İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Rusya’nın Afganistan’a dönüşü: Geri çekilmenin acısından Taliban’la ittifaka

Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.
Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.
TT

Rusya’nın Afganistan’a dönüşü: Geri çekilmenin acısından Taliban’la ittifaka

Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.
Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.

Kemal Allam

Şubat 1989’da Sovyet ordusunun son askeri, Amu Derya Nehri üzerindeki Dostluk Köprüsü’nü geçerek Sovyet Özbekistanı’na döndüğünde, o kuşağın çocuklarının Rusların Afganistan’a yeniden dönüşüne tanıklık edeceğini kimse tahmin etmiyordu. Özellikle de bazı çevrelerin Sovyetler Birliği’nin çöküşünü, sonuçsuz kalan Afganistan savaşına girme yönünde felaket niteliğindeki kararına bağladığı düşünüldüğünde... Bu durum, The Wall Street Journal gibi gazetelerin, mücahit komutan Ahmed Şah Mesud’u “Soğuk Savaş’ı kazanan Afgan” olarak nitelendirmesine yol açmıştı.

Bugün Ruslar Afganistan’a geri döndü ve hızla Taliban yönetiminin en büyük askerî ve diplomatik destekçisi hâline geliyor. Nitekim Taliban yönetimini Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan dünyadaki tek başkent Moskova. Rusya ayrıca İran’daki savaşı, Afganistan’ın İran-Çin ekseniyle bağlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Moskova, ABD ve NATO karşısında dayandığı bu ekseni pekiştirmeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra Orta Asya cumhuriyetleri üzerindeki nüfuzunu kullanarak Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan’ı Afganistan’daki yatırımlarını artırmaya ve Taliban yönetimiyle iş birliğini genişletmeye yönlendiriyor.

O dönemde genç bir Sovyet istihbarat subayı olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi isimler açısından Afganistan, tarihî aşağılanmanın zirvesini temsil ediyordu. Bugün ise Rusya Ukrayna’da savaşırken, dünyanın geri kalanı Gazze ve Körfez’deki gelişmelere odaklanmış durumda. Bu sırada Rus ordusu sessizce Afganistan’a geri döndü ve Kabil güçlerinin eğitilmesi ve donatılması amacıyla iktidardaki Taliban yönetimiyle yeni bir savunma anlaşması imzaladı. Moskova, Taliban’ı Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan tek başkent olma özelliğini de taşıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 5 Ekim 2026’da Moskova’da düzenlenen Afganistan konulu “Moskova Formatı” toplantısı kapsamında Afganistan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’yi kabul ediyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 5 Ekim 2026’da Moskova’da düzenlenen Afganistan konulu “Moskova Formatı” toplantısı kapsamında Afganistan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’yi kabul ediyor.

Bazı analistler, Rusya’nın Afganistan’ı Avrasya meseleleri üzerinde nüfuz kurmak için kullanarak 18. yüzyıla uzanan eski jeopolitik emellerini yeniden canlandırmaya çalışıp çalışmadığını sorguluyor. Peter Hopkirk’in Büyük Oyun adlı eserinden Rudyard Kipling’in Kim romanına kadar İngiliz sömürge dönemi edebiyatı, Afganistan’da İngiliz ve Rus imparatorlukları arasında yaşanan mücadeleleri anlatan örneklerle dolu. O dönemde Hindistan, İngiliz İmparatorluğu’nun en değerli sömürgesi olarak görülüyor ve Rusya’nın hedefleri arasında yer alıyordu. 1853-1856 yılları arasında İngilizler, Osmanlılar ve Fransızlar, bugün işgal altındaki Ukrayna topraklarında bulunan Kırım Yarımadası’nda Rusya’ya karşı savaşmıştı.

