İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



CIA, İsrail saldırısından önce Hamaney’in konumunu tespit etmeye nasıl yardımcı oldu?

(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
TT

CIA, İsrail saldırısından önce Hamaney’in konumunu tespit etmeye nasıl yardımcı oldu?

(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)

ABD ve İsrail’in İran’a saldırı hazırlıkları yaptığı bir dönemde, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) en kritik hedefin konumunu belirledi: İran Dini Lideri Ali Hamaney.

Yetkililer, CIA’nın Hamaney’i aylardır takip ettiğini ve onun nerede bulunduğu ile hareket alışkanlıkları konusunda artan bir güven kazandığını aktardı. Ardından, İranlı üst düzey yetkililerin dün sabah Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde yer alan liderlik kompleksinde bir toplantı yapacağı bilgisi ortaya çıktı. Daha da önemlisi Hamaney’in bu toplantıda hazır bulunacağı öğrenildi.

Yetkililere göre, ABD ve İsrail bu yeni istihbarat bilgilerini kullanmak amacıyla saldırının zamanlamasında kısmi değişiklik yaptı.

Bu bilgiler, iki ülkeye erken ve belirleyici bir zafer elde etme fırsatı sundu: İran’ın üst düzey yetkililerini etkisiz hale getirmek ve Hamaney’i ortadan kaldırmak.

Hızlı operasyon, ABD ile İsrail arasındaki yakın koordinasyon ve istihbarat paylaşımının düzeyini ortaya koyarken, geçen yıl 12 gün süren savaşın ardından iki ülkenin İran liderliği hakkında geliştirdiği istihbarat derinliğini de gözler önüne serdi.

Operasyon, İran liderlerinin, hem İsrail’in hem de ABD’nin savaş hazırlıklarıyla ilgili net sinyaller gönderdiği bir dönemde, kendi konumlarını gizlemek için yeterli önlem alamadığını da gösterdi.

İstihbarat raporlarına aşina kaynaklara göre CIA, Hamaney’in konumuyla ilgili ‘yüksek doğrulukta’ olduğu belirtilen bilgileri İsrail’e iletti. Bu kaynaklar ve operasyona dair detayları paylaşan diğer kişiler, askeri planlamanın hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla bilgi verdi.

İsrail, ABD’den aldığı bilgilerle kendi istihbaratını birleştirerek aylardır planladığı bir operasyonu hayata geçirdi: İran’ın üst düzey liderlerine yönelik hedefli suikast.

Başlangıçta ABD ve İsrail, saldırıyı gece karanlığında gerçekleştirmeyi planlamıştı, ancak Tahran’daki hükümet kompleksinde cumartesi sabahı yapılacak toplantıyla ilgili bilgiler doğrultusunda zamanlamayı değiştirdiler.

Toplantının, İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi, Dini Liderlik Ofisi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin bulunduğu Bastur bölgesindeki güvenli kompleksin içinde yapılması öngörülüyordu.

İsrail, toplantıya savunma alanındaki üst düzey yetkililerin katılacağını tahmin ediyordu; bunlar arasında Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Genel Komutanı Muhammed Bakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, savaş zamanlarında askeri işleri yöneten Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, DMO Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Mecid Musevi ve İstihbarat Bakan Yardımcısı Muhammed Şirazi gibi isimler bulunuyordu.

Operasyon, İsrail saatiyle sabah 06:00 civarında savaş uçaklarının üslerinden havalanmasıyla başladı. Saldırıda görece az sayıda uçak kullanıldı, ancak uçaklar uzun menzilli ve yüksek hassasiyetli mühimmatla donatılmıştı.

Uçakların havalanmasından iki saat beş dakika sonra, yani Tahran saatiyle yaklaşık 09:40’ta, uzun menzilli füzeler kompleksi vurdu. Saldırı sırasında üst düzey yetkililer bir binada bulunurken, Hamaney yakınlardaki başka bir binadaydı.

İsrailli bir savunma yetkilisi, New York Times gazetesine gönderdiği mesajda, “Bu sabah Tahran’da eş zamanlı olarak birden fazla noktaya operasyon gerçekleştirildi. Bunlardan biri İran’ın siyasi ve güvenlik çevrelerinden önde gelen isimleri barındırıyordu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, İran’ın savaş hazırlıklarına rağmen İsrail’in kompleks üzerindeki saldırısında ‘taktik bir sürpriz’ yaratmayı başardığını ifade etti.

