AB, üye ülkelerin ilaç şirketleri ile pazarlık yapmalarını yasakladı

Dün Roma’da yaşlı bir kişiye Pfizer aşısı yapılırken (AP)
Dün Roma’da yaşlı bir kişiye Pfizer aşısı yapılırken (AP)
TT

AB, üye ülkelerin ilaç şirketleri ile pazarlık yapmalarını yasakladı

Dün Roma’da yaşlı bir kişiye Pfizer aşısı yapılırken (AP)
Dün Roma’da yaşlı bir kişiye Pfizer aşısı yapılırken (AP)

Avrupa Birliği’ndeki (AB) aşılama kampanyaları, yaza kadar yetişkin nüfusunun yüzde 70’ini aşılama hedefine gerçekleştirilmesinde hassas bir aşamaya girdi. Bu aşamada bazı AB ülkelerinin ek aşı dozu almak için ilaç şirketleri ikili anlaşmalar yapmaya yönelik çabaları, Avrupa Komisyonu’nun uyarıda bulunmasına neden oldu. Avrupa Komisyonu sözcüsü “Hükümetler siyasi ve kanuni olarak, AB ile bu şirketler arasında imzalanan anlaşmaların dışında aşı satın almak üzere ilaç şirketleriyle ikili anlaşmalara yönelik müzakere yapmamakla yükümlüdür” İfadelerini kullandı. Komisyon’un uyarısı, bazı devletlerin ilaç şirketleri ile iletişime geçmesinin doğrulanmasının ardından geldi. Bu bağlamda, İtalya hükümetinden üst düzey bir yetkili, Başbakan Mario Draghi’nin Amerikan şirketi Moderna’nın müdürü ile temasa geçtiğini ancak şirketle ikili bir anlaşma imzalama çabalarını reddetmişti.
Bazı Avrupa hükümetleri, geçtiğimiz haftalarda, taahhüt edilen aşı miktarlarının teslimatının gecikmesi halinde gerekli miktarlarda aşı almak için ilaç şirketleriyle görüşmeye hazır olduklarını belirtti. Almanya’nın Bavyera Eyaleti hükümeti iki gün önce yaptığı açıklamada, Sputnik aşısı için Rus firması ile 2,5 milyon doz satın almak için üzere ön sözleşme imzaladığını duyururdu. Hollanda hükümeti ve İtalya’nın Lombardiya bölgesi ile İspanya’nın Katalonya bölgesi yetkilileri de Rus aşısını satın almaya hazır olduklarını açıkladılar. AB İç Pazar Komiseri Thierry Breton Cuma günü Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Rus aşısı ile ilgili olarak, aşının gelecek yıldan önce bu miktarlarda ihracat için hazır olmayacağını belirtti.
İtalyan resmi kaynakları, ilaç firmaları ile kurulan iletişimlerin, ilgili diğer ülkelerle koordineli olarak yürütüldüğünü, görüşmelerin Komisyon ile imzalanan anlaşmayı geçersiz bırakmayı amaçlamadığını, aksine söz konusu şirketlerin AB ülkelerine sevkiyatlarını arttırma ve AB’de aşı üreten tesislerin sayısı çoğaltmalarına yönelik baskı uygulandığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, AB ile anlaşma imzalamamış şirketlerden aşı satın almalarını engelleyen herhangi bir yasal engel bulunmadığını açıklamıştı. AB ülkelerinin imzaladığı