İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma
TT

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

Gizli Servis'ten Barron Trump'ı tehdit eden İran videosuna soruşturma

ABD Gizli Servisi, İran devlet televizyonunun ABD Başkanı Donald Trump'ın en küçük oğlu Barron Trump'ı hedef alan bir video yayınladığından haberdar olduğunu doğruladı.

ABD Gizli Servisi Sözcüsü Nate Herring yaptığı açıklamada, “ABD Gizli Servisi, videonun farkında ve korumakla yükümlü olduğu kişilere yönelik tehdit olarak değerlendirilebilecek her konuyu soruşturuyor” dedi.

Herring, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Operasyonel güvenlik nedeniyle, korumaya dair istihbarat bilgileriyle ilgili meseleleri tartışmıyoruz."

ABD'nin İran Dini Lideri Ali Hamaney'e düzenlediği suikasttan bu yana İran basını, birçok kez Başkan Trump’a ve aile üyelerine yönelik tehditler içeren içerikler yayımladı.

Hamaney suikastı, Trump'ın İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı savaşın başlarında gerçekleşmişti.

Barron Trump'a yönelik tehdidin ortaya çıkması, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, İran'ın oğullarından birini öldürmeye çalıştığını açıklamasından bir gün sonra geldi. Netanyahu, hedefteki oğlunun kim olduğunu, planın zamanlamasını veya suikast girişimine ne kadar yaklaşıldığını belirtmemişti.

Netanyahu, pazartesi günü İsrail televizyonu Kanal 14’de verdiği röportajda, “İran, oğullarımdan birini hedef aldı. İran oğullarımdan birini öldürmeye çalıştı" ifadelerini kullandı. Netanyahu, aile üyelerine yönelik güvenlik korumasının ‘bir lüks olmadığını’ da sözlerine ekledi. İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği ise Reuters'ın bu suçlamaya yönelik yorum talebine yanıt vermedi.

Netanyahu'nun hangi oğlunu kastettiği netlik kazanmazken, en büyük oğlu Yair'in Miami'de yaşadığı biliniyor.

CNN kanalı da daha önce Gizli Servis'in Barron Trump'a yönelik tehditten haberdar olduğunu bildirmişti.


Katz Suriye'deki İsrail birliklerini ziyaret ederken “tehditler sürdükçe” bölgede kalma sözü verdi

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

Katz Suriye'deki İsrail birliklerini ziyaret ederken “tehditler sürdükçe” bölgede kalma sözü verdi

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

Fransız haber ajansı AFP, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün Suriye'nin güneyinde konuşlu İsrail birliklerini ziyaret ettiğini aktardı. AFP’ye göre Katz, ‘ülkesinin güvenliğine yönelik tehditler sürdükçe’ bu birlikleri bölgede tutma sözünü yineledi.

Bu ziyaret, İsrail'in, tesise Türk birliklerinin konuşlanmasını engellemek istediği iddiasıyla Suriye'nin kuzeybatısındaki devre dışı kalmış Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’nü bombalamasından bir hafta sonra gerçekleşti. Ankara, üsse herhangi bir heyet gönderilmediğini açıklamıştı.

Beşşar Esed yönetiminin 2024 yılı sonlarında düşmesinden bu yana İsrail güçleri Suriye'nin güneyinde bir ‘güvenlik bölgesinde’ konuşlanmış durumda.

İsrail güçleri, Birleşmiş Milletler (BM) devriyelerinin görev yaptığı ve 1974'ten bu yana İsrail işgali altındaki Suriye'nin Golan Tepeleri'nde İsrail ile Suriye güçlerini birbirinden ayıran tampon bölgeye konuşlu.

Katz'ın ofisinden yayımlanan görüntülü bir açıklamaya göre İsrail Savunma Bakanı, "Burada tehditleri boşa çıkarmak, eski rejimin kalıntılarını ortadan kaldırmak ve yeni rejimin tehlikeli bir şekilde kök salmasını önlemek için her gün faaliyet yürütülüyor" dedi.

Katz şunları da ekledi:

“Suriye başkanına verilen mesaj da açıktır: Sabah Şam'daki sarayınızda uyanıp Hermon Dağı'na (Cebel eş-Şeyh) baktığınızda ve İsrail ordusunu gördüğünüzde, bizim burada kasabalarımızı ve sınırlarımızı korumak için bulunduğumuzu anlarsınız.”

İsrail Savunma Bakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tehditler var oldukça İsrail ordusu güvenliğimizi sağlamak için burada kalmaya devam edecektir. Şu ana kadar yaptığımız buydu ve gelecekte de yapmaya devam etmeyi planladığımız şey bu.”

İsrail, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye'de yüzlerce saldırı düzenledi ve defalarca Suriye topraklarının içlerine doğru ilerledi.

İsrailli yetkililer ayrıca, İsrail'in daha geniş bir silahsızlandırılmış bölge kurmayı amaçladığı ‘güvenlik bölgesinde’ asker bulundurma taahhüdünü birçok kez dile getirdi.