Beyaz Saray ve CIA’den konuya ilişkin herhangi bir açıklama gelmedi.

İran resmi haber ajansı IRNA bugün, İsrail’in dün öldürdüğünü açıkladığı iki üst düzey askeri yetkilinin -Ali Şemhani ve Muhammed Bakpur- hayatını kaybettiğini doğruladı.

Operasyonun detaylarına vakıf kişiler, saldırının aylardır süren hazırlıkların ve titiz istihbaratın ürünü olduğunu belirtti.

Geçtiğimiz haziran ayında, İran’ın nükleer hedeflerine yönelik planlamalar sürerken, dönemin ABD Başkanı Donald Trump, Hamaney’in saklandığı yeri bildiklerini ve onu öldürebileceklerini açıklamıştı.

Eski bir ABD yetkilisine göre bu bilgi, dün ABD’nin dayandığı istihbarat ağıyla aynı kaynaktan elde edilmişti.

Ancak o tarihten bu yana ABD’nin topladığı bilgiler önemli ölçüde gelişti; eski yetkili ve istihbarat raporlarına vakıf diğer kaynaklar bu durumu doğruladı. 12 gün süren savaş sırasında ABD, Hamaney ve DMO’nun baskı altındayken nasıl iletişim kurduğunu ve hareket ettiğini daha iyi öğrendi.

Washington, bu bilgi birikimini Hamaney’i izleme ve hareketlerini tahmin etme kapasitesini artırmak için kullandı.

ABD ve İsrail ayrıca İran istihbaratının üst düzey subaylarının bulunduğu konumlarla ilgili özel bilgiler topladı. Dün liderlik kompleksine düzenlenen saldırının ardından yapılan ek operasyonlarda, istihbarat yetkililerinin bulunduğu bölgeler hedef alındı.

İran istihbaratının üst düzey subaylarından bazıları kaçmayı başardı, ancak istihbarat örgütünün en üst kademeleri ağır darbe aldı; birçok kıdemli subay öldü.


ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Elie el-Kuseyfi

Beklenen oldu ve ABD ile İsrail'in Tahran rejimine karşı ortak saldırısı, Ortadoğu saatiyle dün sabah başladı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “İsrail Devleti İran'a önleyici bir saldırı başlattı” açıklamasını yaptıktan sonra, ABD’li yetkililer haber ajanslarına ve medya kuruluşlarına ABD’nin saldırıya katıldığını doğrulamaya başladı. İsrail televizyonu Kanal 13, İran’a yönelik saldırının İsrail ve ABD'nin ortak operasyonu olduğunu ilk duyuran medya organı oldu. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, “İran'da büyük ve devam eden bir askeri operasyon başlattık” açıklamasını yaptı.

Şimdi ilki, son günlerde ve haftalarda ‘İran dosyası’ ile ilgili gelişmeleri gözden geçirmekle, ikincisi ise ABD ve İsrail'in İran'a saldırıdaki amaçlarıyla ilgili olan iki soru gündeme geldi. Saldırının kaçınılmaz olduğunu kesin olarak söylemek gerçekten mümkün müydü? Başka bir deyişle, son birkaç gün ve saat içinde elde edilen bilgiler saldırının kaçınılmaz olduğunu doğrulamak için belirleyici miydi, yoksa ‘ilerleme’ ve ‘atılımlardan’ söz edildikten ve önümüzdeki pazartesi günü Viyana'da teknik ekipler arasında bir toplantı yapılacağı duyurulduktan sonra perşembe günü Cenevre'de Washington ve Tahran arasında yapılan üçüncü tur müzakereler ‘askeri seçenek’ ihtimalini ortadan kaldırdı mı?

