Sudanlı İslami partilerin seçim mücadelesi

Yapılan değerlendirmeler söz konusu oluşumların mevcut karışıklıktan yararlanmaya çalışacakları yönünde.

Sudan Halk Kongresi Başkanı Hassan Turabi. (Independent Arabia- Hasan Hammad)
Sudan Halk Kongresi Başkanı Hassan Turabi. (Independent Arabia- Hasan Hammad)
TT

Sudanlı İslami partilerin seçim mücadelesi

Sudan Halk Kongresi Başkanı Hassan Turabi. (Independent Arabia- Hasan Hammad)
Sudan Halk Kongresi Başkanı Hassan Turabi. (Independent Arabia- Hasan Hammad)

Mana Abdulfettah
Hartum, İslami eğilimli siyasi faaliyetlerin siyasi arenada hız kazanan faaliyetlerine sahne oluyor. Söz konusu faaliyetler, 1999’da Hasan et-Turabi’nin Halk Kongresi Partisi’ni kurması sonrasında bir grup İslamcının oluşturduğu Şimdi Reform Hareketi tarafından temsil edilen eski rejime yönelik eleştirilerle başladı. Eski kuruluşun bazı üyeleri, 2019 yılında popüler İslamcı Abdusselam tarafından kurulan Demokrasi ve Sosyal Adalet İçin Dayanışma hareketi adı altında ortaya çıktı. Bu durum, geçiş hükümeti ve Abdulaziz el-Hılu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) arasında ortak bir bildiri imzalanmasının hemen ardından yaşandı. Bildiri, memnuniyetle karşılandı ve geçici yasama konseyinin oluşumunun hızlandırılması çağrısı yapıldı.
Bu durum, bizi İslami hareketin karşı karşıya olduğu siyasi baskılara geri götürüyor. Baskılar, eski rejimi, John Garang liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi ile imzalanan 2005 (Naivasha) Kapsamlı Barış Anlaşması’nda belirtilenleri kabul etmeye yöneltmişti. Öyle ki anlaşma, tüm dinlerin, inançların ve geleneklerin takiplerine inanç, ibadet ve vicdan özgürlüğünü tanıyor ve hiç kimsenin bu hususlarda ayrımcılığa uğramayacağını belirtiyor.
Eski rejim, ‘medeniyet projesinden’ vazgeçmişti. Bu ifade şöyle yorumlanabilir: İktidarda kalmak adına dünya değerleri ile cennet değerleri arasında bağlantı kurmuştu. 
Belki de son anlaşmayı memnuniyetle karşılamak, bir ‘dayanışma’ hareketinin ‘İlkeler Bildirgesi’ penceresinden çıkıp liberalizmini kanıtlaması için bir fırsat olacaktı.

Hayal kırıklığı
Abdullah Hamduk hükümeti, demokrasiye giden barış talepleri göz önüne alındığında, silahlı hareketlerle art arda anlaşmalar imzalayarak bir siyasi yaşam biçimi oluşturmaya çalışıyor. Diğer yandan bu hamleler, ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgili olarak halkın hayal kırıklığını kontrol altına almakta başarısız oldu. Bu başarısızlık, devrim hükümetinin bir kısmında tarafından hayal kırıklığına yol açtı. Ancak bu genel duygunun birikimi, eski rejime yönelik pişmanlığa neden olmadı.
Bununla birlikte siyasi arenada devrim hükümetine veya siyasi partilere ait olmayan, halk için yeni bir kurtuluş bayrağı taşıyan yeni oluşumların ortaya çıkması muhtemel.
Bu oluşumlar, mevcut karışıklıktan yararlanmaya çalışacaklar. Ancak daha fazla yararı, tartışmalı konuları yeni bir üslupla benimsemekten elde edecekler. Geçiş hükümetinin suçlarından biri, bu konularda aldığı kararların hiçbirini referandumunda halka sunmamasıdır. Ayrıca Yasama Konseyi’nin yokluğu, kararların tek taraflı olarak alınması anlamına geliyor.
Bu adım, birkaç İslami oluşumun varlığından kaynaklanıyor. Öyle ki bu oluşumlar, halkı ‘geçiş hükümeti ile vatandaşlar arasındaki boşluğu doldurma’ konusunda tatmin edecek medya faaliyetlerinin farkında. Bu boşluk, mahalleleri temsil eden Direniş Komiteleri tarafında da doldurulmaya çalışıldı. Ancak vatandaşlar, bunu gücün bir parçası olarak görüyorlar. Komiteler, vatandaşların tarafını tutsalar bile görevlerini yüksek bir devrimcilikle yürütüyorlar. Bunun sonucunda da düzenli kuvvetler ile yerel birimlerdeki ve çeşitli hizmet kurumlarındaki çalışanlarla bir çatışma ortaya çıkıyor.