İsrail Genelkurmay Başkanı General Eyal Zamir de geçen hafta bölgedeki birlikleri ziyaret etmiş ve ordunun sınırlarda tehditlerin ‘kök salmasına’ izin vermeyeceğini vurgulamıştı.

Dünkü ziyareti sırasında Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü hedef alan saldırıya da değinen Katz, İsrail'in ‘Türkiye'nin Suriye'de varlık gösterme çabasına karşı, İsrail'in güvenlik çıkarlarını tehdit ettiği gerekçesiyle harekete geçtiğini’ söyledi.

Suriye ise, ülkenin güneyinde konuşlu birliklerine nadir bir ziyaret gerçekleştiren Katz'ın topraklarına yönelik ‘yasa dışı girişini’ bugün kınadı.

Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Katz'ın ‘Suriye topraklarına yasa dışı girişi’ ve ‘Suriye Arap Cumhuriyeti'nin uluslararası sınırlarını aşarak ülkenin egemenliğini ile toprak bütünlüğünü açıkça ihlal etmesi’ kınandı. Açıklamada uluslararası topluma, ‘işgal makamlarını mükerrer ihlallerini durdurmaya zorlayacak gerekli önlemleri alma’ çağrısında bulunuldu.


Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Fedorov: Ukrayna'nın savaşta yenilgiden kaçınmak için değişikliklere ihtiyacı var

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
TT

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Fedorov: Ukrayna'nın savaşta yenilgiden kaçınmak için değişikliklere ihtiyacı var

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)
Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov (Reuters)

Görevden alınan Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov, Reuters'a yaptığı açıklamada ülkesinin Rusya'ya karşı yürüttüğü savaşı yavaş yavaş kaybetmekte olduğunu belirtti. Federov, güç dengesini kendi lehlerine çevirmek için gerekli kritik kararları alabilmek adına Kiev'in önünde sadece birkaç ay kaldığı uyarısında bulundu.

Geçtiğimiz ay görevden alınması haftalarca süren protestolara yol açan genç reformcu Fedorov, Ukrayna'nın dört yıldır süren bu savaşı nasıl kazanacağına dair kapsamlı bir vizyondan yoksun olduğunu ve inovasyon konusundaki başarısızlığının da bir engel teşkil ettiğini ifade etti.

Fedorov verdiği röportajda, kök salmış yolsuzluk ve kayırmacılık ağlarının yanı sıra devlet kurumlarının siyasi bağımsızlığının olmamasının da Ukrayna'nın ilerlemesini engellediğini sözlerine ekledi.

Kiev'in resmi söyleminin dışına çıkan belirgin bir açıklamada bulunan Fedorov, “Şu an gelecekteki rotamızı belirleyecek bir kırılma noktasında olduğumuzu düşünüyorum, ancak görünüşe göre kademeli ve yavaş bir şekilde kaybediyoruz” dedi.

Ukrayna'nın savaşı kazanmak için halen ‘tüm fırsatlara’ sahip olduğunu, ancak acilen savaşı sona erdirecek bir plana ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekledi.

Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi ise Fedorov'un bu yorumlarına, kendisinin bakanlıktayken savaşın gidişatı konusunda iyimser olduğu ve değişen tek şeyin kendi kişisel statüsü olduğu şeklinde yanıt verdi.

Önleyici füze eksikliği Ukrayna'yı zora sokuyor

Rusya, Ukrayna'daki fabrikaları ve depoları her ay onlarca balistik füzeyle hedef alırken, önleyici füze stokları giderek azalan Ukrayna, çoğu zaman bu saldırıları savuşturamıyor. Rusya'nın geçtiğimiz yıla kıyasla elde ettiği kazanımlar daha az olsa da Donbas bölgesindeki yavaş ilerleyişi sürüyor. Öte yandan Ukrayna, cephe hattına dağılmış piyade siperlerinde ise çoğunlukla motivasyondan yoksun olarak silah altına alınan askerler görev yapıyor.

Ukrayna ise buna karşılık olarak, Rusya topraklarının derinliklerine yönelik insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarını yoğunlaştırarak bazı kilit öneme sahip askeri fabrikaları hedef aldı. Bu durum, petrol rafinerilerinde ağır hasara yol açarken ülke çapında yakıt sıkıntısına neden oldu.

Temmuz ayı sonlarında yapılan bir ankete göre Ukraynalıların yüzde 82'si Ukrayna'nın galip geleceğine inanıyor; ancak katılımcıların büyük bir kısmı savaşın 2027 yılına veya daha sonrasına kadar sürmesini bekliyor.

Göreve gelmesinden altı ay sonra görevden alınan 35 yaşındaki Fedorov, tedarik ve seferberlik alanlarında başlattığı reformların ardından askeri bürokrasi ve siyasi rakipleriyle karşı karşıya gelmişti.

Yönetimdeki ‘sistematik’ bir krizi eleştirerek savaş zamanında seçim yapılması çağrısında bulunan ilk önde gelen siyasi figür olarak geçen hafta Ukrayna siyaset sahnesini sarsmıştı.

