İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı

Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı
TT

Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı

Trump anlaşmanın bugün imzalanacağını duyururken, İran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump ve Pakistan, Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmeye yönelik bir ön anlaşmanın bugün (pazar) imzalanacağını açıkladı. Ancak İran, anlaşmanın bu kadar kısa sürede imzalanacağı yönündeki iddiaları reddetti.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, tarafların bir barış anlaşması için çerçeve üzerinde uzlaştığını ve İslamabad’ın anlaşmanın pazar günü elektronik ortamda imzalanması için hazırlık yaptığını, teknik düzeyde görüşmelerin ise gelecek hafta devam edeceğini söyledi.

Trump da İran ile anlaşmanın bugün (pazar) imzalanacağını belirterek, anlaşmanın imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı’nın “herkese açılacağını” ifade etti. Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, imzanın “yarın gerçekleşmeyeceğini” söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı ise İranlı yetkililerin anlaşmanın pazar günü imzalanmasına izin vermeyeceğini ileri sürdü. Haberde, Tahran yönetiminin anlaşmanın Trump’ın doğum gününe denk getirilerek ABD Başkanı için bir propaganda etkinliğine dönüştürülmesine izin vermeyeceği belirtildi.

Rubio, Hindistan’ın protestosunun ardından Washington’un Hürmüz Boğazı politikasını savundu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD saldırılarında üç Hintli denizcinin hayatını kaybetmesinin ardından Hindistan’dan gelen tepkiler üzerine Washington’un Hürmüz Boğazı’na ilişkin tutumunu savundu.

Bloomberg’in haberine göre Rubio, son gelişmeleri görüşmek üzere Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın cumartesi günü yayımladığı açıklamada görüşmenin ayrıntılarına yer verildi.

Rubio, stratejik öneme sahip su yolunda barış ve güvenliği koruma çabaları kapsamında tüm ticari gemilerin ABD kuvvetlerinin talimatlarına derhâl uyması gerektiğini vurguladı.

Ayrıca, ABD öncülüğündeki ablukanın ihlal edilmesine ve İran petrolünün yasa dışı taşınmasına karşı hiçbir müsamaha gösterilmeyeceğini ifade etti.

Bu açıklamalar, ABD Donanması’nın düzenlediği ve üç Hintli denizcinin ölümüne yol açan saldırıların ardından Hindistan’ın resmi protestosunu dile getirmesinden sonra geldi. Jaishankar, X platformunda yaptığı paylaşımda, Hindistan’ın endişelerini Rubio’ya ilettiğini ve Yeni Delhi’nin söz konusu saldırılara güçlü şekilde karşı çıktığını belirtti.

Jaishankar paylaşımında, “Ticari deniz taşımacılığına yönelik bu tür ölümcül eylemler haklı gösterilemez” ifadelerini kullandı.


Arnavutluk yolsuzlukla mücadele yetkilileri, aralarında Trump ailesiyle bağlantılı olduğu şüphelenilen bazı kişilerin de bulunduğu 20 kişiyi soruşturuyor

Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)
Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)
TT

Arnavutluk yolsuzlukla mücadele yetkilileri, aralarında Trump ailesiyle bağlantılı olduğu şüphelenilen bazı kişilerin de bulunduğu 20 kişiyi soruşturuyor

Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)
Göstericiler, 6 Haziran 2026'da Arnavutluk'un Vlora kenti yakınlarındaki ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı sahil tesisi projesi için belirlenen alanda protesto gösterisi düzenledi (EPA)

Arnavutluk’ta yolsuzlukla mücadele savcılığı, bazı varlıkların kara para aklama faaliyetleriyle bağlantılı olduğu şüphesiyle 20 Arnavut’un gözaltına alınmasını talep etti. Söz konusu kişilerin bir kısmının Trump ailesiyle bağlantılı olduğu iddia edilen bir turizm projesiyle ilişkili olabileceği, dün yerel basında yer alan savcılık açıklamasına dayandırılarak bildirildi.

Yaklaşık iki haftadır, koruma altındaki Zvernec bölgesi ve Sazan Adası’nda planlanan turizm projesine karşı protestolar düzenleniyor. Dün başkent Tiran’da da binlerce kişi gösteri yaptı.

