İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
TT

Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)

NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek zirvesi, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltabileceğine yönelik endişelerin gölgesinde gerçekleştirilecek. Yaklaşık 77 yıldır ABD ve NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında bulunan Avrupa’da, Washington’ın izleyeceği yeni politika yakından takip ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından Avrupa’daki kaygılar daha da arttı. Trump, son dönemde ‘kâğıttan kaplan’ olarak nitelendirdiği NATO’dan çekilme tehdidini birden fazla kez dile getirdi. Trump’ın, İran’ın şubat ayı sonunda ABD-İsrail’in başlattığı savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması üzerine, seyrüsefer özgürlüğünün korunması için Avrupalı müttefiklerinden destek talep etmesine rağmen olumlu yanıt alamaması da Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki gerilimi artırdı. Avrupalı liderler ise bu tutumlarını iki gerekçeyle savundu. İlk olarak, Trump’ın Avrupa’nın çıkarlarını doğrudan etkileyen bir savaşı başlatmadan önce müttefiklerine danışmadığını belirttiler. İkinci olarak ise NATO’nun görev alanının Körfez bölgesini kapsamadığını, ayrıca ittifakın beşinci maddesinin ancak üyelerden birine saldırı düzenlenmesi halinde işletilebileceğini, oysa bu savaşta ilk askeri adımı atan tarafın ABD olduğunu vurguladılar.

ABD kuvvetlerinin yeniden konuşlandırılması

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 18 Haziran’da Berlin’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısı sırasında, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığının kapsamlı şekilde gözden geçirileceğini açıkladı. Hegseth, söz konusu değerlendirmenin altı ay süreceğini belirtti. Açıklama, Washington’ın NATO’dan çekilmeyi ya da Avrupa’daki tüm askerlerini geri çekmeyi planladığına işaret etmese de Avrupa’da yeni bir endişe dalgasına yol açtı. Zira böyle bir adımın ittifakın fiilen sona ermesi anlamına geleceği değerlendiriliyor. ABD yönetiminin hedefinin, Avrupalı müttefiklerin güvenliği için üstlendiği yükü hafifletmek ve kuvvet konuşlanmasını yeniden düzenleyerek Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.

dfvbf
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nde Starmer ve Macron ile birlikte (AFP)

Hegseth’in planına ilk tepkilerden biri, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakan Vekili Alice Rufo’dan geldi. Rufo, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Washington’da Trump ile görüşmek üzere yola çıkmasından önce kendisiyle yaptığı görüşmenin ardından Politico Europe’a verdiği röportajda, “ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının, Avrupalılar için yeni sorunlar yaratmayacak şekilde planlı, koordineli ve etkili biçimde gerçekleştirilmesini istiyoruz” dedi. Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un danışmanlığını yapan ve kendisine yakın isimlerden biri olarak bilinen Rufo, “Atlantik ötesi ilişkilerde yaşanan büyük dalgalanmalar dikkate alındığında ne abartıya ne de inkâra kapılmalıyız” ifadesini kullandı.

Rufo’ya göre Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en büyük sınama, büyük ölçüde ABD tarafından sağlanan stratejik destek unsurlarının yerini doldurmak olacak. Bunlar arasında hava ve deniz taşımacılığı, havada yakıt ikmali, istihbarat kapasitesi ve uzay tabanlı imkânlar bulunuyor. Avrupa içindeki görüş ayrılıklarına da dikkat çeken Rufo, Avrupalı ülkeleri birbirlerini suçlamaktan kaçınmaya çağırarak, “Önemli olan sadece rakamlar değil, gerçek askeri sonuçlardır” değerlendirmesinde bulundu.

Kayıp şeffaflık

ABD’den daha fazla ‘şeffaflık’ talep eden tek ülke Fransa değil. Almanya da Savunma Bakanlığı aracılığıyla, Washington’ın Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planına ilişkin ayrıntılı bir ‘yol haritası’ sunmasında ısrar ediyor. Berlin, bu sayede ABD ile Avrupa arasında güvenlik sorumluluklarının devrinin planlı şekilde yürütülmesini amaçlıyor.

