Birleşik Krallık’ta 200 akademisyene ‘Çin soruşturması’

Çin’in prestijli İngiliz ve Amerikan üniversitelerine yönelik cömert finansman desteği mercek altında

Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)
Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)
TT

Birleşik Krallık’ta 200 akademisyene ‘Çin soruşturması’

Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)
Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)

Birleşik Krallık’ta yayımlanan Times gazetesi, yakın bir tarihte, İngiltere’deki 20 üniversite öğretim görevlisi olan 200 akademisyen hakkında, Pekin’in azınlıkları ve muhalifleri bastırmak için kullanabileceği bir İngiliz teknolojisini Çin ile paylaşmış olabileceklerine ilişkin soruşturma yürütüldüğüne dair bir haber yaptı.
Haber, Manchester Üniversitesi'nin China Electronics Technology Group ile bir araştırma ortaklığı anlaşmasını iptal etmesinden kısa bir süre yayınlandı. Siyasi analist Judith Bergman, ABD merkezli Gatestone Enstitüsü tarafından yayımlanan raporunda, üniversitenin China Electronics Technology Group ile ilgili olarak şirketin, Çin hükümeti takip sisteminin ana planlamacılarından biri olmasından ve Sincan Özerk Bölgesi’nde, çoğunluğunu Uygur Türklerinin oluşturduğu bir milyondan fazla Müslüman’a yönelik kimlik temelli zulüm için kullanılan teknoloji ve altyapıyı sağlamasından kaynaklı endişeler nedeniyle uyarılmasının ardından iptalin gerçekleştiğini söyledi. Bergman, Manchester Üniversitesi ile China Electronics Technology Group arasında yapılan araştırma iş birliğinin, ‘radyo astronomi alanında büyük ilerleme kaydetmeyi’ amaçladığını ve üniversitenin, şirketin Uygurlara yönelik zulümde üstlendiği iddia edilen rolünün farkında olmadığını belirtti. İngiltere merkezli araştırma merkezi Civitas tarafından 7 Şubat'ta yayınlanan, ‘Inadvertently Arming China?: The Chinese military complex and its potential exploitation of scientific research at UK universities’ (Çin istemeden silahlandırılıyor mu?: Çin askeri kompleksi ve Birleşik Krallık üniversitelerindeki bilimsel araştırmalardan yararlanması olasılığı) başlıklı bir başka yeni raporda ise, Çin ordusuyla ilişkili Çin merkezli holdinglerin ve üniversitelerin, İngiltere'nin önde gelen üniversitelerinin yüksek teknoloji araştırma merkezlerinin çoğuna mali destek sağladıkları öne sürüldü.
Raporda İngiltere’deki bazı üniversitelerin birçok durumda yanlışlıkla, Çin ordusuna yakın holdinglerin sponsorluğunda araştırmalar yürüttüğünü ve bu araştırmaların, aralarında Çin'in yeni bir silahlanma yarışına katıldığı kıtalararası balistik füzelerin (ICBM) ve yaygın bir istikrarsızlık yaratmayı hedefleyen hipersonik füzelerin de olduğu kitle imha silahlarının üretiminde faaliyet gösteren şirketler de dahil olmak üzere bu holdingler tarafından kullanılabileceğine işaret edildi.
Gatestone Enstitüsü'nde üst düzey bir araştırmacı olan Bergman, raporunda şunları ekledi:
“Birleşik Krallık'taki ortaya çıkarılanlar, Batı’daki akademi dünyasında giderek artan Çin nüfuzu girişimlerinden sadece biridir.”
Avustralyalı analist Alex Joske, geçtiğimiz Ocak ayında, Avustralya Parlamentosu Ortak İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu'na sunduğu ‘The Chinese Communist Party’s global search for technology and talent’ (Çin Komünist Partisi’nin küresel teknoloji ve yetenek arayışı) başlıklı raporunda, hükümet kurumları da dahil olmak üzere Avustralya’daki araştırma kurumlarından Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) parti için kazanım elde etme programına, en az 325 akademisyenin katıldığını ve sayının 600’e kadar çıkabileceğini belirtti. Joske, Çin’in Avustralya'daki faaliyetlerinin, son yirmi yılda yapılan 280 milyon Avustralya doları (217 milyon ABD doları) tutarındaki hileli hibelerle bağlantılı olabileceğini tahmin ediyor.
