Şam’ın Arap derinliğine dönmesini hedefleyen ‘kapsamlı bir anlaşma’ girişimi

Anlaşma, Türkiye’nin ‘askeri operasyonlarına’ ve İran'ın Suriye'de ‘artan nüfuzuna’ karşı koyacak adımları içeriyor.

Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
TT

Şam’ın Arap derinliğine dönmesini hedefleyen ‘kapsamlı bir anlaşma’ girişimi

Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)

Yakın zamanda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi arasında başkent Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan üçlü zirve, Rusya’nın Şam'ı Arap Birliği’ne (AL) geri döndürmeye yönelik diplomatik çabaları ve Bağdat’ta teslim edilen Suriye girişiminin sonuçlarının ele alınacağı büyük bir istasyon olacak. Söz konusu girişim, Şam'ı AL’e döndürmenin yanı sıra İran'ın Suriye’deki ‘nüfuzu’ ve Türkiye'nin ülkenin kuzeyine yönelik ‘askeri operasyonları’ ile mücadele konusunda çeşitli adımlar içeriyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin Suriye ile ilgili diplomatik çabaları çerçevesinde bir ay önce gerçekleştirdiği Körfez turunun ardından dün Kahire'yi ziyaret etti. Aynı çerçevede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in elçisi Alexander Lavrentiev, Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerin ardından iki gün önce Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile görüştü.

Rusya’nın tutumu
Moskova, Arap ülkelerini Kasım 2011'den bu yana Şam’ın AL üyeliğini dondurma kararının iptal etmeye ve Cezayir’deki AL zirvesinde duyurulan Arap ülkelerinin tutumunu netleştirmeye çağırdı. Lavrov, geçtiğimiz ay Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'a yaptığı ziyaretlerde, ‘ortak bir tutumu netleştirmek’ umuduyla söz konusu dosyayı masaya yatırdı. Moskova, 17 Nisan’da Bağımsızlık Günü’nün (Iyd-ul Celâ) ardından Halk Meclisi'nin (Suriye parlamentosu) yeniden toplanmasıyla Suriye cumhurbaşkanlık seçimleri sürecinin başlamasının, geçen 10 yılın ardından Suriye krizinde ‘önemli bir dönüm noktası’ olacağına inanıyor. Moskova ayrıca, Mart 2020'den bu yana ateşkes ve sınır çizgilerinin istikrarı üzerine inşa edilen Cenevre'deki Suriye Anayasa Komitesi toplantılarıyla siyasi süreçte ‘ilerleme kaydedildiğine’ işaret ediyor.
Rus yetkililer, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda, Arap ülkelerini Suriye hükümetine mali yardımda bulunmaya teşvik etmek amacıyla İran'ın Suriye'deki nüfuzunun zayıflamasının yanı sıra ABD ve Avrupa tarafından Şam’a uygulanan ve ‘Suriye halkını boğan’ yaptırımlar nedeniyle Suriye devletinin çökmemesi için Arap ülkelerinin Şam'a siyasi ve ekonomik olarak dönüş yapmaları gerektiğini söylüyorlar. Moskova bu çerçevede, Suriye hükümetinin Arap bankalarında ‘dondurulmuş halde bulunan’ bir milyar dolarını, Suriye'ye buğday ve petrol türevlerinin sağlanmasını finanse etmek için kullanmak üzere kurtarmaya çalıştı. Moskova ayrıca, Suriye lirası döviz kurunda yaşanan bozulmaya yönelik tedbirlerin bir parçası olarak Şam'a 500 milyon dolar yumuşak kredi sağlama sözü verdi.
Rusya ve Arap ülkeleri, Sezar (Caesar) Yasası’nın getirdiği yasal kısıtlamaların yanı sıra Avrupa ve ABD’nin yeniden yapılanmaya katkıda bulunmaya yönelik şartları nedeniyle Şam'a ‘sunabilecekleri tekliflerin sınırları’ olduğunun farkındalar. Özellikle ABD’nin Sezar Yasası’nın Şam'a tıbbi ve insani yardım sağlanmasını engellemediğini açıklamasının ardından insani yardım sağlayarak bu kısıtlamaları ‘aşma’ ihtimali kapısı aralandı. Washington'ın açıklaması, Arap ülkelerinin Şam'la temasa geçmesini ‘görmezden gelebileceğine’ dair bir ‘iyi niyet göstergesi’ olarak görüldü.

