İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, Trump'ı anmadan ABD'nin Meksika'ya müdahalesini kınadı

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
TT

Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, Trump'ı anmadan ABD'nin Meksika'ya müdahalesini kınadı

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum dün, ABD’nin ülkesinin iç politikasına müdahalesini kınadı. Sheinbaum, Washington’ın bir eyalet valisi hakkında şüpheler uyandırması ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Meksika’da bir operasyon düzenlemesinin ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın adını anmadan ABD'deki ‘aşırı sağ kesimlerin’ Meksika hükümetine karşı bir ‘kampanya’ başlattığını iddia etti.

Başkan Trump, yaptığı bir açıklamada, uyuşturucu kartellerinin Meksika'yı kontrol ettiğini belirtmiş ve Meksika makamlarının suç örgütleriyle mücadele için gerekli adımları atmaması halinde tek taraflı önlemler alacağı tehdidinde bulunmuştu.

Bu yeni gerginlik dalgası, geçtiğimiz nisan ayında CIA’nin Meksika'da bir operasyon düzenlediği ve bu operasyon sırasında federal hükümetin Meksika topraklarında faaliyet göstermelerine izin vermediği iki ABD ajanının öldürüldüğünün ortaya çıkmasıyla başladı. ABD'nin, Meksika'nın Sinaloa Valisi Rubén Rocha’yı, ABD'de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan El Chapo lakaplı Joaquín Guzmán'ın kurduğu kartelle bağlantılı olmakla suçlaması sonucu tansiyon daha da yükseldi.

Sheinbaum, her sabah rutin olarak düzenlenen basın toplantısında, “Başkan Trump’ın çeşitli konularda bu kampanyayı yönettiğini sanmıyorum” diyerek, ABD’deki aşırı sağ kesimleri iki ülke arasında ‘iyi ilişkiler kurulmasını istememekle’ suçladı.

Göreve gelmesinin ikinci yıl dönümü vesilesiyle pazar günü düzenlenen bir toplantıda bu iki konuya değinen Sheinbaum, “2026 seçimlerine hazırlanmak için ülkemizi mi kullanıyorlar? Yoksa 2027’deki seçimlerimizi etkilemeyi mi amaçlıyorlar?” diye sordu.

Meksika, gelecek yıl 32 eyaletinin yarısından fazlasında milletvekili ve vali seçimi yapacak. Bu eyaletler arasında Sinaloa da bulunuyor.

Sinaloa Valisi Rocha, New York Savcılığı'nın kendisine suçlamalar yöneltip tutuklanmasını ve iadesini talep etmesinin ardından görevinden geçici olarak ayrıldı.

Sheinbaum, herhangi bir adım atmadan önce ülkesinin sağlam deliller elde etmesini talep etti. Ayrıca, hükümetinin organize suçla bağlantısı olan hiçbir siyasi yetkiliyi korumayacağını da vurguladı.


ABD ile İran arasındaki çatışmalar, gerilimi azaltma çabalarına baskı yapıyor

İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
TT

ABD ile İran arasındaki çatışmalar, gerilimi azaltma çabalarına baskı yapıyor

İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)

ABD ile İran arasında yeni askeri saldırılar yaşanırken, bu gelişme gerilimi düşürme çabaları üzerindeki baskıyı artırdı ve ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Taraflar arasında üç aydır devam eden savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya ulaşılması amacıyla dolaylı temaslar ise sürüyor.

ABD ordusu, cumartesi ve pazar günleri İran içinde ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlediğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise buna karşılık, ABD saldırılarında kullanıldığını belirttiği bir hava üssünü hedef aldığını duyurdu.

Bölgesel arabulucular üzerinden yürütülen müzakereler devam ederken, taraflar arasında nükleer dosya, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı konularındaki anlaşmazlıklar sürüyor.

Karşılıklı saldırıların yeniden başlaması, küresel enerji arzı ve deniz taşımacılığının güvenliğine ilişkin endişelerin artmasıyla petrol fiyatlarının yüzde 3’ten fazla yükselmesine yol açtı. Bu süreç, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını yeniden yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldi. İranlı yetkililer ise nihai bir anlaşmanın, Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkesin sağlanmasına bağlı olduğunu vurguladı.

Karşılıklı saldırılar

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), pazartesi gecesi Amerikan güçlerinin Kuveyt’te konuşlu birlikleri hedef alan iki İran balistik füzesini havada imha ettiğini açıkladı. Açıklamada, füzelerin başarıyla düşürüldüğü ve olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı belirtildi.

CENTCOM, ABD güçlerinin yüksek alarm durumunda kalmayı sürdüreceğini ve mevcut ateşkesi desteklerken ‘İran saldırganlığı’ olarak nitelediği tehditlere karşı Amerikan askerlerini korumaya devam edeceğini bildirdi.

