Şam’ın Arap derinliğine dönmesini hedefleyen ‘kapsamlı bir anlaşma’ girişimi

Anlaşma, Türkiye’nin ‘askeri operasyonlarına’ ve İran'ın Suriye'de ‘artan nüfuzuna’ karşı koyacak adımları içeriyor.

Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
TT

Şam’ın Arap derinliğine dönmesini hedefleyen ‘kapsamlı bir anlaşma’ girişimi

Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)
Pazar günü başkent Şam’da Suriye bayrağı önünde duran bir tatlıcı (Reuters)

Yakın zamanda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi arasında başkent Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan üçlü zirve, Rusya’nın Şam'ı Arap Birliği’ne (AL) geri döndürmeye yönelik diplomatik çabaları ve Bağdat’ta teslim edilen Suriye girişiminin sonuçlarının ele alınacağı büyük bir istasyon olacak. Söz konusu girişim, Şam'ı AL’e döndürmenin yanı sıra İran'ın Suriye’deki ‘nüfuzu’ ve Türkiye'nin ülkenin kuzeyine yönelik ‘askeri operasyonları’ ile mücadele konusunda çeşitli adımlar içeriyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin Suriye ile ilgili diplomatik çabaları çerçevesinde bir ay önce gerçekleştirdiği Körfez turunun ardından dün Kahire'yi ziyaret etti. Aynı çerçevede Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in elçisi Alexander Lavrentiev, Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerin ardından iki gün önce Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile görüştü.

Rusya’nın tutumu
Moskova, Arap ülkelerini Kasım 2011'den bu yana Şam’ın AL üyeliğini dondurma kararının iptal etmeye ve Cezayir’deki AL zirvesinde duyurulan Arap ülkelerinin tutumunu netleştirmeye çağırdı. Lavrov, geçtiğimiz ay Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'a yaptığı ziyaretlerde, ‘ortak bir tutumu netleştirmek’ umuduyla söz konusu dosyayı masaya yatırdı. Moskova, 17 Nisan’da Bağımsızlık Günü’nün (Iyd-ul Celâ) ardından Halk Meclisi'nin (Suriye parlamentosu) yeniden toplanmasıyla Suriye cumhurbaşkanlık seçimleri sürecinin başlamasının, geçen 10 yılın ardından Suriye krizinde ‘önemli bir dönüm noktası’ olacağına inanıyor. Moskova ayrıca, Mart 2020'den bu yana ateşkes ve sınır çizgilerinin istikrarı üzerine inşa edilen Cenevre'deki Suriye Anayasa Komitesi toplantılarıyla siyasi süreçte ‘ilerleme kaydedildiğine’ işaret ediyor.
Rus yetkililer, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda, Arap ülkelerini Suriye hükümetine mali yardımda bulunmaya teşvik etmek amacıyla İran'ın Suriye'deki nüfuzunun zayıflamasının yanı sıra ABD ve Avrupa tarafından Şam’a uygulanan ve ‘Suriye halkını boğan’ yaptırımlar nedeniyle Suriye devletinin çökmemesi için Arap ülkelerinin Şam'a siyasi ve ekonomik olarak dönüş yapmaları gerektiğini söylüyorlar. Moskova bu çerçevede, Suriye hükümetinin Arap bankalarında ‘dondurulmuş halde bulunan’ bir milyar dolarını, Suriye'ye buğday ve petrol türevlerinin sağlanmasını finanse etmek için kullanmak üzere kurtarmaya çalıştı. Moskova ayrıca, Suriye lirası döviz kurunda yaşanan bozulmaya yönelik tedbirlerin bir parçası olarak Şam'a 500 milyon dolar yumuşak kredi sağlama sözü verdi.
Rusya ve Arap ülkeleri, Sezar (Caesar) Yasası’nın getirdiği yasal kısıtlamaların yanı sıra Avrupa ve ABD’nin yeniden yapılanmaya katkıda bulunmaya yönelik şartları nedeniyle Şam'a ‘sunabilecekleri tekliflerin sınırları’ olduğunun farkındalar. Özellikle ABD’nin Sezar Yasası’nın Şam'a tıbbi ve insani yardım sağlanmasını engellemediğini açıklamasının ardından insani yardım sağlayarak bu kısıtlamaları ‘aşma’ ihtimali kapısı aralandı. Washington'ın açıklaması, Arap ülkelerinin Şam'la temasa geçmesini ‘görmezden gelebileceğine’ dair bir ‘iyi niyet göstergesi’ olarak görüldü.

