İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Tahran, ABD baskısını “devlet terörü” olarak nitelendirdi

 İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)
İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Tahran, ABD baskısını “devlet terörü” olarak nitelendirdi

 İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)
İranlılar Tahran'da Amerikan karşıtı bir duvar görselinin önünden geçiyor - 15 Temmuz 2026 (Reuters)

İran, cuma günü ABD’nin ekonomik baskı kampanyasına yönelik söylemini sertleştirerek yeni tedbirleri “devlet terörü” ve “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirdi ve ülkeleri bu tedbirleri uygulamamaya çağırdı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Washington’un yaklaşımını değiştirmesi ve yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde diplomatik sürecin yeniden başlatılmasının mümkün olduğunu söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Tahran’a yönelik yeni ABD ekonomik tedbirlerinin “yasa dışı ve kınanması gereken” uygulamalar olduğunu ve “devlet terörü” seviyesine ulaştığını belirtti. Bakanlık, söz konusu tedbirlerin milyonlarca sivilin sağlığını ve geçim kaynaklarını “ciddi tehlikeye” attığını savundu.

Bakanlık, ABD’nin kampanyasını İranlılara “acı ve sıkıntı” yaşatmak ve temel haklarından mahrum bırakmak amacıyla tasarlanmış “acımasız bir araç” olarak nitelendirdi. Açıklamada, söz konusu tedbirlerin Tahran’ın görüşüne göre “uluslararası suç ve insanlığa karşı suç” düzeyine ulaştığı ifade edildi.

ABD, geçen pazartesi günü ekonomik baskı kampanyasının “Ekonomik Parya Operasyonu” adını verdiği yeni aşamasını duyurmuş ve İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülke ve kuruluşları da yaptırımların kapsamına alma tehdidinde bulunmuştu.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD yaptırımlarının “adı ve niteliği ne olursa olsun” uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı olduğunu savundu. Bakanlık, Washington’u doları diğer ülkelere baskı yapmak ve onları İran’a yönelik politikasını izlemeye zorlamak için bir araç olarak kullanmakla suçladı.

Bakanlık ayrıca bu politikanın ülkelerin egemenliğini, ekonomik ve ticari ilişkilerini belirleme hakkını, içişlerine müdahale etmeme ilkesini ve BM üyesi ülkelerin egemen eşitliğini ihlal ettiğini belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı, tüm ülkeleri ABD yaptırımlarını uygulamaktan ve bunların doğurduğu sonuçları tanımaktan kaçınmaya çağırdı. Açıklamada, yaptırımlara katılmanın “bağımsız devletlere yasa dışı bir devlet iradesinin dayatılmasına ortak olmak” anlamına geleceği ileri sürüldü.

Bakanlık ayrıca uluslararası topluma ve BM kurumlarına, hukukun üstünlüğünü ve BM Şartı’nın ilkelerini savunmak için adım atma çağrısında bulundu.

Ekonomik savaş

İran Dışişleri Bakanlığı, “Ekonomik Parya” kampanyasının başlatılmasını İran’a karşı “ekonomik savaş ilanı” olarak değerlendirdi ve bunu ABD ile İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarıyla ilişkilendirdi.

Bakanlık, yeni ABD politikasının “ABD-İsrail ortak savaşı” olarak nitelendirdiği sürecin bir parçası olduğunu belirterek, İran’ın askeri ve ekonomik baskılara karşı ülkeyi savunmak için “tüm kapasitesini” kullanmaya kararlı olduğunu bildirdi.

Tahran ayrıca Washington ve Tel Aviv’i İran’a karşı “asılsız gerekçelerle” askeri operasyonlar düzenlemekle suçladı ve bu uygulamaların sürmesinin bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye attığını savundu.

Açıklamada BM ve üye ülkeler de ABD ve İsrail’in adımlarına karşı yeterli önlem almamakla eleştirildi ve uluslararası hukukun ihlal edilmesinin kalıcı bir uygulamaya dönüşmesi konusunda uyarıda bulunuldu.