Zorunlu geri çekilme

Tarih araştırmalarına büyük ilgi duyan Putin’in, ülkesinin Afganistan’daki geçmişini ayrıntılı biçimde incelemiş olması kuşkusuz. Moskova’nın 37 yıl aradan sonra Afganistan’a dönüşü, Batılı güçlerin dikkatini başka yöne çekmeyi amaçlayan yeni bir stratejinin parçası olabilir. Şimdilik Amerikalıların ve İngilizlerin bu gelişmeye fazla önem verdiği söylenemez. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kabil yakınlarında bulunan Bagram Hava Üssü’ne özel bir ilgi duyduğu biliniyor. Sovyetler tarafından inşa edilen, daha sonra ABD tarafından modernize edilerek Ağustos 2021’e kadar kullanılan üs için Trump, gerektiğinde Çin’e karşı kullanılmak üzere yeniden kontrol altına alınması gerektiğini açıklamıştı.

Taliban, köktendinciliğe mesafeli duran bir bölgede ideolojisine destekçi bulamasa da ilişkiler pragmatizm ve reelpolitik hesaplar üzerinden şekilleniyor. Ne Rusya ne de Çin, Afganistan’ın yeniden ABD’nin nüfuz alanına girmesini istiyor.

Sovyetler 1989’da Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldığı gibi, Amerikalılar da 2021’de ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Trump’ın çevresinde, bu yenilginin acısını hisseden askerî yetkililer bulunuyor. Tıpkı Putin gibi isimlerin Sovyetler Birliği’nin geri çekilişini bir utanç olarak değerlendirmesi gibi...

20.yüzyılın önde gelen Amerikan jeopolitik stratejistlerinden Henry Kissinger ve Zbigniew Brzezinski açısından meselenin özü, coğrafya ve Afganistan’ın Rusya ile Çin’e göre konumuydu. Her iki isim de ABD’nin Afganistan üzerindeki kontrolünü, Orta Asya’daki “Avrasya satranç tahtası” üzerinde nüfuz kurabilmesi açısından gerekli görüyordu.

Benzer bir yaklaşım, 19. yüzyılda İngiliz askerî stratejistler Halford Mackinder ve Thomas Holdich tarafından da benimsenmişti. Bu isimler, Rus İmparatorluğu’nu İngiliz İmparatorluğu’ndan uzak tutmak amacıyla Afganistan’ın jeopolitik konumunu esas alan haritalar hazırlamıştı.

Aradan iki yüzyıl geçtikten sonra aynı hesaplar Soğuk Savaş döneminde de gündeme geldi. Bu mücadele, 2007 yılında Tom Hanks ve Julia Roberts’ın başrollerini paylaştığı Charlie Wilson’ın Savaşı filmiyle popüler kültürde de yer buldu. Film, Sovyetlere karşı savaşan Afgan mücahitlerine CIA aracılığıyla gizlice finansman ve silah sağlayan Amerikalı bir siyasetçinin hikâyesini anlatıyordu. Filmin danışmanlığını yapan, CIA'de görev almış ve çeşitli madalyalarla ödüllendirilmiş istihbarat subayı Milt Bearden de Afganistan’ın göz ardı edilmesinin doğurabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulunurken tarihten alınması gereken derslere dikkat çekmişti.

Alarm veren işaretler

Birleşmiş Milletler raporlarına ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilere dayanan istihbarat analizlerine göre Taliban, 11 Eylül saldırıları öncesinde El Kaide’ye sağladığı barınma imkânına benzer şekilde, yeniden terör örgütlerine ev sahipliği yapıyor.

Ekonomik alanda ise Çin, bugün Afganistan’ın en büyük yatırımcısı konumunda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre BRICS grubunda belirleyici konumda bulunan Moskova ve Pekin, Türkmenistan ve Kazakistan gibi Orta Asya ülkelerinin de Afganistan’a yatırım yapmasını istiyor.

13 Ağustos 2026’da Kabil’deki meydanlardan birinde sergilenen Sovyet dönemine ait askerî tank.
13 Ağustos 2026’da Kabil’deki meydanlardan birinde sergilenen Sovyet dönemine ait askerî tank.

Taliban, köktendinciliğe mesafeli duran bir bölgede ideolojik destek bulamasa da ilişkiler pragmatizm ve reelpolitik hesaplar doğrultusunda şekilleniyor. Ne Rusya ne de Çin, Afganistan’ın yeniden ABD’nin nüfuz alanına girmesini istiyor.