Bu süreçten en fazla etkilenecek ülkelerin başında Almanya geliyor. Washington, Avrupa’daki en büyük Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapan Almanya’dan 5 bin askerini çekmeyi planladığını açıkladı. Almanya’da yaklaşık 35 bin ABD askeri bulunurken, Ortadoğu ve Afrika operasyonları açısından Amerikan ordusunun en önemli üslerinden biri olan Ramstein Hava Üssü de burada yer alıyor. Almanya’daki ikinci önemli ABD üssü olan Wiesbaden Hava Üssü ise ABD Avrupa ve Afrika Komutanlığı’na ev sahipliği yapmasının yanı sıra, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımların koordinasyonunda kilit rol üstleniyor.

dfrtb
2025 yılında Lahey’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında NATO liderlerinin toplu fotoğrafı (DPA)

ABD yönetiminin kapsamlı değerlendirme sürecini tamamlaması beklenirken, basına yansıyan bilgilere göre Washington’ın Avrupa’daki stratejik bombardıman uçaklarının sayısını yarıya, savaş uçaklarının sayısını ise üçte bire indirmeyi planladığı belirtiliyor. Ayrıca Reaper tipi insansız keşif hava araçlarının sayısının azaltılması, NATO Kuvvet Modeli kapsamında İttifak için tahsis edilen denizaltı ve savaş gemilerinin kademeli olarak düşürülmesi de planlar arasında yer alıyor. NATO ülkeleri, bu sistem çerçevesinde olası bir savaş durumunda tahsis edecekleri asker ve askeri teçhizatı düzenli olarak belirliyor.

Rutte son günlerde, Washington’ın attığı adımların ‘sürpriz olmadığını’ söyleyerek Avrupalı müttefikleri rahatlatmaya çalıştı. Ancak yaşanan gelişmeler bunun aksini gösteriyor ve ABD yönetiminin karar alma sürecindeki tutarsızlıklara işaret ediyor. Nitekim Almanya’dan asker çekme kararı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Trump’ın İran savaşını yönetme biçimine yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Benzer şekilde, ABD’nin Polonya’da konuşlandırmayı planladığı birlikleri aniden iptal etmesi, ardından bu karardan geri adım atması da müttefikler arasında şaşkınlık yarattı. Romanya’dan bin ABD askerinin çekilmesi de aynı kapsamda değerlendiriliyor.

Tüm bu gelişmeler, Avrupalı müttefikler arasında ABD’nin gerçek niyetine ilişkin belirsizliği artırırken, Washington’ın uzun vadeli stratejisine yönelik soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Yüklerin devri

Bugüne kadar Avrupa savunma kaynaklarına göre Paris’te net olan husus, ABD’nin ‘yüklerin devri’ olarak adlandırılan süreci hızlandırmak istediğidir. Bu konu, Ankara’da düzenlenecek zirvenin ana gündem maddelerinden biri olacak.

Bu kavram, Avrupa kıtasının savunmasında daha büyük yükün Avrupalı ülkelere bırakılmasını ifade ediyor. Washington ise bu süreçte odağını, başta Çin ile sistemsel rekabet olmak üzere diğer stratejik önceliklere yöneltmek istiyor. Öte yandan Avrupalı ülkeleri en çok endişelendiren konu, Rusya’nın gelecekte atabileceği olası adımlar. Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesindeki üst düzey askeri yetkililer, Rusya’nın Ukrayna’nın ardından, on yılın sonuna doğru Avrupa’da yeni bir askeri maceraya girişebileceği uyarısında bulunmayı sürdürüyor.

xsvfvb
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2025’te Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşme sırasında (DPA)

Genel anlayışa göre Washington, Avrupalıların ‘konvansiyonel savaş’ olarak adlandırılan alanda kendi savunmalarını üstlenmesini, buna karşılık ABD’nin ‘nükleer caydırıcılığı’ elinde tutmasını istiyor. ABD’nin Almanya, İtalya, Belçika ve Hollanda’da nükleer silahları bulunuyor. Buna karşılık Fransa ve Birleşik Krallık ise kendi bağımsız nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip.

Trump’ın, ilk başkanlık döneminden bu yana Avrupalı müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yaptığı biliniyor. Bu baskılar sonuç verdi; NATO müttefikleri savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma konusunda uzlaştı.

