İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Birleşik Krallık, Manş Denizi’nde Rusya’nın gölge filosuna ait bir petrol tankerini ele geçirdi

İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)
İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)
TT

Birleşik Krallık, Manş Denizi’nde Rusya’nın gölge filosuna ait bir petrol tankerini ele geçirdi

İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)
İngiltere’nin güney kıyıları açıklarında, Smyrtos gemisinde bir deniz operasyonuna katılan İngiliz Kraliyet Deniz Piyade Komandoları mensupları... 14 Haziran 2026 (Reuters)

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı, İngiliz kuvvetlerinin bugün Manş Denizi’nde Rusya’nın ‘gölge filosuna’ bağlı ve yaptırım listesinde bulunan bir petrol tankerine müdahale ettiğini duyurdu.

Altı saat süren operasyona, Chinook tipi helikopterler ile Kraliyet Donanması’na bağlı HMS Sutherland fırkateyni de dahil olmak üzere hava ve deniz unsurları destek verdi.

Bakanlığın açıklamasına göre, Birleşik Krallık liderliğinde gerçekleştirilen bu ilk operasyonda Kraliyet Deniz Piyade Komandoları ile Ulusal Suç Ajansı’nın (NCA) uzman görevlileri, Rusya’nın yaptırımları aşma girişimlerine ve Ukrayna’daki savaşı sürdürmesine rağmen Smyrtos adlı gemiye çıkarma yaptı.

Açıklamada, geminin İngiltere’nin güney kıyıları açıklarındaki bir demirleme noktasına çekileceği ve burada gözetim altında tutulacağı belirtildi.

Birleşik Krallık Savunma Bakanı Dan Jarvis, “Rusya, Ukrayna’daki çatışmayı finanse etmek için gölge filosuna güveniyor. Bu müdahale, Putin’in yasa dışı savaşına ağır bir darbe niteliğinde” dedi.

Jarvis, operasyonun Fransız makamlarıyla yakın koordinasyon içinde gerçekleştirildiğini vurgulayarak, gölge filonun faaliyetlerinin engellenmesinin Ukrayna’ya yönelik Rus saldırganlığını destekleyen kaynakları doğrudan hedef aldığını ve Moskova’nın Avrupa ile diğer bölgelerde güvenliği tehdit etme kapasitesini azalttığını ifade etti.

Birleşik Krallık, Rusya’nın 2022 yılında Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Batı yaptırımlarını aşmak amacıyla kullandığı değerlendirilen yüzlerce gemiyi yaptırım listesine aldı.

Genellikle eski petrol tankerlerinden oluşan ve mülkiyet yapıları konusunda şüpheler bulunan bu gemilerin, İngiliz limanlarına ve liman tesislerine girişine izin verilmiyor.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise operasyonun ‘Rusya’ya indirilen yeni bir darbe’ olduğunu belirterek, “Putin’in Ukrayna’daki savaşını besleyenler artık saklanamayacaklarını bir kez daha görmüş oldular” ifadesini kullandı.

Hibrit savaş

Geçtiğimiz mart ayında Birleşik Krallık hükümeti, İngiliz kuvvetlerinin ülke karasularından geçen ve Rusya’nın gölge filosuna ait olduğu değerlendirilen gemilere çıkma ve bu gemilere el koyma yetkisine sahip olacağını açıklamıştı.

Bu karar, Washington’ın Rus petrolüne yönelik bazı kısıtlamaları gevşetmesinin ardından geldi. Söz konusu adımın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle yükselen enerji fiyatlarını düşürmeyi amaçladığı belirtilmişti.

Son dönemde Fransa, Belçika, Finlandiya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri de yaptırımları ihlal ettiklerinden şüphelenilen ve Rusya’nın gölge filosuna bağlı oldukları değerlendirilen gemilere el koydu.

Birleşik Krallık hükümeti ayrıca, ‘Rusya ve diğer düşman devletlerin’ hayati öneme sahip denizaltı internet kablolarına yönelik olası sabotaj girişimlerini engellemeyi amaçlayan yeni bir yasa tasarısı hazırlayacağını duyurdu.

2023 yılından bu yana Baltık Denizi’nde meydana gelen bir dizi olayda denizaltı iletişim kabloları ve elektrik hatları zarar görmüştü.

