Şam’ın Arap derinliğine dönmesini hedefleyen ‘kapsamlı bir anlaşma’ girişimi

Anlaşma, Türkiye’nin ‘askeri operasyonlarına’ ve İran'ın Suriye'de ‘artan nüfuzuna’ karşı koyacak adımları içeriyor.

Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
TT

Şam’ın Arap derinliğine dönmesini hedefleyen ‘kapsamlı bir anlaşma’ girişimi

Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)

Yakın zamanda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi arasında başkent Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan üçlü zirve, Rusya’nın Şam'ı Arap Birliği’ne (AL) geri döndürmeye yönelik diplomatik çabaları ve Bağdat’ta teslim edilen Suriye girişiminin sonuçlarının ele alınacağı büyük bir istasyon olacak. Söz konusu girişim, Şam'ı AL’e döndürmenin yanı sıra İran'ın Suriye’deki ‘nüfuzu’ ve Türkiye'nin ülkenin kuzeyine yönelik ‘askeri operasyonları’ ile mücadele konusunda çeşitli adımlar içeriyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin Suriye ile ilgili diplomatik çabaları çerçevesinde bir ay önce gerçekleştirdiği Körfez turunun ardından dün Kahire'yi ziyaret etti. Aynı çerçevede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in elçisi Alexander Lavrentiev, Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerin ardından iki gün önce Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile görüştü.

Rusya’nın tutumu
Moskova, Arap ülkelerini Kasım 2011'den bu yana Şam’ın AL üyeliğini dondurma kararının iptal etmeye ve Cezayir’deki AL zirvesinde duyurulan Arap ülkelerinin tutumunu netleştirmeye çağırdı. Lavrov, geçtiğimiz ay Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'a yaptığı ziyaretlerde, ‘ortak bir tutumu netleştirmek’ umuduyla söz konusu dosyayı masaya yatırdı. Moskova, 17 Nisan’da Bağımsızlık Günü’nün (Iyd-ul Celâ) ardından Halk Meclisi'nin (Suriye parlamentosu) yeniden toplanmasıyla Suriye cumhurbaşkanlık seçimleri sürecinin başlamasının, geçen 10 yılın ardından Suriye krizinde ‘önemli bir dönüm noktası’ olacağına inanıyor. Moskova ayrıca, Mart 2020'den bu yana ateşkes ve sınır çizgilerinin istikrarı üzerine inşa edilen Cenevre'deki Suriye Anayasa Komitesi toplantılarıyla siyasi süreçte ‘ilerleme kaydedildiğine’ işaret ediyor.
Rus yetkililer, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda, Arap ülkelerini Suriye hükümetine mali yardımda bulunmaya teşvik etmek amacıyla İran'ın Suriye'deki nüfuzunun zayıflamasının yanı sıra ABD ve Avrupa tarafından Şam’a uygulanan ve ‘Suriye halkını boğan’ yaptırımlar nedeniyle Suriye devletinin çökmemesi için Arap ülkelerinin Şam'a siyasi ve ekonomik olarak dönüş yapmaları gerektiğini söylüyorlar. Moskova bu çerçevede, Suriye hükümetinin Arap bankalarında ‘dondurulmuş halde bulunan’ bir milyar dolarını, Suriye'ye buğday ve petrol türevlerinin sağlanmasını finanse etmek için kullanmak üzere kurtarmaya çalıştı. Moskova ayrıca, Suriye lirası döviz kurunda yaşanan bozulmaya yönelik tedbirlerin bir parçası olarak Şam'a 500 milyon dolar yumuşak kredi sağlama sözü verdi.
Rusya ve Arap ülkeleri, Sezar (Caesar) Yasası’nın getirdiği yasal kısıtlamaların yanı sıra Avrupa ve ABD’nin yeniden yapılanmaya katkıda bulunmaya yönelik şartları nedeniyle Şam'a ‘sunabilecekleri tekliflerin sınırları’ olduğunun farkındalar. Özellikle ABD’nin Sezar Yasası’nın Şam'a tıbbi ve insani yardım sağlanmasını engellemediğini açıklamasının ardından insani yardım sağlayarak bu kısıtlamaları ‘aşma’ ihtimali kapısı aralandı. Washington'ın açıklaması, Arap ülkelerinin Şam'la temasa geçmesini ‘görmezden gelebileceğine’ dair bir ‘iyi niyet göstergesi’ olarak görüldü.

