Lübnan Müftüsü: Kötü niyetli eller hükümetin oluşumunu engelliyor

Müftü, Lübnan’da devletin iflasının ve ekonomik çöküşün sorumlularının siyasetçiler olduğunu vurguladı

Müftü Şeyh Abdullatif Deryan
Müftü Şeyh Abdullatif Deryan
TT

Lübnan Müftüsü: Kötü niyetli eller hükümetin oluşumunu engelliyor

Müftü Şeyh Abdullatif Deryan
Müftü Şeyh Abdullatif Deryan

Lübnan Sünnileri Müftüsü Şeyh Abdullatif Deryan, “Lübnan’da anayasal bir kriz yok. Aksine ülke tekelleşmenin, çöküşün ve Batı-Doğu eksenlerine bağımlılığın kurbanı” açıklamasında bulundu. Hükümetteki bakanlıkların üçte birinin tek bir tarafa (Hristiyanlara) verilmesi talebiyle ilgili olarak, kota sistemini savunan siyasi tarafları eleştirirken, isim vermeden Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a atıfta bulundu. Şeyh Deryan, Lübnan hakkında Arap ülkelerinin çabalarını ve Fransız girişimini engellemeye çalışan kötü niyetli ellere de dikkati çekti.
Deryan, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Lübnanlılara hitaben yaptığı açıklamada, “Bu yıl Ramazan, diğer yıllardaki gibi değil. Daha önce vatandaşlar, Ramazan ayı içerisinde veya dışında olsun geçim kaynakları ve hareketleri açısından bu günlerde gördükleri gibi ciddi sıkıntılara tanık olmamış olabilirler. Şu an, her alanda kapsamlı bir çöküşün yaşandığı bir zaman. Ramazan ayı geliyor, ülke ve halk, ekonomik, geçim, sağlık, salgın, siyasi ve sosyal meselelerin karıştığı üst üste gelen krizler içindedir” dedi.
Müftü, “Krizler, dünyanın tüm ülkelerinde meydana gelir ve bazen büyük ve felaket düzeyindedir. Ancak Lübnan dışındaki dünyanın tüm ülkelerinde, devlet krizden kurtulmak için çabalamaktadır, kurtuluş için bir umut olmaktadır. Çıkmazdan çıkmak yöneticilerin gitmesi ve diğerlerinin gelmesiyle mümkün. Lübnan dışında her yerde böyle oluyor. Yöneticiler; felaketin sebebi onlardır. Pozisyonlarına ve hatta vatandaşların kaderlerine fazlaca bağlılar. Liman trajedisi gibi bir trajedinin yaşandığı ve yetkililerin, lüks koltuklarında oturduğu bir ülke duydunuz mu? Bankaları kapalı olan ve siyasi sistemi, vatandaşların mevduatlarının üçte ikisinin devletin cebine girmesine veya yurtdışına kaçırılmasına izin veren ve herhangi bir yetkilinin bunlardan sorumlu tutulmadığı modern bir ülke duydunuz mu?” ifadelerini kullandı.
Şeyh Deryan, sorumsuz yetkililere de yönelerek, “Ülkenin sorumlu bir hükümete sahip olması zor bir talep mi? Uzun aylar geçti. Hala anayasal ilkelerden, ortak şekilde oluşum ve yıkımlardan, bakanlıkların üçte birinin bir tarafa verilmesinden ve benzer konulardan bahsedenler var. Ülkenin bu özel koşullarda, başkanını atayan Temsilciler Meclisi’ne karşı sorumlu bir yürütme otoritesine ihtiyacı var. Hala bir hükümete ihtiyaç duyulmadığını, çünkü yolsuzların ve şu ana kadar hesap vermeyenlerin bilindiğini söyleyenler var. 2008’den beri, bazı tarafların tüm hükümet eylemlerine katılımlarına rağmen kimse bir şey sormadı. Evet, çöküşü durdurmak, yeniden inşa etmek, yardım için uluslararası topluma yönelmek amacıyla mücadele yöntemini açıklayan mevcut hükümete kimse hesap sormuyor” dedi.
Şeyh Abdullatif Deryan, “Taleplerimizi iletebileceğimiz muhatap bir hükümet istiyoruz. Kendini temize çıkartan, güç gösterileri ve kota hakları hususunda iddialar değil! Ülke anayasal bir kriz içerisinde değil. Aksine tekelciliğin, çöküşün, bölgesel eksenlere bağımlılığın, kurumların kasıtlı olarak tahrip edilmesinin ve vatandaşların geçimine, istikrarına ve güvenliğine saldırının kurbanıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Hükümetin kurulması önündeki engellere de değinen Lübnan Müftüsü, “Uzlaşmazlık, kibir, katılık sahtecilik ve anayasanın ihlaline dur deyin. Ülke, tehlike altında. Bunun nedeni ise hükümetin doğumunu ertelemek ve resmi kurumları bozmaktır. Bencilliğinizden ve kişisel çıkarlarınızdan vazgeçin. Lübnan, artık daha fazla yıkıma ve çöküşe tahammül edemez. Bir hükümet kurmanın her gün gecikmesi hem ülke hem de vatandaş için bir kayıptır. Gerekli olan şey, hükümeti kurma yoluna engel koymak değil, kolaylaştırma sağlamak veya engelleri kaldırmaktır. Kardeş Arap çabalarını ve Fransız girişimini engellemek için gizli şekilde çalışan kötü niyetli eller, benzeri görülmemiş bir siyasi şantaj operasyonu gerçekleştirmeye çalışıyorlar” dedi.
Arap dünyasına da yardım çağrısı da yapan Şeyh Deryan, “Bizi sıkıntıda unutmamanıza alıştık. Desteğiniz ve yardımlarınızla size güveniyoruz. Bizden vazgeçmeyin ve halkı kaosa terk etmeyin ki Lübnan ve Lübnanlıların kötülüğünü isteyenlerin ekmeğine yağ sürülmesin” açıklamasında bulundu.



ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.


Arap toplumundan Netanyahu’ya tepki: Organize suçu teşvik ediyorsun

İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşların yaptıkları gösteriden bir kare (Reuters)
İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşların yaptıkları gösteriden bir kare (Reuters)
TT

Arap toplumundan Netanyahu’ya tepki: Organize suçu teşvik ediyorsun

İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşların yaptıkları gösteriden bir kare (Reuters)
İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşların yaptıkları gösteriden bir kare (Reuters)

İsrail’deki Arap vatandaşların siyasi liderleri, artan protestolar eşliğinde Başbakan Binyamin Netanyahu’yu organize suça göz yummakla suçladı ve yüz binlerce ruhsatsız silahın toplanması için derhal harekete geçilmesini talep etti.

Pazar sabahı, şiddet suçlarındaki artışı protesto eden onlarca gösterici ve cinayet kurbanlarının yakınları, Tel Aviv’deki Ayalon Otoyolunu trafiğe kapattı. Gösteriyi organize eden sol eğilimli “Birlikte Duruyoruz” hareketi, protestonun “hükümetin Arap toplumunu şiddet ve suça terk etmesine” karşı düzenlendiğini açıkladı. İsrail basınına göre eylem barışçıl nitelikteydi.

“Suç, Netanyahu döneminde serpildi”

Knesset üyesi Aida Tuma-Süleyman, organize suçun Arap toplumunda Netanyahu hükümetleri döneminde büyüyüp kökleştiğini söyledi. Tuma-Süleyman, “Polisin de kabul ettiği üzere, kullanılan silahların büyük bölümü İsrail ordusunun depolarından geliyor. Ayrıca bazı suç örgütü liderleri, Batı Şeria’dan kaçan ve İsrail adına çalışmış ailelerin mensuplarından oluşuyor” dedi.

cdfghy
İsrail’de bir Arap çocuk, Arap kentlerinde suçun durdurulması çağrısı yapan bir pankartla, İsrail’in kuzeyindeki Sahnin’de geçen perşembe günü düzenlenen gösteriye katıldı. (Reuters)

Tel Aviv’de yayın yapan 103 FM radyosuna konuşan Tuma-Süleyman, Netanyahu’nun suçla mücadele için hiçbir adım atmadığını, “terör suçundan hüküm giymiş” bir isim olan İtamar Ben-Gvir’i Ulusal Güvenlik Bakanı olarak atamasının ise Arap vatandaşların güvenliğini tehlikeye attığını savundu. Tuma-Süleyman, son üç yılda şiddet suçları nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının iki katına çıktığını vurguladı.