Askerî uzmanlar ve Avrupalı liderler, Rusya’nın stratejik öneme sahip bu bölgede ‘hibrit savaş’ faaliyetlerini artırdığını savunuyor. Baltık Denizi’nin kıyıları, Rusya’ya ait bölgeler dışında büyük ölçüde NATO üyesi ülkelerle çevrili bulunuyor.

Bu hafta görevinden ayrılan eski Savunma Bakanı John Healey, nisan ayında yaptığı açıklamada İngiliz Silahlı Kuvvetleri’nin, Kuzey Atlantik’te İngiliz karasularında bulunan kritik denizaltı kabloları ve boru hatları yakınında faaliyet gösteren üç Rus denizaltısını bir ay süren ‘gizli operasyon’ kapsamında tespit ederek faaliyetlerini engellediğini söylemişti. Başbakan Starmer’ı ülkenin savunması için yeterli finansman sağlamamakla eleştiren Healey, bu tür tehditlerin ulusal güvenlik açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtmişti.

Birleşik Krallık, dünyanın geri kalanıyla yaklaşık 64 ana denizaltı iletişim kablosu aracılığıyla bağlantı sağlıyor.


İsrail, Beyrut’un güney banliyölerini bombaladı... Hizbullah’ı İHA fırlatmakla suçladı

İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)
İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)
TT

İsrail, Beyrut’un güney banliyölerini bombaladı... Hizbullah’ı İHA fırlatmakla suçladı

İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)
İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Arşiv – Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından yayımlanan ortak açıklamada, İsrail ordusunun bugün Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait hedeflere saldırı düzenlediği bildirildi.

Açıklamada, saldırının Hizbullah’ın İsrail topraklarına ateş açmasına karşılık gerçekleştirildiği belirtildi.

İsrail ordusu daha sonra yaptığı açıklamada, hedef alınan noktanın Hizbullah’a ait bir komuta merkezi olduğunu duyurdu.

Ordu, günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada ise Hizbullah tarafından ayrı operasyonlar kapsamında gönderildiğinden şüphelenilen üç insansız hava aracının (İHA) İsrail hava sahasına girdiğini, bunlardan ikisinin ülkenin kuzeyinde düştüğünü ve olayda herhangi bir yaralanma yaşanmadığını bildirmişti.

Askerî açıklamada, Lübnan sınırı yakınlarında İsrail topraklarına iki ‘şüpheli cismin’ düştüğünün tespit edildiği belirtilerek, can kaybı veya yaralanma yaşanmadığı ifade edildi.

Daha sonra yayımlanan ayrı bir açıklamada ise İsrail ordusu, ‘düşman bir hava aracının’ daha ülkenin kuzeyindeki hava sahasını ihlal ettiğini duyurdu.

Bu gelişmelerin ardından aşırı sağcı iki İsrailli bakan, Hizbullah’ın kalesi olarak görülen Beyrut’un güney banliyölerinin hedef alınması çağrısında bulundu.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich X platformundaki paylaşımında, “Kuzeydeki yerleşim bölgelerine ateş açılması, Başbakan’ın ilan ettiği Dahiye Doktrini’nin bir sınamasıdır” ifadesini kullandı. Söz konusu doktrin, Hizbullah’ın İsrail’in kuzey bölgelerini hedef alması durumunda Beyrut’un güney banliyölerine saldırı düzenlenmesini öngörüyor.

Tahliye uyarısının ardından Güney Lübnan’a hava saldırıları düzenlendi

Bu gelişmelere paralel olarak, İsrail’in Güney Lübnan’da bir aracı hedef alan saldırısında iki kişi hayatını kaybetti. Saldırılar, 29 kasaba ve köy için yapılan tahliye uyarılarıyla eş zamanlı gerçekleşti.

sacvfrg
İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği saldırı bölgesinde arama kurtarma çalışmalarından bir kare  (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre, ‘düşman bir İHA’nın’ Musaylih yolu üzerinde bir pikabı hedef alması sonucu iki kişi yaşamını yitirdi. Ajans ayrıca, İsrail’in Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadasa ile Haris arasındaki bölgeye yönelik bir dizi hava saldırısı düzenlediğini bildirdi.

Haberde, Mecdel Zevn ve el-Mansuri beldelerinin çevresinin aralıklı topçu atışlarına maruz kaldığı belirtilirken, İsrail savaş uçaklarının Mecdel Zevn’e iki, el-Mansuri’ye bir ve Sur’a bağlı el-Kalile beldesine de bir hava saldırısı gerçekleştirdiği kaydedildi.