Aslında, İran tarafı en iyimser olan taraftı. Bu, gerçekliği veya İran'ın müzakerelerdeki gelişmeleri anlamasını yansıtmıyordu, daha ziyade bu müzakerelerle ve aşamanın genelindeki zorluklarla başa çıkmak için İran'ın izlediği bir stratejiydi. Tahran rejimi, dışişleri bakanının dikkatlice düşünülmüş ve defalarca tekrarlanan açıklamalarında ifade ettiği gibi, sürekli iyimserlik göstermeye karar vermiş gibi görünüyordu. Ancak Tahran, müzakerelerde olası tavizlerin üst sınırını belirlemiş gibiydi. Nükleer konuda taviz marjını genişletmiş olsa da özellikle Trump'ın görev süresi boyunca uranyum zenginleştirmeyi askıya alma fikriyle, ABD'nin sıfır zenginleştirme veya hatta ‘sembolik miktarda zenginleştirme’ şeklindeki müzakere tavizini kabul etmedi. ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un dediği gibi, bunun Washington için ne anlama geldiğini açıklamadan. Aynı zamanda Tahran, anlaşmayı ABD'nin İran'daki ekonomik kazançlarıyla ilişkilendirmeye çalışırken, en azından kamuoyu önünde, füze programı ve Tahran'a sadık bölgesel milisler konusunda müzakereye hazır olmadığını vurguladı.

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi?

Öte yandan ABD tarafı müzakerelerin sonucuna sürekli şüpheyle yaklaşıyor gibi görünüyordu. ABD yönetimi içinde askeri harekete karşı çıkan ekibin lideri olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance biraz daha iyimser olsa da askeri hareketi destekleyen ve Trump'ı Venezuela’ya saldırı düzenlemeye ikna eden ve daha sonra onu kendi ülkesi Küba'ya saldırı düzenlemeye ikna edebilecek olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazartesi günü ‘İran dosyasını’ görüşmek üzere İsrail'i ziyaret etmesi planlanıyor. Müzakere seçeneğine her zaman şüpheyle yaklaşan Rubio, sonunda Tahran'ın füze programını görüşmeyi reddetmesinin büyük bir sorun olduğunu söyledi. Her zaman Rubio'nun tutumuna yakın bir tutum sergiliyor gibi görünen ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı yaptığı açıklamada, Tahran ile görüşmelerin gidişatından ‘memnun olmadığını’ söyleyerek, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini engelleyecek kapsamlı bir anlaşma istediğini, aksi takdirde ‘başka seçenekler’ olacağını vurguladı. Kısa süre sonra, İsrail ve ABD’nin Tahran ve İran'ın çeşitli diğer bölgelerine ortak saldırı başlatacağını duyurdu.

xyjuk
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından gökyüzüne duman yükselirken yürüyen bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Ön bir sonuç çıkaracak olursak, Washington'ın müzakereleri, İran'ın önemli tavizler vererek müzakerelerde büyük bir ilerleme sağlanmadıkça veya İran rejimi ‘davranışını değiştirmeye’ istekli olduğunu göstermedikçe, askeri saldırı hazırlıklarını tamamlarken zaman geçirmek için bir araç olarak gördüğü sonucuna varabiliriz. Ya da rejim içten değiştirilseydi, ki bu uzak ve imkânsız görünüyordu ve sağlam ve aşılmaz ideolojik ve askeri yapıların üstesinden gelinmesini gerektiriyordu. Pratikte Trump, topu İran rejimine geri attı. Geçtiğimiz bahar altı tur süren ve geçtiğimiz haziran ayında 12 gün süren savaşla sona eren müzakerelerde Tahran'ı ‘yanıltan’ Trump, şimdi üçüncü tur müzakerelere sırtını dönüyor. Bu, İran rejiminin hazırlıklı olmadığı ve bunu bir başka aldatmaca olarak görmediği anlamına gelmiyor, zira rejim savaşa hazırlanıyordu ve savaşın yakın ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail-ABD ortak saldırısının hazırlıklarının yaklaştığını doğrulamak için önemli bir bilgiye dayanmamız gerekiyorsa, bu bilgi Trump'ın geçtiğimiz hafta yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'ın ABD ve diğer ülkeleri tehdit edebilecek uzun menzilli füzeler geliştirdiğini belirtmesi olabilir. Trump, cumartesi sabahı Tahran'a saldırının başladığını duyurduğu konuşmasında bu açıklamayı tekrarladı. Bu açıklamalar, ABD Başkanı’nın saldırıyı başlatmak için milliyetçi bir Amerikan bahanesi bulduğu ve ‘İsrail'in yararına’ İran'a saldırı konusunda temkinli davranan ‘izolasyonist’ seslere karşı tutumundaki boşluğu doldurduğu anlamına geliyor.