Arap ülkelerinin tutumu
Ancak Arap ülkeleri arasında Şam’ın AL’ye dönüşü ve Suriye hükümeti ile ‘ikili normalleşmeler’ konusunda bir bölünme söz konusu. Cenevre Bildirgesi’nin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması, ‘mezhepçi ve yabancı milislerin Suriye'den uzaklaştırılması’ ve siyasi sürecin Şam tarafından atılan adımlarla başlatılması gerektiğini düşünen ülkeler var. Bazı ülkeler, Suriye'nin tutumunu test etmek için henüz bir büyükelçi atamadan Şam'daki büyükelçiliklerini yeniden açtılar. Moritanya ve Şam ile diplomatik ilişkilerini sürdüren Umman'da gibi bazı ülkeler ise Şam’a büyükelçi atadılar. Umman ve Suriye dışişleri bakanlarının yıllar içinde birçok kez karşılıklı ziyaretlerde bulundukları da belirtilmeli. Ne var ki, bazı Arap ülkelerinin Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki askeri operasyonları ve İran'ın Arap ülkelerinin yokluğunda Suriye'de nüfuzunu artırması konusunda endişelerin arttığı da ortadadır.
Arap ülkeleri, Şam’ın AL’ye dönüşü için başlıca Arap ülkelerinin ‘ortak bir tutum’ sergilemesi ve Şam’ın bir takım olumlu adımlar atmasını gerektirdiğini düşünüyorlar. Aynı zamanda Cezayir’de yapılan AL Zirvesi’nde elde edilen başarının meyvelerini toplamak istiyorlar. Teknik açıdan konuşursak, bu durumun Şam'ın AL’ye geri dönmek için talepte bulunmasını gerektirdiğini söyleyebiliriz. Siyasi açıdan ise Arap ülkeleri, Şam’ın, BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulamak için bir dizi siyasi adım atmasını ve Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Suriye Anayasa Komitesi toplantılarına olumlu ve somut bir şekilde katılmasının yanı sıra mültecilerin geri dönüşleri, Suriyelilerin siyasi sürece ilişkin kararlara katılmaları ve Suriye'nin istikrar ve bütünlüğünü korumaları için gerekli şartların sağlanmasını bekliyorlar. Arap ülkeleri, jeopolitik olarak Şam'dan İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaltılmasına ve ‘mezhepçi milislerin Suriye’den çıkarılmasına yönelik ‘somut adımlar’ atılmasının yanı sıra Moskova’dan Türkiye’nin ülkenin kuzeyindeki askeri operasyonlarının durdurulması ve siyasi sürecin ilerletilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını ve İran'ın nüfuzunun sınırlandırılmasına ve siyasi sürecin başlatılmasına ilişkin önceki uzlaşıların canlandırılmasını bekliyorlar.  

