İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
TT

FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)

FBI ajanları yakında, ABD Başkanı'nın en sevdiği spor dallarından birindeki sporculardan yeni bir eğitim alma fırsatı bulabilir.

Direktör Kash Patel'in özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmek için girişimde bulunduğu bildirildi.

Eylülde yayımlanan kurum belgesine göre Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan Patel, ajanlara yönelik "taktiksel savunma teknikleri" eğitimi verilmesi için UFC'yle bir yıllık ve "tek tedarikçili" bir sözleşme yapmaya çalışıyor.

İlk olarak MS NOW tarafından haberleştirilen belgede, "Eğitimin amacı, yüksek riskli durumlarda özel ajanlar için hayati önem taşıyan fiziksel dövüş becerilerini, zihinsel dayanıklılığı ve taktiksel farkındalığı geliştirmektir" ifadesi yer alıyor. Tahmini tutar belgede gizlendiği için sözleşmenin değeri bilinmiyor.

UFC'nin başkanı White, uzun zamandır Trump'ın dostu. Başkan yıllar boyunca çok sayıda UFC maçına katıldı, hatta haziranda Amerika'nın 250. kuruluş yıldönümünü ve kendi 80. yaş gününü kutlamak amacıyla "Octagon"u Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'ne getirtti. Patel de bu sporun bir hayranı ve çeşitli etkinliklerde görülmüştü.

FBI, belgesinde UFC'nin bu eğitimi vermek için "eşsiz bir yetkinliğe" sahip olduğunu belirtti ve antrenörlerin "vuruş teknikleri, boğuşma/yere indirme, silahlı saldırıya karşı savunma, yerde kontrol ve FBI'ın beklediği ve talep ettiği standartlarda kondisyon sağlama" konularındaki becerilerine dikkat çekti.

Önerilen bu anlaşma, federal sözleşmeler için normalde gerekli olan ihale sürecini devre dışı bırakacak. Bu, Trump yönetiminin geçmişte de başvurduğu bir yöntem.

The New York Times'ın hazirandaki haberine göre, Lincoln Anıtı Yansıma Havuzu'nun başarısızlıkla sonuçlanan yenileme çalışmaları sırasında Ulusal Park Hizmetleri, su arıtma sistemi kurma işini Ohio merkezli Greenwater Services'a ihalesiz vermişti. Trump'a bağış yapan bir kişiyle bağlantısı bulunan şirketle 1,7 milyon dolarlık sözleşme imzalanmıştı. Proje tamamlandıktan sadece birkaç gün sonra, havuzdaki su yosun patlaması nedeniyle yeşile dönmüştü.

FBI yeni ortaya çıkan bir belgede, önerilen sözleşmenin bir yıllık süresinin "daha fazla pazar araştırması yapılmasına ve tedarikçilerin bu gereksinimi karşılama konusunda daha donanımlı hale gelmesine olanak tanıyacağını" belirtti.

İleride oluşturulacak uzun vadeli sözleşme ise rekabete dayalı bir temelde hazırlanacak.

The Independent, önerilen anlaşmayla ilgili yorum almak üzere FBI'la temasa geçti.

FBI, UFC'yle daha önce de çalışmıştı.

UFC, martın başında yaptığı duyuruda mevcut ve eski sporcularının o hafta Quantico'yu ziyaret ederek, FBI Özel Ajan Akademisi öğrencileri ve dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey FBI personeli için iki günlük bir eğitim semineri vereceklerini açıklamıştı.

Patel o dönemde yaptığı açıklamada, "Bu, FBI ajanlarımızın yeryüzündeki en iyi sporculardan bazılarıyla birlikte öğrenip antrenman yapmaları ve böylece dünyanın önde gelen kolluk kuvvetinin Amerikan halkını koruma konusunda daha da hazırlıklı olmasına katkı sağlamaları adına muazzam bir fırsat" demişti.

