Birleşik Krallık’ta 200 akademisyene ‘Çin soruşturması’

Çin’in prestijli İngiliz ve Amerikan üniversitelerine yönelik cömert finansman desteği mercek altında

Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)
Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)
TT

Birleşik Krallık’ta 200 akademisyene ‘Çin soruşturması’

Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)
Çinli şirket Tencent, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümü araştırmaları için fon sağladı (AFP)

Birleşik Krallık’ta yayımlanan Times gazetesi, yakın bir tarihte, İngiltere’deki 20 üniversite öğretim görevlisi olan 200 akademisyen hakkında, Pekin’in azınlıkları ve muhalifleri bastırmak için kullanabileceği bir İngiliz teknolojisini Çin ile paylaşmış olabileceklerine ilişkin soruşturma yürütüldüğüne dair bir haber yaptı.
Haber, Manchester Üniversitesi'nin China Electronics Technology Group ile bir araştırma ortaklığı anlaşmasını iptal etmesinden kısa bir süre yayınlandı. Siyasi analist Judith Bergman, ABD merkezli Gatestone Enstitüsü tarafından yayımlanan raporunda, üniversitenin China Electronics Technology Group ile ilgili olarak şirketin, Çin hükümeti takip sisteminin ana planlamacılarından biri olmasından ve Sincan Özerk Bölgesi’nde, çoğunluğunu Uygur Türklerinin oluşturduğu bir milyondan fazla Müslüman’a yönelik kimlik temelli zulüm için kullanılan teknoloji ve altyapıyı sağlamasından kaynaklı endişeler nedeniyle uyarılmasının ardından iptalin gerçekleştiğini söyledi. Bergman, Manchester Üniversitesi ile China Electronics Technology Group arasında yapılan araştırma iş birliğinin, ‘radyo astronomi alanında büyük ilerleme kaydetmeyi’ amaçladığını ve üniversitenin, şirketin Uygurlara yönelik zulümde üstlendiği iddia edilen rolünün farkında olmadığını belirtti. İngiltere merkezli araştırma merkezi Civitas tarafından 7 Şubat'ta yayınlanan, ‘Inadvertently Arming China?: The Chinese military complex and its potential exploitation of scientific research at UK universities’ (Çin istemeden silahlandırılıyor mu?: Çin askeri kompleksi ve Birleşik Krallık üniversitelerindeki bilimsel araştırmalardan yararlanması olasılığı) başlıklı bir başka yeni raporda ise, Çin ordusuyla ilişkili Çin merkezli holdinglerin ve üniversitelerin, İngiltere'nin önde gelen üniversitelerinin yüksek teknoloji araştırma merkezlerinin çoğuna mali destek sağladıkları öne sürüldü.
Raporda İngiltere’deki bazı üniversitelerin birçok durumda yanlışlıkla, Çin ordusuna yakın holdinglerin sponsorluğunda araştırmalar yürüttüğünü ve bu araştırmaların, aralarında Çin'in yeni bir silahlanma yarışına katıldığı kıtalararası balistik füzelerin (ICBM) ve yaygın bir istikrarsızlık yaratmayı hedefleyen hipersonik füzelerin de olduğu kitle imha silahlarının üretiminde faaliyet gösteren şirketler de dahil olmak üzere bu holdingler tarafından kullanılabileceğine işaret edildi.
Gatestone Enstitüsü'nde üst düzey bir araştırmacı olan Bergman, raporunda şunları ekledi:
“Birleşik Krallık'taki ortaya çıkarılanlar, Batı’daki akademi dünyasında giderek artan Çin nüfuzu girişimlerinden sadece biridir.”
Avustralyalı analist Alex Joske, geçtiğimiz Ocak ayında, Avustralya Parlamentosu Ortak İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu'na sunduğu ‘The Chinese Communist Party’s global search for technology and talent’ (Çin Komünist Partisi’nin küresel teknoloji ve yetenek arayışı) başlıklı raporunda, hükümet kurumları da dahil olmak üzere Avustralya’daki araştırma kurumlarından Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) parti için kazanım elde etme programına, en az 325 akademisyenin katıldığını ve sayının 600’e kadar çıkabileceğini belirtti. Joske, Çin’in Avustralya'daki faaliyetlerinin, son yirmi yılda yapılan 280 milyon Avustralya doları (217 milyon ABD doları) tutarındaki hileli hibelerle bağlantılı olabileceğini tahmin ediyor.
