İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İran, Hamaney'i lideri olmadan uğurluyor... Trump gelecek hafta Netanyahu ile görüşebilir

İran, Hamaney'i lideri olmadan uğurluyor... Trump gelecek hafta Netanyahu ile görüşebilir
TT

İran, Hamaney'i lideri olmadan uğurluyor... Trump gelecek hafta Netanyahu ile görüşebilir

İran, Hamaney'i lideri olmadan uğurluyor... Trump gelecek hafta Netanyahu ile görüşebilir

Eski İran lideri Ali Hamaney'in cenaze törenlerinin başlamasına rağmen yeni lider Mücteba Hamaney'in kamuoyu önüne çıkmaması ve sıkı güvenlik önlemleri altında gözlerden uzak kalmayı sürdürmesi, ülkeyi fiilen kimin yönettiğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Hamaney'in naaşı için pazar günü Tahran'da, altı gün sürmesi planlanan cenaze törenlerinin ikinci gününde cenaze namazı kılındı. Törene geniş katılım sağlandı.

Mücteba Hamaney cenaze namazına katılmazken, tabutun ön sıralarında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Parlamento Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf ile Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de aralarında bulunduğu üst düzey İranlı yetkililer yer aldı.

Cenaze törenleri, Tahran ile Washington arasında karşılıklı mesajların sürdüğü bir döneme denk geliyor. ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada İran'ın ABD ile siyasi bir uzlaşıya varmayı büyük bir istekle arzuladığını ve bu hedef doğrultusunda tüm yolları denediğini söyledi.

Trump, ABD'nin "iyi niyet göstergesi olarak" İran'a operasyonların durdurulması için bir haftalık süre tanıdığını, böylece cenaze törenlerinin gerçekleştirilebildiğini ifade etti.

ABD Başkanı ayrıca, gelecek hafta ABD'de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelebileceğini de belirtti.


Dini Liderin olmayışı İran'ın yönetimine ilişkin soru işaretleri doğuruyor

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'daki büyük namazgahta düzenlenen cenaze töreninde bir araya gelen İranlı yetkililer. Aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Liderin Danışmanı Gulam Ali Haddad Adil bulunuyor (Reuters)
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'daki büyük namazgahta düzenlenen cenaze töreninde bir araya gelen İranlı yetkililer. Aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Liderin Danışmanı Gulam Ali Haddad Adil bulunuyor (Reuters)
TT

Dini Liderin olmayışı İran'ın yönetimine ilişkin soru işaretleri doğuruyor

İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'daki büyük namazgahta düzenlenen cenaze töreninde bir araya gelen İranlı yetkililer. Aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Liderin Danışmanı Gulam Ali Haddad Adil bulunuyor (Reuters)
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'daki büyük namazgahta düzenlenen cenaze töreninde bir araya gelen İranlı yetkililer. Aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Dini Liderin Danışmanı Gulam Ali Haddad Adil bulunuyor (Reuters)

İran’ın Dini Lideri Mücteba Hamaney'in kamuoyu önünden uzak kalması, ülkeyi fiilen kimin yönettiğine ilişkin İranlı siyasi çevrelerde giderek artan soru işaretlerine yol açarken kriz, iktidar kanatları arasında emsalsiz ayrışmaları da gün yüzüne çıkardı.

Cenaze töreninden önceki gün ve haftalarda açık bir siyasi çatışma yaşandı. Üst düzey İranlı yetkililer ve önde gelen siyasi isimler, ABD ile yürütülen müzakereler gerekçesiyle birbirlerini ‘hayal görmek, ihanet etmek ve darbe planlamakla, hatta yeni Dini Lider (Rehber) Mücteba Hamaney'in direktiflerine uymamak ve kararlarını manipüle etmekle’ suçladı.