Arap Derinliği Girişimi
Bu çerçevede Suriye’nin önde gelen isimleri, aralarında Mısır, Ürdün ve Irak’ın da bulunduğu çeşitli Arap ülkelerine, bazı Arap ülkelerinin ‘Suriye'de istikrarın yeniden tesis edilmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması arzularını paylaşmalarının yanı sıra bölgede radikalizmin ve terörizmin yayılmasından ve Arap ülkelerinin sahadaki eksikliğinin yarattığı boşlukta Türkiye ve İran’ın Doğu Akdeniz'de nüfuzlarının artmasından endişe etmeleri göz önünde bulundurularak, Suriye'nin iç istikrarını sağlamaya ve Arap ülkelerinin bu konudaki rolünü güçlendirmeye yönelik en uygun çözümü bulmak amacıyla ‘Arap Derinliği Girişimi’ni sundular.
Üçlü zirveye ev sahipliği yapmadan önce Bağdat’a sunulan Arap Derinliği Girişimi’nin başlatılması durumunda, Rusya, Türkiye ve İran’ın garantörü oldukları Astana Formatı’na ve somut adımların atılacağı Rusya, Türkiye ve Katar'ın yer aldığı ‘yeni formata’ paralel bir platform oluşturacak. Suriye hükümeti ile güven artırıcı önlemlerin ele alınacağı bir diyalogun başlatılmasını desteklemek de dahil olmak üzere bir takım somut adımlarınla ilerleme kaydedilmesi hedefleniyor. Söz konusu somut adımlar arasında, tutukluların salıverilmesi, yerinden edilenlerin Arap ülkelerinin desteğiyle geri dönmeye teşvik edilmeleri, yargının bağımsızlığını sağlamak için güç dağıtımı yapılması ve AL himayesinde yeni bir Suriye platformunun kurulmasının desteklenmesi ve Arap Derinliği Girişimi’ne sponsor olunması yer alıyor. Ayrıca Amerikalılar ve Ruslar ile diyalog kurulması ve girişimin Suriye içinde uygulanması için uygun görülen tutumların ve projelerin gerekçelerine ilişkin bilgilendirilmeleri de bu adımlar arasında bulunuyor.
Arap ülkelerinde tartışılan ‘Arap Derinliği Girişimi’, aralarında ‘Şam'ı ademi merkeziyetçi bir idari ve ekonomik sistemle yerel yönetim için gelişmiş bir projenin formüle edilmesi ve ardından, Suriye'nin kuzeydoğusu ve güneydeki Süveyda ve Dera gibi bölgelerden başlayarak Suriye'de uygulanabilecek yönetim projelerini incelemeyi hedefleyen bir girişimle iş birliği yapmaya ikna etme’ gibi belirli adımları içeriyor. Aynı şekilde, Fırat'ın doğusundaki Özerk Yönetimi, bölgedeki diğer Kürt taraflar ve Arap aşiretleriyle güç paylaşımı ilkesine dayalı yeni bir yönetim inşa etmeye ikna edilmesi de bu adımlar arasında bulunuyor.

Şam’ın tutumu
ABD ve Avrupa ülkelerinin kapattığı kapının aksine Arap ülkelerinden bir ‘atılım’ kapısının aralanabileceğine inanan Şam, bu düşüncelerinin bir kısmını, gerek Dışişleri Bakanı Faysal El-Mikdad'ın Muskat'ı ziyareti sırasında gerek Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Lavriniev ile görüşmesi sırasında gerekse Suriyeli yetkililer ile Arap ülkelerindeki meslektaşları arasındaki güvenlik temasları sırasında ifade etti.  Öncelikle, Şam’da gerekli koşulların sağlanmasının hızı ve derinliği ile beklenen teşvikler konusunda bir görüş ayrılığı olduğunu belirtmekte fayda var. Teknik olarak Şam, iki yıl önce AL’nin kurucu üyesi olan Suriye’ye birliğe dönmek için başvuru yapması gerektiğini söyleyen Arap ülkelerine karşı çıkarak AL’ye geri dönme talebinde bulunmayı reddetti.
Şam şuan siyasi olarak önümüzdeki ayın ortalarında yapılması planlanan başkanlık seçimlerine öncelik veriyor. Seçimlerin ardından Esed’in 17 Temmuz’da yeni bir döneme başlaması bekleniyor. Bazı yetkililer, ‘seçimlerden sonra siyasi reform yapılacağını’ ve seçimlerinden sonra 2012 tarihli Suriye Anayasası’nda reform yapmak için Suriye Anayasa Komitesi ile anlaşmanın daha olumlu olacağını ve bazı reformların gerçekleşeceğini ima ettiler.
Şam ayrıca İran’dan petrol, Rusya'dan gıda ve tahıl sevkiyatı için çalışarak Batı yaptırımlarına karşı koymaya ve ülkedeki hayat şartlarını iyileştirmeye öncelik veriyor. Şam, Suriye’nin kuzeydoğusundan petrol ürünleri ve tahıl almak için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşmalar da yaptı.
Şam, taktik olarak halen hem Moskova’ya hem de Tahran’a oynuyor. Böylece bir kıyıya baskı arttığında diğer kıyıya yüzüyor. Lavrov’un bir süre önce muhataplarına söylediği ‘Şam üzerindeki artan baskımız, onu İran'ın kucağına itiyor’ şeklindeki sözlerinde olduğu gibi, bu ‘oyun’ halen başarılı bir şekilde oynanıyor.  Şam, Moskova'nın Tel Aviv’e ‘iyi niyet göstermesi’ isteğini de kabul ediyor.
Şam, jeopolitik açıdan ise Türkiye'nin ‘askeri operasyonlarının’, İran'ın ‘artan nüfuzunun’ ve Rusya'nın Suriye ve bölgedeki ‘genişleyen nüfuzunun’ Arap ülkelerini onunla iş birliği yapmaya iteceğini, böylece girişimlerin ve teşviklerin Şam'dan değil Arap ülkelerinin başkentlerinden geleceğini, bu sayede de Arap ülkelerinin, Washington'a ABD yaptırımlarından muafiyetler elde etmesi için baskı yapacaklarını düşünüyor. Ancak Sezar Yasası kaldırılmadığı ve Şam’ın ABD Kongresi’ni yasada değişiklik yapmaya ikna edecek değişikliklerde bulunmadığı sürece bu şartların oluşması şu an için pek olası görünmüyor.



Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
TT

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)

Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kadim bölgesine 21 yıl sonra geri döndü.

BBC'nin yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre 30 aile, perşembe günü Kadim'e ulaştı. Bazı aileler askerler eşliğinde, araçlarına İsrail bayrakları asarak Filistinlilere ait köy ve tarım arazilerinden geçti.

Yerleşimcilerin yatak, mobilya ve inşaat malzemeleri taşıyan römorklarla birlikte geldiği de aktarılıyor.

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Kadim'deki yerleşim için düzenlenen açılış töreninde bölgenin 21 yıl önce hükümet tarafından boşaltılmasını "sürgün suçu" diye niteleyerek, "Bu yanlışı düzelttik ve Kadim yerleşimine geri döndük" dedi.

Törene, Batı Şeria'nın kuzeyinde çok sayıda yasadışı Yahudi yerleşim birimini bünyesinde bulunduran Şomron Bölge Konseyi'nin lideri Yossi Dagan da katıldı.

Dagan, konuşmasında "bölgenin geleceğini yeniden şekillendirdiklerini" savunurken, Yahudi yerleşimcilerin bir gün Gazze'ye de geri döneceğini de ileri sürdü.

Kadim, 2005'te İsrail'in tek taraflı geri çekilme planı kapsamında boşaltılmıştı. Plan çerçevesinde Gazze'deki tüm Yahudi yerleşimciler ve askerler bölgeden çekilirken, Batı Şeria'nın kuzeyinde Kadim dahil 4 yerleşim bölgesi de terk edilmiş, İsraillilerin buralarda ikamet etmesi yasaklanmıştı.  

Ancak Binyamin Netanyahu hükümeti Kadim, Ganim, Sanur ve Homeş'e yönelik bu yasağı Mart 2023'te kaldırmıştı.

Ganim, Sanur ve Homeş'in ardından Kadim, 2005'te boşaltılan yerleşimler arasında yeniden İsraillilerin ikametine açılan son bölge oldu.

İsrailli insan hakları örgütü Peace Now'dan Hagit Ofran, Cenin çevresindeki hızlı inşaat faaliyetlerinin, ekimdeki İsrail seçimleri öncesinde hükümetin Batı Şeria'daki yerleşimleri mümkün mertebe genişletme politikasının parçası olduğunu vurguluyor.

Yahudi yerleşimcilerin kurduğu Emek Dotan bölgesinin yakınında yaşayan Filistinli Samir Cebir, evlerin buldozerlerle yıkıldığını, ardından karavanlarla yerleşimcilerin getirildiğini anlatıyor:

Hepimiz korkuyoruz, tamamen savunmasızız. Hepsinin elinde silah var.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı da büyük tepki çekmişti.  

İsrail hükümeti, E1 adlı proje kapsamında 1234 konut inşası için bu hafta ihale ilanı yayımladı.