İran rejimini devirmek mi?

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi? Ya da CNN'in öne sürdüğü gibi ‘rejimi önemli ölçüde zayıflatmak’ mı?

Trump'ın İran halkına hükümetlerini kontrol altına almaları çağrısı ve Netanyahu'nun askeri harekatın İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşulları yaratacağı yönündeki açıklaması, mevcut askeri harekat için çok yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi.

ABD-İsrail saldırısının hızının hızlı, ölçeğinin büyük ve uzun soluklu olduğu kesin. Reuters'a konuşan ABD’li bir yetkili, ABD ordusunun İran'a karşı birkaç gün sürecek bir askeri operasyon düzenlemesinin beklendiğini söyledi. Tahran ve Tebriz, Dezful, Hark Adası, Nihavend ve Kongur dahil olmak üzere birçok İran şehri hedef alındı. Medya raporlarında, kıyı şehri Buşehir'in de saldırıya uğradığı belirtiliyor, ancak buradaki nükleer santralin hasar görüp görmediği belli değil. İsrail Yayın Kurumu, İran'a yönelik saldırıların balistik füze tesisleri (özellikle ülkenin batısında) dahil olmak üzere askeri tesisleri hedef aldığını açıklarken, İsrailli bir yetkili “Hamaney dahil tüm İran rejimi hedef alındı ve İran gündüz saatlerinde gerçekleştirilen saldırı karşısında çok şaşırdı” ifadelerini kullandı.

sdcvdfv
Tahran'daki Vali Asr Meydanı'nın ortasında sergilenen İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resminin bulunduğu bir reklam panosu, 13 Temmuz 2025 (AFP)

Askeri operasyonun hedeflerinin İran coğrafyasının tamamında önemli ve ‘kapsamlı’ olduğunu doğrulayan somut gerçeklerin yanı sıra, Trump'ın İran halkına “artık size yardım etmeye hazır bir başkanınız var” diyerek hükümeti ele geçirmeleri çağrısı yapması ve Netanyahu'nun ABD-İsrail operasyonunun İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşullar yaratacağı yönündeki açıklaması, Tahran rejimine karşı yürütülen mevcut askeri operasyona çok yüksek ve daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi ve operasyonun asıl amacının rejimi devirmek ya da ‘yukarıdan’ yani, rejimin liderliğini ve siyasi ve askeri aygıtının kilit üyelerini hedef alarak, belki de rejimin liderlik yapısı zayıflatıldıktan sonra İran içindeki muhalefetin önderliğinde ikinci bir aşamaya zemin hazırlayarak devirmeye çalışmak olduğu yönünde önemli spekülasyonlara yol açtı.

Ancak Trump, dün sabah yaptığı konuşmada, İran rejimini ‘dünyanın önde gelen terörizm destekçisi’ olarak nitelendirerek ‘tarihi bir yargılama’ gerçekleştirdi. 1979 yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nin ele geçirilmesi ve ABD’li onlarca rehinenin 444 gün boyunca alıkonulması, 1983 yılında Beyrut'taki deniz piyade kışlasının bombalanması sonucu 241 Amerikan askerinin öldürülmesi, Irak'ta İran destekli güçlerin öldürülmesi ve yüzlerce Amerikan askerinin yaralanması olayların yanı sıra milislerinin Ortadoğu'daki kuvvetlerimize yönelik devam eden saldırıları hatırlatan Trump, devam eden askeri harekat için öncelikle Tahran'ın ABD'ye ulaşacak füzeler geliştirdiği yönündeki suçlamasını yaparak İran rejiminin oluşturduğu acil tehditleri ortadan kaldırıp Amerikan halkını savunmak, İran füzelerini ve tüm füze endüstrisini yok etmek, deniz filosunu ortadan kaldırmak ve milislerinin bölgeyi veya dünyayı istikrarsızlaştırmasını veya ABD güçlerine saldırmasını engellemek şeklinde doğrudan hedefler belirledi.

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” açıklamasında bulundu. Bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir.