Moskova, Taliban yönetimini tanıyarak ve kısa süre önce Kabil yönetimiyle savunma anlaşması imzalayarak Hopkirk’in eserinde ele aldığı “Büyük Oyun”da Washington’un bir adım önüne geçtiğini umuyor.

Rusya İstihbarat Servisi Başkanı’nın yakın zamanda Kabil’e gerçekleştirdiği ziyaret de Türk ve Katarlı yetkililere yönelik bir mesaj niteliği taşıyordu. Türkiye ve Katar, İran’ın nüfuzunu sınırlandırmak ve Pakistan’la arabuluculuk yapmak amacıyla birkaç hafta önce istihbarat başkanlarını bölgeye göndermişti.

Moskova, Afganistan’ın diplomatik ilişkilerinde son sözü söyleyen taraf olmayı hedefliyor. Bu hedef, İran, Türkiye, Katar ve Pakistan ile ilişkileri de kapsıyor. Rusya ayrıca Tacikistan’daki askerî üslerinden ve Afganistan’dan İran’a uzanan Çin koridorundan yararlanarak, Afganistan topraklarını İran’a yönelik kara ikmal güzergâhı olarak kullanıyor.

Putin, Suriye ve Mali gibi ülkelerde müttefiklerinin aldığı son yenilgilerin acısını hâlâ hissediyor. Rus ordusu ise Ukrayna’da ilerleme kaydetmekte zorlanıyor.

Afganistan’a dönüşüyle Rusya, iki yüzyıldır aşina olduğu jeopolitik güzergâhlarda yeniden ilerliyor. Tarihin tekerrür edip etmeyeceğini ise yalnızca zaman gösterecek.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


İran'ın kimyasal silah sahibi olduğuna ilişkin İsrail iddiaları, ABD'li yetkilileri görüş ayrılığına düşürdü

Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)
Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)
TT

İran'ın kimyasal silah sahibi olduğuna ilişkin İsrail iddiaları, ABD'li yetkilileri görüş ayrılığına düşürdü

Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)
Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)

Julian Barnes, Nathan Odenheimer, Eric Schmitt ve Dustin Volz

İsrail'in, İran'ın düşmanlarına karşı kimyasal silah kullanmayı değerlendirdiğine ilişkin istihbarat bilgilerini ABD'ye ilettiği, bu bilgilerin Washington'daki yetkililer arasında görüş ayrılığına yol açtığı bildiriliyor. Bazı ABD'li yetkililer iddiaları endişeyle karşılarken, bazıları bunlara ciddi şüpheyle yaklaşıyor.

ABD'li ve bölgesel yetkililere göre bazı Amerikalı yetkililer söz konusu istihbaratın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin Trump yönetimini İran'a karşı yeniden kapsamlı askeri operasyonlara ikna etmek amacıyla yürüttüğü baskı kampanyasının devamı olduğunu düşünüyor.

Bazı yetkililer ise İran'ın ABD çıkarlarına yönelik saldırı hazırlıklarına ilişkin son dönemde art arda gelen uyarılar nedeniyle bu tehditlerin ciddiye alınması gerektiği görüşünde.

İsrail, söz konusu istihbaratın bir bölümünü bölgedeki yetkililerle de paylaştı. Ancak bu yetkililerin bir kısmı, İran'ın kimyasal silah kullanmaya yönelik planlar yaptığı iddiasına şüpheyle yaklaştı ve İsrail'in ABD ile müttefiklerini savaşta daha sert bir aşamaya sürüklemeye çalıştığını değerlendirdi.

ABD'nin İran'ı kimyasal silahlara sahip olmakla veya bu silahları geliştirmeye çalışmakla suçlaması yeni değil. Bu iddialar onlarca yıl öncesine dayanıyor. İran 2003 yılında, 1980'lerde Irak'la yaşanan savaş sırasında kimyasal silah kapasitesi geliştirdiğini kabul etmiş, ancak daha sonra bu kapasiteyi ortadan kaldırdığını açıklamıştı.