Mücteba Hamaney bu görüş ayrılıklarını kontrol altına almak amacıyla özenle kaleme alınmış yazılı bir bildirge yayımladı. Ancak New York Times'ın (NYT) haberine göre bu adım tartışmaları yatıştırmak yerine daha da alevlendirdi. Sertlik yanlısı kesimin destekçileri ise gece toplantılarında sloganlar atmayı sürdürerek Rehber bizzat ortaya çıkmadığı ya da sesli bir kayıt yayımlamadığı sürece geri adım atmayacaklarını ilan etti.

Gıyabında verilen hüküm

Dört üst düzey İranlı yetkilinin aktardığına göre Hamaney'in yokluğunun sürmesi ve iç çatışmayı kontrol altına almaktaki yetersizliği, İranlı siyasi çevrelerde Rehber'in doğrudan sahne almaksızın yönetim sisteminin işleyişini sürdürüp sürdüremeyeceğine ilişkin soru işaretleri doğurdu. ABD ile yürütülen müzakereler dosyası ise Hamaney’in şimdiye kadar karşılaştığı en belirleyici sınav olarak öne çıkıyor.

Toplantının ayrıntılarını bilen dört yetkili, Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan'ın müzakerelerin son aşamalarında Dini Lider Ali Hamaney'i ziyaret ettiğini, bu dönemde Hamaney geçici ateşkes anlaşmasını onaylamak konusunda hâlâ kararsız bir tutum sergiliyordu. Pezişkiyan, ekonomik durumun kritik bir eşiğe ulaştığını ve ABD'nin deniz ablukasının İran ekonomisini felç ettiğini Dini Lidere iletti. Anlaşma reddedilirse görevinden istifa edeceğini de açıkça bildirdi.

Yetkililer ayrıca İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti'nin de Hamaney'e bir mektup gönderdiğini belirtti. Himmeti bu mektupta ülkenin ağır bir bütçe kriziyle karşı karşıya olduğunu, deniz ablukasının sürmesi halinde gıda stokları ile temel tıbbi malzemelerin ağustos sonuna kadar tükeneceğini uyarısında bulundu. Himmeti mektubunda İran'ın petrolünü satamaz ve ihtiyaç duyduğu ölçekte alternatif ticaret yolları bulamaz hale geldiğini de ortaya koydu.

Dört yetkili de bu mesaj ve iletişimlerin Hamaney'i sonunda anlaşmayı onaylamaya ikna etmede belirleyici bir rol oynadığını teyit etti.

Dini Lider Mucteba Hamaney kısa bir açıklamayla anlaşmaya ‘ilke olarak’ karşı olduğunu açıkladı, ancak Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin desteğini alması halinde Cumhurbaşkanı Pezişkiyan’a süreci ilerletmesi yönünde talimat verdi. Cumhurbaşkanı Pezişkiyan ise Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin 12'ye karşı 1 oyla anlaşma lehinde oy kullandığını açıkladı.

Güç dengesini belirleyebilecek kararlar

Cenaze töreninin sona ermesinin ardından Hamaney'in Yargı Erki Başkanlığı, Resmi Radyo ve Televizyon Kurumu Başkanlığı, Besic teşkilatı komutanlığı ve kendi ofisinin başkanlığı dahil bir dizi kritik makama atama kararları alması gerekecek.

İranlı yetkililer bu atamaların Rehber'in sistem içinde hangi kanadı desteklemeyi tercih ettiğinin açık bir göstergesi olacağını düşünüyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, onun en yakın müttefikleri arasında sayılmakta olup liderlik konumuna yükselmesinin en önde gelen destekçileri arasında yer alırken sertlik yanlısı kesim farklı bir adayı desteklemişti.

sdvdfvfd
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen toplantıya katılırken (EPA)

Yıllar önce İran her zaman bazıları kamuya açık biçimde alevlenen sert siyasi rekabetlere sahne olurdu. Ancak bu ayrışmalar genellikle muhafazakâr ve reformcu iki akım arasında yaşanırdı. Muhafazakârlar ‘İslam Devrimi’nin temelini oluşturan Batı karşıtı ideolojiyi korumaya çalışırken reformcular değişim peşinde koşuyor, ancak çoğunlukla bunu başaramıyordu.