Arap ülkelerinin tutumu
Ancak Arap ülkeleri arasında Şam’ın AL’ye dönüşü ve Suriye hükümeti ile ‘ikili normalleşmeler’ konusunda bir bölünme söz konusu. Cenevre Bildirgesi’nin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması, ‘mezhepçi ve yabancı milislerin Suriye'den uzaklaştırılması’ ve siyasi sürecin Şam tarafından atılan adımlarla başlatılması gerektiğini düşünen ülkeler var. Bazı ülkeler, Suriye'nin tutumunu test etmek için henüz bir büyükelçi atamadan Şam'daki büyükelçiliklerini yeniden açtılar. Moritanya ve Şam ile diplomatik ilişkilerini sürdüren Umman'da gibi bazı ülkeler ise Şam’a büyükelçi atadılar. Umman ve Suriye dışişleri bakanlarının yıllar içinde birçok kez karşılıklı ziyaretlerde bulundukları da belirtilmeli. Ne var ki, bazı Arap ülkelerinin Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki askeri operasyonları ve İran'ın Arap ülkelerinin yokluğunda Suriye'de nüfuzunu artırması konusunda endişelerin arttığı da ortadadır.
Arap ülkeleri, Şam’ın AL’ye dönüşü için başlıca Arap ülkelerinin ‘ortak bir tutum’ sergilemesi ve Şam’ın bir takım olumlu adımlar atmasını gerektirdiğini düşünüyorlar. Aynı zamanda Cezayir’de yapılan AL Zirvesi’nde elde edilen başarının meyvelerini toplamak istiyorlar. Teknik açıdan konuşursak, bu durumun Şam'ın AL’ye geri dönmek için talepte bulunmasını gerektirdiğini söyleyebiliriz. Siyasi açıdan ise Arap ülkeleri, Şam’ın, BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulamak için bir dizi siyasi adım atmasını ve Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Suriye Anayasa Komitesi toplantılarına olumlu ve somut bir şekilde katılmasının yanı sıra mültecilerin geri dönüşleri, Suriyelilerin siyasi sürece ilişkin kararlara katılmaları ve Suriye'nin istikrar ve bütünlüğünü korumaları için gerekli şartların sağlanmasını bekliyorlar. Arap ülkeleri, jeopolitik olarak Şam'dan İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaltılmasına ve ‘mezhepçi milislerin Suriye’den çıkarılmasına yönelik ‘somut adımlar’ atılmasının yanı sıra Moskova’dan Türkiye’nin ülkenin kuzeyindeki askeri operasyonlarının durdurulması ve siyasi sürecin ilerletilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını ve İran'ın nüfuzunun sınırlandırılmasına ve siyasi sürecin başlatılmasına ilişkin önceki uzlaşıların canlandırılmasını bekliyorlar.  