Arap ülkelerinin tutumu
Ancak Arap ülkeleri arasında Şam’ın AL’ye dönüşü ve Suriye hükümeti ile ‘ikili normalleşmeler’ konusunda bir bölünme söz konusu. Cenevre Bildirgesi’nin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması, ‘mezhepçi ve yabancı milislerin Suriye'den uzaklaştırılması’ ve siyasi sürecin Şam tarafından atılan adımlarla başlatılması gerektiğini düşünen ülkeler var. Bazı ülkeler, Suriye'nin tutumunu test etmek için henüz bir büyükelçi atamadan Şam'daki büyükelçiliklerini yeniden açtılar. Moritanya ve Şam ile diplomatik ilişkilerini sürdüren Umman'da gibi bazı ülkeler ise Şam’a büyükelçi atadılar. Umman ve Suriye dışişleri bakanlarının yıllar içinde birçok kez karşılıklı ziyaretlerde bulundukları da belirtilmeli. Ne var ki, bazı Arap ülkelerinin Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki askeri operasyonları ve İran'ın Arap ülkelerinin yokluğunda Suriye'de nüfuzunu artırması konusunda endişelerin arttığı da ortadadır.
Arap ülkeleri, Şam’ın AL’ye dönüşü için başlıca Arap ülkelerinin ‘ortak bir tutum’ sergilemesi ve Şam’ın bir takım olumlu adımlar atmasını gerektirdiğini düşünüyorlar. Aynı zamanda Cezayir’de yapılan AL Zirvesi’nde elde edilen başarının meyvelerini toplamak istiyorlar. Teknik açıdan konuşursak, bu durumun Şam'ın AL’ye geri dönmek için talepte bulunmasını gerektirdiğini söyleyebiliriz. Siyasi açıdan ise Arap ülkeleri, Şam’ın, BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulamak için bir dizi siyasi adım atmasını ve Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Suriye Anayasa Komitesi toplantılarına olumlu ve somut bir şekilde katılmasının yanı sıra mültecilerin geri dönüşleri, Suriyelilerin siyasi sürece ilişkin kararlara katılmaları ve Suriye'nin istikrar ve bütünlüğünü korumaları için gerekli şartların sağlanmasını bekliyorlar. Arap ülkeleri, jeopolitik olarak Şam'dan İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaltılmasına ve ‘mezhepçi milislerin Suriye’den çıkarılmasına yönelik ‘somut adımlar’ atılmasının yanı sıra Moskova’dan Türkiye’nin ülkenin kuzeyindeki askeri operasyonlarının durdurulması ve siyasi sürecin ilerletilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını ve İran'ın nüfuzunun sınırlandırılmasına ve siyasi sürecin başlatılmasına ilişkin önceki uzlaşıların canlandırılmasını bekliyorlar.  

