İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Bessent, İran'la bağlantılı havacılık, deniz taşımacılığı ve dijital varlıkları hedef almakla tehdit etti

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)
TT

Bessent, İran'la bağlantılı havacılık, deniz taşımacılığı ve dijital varlıkları hedef almakla tehdit etti

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, (Arşiv- Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent dün, İran'a yönelik yaptırımların havayolu şirketleri, denizcilik sektörü ve dijital varlıkları da kapsayacak şekilde genişletilebileceği sinyalini verdi. Bessent ayrıca Tahran'ı desteklemeyi sürdüren ülke ve kuruluşları İran'la iş yapmanın sonuçları konusunda uyardı. Açıklamalar, Washington'un İran ekonomisi üzerindeki baskıyı artırma kampanyası kapsamında geldi.

Bessent, Fox News'e verdiği röportajda, Hazine Bakanlığına İran'ın havacılık, deniz taşımacılığı ve dijital varlık alanlarındaki dış destek ağını hedef alma imkânı veren yeni yetkilerin bulunduğunu söyledi.

Bessent, Tahran'la iş yapan “dost ve düşmanları” uyararak, “Kim olduğunuzu biliyoruz, siz de kim olduğunuzu biliyorsunuz. Gerekirse sizi piyasadan çıkaracağız” ifadelerini kullandı.

Washington'un, ABD baskısının aşılmasına yardımcı olan kişi ve kuruluşların sistematik biçimde hedef alınacağını belirten Bessent, “Sistematik şekilde hareket edecek ve bu tür kötü aktörlerin tamamını hedef alacağız” dedi.

Destekçilere uyarı

Bessent'in açıklamaları, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaş sırasında İran'a desteğini teyit etmesinden ve Moskova'nın Tahran'ın ihtiyaç duyduğu desteği sağlamayı sürdüreceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Rusya'nın desteği sorulan Bessent, “Herkese mesajım şu: Uzak durun. Hepimiz bu çatışmanın sona ermesini istiyoruz ve bunu sona erdirmenin en hızlı yolu, hiç kimsenin bu rejime destek vermemesidir” dedi.

Washington'un Tahran'ı destekleyen taraflarla geniş kapsamlı görüşmeler yürüttüğünü belirten Bessent, Hazine, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarından ekiplerin bu temaslara katıldığını belirtti.

Bessent, “Bu, bütün çabaların bir araya getirilmesini gerektiriyor. Hazine, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarından ekipler dünyanın dört bir yanına yayıldı ve rejimi destekleyen herkesle son derece yoğun görüşmeler yürütüyoruz” diye konuştu.

Bessent, Rusya'ya yönelik herhangi bir somut önlem açıklamadı, ancak Tahran'ın dış destekçilerini de İran'la ilişkilerini sürdürmemeleri konusunda uyardı.

Putin, salı günü İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'a, Moskova'nın savaş sırasında İran'ın ihtiyaç duyduğu “yardım” ve “malları” sağlamaya çalıştığını söylemiş ancak ayrıntı vermemişti.

İran'ın “Hemşehri” ve “Jam-e Jam” gazetelerinin, ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafının yer aldığı ve Farsça “Boş yaptırım silahı” başlığını taşıyan nüshaları. (EPA)
İran'ın “Hemşehri” ve “Jam-e Jam” gazetelerinin, ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafının yer aldığı ve Farsça “Boş yaptırım silahı” başlığını taşıyan nüshaları. (EPA)

Finansal ağlar hedefte

Bessent, İran'ın fonlara ve uluslararası finans sistemine erişmesine yardımcı olan finans kuruluşlarına da dikkat çekti. Bu kapsamda ABD'nin kısa süre önce Dubai'deki bir Mısır bankasına ait şubelere yaptırım uyguladığını hatırlattı.

Bessent'e göre söz konusu şubeler, 2025'ten bu yana İran'ın 1,8 milyar dolardan fazla fon elde etmesine yardımcı oldu.

Washington'un İran'ın finansal işlemlerini kolaylaştıran kuruluşları hedef almaya devam edeceğini belirten Bessent, salı günü yönetimin hafta içinde başka bir bankaya da yaptırım uygulayabileceğini açıklamıştı.

Bu adımlar, Trump yönetiminin ağustos ayının sonunda başlattığı “Ekonomik Boğma Operasyonu” kapsamında yürütülüyor. Operasyon, İran'ın finansal ve ticari izolasyonunu artırmayı ve yaptırımları aşmasına yardımcı olan kuruluşların peşine düşmeyi amaçlıyor.