Bu açıklama, CENTCOM’un cumartesi ve pazar günleri İran’ın Hark Adası ile Keşm Adası’nda bulunan radar sistemleri ile insansız hava araçlarına (İHA) yönelik komuta ve kontrol merkezlerine karşı ‘meşru müdafaa’ kapsamında saldırılar düzenlediğini duyurmasının ardından geldi.

CENTCOM, söz konusu saldırıların, İran’ın uluslararası sularda görev yapan ABD’ye ait MQ-1 tipi İHA’yı düşürmesi de dahil olmak üzere ‘saldırgan eylemlerine’ karşılık gerçekleştirildiğini açıkladı.

Açıklamada, ABD savaş uçaklarının İran’a ait hava savunma sistemlerini, bir yer kontrol istasyonunu ve bölgeden geçen gemiler için açık tehdit oluşturduğu belirtilen iki silahlı insansız hava aracını imha ettiği belirtildi.

CENTCOM, ABD güçleri arasında herhangi bir can kaybı yaşanmadığını vurgulayarak, ateşkes süresince Amerikan personeli, varlıkları ve çıkarlarını korumaya devam edeceğini bildirdi.

Öte yandan CENTCOM, deniz operasyonları kapsamında 1 Haziran itibarıyla 121 ticari geminin rotasının değiştirildiğini, İran’a uygulanan deniz ablukasına uyumun sağlanması amacıyla 5 geminin faaliyetlerinin de engellendiğini açıkladı.

DMO açıklaması

Buna karşılık DMO, ABD’nin Arap Körfezi kıyısındaki Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik Adası’nda bulunan bir haberleşme kulesini hedef aldığını açıkladı.

DMO tarafından yayımlanan açıklamada, örgütün füze birimlerinin ABD saldırısının düzenlendiği hava üssünü hedef alarak karşılık verdiği belirtildi. Açıklamada, ‘önceden belirlenen hedeflerin’ vurulduğu ve imha edildiği ifade edildi. Ancak açıklamada hedef alınan hava üssünün konumuna ya da saldırının yol açtığı hasarın boyutuna ilişkin herhangi bir ayrıntı verilmedi.

sxd
ABD karşıtı bir propaganda afişinin önünden geçen iki İranlı kadın (Reuters)

DMO, ABD’nin benzer saldırıları tekrarlaması halinde buna ‘tamamen farklı’ bir karşılık verileceği uyarısında bulunarak, yaşanabilecek her türlü yeni tırmanışın sorumluluğunu Washington’a yükledi.

DMO Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan ayrı bir açıklamada ise son 24 saat içinde aralarında dört petrol tankerinin de bulunduğu 15 geminin, önceden izin alıp kuvvetlerle koordinasyon sağladıktan sonra Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yaptığı bildirildi.

Açıklamada ayrıca Arap Körfezi ile Hürmüz Boğazı çevresinde faaliyet gösteren ticari gemiler ve petrol tankerleri uyarılarak, ‘bölge dışından gelen düşman güçler’ olarak nitelenen unsurlarla yapılacak her türlü iş birliğinin yakın ve doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirileceği, buna göre karşılık verileceği belirtildi.

Trump anlaşmaya bağlı kalıyor

Karşılıklı saldırılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump, İran ile bir anlaşmaya varılabileceği yönündeki iyimserliğini korudu.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda İran’ın ‘gerçekten bir anlaşma istediğini’ belirterek, olası bir uzlaşının hem ABD hem de müttefikleri açısından olumlu sonuçlar doğuracağını savundu.

Açıklamasında, bazı Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin kendisine yönelik baskılarını da eleştiren Trump, bir kesimin müzakerelerin hızlandırılmasını, diğerlerinin yavaşlatılmasını istediğini; kimilerinin savaşa gidilmesini, kimilerinin ise bundan kaçınılmasını savunduğunu söyledi.

Bu tür tutumların müzakere sürecini daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Trump, kendisini eleştirenlere ‘oturup rahatlamaları’ çağrısında bulunarak, sürecin ‘iyi sonuçlanacağı’ yönündeki inancını dile getirdi.

Trump, bir başka paylaşımında ise İran’la yürütülen müzakere çerçevesini savundu ve anlaşmanın nükleer dosyayı kapsamadığı yönündeki haberleri yalanladı.

Olası anlaşmanın İran’ın nükleer silah sahibi olmamasını açık şekilde öngördüğünü belirten Trump, metnin ayrıca nükleer programın çeşitli yönlerine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler içerdiğini kaydetti.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Washington’u müzakere sürecini uzatmakla suçladı. Bekayi, ABD’nin tutumunu sürekli değiştirdiğini, zaman zaman yeni ya da birbiriyle çelişen talepler gündeme getirerek görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını öne sürdü.

