İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Suudi Arabistan ve Fransa: Dönüşüm döneminde bağımsız karar alma üzerine stratejik bir anlaşma

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve Fransa: Dönüşüm döneminde bağımsız karar alma üzerine stratejik bir anlaşma

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Paris'teki Elysee Sarayı'nda görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile tokalaşıyor, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

Hattar Ebu Diyab

Fransa, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un daveti üzerine, diplomatik ziyaretlerin en üst ve en prestijli seviyesi olan resmi ziyaret kapsamında 23-24 Ağustos tarihlerinde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı ağırladı.

Hassas bir bölgesel ve uluslararası dönemde, zirvede özellikle Arap Körfez bölgesi ve Ortadoğu'daki güncel konular ve jeopolitik çatışmalar ele alındı. Üst düzey görüşmeler, ikili ilişkilerde niteliksel bir sıçrama ve iki taraf arasında istikrarlı bir stratejik yakınlaşma ile sonuçlandı.

Çağdaşlık ve süreklilik

Riyad ve Paris, 1926'da diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana iş birliklerinin kapsamını genişletmek için çalıştı. Köklü güven düzeyi ve ortaklıklarının gelişmesi ve çeşitlenmesi, bu sürekliliği açıkça ortaya koyuyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Paris ziyaretine Fransa Cumhurbaşkanı ile birlikte katıldığı E-spor Dünya Kupası finali ile başladı. Etkinlik ilk kez Suudi Arabistan dışında düzenleniyor ve bu da, Krallığın 2030 Vizyonu kapsamındaki “yumuşak güç” stratejisini yansıtıyor.

Veliaht Prens, ziyaretine 1986'da Riyad Sergisi'ne ev sahipliği yapan aynı mekân olan Grand Palais'de düzenlenen E-spor Dünya Kupası finaline katılarak başladı. Kırk yıl sonra, babası Kral Selman'ın izinden giderek aynı mekâna geri döndü ve Krallığın yumuşak güç başarılarını daha da pekiştirdi

Etkinlik, Fransa’nın başkentinin kalbindeki tarihi Grand Palais'de düzenlendi. “Riyad: Dün ve Bugün” sergisi daha önce aynı mekânda 1986 yılında, o zaman Riyad Valisi olan Hadimul Haremeyn Şerifeyn Kral Selman bin Abdulaziz ile dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın katılımıyla düzenlenmişti.

tbtrbt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve FIFA Başkanı Gianni Infantino, Paris'teki Grand Palais'de düzenlenen E-spor Dünya Kupası'nın kapanış törenine katıldı, 23 Ağustos 2026 (AFP)

Bahsedilen serginin büyük başarısı nedeniyle, Krallığın tüm bölgelerinin mirasını ve kültürünü kapsayacak şekilde adı “Krallık: Dün ve Bugün” olarak değiştirildi. Böylece, kırk yıl sonra, Prens Muhammed bin Selman, babasının izinden giderek, Suudi Arabistan'ın “yumuşak gücünün” başarılarını pekiştirmek ve Paris ile Riyad arasındaki ilişkide çağdaşlık ve süreklilik arasındaki bağı vurgulamak için aynı mekâna geri döndü.

Stratejik ortaklığın güçlendirilmesi

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan-Fransa ilişkileri, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile Fransa Cumhurbaşkanı arasında çok sayıda görüşme ve zirveye tanık olmuş ve bu da aralarındaki bağların güçlenmesini sağlamıştır. Suudi Arabistan ve Fransa, dış politikada karar alma süreçlerinde ve uluslararası ilişkilerin yönetiminde tam egemenlik ve bağımsızlığı korumaya dayalı net bir stratejik pozisyonu benimsiyor. Bu nedenle, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri, Avrupa ve Akdeniz'in kilit güçlerinden biri olan Fransa ile İslam ve Arap dünyasında önde gelen bir role sahip etkili bir uluslararası oyuncu olan Suudi Arabistan arasındaki etkileşim doğaldır. Bu siyasi, ekonomik ve diplomatik ağırlık, her iki tarafın da bölgesel ve uluslararası karar alma süreçlerine katkıda bulunmasına olanak tanıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı'nın 2024 yılının sonunda Riyad'ı ziyareti sırasında kurulan Fransa-Suudi Arabistan Stratejik Ortaklık Konseyi'nin ilk toplantısına ev sahipliği yapan Elysee Zirvesi'nde, iki lider jeopolitik krizleri, Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu ile Fransa'nın 2030 Planı'nın sunduğu fırsatlardan yararlanarak ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür ve miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma, güvenlik gibi alanlarda ikili ekonomik ortaklıkların geliştirilmesini ele aldılar.

