İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İsrail ordusu saldırıların sürdüğü güney Lübnan'da geniş alanları “çatışma bölgesi” ilan etti

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail ordusu saldırıların sürdüğü güney Lübnan'da geniş alanları “çatışma bölgesi” ilan etti

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AFP)

İsrail ordusu dün akşam Lübnan’ın güneyinde yaşayanları, İsrail-Lübnan sınırına yaklaşık kırk kilometre uzaklıktaki Zehrani Nehri'nin güneyinde kalan bölgelerin artık çatışma bölgesi sayıldığı konusunda uyardı.

İsrail ordusunun Arapça sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya medya üzerinden yaptığı paylaşımda bu bölgelerdeki tüm sakinleri Zehrani Nehri'nin kuzey yakasına tahliye olmaya çağırdı.

Adraee açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Terör örgütü Hizbullah'ın ateşkesi defalarca kez ihlal etmesi karşısında İsrail Savunma Kuvvetleri, bu örgüte karşı son derece sert biçimde hareket edecektir. Güney Lübnan sakinlerine Zehrani Nehri'nin kuzeyine tahliye olmalarını tavsiye ediyoruz. Nehrin güneyinde kalan tüm bölgeler çatışma bölgesi sayılmaktadır.”

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, hava kuvvetlerine teslim edilen yeni bir ikmal uçağının kabul töreninde yaptığı konuşmada, "Hizbullah örgütüne giderek daha güçlü darbeler vurmak için Lübnan'daki operasyonlarımızı yoğunlaştırıyoruz” dedi.

xdvdsv
Lübnan'ın güneyindeki Çarnay bölgesinde, bir gün önce İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu hasar gören bir binayı inceleyen bölge sakinleri ve gazeteciler, 27 Mayıs 2026 (AP)

İsrail ordusu basın servisinin yayımladığı tören görüntülerinde konuşan Zamir, “Bu operasyon tüm cephelerde, havada ve karada, ağır yara almış ve ciddi biçimde gerilemiş bir düşmanla yüzleşmek için sorumluluk ve kararlılıkla hassas biçimde icra edilmektedir” ifadelerini kullandı.

Zamir, Hizbullah'ın kendilerine yönelik başlıca tehdidin patlayıcı yüklü insansız hava araçları (İHA) olduğunu vurgulayarak ‘düşmana ağır bedel ödetmek için cephede de derinlerde de hiç durmaksızın çaba göstermeyi’ sürdüreceklerine söz verdi.

Sur şehri çevresine saldırı

Lübnan resmi haber ajansı NNA’ya göre İsrail dün Lübnan'ın güneyindeki Sur şehri çevresini en az iki hava saldırısıyla hedef aldı. Saldırılar, İsrail ordusunun Sur ve çevresindeki bölgeler için tahliye uyarısı yayımlamasının ardından gerçekleşti.

NNA, İsrail hava kuvvetlerinin Sur çevresine saldırı düzenlediğini ve Sur yakınlarındaki Mesakin bölgesini hedef aldığını bildirdi. Fransız Haber Ajansı AFP’nin muhabiri de şehir çevresinde en az bir saldırı yaşandığını doğruladı.

Hizbullah ise dün, Tel Aviv'in operasyonlarını genişleteceğine dair tehditleri ve kanlı saldırıların hemen ardından Nebatiye şehri sakinlerine yeniden tahliye uyarısı yayımlamasının gölgesinde, Lübnan'ın güneyinde belirlediği ‘sarı hattın’ dışına sızan İsrail kuvvetleriyle çatışmaya girdiğini açıkladı.

Hizbullah açıklamasında, dün sabah Zutar eş-Şarkiyye beldesinde ‘hafif ve orta kalibre silahlarla düşman kuvvetleriyle sıfır mesafede çatıştığını ve düşmanı geri çekilmeye zorladığını, ardından düşmanın bölgede yoğun topçu atışı gerçekleştirdiğini’ bildirdi.

Örgüt, salı sabahından itibaren art arda yayımladığı açıklamalarda, beldeye sızmaya çalışan İsrail kuvvetlerini roket mermileri ve patlayıcı yüklü insansız hava araçlarıyla hedef aldığını duyurmuştu.