ABD, son yıllarda gizli olmayan yıllık istihbarat değerlendirmelerinde İran'ın kimyasal silah araştırma ve geliştirme faaliyetlerini sürdürmeyi “muhtemelen hedeflediğini” kamuoyuna açıkladı.

İran ise kimyasal silahlara sahip olduğunu resmen reddediyor ve geçmişte bu suçlamaları İsrail ile Netanyahu tarafından yürütülen bir psikolojik savaş olarak nitelendirmişti.

Şarku’l Avsat'ın The New York Times’ten aktardığı habere katkıda bulunan bütün kaynaklar, İsrail istihbaratının gizliliği, İran'ın askeri planlamasının hassasiyeti ve ABD'deki görüşmelerin mahremiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

İşçiler, Tahran'ın merkezinde, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu yırtık kıyafetler ve yüzleriyle vücutlarında yaralarla tasvir eden bir reklam panosunu yerleştirirken (AP).
İşçiler, Tahran'ın merkezinde, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu yırtık kıyafetler ve yüzleriyle vücutlarında yaralarla tasvir eden bir reklam panosunu yerleştirirken (AP).

Gerilimin arttığı kritik dönem

Sekiz aylık savaşın ardından ABD ve İran, bir yandan diplomatik ilerleme sağlama olasılığını araştırırken, diğer yandan savaşın yeniden başlamasına hazırlanarak belirsiz bir bekleyiş içinde bulunuyor.

Yeni istihbarat bilgileri etrafında yaşanan tartışmalar, mevcut dönemin ne kadar gergin olduğunu ve ciddi bir hesaplama hatası yapılması riskini gözler önüne seriyor. ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin nükleer silah kullanma niyetinde olmadığını belirtirken, İranlı yetkililerin bu konuda emin olmadığını ifade ediyor.

Netanyahu ise geçen hafta yapılan seçimlerin ardından hükümet kurmak için net bir yol haritası oluşturamaması nedeniyle siyasi varlığını sürdürme mücadelesi veriyor. Bazı analistler, deneyimli İsrailli liderin muhalefet liderlerini koalisyona katılmaya zorlamak amacıyla güvenlik krizini bir baskı aracı olarak kullanabileceğini düşünüyor.

Son iki hafta içinde İsrailli yetkililer, ABD istihbarat kurumları ve diğer yetkililerle yaptıkları görüşmelerde kimyasal silah tehdidini, İran'ın nükleer hedeflerinden daha acil bir mesele olarak gündeme getirdi.

İsrail ordusunun acil durumlara müdahaleden ve sivillerin yönlendirilmesinden sorumlu birimi İç Cephe Komutanlığı, bu hafta ülke genelinde tatbikatlar düzenliyor. Ancak kimyasal saldırıya hazırlık, tatbikatların temel unsurları arasında yer almıyor.

Kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan iki birim yetkilisine göre, komutanlık personeline veya kamuoyuna kimyasal saldırı ihtimaline karşı alınacak güvenlik önlemleri konusunda geniş kapsamlı bir bilgilendirme yapılmadı. İsrail ordusu ise konuya ilişkin yorum yapmayı reddetti.

ABD ordusu, son haftalarda bölgeye savaş gemileri, savaş uçakları ve bombardıman uçaklarından oluşan büyük bir askeri güç sevk etti. Bu kuvvetler, Başkan Donald Trump'ın onay vermesi halinde ara seçimlerin ardından görece kısa süreli ancak yoğun bir saldırı harekâtı gerçekleştirmeye hazır durumda.

Öte yandan ABD'li diplomatlar ve diğer ülkelerin temsilcileri, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, Tahran'ın nükleer programının ele alınmasını ve yeni askeri operasyonların ertelenmesini sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmaya çalışıyor. Askeri yığınak, savaşa yeniden dönme hazırlığının yanı sıra diplomatik girişimleri destekleme amacı da taşıyor olabilir.