Ekonomiyi “boğma” hedefi

Bessent, yaptırımları askeri saldırılar, deniz ablukası ve ekonomik baskıyı bir araya getiren daha geniş bir stratejinin parçası olarak nitelendirdi.

“Altı hafta boyunca başarılı askeri saldırılar gerçekleştirdik, ardından ülkeyi izole eden ablukayı uyguladık ve şimdi de rejimi boğacak benzeri görülmemiş yaptırımları hayata geçiriyoruz” dedi.

İran'daki ekonomik krizin derinleştiğini gösterdiğini öne sürdüğü göstergelere işaret eden Bessent, para biriminin değer kaybettiğini, enflasyonun yükseldiğini ve askeri personelin maaşlarının ödenmesinde sorunlar yaşandığını söyledi. Şarku’l Avsat’ın Fox News'ten aktardığına göre Bessent, “Para birimi çöküyor. Enflasyon yüzde 100'ün üzerinde. Askerlerinin maaşlarını ödeyemiyorlar” ifadelerini kullandı.

Hazine Bakanı daha önce Washington'un haftalık olarak ilave yaptırımlar uygulamayı planladığını açıklamış, ilk hedefin İran'a ait fonları tutan veya Tahran'ın küresel finans sistemine erişmesine yardımcı olan bankalar olacağını belirtmişti.

Bessent ayrıca bazı kuruluşların dolar üzerinden işlem yapmasının tamamen engellenebileceği sinyalini verdi ve G20 ülkelerine İran'la ekonomik ilişkilerini kesmeleri veya azaltmaları çağrısında bulundu. Washington'un baskı kampanyasında açık kapı bırakmayacağını söyledi.

Bessent'in açıklamaları, Washington ile Tahran arasındaki askeri gerilimin yeniden arttığı, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının ve ticaret ile enerji akışına yönelik baskısının sürdüğü bir dönemde geldi.

Bessent, pazartesi günü yaptırımların amacının “İran'ın müzakere masasına oturmak istemesini sağlayacak koşulları oluşturmak” olduğunu söylemiş, Tahran'ın askeri gerilimi artırmasının nedeninin “ekonomik olarak kaybediyor olması” olduğunu belirtmişti.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump dün, İran'ı yeniden müzakere masasına dönmeye zorlamaya çalıştığını reddetti. Trump, Tahran'ın yeni bir anlaşma imzalayıp imzalamamasını önemsemediğini söyledi. Açıklama, yönetiminin İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı artırmayı sürdürdüğü bir zamanda yapıldı.


Washington, Kiev'e Patriot füze sistemleri üretme lisansı verilmesini görüşüyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
TT

Washington, Kiev'e Patriot füze sistemleri üretme lisansı verilmesini görüşüyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)

ABD'nin, Ukrayna'ya Rusya'nın saldırılarını püskürtmek için büyük ihtiyaç duyduğu Patriot önleme füzelerini üretmesi için lisans verme seçeneğini görüştüğü ifade edildi. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yayımlanan bir röportajında bunun “acil bir çözüm olmadığını” belirtti.

ABD'nin böyle bir lisans vermesi fikrine karşı olup olmadığı sorusuna Rubio, “Bu konu şu anda müzakere ediliyor, ancak acil bir çözüm değil” cevabını verdi.

Rubio, Fox News'te Brian Kilmeade programında yaptığı açıklamada, “Lisansımız olsa bile üretimin artırılması, fabrikaların kurulması yıllar sürecek bir süreç. Çünkü bunlar son derece gelişmiş silahlar” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Rubio, “Bu konu görüşülüyor. Görüşmeler bir sonuca ulaşabilir, ancak kısa vadede sorunu gerçekten çözmeyecek” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, temmuz ayında Washington'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Donald Trump ile “Patriot tipi önleme füzelerinin üretimi için lisans verilmesi” konusunu görüştüğünü söylemişti.

Son dönemde Kiev ve Moskova karşılıklı saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin başlamasının üzerinden dört yıldan fazla süre geçerken, saldırılarda hayatını kaybeden sivillerin sayısı giderek artıyor.

Hava savunması, özellikle engellenmesi zor balistik füzelere karşı savunma, Kiev için mutlak öncelik taşıyor.