Litani Nehri'nin kuzeyinde yer alan belde, güneyin en büyük şehri Nebatiye'ye yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor. İsrail ordusu dün, ateşkesi ihlal etmekle suçladığı Hizbullah'ı gerekçe göstererek Nebatiye sakinlerine art arda ikinci kez kuzeye tahliye uyarısı gönderdi.

Belde, İsrail ordusunun geçtiğimiz ay Lübnan’ın güneyinde belirlediği ve sınırdan on kilometre derinliğe kadar uzanan bölgeyi bölgenin geri kalanından ayıran sarı hattın hemen bitişiğinde bulunuyor. İsrail ordusu, bu bölgede yaşayanların geri dönüşünü yasakladı.

İsrail ordusu, en yakın sınır noktasına yaklaşık on kilometre uzaklıktaki bu beldeye ilerlerken salı günü yayımladığı açıklamada, “İsrail vatandaşlarını ve askerleri tehdit eden doğrudan tehditleri bertaraf etmek amacıyla ön savunma hattının gerisinde hedefe yönelik operasyonlar yürütüyoruz” ifadelerine yer verdi.

sdvdsfv
İsrail'in kuzeyinden görüldüğü üzere, bir İsrail askeri topçu birliği İsrail-Lübnan sınırını geçerek Lübnan'a girdi, 27 Mayıs 2026 (Reuters)

İsrail kara kuvvetleri ‘sarı hattın’ içinde konuşlanmaya devam ederken ateşkesin yürürlükte olduğu bu dönemde kapsamlı yıkım ve tahrip operasyonlarını sürdürdü.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün, ABD ile İran arasında Ortadoğu'daki savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılıp varılamayacağına ilişkin kuşkuların derinleştiği bir dönemde yaptığı açıklamada, “Lübnan'daki faaliyetlerimizi yoğunlaştırıyor ve İsrail'in kuzey bölgelerini Hizbullah tehdidinden korumak amacıyla güvenlik kuşağını güçlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.

İkmal yolu

Hizbullah'ın, İsrail'in İran'a yönelik ABD ile düzenlediği ilk ortak saldırısında İran Dini Lideri Ali Hamaney'nin hayatını kaybetmesinin ardından İsrail'in kuzeyini hedef almasıyla 2 Mart'ta patlak veren savaşın başından bu yana İsrail, zaman zaman Bekaa Vadisi’ni batı bölgesini vuruyor ve çeşitli kasabaların sakinlerini tahliyeye çağırıyor.

Son iki günde saldırılar özellikle Meşgara beldesinde yoğunlaştı. Savaşın başından bu yana İsrail'in hedef aldığı çevre kasabalardan kaçan yüzlerce ailenin sığındığı bu yerleşim yeri artık tamamen boşalmış durumda.

Tekrarlanan saldırılar ve tahliye uyarıları karşısında Meşgara Belediye Başkanı İskender Bereke, AFP'ye verdiği demeçte Bekaa Vadisi’nin batısının güneyden sonra Hizbullah'a karşı ‘ikinci cepheye’ dönüşmesinden duyduğu kaygıyı dile getirdi.

Bekaa Vadisi’nin batısı, Hizbullah'ın kalesi olan Kuzey Bekaa'yı ülkenin güneyine bağlayan ve örgütün kuvvetleri için ana ikmal güzergâhını oluşturan stratejik bir bölge.

Askeri uzman Hasan Cuni de AFP'ye yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Bekaa Vadisi’nin batısı, Hizbullah üyelerinin Bekaa ile güney arasında hareket edebilmesi için zorunlu bir geçiş koridoru. Bu durum, bölgeyi İsrail açısından bu aşamada yoğun ve sürekli hedefleme alanına dönüştürecektir."

Cuni, Netanyahu'nun önümüzdeki günlerde savaş operasyonlarını Bekaa Vadisi’nin batısını aşan cephelere doğru genişletebileceğini, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana görece uzak kalan Bekaa Vadisi’nin kuzeyini ve Beyrut'un güney banliyösü Dahiye'yi yoğun biçimde hedef alabileceğini de öngörüyor.

İsrail'in tırmandırma politikasına karşın Lübnan, yaklaşan müzakere turunda ateşkesin kalıcı hale getirilmesini sağlamayı umuyor.