Ortak bildiri, önemli krizler konusunda yakın koordinasyonu yansıttı: Hürmüz Boğazı'ndaki gemilere yönelik saldırıları kınamak, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini ve devlet dışı aktörlerin silahsızlandırılmasını talep etmek, Hamas'ın silahsızlandırılması anlaşmasını memnuniyetle karşılamak ve Filistinlilerin bağımsız bir devlete sahip olma hakkını savunmak

İran'dan Lübnan'a, enerji ve savunmayı da kapsayan alanlarda Paris, Prens Muhammed bin Selman'ı Ortadoğu'da kilit bir figür olarak görüyor, bölgedeki etkisini sürdürmeyi ve Riyad ile özel, çok yönlü bir ilişki kurmayı amaçlıyor.

Böylece, Prens Muhammed bin Selman ve Cumhurbaşkanı Macron, 2023 ve 2026 yılları arasındaki savaşlar serisinden sonra yeni bölgesel düzeni şekillendirmede temel taşı olması amaçlanan gerçek bir stratejik ortaklığın yeni bir aşamasını başlattılar.

Jeopolitik zorluklar ve gelişmeler

Bölgedeki ciddi jeopolitik zorluklara karşı Paris görüşmeleri, önemli bölgesel krizler konusunda yakın koordinasyonla sonuçlandı. Bu, her iki tarafın da Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik saldırıları kınadığı ve İran nükleer sorununa diplomatik bir çözüm bulma taahhüdünü ifade ettiği kapsamlı ortak bildiriyle somutlaştı.

Lübnan meselesinde ise iki taraf, İsrail'in tüm Lübnan topraklarından çekilmesinin ve Lübnan devletine bağlı olmayan tüm örgütlerin silahsızlandırılmasının tamamlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Her iki taraf da Hamas'ın silahsızlandırılmasına ilişkin anlaşmanın duyurulmasını memnuniyetle karşıladı ve Filistin halkının bağımsız devlet kurma hakkını baltalama girişimlerini bir kez daha kesin bir şekilde reddetti.

İki taraf da Yemen Liderlik Konseyi'ne ve BM'nin çabalarına desteklerini yineledi ve Sudan'daki krizi sona erdirmeye, yabancı müdahaleyi durdurmaya yönelik çabaları yoğunlaştırmanın önemini vurguladı. Ayrıca Suriye'nin birliğine, istikrarına ve ekonomik iyileşmesine olan bağlılıklarını da yineledi.

dfvrgbthy
Paris'teki Elysee Sarayı'nda iki ülke arasında imzalanan ticaret anlaşmasının ardından, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al-Suud ve Fransa Ekonomi Bakanı, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

Görüşlerdeki yakınlaşma, Suudi Arabistan ve Fransa'nın iki devletli çözümü yeniden canlandırmak için BM'ye sunduğu ortak girişim gibi pratik düzeyde de yansıma buluyor. Paris, bölgedeki belirsizliği, Suudi Arabistan'ın başlattığı iki büyük girişimin ardından oluşan yeni güç dengelerini yakından izliyor. Bunlar Pakistan ve Türkiye ile imzalanan Mekke Savunma Anlaşması ile Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü sağlamak için kurulan deniz koalisyonudur.

Riyad, insansız hava aracı saldırılarını püskürten Fransız Thales Grubu’na ait hava savunma ekipmanlarını takdir ediyor. Paris ise Mekke Savunma Anlaşması ve Kızıldeniz'deki deniz koalisyonunun ardından oluşan yeni güç dengelerini yakından izliyor

Fransa-Suudi Arabistan savunma iş birliğinin, Riyad'a ihtiyaç duyduğu yeni teknolojileri ve savunma silahlarını sağlayacağına şüphe yok.

 Konuyla ilgili bilgi sahibi bir Fransız kaynak, Riyad'ın, Krallığı hedef alan insansız hava aracı saldırılarını püskürtmede hayati rol oynayan Fransız Thales Grubu'na ait hava savunma ekipmanlarını takdir ettiğini açıkladı.

Enerji güvenliği konusunda ise ortak açıklamada, petrol ve petrokimya sektörlerinde stratejik iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu bağlamda Paris, Krallığın tedarik zincirlerinin dayanıklılığını ve enerji kaynaklarının sürdürülebilirliğini destekleme çabalarını övdü.

