Rus güçleri sürpriz bir şekilde çekildiği Halep kırsalına geri döndü

Türk devriyeleri Suriye’nin kuzeyindeki anayolda arama tarama operasyonları yürütüyor

Suriye'nin kuzeyindeki Halep kırsalında bir Rus askeri devriyesi (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki Halep kırsalında bir Rus askeri devriyesi (Şarku’l Avsat)
TT

Rus güçleri sürpriz bir şekilde çekildiği Halep kırsalına geri döndü

Suriye'nin kuzeyindeki Halep kırsalında bir Rus askeri devriyesi (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki Halep kırsalında bir Rus askeri devriyesi (Şarku’l Avsat)

Rus güçleri, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki Eş-Şehba bölgesinde bulunan Tel Rıfat ve Kaaştar üslerinden önceki gün sürpriz bir şekilde çekilmesinin ardından bu iki üsse geri döndü.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) yaptığı açıklamada, “İran milislerine ait bir askeri konvoy dün sabah Tel Rıfat kenti yakınındaki Ez-Zehra bölgesine doğru hareket etti. Konvoyda, zırhlı araçlar ile savaşçı ve mühimmat taşıyan askeri araçların yanı sıra orta ve ağır silahlar bulunuyordu” denildi. Açıklamaya göre, konvoydaki silah, mühimmat ve savaşçılar, Türk güçleri ve Ankara destekli Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) muhtemel bir askeri operasyonuna karşı Şii mezhebine mensup halkı korunması amacıyla Tel Rıfat yakınlarına konuşlandırıldı. Bu gelişme, Rus güçlerin, Gaziantep-Halep yolu yakınındaki Tel Rıfat ile Kaaştar üslerinden sürpriz bir şekilde çekilmesinden sonra geldi. Rus güçler, iki üste bulunan zırhlı ve askeri araçlar, sinyal kesici cihazlar ve 100’den fazla Rus askerinin tamamını 4 konvoy halinde geri çekti. Konvoy, Tel-Rıfat-Fafin yolunu kullanarak Halep kentine yöneldi. Ancak Rus güçleri şu ana kadar çekilmenin gerekçesine dair herhangi bir açıklama yapmadı.
Aktivistlerin paylaştığı görüntülerde Rus güçlerine ait iki konvoy görülüyor. Birincisi Tel Rıfat’tan ayrılırken, ikincisi de Fafin beldesi yakınlarında Halep istikametinde gidiyor.
Yerel kaynaklar, Rus güçlerin Halep’in kuzeybatısındaki Tel Rıfat ve Kaaştar üslerinden çekilmesinin “Ruslar ile SDG arasındaki ihtilaflı noktalardan” kaynaklanmış olabileceği görüşünde. Suriye Demokratik Meclisi (SDM) Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Hikmet Halil’e göre bu noktalar arasında, SDG’nin rejim bölgelerinde tedarik sıkıntısı çekilen yakıt, hububat ve bazı emtiaları rejime göndermemesi ve Rusya’nın, SDG’den rejim ile arasında 3 sınır kapısı açarak, bu kapıların denetimini Rus güçlerine vermesi talebinin SDG tarafından kabul edilmemesi bulunuyor.
Buna karşılık başka kaynaklar ise, Rusların Tel Rıfat ve çevresinden sürpriz çekilmesinin sebebinin, bölgeyi tamamen tahliye ederek Türk güçleri ve desteklediği SMO güçlerinin askeri operasyonuna ve dolayısıyla Tel Rıfat ve Halep’in kuzeyini ele geçirmelerine, SDG’yi bölgeden çıkarmalarına zemin hazırlamak olduğunu dile getiriyor. Nitekim SDG’nin kontrolündeki bölgeler ile Türkiye destekli SMO’nun kontrolündeki bölgeler arasında bulunan temas hatları, zaman zaman çatışmalara ve SMO kontrolündeki Halep’in kuzeyindeki Azez kenti yakınlarına mayın döşeyen ve vur-kaç taktiği uygulayan SDG’nin sızma eylemlerine tanık oluyor.
Tel Rıfat beldesi ve bağlı 30 köyü Halep’in kuzeyindeki YPG’nin kontrolünde bulunuyor. Tel Rıfat’tan uluslararası M4 karayolu geçiyor. M4 karayolu, Ankara destekli SMO’nun kontrolündeki Azez kentinde bulunan Babu’s Selame Sınır Kapısı üzerinden Halep ile Gaziantep’i birbirine bağlıyor.
Rusya'nın Suriye'deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi 9 Nisan’da yaptığı açıklamada, Türkiye destekli grupların, Halep’in kuzey kırsalında SDG’nin kontrolünde bulunan Tel Rıfat beldesine düzenlediği top atışları sonucu 5 sivilin hayatını kaybettiğini, 6 sivilin de yaralandığını bildirdi. Beldede rejim güçlerinin yanı sıra bir Rus üssü bulunuyor.