Halihazırda Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları yüzde 2 ile 3 arasında değişirken, Polonya gibi bazı ülkeler yüzde 4’ün üzerine çıktı. Rutte, bu verileri Trump’ı ittifak içinde tutmak için kullanıyor. Bununla eş zamanlı olarak Avrupalılar, savunma sanayilerini geliştirmeye ve yeni iş birliklerini hızlandırmaya çalışıyor. Bu çabalar, Fransa’nın Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı sırasında Mart 2022’de Versay’da kabul edilen savunma planı çerçevesinde yürütülüyor.

Ukrayna savaşının başlaması ve Avrupa’da yarattığı güvenlik endişelerinin ardından, Avrupa liderleri savunma harcamalarını artırma, savunma sanayi ve teknoloji altyapısını güçlendirme, enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve ‘stratejik özerklik’ hedefini geliştirme kararı aldı.

Buna karşın bazı değerlendirmelere göre, NATO’nun Avrupa kanadı hem Avrupalılara hem de ABD’ye hizmet ediyor. ABD, 30 Avrupa ülkesinden oluşan bu yapı sayesinde ‘sabit bir uçak gemisi’ avantajı elde ediyor. Bu nedenle Washington’ın ne Avrupa’dan ne de NATO’dan tamamen çekileceği görüşü de savunuluyor.


Mutabakat zaptı, İran ile ABD arasındaki ilk askeri çatışmayla karşı karşıya

(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)
(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)
TT

Mutabakat zaptı, İran ile ABD arasındaki ilk askeri çatışmayla karşı karşıya

(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)
(foto altı) Umman kıyıları açıklarındaki Hürmüz Boğazı’nda seyreden gemiler (Reuters)

Mutabakat zaptı, İran ile ABD arasında 17 Haziran’da imzalanmasının ardından iki ülke arasında yaşanan ilk doğrudan askeri çatışmayla sarsıldı. İran, resmi medya organlarının dün aktardığına göre, ABD’nin kendi topraklarına düzenlediği saldırılara misilleme olarak Körfez’deki Amerikan noktalarını hedef aldığını açıkladı. Bu gelişme, Washington’ın Tahran’ı Hürmüz Boğazı’nda bir ABD ticaret gemisine saldırmakla suçlamasının ardından yaşandı.

Taraflar arasındaki bu karşılıklı saldırılar, Washington ile Tahran arasında mutabakat zaptının imzalanmasından bu yana bilinen ilk doğrudan çatışma niteliğini taşıyor. Gelişme, Washington ile Tahran’ın 28 Şubat’ta ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı sona erdirecek nihai bir anlaşmaya yönelik müzakereleri sürerken, stratejik su yolunun açık tutulmasına yönelik çabaların geleceğine ilişkin soru işaretlerine yol açtı.

Saldırılar, İran ile ABD’nin nihai bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla geçici bir uzlaşı sağlamasına rağmen, çatışmanın yeniden kontrolden çıkma riskinin sürdüğünü ortaya koydu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a ait füze ve insansız hava aracı (İHA) depolama tesisleri ile kıyı radar noktalarını hedef alan son saldırıların, ‘İran güçlerinin ateşkesi açık şekilde ihlal eden ve ticari deniz taşımacılığına yönelik gerekçesiz saldırılarına’ karşılık düzenlendiğini açıkladı.

İran devlet televizyonu, ülkenin güneyindeki kıyı kenti Sirik’te görev yapan muhabirine dayandırdığı haberinde, cuma gecesi geç saatlerde Taheruyi İskelesi’nde şiddetli bir patlama sesi duyulduğunu bildirdi. Haberde, askeri bir kaynağın patlamanın bölgeye bir mühimmatın isabet etmesinden kaynaklandığını söylediği aktarıldı.

Patlamanın ardından Mehr Haber Ajansı, “Sirik Limanı’nın normal şekilde faaliyetlerini sürdürdüğünü, ekipman veya tesislerinde herhangi bir hasar meydana geldiğine dair bilgi bulunmadığını” duyurdu.