Dolayısıyla Amerikan saldırı hedeflerinin listesinin genişlemesi, özellikle devam eden ABD-İsrail askeri operasyonu ve İran'ın DMO tarafından açıklanan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) birkaç Amerikan üssünü hedef alarak gerçekleştirdiği misilleme çerçevesinde ‘rejim değişikliği’ hakkındaki spekülasyonları biraz erken hale getiriyor. Şu anda savaşın, çatışmanın veya ‘askeri operasyonun’ nasıl gelişeceği sorusu yanıt arıyor. İran rejimi darbeleri ne ölçüde absorbe edebilecek ve sütunlarını ve imajını ne kadar koruyabilecek? İran'ın tepkisi nasıl gelişecek? Şimdiye kadar, Tahran'ın dün sabah başlayan ‘önleyici saldırıya’ misilleme olarak coğrafi kapsamını genişlettiği görülüyor. İran medyası, ülke içindeki askeri hedefleri vuran saldırılar sonucunda binlerce Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyesinin öldüğünü ve yaralandığını bildiriyor ve bu durum İran'ın tepkisinin ölçeğini ve hızını etkiliyor. Ancak, ‘savaş alanındaki’ gerçek durum hakkında bilgi eksikliği nedeniyle, tüm bunlar spekülasyondan ibaret kalıyor. Öte yandan İsrail savunma sistemi, özellikle de Demir Kubbe, bu yeni sınavında İran'ın füze saldırılarını ne ölçüde absorbe edebilecek? Trump, ABD'nin bölgedeki personelinin maruz kaldığı riskleri en aza indirmek için mümkün olan her adımı attığını söyledikten sonra, aynı soru bölgedeki ABD üsleri için de geçerli.

dvfrtg
Sirenler çalarken Kudüs'te bir caddede koşan bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” dedi. CNN’e konuşan üst düzey yetkili, ABD'nin aralıklı ve dozu artan bir dizi saldırı planladığını, her turun bir ila iki gün süreceğini ve hasarı yeniden değerlendirmek ve ölçmek için ara verileceğini söyledi.

Dolayısıyla, bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir. Donald Trump, askeri danışmanlarından birinin kendisine bildireceği büyük bir sürprize hazırlanmaya başlamış olabilir, ancak İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in başarılı bir şekilde suikast sonucu öldürüldüğü haberini getirmeyen hiçbir sürpriz, duyurulmaya değer olmayacak. Trump ‘hediyesini’ alacak mı, almayacak mı? Bu, belki de savaşın en önemli ve en garip sorularından biri!


Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Pakistan ordusu, cuma gününden itibaren devam eden sınır ötesi saldırılara yanıt olarak, komşu Afganistan’ın derinliklerindeki daha fazla askeri tesisi hedef alan yeni hava saldırıları düzenledi. Operasyonlar, gece saatlerinden cumartesi sabahının ilk saatlerine kadar sürdü. Pakistan, saldırılarını ‘açık savaş’ ilan ettikleri komşusuna karşı yürütülen bir misilleme olarak nitelendirdi. Afganistan ise egemenliğinin ihlal edildiğini belirterek durumu protesto ederken, diyaloğa hâlâ açık olduklarını vurguladı ve çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekti.

sddrf
Afganistan ile yaşanan çatışmalara dair haberleri gazetelerden takip eden Pakistanlılar, Peşaver, 27 Şubat 2026 (AP)

İslamabad, Afganistan’ı, Pakistan’da saldırılar düzenleyen silahlı gruplara ev sahipliği yapmakla suçluyor; Taliban hükümeti ise bu iddiaları reddediyor. Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf cuma günü X hesabından yaptığı paylaşımda, “Sabrımız tükendi. Artık aramızda açık bir savaş var” dedi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de yaptığı açıklamada, “Güçlerimiz, herhangi bir saldırgan girişimi ezmek için gereken tüm kapasiteye sahip” ifadesini kullandı.

Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar ise dün yaptığı açıklamada, Afganistan içindeki operasyonlar sırasında 331’den fazla Afgan güvenlik görevlisinin öldüğünü, 500’den fazlasının ise yaralandığını belirtti. Tarar ayrıca, Pakistan’ın 102 Afgan noktasını imha ettiğini, 22 noktayı ele geçirdiğini ve 37 bölgede 163 tank ve zırhlı aracı yok ettiğini açıkladı.

vfrg
Afganistan’ın Nangarhar vilayetinde Afganistan ile Pakistan arasındaki Torkham Sınır Kapısı’nı koruyan Taliban güvenlik güçleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Afganistan Hükümeti Sözcü Yardımcısı Hamdullah Fıtrat, Afgan güçlerinden yüzlerce kişinin öldüğü veya yaralandığı iddialarını ‘gerçeğe aykırı’ olarak nitelendirerek reddetti. Fıtrat, Pakistan’ı Baktika, Host, Konar, Nangarhar ve Kandahar vilayetlerindeki sivil bölgeleri, ayrıca Torkham ve Kandahar’daki mülteci kamplarını hedef almakla suçladı. Açıklamasına göre 52 kişi yaşamını yitirdi, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 66 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) X platformunda yaptığı paylaşımda, Afganistan’ın bazı büyük şehirlerinin cuma günü Pakistan ordusu tarafından bombalandığını ve bu yeni adımın, zaten Taliban yönetiminin sıkı kontrolü altında yaşayan siviller için endişe kaynağı olduğunu bildirdi.

Resmî Pakistan medyası, Pakistan Hava Kuvvetleri’nin Doğu Afganistan’ın farklı bölgelerindeki başlıca askeri tesislere yönelik operasyonlar gerçekleştirdiğini duyurdu. Yetkililer, ülkenin kuzeybatısındaki Torkham Sınır Kapısı’na yakın bölgelerde yaşayan yüzlerce sivilin kaçtığını belirtti.

Afganistan Savunma Bakanlığı ise cuma gecesinden cumartesiye kadar Miramşah ve Spinwam’daki Pakistan askeri üslerini hedef aldıklarını, askeri tesisleri imha ettiklerini ve ciddi kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Bakanlık, bu saldırıların, Pakistan’ın sürdürdüğü hava operasyonlarına misilleme niteliğinde olduğunu vurguladı.

Bölgedeki ordu sözcüsü Vahidullah Muhammedi’nin AFP’ye verdiği bilgiye göre Afganistan yönetimi, Celalabad’da bir Pakistan savaş uçağını düşürdüklerini ve pilotunu esir aldıklarını iddia etti.

İslamabad ise haberi yalanladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Hüseyin Andrabi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu asılsız ve gerçekle ilgisi olmayan bir iddia” dedi.

ABD, X platformunda yayınlanan bir paylaşımda, Pakistan’ın Taliban saldırılarına karşı kendini savunma hakkını desteklediğini duyurdu. Paylaşımı ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Allison Hooker yaptı.

cevf
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Avrupa Birliği (AB) de dün, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas aracılığıyla tüm taraflara ‘düşmanca eylemleri sona erdirme’ çağrısında bulundu. Bu çağrı, sınır ötesi saldırılar ve hava operasyonlarını da kapsıyor. Söz konusu saldırıların bölge için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.

Kallas, “AB, Afgan topraklarının başka bir ülkeye saldırı veya tehdit için kullanılmaması gerektiğini yeniden vurguluyor ve fiilen iktidarda bulunan Afgan otoritelerinden, Afganistan’da faaliyet gösteren veya buradan operasyon yürüten tüm terörist gruplara karşı etkili önlemler almasını talep ediyor” dedi. Çatışmalar, Çin, Birleşik Krallık, BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından da endişeyle takip ediliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, Pakistan ve Afganistan’ı karşılıklı saldırıları derhal sonlandırmaya ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözmeye çağırdı.

Kabulov cuma günü Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesini destekliyoruz” dedi. Ayrıca, Pakistan ve Afganistan taraflarının talebi olması durumunda Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunmayı değerlendireceğini vurguladı.

dfvfd
Chaman’daki Pakistan-Afganistan sınırında devriye gezen Pakistan askerleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Çin ise tarafları diyaloga davet etti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü Pekin’de yaptığı açıklamada, “Komşu ve dost bir ülke olarak Çin, çatışmanın tırmanmasından ciddi şekilde endişelenmekte ve yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar nedeniyle derin üzüntü duymaktadır” dedi.

Mao, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirterek, derhal ateşkesin uygulanmasını talep etti. Mao, Pekin’in taraflar arasında özel kanalları aracılığıyla arabuluculuk yaptığını ve gerilimi azaltmak için ‘yapıcı bir rol’ üstlenmeye hazır olduğunu bildirdi.