Öte yandan Lübnan Silahlı Kuvvetleri Ordu Harekât Dairesi Başkanı Tuğgeneral George Rızkallah'ın komutasında altı subaydan oluşan Lübnan askeri heyeti, cuma günü ABD Savunma Bakanlığı'nda İsrailli mevkidaşlarıyla masaya oturacak. Bir askeri kaynak AFP'ye heyetin ‘ateşkesin zorunluluğunu vurgulayacağını ve ordunun silahları denetim altına alarak Lübnan toprakları üzerinde devlet otoritesini tesis etme planını sunacağını’ belirtti.


Biden, ses kayıtlarının yayımlanmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı'na dava açtı

Biden, ses kayıtlarının yayımlanmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı'na dava açtı
TT

Biden, ses kayıtlarının yayımlanmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı'na dava açtı

Biden, ses kayıtlarının yayımlanmasını engellemek amacıyla Adalet Bakanlığı'na dava açtı

Eski ABD Başkanı Joe Biden, Adalet Bakanlığı'na dava açtı. Biden, mevcut Başkan Donald Trump yönetiminin kendisiyle anı kitabı yazmasında yardımcı olan yazar Mark Zwonitzer arasında 2016-2017 yılları arasında gerçekleştirilen özel görüşmelerin ses kayıtlarını ve deşifrelerini yayımlamasını engellemeye çalışıyor.

Davaya göre Adalet Bakanlığı, Biden'a söz konusu materyalleri 15 Haziran'da kamuya açık kayıt talebinde bulunan bir Kongre komisyonuna ve muhafazakâr Heritage Vakfı'na sunmayı planladığını bildirdi. Dava, kayıtların kamuoyuyla paylaşılmasının Adalet Bakanlığı'nın ‘son derece hassas kişisel ve adli bilgilerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerini’ ihlal edeceğini ileri sürüyor.

Görüşmeler, Biden'ın oğlu Beau'nun beyin kanserinden hayatını kaybetmesinin ardından geçtiğimiz yıllarda ve başkanlık yarışına girmeyi değerlendirdiği süreçte gerçekleşti. Adalet Bakanlığı söz konusu kayıtlara, eski Adalet Bakanı Merrick Garland gözetiminde 2009-2017 yılları arasında Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Biden'ın başkanlık öncesi dönemde gizli materyalleri usulsüz bir şekilde ele alıp almadığını araştıran Özel Savcı Robert Hur'un 2023 yılındaki soruşturması kapsamında ulaştı. Hur, Biden'ın hassas materyalleri ihmalkar biçimde yönettiğini, ancak soruşturma açılmasını gerektirecek bir suç işlemediği sonucuna varmıştı.

Mevcut hukuki mücadelenin kökü, Heritage Vakfı'nın 2024 yılında söz konusu kayıtlara erişim için yaptığı başvuruya dayanıyor. Raporlara göre kayıtlar, Biden'ın soruşturmacıların gizli bilgiler içerdiğini tespit ettiği görev dönemi defterlerinden okurken çekilmiş görüntüleri kapsıyor.

Garland döneminde Adalet Bakanlığı kayıtların ifşa edilmesi talebini reddetti. Davaya göre dönemin Adalet Bakanlığı yetkilisi, böyle bir açıklamanın ‘hakkında iddianame düzenlenmemiş bir şüphelinin anı defteri sayfalarını ya da telefonundaki özel mesajları kamuoyuyla paylaşmakla’ eşdeğer olacağını değerlendirmişti.

Heritage Vakfı, Trump yönetimi döneminde de kayıtların serbest bırakılması yönündeki girişimlerini sürdürdü. Geçtiğimiz mart ayında ise Cumhuriyetçi çoğunluklu Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi de aynı talep için başvurdu. Biden'ın avukatına göre Adalet Bakanlığı materyalleri ‘sınırlı düzenlemelerle’ teslim etmeyi planladığını açıkladı.

Washington'daki federal mahkemede açılan dava, Adalet Bakanlığı'nı Biden döneminde alınan kayıtları gizli tutma kararından ani bir geri adımla döndüğü gerekçesiyle suçluyor.