Öte yandan ABD Adalet Bakanlığı, Çin’in bilimsel araştırmalar alanındaki faaliyetlerini, Çin adına bilimsel gelişmeleri, ekonomik refahı ve ulusal güvenliği artırmak için üst düzey bilimsel yetenekleri çekmek, işe almak ve teşvik etmek için tasarlanmış en önemli Çin planlarından biri olarak görüyor. Mahkeme tutanaklarına göre bilimsel araştırmalar alanındaki yetenekleri çekme programları, bilgi ve deneyimlerini Çin'e getirmeleri için denizaşırı ülkelerdeki Çinli ve yabancı uzmanları ülkeye çekmeyi amaçlasrken genellikle bu kişiler gizli bilgileri çaldıkları için ödüllendiriliyor. Bergman, 2019 yılından bu yana ABD’de ÇKP’den fon aldıkları konusunda yalan söylediklerinden şüphelenilen akademisyenlere karşı çok sayıda dava açıldığını, ABD Adalet Bakanlığı tarafından Çin'in ulusal güvenlik tehditlerine karşı koymak amacıyla 2018 yılında başlattığı bir program olan ‘Çin Girişimi’ kapsamında birçok kişinin tutuklandığını da sözlerine ekledi. Bergman, dışarıdan finansman kabul etmenin tek başına bir suç sayılmadığını söyledi. Ancak ABD makamları, ABD’li vergi mükellefleri tarafından desteklenen fon almak için başvuran araştırmacılardan bu fonları ifşa etmelerini istiyor. ABD’de Ocak ayındaki en son yaşanan olayda, Harvard Üniversitesi Kimya ve Kimyasal Biyoloji Bölümü Başkanı Charles Lieber tutuklandı. Lieber, ÇKP’nin ‘Bin Yetenek Programı’ çerçevesinde Wuhan Teknoloji Üniversitesi bünyesinde Çin'de bir araştırma laboratuarı kurması için kendisine 1,5 milyon doların üzerinde ödeme yapıldığını ifşa etmemekle suçlandı. Lieber’in ayrıca aylık 50 bin dolar maaş ve yıllık olarak özel giderlerinde harcamak üzere 150 bin dolar ödeme aldığı ortaya çıktı. Öte yandan ABD'de geçtiğimiz yaz, çok sayıda Çinli araştırmacı, ABD öğrenci vizelerinde Çin ordusuyla olan ilişkilerini açıklamadıkları için tutuklandı. Buna karşın Çin, Batı ülkelerindeki üniversitelere cömert meblağlarda fonlar sağlamaya devam ediyor. Örneğin Çin merkezli Tencent şirketi Birleşik Krallık'ta, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümündeki doktora sonrası araştırmaları finanse etti. Üniversitenin internet sitesinde, “Çinli teknoloji devi Tencent, mühendislik bölümünde yeni bir doktora sonrası araştırma bursunu finanse etmek için cömert bir fon sağladı” ifadeleri yer aldı. 1998 yılında kurulan Tencent, internet kullanıcılarının hayatlarını zenginleştirmek için teknolojiyi kullanıyor.
Kullanıcılarına bir dizi dijital içerik ve hizmet sunan WeChat ve QQ adlı sosyal ağ sitelerinin çatı şirketi olan Tencent, yetenek ve teknolojik yeniliklere büyük yatırımlar yaparken internet sektörünün gelişimini aktif olarak güçlendirmeye çalışıyor. ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre Tencent, Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı'nın sağladığı finansman ile kuruldu. Oxford Üniversitesi, Tencent'ten büyük bir bağış aldı ve 1900 yılında kurulan prestijli Wickham Fizik Kürsüsü'nün adını, Çinli yazılım devinin onuruna ‘Tencent Wickham Kürsüsü’ olarak değiştirdi.
Bergman, Muhafazakar Parti İnsan Hakları Komisyonu’nun Şubat 2019 tarihli raporuna göre, Çin'in İngiliz üniversiteleri üzerindeki etkisinin çoğunun ÇKP Konfüçyüs Enstitüleri’nden geldiğini söylüyor. Nottingham Trent Üniversitesi'nde üst düzey öğretim görevlisi olan Tao Chang, Komisyon’a ‘Konfüçyüs Enstitüleri’nin, 2004 yılında ÇKP'nin yurtdışındaki yoğun propaganda kampanyasının bir parçası olarak kurulduğunu’ söyledi. Tao, “Çeşitli yabancı üniversitelerde stratejik olarak yerleştirilen enstitüler, Çinli yetkililerin Çin ve Çin dili çalışmaları üzerinde kontrol sahibi olmak için bir yer edinmelerine imkan veriyor” dedi. Raporda, İngiltere'de Edinburgh, Liverpool, Manchester, Newcastle, Nottingham, Cardiff ve Londra Üniversitesi Akademisi gibi büyük üniversitelere bağlı en az 29 Konfüçyüs Enstitüsü olduğu, bu sayı ile ABD’den sonra dünyada en fazla Konfüçyüs Enstitüsü olan ikinci ülke haline geldiği belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı, Ekim 2020'de Konfüçyüs Enstitüleri’ne karşı yaptığı uyarıda, “Çin Halk Cumhuriyeti'nin kötü etkisinin arttığına ve ÇKP’nin Amerikan üniversitelerindeki propagandasının araçları olduklarına dair çok sayıda kanıt var. Bir Konfüçyüs Enstitüsünün varlığı, Pekin fonuyla birlikte, herhangi bir kuruma Çin Halk Cumhuriyeti'nin politikalarını eleştirmekten kaçınmak için mali ve diğer teşvikler sağlayabilir ve kurum üzerinde Çin’in faaliyetlerini sansürlemesi için baskı yapabilir” ifadeleri yer aldı.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.