Avrupa Aşı Stratejisi “hükümetler ve şirketler arasında anlaşma çerçevesi dışındaki müzakereleri yasaklar ve devlet ve hükümet başkanları, Komisyon ile anlaşma imzalamış ilaç şirketleriyle ikili anlaşmalar imzalamama sözü verir” ifadelerini içerir. Komisyon’un anlaşma imzaladığı şirketler arasında Moderna, Pfizer, Johnson&Johnson ve AstraZeneca yer alıyor. Komisyon sözcüsü bunun sebebinin çok net olduğunu, bu maddenin özellikle de tüm göstergelerin gelecek yıllarda aşılara ihtiyacımız olacağını gösterdiğinden, üye ülkeler arasında yıkıcı bir aşı savaşının çıkmasını önlediğini belirtti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Fransa’da 24 saatte uygulanan aşı miktarında rekor kırılarak 510 bin aşı dozuna ulaştığını duyururken, AB Komisyonu bu yıl Ocak ayından bu yana AB dışı 42 ülkeye 81 milyon doz aşı ihraç edildiğini açıkladı.
Diğer yandan, Komisyon dün üye ülkelerin hükümetlere, Eylül ayında tüm AB sakinlerinin aşılanmış olmasının ardından, yeni bir aşılamaya hazırlıklı olarak gelecek iki yıl için ek 1,8 milyon doz aşının satın alınmasının onaylanması çağrısında bulundu. Komisyon kaynakları, üye devletlerin büyük ihtimalle yakında imzalanmasını onaylayacağı ve diğer şirketlerle benzer anlaşmalara gireceği bu yeni sözleşmenin, RNA teknolojisi sayesinde yeni viral mutasyonlardan korunmayı ve ilaç firmalarının çocuklar üzerindeki klinik deneyleri tamamlanmasının ardından çocukların aşılanmasını hedefliyor. Ünlü İtalyan immünoloji uzmanı Alberto Mantovani dün, Avrupa ülkelerinin aşı üretme imkanlarını güçlendirme çalışmalarını hızlandırmaları gerektiğini çünkü önümüzdeki birkaç yıl mevsimlik aşılama kampanyalarına ihtiyaç duyulacağını açıkladı.
Bu ihtiyati yöntem, Avrupa İlaç Ajansı’nın (EMA) iki gün önce, Pfizer ve Morderna’nın aksine, Sputnik ve AstraZeneca gibi geleneksel DNA teknolojisini kullanan Johnson&Johnson aşısını olduktan sonra kan pıhtılaşması gözlemlenen 5 vaka için inceleme başlatmasının ardından, dün, AstraZeneca aşısı yapıldıktan sonra çok nadir şekilde görülen 5 saç dökülmesi vakası için inceleme başlatması ile daha da önem kazanıyor.
Moderna aşısını üreten ABD’li biyokimya şirketinin müdürü Dan Staner dün yaptığı açıklamada, yeni nesil aşıların Ekim ayından itibaren hazır olacağını ve şimdiye kadarki en ölümcül varyant olduğu bilinen Güney Afrika varyantı başta olmak üzere yeni varyantlara karşı etkili olacağını açıkladı. Staner, şirketin şu anda AIDS, influenza ve bir dizi kanser tümörüne karşı aşılar da dahil olmak üzere RNA teknolojisi ile 24 aşının geliştirilmesi için çalıştığını belirtti.



Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)

İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik ortaklıklara sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik ortamında bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmamış olması geniş çaplı soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme gayretiyle açıklıyor.

Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu değerlendirmeyi National Interest dergisinde yayımlanan raporunda dile getirdi.

Mitchell’e göre, İran izole bir durumda ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürütüyor. Buna karşın, İran’ın partnerleri olan Çin ve Rusya, dikkat çeken bir şekilde sahnede yok. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu sırada ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık kapsamında, bölgeye daha fazla asker sevk ediyor.

Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karışıklığın kanıtı’ olarak nitelendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesi’ durumunu da utanç verici olarak değerlendiriyor.

Ancak durum, ilgisizlik veya ihmal değil; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha disiplinli tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı sürede stratejik kazanç elde etmesi muhtemel.

Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikli olarak Asya ve yakın çevresi ekseninde şekillendiriyor. Ortadoğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin onu hiçbir zaman Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli görmedi. Modern tarihinde Çin, resmi ittifaklara girmekten kaçındı; tek güvenlik anlaşması 1961’den beri Kuzey Kore ile ve bu bağın gücü bile sorgulanabilir düzeyde.

Mitchell, Çin’in İran’a yıllar boyunca silah sağladığını ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle kıyaslanamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Çin’in öncelikli sahasında yer almıyor; bu da Pekin’e İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sağlıyor.

Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel motoru olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.

Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye emanet etme stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki bu çalkantılara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.

Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bunlar arasında Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da yer alıyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.

fdewrv
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’de bulunan savaş uçakları (Reuters)

Rusya ise İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. Rusya’nın 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldı. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi sınırlı.

Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı, ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisi sürdürüyor. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirdi. Ancak buna rağmen İran, Rusya için yeterli önemde değil.

Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacak. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri sağlayabilir.

ABD’nin İran’a müdahalesi aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı destek sunuyor. ABD operasyonları özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına da sahip.

fvvfr
ABD’ye ait USS Delbert D. Black destroyeri, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatırken (Reuters)

Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir, savaşın avantajlarından faydalanabilir.

Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu ölçülü tutum, ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesi. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.


Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
TT

Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran'daki uranyum stoklarını ülkeden çıkarmak için kara harekatı planı hazırladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a (WP) konuşan yetkililer, yaklaşık 450 kilogramlık uranyumun taşınması için hazırlanan planın geçen hafta Trump'a sunulduğunu belirtiyor.

Wall Street Journal, Beyaz Saray'ın kara harekatını değerlendirdiğini yazmıştı ancak Trump'ın doğrudan operasyon planı hazırlattığı bilinmiyordu.

Plan radyoaktif maddelerin kazılarak çıkarılması ve toplanmasını sağlamak için binlerce askerin ve ağır ekipmanın hava yoluyla İran'a gönderilmesini gerektiriyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) göre İran'da yüzde 60 seviyesinde zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum stoku var. Bunun yarısının İsfahan'daki tesislerde yerin yaklaşık 90 metre altında depolandığı düşünülüyor. Geri kalan uranyumunsa Natanz ve diğer nükleer tesislerde saklandığı tahmin ediliyor.

Kaynaklar, plan kapsamında özel harekatçıların bölgeye gönderilebileceğini, Isfahan'daki tünellerden çıkarılan uranyum konteynerlerinin hava yoluyla taşınabileceğini söylüyor.

Ancak bazı uzmanlar bunun çok tehlikeli bir operasyon olacağına dikkat çekiyor. Emekli CIA görevlisi ve Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy şunları söylüyor:

Bu, tarihin en karmaşık özel operasyonlarından biri olacaktır. Silahlı kuvvetler için büyük bir risk teşkil ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Özel Harekat Komutanlığı'nın başında bulunmuş emekli General Joseph Votel, uranyumu almanın en iyi yolunun ateşkes sağlandıktan sonra UAEK personeliyle koordineli çalışmak olduğunu belirtiyor.

Diğer yandan "Oraya girmek için savaşmak zorunda kalırsanız, bu şekilde de yapılabilir" diyor ve ekliyor:

Pek çok risk var. Son derece karmaşık bir planlama gerektiriyor. Muhtemelen kayıplar yaşanacaktır. Ancak bu, ABD Özel Harekat Kuvvetleri'nin üstlenmesi gereken bir görev. Bizim işimiz bu. Bu tür ortamlara girmek üzere özel olarak eğitilmiş personelimiz var.

Askeri yetkililer, ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen harekata ya da 2011'de Usame bin Ladin'in Pakistan'da öldürüldüğü operasyona kıyasla bunun çok daha karmaşık ve ölümcül olacağını vurguluyor.

Amerikan komandolarının, mühendislerinin ve iş makinelerinin sürekli düşman ateşi altında çalışmak zorunda kalacağı ve büyük kayıplar verilebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre süreç sorunsuz ilerlese bile operasyonun tamamlanması haftalar alabilir.

Trump, İran savaşının temel hedeflerinden birinin Tahran yönetiminin nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu öne sürüyor.

Cumhuriyetçi lider, savaşın başlarında İran'ın ABD anakarasını vurabilecek nükleer bombaları çok kısa sürede üretebileceğini iddia etmiş ancak istihbarat yetkilileri bu yönde raporlar olmadığını söylemişti.