Arap Derinliği Girişimi
Bu çerçevede Suriye’nin önde gelen isimleri, aralarında Mısır, Ürdün ve Irak’ın da bulunduğu çeşitli Arap ülkelerine, bazı Arap ülkelerinin ‘Suriye'de istikrarın yeniden tesis edilmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması arzularını paylaşmalarının yanı sıra bölgede radikalizmin ve terörizmin yayılmasından ve Arap ülkelerinin sahadaki eksikliğinin yarattığı boşlukta Türkiye ve İran’ın Doğu Akdeniz'de nüfuzlarının artmasından endişe etmeleri göz önünde bulundurularak, Suriye'nin iç istikrarını sağlamaya ve Arap ülkelerinin bu konudaki rolünü güçlendirmeye yönelik en uygun çözümü bulmak amacıyla ‘Arap Derinliği Girişimi’ni sundular.
Üçlü zirveye ev sahipliği yapmadan önce Bağdat’a sunulan Arap Derinliği Girişimi’nin başlatılması durumunda, Rusya, Türkiye ve İran’ın garantörü oldukları Astana Formatı’na ve somut adımların atılacağı Rusya, Türkiye ve Katar'ın yer aldığı ‘yeni formata’ paralel bir platform oluşturacak. Suriye hükümeti ile güven artırıcı önlemlerin ele alınacağı bir diyalogun başlatılmasını desteklemek de dahil olmak üzere bir takım somut adımlarınla ilerleme kaydedilmesi hedefleniyor. Söz konusu somut adımlar arasında, tutukluların salıverilmesi, yerinden edilenlerin Arap ülkelerinin desteğiyle geri dönmeye teşvik edilmeleri, yargının bağımsızlığını sağlamak için güç dağıtımı yapılması ve AL himayesinde yeni bir Suriye platformunun kurulmasının desteklenmesi ve Arap Derinliği Girişimi’ne sponsor olunması yer alıyor. Ayrıca Amerikalılar ve Ruslar ile diyalog kurulması ve girişimin Suriye içinde uygulanması için uygun görülen tutumların ve projelerin gerekçelerine ilişkin bilgilendirilmeleri de bu adımlar arasında bulunuyor.
Arap ülkelerinde tartışılan ‘Arap Derinliği Girişimi’, aralarında ‘Şam'ı ademi merkeziyetçi bir idari ve ekonomik sistemle yerel yönetim için gelişmiş bir projenin formüle edilmesi ve ardından, Suriye'nin kuzeydoğusu ve güneydeki Süveyda ve Dera gibi bölgelerden başlayarak Suriye'de uygulanabilecek yönetim projelerini incelemeyi hedefleyen bir girişimle iş birliği yapmaya ikna etme’ gibi belirli adımları içeriyor. Aynı şekilde, Fırat'ın doğusundaki Özerk Yönetimi, bölgedeki diğer Kürt taraflar ve Arap aşiretleriyle güç paylaşımı ilkesine dayalı yeni bir yönetim inşa etmeye ikna edilmesi de bu adımlar arasında bulunuyor.

Şam’ın tutumu
ABD ve Avrupa ülkelerinin kapattığı kapının aksine Arap ülkelerinden bir ‘atılım’ kapısının aralanabileceğine inanan Şam, bu düşüncelerinin bir kısmını, gerek Dışişleri Bakanı Faysal El-Mikdad'ın Muskat'ı ziyareti sırasında gerek Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Lavriniev ile görüşmesi sırasında gerekse Suriyeli yetkililer ile Arap ülkelerindeki meslektaşları arasındaki güvenlik temasları sırasında ifade etti.  Öncelikle, Şam’da gerekli koşulların sağlanmasının hızı ve derinliği ile beklenen teşvikler konusunda bir görüş ayrılığı olduğunu belirtmekte fayda var. Teknik olarak Şam, iki yıl önce AL’nin kurucu üyesi olan Suriye’ye birliğe dönmek için başvuru yapması gerektiğini söyleyen Arap ülkelerine karşı çıkarak AL’ye geri dönme talebinde bulunmayı reddetti.
Şam şuan siyasi olarak önümüzdeki ayın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimlerine öncelik veriyor. Seçimlerin ardından Esed’in 17 Temmuz’da yeni bir döneme başlaması bekleniyor. Bazı yetkililer, ‘seçimlerden sonra siyasi reform yapılacağını’ ve seçimlerinden sonra 2012 tarihli Suriye Anayasası’nda reform yapmak için Suriye Anayasa Komitesi ile anlaşmanın daha olumlu olacağını ve bazı reformların gerçekleşeceğini ima ettiler.
Şam ayrıca İran’dan petrol, Rusya'dan gıda ve tahıl sevkiyatı için çalışarak Batı yaptırımlarına karşı koymaya ve ülkedeki hayat şartlarını iyileştirmeye öncelik veriyor. Şam, Suriye’nin kuzeydoğusundan petrol ürünleri ve tahıl almak için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşmalar da yaptı.
Şam, taktik olarak halen hem Moskova’ya hem de Tahran’a oynuyor. Böylece bir kıyıya baskı arttığında diğer kıyıya yüzüyor. Lavrov’un bir süre önce muhataplarına söylediği ‘Şam üzerindeki artan baskımız, onu İran'ın kucağına itiyor’ şeklindeki sözlerinde olduğu gibi, bu ‘oyun’ halen başarılı bir şekilde oynanıyor.  Şam, Moskova'nın Tel Aviv’e ‘iyi niyet göstermesi’ isteğini de kabul ediyor.
Şam, jeopolitik açıdan ise Türkiye'nin ‘askeri operasyonlarının’, İran'ın ‘artan nüfuzunun’ ve Rusya'nın Suriye ve bölgedeki ‘genişleyen nüfuzunun’ Arap ülkelerini onunla iş birliği yapmaya iteceğini, böylece girişimlerin ve teşviklerin Şam'dan değil Arap ülkelerinin başkentlerinden geleceğini, bu sayede de Arap ülkelerinin, Washington'a ABD yaptırımlarından muafiyetler elde etmesi için baskı yapacaklarını düşünüyor. Ancak Sezar Yasası kaldırılmadığı ve Şam’ın ABD Kongresi’ni yasada değişiklik yapmaya ikna edecek değişikliklerde bulunmadığı sürece bu şartların oluşması şu an için pek olası görünmüyor.