Dana White karma dövüş sanatları sektöründe kuralları yeniden yazdı. Kendisiyle, ekibindeki profesyonellerle ve UFC'yle birlikte çalışmaktan büyük onur duyuyoruz. Ülkemize duydukları ortak sevgi ve bu sayede onu daha iyi savunabilmemize sağladıkları katkı için kendilerine minnettarız.

Independent Türkçe


Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
TT

Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Tennessee'deki mitingde Kamala Harris'in dış görünüşünü hedef alarak eski başkan yardımcısına alaycı bir tavırla "güzel" dedi. Bu sırada arkasında duran kadın MAGA destekçisi kadınlar da bu aşağılayıcı şakaya gülerek eşlik etti.

Trump, cumartesi günü Tennessee'deki Cumhuriyetçi adaylar için düzenlenen ara seçim mitinginde, her zamanki tarzıyla hazırladığı konuşma metninin dışına çıkarak, Kovid-19 pandemisi sırasında Harris ve eski Başkan Joe Biden'ın gerçekleştirdiği seçim mitinglerini hatırlattı.

Trump, "O güzel Kamala'yı hatırlıyor musunuz? Birisi onun çok güzel olduğunu söylemişti. Gerçekten mi?" diyerek espri yaptı.

Trump'ın arkasındaki bazı kadınlar bu söze kahkahalarla güldü. İçlerinden biri Harris'e yönelik hoşnutsuzluğunu başparmağını aşağı çevirerek gösterirken, bir diğeri de şiddetle başını iki yana salladı.

Trump, Harris'in dış görünüşü hakkında defalarca yorum yaptı. Zaman zaman ona "güzel" derken, ardından 2024 başkanlık seçimindeki rakibinden daha iyi göründüğünü iddia etti.

Ağustos 2024'te Elon Musk'la canlı yayımlanan sohbette Trump, Harris'in bir çiziminin yer aldığı Time dergisi kapağı üzerine konuşmuş ve onun dış görünüşünü incelemişti.

Trump, Musk'a, "Gelmiş geçmiş en güzel aktris gibi görünüyor. Aslında, harika bir First Lady olan Melania'ya çok benziyordu. Kamala gibi görünmüyordu" dedi.

Ama tabii ki o güzel bir kadın, o yüzden konuyu burada kapatalım, değil mi?

Bir haftadan kısa süre sonra Trump, Pensilvanya'daki mitingde konuya geri dönmüştü.

Trump tezahürat yapan kalabalığa, "Bir kadına asla güzel demeyin çünkü bu siyasi kariyerinizin sonu olur" demişti.

Ama ben çok daha iyi göründüğümü söylüyorum. Kamala'dan daha iyi görünen biriyim.

Trump, cumartesi günkü mitingin başka bir bölümünde eşi Melania Trump'tan da şikayet etti ve onun kendi konuşma tarzını onaylamadığını öne sürdü.

Eşim bunu yapmamdan nefret ediyor. Bunun 'hiç de zarif olmadığını' ve 'başkanlık makamına yakışmadığını' söylüyor. Ben de ona 'başkanlık makamına yakışmıyor olabilir ama seçimi açık ara farkla kazandım' dedim.

Trump, Melania'dan "çok zarif bir kadın" diye övgüyle söz ettikten sonra onun belgeseline geçti ve yapımın yılın bir numaralı filmi olduğunu iddia etti.

Üstelik bir numaralı film olması hoşuma gitmiyor. Nedenini biliyor musunuz? Bir ailede tek bir yıldıza yer vardır, bu yüzden benim böyle film işlerine ihtiyacım yok.

Independent Türkçe


Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
TT

Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)

Endonezya'da bilim insanları, cami hoparlörlerini deprem erken uyarılarının halka iletilmesinde kullanmak için çalışıyor.

Camilerin ülke genelinde yaygın olması, bu yöntemin tercih edilmesindeki en önemli etkenlerden biri. Özellikle uzak yerleşimlerde mevcut hoparlör altyapısından yararlanılması, yeni bir duyuru ağı kurma ihtiyacını azaltabilir.