İkili ortaklığın kültür ve eğlence boyutu

Prens Muhammed bin Selman'ın Paris ziyareti, Suudi Arabistan'ın yumuşak gücünü pekiştirdi ve gençler için geleceğin önünü açtı. Şüphesiz ki, e-spor da dahil olmak üzere tüm sporlar, kültür, spor, turizm ve eğlencenin tüm yönlerini kapsayan bir gelecek vizyonu için temel bir yapı taşıdır.

İki ülke arasındaki yeni yakınlaşma alanları, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 çerçevesinde geçirdiği dönüşüme ve Fransa'nın enerji, altyapı, kültür, inovasyon, yapay zeka, eğitim ve yaratıcı endüstriler gibi sektörlerdeki güçlü yönlerine dayanıyor.

Bu bağlamda, ortak açıklamada kültürel konulara da yer verildi. El-Ula'nın 21. yüzyılda önemli bir kültür ve miras merkezi olarak sunduğu fırsatlar göz önünde bulundurularak, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığının 2035 yılına kadar uzatılması kararı alındı.

Her iki taraf da Suudi Arabistan için tarihi bir olay olan Riyad Expo'ya Fransa'nın katılımını memnuniyetle karşıladı ve Expo'nun Fransa-Suudi Arabistan ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olması konusunda mutabık kaldı.

Eğlence alanında ise iki ülke, özellikle Île-de-France bölgesindeki Cergy-Pontoise'da üç eğlence tesisinin geliştirilmesini içeren ve toplamda 6 milyar Euro'ya ulaşan Suudi yatırımlarını kapsayan Qiddiya Yatırım Şirketi projesi başta olmak üzere, ekonomik bağlarını ve karşılıklı yatırımlarını güçlendirme konusunda anlaştı.

cdvfgt
Suudi Arabistan Spor Bakanı Prens Abdulaziz bin Türki el-Faysal ve Fransa Spor Bakanı Marina Ferrari, Paris'teki Grand Palais'de düzenlenecek E-spor Dünya Kupası finali öncesinde bir spor iş birliği anlaşması imzaladı, 23 Ağustos 2026 (Reuters)

Daha önce, Île-de-France Bölgesi Başkanı Valérie Pécresse, popüler Japon manga serisi “Dragon Ball”dan esinlenen bir tema parkı projesi üzerinde 18 aydır çalıştığını duyurmuştu. Pécresse, “Bu, Île-de-France'ın turizm destinasyonu olarak çekiciliğini önemli ölçüde artıracak Disney büyüklüğünde bir proje” diye de eklemişti. Fransa Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan'ın “dünyanın önde gelen turizm destinasyonu” olan Fransa'ya duyduğu güven için Veliaht Prense teşekkürlerini ifade etti.

Prens Muhammed bin Selman'ın ziyareti, çok güçlü ikili Fransa-Suudi Arabistan ortaklığından, kriz zamanlarında güçlendirilen kapsamlı bir stratejik ortaklığa geçişi vurguladı. İki taraf, yüzyılı aşkın süredir gelişen tarihi derin bir ilişki sayesinde yapıcı mutabakatlara vardı. Saygı, bağımsızlık, istikrar ve kalkınmaya yönelik çalışma ve uluslararası hukuka saygı temelinde müreffeh bir geleceğe umutla bakıyorlar.


Kurbanların cesetleri bile kurtulamadı… Nepal’deki sel felaketinin ortasında şok edici hırsızlık olayları

Nepal’in Nuvakot bölgesinde meydana gelen sel felaketinin ardından, uğradıkları hasarın ortasında görülen insanlar (AP)
Nepal’in Nuvakot bölgesinde meydana gelen sel felaketinin ardından, uğradıkları hasarın ortasında görülen insanlar (AP)
TT

Kurbanların cesetleri bile kurtulamadı… Nepal’deki sel felaketinin ortasında şok edici hırsızlık olayları

Nepal’in Nuvakot bölgesinde meydana gelen sel felaketinin ardından, uğradıkları hasarın ortasında görülen insanlar (AP)
Nepal’in Nuvakot bölgesinde meydana gelen sel felaketinin ardından, uğradıkları hasarın ortasında görülen insanlar (AP)

Kurtarma ekiplerinin Nepal’de yüzlerce kayıp kişiye ulaşmak ve yıkıcı sel felaketinde hayatını kaybedenlerin cansız bedenlerini çıkarmak için yoğun çaba harcadığı bir sırada, bazı kişilerin felaketin yol açtığı kaos ortamından yararlanarak sel sularının sürüklediği eşyaları çaldığını gösteren şok edici görüntüler ortaya çıktı.