Bir ticari geminin hedef alınması

CENTCOM, operasyonu, “Cuma akşamı Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan bir ticaret gemisini hedef alan saldırıya verilen güçlü bir karşılık” olarak nitelendirdi. ABD Başkanı Donald Trump da daha önce İran’a ait bir İHA’nın söz konusu gemiyi hedef aldığını öne sürerek, bunu iki ülke arasındaki mutabakatın ‘pervasızca ihlali’ olarak değerlendirmişti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise X platformunda yaptığı paylaşımda, İran’ın yeni saldırılar düzenlemesi halinde ‘şiddete şiddetle karşılık verileceği’ uyarısında bulundu. ABD’nin ateşkes anlaşmasına, diğer adıyla mutabakat zaptına bağlı kaldığını belirten Vance, çatışmaların yeniden başlaması halinde sorumluluğun İran’a ait olacağını söyledi. Vance, “İran ateşkes anlaşmasını imzaladı. Biz de buna bağlı kaldık. Mutabakat zaptının uygulanmasına ilişkin itirazları varsa bizi telefonla arayabilirler” ifadelerini kullandı. İran devlet televizyonu ise dün sabah, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin saldırılarına misilleme olarak Körfez bölgesindeki Amerikan noktalarını hedef aldığını duyurdu.

cdfbfdb
İran’da yeri açıklanmayan bir noktada bulunan insansız hava araçları (Arşiv – Reuters)

Devlet televizyonunun Telegram hesabında yayımlanan DMO açıklamasında, “Saldırıların tekrarlanması halinde vereceğimiz karşılık daha geniş kapsamlı olacaktır” denildi. İran, gemileri Körfez’e Hürmüz Boğazı üzerinden giriş ve çıkış yapmadan önce izin almaları konusunda uyarmasına rağmen, bazı gemilerin Tahran tarafından onaylanmayan rotaları kullanarak seyrini sürdürdüğü bildirildi.

Piyasalar üzerindeki etki

Savaş boyunca olduğu gibi gerilim, piyasaların kapalı olduğu hafta sonunda yeniden tırmandı. Bu durum, taraflara petrol fiyatlarında anlık bir yükselişe yol açmadan iki gün boyunca sert tutum sergileme ve karşılıklı saldırılar düzenleme imkânı sağladı. Önceki benzer durumlarda, son iki hafta sonu da dahil olmak üzere, cuma ve cumartesi günleri karşılıklı sert açıklamaların ardından tarafların, piyasaların pazartesi günü yeniden açılmasından hemen önce daha temkinli bir söyleme yöneldiği görülmüştü.

Son tırmanışa rağmen petrol fiyatları sert geriledi. Düşüşte, dünya petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin normalleşmeye devam edeceğine yönelik beklentiler etkili oldu.

Bir gemiye daha saldırı

Bahreyn’in İran’ın kendisini hedef alan bir saldırı düzenlediğini açıklamasının ardından dün Hürmüz Boğazı’nda bir petrol tankeri saldırıya uğradı. Olayı doğrulayan İngiliz ordusuna bağlı Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi (UKMTO), gemi mürettebatının güvende olduğunu ve çevresel bir zararın bildirilmediğini açıkladı. Saldırıyı üstlenen olmadı. Deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösteren çok uluslu deniz kuvvetlerinin yönettiği Ortak Deniz Bilgi Merkezi ise son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle güvenlik tehdit seviyesini yükselttiğini duyurdu.

 cfdcfd
Petrol varilleri ve Hürmüz Boğazı haritası (Reuters)

İran devlet televizyonu, DMO’nun İran’ın onaylamadığı rotaları kullanarak boğazdan geçmeye çalışan kimliği açıklanmayan gemilere ‘uyarı ateşi’ açtığını bildirdi. Haberde, bu gelişmenin ardından diğer gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçmeden önce İran’dan izin almaya başladığı ifade edildi.