Araştırmacılar, cep telefonu şebekelerinin afet sırasında aksayabileceğine de dikkat çekiyor. Cami hoparlörleri, mobil iletişimin kesintiye uğradığı veya yeterince güçlü olmadığı bölgelerde halka ulaşmak için alternatif bir kanal oluşturabilir.

Japonya ve Endonezya'nın ortak çalışması, başkent Cakarta'yı da kapsayan Cava Adası'nın batısına odaklanıyor. Projede sismik gözlem ağıyla yer hareketlerinin gerçek zamanlı olarak tahmin edilmesi, uyarıların hızla iletilmesi ve halkın bu uyarılar doğrultusunda gerekli önlemleri almasını sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi amaçlanıyor.

Guardian'ın haberine göre, bazı camiler sismik sensör ağına bağlandı. Ancak sistem henüz prototip aşamasında ve halka deprem uyarısı vermeye başlamadı.

Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı'nın (JST) yayımladığı proje bilgilerinde, uyarıların iletilmesinde camilerden yararlanılacağı vurgulanıyor.

Beş yıllık araştırmanın Japonya tarafını Kyoto Üniversitesi Afet Önleme Araştırma Enstitüsü'nden Hiroshi Inoue, Endonezya tarafını ise Ulusal Araştırma ve İnovasyon Ajansı'ndan (BRIN) Andi Eka Sakya yönetiyor.

Çalışmaya Tokyo Üniversitesi, Endonezya Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Kurumu (BMKG), Bandung Teknoloji Enstitüsü ve afet yönetimi kuruluşları da katılıyor.

Japonya'nın resmi kalkınma yardımı programından da destek alan araştırma, 2025'te Cava Adası'nın batısındaki üç eyalette başladı. Japan Times'ın aktardığına göre Endonezya, sistemi 2030'a kadar Cakarta ve bazı diğer bölgelerde denemeyi, ardından erken uyarı ağını ülke geneline yaymayı hedefliyor. Araştırmacılar bu kapsamda düşük maliyetli deprem gözlem cihazları da geliştiriyor.

Projenin Endonezya ayağını yöneten Andi Eka Sakya, 28 Temmuz'da Japonya'nın Kumamoto bölgesinde meydana gelen deprem sırasında ülkede bulunduğunu anlattı. Erken uyarının ardından televizyonlarda halka güvenlik önlemlerinin gösterildiğini ve panik yaşanmadığını belirten araştırmacı, Endonezya'da da benzer bir sistem kurmak istediklerini söyledi.

Proje yalnızca halka alarm vermekle sınırlı değil. Araştırmacılar, deprem tespit edildiğinde demiryolu seferlerinin ve fabrikalardaki makinelerin otomatik olarak durdurulmasını da hedefliyor. Böylece sarsıntı başlamadan önce alınacak önlemlerle olası hasarın azaltılması amaçlanıyor. Okul hoparlörleriyle radyo ve televizyon yayınlarının uyarı kanalı olarak kullanılması da proje kapsamında araştırılıyor.

Projenin bir başka hedefi de binaların deprem sırasındaki tepkilerine göre acil tahliye yönergeleri hazırlamak. JST, dünyadaki depremlerde can kayıplarının büyük bölümünün yapısal açıdan zayıf evlerin çökmesinden kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Bu nedenle araştırmacılar, erken uyarıların yalnızca halka ulaştırılmasını değil, insanların bulundukları yapıların özelliklerine uygun biçimde hareket edebilmesini de sağlamaya çalışıyor.

Geliştirilecek yöntemlerin uygulamalı eğitimlerle halka aktarılması ve sistemin afetlerin etkisini azaltmada ne kadar başarılı olduğunun değerlendirilmesi planlanıyor.

Araştırmacılar, Endonezya'da edinilecek deneyimlerden daha sonra başka gelişmekte olan ülkelerde de yararlanılmasını amaçlıyor.

Independent Türkçe, Guardian, Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı (JST), Japan Times