Sosyal medya platformlarında yayımlanan videolarda, bazı kişilerin sel suları ve atıkların arasında dolaşarak ele geçirebilecekleri eşyaları aradığı görülürken, bu görüntüler geniş çaplı tepki ve eleştirilere yol açtı. Felaketin etkilerinin hâlâ sürdüğü birçok bölgede kurtarma ekipleri, hayatta kalanlara ve kayıplara ulaşmak için arama çalışmalarına devam ediyor.

Görüntülerden birinde, bazı erkeklerin atıklar ve kirli sel suları arasında yüzerek sel sularının sürüklediği tüplere ulaşmaya çalıştığı ve ardından bunları sudan çıkardığı görülüyor.

Diğer görüntülerde ise su seviyesinin yükselmeye ve evler ile yolları su altında bırakmaya devam ettiği sırada, bazı kişilerin sel sularının sürüklediği bisiklet, sandık ve çeşitli eşyalara ulaşmak için yüzdüğü görülüyor.

Videolardan birinde ise iki kişinin bir tüp nedeniyle kavga ettiği görülüyor. Görüntü, felaketin geride bıraktığı kaosu ve bazı kişilerin bu durumdan yararlanarak sel sularının sürüklediği eşyalardan faydalanmaya çalıştığını gözler önüne seriyor.

Ancak en çarpıcı görüntülerden biri başka bir videoda ortaya çıktı. Görüntülerde bir kişinin, sel sularında yüzen bir cesedin kulağındaki altın küpeyi çıkardığı görülüyor. Felaket kurbanlarından birinin cansız bedeninin maddi çıkar sağlamak amacıyla istismar edilmesi, geniş çaplı tepkiye neden oldu.

Bin kişiden fazla kayıp

Kurtarma ekipleri, dün Nepal ile Çin’in Tibet Özerk Bölgesi arasındaki sınır bölgesinde meydana gelen ve en az 165 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı sel felaketinin ardından kayıpları bulmak için çalışmalarını yoğunlaştırdı.

Nepal makamları bu sabah yaptıkları açıklamada, 823 kişinin hâlâ kayıp olduğunu ve sel ile selin yol açtığı heyelanlar nedeniyle en az 165 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Kayıplar arasında 393 yabancı turistin bulunduğu belirtilirken, yetkililer arama-kurtarma çalışmalarının sürmesi ve felaketin yaşandığı bölgelerde hasar tespitinin devam etmesiyle ölü ve kayıp sayısının artabileceği uyarısında bulundu.

Çin tarafında ise yetkililer, sınır bölgesini etkileyen ve geniş çaplı hasara yol açan felaketin ardından ülke topraklarında 558 kişinin hâlâ kayıp olduğunu açıkladı.

Felaketin ardındaki buzul çöküşü

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, sellerin, 5,2 büyüklüğünde deprem meydana getirebilecek güçte bir buzul çökmesi sonucu oluştuğunu ve bunun bölgede toprak kaymalarına da yol açtığını bildirdi.

Çin devlet medyası, ilk etapta sınırın Tibet tarafında, yaklaşık bin 800 metre rakımda bulunan Gyirong Sınır Kapısı yakınlarında bir toprak kayması meydana geldiğini duyurmuş, olayda 3 kişinin hayatını kaybettiğini ve 265 kişinin kaybolduğunu bildirmişti.

Ancak Çin makamları daha sonra yaptıkları açıklamada, olayda kayıp sayısının 558’e yükseldiğini ve bunların 260’ının yabancı olduğunu duyurdu.

Himalayalar’ın kalbinde yer alan Nepal, dünyanın dört bir yanından doğa yürüyüşü tutkunları ve dağcılar arasında, özellikle dünyanın en yüksek zirvesi Everest Dağı’na ulaşmak isteyenler için oldukça popüler bir destinasyon olarak öne çıkıyor.

Felaketin ortasında, başkent Katmandu’nun kuzeyindeki Nuvakot bölgesinde Trishuli Nehri Vadisi’ni sel suları bastı. Seller, Nepal başkentinin doğusunda bulunan Bhote Koshi Nehri Vadisi’ne de yayılarak geniş alanların sular altında kalmasına ve çok sayıda eşya, araç ve malzemenin sel sularına kapılmasına neden oldu.