Lahbib: İsrail'in Gazze'de uluslararası insani yardım kuruluşlarını yasaklama planları, yardımların engellenmesi anlamına geliyor

İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)
İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)
TT

Lahbib: İsrail'in Gazze'de uluslararası insani yardım kuruluşlarını yasaklama planları, yardımların engellenmesi anlamına geliyor

İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)
İnsani yardım malzemesi yüklü tırlar Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giriyor. (DPA)

Avrupa Komisyonu Eşitlik, Hazırlık ve Kriz Yönetimi Komiseri Hadja Lahbib bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nde uluslararası insani yardım kuruluşlarını yasaklama planlarının, hayat kurtaran yardımların bölgeye ulaşmasını engelleyeceğini belirtti.

Lahbib, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, Avrupa Birliği’nin (AB) tutumunun net olduğunu vurgulayarak, “Sivil toplum kuruluşlarının mevcut haliyle kayıt altına alınması yasasının uygulanması mümkün değil” dedi.

Lahbib, insani yardımların önündeki tüm engellerin kaldırılması gerektiğini vurguladı ve “Uluslararası insancıl hukuk, herhangi bir belirsizliğe yer bırakmıyor; yardımlar ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmalı” ifadesini kullandı.

İsrail medyası, hükümetin dün yaptığı açıklamaya dayanarak, Sınır Tanımayan Doktorlar, ActionAid ve Oxfam gibi onlarca insani yardım örgütünün lisanslarının iptal edileceğini ve bunların ‘terörle bağlantılı’ olduğu gerekçesiyle kapatılabileceğini duyurmuştu.

Bazı uluslararası yardım kuruluşları, kayıtlarının iptal edilmesi riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Eğer 31 Aralık’a kadar İsrail makamlarının belirlediği yeni kriterlere uyum sağlamazlarsa, 60 gün içinde faaliyetlerini durdurmak veya Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki çalışmalarına kısıtlama getirmek zorunda kalabilirler.


Süveyda’da el bombası patladı: 1 ölü, 2 yaralı

Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)
Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)
TT

Süveyda’da el bombası patladı: 1 ölü, 2 yaralı

Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)
Geçen temmuz ayında Süveyda’daki çatışmalar nedeniyle yükselen duman (Arşiv – DPA)

Şarku’l Avsat Suriye devlet televizyonu El-İhbariyye'den aktardığı habere göre bugün (Çarşamba) Süveyda kentinde meydana gelen el bombası patlamasında bir kişi hayatını kaybetti, iki kişi yaralandı.