Öte yandan Smotrich, daha önce yaptığı açıklamayı yineleyerek, Başbakan’ın ilan ettiği Dahiye Doktrini’nin kararlılıkla uygulanması gerektiğini savundu ve Beyrut’un güney banliyölerindeki binaların hedef alınması çağrısında bulundu.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise X platformundaki paylaşımında, “Her İHA veya füze saldırısına ve ateşkesin her ihlaline karşılık Dahiye titremeli” ifadesini kullandı.

İsrailli yetkililer daha önce yaptıkları açıklamalarda, İran destekli Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyindeki yerleşim bölgelerini hedef alması halinde Beyrut’un güney banliyölerinin vurulacağı uyarısında bulunmuştu. İsrail tarafı, bu yaklaşımın Washington tarafından da desteklendiğini öne sürüyor.

İsrail savaş uçakları ayrıca, Sur’un Huş bölgesine bağlı el-Maamura çevresine hava saldırısı düzenlerken, bir İHA’yla da Abbasiye beldesi hedef alındı. Bunun yanı sıra es-Sayyad ve el-Mansuri bölgelerindeki evlerin topçu ateşine maruz kaldığı bildirildi. Saldırılarla eş zamanlı olarak İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki 13 yerleşim biriminde yaşayan sivillere yönelik tahliye uyarısı yayımladı. Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre, İsrail ordusu bölge sakinlerinden evlerini derhâl terk etmelerini ve ez-Zehrani Nehri’nin kuzeyine geçmelerini istedi.

ascdvfgth
İsrail hava saldırılarının ardından Güney Lübnan’dan yükselen dumanlar (Reuters)

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee X platformundaki hesabından yayımladığı açıklamada, Güney Lübnan’daki bazı yerleşim yerlerinde yaşayanlara acil tahliye çağrısında bulundu. Açıklamada, ez-Zırariye, Kefr Beda, el-Harayib, Ensar, Arzi, Burayka, Mezraat Bisafur, Mezraat el-Yehudiye, Mezraat el-Vasıta, Mezraat Cumcum, Mezraat Kevseriye er-Rez, Matariye eş-Şamur ve Kefr Sir beldelerinde bulunan sivillere seslenilerek, Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail ordusunun örgüte karşı güç kullanmak zorunda kaldığı ifade edildi.

Adraee açıklamasında, “İsrail ordusu size zarar vermeyi amaçlamamaktadır. Güvenliğiniz için evlerinizi derhal tahliye etmeli ve ez-Zehrani Nehri’nin kuzeyine geçmelisiniz” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, Hizbullah mensuplarının, örgüte ait tesislerin veya askerî unsurların yakınında bulunan kişilerin hayatlarını tehlikeye attıkları öne sürüldü.

Adraee daha sonra yayımladığı ikinci açıklamada da yeni tahliye uyarılarında bulundu. Açıklamada, Erki, Benaful, Cibaa, Cernaya, Humin et-Tahta, Humin el-Favka, Kefr Beyt, Kefr Melki, Kefr Fila, Kefr Şelal, Ayn Busuvar, Azza, Ayn Kana, Arab el-Cel, Sarba ve Rumin beldelerinde yaşayan Lübnanlı sivillere seslenilerek bölgeyi terk etmeleri çağrısı yapıldı.

Öte yandan, Güney Lübnan’daki Hasbaya ilçesine bağlı el-Mari beldesi yakınlarında düşen bir İHA nedeniyle zeytin ağaçlarının bulunduğu bir alanda yangın çıktığı bildirildi. Yangının, İHA’nın düşmesinin ardından tarım arazisine sıçradığı belirtildi.


Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
TT

Mali'deki radikaller futbol ve Android'e “hoşgörü” göstermeye başladı

Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)
Mali'de birçok köylü için bu durum, zorlama, korku ve iknanın bir karışımından doğuyor (AFP)

Reuters

Mali'deki El Kaide bağlantılı radikaller, her birkaç ayda bir düzenlenen ve artık rutin hâle gelen toplantılardan birinde, Butchi köyünün erkeklerini kerpiçten yapılma bir camiye çağırarak tarım ve hayvancılık üzerinden vergi toplayıp, ardından yoksullara yiyecek, ilaç ve hayvan dağıtımı yaptı.