Öte yandan ABD Adalet Bakanlığı, Çin’in bilimsel araştırmalar alanındaki faaliyetlerini, Çin adına bilimsel gelişmeleri, ekonomik refahı ve ulusal güvenliği artırmak için üst düzey bilimsel yetenekleri çekmek, işe almak ve teşvik etmek için tasarlanmış en önemli Çin planlarından biri olarak görüyor. Mahkeme tutanaklarına göre bilimsel araştırmalar alanındaki yetenekleri çekme programları, bilgi ve deneyimlerini Çin'e getirmeleri için denizaşırı ülkelerdeki Çinli ve yabancı uzmanları ülkeye çekmeyi amaçlasrken genellikle bu kişiler gizli bilgileri çaldıkları için ödüllendiriliyor. Bergman, 2019 yılından bu yana ABD’de ÇKP’den fon aldıkları konusunda yalan söylediklerinden şüphelenilen akademisyenlere karşı çok sayıda dava açıldığını, ABD Adalet Bakanlığı tarafından Çin'in ulusal güvenlik tehditlerine karşı koymak amacıyla 2018 yılında başlattığı bir program olan ‘Çin Girişimi’ kapsamında birçok kişinin tutuklandığını da sözlerine ekledi. Bergman, dışarıdan finansman kabul etmenin tek başına bir suç sayılmadığını söyledi. Ancak ABD makamları, ABD’li vergi mükellefleri tarafından desteklenen fon almak için başvuran araştırmacılardan bu fonları ifşa etmelerini istiyor. ABD’de Ocak ayındaki en son yaşanan olayda, Harvard Üniversitesi Kimya ve Kimyasal Biyoloji Bölümü Başkanı Charles Lieber tutuklandı. Lieber, ÇKP’nin ‘Bin Yetenek Programı’ çerçevesinde Wuhan Teknoloji Üniversitesi bünyesinde Çin'de bir araştırma laboratuarı kurması için kendisine 1,5 milyon doların üzerinde ödeme yapıldığını ifşa etmemekle suçlandı. Lieber’in ayrıca aylık 50 bin dolar maaş ve yıllık olarak özel giderlerinde harcamak üzere 150 bin dolar ödeme aldığı ortaya çıktı. Öte yandan ABD'de geçtiğimiz yaz, çok sayıda Çinli araştırmacı, ABD öğrenci vizelerinde Çin ordusuyla olan ilişkilerini açıklamadıkları için tutuklandı. Buna karşın Çin, Batı ülkelerindeki üniversitelere cömert meblağlarda fonlar sağlamaya devam ediyor. Örneğin Çin merkezli Tencent şirketi Birleşik Krallık'ta, Cambridge Üniversitesi'nin mühendislik bölümündeki doktora sonrası araştırmaları finanse etti. Üniversitenin internet sitesinde, “Çinli teknoloji devi Tencent, mühendislik bölümünde yeni bir doktora sonrası araştırma bursunu finanse etmek için cömert bir fon sağladı” ifadeleri yer aldı. 1998 yılında kurulan Tencent, internet kullanıcılarının hayatlarını zenginleştirmek için teknolojiyi kullanıyor.
Kullanıcılarına bir dizi dijital içerik ve hizmet sunan WeChat ve QQ adlı sosyal ağ sitelerinin çatı şirketi olan Tencent, yetenek ve teknolojik yeniliklere büyük yatırımlar yaparken internet sektörünün gelişimini aktif olarak güçlendirmeye çalışıyor. ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre Tencent, Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı'nın sağladığı finansman ile kuruldu. Oxford Üniversitesi, Tencent'ten büyük bir bağış aldı ve 1900 yılında kurulan prestijli Wickham Fizik Kürsüsü'nün adını, Çinli yazılım devinin onuruna ‘Tencent Wickham Kürsüsü’ olarak değiştirdi.
Bergman, Muhafazakar Parti İnsan Hakları Komisyonu’nun Şubat 2019 tarihli raporuna göre, Çin'in İngiliz üniversiteleri üzerindeki etkisinin çoğunun ÇKP Konfüçyüs Enstitüleri’nden geldiğini söylüyor. Nottingham Trent Üniversitesi'nde üst düzey öğretim görevlisi olan Tao Chang, Komisyon’a ‘Konfüçyüs Enstitüleri’nin, 2004 yılında ÇKP'nin yurtdışındaki yoğun propaganda kampanyasının bir parçası olarak kurulduğunu’ söyledi. Tao, “Çeşitli yabancı üniversitelerde stratejik olarak yerleştirilen enstitüler, Çinli yetkililerin Çin ve Çin dili çalışmaları üzerinde kontrol sahibi olmak için bir yer edinmelerine imkan veriyor” dedi. Raporda, İngiltere'de Edinburgh, Liverpool, Manchester, Newcastle, Nottingham, Cardiff ve Londra Üniversitesi Akademisi gibi büyük üniversitelere bağlı en az 29 Konfüçyüs Enstitüsü olduğu, bu sayı ile ABD’den sonra dünyada en fazla Konfüçyüs Enstitüsü olan ikinci ülke haline geldiği belirtildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı, Ekim 2020'de Konfüçyüs Enstitüleri’ne karşı yaptığı uyarıda, “Çin Halk Cumhuriyeti'nin kötü etkisinin arttığına ve ÇKP’nin Amerikan üniversitelerindeki propagandasının araçları olduklarına dair çok sayıda kanıt var. Bir Konfüçyüs Enstitüsünün varlığı, Pekin fonuyla birlikte, herhangi bir kuruma Çin Halk Cumhuriyeti'nin politikalarını eleştirmekten kaçınmak için mali ve diğer teşvikler sağlayabilir ve kurum üzerinde Çin’in faaliyetlerini sansürlemesi için baskı yapabilir” ifadeleri yer aldı.



İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.


"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)
TT

"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı tarafından cinsel suçlardan hüküm giyen iş adamı Jeffrey Epstein davasıyla ilgili olarak cuma günü yayınlanan dosyalar, Epstein'ın suçlarına ve servetine odaklanan, daha önce yapılmış cesur bir röportajı ortaya çıkardı. Röportajı yapan ona kendisini "şeytanın vücut bulmuş hali" olarak görüp görmediğini sormuştu.

BBC ve Sky News tarafından yayınlanan röportajdan yapılan alıntılarda, Epstein'ın yaklaşık iki saat süren uzun bir röportajda soruları yanıtladığı görülüyor. Röportajı yapan kişinin kimliği, röportajın tarihi ve röportajın nedenleri açıklanmadı.

Bir noktada Epstein'a parasının "kirli" olup olmadığı soruluyor ve o da "Hayır, değil; çünkü ben kazandım" diye yanıtlıyor. Röportajı yapan kişi, paranın "dünyanın en kötü insanlarına, korkunç şeyler yapanlara danışmanlık yaparak" kazanıldığını söylüyor; Epstein ise "Ahlak her zaman karmaşık bir konudur" diye karşılık veriyor.

Ayrıca Pakistan ve Hindistan'da çocuk felciyle mücadeleye yardımcı olmak için para bağışladığını da belirtiyor.

Ardından röportajcı ona, “Üçüncü dereceden bir cinsel suçlu musunuz?” diye soruyor. Epstein, “Hayır, birinci dereceden biriyim. En aşağı seviyedeyim.” diye yanıtlıyor. Daha sonra kendisini “şeytanın ta kendisi” olarak görüp görmediği sorulduğunda ise “Hayır, iyi bir aynam var.” diye karşılık veriyor.

Röportajcı sorunun ciddiyetinde ısrar ederek Epstein'ın şeytanın tüm özelliklerine sahip olduğunu söylediğinde, Epstein şu yanıtı veriyor: "Hayır, şeytan beni korkutuyor."

Görsel kaldırıldı.ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarıyla ilgili belgeler (AP)

Bu video, ABD Adalet Bakanlığı tarafından cuma günü yayınlanan milyonlarca dosya arasında yer alıyor.

Epstein, cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken, 2019 yılında Manhattan'daki bir hapishanede intihar etti. 2008 yılında para karşılığında bir çocuğu cinsel olarak istismar etmekten hapse girmişti.


Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
TT

Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, ABD'nin Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu "kaçırmasının" uluslararası ilişkileri bozduğunu ve Karakas tarafından bir savaş eylemi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Moskova'nın banliyölerindeki konutundan Reuters, TASS ve Rus savaş blogu Wargonzo'ya verdiği röportajda Medvedev, "Başkan Nicolas Maduro'ya olanlar kesinlikle uluslararası hukukun tüm kurallarının ihlalidir" ifadelerini kullandı.

Medvedev, "Yaşananlar uluslararası ilişkiler sisteminin tamamını alt üst etti" diyerek, yabancı bir gücün ABD Başkanı Donald Trump'ı "kaçırması" durumunda ABD'nin bunu kesinlikle bir savaş eylemi olarak değerlendireceğini vurguladı.

Medvedev ayrıca, Yeni START anlaşmasının yerine yenisi getirilmeden sona ermesi durumunda, 1970'lerin başından bu yana ilk kez büyük nükleer güçler üzerindeki kısıtlamaların ortadan kalkması konusunda küresel endişelerin artması gerektiğini belirtti. "Bunun hemen bir felaket ve nükleer savaşın başlangıcı anlamına geldiğini söylemek istemiyorum, ancak yine de herkes için bir endişe kaynağı olmalı" diye ekledi.

Medvedev, silah kontrol anlaşmalarının sadece savaş başlığı sayısını sınırlamada değil, aynı zamanda niyetleri doğrulamada ve büyük nükleer güçler arasında bir dereceye kadar güven sağlamada da çok önemli bir rol oynadığını açıkladı.