İran, dün yapılan seçimler öncesinde ABD üzerinde azami ekonomik baskı oluşturmayı hedefleyerek, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdı.

İran'ın Irak savaşından kalan acı hafızası

Kimyasal silah kullanımı, bu silahların etkilerini geçmişte yaşamış az sayıdaki ülkeden biri olan İran açısından özel bir hassasiyet taşıyor.

Irak'la savaş sırasında Saddam Hüseyin'in kullandığı kimyasal silahlar binlerce kişinin ölümüne neden olmuş, İranlı uzmanlara göre yaklaşık 100 bin İranlı gazi ve sivilde onlarca yıl süren sağlık sorunlarına yol açmıştı.

ABD istihbarat kurumları, uluslararası hukuk tarafından yasaklanan kimyasal silahların İran tarafından geliştirilip geliştirilmediğini uzun süredir takip ediyor.

ABD'li yetkililere göre İsrail istihbarat servisleri, İran'ın bu silahları bir füzeye monte etmeye veya İsrail'e ya da başka bir ülkeye gizlice sokarak saldırıda kullanmaya imkân verecek teknolojiyi hızla geliştirdiğine inandıklarını ABD'li muhataplarına bildirdi.

İran'ın kimyasal silah tehdidine ilişkin iddialar, bazı ABD'li yetkililere 2002 yılında Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna ilişkin yanlış ABD istihbarat değerlendirmelerini hatırlattı.

O dönemde Irak, nükleer, kimyasal ve biyolojik silah programlarını büyük ölçüde terk etmiş veya dondurmuştu. Ancak dönemin Başkanı George W. Bush yönetimindeki ABD istihbarat kurumları, Irak'ın bu silahlara sahip olduğu yönündeki değerlendirmelerini kesin ve tartışmasız bilgiler olarak Beyaz Saray'a sunmuştu.

İran bu silahları kullanabilir mi?

Yeni istihbarat bilgilerini inceleyen yetkililer arasında İran'ın kimyasal silahları ne kadar hızlı kullanıma hazır hale getirebileceği ve bu silahların ne ölçüde etkili olabileceği konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor.

Silah uzmanları ve ABD'li yetkililere göre kimyasal bir silahın balistik füzeye monte edilmesi zor değil. Ancak asıl güçlük, kimyasal maddenin etkili biçimde yayılmasını sağlamak. Bir bombanın sınırdan gizlice geçirilmesi de çeşitli zorluklar barındırıyor.

Kimyasal silahın bir insansız hava aracıyla taşınması ise diğer olasılıklar arasında bulunuyor.

Yas tutanlar, 4 Temmuz 2026'da Tahran Büyük Musalla Camii'nde eski İran dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen cenaze törenine katılırken (NYT)
Yas tutanlar, 4 Temmuz 2026'da Tahran Büyük Musalla Camii'nde eski İran dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen cenaze törenine katılırken (NYT)

Bölgesel bir yetkili, İsrail'in Körfez ülkelerine İran'ın kimyasal silahlarını operasyonel kullanıma hazır hale getirmek için çalıştığı yönündeki iddialarını aktardığını söyledi. Ancak bu yetkiliye göre İsrailli yetkililer somut kanıt sunmak yerine kendi değerlendirmelerini paylaştı. Körfez hükümetleri ise bu değerlendirmeleri ciddiyetten uzak buldu.

ABD istihbarat çevrelerinde İran'ın kimyasal silah geliştirme faaliyetleri konusunda kayda değer bir tartışma bulunmuyor. Asıl tartışma, özellikle yeni saldırılarla kışkırtılmadıkları takdirde İranlı liderlerin bu silahları herhangi bir zamanda kullanıp kullanmayacağı üzerinde yoğunlaşıyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü, 2024 yılında yaptığı uyarıda, “İran'ın saldırı amaçlı kimyasal ve biyolojik maddeler konusunda araştırma ve geliştirme faaliyetlerini sürdürmeyi muhtemelen hedeflediğini” belirtmişti.

