İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



"Los Angeles kundakçısı", Luigi Mangione'den etkilenmiş

Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
TT

"Los Angeles kundakçısı", Luigi Mangione'den etkilenmiş

Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)

Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles şehrinin Palisades bölgesinde 7 Ocak 2025'te etkisini hissettiren orman yangınını başlatmakla suçlanan Jonathan Rinderknecht, ABD'de gündem oldu. 

Savcıların mahkemeye sunduğu belgelere göre 30 yaşındaki zanlı, ABD'nin önde gelen sağlık sigortası şirketlerinden UnitedHealthcare'in Üst Yöneticisi (CEO) Brian Thompson'ın 4 Aralık 2024'te New York'un ortasında öldürülmesiyle ilgili yargılanan Luigi Mangione'den etkilenmiş. 

Uber şoförlüğü yapan sanığın otomobiline 31 Aralık 2024'te binen yolcular, Rinderknecht'i aracı tehlikeli biçimde kullanıp Mangione ve kapitalizm hakkında öfkeli tiratlar atan biri diye tanımladı. 

Savcılar, sorguya alınan Rinderknecht'in "Biri niye Palisades'de yangın çıkarır?" sorusunu "Birileri bizi köleleştiren zenginlere duyduğu hınçtan dolayı yapmış olabilir" diye yanıtladığını bildirdi. 

dsvferb
Yangınlara çok meraklı olduğu internet geçmişinde görülen Rinderknecht'in yolcularına bir ilişkisinin bitmesinden ve yılbaşı planlarının iptalinden de şikayet ettiği aktarılıyor (AP)

Rinderknecht'in 1 Ocak'ta ağaç köklerinde başlattığı yangının bir hafta sonra alevlendiği iddia ediliyor. 

8 Haziran'da mahkemeye çıkması planlanan zanlıysa suçlamaları reddediyor. 

Avukatları, yetkililerin itfaiyenin müdahaledeki yetersizliğini gizlemek için Rinderknecht'i günah keçisi ilan ettiğini savunuyor.

Bir itfaiyecinin 2 Ocak'ta yangının tam olarak sönmediğini belirterek şefini uyardığı vurgulanıyor. 

Ekimde tutuklanan Rinderknecht hüküm giyerse 5 ila 45 yıl hapis cezası alacak. 

31 Ocak'a kadar etkisini sürdüren yangın, Pacific Palisades ve Malibu'daki 12 kişinin ölümüne neden olmuştu. 

Yargı sürecindeki Luigi Mangione ise sağlık sigortası şirketlerinin karşılamadığı tedaviler için binlerce dolar ödemek zorunda kalan ya da bu sistemi kabul edilemez bulan bazı Amerikalılar tarafından, hakkındaki cinayet suçlamalarına rağmen destekleniyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP


ABD istihbaratı: “İran’ın nükleer programında hasar sınırlı”

ABD-İsrail saldırılarında Ali Hamaney ve üst düzey askeri yetkililer öldürülmüştü (Reuters)
ABD-İsrail saldırılarında Ali Hamaney ve üst düzey askeri yetkililer öldürülmüştü (Reuters)
TT

ABD istihbaratı: “İran’ın nükleer programında hasar sınırlı”

ABD-İsrail saldırılarında Ali Hamaney ve üst düzey askeri yetkililer öldürülmüştü (Reuters)
ABD-İsrail saldırılarında Ali Hamaney ve üst düzey askeri yetkililer öldürülmüştü (Reuters)

ABD istihbaratına göre Haziran 2025'te düzenlenen ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran'ın nükleer programı sadece sınırlı hasar gördü. 

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İran'ın nükleer silah üretmesi için gereken sürenin geçen yazdan bu yana değişmediğini söylüyor.

Öte yandan haziranda düzenlenen saldırıların ardından analistler, bu sürenin nükleer tesislere yönelik operasyonlar nedeniyle bir yıla kadar uzadığını söylemişti.

Amerikan ordusu, hazirandaki operasyonda İsfahan, Natanz ve Fordo'daki nükleer tesisleri sığınak delici bombalarla vurmuştu. Beyaz Saray yönetimi, İran'ın nükleer programının büyük hasar aldığını öne sürmüştü.

Washington ve Tel Aviv yönetimleri, Tahran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah üretmek istediğini iddia etse de İran, programın sivil amaçlı olduğunu vurgulayarak bunları defalarca reddetmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta İsrail'le birlikte Tahran'a karşı savaşı başlatmadan önce İran'ın kısa süre içinde ABD'yi vurabilecek nükleer silahlar geliştirebileceğini iddia etmişti.

Fakat istihbarat raporu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, ikinci ayı geride kalan savaşın ardından bile İran'ın nükleer programına ilişkin değerlendirmelerin genel olarak değişmediğini belirtiyor.

ABD istihbarat kurumları, hazirandaki 12 günlük savaştan önce İran'ın üç ila altı ay arasında nükleer bomba üretebileceğini savunmuştu.

Yetkililere göre İran'ın nükleer programını sekteye uğratmanın temel yolu ülkedeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu yok etmek. Savaşın başından beri ABD'nin bu stokları ele geçirmek için İran'a kara harekatı düzenleyebileceğine dair iddialar ileri sürüldü ancak Washington bu yönde henüz bir adım atmadı.

Diğer yandan uranyumun nerede depolandığı tam olarak bilinmiyor. ABD ve İsrail, stokun bir kısmının İsfahan'daki tesisin altında saklandığını düşünüyor. Nükleer malzemenin geri kalanının farklı yerlerdeki gizli yeraltı tünellerinde depolanmış olabileceği belirtiliyor.