Yetkililer, kayıpların önemli bir bölümünü etkilenen bölgelerde bulunan yabancı turistlerin oluşturduğunu belirtirken, arama-kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ve seller ile toprak kaymalarının yol açtığı hasarın boyutunun netleşmesiyle ölü ve kayıp sayısının artmasından endişe edildiğini bildirdi.


Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
TT

Kordofan’dan başlayan ölüm yolculuğu, Omdurman’da açlıkla son buluyor

Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)
Kuzey Kordofan’dan çocuklarıyla birlikte yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Korku, açlık ve susuzlukla geçen uzun bir yolculuğa çıkan çok sayıda Sudanlı aile, çatışmaların yeniden şiddetlendiği Kuzey Kordofan eyaletindeki kent ve kasabalardan Omdurman’a doğru göç ediyor.

Çocuklarını, yakınlarını ve hatta tüm mal varlıklarını kaybeden aileler, evlerini terk ederek dağlar ve vadiler üzerinden uzanan zorlu güzergâhlara yönelmek zorunda kaldı. Bazıları yolları yaya kat ederken, bazıları hayvanların çektiği arabalarla ya da yük kamyonlarıyla ilerledi. Bazıları ise güvenli bölgelere ulaşamadan yollarda mahsur kaldı. Yerel ve yabancı kuruluşların raporlarına göre, Kuzey Kordofan’ın farklı bölgelerinde askeri operasyonların yeniden başlamasının ardından son dönemde yüzlerce aile yerinden edildi. Bazı raporlarda bu ailelerin sayısının 3 bini aştığı belirtilirken, bölgedeki insani koşulların ‘son derece kötü’ olduğu bildirildi.

dnhytn
Omdurman’a gelen yerinden edilmiş kadınlar (Şarku’l Avsat)

Haftalar süren zorlu yolculuğun ardından bu aileler, ‘aç ve bitkin’ halde Omdurman’ın en batısına ulaştı. Yanlarında geride bıraktıkları evlerden kalan son eşyalarını ve anılarını taşıyan ailelerin bazıları ise ağır göç yolculuğu sırasında yakınlarından bazılarını kaybetti. Ancak bölgeye ulaşmak da yaşadıkları sıkıntıları sona erdirmedi. Yerinden edilen aileler gıda ve içme suyu sıkıntısının yanı sıra insani yardımların yetersizliğiyle karşı karşıya. Çocuklar arasında ishal, ateş ve çeşitli enfeksiyon vakaları yayılırken, savaştan kaçış yolculuğu sonu görünmeyen bir çileye dönüşüyor.

Zorlu yolculuk

Sudan Silahlı Kuvvetleri ve müttefik güçleri, Kuzey Kordofan’daki kontrol alanlarını genişletmeye ve eyaletin başkenti el-Ubeyd’in çevresini güvence altına almaya çalışırken, Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) bağlı birlikler kentin batısı ve güneyindeki bölgelerde yoğunlaşıyor. Halime Davülbeyt, “Dokuz kişiden oluşan ailemle birlikte, Kuzey Kordofan eyaletindeki Sudri ilçesine bağlı el-Cemame bölgesinden göç etmek zorunda kaldım. Silah zoruyla evlerimizi terk etmeye mecbur bırakıldık” dedi.

fvrgthyj
Yerinden edilmiş kadın Halime Davülbeyt, yerinden edilme yolculuğunun acılarını anlattı. (Şarku’l Avsat)

Yük kamyonlarıyla günler süren yolculuğu, oldukça zorlu ve yorucu geçti. Bazı bölge sakinleri ve komşular ise dağlarda ve ağaçların arasında mahsur kaldı. Sudanlı kadın, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Omdurman’a ulaştığımızda son derece bitkin durumdaydık. İlk günlerde aralarında yağ, şeker ve unun da bulunduğu bazı gıda malzemeleri aldık, ancak bunlar daha sonra kesildi” dedi.

Bir başka yerinden edilmiş kadın ise, “Göç yolculuğu sırasında çocuklarımdan üçü açlık, susuzluk ve yolun zorluğu nedeniyle hastalandı” dedi. “Evlerimizi, mallarımızı ve sahip olduğumuz her şeyi geride bıraktık. Üzerimizdeki kıyafetlerden başka hiçbir şey almadan çıktık” diyen kadın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda koşullarımız son derece zor ve bize hiçbir insani yardım ulaşmıyor.”