Arap Derinliği Girişimi
Bu çerçevede Suriye’nin önde gelen isimleri, aralarında Mısır, Ürdün ve Irak’ın da bulunduğu çeşitli Arap ülkelerine, bazı Arap ülkelerinin ‘Suriye'de istikrarın yeniden tesis edilmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması arzularını paylaşmalarının yanı sıra bölgede radikalizmin ve terörizmin yayılmasından ve Arap ülkelerinin sahadaki eksikliğinin yarattığı boşlukta Türkiye ve İran’ın Doğu Akdeniz'de nüfuzlarının artmasından endişe etmeleri göz önünde bulundurularak, Suriye'nin iç istikrarını sağlamaya ve Arap ülkelerinin bu konudaki rolünü güçlendirmeye yönelik en uygun çözümü bulmak amacıyla ‘Arap Derinliği Girişimi’ni sundular.
Üçlü zirveye ev sahipliği yapmadan önce Bağdat’a sunulan Arap Derinliği Girişimi’nin başlatılması durumunda, Rusya, Türkiye ve İran’ın garantörü oldukları Astana Formatı’na ve somut adımların atılacağı Rusya, Türkiye ve Katar'ın yer aldığı ‘yeni formata’ paralel bir platform oluşturacak. Suriye hükümeti ile güven artırıcı önlemlerin ele alınacağı bir diyalogun başlatılmasını desteklemek de dahil olmak üzere bir takım somut adımlarınla ilerleme kaydedilmesi hedefleniyor. Söz konusu somut adımlar arasında, tutukluların salıverilmesi, yerinden edilenlerin Arap ülkelerinin desteğiyle geri dönmeye teşvik edilmeleri, yargının bağımsızlığını sağlamak için güç dağıtımı yapılması ve AL himayesinde yeni bir Suriye platformunun kurulmasının desteklenmesi ve Arap Derinliği Girişimi’ne sponsor olunması yer alıyor. Ayrıca Amerikalılar ve Ruslar ile diyalog kurulması ve girişimin Suriye içinde uygulanması için uygun görülen tutumların ve projelerin gerekçelerine ilişkin bilgilendirilmeleri de bu adımlar arasında bulunuyor.
Arap ülkelerinde tartışılan ‘Arap Derinliği Girişimi’, aralarında ‘Şam'ı ademi merkeziyetçi bir idari ve ekonomik sistemle yerel yönetim için gelişmiş bir projenin formüle edilmesi ve ardından, Suriye'nin kuzeydoğusu ve güneydeki Süveyda ve Dera gibi bölgelerden başlayarak Suriye'de uygulanabilecek yönetim projelerini incelemeyi hedefleyen bir girişimle iş birliği yapmaya ikna etme’ gibi belirli adımları içeriyor. Aynı şekilde, Fırat'ın doğusundaki Özerk Yönetimi, bölgedeki diğer Kürt taraflar ve Arap aşiretleriyle güç paylaşımı ilkesine dayalı yeni bir yönetim inşa etmeye ikna edilmesi de bu adımlar arasında bulunuyor.

