna inanıyoruz. Buna karşılık yaptırımların hafifletilmesini gerektiren nükleer anlaşma planına uymaya devam edebiliriz.”
Nükleer anlaşmaya taraf olan, aynı zamanda İran ile de bir araya gelen ‘ortaklarla’ yapılan görüşmelere değinen Price, iki taraf arasındaki mesaj trafiğine atıfta bulunarak “İran'ın tutumu hakkında kendilerine kulak verdiğimiz ortaklarımız, daha sonra da bizim tutumumuzu İranlılara aktardılar” dedi.
ABD, müttefikleri ve ortaklarının mevcut nükleer anlaşmanın ötesine geçerek İran’ın insan hakları ihlallerini, terörizme verdiği desteği ve balistik füze programını ele alan kapsamlı bir anlaşmaya doğru gitmesi gerektiğini vurgulayan Price sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Bu hususlar mevzubahis olduğunda, stratejimiz, KOEP’e karşılıklı bir dönüşün gerekli ancak yeterli olmadığı yönünde. ABD yönetimi hem daha uzun ve daha güçlü bir anlaşmayı hem de uzun vadede bölgedeki ortaklarıyla bu sorunları ele alma yönünde takip anlaşmaları üzerinde çalışmayı amaçlıyor.”
Gelişen Sekiz Ülke Teşkilatı zirvesi video konferansında yaptığı açıklamada öncelikle ABD’nin yaptırımları kaldırıp pratik önlemler alarak KOEP’e geri dönmek zorunda olduğunu söyleyen İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise karşılıklı ‘olumlu’ adımların atılacağı sözü verdi.  “Elbette İran İslam Cumhuriyeti de ABD'nin eylemine karşılıklı olumlu bir adımla cevap verecektir” diyen Ruhani ABD'nin İran ulusunu diz çöktürmeye yönelik ‘tek taraflı yasa dışı’ adımlarının tamamen başarısızlıkla sonuçlandığıyla övündü. “Şiddetli ekonomik baskılara rağmen irademize ve iç gücümüze dayanarak büyük başarılar elde ettik” dedi.
ABD’nin İran'a karşı verdiği ekonomik savaşın son dört yılda yoğunlaştığını belirten Ruhani, yaptırımların İran’a oldukça zarar verdiğine dikkat çektiği açıklamasında “İran, ABD'nin ihlal ettiği ve onu yerle bir etmek için elinden gelen her şeyi yaptığı nükleer anlaşmayı halen himaye ediyor” ifadesini kullandı.



Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
TT

Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, bölgedeki gelişmeler ele alınırken, gerilimin azaltılması ve bölgenin güvenlik ile istikrarına yeniden katkı sağlayacak adımların değerlendirilmesi konuları masaya yatırıldı.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.