İran Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Adalet Divanı’nın Ekim 2018’de verdiği bir karara da atıfta bulunarak, mahkemenin o dönemde Washington’dan gıda, tarım ürünleri, ilaç, tıbbi ekipman ve sivil havacılık güvenliği malzemeleri ile bunlara ilişkin ödemelerin ticaretini engelleyen kısıtlamaları kaldırmasını istediğini belirtti.

Bakanlık, yeni yaptırımların uluslararası toplum ve BM kurumlarının harekete geçmesini gerektirdiğini, özellikle gıda, ilaç, sağlık hizmetleri ve sivillerin geçim kaynakları üzerinde doğrudan etkisi olduğunu savundu.

İran Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasıyla eş zamanlı olarak Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’ye iki ülke arasında imzalanan mutabakat zaptında yer alan yükümlülükleri yerine getirme çağrısında bulundu.

Arakçi, X platformunda yaptığı paylaşımda diplomatik sürecin yeniden rayına oturtulmasının imkânsız olmadığını, ancak bunun Washington’un basit bir gerçeği anlamasına bağlı olduğunu söyledi.

Arakçi, “ABD güveni yeniden tesis etmeli, saygılı bir şekilde konuşmalı, haklarımızı tanımalı ve yükümlülüklerini yerine getirmeli” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Tahran’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir gün sonra geldi. Görüşme, Katar’ın diplomatik süreci yeniden canlandırmaya yönelik girişimleri kapsamında gerçekleşti.

İki taraf perşembe günü gerilimin azaltılması ve diyaloğun yeniden başlatılması için koşulların hazırlanmasının yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığı düzenlemelerini, geçici ortak bir deniz koridoru oluşturulması önerisini ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik bir projeyi ele aldı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ABD’nin bu aşamada ekonomik baskıyla hiçbir sonuç elde edemeyeceğini, savaşta da bunu başaramadığını belirterek İran’ın ekonomik baskılara karşı “kararlılıkla” durduğunu söylemişti.

Haziran mutabakatına bağlılık

Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başladı. Tahran buna Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verirken, Washington daha sonra İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı.

İran ayrıca İsrail ve Washington’un Arap müttefiki ülkelere füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Tahran, saldırılarında savaşta ABD güçleri tarafından kullanılan askeri tesisleri hedef aldığını bildirdi.

Diplomatik girişimler sonucunda nisan ayında ateşkes sağlandı. Bunun ardından haziran ortasında nihai bir anlaşmaya yönelik görüşmelerin önünü açan bir mutabakat zaptı imzalandı. Ancak temmuz ayının başında çatışmaların kısa süreli yeniden başlamasıyla söz konusu mutabakat bozuldu.

Tahran, yeni bir diplomatik sürecin temelinin haziran ayında imzalanan mutabakat olması gerektiğinde ısrar ediyor. İran, Washington’un kendisinin karşı adımlar atmasından önce ABD ablukasını ve ekonomik yaptırımları kaldırması da dahil olmak üzere mutabakatta yer alan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini savunuyor.

İran ayrıca haftalardır Umman Sultanlığı ile Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına ilişkin yeni düzenlemeler konusunda görüşmeler yürütüyor. İranlı yetkililer ise boğazın tamamen yeniden açılmasının, ABD’nin Tahran’a göre haziran mutabakatında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olduğunu vurguluyor.