Pazartesi günü kendisiyle yapılan röportajda Fedorov, savaşın gidişatını değiştirmek için yapay zeka destekli otonom insansız hava araçlarının, Rus hava saldırılarını durduracak ucuz önleyici füzelerin ve Ukrayna'nın kendi balistik füze programının geliştirilmesinin önemini vurguladı.

Ukraynalı üreticilerin halihazırda bu teknolojiler üzerinde çalıştığını belirten Fedorov, ancak Kiev'in bu sistemler sahaya sürüldüğünde etkilerini en üst düzeye çıkarmak için entegre (kapsamlı) bir stratejiye ihtiyacı olduğunu ifade etti.

İnsan varlığını asgari düzeye indirmek amacıyla karada ve havada insansız araçların görev yaptığı, düşmanı tespit etmek için elektronik sensörlerle donatılmış bir cephe hattı vizyonu ortaya koyan Fedorov şunları söyledi:

"Rusları tamamen durdurabilecek teknolojiler halihazırda mevcut, ancak vizyon eksikliğimiz... bunları uygulamadığımız anlamına geliyor."

Fedorov ayrıca, potansiyelin heba edilmesini ve ‘yüzde beş verimlilikle’ çalıştığını savunduğu Ukrayna devletinin yetersizliğini eleştirdi.

Bütçe açığında suçlama oyunu

Fedorov, Ukrayna'nın güneyinin işgal altındaki kesiminde Rus yakıt tedarikini ve askeri lojistiğini hedef alarak cephe hattındaki Moskova güçlerine zorluk çıkaran bu yılki İHA saldırı kampanyasının arkasındaki itici güç olduğunu söylüyor.

Rusya'nın Ukrayna'nın taktiklerine karşılık vermenin bir yolunu bulmasından önce, Rusya’nın işgali altındaki Kırım Yarımadası'nı izole etmeyi amaçlayan bu operasyonu ilerletmek için hala birkaç aylık bir fırsat penceresi bulunduğunu açıkladı.

Söz konusu saldırı kampanyası, Ukrayna'nın şansına dair söylemleri değiştirmede önemli bir faktör olmuştu.

Fedorov daha önce, kampanyanın başarısında 2026'nın ikinci yarısı için ayrılan ödenekleri öne çekme kararının etkili olduğunu belirtmişti.

Fedorov'un eski siyasi destekçisi ve yeni rakibi Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise hafta sonu yaptığı açıklamada, harcamaların öne çekilmesinin bakanlık bütçesinde 27 milyar dolarlık bir açığa yol açtığını ve dış yardımlara bağımlı olan Ukrayna'nın bu soruna bir çözümünün olmadığını söyledi.

Zelenskiy'nin bu rakamı nereden çıkardığını bilmediğini ifade eden Fedorov, bakanlığın yeni tedarik ihalelerinden elde edilecek bütçe fazlasına ve uluslararası desteğe dayanan bir harcama planı hazırladığını sözlerine ekledi.

Fedorov, Savunma Bakanlığı'na ilk geldiğinde, Ukraynalı savunma sanayii şirketlerinin kendi çıkarlarını gözetmek amacıyla yaptıkları talepler doğrultusunda atanmış daire başkanlarıyla karşılaştığını iddia etti.

Açıklamalarını sürdüren Fedorov, “Bizim planlamamıza göre yıl sonu itibarıyla bütçe açığı yaklaşık beş milyar dolar civarındaydı ve bu parayı nereden bulacağımızı da biliyorduk. Belki de planlar değişti ve böylesine büyük bir bütçe gerektiren yeni projeler ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

Seçim çağrısı

Fedorov'un seçim çağrısı bazı Ukraynalılar tarafından endişeyle karşılanırken, kamuoyu yoklamaları savaş zamanında seçim yapılmasına yönelik hevesin düşük olduğunu istikrarlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Zelenskiy, Rusya ile savaşıldığı bir dönemde Ukrayna'yı yıkıma sürükleyebileceği gerekçesiyle Fedorov'un seçim çağrısını sert bir dille eleştirdi.

Ukrayna, Rusya’nın işgalinin başladığı 2022 yılının şubat ayından bu yana güvenlik gerekçesiyle seçimlerin yapılmasını yasaklayan sıkıyönetim altında yönetiliyor.

Devlet Başkanı Zelenskiy, Fedorov'un seçim çağrısı yapmak için dış güçlerin baskısına maruz kalmış olabileceğini belirtirken, Fedorov bu iddiayı kesin bir dille yalanladı.

Savaş zamanında seçim yapmanın devasa lojistik zorlukları barındırmasına rağmen Fedorov, Ukrayna'nın yenilikçi çözümler bulacağını ifade etti. Bununla birlikte, devlet başkanlığına aday olup olmayacağını söylemek için henüz çok erken olduğuna dikkati çekti.

Bu arada Fedorov'un zamanını, Ukrayna'da yeniden seçim yapılmasına yönelik çabaları ile yaklaşan ABD ziyareti sırasında sermaye toplamayı planladığı bir yatırım fonunun da aralarında bulunduğu yenilikçi askeri teknolojilere odaklanan projeler arasında paylaştırmayı planladığı belirtiliyor.