Sinvar'a yakınlığı bulunan ve serbest bırakılan bir mahkum, Gazze'deki Hamas içinde bir isyana öncülük ediyor ve bu durum bazı Hamas liderlerini öfkelendiriyor

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)
TT

Sinvar'a yakınlığı bulunan ve serbest bırakılan bir mahkum, Gazze'deki Hamas içinde bir isyana öncülük ediyor ve bu durum bazı Hamas liderlerini öfkelendiriyor

Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv- Reuters)

Gazze Şeridi'ndeki Hamas hareketi, iki yıl süren İsrail savaşı sırasında liderlerinin suikastlara kurban gitmesinin ardından bir dizi liderlik değişikliği yaşıyor. Bu durum, hareketin eski lideri olan ve Ekim 2024'te Refah'ta İsrail güçleriyle çıkan çatışmalarda beklenmedik bir şekilde öldürülen Yahya Sinvar'a yakın kişilerin daha fazla öne çıkmasına neden oldu.

Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas kaynaklarına göre, serbest bırakılan mahkum Ali el-Amudi, siyasi büro üyesi ve savaş öncesinde hareketin medya departmanından sorumlu olan serbest bırakılan mahkum Ali el-Amudi, kendisi ve Sinvar'a yakın bir dizi kişinin Gazze Şeridi'ndeki hareketi yönetmekle görevlendirilmesinin ardından, Gazze Şeridi'ndeki siyasi bürosunun başına geçti. Bu kişilerin çoğu, Şeridin güneyindeki Han Yunus'ta yaşıyor.

Hamas lideri Yahya Sinvar ve İsmail Haniye'in 2017'de Gazze'de çekilmiş fotoğrafı (Arşiv- Reuters)Hamas lideri Yahya Sinvar ve İsmail Haniye'in 2017'de Gazze'de çekilmiş fotoğrafı (Arşiv- Reuters)

2011 Gilad Şalit esir takasıyla serbest bırakılan eski bir mahkum olan el-Amudi, Gazze Şeridi yönetiminin merkez figürü haline geldi. İsrail hapishanelerinde kaldıkları süre boyunca ve serbest bırakıldıktan sonra Sinvar'a çok yakındı ve sık sık toplantılarına ve diğer etkinliklerine eşlik etti.

Bazı kaynaklar, Gazze Şeridi'nde siyasi büro için gerçek bir seçim yapılmadığını, bunun yerine sürecin atama, onaylama ve istişare yoluyla yürütüldüğünü söylüyor.

Bazı kaynaklar operasyonun “iç yönetmelikleri ihlal ederek” gerçekleştirildiğini söylerken, diğerleri amacın “iç eksiklikleri gidermek” olduğunu ve “seçilenlerin hepsinin Tevfik Ebu Naim, Salah Ebu Şarik ve diğerleri gibi Sinvar'a yakın kişiler olduğunu” açıkladı.

Kaynaklar, el-Amudi'nin şu anda Gazze'deki Hamas içinde “devrim” olarak nitelendirilebilecek bir harekete öncülük ettiğini söylüyor. Özellikle İsrail saldırılarında yaralanan ilçe idari organlarının başındaki bazı yerel liderleri görevden aldı ve yerlerine atamalar yaptı. Savaş sırasında sorumluluklarının bir kısmından vazgeçen diğer kişiler için de aynı şeyi yaptı. Suikasta uğrayan, başka nedenlerle görevden alınan veya farklı görevlere atanan eski liderlerin yerine geçecek kişileri aramaya devam ediyor.

Bazı kaynaklara göre, bu adımlar Gazze Şeridi içindeki yerel Hamas liderlerinin yanı sıra yurtdışındaki liderler arasında da öfkeye yol açtı. Şeridin dışındaki siyasi büro üyelerinden bazıları yerel liderlere, "Olanlar kabul edilemez ve iç hukuka aykırıdır; önümüzdeki günlerde hareketin liderinin seçilmesini beklemeliyiz ki, bir yıl sonra yapılacak genel seçimlere kadar bazı bölgelerin liderliğindeki boşlukların geçici olarak doldurulması konusunda bir anlaşmaya varılabilsin" şeklinde bilgi verdi.