Yolsuzlukla mücadele savcılığına göre, uluslararası kokain kaçakçılığına ilişkin yürütülen soruşturmalarda, bazı kişilerin “mal varlığının kaynağını gizlemek ve yasa dışı gelirleri resmî ekonomiye entegre etmek için kullanıldığı düşünülen işlemlere” karıştığı tespit edildi.

Aynı gün, hakkında yakalama kararı bulunan 20 kişiden dördü gözaltına alındı. Savcılık, Zvernec’teki turizm projesine doğrudan atıfta bulunmadı.

Savcılık açıklamasında ayrıca, mahkemenin çeşitli varlıklar üzerinde ihtiyati haciz kararı verdiği, bunun Tiran, Palasa, Himara ve diğer kıyı bölgelerindeki kentsel gelişim ve gayrimenkul projelerini kapsadığı belirtildi. Haciz kararının toplam değerinin 128,4 milyon euroyu aştığı ifade edildi.

Belgelerde adı geçen şirketin “Albania Land Development” olabileceği değerlendirilirken, Arnavutluk ticaret sicilindeki açık kaynaklara göre Zvernec bölgesinde geniş arazi satın alan yapının bu şirketle örtüştüğü kaydedildi. Ivanka Trump’ın da yakın zamanda bir podcast yayınında Sazan Adası karşısındaki turizm projesine değinerek bölgeyi “beş millik (yaklaşık 8 kilometre) bir sahil şeridi” şeklinde tanımladığı ifade edildi.

Söz konusu “A.Ş.” isminin, bazı haberlerde ve Arnavut basınındaki araştırmacı raporlarda, turizm kompleksine yönelik arazi satışlarında kilit isim olarak geçen Artur Şehu olabileceği belirtildi.

Yolsuzlukla mücadele savcılığı ise bu iddialara ilişkin AFP’nin sorularına dün öğleden sonra cevap vermedi.


Hollanda polisi, Amsterdam'da bir apartmanda meydana gelen ve 7 kişinin yaralanmasına neden olan patlamayla ilgili soruşturma yürütüyor

Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)
Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)
TT

Hollanda polisi, Amsterdam'da bir apartmanda meydana gelen ve 7 kişinin yaralanmasına neden olan patlamayla ilgili soruşturma yürütüyor

Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)
Hollanda'nın Rotterdam kentinde bir polis memuru (EPA)

Amsterdam polisi, bir apartman binasında meydana gelen ve 7 kişinin yaralanmasına, yaklaşık 400 kişinin tahliye edilmesine yol açan patlamanın arkasında suç örgütlerinin olup olmadığını araştırıyor.

Polis, dün yaptığı açıklamada 3 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Geniş çaplı kurtarma çalışmalarının ardından yetkililer, enkaz altında başka bir kişinin bulunmadığını değerlendiriyor.

Patlamanın, cuma günü sabaha karşı apartman kompleksine bağlı bir eklenti yapıda meydana geldiği, büyük bir yangına ve binanın bir bölümünün çökmesine neden olduğu belirtildi.

Hollanda basınında yer alan ve itfaiye ekipleri ile görgü tanıklarına dayandırılan haberlere göre, bazı gençlerin binanın bodrum katında patlayıcı düzeneği hazırladığı öne sürüldü. Het Parool ve De Telegraaf gazeteleri, bu düzeneklerin Almanya’da ATM’leri hedef alan saldırılarda kullanılanlara benzer olduğunu aktardı. Şüphelilerin Almanya’da bir soygun planladığı iddia edildi.

Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema, yerleşim alanı içinde patlayıcı üretimini kınayarak bunu “toplumsal normlara aykırı davranış” olarak nitelendirdi.

Halsema, Hollanda resmi medyaya yaptığı açıklamada, “Sakinlerin bu faaliyetlerden haberdar olduğu görülüyor, bu da polisin de haberdar olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor” dedi.

Hollanda’da yıllardır bazı suç gruplarının Almanya’daki ATM’leri patlatarak soygun gerçekleştirdiği biliniyor. Bunun dışında, suç çevrelerinde apartmanlar ve ticari binalara yönelik patlayıcı saldırılarının da zaman zaman yaşandığı belirtiliyor.

Halsema, patlayıcı cihazları üreten ve yerleştiren kişilerin tespit edilmeye çalışıldığını belirterek, yerleşim bölgelerinde bu tür saldırı hazırlıklarını “büyük bir sorun” olarak tanımladı.