Ancak Nijer Nehri kıyısındaki bu köyde yaşayan çoban Amadou, aynı radikallerin beş yıl önce Butchi'de İslam hukukunu yorumlama biçimlerini sorgulayan, imam dahil olmak üzere herkesi boğazlamakla tehdit ettiğini söyledi.

Artık böyle konuşmadıklarını söyleyen Amadou, radikallerin tehdit ya da şiddete başvurmaksızın dini mesajlarını yaymaya odaklandığını anlattı.

Söz konusu radikaller, 2017 yılında kurulan ve El Kaide'ye biat eden Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNIM) örgütüne üyeler. CNIM, geçtiğimiz on yılı Batı Afrika'nın Sahel bölgesinde yıldırma ve güç yoluyla nüfuzunu pekiştirerek geçirdi. Bu süreçte müziği, sigarayı ve düğün törenlerini aşamalı olarak yasakladı.

Başlangıçta varlığı çöl ve dağlardaki sığınaklarla sınırlı kalan CNIM, 2020 yılında iktidara el koyan Mali ordusu subaylarının Fransa ve Birleşmiş Milletlere (BM) ait yaklaşık 15 bin askeri sınır dışı edip isyancıları bastırmak için Rusya’nın paralı askerlerden yardım istemesinden bu yana güç kazandı.

Örgüt yeni gücünü nisan ayında Mali genelinde düzenlediği cüretkâr saldırılarla kanıtladı. Başkent Bamako'daki havalimanını hedef aldı. Burada Savunma Bakanı Sadio Camara’yı öldürdü ve Tuareglerin öncülüğündeki ayrılıkçılarla koordineli biçimde kuzeydeki bir dizi askeri üssü ele geçirdi.

Mali hükümeti her iki grubu da ülkedeki şiddet ve istikrarsızlıktan sorumlu tuttuğu terör örgütleri olarak nitelendiriyor. Moskova ise Mali'deki isyancılarla mücadeleyi sürdürme kararlılığını yineledi.

Bununla birlikte söz konusu militan örgüt artık El Kaide ve DEAŞ’a bağlı silahlı grupları bünyesinde barındıran ve Batı Afrika genelinde 3 bin kilometre boyunca uzanan büyüyen bir kuşağın merkezinde yer alıyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise Kasım ayında bu grupların birleşerek giderek artan küresel bir tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

Ancak öne çıkan askeri başarıların ötesinde, sakinler CNIM’in kontrolünü pekiştirdiği bölgelerde bir dönüşümün yaşandığını söylüyor. Örgütün söylemi yumuşadı. Mali'nin orta kesimlerinde örgütün kontrolü altındaki bir bölgede yaşayan yedi kişi Reuters'a yaptıkları açıklamada, militanların artık idari görevler üstlendiğini, çobanlar ile çiftçiler arasındaki kronik arazi uyuşmazlıklarını çözmeye çalıştığını, yardım kuruluşlarının bölgeye giriş çıkışına izin verdiğini ve bazı hükümet memurlarının yönettikleri köylerdeki akrabalarını ziyaret etmesine izin verdiğini aktardı.

Sahel bölgesi uzmanı ve Mali'deki militan grupların büyümesini on yılı aşkın süredir inceleyen Corinne Dufka, yaptığı değerlendirmede, "Ne kadar güçlenirlerse o kadar az vahşet sergiliyorlar" dedi.

CNIM’in kalelerini yönetmede başarılı olduğunu, ancak sakinlerin boyun eğmesinin aynı zamanda bir hayatta kalma stratejisine karşılık geldiğini de vurgulayan Dufka, “Bir baskı, korku ve ikna karışımı söz konusu. Bu örgüt bünyesinde yaşamış, evlenmiş ve büyümüş olanlar dahil pek çok köylü bunun artık yeni gerçek olduğunu kabul etti” yorumunda bulundu.

Bölge sakinleri, cezalandırılma korkusu nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması ya da yalnızca isimlerinin kullanılması koşuluyla Reuters'a konuşurken Mali hükümeti ve ordu sözcüsü yorum taleplerine yanıt vermedi.

Hükümet diyaloğu reddediyor

Bu dönüşüm, Mali'deki İslamcı radikalizmin son on beş yılda geçirdiği evrimi gözler önüne seriyor.