Muhafazakar akımın bölünmesi

Tüm kritik kararlarda mutlak otorite kullanan eski Dini Lider Ali Hamaney'in ölümünün yarattığı boşlukta İran'ın muhafazakâr cephesi ikiye bölündü.

Kanatlardan biri kendini ‘pragmatist’ olarak tanımlıyor. Sistemin bekası için ABD ile düşmanlığa son verilmesi ve ekonomik açılım gerektiği görüşünü savunuyor. Diğer kanat ise azınlıkta kalan katı muhafazakarlık yanlılarından oluşuyor. Nükleer programla ilgili meseleler dahil Washington'a herhangi bir taviz verilmesini reddetmekte ve İran'ın savaşı uzatarak zafere ulaşabileceğine inanıyor.

İranlı dört üst düzey yetkili ve iki kaynağın aktardığına göre kamuoyuna yansıyan fikir ayrılıkları, perde arkasında dönen çok daha derin görüş ayrılıklarının yalnızca küçük bir yansıması. Bu kişiler her iki tarafın da yeni Rehber'in desteğini kazanmak ve böylece üstünlük sağlayarak İran siyasi sahnesinin geleceğini şekillendirmek amacıyla kıyasıya bir mücadele verdiğini belirtiyor.

sxdvfd
Pezişkiyan, Kalibaf ve İran Yargı Erki Başkanı ve Geçici Liderlik Konseyi Üyesi Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile üçlü bir toplantıda (İran Cumhurbaşkanlığı)

Söz konusu yetkililer şimdiye kadar üst düzey komutanlar, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezişkiyan ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakır Zulkadr'ı bünyesinde barındıran pragmatist kanadın üstünlüğü ele geçirdiğini teyit ediyor.

Aynı kaynaklara göre bu kanat muhalefet gürültüsüne kulak vermeyerek ateşkesi kabul etmek, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile doğrudan müzakereler yürütmek ve Başkan Donald Trump ile anlaşma imzalamak dahil birkaç kritik kararı hayata geçirdi.


İsrail, ters kelepçe ile görüntüleri basına yansıyan Filistinlinin kimliğini gizlemeye devam ederken Gazze'den iki kadın o kişinin oğulları olduğunu söylüyor

İsrail’e ait bir askeri nakliye aracı Gazze'den ayrılırken, askerler Gazze Şeridi sınırındaki bir tepenin yakınlarında toplanıyor (AFP)
İsrail’e ait bir askeri nakliye aracı Gazze'den ayrılırken, askerler Gazze Şeridi sınırındaki bir tepenin yakınlarında toplanıyor (AFP)
TT

İsrail, ters kelepçe ile görüntüleri basına yansıyan Filistinlinin kimliğini gizlemeye devam ederken Gazze'den iki kadın o kişinin oğulları olduğunu söylüyor

İsrail’e ait bir askeri nakliye aracı Gazze'den ayrılırken, askerler Gazze Şeridi sınırındaki bir tepenin yakınlarında toplanıyor (AFP)
İsrail’e ait bir askeri nakliye aracı Gazze'den ayrılırken, askerler Gazze Şeridi sınırındaki bir tepenin yakınlarında toplanıyor (AFP)

Gazze Şeridi'nden bir adam, gözleri bağlı, iç çamaşırı dışında hiçbir kıyafeti olmadan ve küçük bir yatağa yüzüstü kelepçelenmiş halde İsrail gözetimindeyken çekilmiş bir fotoğrafta göründü.

İsrail, fotoğrafın gerçek olduğunu kabul ederek bu muamelenin ordusunun değerleriyle ‘bağdaşmadığını’ doğruladı, ancak adamın kimliğini ya da tutulduğu yeri henüz açıklamadı.

Bu durum, Rana Ebu Nassar ve Jude el-Gul adlı iki Filistinli annenin acısını daha da derinleştirdi. Her ikisi de fotoğraftaki kötü muameleye maruz kalan kişinin kayıp oğulları olduğunu öne sürüyor.