Protestolar ve artan şiddet

Arap toplumunda organize suçun yayılmasına karşı protestolar ülke genelinde her gün devam ediyor. Cinayetler, haraç girişimleri ve “koruma parası” ödemeyi reddedenlerin ev ve iş yerlerine yönelik silahlı saldırılar sürüyor.

Bu kapsamda Arap ve Yahudi dayanışma grupları Tel Aviv’de merkezi bir caddenin trafiğini kapatırken, ay sonunda Tel Aviv’de siyah bayraklarla geniş katılımlı bir gösteri düzenlenmesi planlanıyor. Celile bölgesindeki Kafr Yasif’te de yüzlerce kişi ana yolu kapatarak protesto yaptı.

ıo9
İsrail’in kuzeyindeki Sahnin kentinde, Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto eden Arap vatandaşlar, geçen perşembe günü düzenlenen gösteride. (Reuters)

Kafr Yasif’te aralarında cinayet kurbanlarının ailelerinin de bulunduğu göstericiler, öğrenci Nabil Safiya ve Nidal Msaade dâhil olmak üzere hayatını kaybedenlerin fotoğraflarını taşıdı. “Suça dur deyin”, “Silah taşıyanlar, çocuklarımızın kanı ucuz değil” gibi sloganlar atıldı.

Gözaltılar ve tepkiler

İsrail polisi protestoya müdahale ederek, Kafr Yasif eski belediye başkanı Şadi Şuveyri ile aktivist Hindiyye Sağir’i trafiği engellemek suçlamasıyla gözaltına aldı. Sağir, 15 gün boyunca bölgeden uzaklaştırma şartıyla serbest bırakılırken, Şuveyri için tutuklama talep edildi. Hayfa Merkez Mahkemesi, Pazar günü tutuklamayı reddederek Şuveyri’nin Perşembe gününe kadar ev hapsine alınmasına karar verdi.

Demokratik Cephe (Hadash), Şuveyri’nin gözaltına alınmasını sert şekilde kınadı ve bunun barışçıl protesto ve güvenlik talep etme hakkına yönelik bir ihlal olduğunu belirtti. Açıklamada, “Toplum yararına yıllardır çalışan bir lider cezalandırılıyor, suç çetelerinin liderleri ise serbest bırakılıyor” denildi.

Silahların toplanması çağrısı

Cinayete kurban giden Nabil Safiya’nın babası Dr. Eşref Safiya, taleplerinin net olduğunu belirtti. Safiya, “Biz barışçıl insanlarız. Silaha ihtiyacımız yok. Bu silahları toplayın, denetim altına alın ve bizi güven içinde yaşamaya bırakın. Oğlum Nabil’in başına gelenlerin başka ailelerin başına gelmesini istemiyoruz” dedi.

sdfrgt
İsrail’de Arap vatandaşlar, Ağustos 2023’te Arap yerleşimlerinde suçun yayılmasını protesto etti. (AFP)

Protesto organizatörleri, suç çetelerinin yalnızca saldırılarını sürdürmekle kalmadığını, eylemcileri telefonla arayarak tehdit ettiğini de açıkladı.

Siyah bayraklı büyük yürüyüş hazırlığı

Arap Toplumu Yüksek İzleme Komitesi, Cumartesi akşamı yaptığı geniş katılımlı toplantıda, önümüzdeki Cumartesi Tel Aviv’de “siyah bayraklı büyük yürüyüş” düzenlenmesi kararı aldı. Komite ayrıca Arap yerleşimlerinin tamamında günlük eylemler yapılmasını, siyasi partiler, yerel yönetimler, halk komiteleri ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla geniş bir medya kampanyası başlatılmasını istedi.

Komite açıklamasında, “Toplumumuzda yaşananlar acil durum ilanını ve suç ile şiddetle mücadele için kalıcı bir kriz komitesi kurulmasını gerektiriyor” ifadelerine yer verildi.


Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.