Altı aylık sessizlik… Mücteba Hamaney’in ortaya çıkmaması soru işaretlerini artırıyor

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)
TT

Altı aylık sessizlik… Mücteba Hamaney’in ortaya çıkmaması soru işaretlerini artırıyor

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir kişi, Tahran’da eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninde (AP)

Savaşı fitilleyen ve Mücteba Hamaney’i İran’ın Dini Lideri konumuna getiren hava saldırılarından altı ay sonra, ağır yaralanan Mücteba’nın hâlâ hiçbir şekilde kamuoyunun karşısına çıkmaması, ülke yönetiminin merkezinde büyük bir boşluk yaratıyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters’ten  aktardığına göre, İran’ın hem Ortadoğu’yu ateşe veren hem de zaten kırılgan olan ülke ekonomisine ağır darbeler vuran bir savaşla ilgili kader niteliğinde kararlarla karşı karşıya kaldığı bu dönemde, Mücteba Hamaney’in sağlık durumu ve üstlendiği role ilişkin soru işaretleri her geçen gün artıyor.

İranlı yetkililer ve ülke içindeki üst düzey kaynaklar, Hamaney’in görünümünü bozan ağır yaralarının tedavisini sürdürürken güvenlik gerekçeleriyle devleti perde arkasından yönettiğini ve ipleri elinde tuttuğunu belirtiyor. Günlük yönetim yetkilerinin ise geniş kapsamlı olarak üst düzey bir yetkili grubuna devredildiği ifade ediliyor.

Ancak savaşın başlamasından bir hafta sonra göreve atanmasından sonra kendisine ait tek bir fotoğraf, video veya ses kaydı dahi yayınlanmaması, sözünün son karar mercii olması gereken bir ülkede İranlılar arasındaki şüpheleri derinleştiriyor.

Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü’nden Alex Vatanka durumu şu sözlerle değerlendiriyor: "Artık soru Mücteba’nın hayatta olup olmadığı değil; İran’ın hâlâ fiilen görevini yapan bir Dini Lideri olup olmadığıdır."

Hamaney’in İran halkına mesajları, haber bültenlerinde sunucular tarafından okunan sınırlı sayıdaki yazılı açıklamadan ibaret kaldı. Mücteba, geçen ay babası için düzenlenen bir haftalık cenaze merasimlerine bile katılmadı.

Üst düzey yetkililer ve konuya yakın kaynaklar, bu yokluğu suikast endişelerine bağlıyor; Dini Lider'in üst düzey yetkililerle sık sık toplantılar yaptığını, bütün kritik raporları incelediğini ve önemli konularda son kararı verdiğini savunuyor.

Nitekim Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 10 Ağustos’ta Hamaney ile yedi saat süren bir toplantı gerçekleştirdiğini açıkladı.

Ancak bu durum, İran yönetimine en sadık radikal kesimler arasında bile şüphe uyandırmaya başladı. İran’ın dini eğitim merkezi olan Kum kentindeki bir Besic milis gücü üyesi, "Ülkeyi yönettiğine ve ipleri elinde tuttuğuna dair bize güven verecek şekilde liderimizin sesini duymaya veya bir işaret görmeye ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

Hassas konuyu değerlendirmek için isminin gizli kalmasını isteyen Besic üyesi, Hamaney’in hâlâ kritik kararları aldığına inandığını ancak tek bir fotoğrafın bile olmamasının moral bozduğunu ve İran’ın çıkarına olmadığını ifade etti.

Yönetim muhalifleri veya kapsamlı reform isteyen İranlılar arasında ise tepkiler çok daha net. Tahran’da yaşayan ve ismini vermek istemeyen reform yanlısı iş insanı Şehruh, "Mücteba’nın öldürülmediğini nereden bileceğiz?" diye sorarak, "Karar alma süreçlerine katıldığını kanıtlamayı bir kenara bırakın, hayatta olduğuna dair tek bir işaretin bile olmaması hiç mantıklı değil" ifadelerini kullandı.