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki gösterdi.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" dendi.

Independent Türkçe, BBC, Ynet, Times of Israel


İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Kusra’da 13. gündür evleri kuşatmayı sürdürüyor

Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)
Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)
TT

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Kusra’da 13. gündür evleri kuşatmayı sürdürüyor

Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)
Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)

Filistinli bir yetkili, İsrailli yerleşimcilerin bugün, Batı Şeria’nın kuzeyinde Nablus’un güneyinde bulunan Kusra beldesinde bazı evleri 13. gününde de kuşatmayı sürdürdüğünü bildirdi. Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre kuşatmanın İsrail ordusunun koruması altında gerçekleştirildiği ve amacın evlere el koyarak, bölgede fiili bir durum oluşturmak olduğu belirtildi.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) aktardığına göre Kusra Belediye Meclisi Başkanı Abdülazim Vadi, “İşgal güçleri ve bir grup yerleşimci, beldedeki Resulayn bölgesinde üç evin kuşatmasını sürdürüyor ve ailelerin evlere girip çıkmasını engelliyorlar. Evlerden birini askeri karargâha dönüştürerek kontrol altına aldılar ve bölgeyi askeri bölge ilan ettiler” dedi.

Vadi, “Aileler gıda ve bazı ilaçlarda sıkıntı yaşıyor. Bunun nedeni işgal güçlerinin ihtiyaç duyulan malzemelerin evlere ulaştırılmasına ve ailelere temin edilmesine izin vermemesi” ifadelerini kullandı.

WAFA, İsrail güçlerinin dün akşam bir Filistinlinin evindeki eşya ve mobilyaları tahrip ederek burayı askeri karargâha dönüştürdüğünü bildirdi. Ev sahibinin ise işgal askerlerinin kendisini ve ailesini, bölgenin “askeri bölge” olduğu gerekçesiyle zorla evlerinden çıkarmasının ardından, kuşatma altındaki başka bir evde bulunduğu belirtildi.


«Sözümüzü tuttuk»... Ben-Gvir, Filistinlilerin asılarak idam edilmesi için ayrılan alanın görüntülerini paylaştı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)
TT

«Sözümüzü tuttuk»... Ben-Gvir, Filistinlilerin asılarak idam edilmesi için ayrılan alanın görüntülerini paylaştı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, terör suçlarından hüküm giyen Filistinlilerin asılarak idam edileceği bir tesisin inşa edildiğini gösteren video yayımladı. Tesiste, benzer nedenlerle suçlanan Yahudi aşırılık yanlılarının ise kapsam dışında tutulacağı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre daha önce faaliyetleri nedeniyle uluslararası yaptırımlara ve kınamalara maruz kalan Ben-Gvir, tesiste kurbanların ailelerinin infazları izleyebilmesine olanak sağlayacak izleme bölmelerinin bulunacağını ifade etti.

Ben-Gvir, yeri açıklanmayan tesise yaptığı ziyareti gösteren videoyu sosyal medyada paylaştı. İsrail medyasında yayımlanan görüntülerde ise bir buldozer ve inşaat çalışmaları görülüyor. Çalışmaların bir cezaevinin yakınında yürütüldüğü öne sürülürken, aşırı sağcı bakan temel atma çalışmalarını göstererek buranın, kendi ifadesiyle, “teröristlerin idam edileceği yer” olduğunu söyledi.

Gazete ayrıca Ben-Gvir’in bu yılın başlarında 50. yaş gününü, darağacı ipi şeklinde tasarlanmış bir pasta ile kutladığını hatırlattı.

Ben-Gvir videoda, “Teröristlerin cezaevlerindeki tutukluluk koşullarını ağırlaştıracağımıza söz verdim ve sözümüzü tuttuk. Teröristler için idam cezasını öngören bir yasanın çıkarılacağına söz verdim ve bunu yaptık. Şimdi de idam mahkûmları bölümünün ve asma tesisinin hatları şekillenmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Ben-Gvir, Filistinlilerin asılması için hazırlanan bir yerin videosunu yayınladı (X)
Ben-Gvir, Filistinlilerin asılması için hazırlanan bir yerin videosunu yayınladı (X)

The Guardian, Filistinlilerin askeri mahkemelerde “terör” suçundan hüküm giymeleri halinde idam edilmelerinde kullanılacağı belirtilen darağacının inşasına ilişkin haberlerin, bu yılın başlarında kabul edilen yeni yasanın ardından geldiğini belirtti.