Instagram'da yayımlanan bir paylaşımda bir adamın elleri arkadan bağlı, sağ ayağı ise yatağın alt köşesine bağlanmış halde görülüyor.

Adamın sağ ayağından boynuna kadar uzanan bir değnek de sırtına bağlanmış haldeyken yüzünün büyük bölümü görüntüde yer almıyor.

Hesabı silinmiş görünen bir kullanıcı tarafından yayımlanan söz konusu paylaşımda fotoğrafın üzerine İbranice olarak ‘Günaydın’ ifadesi yazılmıştı.

İsrail ordusu olayı tespit ettiğini belirterek soruşturma yürütüldüğünü ve ‘ilgililerin sonuçlara göre hesap vereceklerini’ açıkladı.

İsrail ordusu sözcüsü adamın adını ya da tutulduğu yeri açıklamadı.

Filistinli anne Rana, iki gün önce fotoğrafı gördüğü andan itibaren fotoğraftaki kişinin oğlu Usame olduğunu anladığını söyledi. Ayağındaki şişlik ve bacağındaki yaralar dahil vücudunun her ayrıntısını tanıdığını belirten Rana, fotoğrafta sol bacağındaki şişliği net biçimde görebildiğini vurguladı.

Bu fotoğrafın oğlunun mart ayında İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes hattı yakınlarındaki bir bölgede tutuklanmasının ardından görebildiği ilk görüntü olduğunu ifade etti.

Usame'nin 19 Mart'ta tutuklanması ve bir yaşındaki çocuğuyla birlikte gözaltına alınması nedeniyle uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Çocuk aynı gün serbest bırakıldı. Aile ise çocuğun ayaklarında sigara yanığı izleri bulunduğunu açıkladı.

Annesi, Usame'nin psikolojik sorunları olduğunu ve aklı başında herhangi birinin ‘sarı hat’ olarak bilinen, İsrail ordusunun Filistinlilere sıklıkla ateş açtığı bölgeye o kadar yakın bir yere çocuğunu götüremeyeceğini belirtti.

İsrail ordusu ise askerlerinin Usame'nin oğluna kötü muamelede bulunduğu iddialarını reddederek çocuğun bacaklarındaki izlerin askerlerin Usame'yi sarı hatta yaklaşmaması için uyarmak amacıyla açtığı uyarı ateşinden kaynaklandığını savundu.

Reuters, fotoğraftaki kişinin gözaltı koşullarını bağımsız olarak doğrulayamadı.

Öte yandan öğlu Emin'in 2023 kasımında Gazze'nin güneyinden kuzeye geçmeye çalışırken gözaltına alındığını belirten Jude de fotoğrafı gördüğü andan itibaren resimdeki kişiyi tanıdığını söyledi.

Gazze şehrindeki bir yerinden edilmişler kampından konuşan Jude, fotoğraftaki gencin oğlu olduğunu ve onu saçları ile sakalından tanıdığını belirterek "Annenin kalbi yanılmaz" dedi. Jude, cep telefonunu kucaklayıp fotoğrafı görür görmez ağlamaya başladığını da anlattı.

Yaklaşık bin 200 Gazzeli İsrail'de, doğrudan ya da dolaylı olarak silahlı çatışmalara katıldığından şüphelenilenlerin süresiz olarak tutulmasına olanak tanıyan ‘Yasadışı Savaşanların Tutuklanması Kanunu’ kapsamında tutulduğu biliniyor.

Filistin Esirler Cemiyeti (PPS) Basın Sözcüsü ve Medya Sorumlusu Emani Serahne, PPS’nin fotoğrafın yayılmasının ardından iki adamın adını avukatların ziyaret edebilmesi amacıyla İsrail ordusuna ilettiğini açıkladı. Serahne, ziyaretlere izin verildiğini ancak bunun son derece güç olduğunu ve koordinasyon sürecinin aşırı uzun sürdüğünü de sözlerine ekledi.