Joe Biden yönetimi döneminde Pentagon'un Ortadoğu politikalarından sorumlu üst düzey yetkilisi olan Dana Stroul, İran'ın 20 yılı aşkın süredir kimyasal silah üretiminde kullanılabilecek bileşenleri depoladığının bilindiğini, ancak bu silahları bugüne kadar hiç kullanmadığını söyledi.

Halen Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü'nde görev yapan Stroul, İran'ın kendisini “varoluşsal bir baskı altında” hissedebileceğini ve bu durumun ülkeyi konvansiyonel olmayan silahları doğrudan saldırı amacıyla kullanma sınırını aşmaya itebileceğini ifade etti.

ABD, İran kaynaklı çeşitli tehditleri de yakından izliyor. Amerikan savaş uçaklarının kullandığı İngiltere'deki bir askeri üsse yönelik İran bağlantılı saldırı planının ortaya çıkarılmasının ardından istihbarat toplama faaliyetleri artırıldı.

Ulusal İstihbarat Direktörü Jay Clayton, 23 Ekim'de Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio'ya İran kaynaklı saldırı riskine ilişkin bir uyarı notu gönderdi. Bunun ardından ABD'li diplomatlar ve diğer personel en yüksek alarm seviyesine geçirildi.

ABD'li yetkililere göre Amerikan kurumları, Ortadoğu'da ve diğer bazı ülkelerde Amerikalılara yönelik tehdidin, şubat ayı sonlarında savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını değerlendiriyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), ara seçimlerin ardından bugün başlayabilecek bir İran'a saldırı planı bulunuyor. ABD'li yetkililere göre bölgede üç uçak gemisinin bulunması da bu planın unsurları arasında yer alıyor.

Ancak ordunun belirlediği ideal harekât koşulları kısa süreli olacak. Kasım ayının başından sonra uçak gemilerinden birinin ana limanına dönmesi gerekecek. Ayrıca kasım başında, ABD ordusunun saldırılar için tercih ettiği zifiri karanlık koşullarını sağlayan aysız geceler yaşanacak.

Ekonomik baskı seçeneği

Trump yönetimindeki bazı hükümet üyeleri, ekonomik baskı kampanyasının sonuç vermesi için daha fazla zaman tanınmasını savunuyor. Bu yetkililere göre ABD'nin uyguladığı abluka ve yaptırımlar, sonunda İran yönetiminin çökmesine yol açabilir.

Ancak bazı yetkililer, İran'ın ekonomik baskı kampanyasına direnç gösterdiğine ve ilave askeri saldırılar olmadan hükümetin çökeceğine ilişkin çok az işaret bulunduğuna dikkat çekiyor.

FBI'ın ulusal güvenlik ve istihbarattan sorumlu üst düzey yetkilisi Stephanie Walker geçen hafta yaptığı açıklamada, İran'ın ABD çıkarlarına yönelik tehdidinin “şu anda tüm ABD hükümetinin başlıca odak noktalarından biri” olduğunu söyledi.

Walker, Tahran'ın hedefleri arasında casusluk, nüfuz faaliyetleri ve siber saldırıların bulunduğunu belirtti. İran'la bağlantılı bilgisayar korsanları, bu yaz ABD genelinde onlarca su sistemi ağını hedef aldı. Bunun üzerine bazı yerel yönetimler, halka suyu kullanmadan önce kaynatmaları çağrısında bulundu.

İran ayrıca internet üzerinden başka kişilerin kimliğine bürünerek onların tanıdıklarını kandırmaya ve hassas bilgilere erişim sağlamaya çalıştı. Walker, yapay zekânın bu tür dolandırıcılık faaliyetlerini, özellikle telefon görüşmeleri üzerinden gerçekleştirilen sesli kimlik taklidini, çok daha kolay hale getirdiğini söyledi.

Walker, geçen hafta Georgia eyaletinin Sea Island bölgesinde düzenlenen ulusal güvenlik konferansında, savaşın “İran'ın burada bize karşı neler yapmaya hazır olduğuna ilişkin hesaplarını değiştirdiğini” ifade etti.