ABD ve İran arasında 7 Nisan'da varılan ateşkesle saldırılar bir süreliğine dursa da Trump'ın, Hürmüz'de mahsur kalan gemilerin geçişinin sağlanması için "Özgürlük Projesi" girişimini duyurmasıyla çatışmalar tekrar patlak verdi.

4 Mayıs'ta başlayan girişimde bölgeden geçecek gemilere Amerikan ordusu tarafından askeri destek sağlanacağı belirtildi. Washington yönetimi, rotayı engellediği gerekçesiyle İran'a ait 6 askeri botun imha edildiğini duyurdu. Fakat İran, saldırının askeri botlara değil küçük kargo gemilerine düzenlendiğini savundu.

İran ise "ateşkesi ihlal ettiği" uyarısında bulunduğu ABD donanma gemisinin yakınında uyarı atışı yapıldığını söylemiş, ABD ordusu bunu yalanlamıştı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'nin Hürmüz'deki ablukayla "ateşkesi ihlal edip seyrüsefer ve enerji geçiş güvenliğini tehlikeye attığını" belirterek bu uygulamayı sonlandırma çağrısını yineledi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran'dan ateşlenen füzelerin Fuceyre petrol tesislerini vurduğunu bildirirken Tahran yönetimi saldırıyı üstlenen bir açıklama yayımlamadı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Tesnim


Narendra Modi'nin partisi, yıllardır muhalefetin elindeki eyaleti nasıl kazandı?

Narendra Modi, Batı Bengal'deki seçim sonuçlarının "sonsuza dek hatırlanacağını" söyledi (AFP)
Narendra Modi, Batı Bengal'deki seçim sonuçlarının "sonsuza dek hatırlanacağını" söyledi (AFP)
TT

Narendra Modi'nin partisi, yıllardır muhalefetin elindeki eyaleti nasıl kazandı?

Narendra Modi, Batı Bengal'deki seçim sonuçlarının "sonsuza dek hatırlanacağını" söyledi (AFP)
Narendra Modi, Batı Bengal'deki seçim sonuçlarının "sonsuza dek hatırlanacağını" söyledi (AFP)

Hindistan'da Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindistan Halk Partisi (BJP), onlarca yıldır iktidara gelemediği Batı Bengal eyaletinde zafer kazandı.

Batı Bengal'in 294 sandalyeli meclisi için düzenlenen yerel seçimlerin sonuçları büyük oranda belli oldu. Modi liderliğindeki BJP, üçte iki çoğunluk için en az 196 sandalye gerektiren mecliste 206 koltuk kazandı. Muhalefetteki Trinamool Kongre Partisi ise (TMC) 81 sandalyeye erişerek çoğunluğu kaybetti.

BBC'nin analizinde, eyalette son yarım asırda sadece bir kez iktidar değişikliği yaşandığına dikkat çekiliyor. Komünist Sol Cephe'nin 34 yıl boyunca iktidarda kaldığı Batı Bengal, son 15 yıldır TMC'nin elindeydi.

Analistler, bu sonucu yaklaşık 10 yıllık bir siyasi projenin doruk noktası olarak görüyor. Hint düşünce kuruluşu Politika Araştırmaları Merkezi'nden Rahul Verma, BJP'nin eyaletteki son üç seçimde arka arkaya oyların yaklaşık yüzde 39'unu aldığına işaret ediyor.

Eyalette etkisini her seçimde artıran Hindu milliyetçisi parti, son seçimlerde bu oranı yüzde 44'e yükseltti.

Modi'nin politikalarına yönelik eleştirileriyle tanınan ​​​Batı Bengal'in lideri Mamata Banerjee, eyaletteki Müslümanları, Hindu seçmenleri ve kadınları kapsayan güçlü bir sosyal koalisyona sahipti.

Ancak analizde, TMC'nin refah politikalarının etkisinin sınırına ulaştığına, BJP'nin bölgeye yatırım, yüksek miktarda nakit transferi ve sosyal yardım programlarını genişletme sözü vererek avantaj kazandığına dikkat çekiliyor.

BJP, doğudaki Assam eyaletinde de yeniden seçilerek ülkedeki 28 eyaletten 20'sinde iktidara gelmiş oldu.

Guardian'ın haberinde, BJP'nin ülkeyi "laiklikten uzaklaştırıp Hindu milliyetçiliğine yaklaştıran" çizgisini pekiştirdiği, eyalet ve merkezi hükümetler üzerindeki kontrolünü artırdığı belirtiliyor.

Diğer yandan BJP'nin Batı Bengal'deki seçmen kütüklerini "revize etmesi" sonucu 2,7 milyondan fazla kişinin seçim kaydı silindi. Modi yönetimi, seçmen bilgileri usulsüz ya da hatalı kaydedildiğinden böyle bir adım atıldığını savunuyor. Ancak analizde, BJP'yi desteklemeyen Müslümanlar ve diğer azınlık gruplarının orantısız şekilde hedef alındığı öne sürülüyor.

Modi'ye yakın medya kuruluşu NDTV'nin analizinde, BJP'nin zaferinin "Mamata Banerjee'nin yenilmezlik imajını yıktığı ve partinin doğuya yayılma stratejisinde önemli bir dönüm noktası olduğu" yorumu yapılıyor.

Times of India ise Banerjee hükümetiyle ilgili yolsuzluk iddialarının TMC'nin mağlubiyetinde önemli rol oynadığına işaret ediyor.

Öte yandan muhalif lider Mamata Banerjee seçimlerde ciddi usulsüzlük yapıldığını ileri sürerek eyalet başbakanlığı görevinden istifa etmeyeceğini duyurdu. Siyasetçi, oy sayımı sırasında saldırıya uğradığını da söyledi.  

Independent Türkçe, BBC, Guardian, NDTV, Times of India