Savaşın başlamasından bu yana petrol yüklü tankerler de dahil olmak üzere yüzlerce gemi Körfez’de mahsur kalmıştı. Son iki haftada gemilerin boğazdan yeniden çıkış yapmaya başlamasıyla birlikte, arzın artacağı beklentisiyle petrol fiyatları savaş öncesi seviyelere yakın düzeye geriledi. Ancak analistler, küresel enerji krizinin tamamen aşılabilmesi için Hürmüz Boğazı’ndaki çift yönlü deniz trafiğinin savaş öncesi seviyelere dönmesi gerektiğini, bunun ise ancak denizcilik şirketlerinin geçiş güzergâhının güvenli olduğuna ikna olması halinde mümkün olabileceğini belirtiyor.

Seyir rotasının genişletilmesi

Washington, Umman kıyıları boyunca uzanan güney rotasını teşvik ederken, Tahran gemilerin kendi kara suları ve denetimi altındaki kuzey güzergâhını kullanmasını istiyor. İran’ın nihai hedefinin ise Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ücret uygulamak olduğu belirtiliyor.

ABD Donanması gözetiminde faaliyet gösteren Ortak Deniz Bilgi Merkezi dün yaptığı açıklamada, Umman yakınlarındaki deniz koridorunun gemilerin giriş ve çıkışlarını kolaylaştırmak amacıyla genişletildiğini duyurdu.

grth56j
Umman’ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)

Ortak Deniz Bilgi Merkezi’nin açıklaması, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden tam kapasiteyle deniz trafiğine açma yönündeki girişimlerini sürdürdüğüne ilişkin İran’a verilen yeni bir mesaj olarak değerlendirildi. İran ise gemilerin kendi talimatlarına uyması gerektiğinde ısrar ederken, geçmişte küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapan Hürmüz Boğazı’ndan geçişler için ücret almaya başlayacağı uyarısını yineliyor. ABD ile Arap ülkeleri ise Tahran’ın bu talebini reddediyor. İran ve Umman’ın karasularında yer almasına rağmen uluslararası bir su yolu statüsüne sahip olan Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklama yapan İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, ülkesinin boğazdaki seyrüsefere ilişkin İran talimatlarını ihlal eden her türlü girişime kararlı şekilde karşılık vereceğini söyledi.


Karşılıklı saldırılar Washington-Tahran mutabakatını tehdit ediyor

Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)
Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)
TT

Karşılıklı saldırılar Washington-Tahran mutabakatını tehdit ediyor

Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)
Umman Sultanlığı'nın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş teknelerin havadan çekilmiş bir fotoğrafı, 27 Haziran 2026 (AFP)

Mutabakat muhtırası, 17 Haziran'da imzalanan çerçeve anlaşmanın ardından ABD ile İran arasında ilk kez gerçekleşen askeri saldırılarla karşı karşıya kaldı. Her iki tarafın birbirini vurmasıyla varılan anlaşma şimdi yeniden başlayan saldırılar nedeniyle tehlikeye girdi.

İran, Washington'ın Tahran'ı bir önceki gece Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemisine saldırmakla itham etmesinin ardından ABD’nin kendi topraklarını hedef alan saldırılarına karşılık Körfez'deki Amerikan üslerini vurduğunu açıkladı.

Washington ve Tahran arasındaki karşılıklı saldırılar, iki tarafın savaşa nihai bir çözüm bulmak amacıyla yürüttüğü müzakereler sürecinde Hürmüz Boğazı'nın açık tutulmasına yönelik çabalara ilişkin soru işaretleri doğurdu. Çeşitli diplomatik çevreler, saldırıların yeniden kontrolden çıkması halinde mutabakat muhtırasında öngörülen 60 günlük süre içinde nihai anlaşmaya ulaşma şansının tehlikeye gireceği kaygısını dile getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD tarafından gerçekleştirilen saldırıların İran'ın füze ve insansız hava aracı (İHA) depo tesislerini ile kıyı radar mevzilerini hedef aldığını bildirdi.

Öte yandan İran devlet televizyonu, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin saldırılarına misilleme olarak Körfez bölgesindeki Amerikan üslerini hedef aldığını aktardı.

Eş zamanlı olarak ABD Donanması'nın denetiminde faaliyet gösteren bir denizcilik kuruluşu olan Müşterek Deniz Bilgi Merkezi, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini kolaylaştırmak amacıyla Umman Sultanlığı yakınlarındaki deniz güzergahını genişlettiğini duyurdu.