İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Donald Trump, onay oranının yüzde 60'larda olduğunda ısrarcı

ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)
TT

Donald Trump, onay oranının yüzde 60'larda olduğunda ısrarcı

ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri reddetti. Trump, Amerikalıların kendisine verilen desteğin yüzde 60'a daha yakın olduğu yönündeki açıklamasına güvenmesi gerektiğinde ısrar etti.

The Washington Examiner'dan Byron York'a cumartesi günü yayımlanan bir röportaj veren Trump, RealClearPolitics'in ortalama verilerine ilişkin bir soru üzerine anket sonuçlarını "yalan" diye niteledi. Sözkonusu veriler Amerikalıların yüzde 38,8'inin görevdeki performansını onayladığını, yüzde 60,4'ünün ise onaylamadığını gösteriyordu.

Trump, "Bu sonuç yalan" dedi.

York'un, gerçek onay oranının ne olduğunu düşündüğünü sorması üzerine Trump, mevcut rakamları reddetti ve destek oranının çok daha yüksek olduğunu savundu.

Trump, "Görev onayımın 37, 38 olduğunu mu söylüyorlar?" diye sordu.

Benim oranım 38 değil.

Trump sözlerine şöyle devam etti:

Kimsenin beni yenebileceğine inanmıyorum. Eğer ihtiyaç duysaydım, ki duymuyorum, yüzde 60 olduğunu düşünüyorum.

Trump, Cumhuriyetçi seçmenler ve MAGA (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) tabanı arasındaki güçlü desteğini, daha yüksek onay oranına kanıt olarak gösterdi. Ancak ulusal çapta yapılan anketler, başkanın durumuna dair sürekli daha olumsuz bir tablo ortaya koyuyor.

16-19 Ekim'de gerçekleştirilen Reuters/Ipsos anketi, katılımcıların yüzde 34'ünün Trump'ın performansını onayladığını, yüzde 65'inin ise onaylamadığını gösterdi. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül-4 Ekim'de yaptığı bir başka anket ise Amerikalıların sadece yüzde 30'unun Trump'ın performansını onayladığını, yüzde 68'inin ise onaylamadığını ortaya koydu.

 Bu hafta yayımlanan ayrı bir New York Times/Siena College anketinde ise Trump'ın onay oranı yüzde 34 olarak ölçüldü. Gazete bunun 1946'da Harry Truman'ın kaydettiği yüzde 33'lük orandan bu yana ara seçimlere yaklaşan bir başkan için görülen en düşük seviye olduğunu belirtti.

Trump'ın anket verilerini reddetmesi, The New York Times'la anket şirketi Wedgewood Research arasında yaşanan tartışmaların gölgesinde gerçekleşti. Wedgewood Research, sosyal deney kapsamında uydurma anket verileri ürettiğini itiraf etmişti. Gazete, Trump'ın görevdeki onay oranını hesaplarken tartışmalı anketleri kullanmadığını belirtti.

vfgbhnmjk
Yakın tarihli Reuters/Ipsos anketi, Trump'ın görev performansına onay verenlerin oranının yalnızca yüzde 34 olduğunu ortaya koydu (Reuters)

Trump hâlâ popüler olduğu iddiasını desteklemek için CNN'in baş veri analisti Harry Enten'in yaptığı ve başkanın MAGA Cumhuriyetçileri arasındaki desteğinin yüzde 100'e yakın olduğunu gösteren analize işaret etti. Enten, Trump'ın 2024 seçimlerinde MAGA Cumhuriyetçilerinin oylarının yüzde 99'unu aldığını ve eylülde bu grup içinde yüzde 98'lik onay oranına sahip olduğunu bildirmişti.

Trump, "Sanırım şu an yüzde 60'lardayımdır. Cumhuriyetçi Parti içinde ise çok daha yüksektir. Ona o yüzde 99'luk oranı gösterin. Gördünüz mü?" dedi.

Bununla birlikte Enten, Trump'ın enflasyon konusundaki net onay oranının 2024'te +8 puanken, ara seçimler öncesinde -45 puana düştüğünü de tespit etmişti.