Öte yandan Trump, çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda İran'daki uranyum stokuna dair şunları söyledi:

Bunlar yerin çok altında, dolayısıyla umurumda değil. Oradaki durumu uydularla her zaman takip edebiliriz.

ABD Başkanı, çarşamba gecesi Beyaz Saray'da yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında İran'ın uranyum stokunu kullanmak için hamle yaptığını gördükleri an "füzelerle çok sert saldırılar düzenleyeceklerini" söylemişti.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
TT

Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)

ABD, İran'la anlaşma yapmadan savaşı sonlandırırsa Tahran enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini artırarak daha da güçlenebilir.

Reuters'ın analizinde, savaş sonrası durumla ilgili net garantiler oluşturulamaması halinde ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerinin tehlikeli bir pozisyonda kalacağı belirtiliyor.

Dubai merkezli düşünce kuruluşu B'huth Araştırma Merkezi'nden Muhammed Baharun, ABD güçleri Körfez ülkelerindeki üslerde varlığını sürdürdükçe bu devletlerin İran'ın saldırısına açık olacağını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirdi.

Analize göre boğazdaki geçişlerin aksamasıyla başlayan ekonomik kriz, savaş net bir anlaşmayla sona ermezse Körfez ülkelerini uzun süre olumsuz etkileyebilir.

BAE'li analist Baharun, Körfez ülkelerinin bu savaşı engellemek için 28 Şubat öncesinde yoğun diplomatik çaba sarf ettiğini de hatırlatıyor. İran'ın enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti nedeniyle Körfez devletlerinin savaşa girmekten çekindiğini savunuyor.

ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey yetkili öldürüldü.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü'nden Alex Vatanka, bu hamlelerin Tahran'ı zayıflatmak yerine daha da radikalleştirdiğini söylüyor:

Hamaney bir Ayetullah'tı, böyle bir şey yapılmaz. Hele ki bir Ayetullah'ı öldürmek, yabancı bir gücün yapacağı bir şey değildir. Ama Trump kendini tutamayan bir adam. Şii dini otoriteler açısından her türlü kuralı ve protokolü çiğnedi.

Analist Magnus Ranstorp da İran'ın "henüz asıl gücünü göstermediğini" savunuyor. Tahran yönetiminin desteklediği örgütleri küresel ölçekte kullanarak ABD ve İsrail'e çok daha kuvvetli bir darbe indirme kapasitesine sahip olduğunu vurguluyor.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husilerin de 28 Mart'ta İsrail'e füze fırlatarak savaşa girmesi bölgedeki çatışmaların daha da yayılması riskini doğurdu.

Husi yönetiminin Enformasyon Bakan Yardımcısı Muhammed Mansur, dünkü açıklamasında Körfez ülkelerinin savaşa katılması halinde Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehdidi savurdu.

Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğazın kapanması, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı küresel ekonomik krizi daha da derinleştirebilir.

 Henüz hiçbir Körfez ülkesi savaşa doğrudan katılmamış olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Hürmüz'ün açılması için ABD ve İsrail'e askeri destek sağlamayı değerlendirdiği aktarılmıştı.

Wall Street Journal'ın 1 Nisan'daki haberinde,  BAE'nin Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ABD tarafından işgal edilmesini istediği de öne sürülmüştü.

Suudi Arabistan devletine ait Arab News'de yayımlanan analizde, savaşın Arap devletleri arasındaki birlik eksikliğini gösterdiği vurgulandı:

Arap dünyası için bu savaşın etkileri çok daha derin. Bu çatışma, bölgesel güvenliğin sadece dış güçlere devredilemeyeceğini ve parçalanmış ulusal stratejilerle yönetilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Birleşik bir Arap güvenlik çerçevesinin yokluğu, hem bölgesel hem de uluslararası dış aktörlerin defalarca istismar ettiği stratejik boşluklar yarattı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Arab News