Birleşik cephe
Halk Hareketi’nden İslamcı kesimler, iç gerginliklere rağmen yaklaşan seçimlere hazırlıkta ön planda görünürken ardında da birleşik cephedeki Ulusal Kongre yer alıyor.
Bu hazırlık, İslamcıların siyasete katılmaya diğerlerinden daha hevesli olduğunu gösteriyor. Herhangi bir tarih belirlenmemiş olmasına ve geçiş dönemini uzatma olasılığı olmasına rağmen seçimler, ‘1980’lerde İslami Cephe tarafından uygulanan’ benzer seferberlik taktiklerini kullanmak için bir fırsat olabilir. Öyle ki Turabi’nin İslamcılarla olan uzun süreli düşmanlığının ardından eski Cumhurbaşkanı Cafer en-Numeyri ile yakınlaşması yolunda bazı taktikler ortaya koyulmuştu. Numeyri’nin İslamcılarla olan anlaşmazlık döneminde ise İslami Tüzük Cephesi’nin üyeleri tutuklanmış ve Turabi yedi yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Daha sonra 1977 yılında İslami Hareket ve Numeyri arasındaki uzlaşıyla serbest bırakılmışlardı.
Bu uzlaşma Turabi’yi Adalet Bakanlığı’na getirdi ve eylül kanunları (şeriat) 1983’te iki amaçla yürürlüğe koyuldu. Bu amaçlardan ilki, Numeyri’nin Afrika Kıtası ile Arap dünyasını bir araya getiren bu noktada, ‘İslam Devleti’nin kurulması sonrasında Müslümanların önderi olacağı yanılgısıyla ilgili. İkinci amaç ise muhaliflerin çok sayıda insanı kendine çekebilen Cumhuriyetçi Parti gibi İslami ideolojik nitelikteki siyasi hareketlerden uzaklaştırılması. Partinin lideri Mahmud Muhammed Taha, ‘dinden çıkmayla’ suçlanarak ölüm cezasına çarptırılmıştı.

Temel farklılıklar
Mevcut dinamikler ile 1980’lerdeki benzerliklere rağmen iki noktada temel farklılıklar bulunuyor. İlk olarak İslami eğilim, Numeyri döneminin sonlarında olduğu gibi politikalarını ve gündemlerini yürürlüğe koymada ve Beşir darbesiyle iktidarı ele geçirmede orduya bağlıydı. Ancak şu an askeri unsur tehdit ediliyor. Yani bu unsur ve İslamcılar arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir eğilim, ordunun ayakları altındaki halının çekilmesine neden olabilir.
Bu konuda avantaj kazanmaya hazırlanan taraflar arasında, siyasi kolları ve Ensar İşleri Kurumu Genel Sekreterliği ile çekişmeli başlıklarda belirsiz pozisyonlara sahip Milli Ümmet Partisi de bulunuyor. İkinci nokta ise 1960’lardaki İslami Tüzük’ten, 1980’lerde İslami Cephe ve İslami Akım’dan, hatta Halk Kongresi’nden ve ‘halk’ hareketinden ‘Şimdi Reform’a ve ‘dayanışmaya’ kadar farklı isimleriyle İslami hareketin tarihiyle ilgili. İslami hareket tarihini, özellikle de yakın tarihini arındırmakta büyük zorluklarla karşılaşacak.
Bu noktada hareketin, geçiş hükümetinin dini temellere dayalı siyasi partilerin kurulmasını yasaklayan yeni bir yasa tasarısı araştırmasına dair yayınlananlara değinme fırsatı oluştu. Hareket, yaptığı bir açıklamada “Koalisyonda, programlarda ve faaliyetlerde demokrasi şartı açıktır” ifadelerine yer vermişti. Ayrıca Mahbub Abdusselam’ın ‘Hareketu-l İslamiyye; Dairetu’l Dev’i… Huyutu-l Zalam’ kitabındaki eski notlara ve İslami Hareket üyelerine yönelik eleştirilere de atıf yapılıyor. Ayrıca Turabi’nin ‘kurtuluş’ darbesi için alenen özür dilemesi talebi ve “Siyasi İslam, amaçlarını tüketti” ifadesine yer veriliyor. Abdusselam, kitabında “İslami hareket, köken olarak demokratiktir ve kendi iç Şura Konseyi’ne sahiptir” diyor. Ayrıca şu ifadelere yer veriyor:
“Hareketin ve devletin gidişatını yönetme ve kontrol etme konusunda en yüksek yetkiye sahip olan özel Şura Konseyi, kurtuluş devleti projesiyle yakından ilgili bir organ gibi görünüyordu.”