Bu hafta Enten, bir Reuters/Ipsos anketinin Trump’ın onay oranını yüzde 31 olarak göstermesinin ardından başkanın anketlerdeki durumunu "tam bir Trump felaketi" diye tanımlamıştı. Bu oran Trump'ın iki başkanlık döneminde kaydedilen en düşük seviye.

Olumsuz rakamlara rağmen Trump, Cumhuriyetçi seçmenler arasındaki desteğini yansıtan anketleri nedeniyle Enten ve CNN'i övmeyi sürdürdü.

Trump, "İtiraf etmeliyim ki benim hakkımda gerçekten güzel anketler yaptılar. Eğer CNN bu tür anketler yapmaya devam ederse, onları giderek daha çok seveceğim" dedi.

Independent Türkçe


Demokratlar kazanırsa ABD dış politikasında yaşanabilecek 4 değişiklik

New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)
New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)
TT

Demokratlar kazanırsa ABD dış politikasında yaşanabilecek 4 değişiklik

New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)
New York’un Tribeca semtindeki Manhattan Community College’da kurulan sandıkta, Aşağı Manhattan sakinleri oy kullanıyor (DPA)

Bağımsız analistler, Demokratların 3 Kasım’daki ara seçimlerde ABD Temsilciler Meclisi’ni, hatta belki Senato’yu kazanma şansının yüksek olduğunu belirtiyor. Böyle bir sonuç, Cumhuriyetçilerin iki yıllık hâkimiyetinin ardından Demokratlara Washington’da iktidardan pay alma imkânı sağlayabilir.

Demokratlar, Cumhuriyetçilerin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin savaş ilan etmesine ve kamu harcamalarını kontrol etmesine izin verdiğini savunuyor. Oysa ABD Anayasası, bu yetkileri milletvekillerine veriyor.

Şarku’l Avsat’ın değerlendirmelerine göre Demokratların kontrolündeki bir Kongre’nin Trump’ın dış politikasını sınırlayabileceği bazı yollar şöyle:

İran savaşını sınırlandırmak

Trump, 28 Şubat’ta İran’a karşı savaşı başlatmadan önce Kongre’den onay almadı. Demokratlar, Kongre onayı alınmadığı sürece çatışmaların sona erdirilmesi yönünde birçok kez oy kullandı. Bu karar tasarılarından biri, az sayıda Cumhuriyetçinin desteğiyle kabul edildi ancak Trump yönetimi kararı uygulamadı.

Demokratların Temsilciler Meclisi veya Senato’da çoğunluğu sağlaması durumunda, Trump’ı savaşı sürdürmek için Kongre’den onay almaya zorlamak amacıyla savunma harcamalarını azaltmaları mümkün olabilir. Ayrıca yönetim yetkililerinin planları hakkında kamuoyu önünde ifade vermelerini zorunlu kılabilirler.

Ukrayna’ya yeni destek

Trump, Rusya’nın işgaline karşı mücadele eden Kiev’e hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi milletvekillerinden geniş destek gelmesine rağmen, Ukrayna’ya doğrudan sağlanan ABD askerî ve mali yardımlarını büyük ölçüde durdurdu.

cdfvghy
Eski Başkan Barack Obama’nın, Michigan eyaletinde dün seçmenleri sandığa gitmeye teşvik etmek amacıyla düzenlenen mitingde Demokrat Parti’nin adayı, eyaletin Dışişleri Bakanı Jocelyn Benson’a destek vermek üzere alana katılması kalabalık tarafından tezahüratlarla karşılandı (AFP)

Trump, son dönemde Rus dizeline yönelik yaptırımları kaldırması ve Rusya’nın enerji sektörünü hedef alan yaptırımlardan geri adım atması nedeniyle, aralarında çok sayıda Cumhuriyetçinin de bulunduğu bazı Kongre üyelerinin tepkisini çekti. Bu adımlar, Trump’ın söz konusu yaptırımları öngören bir yasayı imzalamasından yalnızca birkaç hafta sonra geldi.

Demokratların kasım ayında her iki kanatta da çoğunluğu kazanması durumunda, hangi konuların ne zaman oylanacağını belirleme imkânı elde edecekleri belirtiliyor.