Silahlı militan gruplar, Tuareg ayrılıkçılarıyla ittifak kurarak Mali'nin geniş toprakları üzerinde ilk kez 2012 yılında kontrollerini dayattılar. Yerli ve yabancı militanlardan oluşan bu bileşim, Timbuktu şehrinde yüzyıllık türbeleri tahrip etmeyi de kapsayan aşırı bir İslam hukuku yorumunu dayattı; alenen infaz ve kırbaçlama uygulamalarına başvurdu.

Sahel uzmanları ve CNIM ile birlikte çalışan Tuaregler liderliğindeki ayrılıkçılara göre dört ayrı gruptan oluşan bu örgütün kontrolündeki bölgeleri barışçıl biçimde yönetme kapasitesini giderek daha fazla sergilemeye ve böylece siyasi meşruiyet kazanmaya çalışıyor.

Ayrılıkçı hareketin kıdemli isimlerinden ve geçtiğimiz nisan ayında CNIM ile iş birliği yaparak İslamcı isyancılarla kesintili ittifakını sürdüren Bilal Ag el-Şerif, örgüt içinde şeriatın yerel yorumlarına açılım ve ülkede daha fazla ‘kapsayıcılık’ çağrıları gibi ‘olumlu değişimler’ gözlemlediğini söyledi. Artık Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA) adıyla bilinen ayrılıkçıların lideri Şerif, Mali'nin kuzeyinden telefonla Reuters'a yaptığı açıklamada, “Artık bu bölgede barış ve istikrarı tartışmaya, bizim açımızdan önemli olan faktörleri gelecek vizyonları çerçevesinde ele almaya ve barışa ulaşmak amacıyla herkesle diyalog kurmaya açıklar” dedi.

FLA’nın CNIM üyelerini El Kaide ile bağlarını keserek yerel meselelere odaklanmaya teşvik ettiğini de belirten Şerif, “Bu konuya olumlu yaklaşıyor, biz de bunu son derece önemli buluyoruz" şeklinde konuştu. Şerif, örgütün sürece dahil edilmesi olmaksızın Kuzey Mali'deki çatışmaya çözüm bulmanın güç olduğunu da sözlerine ekledi.

CNIM ise mevcut hedeflerinin Rus güçlerini Mali'den çıkmaya zorlamak ve 2020 ile 2021'de gerçekleştirilen iki darbede iktidara el koyan ordu subaylarını uzaklaştırmak olduğunu açıkladı.

CNIM, nisan ayındaki saldırılarının ardından söylemini değiştirdi. Malilileri hükümeti devirmek ve İslam hukukuna dayalı yeni bir Mali inşa etmek için kendi saflarına katılmaya çağıran nadir bir Fransızca bildiri yayımladı. Örgüt, militanların kalelerinden Mali'nin güneyinde yaygın biçimde konuşulan Bambara dilinde konuşan Malili bir savaşçının yer aldığı videoları da giderek daha fazla kullanmaya başladı.

CNIM, büyük şehirler üzerinde kontrol sağlamamış olup 2024'te iktidara geçen El Kaide bağlantılı Suriyeli muhalefet savaşçılarından farklı olarak şu an için başkenti ele geçirmeye yönelik bir niyet taşıdığına dair bir işaret bulunmuyor.

Nisan saldırılarının ardından militanlarca çekilerek sosyal medyada paylaşılan başka bir videoda ise CNIM üyeleri, Tessalit'te esir aldıkları Malili askerleri serbest bırakmaya hazırlandıkları görüldü. Oysa örgütün geçmişteki zaferlerinin ardından radikaller esir askerleri infaz etmişti.

Analistler CNIM’in Mali'nin siyasi geleceğine ilişkin müzakerelerde söz sahibi olmak istediğini, ancak askeri hükümetin bunu reddettiğini belirtiyor. Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop, geçtiğimiz mayıs ayında CNIM ile FLA’ya atıfla “Hükümet, yıllardır halkımızın acı çekmesine neden olan trajik olaylardan sorumlu yasadışı silahlı terör örgütleriyle diyalog kurma niyetinde değildir" dedi. Rusya Savunma Bakanlığı yorum talebine yanıt vermezken Reuters, CNIM’e ulaşamadı.

"Öldürülmedik"

Örgüt katliam gerçekleştirmekle suçlanmakta ve korkunç şiddet eylemlerini sürdürme kapasitesini koruyor.