Pakistan: Hürmüz’ün yeniden açılması yönündeki diplomatik çabalarda ivme var

Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Pakistan: Hürmüz’ün yeniden açılması yönündeki diplomatik çabalarda ivme var

Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, Tahran'da Asım Münir'i kabul etti, (İran Cumhurbaşkanlığı)

Pakistan, dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması yönündeki diplomatik çabalarda “ivme” gördüğünü belirtti. Ancak İslamabad, deniz ulaşımının yeniden başlatılması konusunda nihai kararın Tahran ve Washington’a ait olduğunu vurguladı.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi İslamabad’da düzenlediği basın toplantısında, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in bu haftanın başında Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, boğazın yeniden açılması ve diplomatik sürecin canlandırılması amacıyla yürütülen “yenilenmiş çabaların” devamı olduğunu söyledi.

Andrabi, “Hürmüz Boğazı’nın açılması gibi önemli konuda bir miktar ivme oluşacağı konusunda iyimserliğimizi koruyoruz. Çünkü boğazın durumu, tedarik zincirlerinde, özellikle de enerji arzında yaşanan aksaklıklar nedeniyle herkesi etkiliyor” dedi.

Münir’in ziyaretinin ardından diplomatik girişimlerin sürdüğünü belirten Andrabi, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin dün Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaret ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmesi de dahil olmak üzere çeşitli takip ziyaretleri ve bölgesel temasların devam ettiğini ifade etti.

Andrabi, bir uzlaşıya varılması için “koordineli çabalar” yürütüldüğünü ve özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının hedeflendiğini belirtti. Ancak bunun nihayetinde “Tahran ve Washington’da alınması gereken egemen bir karar” olduğunu ifade etti.

Pakistanlı sözcü, Münir’in ziyaretinin, İran ile ABD arasında haziran ayında imzalanan ve boğazın yeniden açılmasına ilişkin düzenlemeler de içeren mutabakat zaptını yeniden canlandırmayı amaçladığını, ancak söz konusu anlaşmanın daha sonra çöktüğünü belirtti.

GTHY
İran’ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Andrabi, Münir’in Tahran’a ABD Başkanı Donald Trump’ın veya ABD’nin özel temsilcisi olarak gittiği yönündeki haberleri de yalanladı. Bu iddiaları “yanıltıcı ve gerçekler açısından yanlış” olarak nitelendiren Andrabi, ziyaretin yalnızca Pakistan’ın Washington ile Tahran arasındaki arabuluculuk rolü çerçevesinde gerçekleştirildiğini söyledi.

Münir’in Tahran’daki görüşmelerinde bölgesel gerilimin azaltılması, askeri çıkmazın aşılması ve bölgeye barış ve istikrar getirecek müzakere edilmiş bir çözümün ele alındığını belirten Andrabi, ziyaretin İslamabad’ın ABD ile İran arasındaki anlaşmazlıkların azaltılması yönündeki “samimi ve yapıcı” rolünü yansıttığını ifade etti.

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın da Münir’in ziyaretiyle eş zamanlı olarak diplomatik temaslarını sürdürdüğünü belirten Andrabi, Dar’ın Türkiye, Mısır ve bölgedeki diğer ülkelerin dışişleri bakanlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti.

Pakistan’ın girişimleri, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımına ilişkin yeni düzenlemeler konusunda yürütülen görüşmelerle aynı dönemde gerçekleşiyor. Görüşmeler kapsamında gemiler için geçici bir deniz koridoru oluşturulması önerisi de bulunuyor.

Andrabi’ye, İslamabad’ın İran ile Umman arasında, ticari gemilerden ücret alınmasını öngören geçici bir koridorun yeniden açılmasına yönelik anlaşmayı destekleyip desteklemeyeceği soruldu. Pakistanlı sözcü, bu konuda doğrudan bir tutum ortaya koymaktan kaçındı.

Andrabi, “Bu, daha geniş kapsamlı görüşmelerin bir parçası. Ücret alma hakkı, boğaza kıyısı bulunan ülkelerin bu ücretleri tahsil etme hakkı veya gemileri boğazdan geçen ülkelerin yükümlülükleri gibi kapsamlı tartışmanın her bir unsuruna ilişkin yorum yapmak istemiyorum” ifadelerini kullandı.