Bu durum, Ukrayna’ya yeni yardımların onaylanmasının önünü açabilir. Söz konusu yardımların, Trump’ın kullanabileceği muhtemel başkanlık vetosunu aşmak için gereken üçte iki çoğunluğa ulaşması da olası görülüyor.

fg
ABD Başkanı Donald Trump’ı destekleyen bayraklar, ara seçimler öncesinde Georgia eyaletinin Perry kentinde düzenlenen seçim mitinginin yapıldığı alanın dışında (Reuters)

Demokratlar, Trump’ın diğer adımlarını da hedef alabilir. Örneğin, Demokratların çoğunluğu kazanması hâlinde Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi başkanlığını üstlenmesi beklenen New York milletvekili Gregory Meeks, Trump’ın Rus dizelini yeniden küresel pazara sunma planını engellemeyi amaçlayan ve iki partinin desteğini alan bir yasa tasarısı sundu.

İsrail’e askerî yardımların durdurulması

İsrail’in Gazze savaşındaki politikaları, on binlerce Filistinli sivilin hayatını kaybetmesi ve işgal altındaki Batı Şeria’da şiddetin devam etmesi, Demokratlar arasında İsrail’e verilen desteğin azalmasına yol açtı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Cumhuriyetçiler arasındaki yakın ittifak da bu eğilimi etkileyen unsurlar arasında yer aldı.

Demokratların, geçen mali yılda 3,8 milyar dolar olarak gerçekleşen İsrail’e yönelik askerî yardımlara kısıtlama getirmesi veya yardımları durdurması mümkün. ABD, İsrail’e diğer tüm ülkelerden daha fazla yardım sağlıyor.

bh
ABD Başkanı Donald Trump’ın ara seçimler öncesinde düzenlediği seçim mitingine katılanlar (Reuters)

Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların yaklaşık yarısı, bu yaz İsrail’e yapılan yardımların kesilmesi yönünde oy kullandı. Bu girişime karşı çıkan Meeks gibi bazı milletvekilleri ise ağır bombalar gibi silahların İsrail’e tedarikine kısıtlama getirilmesini destekledi.

Askerî harcamaların azaltılması ve dış yardımların yeniden başlatılması

Demokratların, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Partiye kıyasla askerî harcamaları azaltmaya daha fazla eğilim göstermesi bekleniyor.

Trump, bu yılın askerî bütçesinde yüzde 67’lik rekor bir artış talep ederek bütçenin 1,5 trilyon dolara çıkarılmasını istedi. Ancak Demokratlar, İran savaşı konusunda Kongre’ye danışmamasını ve sosyal programlarda yaptığı kapsamlı kesintileri gerekçe göstererek Senato’da bu girişimi engelledi.

Trump ayrıca Kongre tarafından onaylanan milyarlarca dolarlık dış yardımı dondurdu veya iptal etti. Bu kesintiler, finansmanın yeniden başlatılması için çaba göstereceklerini belirten çok sayıda Demokratın tepkisini çekti.


Zelenskiy, kasım ayında Kiev, Moskova ve Washington arasında görüşme yapılacağını doğruladı: Toprak meselesi liderlere bırakılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)
TT

Zelenskiy, kasım ayında Kiev, Moskova ve Washington arasında görüşme yapılacağını doğruladı: Toprak meselesi liderlere bırakılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (EPA)

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, pazar günü yaptığı açıklamada, Kiev ve Moskova temsilcileri arasında ABD arabuluculuğunda kasım ayında bir görüşme gerçekleştirileceğini doğruladı. Görüşmenin, bu yılın başından bu yana durmuş olan barış müzakerelerini yeniden canlandırmayı amaçladığı belirtildi.

Zelenskiy, ulusal televizyona verdiği  röportajda, “Müzakereye hazırız. Konu toprak meselesiyse bunun liderler düzeyinde ele alınması gerekiyor. Diğer meseleler ise teknik heyetlerin yetki alanına giriyor. Dolayısıyla bütün bunlar kasım ayında görüşülebilir” dedi.