İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Berlin: Lübnan, Hizbullah’a karşı durmalı ve İsrail’in güvenliğini sağlamalı

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile İsrailli mevkidaşı Gideon Saar’ın düzenlediği ortak basın toplantısından (AP)
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile İsrailli mevkidaşı Gideon Saar’ın düzenlediği ortak basın toplantısından (AP)
TT

Berlin: Lübnan, Hizbullah’a karşı durmalı ve İsrail’in güvenliğini sağlamalı

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile İsrailli mevkidaşı Gideon Saar’ın düzenlediği ortak basın toplantısından (AP)
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile İsrailli mevkidaşı Gideon Saar’ın düzenlediği ortak basın toplantısından (AP)

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Lübnan makamlarına ülkenin güneyinde devlet otoritesini yeniden tesis etme ve İsrail güçleriyle çatışmalarını sürdüren Hizbullah’a karşı harekete geçme çağrısında bulundu.

Kudüs’e gerçekleştirdiği ziyaret sırasında konuşan Wadephul, daha önce İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik kara harekâtını desteklediğini açıklamıştı. Wadephul, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında varılan çerçeve anlaşmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, söz konusu adımı ‘tarihi’ bir girişim olarak nitelendirdi ve Almanya’nın desteğini yineledi.

İsrailli mevkidaşı Gideon Saar ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Wadephul, “Lübnan, otoritesini tesis etme ve Güney Lübnan’da Hizbullah’ın herhangi bir kontrolüne izin vermeme konusunda kararlılık göstermelidir” ifadesini kullandı.

Wadephul, Lübnan’ın özellikle İsrail’in Lübnan topraklarından kaynaklanabilecek herhangi bir tehditle karşı karşıya kalmamasını güvence altına alması gerektiğini söyledi.

Lübnan, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket saldırısı düzenlemesinin ardından savaşa dahil oldu. Hizbullah, saldırının 28 Şubat’ta İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine misilleme niteliği taşıdığını açıklamıştı.

Bunun üzerine İsrail, üç aydan uzun süren çatışmalar boyunca geniş çaplı hava saldırıları düzenledi, kara harekâtı başlattı ve defalarca tahliye uyarısı yayımladı. Lübnan makamlarına göre çatışmalarda yaklaşık 4 bin 300 kişi hayatını kaybetti, çoğu Güney Lübnan ve Beyrut’un güney banliyölerinden olmak üzere 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

İsrail tarafında ise 38 asker ile bir sivil sözleşmeli personelin yaşamını yitirdiği bildirildi.

Karşılama ve taahhüt

Wadephul, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında yürütülen ve gelecek hafta Roma’da yeniden başlaması planlanan görüşmeleri memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, Avrupa ve Almanya’nın bu diyaloğa destek vermeye hazır olduğunu söyledi.

Wadephul, “İsrail ile Lübnan arasında varılan anlaşma, Hizbullah’ın teröründen etkilenen sınırın her iki tarafındaki halk için umut ışığı niteliği taşıyor” dedi.

Lübnan ile İsrail arasında devam eden müzakerelerin ‘önemi yeterince takdir edilmeyen tarihi bir adım’ olduğunu ifade eden Wadephul, “Avrupalılar bu süreci destekleyebilirse, İsrail ve Lübnan Almanya’nın desteğine her zaman güvenebilir” diye konuştu.

Wadephul, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki duruma da değinerek, Filistinlilerin siyasi ve ekonomik geleceklerine ilişkin bir perspektife ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Wadephul, İsrail’e, Filistin Yönetimi’nin mali çöküşünü önlemek amacıyla Ramallah yönetimine aktarmadığı vergi ve gümrük gelirlerini serbest bırakması çağrısında bulundu.

Filistin Yönetimi’nin reform ihtiyacı bulunduğunu belirten Wadephul, “Filistin Yönetimi kusursuz değil ve acil reformlara ihtiyaç duyuyor. Ancak Filistin Yönetimi’ni zayıflatmak İsrail’in güvenliğine hizmet etmez; aksine daha radikal unsurların doldurabileceği bir boşluk oluşturabilir” ifadelerini kullandı.

İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini sürdürmesinin barış umutlarını zedelediğini vurgulayan Wadephul, “Yerleşim inşasının devam etmesini büyük endişeyle izliyoruz” dedi.

Wadephul, Batı Şeria’nın bazı bölgelerinin fiilen ilhak edilmesinin uluslararası toplum tarafından kabul edilemeyeceğini belirterek, Almanya’nın böyle bir adımın hukuki dayanağı bulunduğuna inanmadığını söyledi.


Suriye doğumlu bir iş insanı, Trinidad'daki yetkililere suikast düzenlemeyi planlamakla suçlandıktan sonra temyiz başvurusunda bulundu

Trinidad ve Tobago Başbakanı Kamla Persad Besisar (Reuters)
Trinidad ve Tobago Başbakanı Kamla Persad Besisar (Reuters)
TT

Suriye doğumlu bir iş insanı, Trinidad'daki yetkililere suikast düzenlemeyi planlamakla suçlandıktan sonra temyiz başvurusunda bulundu

Trinidad ve Tobago Başbakanı Kamla Persad Besisar (Reuters)
Trinidad ve Tobago Başbakanı Kamla Persad Besisar (Reuters)

Suriye kökenli iş insanı Dominick Haddad ve eşi Genevieve, Trinidad ve Tobago Başbakanı Kamla Persad-Bissessar’ın da aralarında bulunduğu üst düzey hükümet yetkililerine yönelik suikast planı yapmakla suçlanarak gözaltına alınmalarına karşı dün temyiz başvurusunda bulundu.

Haddad, başbakanın yanı sıra başsavcı ve diğer hükümet üyelerine yönelik suikast planına dahil olmakla suçlanıyor. Trinidad ve Tobago merkezli Haddad, şişelenmiş su tedariki ve filtreleme sistemleri alanında faaliyet gösteren Blue Waters şirketinin sahibi.

Haddad ve eşi suçlamaları reddederek, gözaltına alınmalarının muhalefeti desteklediği düşünülen bir etnik azınlığa mensup kişilere yönelik siyasi misilleme olduğunu savundu.

Temyiz başvurusunda, “Savcıların herhangi bir kişiyi öldürmeye yönelik komploya dair kanıtı yoktur ve olamaz; çünkü böyle bir komplo hiçbir zaman var olmamıştır” ifadeleri kullanıldı. Çift ayrıca daha önce herhangi bir suçtan yargılanmadıklarını veya hüküm giymediklerini belirtti.

Suriye kökenli olan Haddad, Karayip ülkesindeki Suriye-Lübnan topluluğunun bir üyesi. Avukatları temyiz dosyasında, bazı hükümet yetkililerinin bu topluluğun üyelerini küçümseyici biçimde “yüzde bir” olarak nitelendirdiğini ve onları ekonomik suç faaliyetlerine karışmakla ima yoluyla ilişkilendirdiğini öne sürdü.

Haddad ve eşi, olağanüstü yetkiler kapsamında haziran ayının sonunda evlerinde gözaltına alındı. İkili, duruşmanın yapılacağı 27 Temmuz tarihine kadar Port of Spain gözaltı merkezine ve yüksek güvenlikli kadın cezaevine sevk edildi.


Beyaz Saray, Lübnan Cumhurbaşkanı'nı 21 Temmuz'da Amerika Birleşik Devletleri'ne davet etti

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)
TT

Beyaz Saray, Lübnan Cumhurbaşkanı'nı 21 Temmuz'da Amerika Birleşik Devletleri'ne davet etti

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, geçen ocak ayında bir basın toplantısında konuşuyor (Arşiv- DPA)

Beyaz Saray’dan bir yetkili, ABD’nin Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ı 21 Temmuz’da ülkeye davet ettiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre davet, İsrail ile Lübnan’ın geçen ay Washington’da bir çerçeve anlaşması imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma, İran destekli Hizbullah mensupları ile İsrail arasındaki çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan ve ABD arabuluculuğunda yürütülen birkaç günlük görüşmelerin ardından imzalanmıştı.