Avrupa'da süpermarketlere siber saldırı dalgası: "Yazılım açıkları şoke edici"

Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)
Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)
TT

Avrupa'da süpermarketlere siber saldırı dalgası: "Yazılım açıkları şoke edici"

Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)
Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)

Avrupa, süpermarketlerdeki soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından güvenlik önlemlerini artırmaya odaklandı.

İlk saldırı dalgası yaklaşık üç hafta önce Fransa'da gerçekleşmiş, yaklaşık 700 süpermarketin soğutma sistemleri hedef alınmıştı.

İkinci dalga ise 2 Kasım'da düzenlendi. İsveçli süpermarket zincirlerinden Coop'un 7, ICA'nın ise 23 mağazası saldırıdan etkilendi. Aynı tarihte Almanya'da da en az 5 mağazanın soğutma sistemi hedef alınırken, Carrefour'un Belçika'daki 15 şubesi siber saldırıya uğradı.

Bunlara ek olarak Estonya, Finlandiya, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Portekiz'deki süpermarketlere de siber saldırı düzenlendi.

Wall Street Journal ve Reuters'ın analizlerinde, süpermarketlerdeki soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırılar nedeniyle tonlarca gıdanın imha edildiği aktarılıyor.

Siber güvenlik uzmanlarına göre saldırganlar, market zincirlerinin ve soğutma ekipmanı üreticilerinin sistemleri uzaktan yönetmek için kullandığı internete bağlı bilgisayarları ele geçirdi. Bazı saldırılarda güncel olmayan yazılımların kullanıldığı sistemlerin hedef alındığı düşünülüyor.

Siber güvenlik şirketi Claroty'nin ağustosta yayımladığı raporda, Danimarkalı soğutma ekipmanı üreticisi Danfoss'un bazı cihazlarında güvenlik açığı olduğu bildirilmişti. Firma da bunu gidermek için yazılım güncellemesi yayımlamıştı. Ancak ABD'li siber güvenlik firması Censys'ten araştırmacı Silas Cutler'a göre 2 Kasım itibarıyla, aralarında ABD'deki 41 sistemin de bulunduğu 800'den fazla Danfoss cihazı hâlâ saldırılara açıktı.

Danfoss kontrol cihazlarının varsayılan yönetici şifresinin "12345" olarak belirlendiği de ortaya çıktı. Ancak saldırıya uğrayan süpermarketlerdeki sistemlerde bu şifrenin kullanılıp kullanılmadığı bilinmiyor.

Siber tehditleri takip eden Previdian şirketinin kurucusu Ryan Dwhurts, varsayılan şifrenin değiştirilmemesinin büyük tehlike yaratacağını belirterek, "2026'da işletmelerin bu kadar güvensiz yazılımlar sattığına inanmak güç. Bu gerçekten şoke edici" diyor.

Fransa'nın siber güvenlik kurumu CERT-FR, 12 Ekim'de yayımladığı raporda Danfoss'un yanı sıra ABD merkezli soğutma ekipmanı üreticisi Copeland'in geliştirdiği cihazların saldırılara açık olduğunu bildirmişti. Güvenlik önlemlerinin artırılması ve cihazlara ait sistemlerin internet bağlantısının kesilmesi tavsiyesinde bulunmuştu.

Uluslararası denetim firması Deloitte'tan siber güvenlik uzmanı Frank Groenewegen de internet bağlantısını kesmenin saldırganların bu sistemlere erişmesini engelleyebileceğini vurguluyor.

Saldırıları kimin düzenlediği henüz tespit edilemedi. Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü.

Siber güvenlik şirketi Sophos'tan Rafe Pilling, devlet destekli bilgisayar korsanları kadar bağımsız hareket eden saldırganların da değerlendirmeye alınması gerektiğini söylüyor. Uzman, saldırılarda herhangi bir kötü amaçlı yazılım kullanılmadığına dikkat çekerek, bunun suçlunun tespit edilmesini zorlaştırdığını belirtiyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Guardian