Dava aynı zamanda Adalet Bakanlığı'nın federal gizlilik yasalarını çiğnediğini ve Biden'ın avukatlarının "göstermelik" olarak nitelendirdiği Kongre talebini, kamuya açık kayıt başvurularına ilişkin federal yasaları aşmanın bir aracı olarak kullandığını öne sürüyor.

Biden'ın avukatları, Kongre'nin bu materyalleri talep etmesini haklı kılacak herhangi bir yasal gerekçe bulunmadığını savunuyor. Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi ise kayıtları Biden-Garland döneminde Adalet Bakanlığı'nın siyasallaştırılmasına yönelik denetim işlevi çerçevesinde istediğini açıkladı.

Beş saatten uzun süren Biden-Hur görüşmesinin ses kaydı geçen yıl basına sızmıştı. Bu kayıtların, Hur'un Biden'ın yargılanması halinde büyük olasılıkla ‘zayıf bellekli yaşlı bir adam’ izlenimi bırakacağı yönündeki tespitini doğrular nitelikte olduğu değerlendiriliyor.


ABD ve İran arasında taslak mutabakat metni üzerinde anlaşmazlık

Bir MH-60RC Hawk helikopteri, Umman Denizi'nde devriye görevini tamamladıktan sonra ABD destroyeri USS Delbert D. Black'e yaklaşırken (CENTCOM)
Bir MH-60RC Hawk helikopteri, Umman Denizi'nde devriye görevini tamamladıktan sonra ABD destroyeri USS Delbert D. Black'e yaklaşırken (CENTCOM)
TT

ABD ve İran arasında taslak mutabakat metni üzerinde anlaşmazlık

Bir MH-60RC Hawk helikopteri, Umman Denizi'nde devriye görevini tamamladıktan sonra ABD destroyeri USS Delbert D. Black'e yaklaşırken (CENTCOM)
Bir MH-60RC Hawk helikopteri, Umman Denizi'nde devriye görevini tamamladıktan sonra ABD destroyeri USS Delbert D. Black'e yaklaşırken (CENTCOM)

ABD ve İran arasında savaşı sona erdirmeye yönelik taslak mutabakat metni üzerindeki görüş ayrılığı belirginleşti. ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın müzakerelerdeki önerilerinden ‘henüz memnun olmadığını’ açıkladı.

Trump dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın derhal açılması ve hiçbir ülkenin denetimi altına girmemesi gerektiğini vurgularken İran'ın yüksek oranlı uranyum zenginleştirmesinden vazgeçmesi karşılığında yaptırım muafiyeti elde edemeyeceğini de kesinlikle ifade etti. Moskova'nın olası anlaşma çerçevesinde nükleer stoku devralmaya hazır olduğunu yeniden açıklamasının ardından Trump, söz konusu stokun Rusya ya da Çin'e nakledilmesi fikrine de çekinceli yaklaştı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ‘ilerleme kaydedildiğini ve karşılıklı irade bulunduğunu’ belirtirken Washington'ın önümüzdeki saatlerde ve günlerde ortaya çıkacak sonuçları beklediğini söyledi.

Beyaz Saray müzakerelerin ‘iyi ilerlediğini’ doğrularken İran devlet televizyonunun ön mutabakat taslağına ilişkin haberini ‘tümüyle uydurma’ olarak reddetti.

İran devlet televizyonu, bir ay içinde Hürmüz Boğazı'nda ticari deniz ulaşımını yeniden tesis edecek 14 maddelik bir taslaktan söz etmişti. Söz konusu taslak, ABD'nin deniz ablukasını kaldırmasını ve İran çevresindeki Amerikan kuvvetlerinin geri çekilmesini öngörüyordu. Ancak İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani, Tahran ile Washington'ın Hürmüz Boğazı meselesinde henüz anlaşmaya varamadığını ve uranyum stokunun akıbetinin şu an müzakere gündeminde yer almadığını açıkladı.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) savaşın yeniden başlamasına ihtimal vermezken bölgeyi ‘saldırganlar için mezarlığa dönüştüreceğini’ tehdidini savurdu.

İran Dini Lideri'nin danışmanı Ali Ekber Velayeti ise Hürmüz Boğazı’nın herhangi bir anlaşmanın ayakta kalmasının ‘maddi güvencesi’ olduğunu söyledi.