Yasa, askeri mahkemelerin, başka bir seçenek bulunmaması halinde idam cezası vermesini öngörüyor. Mahkeme, özel koşullar bulunduğuna karar verirse, ömür boyu hapis cezasına hükmedebiliyor. Uygulamada ise Yahudi İsrailliler, yasanın uygulanmasını “İsrail Devleti’nin varlığını inkâr etme niyetiyle” işlenen cinayetlerle sınırlandıran madde sayesinde idam cezasından korunuyor.

Gazete, daha önce ırkçılığa kışkırtma, görev başındaki bir polisin görevini yapmasını engelleme ve yasaklı terör örgütü Kah hareketini destekleme suçlarından mahkûm edilen Ben-Gvir’in, 2022'den bu yana, geçen yılki iki aylık ara dışında, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptığını kaydetti.

Ben-Gvir, İsrail’de yeni idam cezası yasasının başlıca savunucularından biri olarak biliniyor ve uzun süredir aşırı söylemleri ve provokatif eylemleriyle gündeme geliyor.

İsrailli milletvekillerinin bu yıl kabul ettiği iki yasadan biri olan idam cezası düzenlemesi, 62'ye karşı 48 oyla Knesset’ten geçmesinin ardından geniş çaplı uluslararası tepki aldı. Eleştirilerde yasanın “ayrımcılık” içerdiği vurgulandı.

Uluslararası Af Örgütü’nden Erika Guevara-Rosas, yasanın kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, düzenlemenin “keyfi olarak yaşamdan mahrum bırakılmayı önlemeye ve adil yargılanma hakkını korumaya yönelik temel güvenceleri de zayıflattığını” ve “Filistinlilere karşı ayrımcı onlarca yasayla desteklenen İsrail’deki apartheid sistemini güçlendirdiğini” ifade etti.

Son aylarda Ben-Gvir’e Fransa ve İrlanda tarafından yaptırım uygulanırken, İngiltere de geçen yıl yaptırım getirmişti. Ben-Gvir ayrıca birkaç gün önce Gazze’de gecede 30 ila 40 kişinin öldürülmesini öngören bir “cezalandırıcı öldürme politikası” uygulanması çağrısında bulunması nedeniyle yoğun tepki çekti.

Ben-Gvir, “Bence her gece 30 ila 40 infaz gerçekleştirmeliyiz. Çünkü bazı insanlar yaşamayı hak etmiyor... Onlar insan bile değil” ifadelerini kullanmıştı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, çarşamba günü Ben-Gvir’in açıklamalarını “kabul edilemez ve insanlık dışı” olarak nitelendirirken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bakanın “uluslararası hukuku ihlal eden insanlık dışı çağrılarını” sert biçimde kınadı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres de Ben-Gvir’in açıklamalarını “dehşet verici”, “iğrenç”, “insanları insanlıktan çıkaran” ve “tehlikeli” sözleriyle niteledi.

Videonun yayımlanması, İsrail’in politikalarına yönelik uluslararası kınamaların arttığı bir dönemde gerçekleşti. Bu kapsamda Kudüs dışında yer alan büyük E1 yerleşim projesi için yeni ihalelerin açılması da tepki çekti. İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, söz konusu adımı “kabul edilemez ve yıkıcı bir eylem” olarak nitelendirerek Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ün birbirinden ayrılması riskine dikkat çekti ve İsrail maslahatgüzarını protesto için bakanlığa çağırdı.

Miliband, “Birleşik Krallık gerek özel görüşmelerde gerekse kamuoyu önünde, E1 projesine karşı olduğunu ve Filistinliler ile İsraillilerin uzun vadeli güvenlik ve barışını sağlamanın tek yolu olarak iki devletli çözümü desteklediğini açıkça ortaya koydu. Bütün yerleşimler bu ihtimali baltalıyor ve uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.