Öte yandan, Türk güçleri, Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun (m4) İdlib kırsalı tarafında konuşlanarak yolu tamamen kesti ve arama tarama operasyonları başlattı. Bu gelişmenin, Türk güçlerinin tek başına gerçekleştireceği yeni bir devriyeye hazırlık olduğu tahmin ediliyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 5 Mart 2020’de imzaladığı Moskova Anlaşması uyarınca Rus güçleri ile Türk güçleri 15 Mart 2020’de ilk ortak devriyeye başladı. Ancak Rus güçleri, devriye sırasında askeri araçlarının radikal örgütler tarafından hedef alınmasının ardından Türk tarafına anlaşmada belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmesini talep ederek Ağustos ayından itibaren ortak devriyeleri katılmayı bıraktı.
Gözlemevi, Suriye rejim güçlerinin İdlib’in güney kırsalındaki Beynen, El-Bare, Fuleyfel ve Kensafra köylerini füze ve top atışlarıyla hedef aldığını bildirdi. Söz konusu saldırılarda can kaybına ilişkin bilgi vermeyen Gözlemevi, rejim bombardımanının Hama kentindeki Sehl el-Gab’a bağlı Kalidin ve El-Ankavi köylerine uzandığını ve saldırılar sırasında Rus keşif uçaklarının İdlib semalarında yoğun uçuşlar gerçekleştirdiğini belirtti.
Gözlemevi’ne göre, muhalif gruplara bağlı Fethü’l Mubin Operasyonlar Odası, İdlib’in güneyindeki El-Mellace cephesi yakınlarında rejim güçlerine ait bir aracı güdümlü füzeyle vurdu. Saldırı sonucu rejim unsurlarından kayıplar yaşandı. Muhalif gruplar Hama’nın kuzeybatısındaki Sehl el-Gab’a bağlı El-Hakura köyü yakınlarında rejim güçlerine ait ikinci bir askeri aracı güdümlü füzeyle hedef aldı. Bu saldırıda can kayıpları yaşandı. Söz konusu saldırılar, Suriye’nin batısındaki Lazkiye kentinin kuzeydoğusunda yer alan El-Ekrad (Kürtler) Dağı’nda rejim güçleri ile muhalif güçler arasında devam eden aralıklı çatışmalarla eşzamanlı geldi.
Diğer taraftan, Türkiye, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) yayınlanan raporunda, 2018’de İdlib’in güneyindeki Serakib kentini hedef alan kimyasal saldırıdan Suriye rejiminin sorumlu olduğunu ilan edilmesi üzerine rejimin cezalandırılması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan dün (çarşamba) yapılan açıklamada, OPCW’nin raporunun Esed rejiminin kimyasal saldırıdaki sorumluluğunu ortaya çıkardığına işaret edilerek, uluslararası hukukun bir ihlalini oluşturan kimyasal silah saldırısının tüm sorumlularının cezalandırılması gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, kimyasal silah kullanımının, Kimyasal Silahlar Sözleşmesinin ağır bir ihlali olmasının yanı sıra, insanlığa karşı suç ve savaş suçu olduğu belirtilerek, şunlar kaydedildi:
“Bu vesileyle, uluslararası hukukun vahim bir ihlalini oluşturan söz konusu saldırılarının sorumlularının cezasız kalmaması gerektiğine dair çağrımızı yineliyoruz. Türkiye, BM ve OPCW başta olmak üzere, Suriye’de hesap verilebilirliğin sağlanmasına yönelik çabaları desteklemeyi sürdürecektir.”
OPCW, pazartesi günü yayınladığı raporda, Suriye rejim güçlerinin 2018’de Seraib’e düzenlediği saldırıda klor gazını kullandığını teyit etti. Rapora göre, 4 Şubat 2018 günü saat 21.22'de Suriye ordusuna bağlı özel bir birlik olan Kaplan Güçleri’ne ait bir helikopter, Serakib'in doğusunda en az bir silindir bombası attı.
Raporda, sonuçların, tanık ifadeleri, olay yerinden alınan örnekler, mağdurlar ile sağlık personeli tarafından bildirilen semptomlar, gazın etkilediği alanı belirlemek amacıyla izlenen uydu görüntüleri ve uzmanlarla yapılan yoğun istişarelere dayandığı belirtildi.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.