“Ölümü kendi gözlerimizle gördük”

Sudan’da Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında devam eden savaş, insani krizi daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre savaşta yüz binlerce kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 13 milyon kişi yerinden edildi veya mülteci durumuna düştü. El-Cemame kasabasından yerinden edilen Seyyide Hamis, zorlu yolculuğunun ayrıntılarını anlattı. Hamis, “Yolculuğumuz yaklaşık 13 gün sürdü. Bu süre boyunca kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da eşeklerin çektiği arabalarla ilerledik… Güvenlik durumunun kötüleşmesi, ihlaller ve sivillerin mallarının yağmalanması nedeniyle evlerimizi terk ettik” ifadelerini kullandı. Yerinden edilen kadın, ailesinin bu günler boyunca karşılaştığı yolculuğun zorluklarını ve ağır koşulları da anlattı.

sgthyjdfv
Memleketinden göç etmek zorunda kalan Abdurrahman Muhammed, eşi ve iki çocuğuyla birlikte (Şarku’l Avsat)

Cebra eş-Şeyh ilçesine bağlı Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Abdurrahman Muhammed ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Güvenlik ve insani durum büyük ölçüde kötüleşti. Aileler, kadınlar ve çocuklar için güvenli bir yer arayışıyla göç etmek zorunda kaldı. Yolculuk sırasında ölümü kendi gözlerimizle gördük. Yaralanan ve yolculuğa devam edemeyen bazı yakınlarımızı kaybettik” dedi.

Yeni gerçeklik

Daha önce Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yerel makamlara dayandırdığı açıklamasında, Kordofan’daki çatışma cephelerinde Sudan ordusu ile HDK arasında yeniden başlayan çatışmalardan kaçan yüzlerce ailenin Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e sığındığını, bazı ailelerin ise başkent Hartum’a doğru ilerlediğini bildirmişti. Ancak yerinden edilme hareketi el-Ubeyd’le sınırlı kalmadı. Beyaz Nil eyaletindeki Kosti kenti ile başkent Hartum’un batısındaki Omdurman, savaş bölgelerinden kaçan giderek daha fazla sayıda aileyi kabul etmeye devam ediyor. Böylece her iki kent de güvenlik arayışındaki yerinden edilmiş kişiler için yeni sığınma noktalarına dönüşüyor. Örgüt, son aylarda Kuzey Darfur’daki çatışmalar nedeniyle yaklaşık 200 bin kişinin yerinden edildiğini belirtirken, hükümetin bir raporuna göre, Etiyopya sınırındaki eyalette çatışmaların başlamasından bu yana Güney Mavi Nil bölgesinden de yaklaşık aynı sayıda kişinin göç etmek zorunda kaldığını açıkladı.

frgthyuı
Kuzey Kordofan’dan Omdurman’a göç eden bir grup yerinden edilmiş insan (Şarku’l Avsat)

Ebu Hadid kasabasından yerinden edilen Muhammed Ali, “Silahlı çatışmalar bizi bölgeyi terk etmeye zorladı. Dağlar ve vadiler üzerinden uzanan yolları kullandık. Hamrat el-Vez bölgesine ulaşmamız yaklaşık iki hafta sürdü” dedi. Muhammed Ali sözlerini şöyle sürdürdü: “Farklı ulaşım araçlarını kullandık. Bazen ağır çevre koşulları, böcekler ve hastalıkların ortasında açıkta uyumak zorunda kaldık. Yolculuk sırasında ailemizin bazı fertlerini kaybettik. Şimdi ise özellikle sineklerin yayılması ve çok sayıda çocuğun hastalanmasına yol açması nedeniyle acilen gıda ve temiz içme suyuna ihtiyacımız var.”

Bu aileler açısından Omdurman’a yönelik yerinden edilme yolculuğu sona ermiş olabilir ancak evlerini, mallarını ve ulaşmayı başaramayan yakınlarını geride bıraktıkları için çileleri bitmedi. Önlerinde, yaşamlarını sürdürmek için gerekli imkânların son derece sınırlı olduğu yeni bir hayat var. Hastalık nedeniyle bitkin düşen çocuklar ve gıda ile su temin etmek için mücadele eden aileler arasında, şiddet sona erene kadar memleketlerine dönme umudu ertelenmiş durumda. Ölümden kaçışla başlayan hayatta kalma yolculuğu ise günlük bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.