Uygun bir fırsat
Bu fırsat, ‘Şimdi Reform’ hareketinin benimsediği ve eski rejimin örgütsel nedenlerle savaştığı dönüşümler ışığında İslami hareket açısından uygundur. Hareketin siyasal reform, yurttaşlık durumu ve demokratik dönüşümle ilgili adından da anlaşılacağı üzere içeriden örgütlenmeyle başlayan bu dönüşümler, İslami Hareket Şura Konseyi ile derin bir tartışmaya girdi. Zira konseyin görevde kalmak için çağrı yapan dini bir ideolojik referansa dayandığı görüldü. Bu akım, eski rejimin kurumlarının dışında, uyum sağlamaya çalışıyordu. Hareketin içerisinde maruz kaldığı adaletsizliğin ışığında, kendisini toplumsal olarak kabul edilebilir kılan ve siyasi örgütlere açık hale getiren algıları değiştirmeye çalıştı.
‘Dayanışma’ hareketi ise demokratik söylemler kullanıyor. Geçici Egemenlik Konseyi’nin askeri kısmına yönelik eleştirisinde Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile uyumlu bir çizgide. Diğer İslamcıları yok etmeye çalışan Ulusal Kongre Partisi gibi değil. Dayanışma hareketinin, siyasal İslam söylemini kullanmadan Halk ve Ulusal Kongre’ye mensup İslamcıları birleştirmesi bekleniyor.
Sudan İslami Hareketi, oluşumunda Hasan el-Benna liderliğinde kurulmuş Mısır’daki ‘Müslüman Kardeşler’ ana hareketine itimat ettiyse de mevcut düzenlemeler Tunus Nahda Hareketi’nin eylemlerine dayanıyor. Müslüman Kardeşler, bu eylemleri siyasal İslam görüşünün terk edildiğini ilan ederek ideolojik bir darbe olarak nitelendiriyor. Düzenlemeler, gerçek bir dönüşüm sağlamadı. Daha ziyade felaket sonuçlara yol açtı. Bu nedenle de buradan alınan görüntüler, başka bir şeye dönüşebilir.

Oluşum evresi
‘Dayanışma’ hareketi, oluşum evresinde Halk Kongresi’nin desteği dışında tek başına kalacaktır. Ancak seçimler için rekabet edecek bir siyasi parti olarak ismini kaydettirmesiyle birlikte sürpriz bir gelişme yaşanabilir. Siyasi tembellik ve hareketin ortaya koyduklarına kabul edilebilirlik açısından duyulan güvensizlik, ister tamamen reddetme ister destekleme isterse de eski rejimin gündemi uygulamak için birlikte koalisyona yönelme olsun, mevcut durumda aleyhindeki hükümlere bir sınır koyacaktır.
Bu yaklaşım, hareket için istenilen etkiyi sağlamayabilir. Bununla birlikte geçiş hükümetinin bazı bileşenlerinin, ‘siyasi arenayı canlandırmak ve bir nevi siyasi alan açmak amacıyla’ harekete tolerans gösterme arzusunun hükümet anlaşmazlığının alevlenmesine yol açması bekleniyor.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.