Ocak ayında CNIM üyeleri bir yakıt konvoyuna düzenledikleri saldırıda bir kısmını boğazlayarak 12 kişiyi öldürdü. Direniş gösteren bölgeler ise toplu cezalandırmalarla karşı karşıya kalıyor. Mayıs ayında isyancılar Mali’nin orta kesimlerindeki iki köye saldırarak yaklaşık 50 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Buna karşın örgütün kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanlar Reuters'a çoğunlukla Mali ordusu ve müttefik kuvvetlere kıyasla daha öngörülebilir, daha az yolsuzluk ve daha az şiddet barındıran bir yönetim biçimini anlattı.

Örgütün 2017 yılında kontrolü ele geçirdiği Mopti bölgesindeki Birga-Peul köyünden Aminata şunları söyledi:

“CNIM, bölgenin kontrolünü ele geçirdiğinden bu yana kendimizi güvende hissediyoruz. Yönetimlerine uymak zor olsa da buna alıştık... Öldürülmedik" dedi.

Örgütün başlangıçta Mali dışından gelen militanlara atıfla bölgedeki yabancı güçler kadar şiddet göstermediğini ifade eden Aminata, CNIM’in artık topluma çok daha fazla entegre olduğunu da vurguladı.

Aminata, "Hoşgörülüler ve futbol ile Android telefonlar gibi pek çok konuda göz yumuyorlar" diye de ekledi.

CNIM, kontrolü altında olmayan bölgeleri de zaman zaman kuşatıyor. Yine Mopti'ye bağlı Diafarabe köyünden bir kaynak, örgütün bir yıl önce kuşatma başlatmasının ardından gıda ve ilaç yetersizliği nedeniyle 13 çocuk ile yaşlılar dahil 40 yetişkinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Köy sakini, “İnsanlar köyden 500 metre bile uzaklaşamıyor. Bu yüzden artık balık yok, et yok, odun yok" ifadelerini kullandı.

Reuters rakamları bağımsız olarak doğrulayamazken CNIM’e de yorum için ulaşamadı.

"İyi bir ilişki"

Radikallerin Mali'de düğün törenlerini yasaklamak gibi özgürlüklere getirdiği kısıtlamalar, Batı Afrika'nın İslam diniyle olan köklü tarihiyle çelişiyor. Bu coğrafyada İslam öğretileri geleneksel olarak yerel kültürlerle iç içe geçmiş durumda.

Bununla birlikte reformcu hareketler son birkaç on yılda, çoğunlukla yoksul topluluklarda sağlık ve eğitim sektörlerini finanse ederek etki alanlarını genişletti. Uzmanlar, bunun yanı sıra hükümet kuvvetleri, müttefik milisler ve Rus güçlerinin sivillere yönelik ihlallerinin de militanlara zemin hazırladığını belirtiyor.

CNIM’in yedi yıldır kontrol ettiği, Mali'nin orta kesimlerindeki bir köyde yaşayan Hambarki (57), militanların erkeklerin tıraş olmasını ve kadınların ticaret yapmasını nasıl yasakladığını anlattı.

Hambarki başlangıçta cezaların aleni kırbaçlama gibi ağır yaptırımları kapsadığını, ancak artık ‘aşırılıkçı söyleminin’ yumuşadığını belirtti. Hutbeler birlik ve toplumsal dayanışma çağrılarına odaklanırken CNIM, yaptırım uygulamadan önce uyarıyor.

BM ve insan hakları kuruluşları, Mali ordusunu ‘CNIM ve diğer isyancılarla iş birliği yaptığından şüphelenilen sivilleri infaz etmekle’ suçladı.

Silahlı çatışmaları izleyen kuruluş Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi'nin (ACLED) verilerine göre Malili askerler ve Rus güçler, son iki yılda radikallerin öldürdüğünden üç ila dört kat daha fazla sivili öldürdü.

Mali hükümeti ise askerlerinin sivilleri hedef aldığına dair suçlamaları reddederek ölenlerin terörist olduğunu savundu.

Reuters'a konuşan altı yerel sakin, sivillerin ordu ya da onun müttefiki olan güçler tarafından ihlallere maruz kaldığını bildirdi. İçlerinden bazıları, bu durumun köylerindeki gençleri CNIM’e katılmaya ittiğini söyledi.

Butchi'de yaşayan çoban Amadou ise "İnsanlar onlara daha fazla güveniyor, iyi bir ilişkileri var” ifadelerini kullandı.