Bekayi, taraflar arasında mesaj alışverişinin sürdüğünü ancak bunun ‘yoğun kuşku ve derin güvensizlik’ ortamında gerçekleştiğini söyledi.

Müzakerelerin zaten karşılıklı güvenin bulunmadığı bir zeminde başladığını belirten Bekayi, diplomasinin taraflar arasında güven ilişkisi bulunmasını zorunlu kılmadığını ifade etti.

Bekayi, ABD’den gelen çelişkili mesajların bir müzakere taktiğinin parçası olması halinde sonuç vermeyeceğini savunarak, Washington’a net ve kararlı bir tutum benimseme çağrısında bulundu.

ABD’yi İran’ın güneyini hedef alan saldırılarla ateşkesi ihlal etmekle de suçlayan Bekayi, bu durumun mevcut şüpheleri daha da artırdığını ve ülkesine karşılık olarak savunma tedbirleri alma hakkı verdiğini söyledi.

Bekayi ayrıca, İran’ın bölgedeki İsrail hamlelerini, Lübnan’daki gelişmeler de dahil olmak üzere, ABD’nin politikalarından bağımsız değerlendirmediğini ifade etti.

Gemilerin geçişi devam ediyor

Askeri gerilimin arttığı bir dönemde New York Times gazetesi ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere yönelik deniz operasyonlarını sürdürdüğünü ortaya koydu.

Gazetenin ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre, Amerikan güçleri son üç hafta içinde yaklaşık 70 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan Arap Körfezi’ne giriş ve çıkışlarını koordine etti.

Yetkililer, gemilerin büyük bölümünün geçiş sırasında tespit edilmemek amacıyla verici ve alıcı sistemlerini kapattığını belirtirken, kullanılan rotalar veya gemilerin türleri hakkında ayrıntı vermedi.

Yetkililerden biri, bazı güzergâhların İran kıyılarından uzak bölgelerden geçtiğini ifade etti. ABD’li yetkililer ayrıca, İran’ın onayı olmaksızın ülke kıyılarına yakın seyreden gemilerin İHA ya da füze saldırılarına maruz kalma riskiyle karşı karşıya bulunduğunu söyledi.

Yetkililer, ABD koordinasyonunda gerçekleştirilen bu geçişlerin savaş öncesi döneme kıyasla hâlâ sınırlı düzeyde kaldığını vurguladı. Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günlük olarak 100’den fazla gemi geçiş yapıyordu.

dfrgtyhu
20 Mayıs’ta yapılan bir operasyon sırasında bir İran petrol tankeri üzerinde bulunan ABD Deniz Piyadeleri mensupları (ABD Donanması)

Buna rağmen ABD’li yetkililer, gemilerin Amerikan koordinasyonunda geçişlerini sürdürmesinin, bazı armatörlerin haftalarca aksayan ticari faaliyetlerin ardından Arap Körfezi’ne giriş ve çıkış yapabilmek için risk almaya hazır olduklarını gösterdiğini belirtti.

Yetkililer, ABD’nin koordine ettiği güzergâhın, İran’dan geçiş izni almak ya da geçiş ücreti ödemek istemeyen gemiler için alternatif bir seçenek oluşturduğunu ifade etti.

ABD’li yetkililer geçen hafta yaptıkları açıklamada, Washington ile Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasını sağlayabilecek bir anlaşmaya yaklaşmış olduğunu bildirmişti. Savaş öncesinde boğazdan dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri ile önemli miktarda doğal gaz sevkiyatı gerçekleştiriliyordu.

Ancak ABD’li yetkililer pazar günü, Trump’ın önerilen anlaşma çerçevesine ilişkin şartları sertleştirdiğini açıkladı. Bu durumun, İran’ın nükleer programı, yaptırımlar, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımına yönelik düzenlemeler başta olmak üzere temel konulardaki anlaşmazlıkların sürdüğünü ortaya koyduğu belirtildi.


Washington, Berri’nin ‘tavsiyeyi’ reddetmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradı

İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)
TT

Washington, Berri’nin ‘tavsiyeyi’ reddetmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradı

İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)

ABD himayesinde Lübnan ile İsrail arasında salı ve çarşamba günleri gerçekleştirilecek dördüncü müzakere turu öncesinde, Başkan Donald Trump yönetimi, Hizbullah’ın askeri ve güvenlik yapılanmalarının dağıtılması ve örgütün silahsızlandırılması gerekliliği konusunda daha sert bir tutum benimsedi. Bu gelişme, İsrail’in Lübnan topraklarına yönelik geniş çaplı kara harekâtı ve İran destekli örgütün ilerleyen İsrail güçlerine ve İsrail içindeki hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesi nedeniyle ateşkesin ciddi şekilde sarsıldığı bir dönemde yaşanıyor.