Şam’ın tutumu
ABD ve Avrupa ülkelerinin kapattığı kapının aksine Arap ülkelerinden bir ‘atılım’ kapısının aralanabileceğine inanan Şam, bu düşüncelerinin bir kısmını, gerek Dışişleri Bakanı Faysal El-Mikdad'ın Muskat'ı ziyareti sırasında gerek Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Lavriniev ile görüşmesi sırasında gerekse Suriyeli yetkililer ile Arap ülkelerindeki meslektaşları arasındaki güvenlik temasları sırasında ifade etti.  Öncelikle, Şam’da gerekli koşulların sağlanmasının hızı ve derinliği ile beklenen teşvikler konusunda bir görüş ayrılığı olduğunu belirtmekte fayda var. Teknik olarak Şam, iki yıl önce AL’nin kurucu üyesi olan Suriye’ye birliğe dönmek için başvuru yapması gerektiğini söyleyen Arap ülkelerine karşı çıkarak AL’ye geri dönme talebinde bulunmayı reddetti.
Şam şuan siyasi olarak önümüzdeki ayın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimlerine öncelik veriyor. Seçimlerin ardından Esed’in 17 Temmuz’da yeni bir döneme başlaması bekleniyor. Bazı yetkililer, ‘seçimlerden sonra siyasi reform yapılacağını’ ve seçimlerinden sonra 2012 tarihli Suriye Anayasası’nda reform yapmak için Suriye Anayasa Komitesi ile anlaşmanın daha olumlu olacağını ve bazı reformların gerçekleşeceğini ima ettiler.
Şam ayrıca İran’dan petrol, Rusya'dan gıda ve tahıl sevkiyatı için çalışarak Batı yaptırımlarına karşı koymaya ve ülkedeki hayat şartlarını iyileştirmeye öncelik veriyor. Şam, Suriye’nin kuzeydoğusundan petrol ürünleri ve tahıl almak için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşmalar da yaptı.
Şam, taktik olarak halen hem Moskova’ya hem de Tahran’a oynuyor. Böylece bir kıyıya baskı arttığında diğer kıyıya yüzüyor. Lavrov’un bir süre önce muhataplarına söylediği ‘Şam üzerindeki artan baskımız, onu İran'ın kucağına itiyor’ şeklindeki sözlerinde olduğu gibi, bu ‘oyun’ halen başarılı bir şekilde oynanıyor.  Şam, Moskova'nın Tel Aviv’e ‘iyi niyet göstermesi’ isteğini de kabul ediyor.
Şam, jeopolitik açıdan ise Türkiye'nin ‘askeri operasyonlarının’, İran'ın ‘artan nüfuzunun’ ve Rusya'nın Suriye ve bölgedeki ‘genişleyen nüfuzunun’ Arap ülkelerini onunla iş birliği yapmaya iteceğini, böylece girişimlerin ve teşviklerin Şam'dan değil Arap ülkelerinin başkentlerinden geleceğini, bu sayede de Arap ülkelerinin, Washington'a ABD yaptırımlarından muafiyetler elde etmesi için baskı yapacaklarını düşünüyor. Ancak Sezar Yasası kaldırılmadığı ve Şam’ın ABD Kongresi’ni yasada değişiklik yapmaya ikna edecek değişikliklerde bulunmadığı sürece bu şartların oluşması şu an için pek olası görünmüyor.



Suriye, Halep'in doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi "askeri bölge" ilan etti

Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
TT

Suriye, Halep'in doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi "askeri bölge" ilan etti

Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.
Haritada, Suriye ordusunun Halep'in doğu kırsalında askeri bölge olarak kabul ettiği iki alan gösterilmektedir.

Suriye ordusu dün, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yüzleşmek amacıyla Halep şehrinin doğusundan Fırat Nehri'ne kadar olan bölgeyi “kapalı askeri bölge” ilan etti (SDG) ve bölgedeki tüm silahlı grupların Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesini talep etti. Kürt liderler, yetkilileri bölgelerine saldırı hazırlığı yapmakla suçladı.

“Operasyon Otoritesi”, SDG ve eski rejimin kalıntılarının seferberliğine yanıt olarak Deyr Hafir ve Meskene kasabalarının kapatıldığını bildirdi ve sivillere, Halep şehrini bombalayan İran intihar drone'larının fırlatma noktası oldukları için bu kasabaları tahliye etmeleri çağrısında bulundu.

Yetkili makam, Deyr Hafir civarındaki SDG mevzilerini topçu ateşiyle hedef aldığını duyurdu. Resmi kanal, askeri bir kaynağın, topçu saldırısının SDG'nin Hamima köyü civarını insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasına yanıt olarak gerçekleştirildiğini söylediğini aktarırken, ordu ise bir sivilin Deyr Hafir'den motosikletiyle ayrılmaya çalışırken SDG keskin nişancısının ateşi sonucu öldürüldüğünü bildirdi.

Bu arada Suriye Enerji Bakanlığı, SDG'nin Deyr Hafir'in doğusundaki Amtina Köprüsü'nü bombalamasını kınadı. Bu köprü, bölgeyi birbirine bağlayan ve hizmet veren son köprüydü ve bombalama sonucu bölgeye erişim tamamen kesildi. Bakanlık, SDG'yi ana su kanalını tehlikeye atmaktan ve özellikle Deyr Hafir bölgesi ve çevresinde su akış hızının önemli ölçüde artması sonucu yaklaşık 8 bin hektarlık tarım arazisinin su basması tehdidiyle karşı karşıya kalmasından tamamen sorumlu tuttu.