İzzeddin el-Haddad (Fotoğraf el-Kassam tarafından yayınlandı)İzzeddin el-Haddad (Fotoğraf el-Kassam tarafından yayınlandı)

Kaynaklar, Gazze Şeridi'ndeki Hamas içinde siyasi düzeyde hüküm süren "kaosun" aksine, askeri kanadında istikrarlı bir durumun söz konusu olduğunu ve yeniden yapılanmanın sorunsuz ve sistematik bir şekilde devam ettiğini belirtiyor. İzzeddin Kassam Tugayları'nın yeni Genelkurmay Başkanı İzzeddin Haddad'ın savaş sırasında suikasta kurban giden veya öldürülenlerin yerine yeni atamalar yapmak üzere bir dizi toplantı düzenlediğini ve çeşitli kararlar aldığını ifade ediyorlar. Ayrıca, tüm taraflarla sürekli iletişim kurarak siyasi düzeydeki farklılıkların veya anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye ve böylece her düzeyde istikrarı sağlamaya çalışıyor.

Kaynaklara göre Haddad, bazı bölgelerdeki tugay komutanları da dahil olmak üzere çeşitli liderlik pozisyonlarındaki boşlukları doldurmak için çalışırken, asıl komutanlarının suikast sonucu öldürülmesinin ardından bu tugayları yönetmek üzere atanmış diğer kişileri de görevde tutuyor.

Savaş sırasında İsrail, Gazze Şeridi'ndeki (Kuzey, Merkez, Han Yunus ve Refah) tugay komutanlarının çoğunu, İzzeddin Haddad'ın komuta ettiği Gazze Şehri Tugayı hariç, suikast sonucu öldürdü. Yerine Muhanned Receb atandı.

Savaş sırasında İsrail, Gazze Şeridi'ndeki (Kuzey, Merkez, Han Yunus ve Refah) tugay komutanlarının çoğunu suikastla öldürdü. Bunun istisnası, Muhannad Receb'ın yerine geçen İzzeddin el-Haddad'ın komutasındaki “Gazze Şehri Tugayı”ydı.

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv-Reuters)Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv-Reuters)

Çeşitli kanatları ve kademeleriyle Hamas, İsrail'in çeşitli kaynaklarını hedef alması sonucu mali krizden muzdarip olmuş durumda. Bununla birlikte, savaş sırasında veya sonrasında, farklı oranlarda ve zamanlarda da olsa, maaş ve ödenekleri tamamen kesmedi.

Gerçekte Hamas, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından, 1987'deki kuruluşundan bu yana eşi benzeri görülmemiş son derece karmaşık bir dönemle karşı karşıya. Hareketin gözlemcilerine göre, Gazze Şeridi'ne sınır komşusu İsrail tesislerine ve kasabalarına yönelik saldırılarla başlayan bu saldırı, İsrail'i uzun süreli bir savaşa sürükledi.

Yazar ve siyasi analist Mustafa İbrahim, hareketin “askeri yenilginin, örgütsel tükenmişliğin, siyasi karmaşanın ve geleceği ile rolü hakkındaki varoluşsal kaygının iç içe geçtiği bir aşamaya girdiği” değerlendirmesinde bulunuyor.

İbrahim, İsrail savaşının, Hamas'ın siyasi büro üyelerinin ve Gazze Şeridi'ni yıllarca yöneten idari komitelerin başkanlarının çoğunu kaybetmesinin ardından, liderlik ve karar alma yapısını vurduğunu açıkladı. Bu durum, doldurulması kolay olmayan derin bir liderlik boşluğu yarattı ve hareket içinde geleceği ve bir sonraki aşama hakkında anlaşmazlıkları ortaya çıkardı: Bu bir yönetim aşaması mı, örgütsel hayatta kalma aşaması mı yoksa sadece uzun süreli bir krizi yönetme aşaması mı olacak?

Hamas'tan birkaç kaynak Şarku’l Avsat'a şunları söyledi: "İşlerin iyi ve sorunsuz gittiğini söylemek mümkün değil. Birçok zorluk var ve yaşananlar, hiçbir şey bırakmayan ve hareketin liderlerinin çoğunun suikastına neden olan yıkıcı bir savaşın ışığında normal. Geniş bir liderliğe ve Filistin içinde ve dışında geniş bir halk tabanına sahip bir hareket için liderlik boşluğu normaldir ve bir yıl sonra kapsamlı seçimler yapılana kadar mevcut farklılıklar da normaldir."