İsa’nın tavsiyesi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, görüşmelerin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda başlaması öncesinde Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey Lübnanlı yetkililer, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa aracılığıyla Washington’daki üst düzey yetkililerden telefon aldı. Temaslarda, İsrail’in tırmandırdığı askeri operasyonlar nedeniyle bazı çevrelerin müzakerelerin faydasını sorgulamasına rağmen, İsrail ile görüşmelerin sürdürülmesi yönünde ‘tavsiyede’ bulunuldu. İsa ayrıca, İsrailli yetkililerle Lübnan topraklarındaki askeri ilerleyişin durdurulması için girişimde bulunulması karşılığında, Hizbullah’ın herhangi bir yerdeki İsrail hedeflerine yönelik tüm saldırılarını en az 48 saat süreyle durdurması için çalışılmasını talep etti.

Edinilen bilgilere göre özellikle Berri, söz konusu öneriyi ‘gerçekçi olmadığı ve Hizbullah’tan teslim olmasının istenmesi anlamına geldiği’ gerekçesiyle reddetti.

Washington’daki görüşmelere İsa ile birlikte ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin de katılması bekleniyor. Lübnan heyetinde eski Büyükelçi Simon Karam, Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad, Büyükelçi Yardımcısı Visam Boutros ve Lübnan’ın Washington Askerî Ataşesi Tuğgeneral Oliver Hakmeh’nin yer alacağı belirtiliyor. İsrail tarafını ise Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Yossi Draznin, Başbakanlık Ofisi yetkilisi Uri Reznik ve Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter’in temsil etmesi bekleniyor.

thyjuk
(Soldan sağa) ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Michael Needham, ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa, Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ve İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Washington’da düzenlenen Lübnan-İsrail görüşmelerinin ilk oturumu öncesinde (Arşiv – Reuters)

Ateşkesin çöküşüyle eş zamanlı olarak bir ABD’li yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazar gecesi Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaptığını açıkladı. Yetkili, görüşmelerin ‘İsrail ile Lübnan arasında devam eden diplomatik müzakereler çerçevesinde’ gerçekleştiğini belirtti. Rubio’nun önerisinin ‘açık bir yol haritası’ içerdiğini ifade eden yetkili, buna göre Hizbullah’ın İsrail’e yönelik tüm saldırılarını durdurması gerektiğini, bunun karşılığında ise İsrail’in Beyrut’taki askeri tırmanışı artırmaktan kaçınacağını söyledi. Yetkili, söz konusu adımın ‘gerilimin kademeli olarak düşürülmesine ve çatışmaların fiilen sona erdirilmesine zemin hazırlayacağını’ dile getirdi.

Berri’nin yanıtı hayal kırıklığı yarattı

Adının açıklanmasını istemeyen ABD’li yetkili, Avn’ın söz konusu önerinin kabul edilmesi ve bir anlaşmaya varılması için çaba gösterdiğini, ancak Berri’nin verdiği yanıtın ‘oyalayıcı ve hayal kırıklığı yaratan’ nitelikte olduğunu söyledi. Yetkili, Berri’nin Hizbullah’ın ateşkese uyacağını ‘garanti ettiğini’ öne sürdüğünü, ancak buna karşılık İsrail’in önce ateşkesi ilan etmesini talep ettiğini belirtti. Yetkili, “Oysa Hizbullah bu çatışma turunu 2 Mart’ta başlattı; tıpkı 2023’teki önceki savaşı başlattığı gibi” ifadesini kullandı.

Hizbullah’ın ‘Tahran’ın çizgisini izlediği’ uyarısında bulunan yetkili, İran’ın ‘krizi kurtaran taraf olarak öne çıkabilmek için Lübnan’daki çatışmaların uzamasını istediğini’ savundu. Yetkili ayrıca, ABD’nin İsrail’den ‘süregelen saldırılara katlanmasını beklemediğini’ vurguladı.

Öte yandan Lübnan ve İsrail orduları, siyasi müzakerelere paralel yürütülen güvenlik diyaloğu kapsamında cuma günü ABD Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) daha önce benzeri görülmemiş doğrudan görüşmeler gerçekleştirdi.

Söz konusu ‘güvenlik kanalının’ devreye girmesi, ABD ile İran’ın başta Lübnan olmak üzere tüm cephelerde çatışmaların sona erdirilmesini de kapsayan bir ‘mutabakat zaptına’ yaklaşmakta olduğuna dair haberlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Bu gelişmeler, ABD himayesinde güvenlik düzenlemelerini içeren bir çerçeve anlaşmada somut ilerleme sağlanmasını hedefleyen Lübnan-İsrail görüşmelerinin atmosferine de yansıdı.