Bir kaynak Şarku'l Avsat'a Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

Bir kaynak Şarku'l Avsat'a Gazze yönetim komitesinin bazı isimlerini açıkladı

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

Filistinli, konuyla ilgili bilgi sahibi kaynak bugün, Gazze Şeridi'ni yönetecek teknokrat komitenin üyelerinin çoğunluğunun isimleri konusunda anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Filistin sivil toplum sektöründe kaynak Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, 18 üyeden oluşması beklenen komitedeki isimlerin çoğunun Gazze Şeridi sakinlerinden oluştuğunu ve bunların büyük bir kısmının akademisyenler de dahil olmak üzere sivil toplum çalışmalarıyla bağlantılı iş adamları ve ekonomistler olduğunu söyledi.

Kaynak, üzerinde anlaşmaya varılan üyelerin, Gazze'den veya yurt dışından Mısır'ın başkenti Kahire'ye seyahat için hazırlık yapmaları konusunda bilgilendirildiğini ve seyahat sürecinin yarın organize bir şekilde başlayacağını belirtti.

Şarku’l Avsat'ın elde ettiği isimler arasında şunlar yer alıyor: Daha önce Filistin Yönetimi Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürüten Ali Şati; Tarım Yardım Derneği Direktörü ve sivil toplum aktivisti Abdul Kerim Aşur; Tıbbi Yardım Derneği Direktörü Aed Yaghi; Gazze Ticaret Odası Direktörü Aed Ebu Ramazan; Filistin Üniversitesi Rektörü Cebr el-Daur; mühendislik danışmanı Beşir el-Reis; Gazze Şeridi Filistin Telekomünikasyon Direktörü Ömer Şamali; Refah Belediyesi'nde mühendis ve danışman olan Ali Berhum; ve Avukat Hana Terzi.”

Kaynak, bu kişilerin isimleri konusunda geniş bir mutabakat olduğunu, ancak İsrail'in bunları onaylayıp onaylamadığının henüz bilinmediğini ifade etti.

Kaynak, bu isimlerden herhangi biriyle ilgili bir anlaşmazlık çıkması durumunda listede değişiklikler yapılabileceğini belirtti.

Mısır, Gazze Şeridi'ni geçici olarak yönetecek teknokrat komitenin kurulmasını hızlandırmak amacıyla tüm Filistinli taraflarla, arabulucularla, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile yoğun temaslar yürütüyor ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas hükümetiyle de iletişim halinde olacak.

Hamas ise komitenin resmen kurulmasının ardından Gazze Şeridi'ndeki iktidarı komiteye devretmeye hazırlanıyor.


Yemen Başkanlık Konseyi, egemenlik kararını korumak için el-Bahsani'ye karşı önlem alacağını açıkladı

Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi, egemenlik kararını korumak için el-Bahsani'ye karşı önlem alacağını açıkladı

Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Yemen Başkanlık Konseyi’nden bir kaynak, Başkanlık Konseyi üyesi Ferec el-Bahsani’nin son açıklamalarını şaşkınlıkla karşıladıklarını belirterek, Bahsani’nin Konsey liderliğince alınan egemen nitelikteki kararlara karşı çıkmasına tepki gösterdi. Kaynak, bu kararların başında, Riyad Anlaşması ve Yetki Devri Bildirgesi’nde öngörüldüğü üzere, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin Savunma ve İçişleri bakanlıkları çatısı altında birleştirilmesinin geldiğini vurguladı.