Rubio, röportajında “Dünyanın her yerinden daha fazla önleme füzesi talebi geliyor” dedi.

Rubio, “Önleme füzelerine duyulan ihtiyaç, yalnızca Ukrayna'da değil, dünya genelinde savunma alanındaki en büyük ihtiyaç haline geldi” ifadelerini kullandı ve özellikle İran'a yönelik savaşın sürdüğü Ortadoğu'ya dikkat çekti.


Trump'ın yeni tehdidi: Falkland Adaları

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Trump'ın yeni tehdidi: Falkland Adaları

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

ABD Başkanı Donald Trump, Birleşik Devletler'in Falkland Adaları üzerindeki Britanya egemenliğine ilişkin tutumunu gözden geçirdiğini söyledi. Bu, İşçi Partisi'nin bakanları için endişe yaratacak bir hamle.

Trump'ın açıklaması, ABD yönetiminin Andy Burnham'ı savunma harcamalarını artırmaya teşvik etmek amacıyla denizaşırı toprak üzerindeki Britanya egemenliğine karşı çıkmaya hazır olduğu yönündeki haberlerin geçen hafta yayımlanmasının ardından geldi.

Adalar Birleşik Krallık (BK) tarafından yönetiliyor ancak Arjantin de bu topraklar üzerinde hak iddia ediyor. Arjantin Devlet Başkanı ise Trump'ın müttefikleri arasında yer alıyor.

Trump, pazartesi günü adaların egemenliği hakkında sorulan bir soruda gazetecilere, "Her tutumu her zaman gözden geçiririm" dedi ve ekledi:

Bu da pek çok tutumdan yalnızca biri.

Üst düzey bir ABD yetkilisi The Telegraph'a, Pentagon'un NATO müttefiklerinin savunmaya yüzde 5 ayırma taahhüdünde bulunmasını sağlamak amacıyla mevcut yükümlülüklerini gözden geçirdiğini ve bu değerlendirmede BK'ye "özel önem" verileceğini söyledi.

Yetkililer, Amerika'nın BK'nin Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasına ilişkin tutumunu değiştirmenin, hükümeti savunma harcamalarını artırmaya teşvik edecek seçeneklerden biri olduğunu söyledi.

Trump'ın pazartesi günü Oval Ofis'te sarf ettiği sözler, konuyla ilgili kamuoyuna yaptığı ilk açıklamaydı.

Kısa süre sonra The Times'a verdiği bir röportajda Maliye Bakanı John Healey, GSYİH'nin yüzde 3'ü oranında bir savunma harcaması hedefine "yüzde 100" bağlı olduğunu ve planı bahar değerlendirmesinde açıklayacağını belirtti.

Ayrıca The Times'a, ABD'nin adaların egemenliği konusunda Arjantin'in yanında yer alabileceği yönündeki öneriyi duymadığını söyleyen Healey, "Falkland Adaları Britanya'ya aittir. Ada halkı bunu istediği sürece de Britanya'ya bağlı kalacaktır" dedi.

BK hükümeti de hafta sonu The Telegraph'ın haberine yanıt vererek adaların, Falkland halkının isteği doğrultusunda Britanya Denizaşırı Bölgesi olarak kalmasını sağlamaya yönelik "köklü ve sarsılmaz" bağlılığını yineledi.

Bir sözcü şunları söyledi:

BK, NATO'da merkezi bir rol oynuyor ve Avrupa genelinde kolektif savunmayı güçlendiriyor. NATO'nun savunmaya en fazla kaynak ayıran üçüncü ülkesiyiz ve nükleer caydırıcılığımızı ittifaka taahhüt eden NATO'daki tek Avrupa üyesiyiz.

Bu haber, nisanda sızdırılan bir Pentagon iç yazışmasında ABD'nin, İran savaşına destek vermemesine misilleme olarak Britanya'nın Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını gözden geçirebileceği yönündeki önceki bir tehdidin ardından geldi.

Trump'la Avrupa arasındaki gerilim aylardır artıyor; Trump, NATO'ya katkıda bulunma ve İran'a karşı ABD askeri eylemlerini destekleme konusunda yeterince çaba göstermeyen birçok ülkeye sert eleştiriler yöneltiyor.

Çatışma boyunca Trump, zaman zaman Amerikan askerlerini Avrupa'dan çekmekle, zaman zaman da ABD'yi NATO'dan çıkarmakla tehdit etti.

Independent Türkçe