Resmî açıklamada, söz konusu ifadelerin Başkanlık Konseyi Başkanı ve üyelerinin yemin ettikleri kolektif sorumluluk ilkesinden açık bir sapma anlamına geldiği, geçiş dönemini düzenleyen referanslarla ve Konseyin askeri ve güvenlik dosyalarını yönetme konusundaki anayasal yetkileriyle çeliştiği kaydedildi. Açıklamada, bu yetkilerin devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi, münhasır yetkilerine yönelik müdahalelerin önlenmesi ve mevcut meydan okumalar karşısında devlet otoritesinin pekiştirilmesi açısından hayati önem taşıdığı ifade edildi.

Kaynak ayrıca, Suudi Arabistan’ın güney diyaloğuna yönelik himaye çabalarının sorgulanmasının ve bu diyaloğun uzlaşıyla belirlenen himaye çerçevesi dışına taşınması çağrılarının olumsuz mesajlar içerdiğini belirtti. Bu tutumun ne tansiyonun düşürülmesine katkı sunduğu ne de Başkanlık Konseyi’nin defalarca vurguladığı üzere ulusal, kapsayıcı bir çerçeve içinde adil ve kapsamlı biçimde ele alınması gereken Güney meselesinin çıkarlarına hizmet ettiği bildirildi.

zxsdefrt
Aden şehrindeki Merkez Bankası genel merkezinin dışında devriye gezen Yemen hükümet güçlerine bağlı bir asker (EPA)

Kaynak, bu tutumların önceki bir bağlamdan bağımsız olmadığını da vurguladı. Kaynak, el-Bahsani’nin daha önce de birden fazla kez Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde isyan ve tek taraflı adımlara yönelik destekleyici ya da müsamahakâr tutumlar sergilediğini ifade etti. Ayrıca el-Bahsani’nin, devletten ve ulusal kurumlarından yana tavır alan bazı ofis çalışanlarını görevden aldığına dikkat çekerek, bu yaklaşımın Başkanlık Konseyi üyeliğine yüklenen egemen nitelikteki görevler ve anayasal sorumluluklarla bağdaşmadığını kaydetti.

Kararlı davranmak

Kaynak, Başkanlık Konseyi’nin bu uygulamalarla ulusal sorumluluğun gerektirdiği şekilde, anayasa ve geçiş dönemini düzenleyen referanslar çerçevesinde hareket edeceğini vurguladı. Açıklamada, egemen karar alma birliğinin korunması, ulusal mutabakata zarar verebilecek ya da güvenlik ve istikrarın yeniden tesisine yönelik çabaları zayıflatabilecek her türlü adımın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi.

Kaynak ayrıca, mevcut aşamanın dar hesaplardan uzak, ülkenin karşı karşıya bulunduğu varoluşsal zorluklarla uyumlu, sorumlu bir siyasi dil ve tutum gerektirdiğini kaydederek, yalnızca devletin ve kapsayıcı ulusal projesinin karşıtlarına hizmet eden muğlak mesajlardan kaçınılması gerektiğinin altını çizdi.

Yemen Başkanlık Konseyi daha önce de Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE), Başkanlık Konseyi üyesi Ferec el-Bahsani’nin topraklarından ayrılarak Riyad’a gitmesine izin verilmesini talep etmişti. Açıklamada, el-Bahsani’nin Konsey liderliğiyle birlikte çalışması ve Suudi Arabistan’ın himayesinde Yemen’deki durumu ele almaya yönelik çabalara katılması gerektiği, bunun da mevcut belirsizlik ve kafa karışıklıklarının giderilmesine katkı sağlayacağı ifade edilmişti.

Başkanlık Konseyi, sorumlu bir kaynak aracılığıyla, Başkanlık Konseyi üyeliğinin bireysel hesaplara ya da devlet çerçevesi dışındaki değerlendirmelere tabi tutulamayacak, üst düzey bir anayasal sorumluluk olduğunun altını çizdi. Açıklamada, ulusal mücadelenin, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların sona erdirilmesi için en yüksek düzeyde birlik ve uyum gerektirdiği vurgulandı.