İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Almanya’da terör örgütü kurma şüphesiyle bir Rumen vatandaşı gözaltına alındı

 Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)
Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)
TT

Almanya’da terör örgütü kurma şüphesiyle bir Rumen vatandaşı gözaltına alındı

 Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)
Hamburg'da Alman polis memurları (Arşiv-AP)

Almanya Federal Başsavcılığı, Baden-Württemberg eyaletinde yaşayan Romanya vatandaşı bir kişinin aşırı sağcı bir terör örgütü kurmaya çalıştığı şüphesiyle gözaltına alındığını açıkladı.

Merkezi Karlsruhe'de bulunan Federal Başsavcılık, bugün yaptığı açıklamada, şüphelinin Romanya'da "terör savaşı" başlatmayı ve "Romanya devletini yıkarak Nazi modelini örnek alan yeni bir devlet yapısı kurmayı" amaçlayan yapılanma oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Açıklamaya göre şüpheli, 2023 yılının başından itibaren aşırı sağcı örgütü kurmaya çalıştı. Üye kazanmak amacıyla Almanya'dan iki mesajlaşma kanalı yöneten zanlının, özellikle Romanyalı gençleri hedef aldığı belirtildi.

Savcılık, şüphelinin kanal abonelerini ve üyelerini çeşitli suçlar işlemeye teşvik ettiğini kaydetti. Bunlar arasında aşırı sağcı semboller içeren duvar yazıları yazılması, küçük yaştaki kız çocuklarının kendilerine zarar vermeye yönlendirilmesi, göçmenlerin veya LGBTİ+ bireylerin kullandığı binalara kundaklama saldırıları düzenlenmesi ve "insan altı" olarak nitelendirdiği kişilerin öldürülmesi çağrıları yer aldı.

Şüphelinin ayrıca zehir ve patlayıcı yapımı, molotof kokteyli hazırlanması ve araçlara bomba düzeneği kurulmasına ilişkin talimatlar paylaştığı ifade edildi.

Federal Başsavcılık, bu gerekçelerle şüpheliyi lideri olduğu yabancı bir terör örgütünü kurmaya teşebbüs etmekle suçluyor. Zanlı hakkında ayrıca devletin güvenliğini tehdit eden ağır şiddet eylemine hazırlık yaptığı iddiasıyla da soruşturma yürütülüyor.

Savcılık, şüphelinin isnat edilen eylemlerin bir bölümünü gerçekleştirdiği öne sürülen dönemde 18 ila 20 yaşları arasında olduğunu bildirdi.

Şüpheli, bugün Enz bölgesinde Rheinland-Pfalz ve Baden-Württemberg eyalet polislerinin ortak operasyonuyla gözaltına alındı. Zanlının, Karlsruhe'deki Federal Yüksek Mahkeme soruşturma hâkimi karşısına çıkarılması ve tutuklanıp tutuklanmayacağına karar verilmesi bekleniyor.


Washington Post: ABD, sahadaki birlikleriyle Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini izleyecek

İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
TT

Washington Post: ABD, sahadaki birlikleriyle Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini izleyecek

İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)
İsrail’in kuzeyinden çekilen fotoğrafta, İsrail-Lübnan sınırının Lübnan tarafında bir İsrail askeri aracı görülüyor. (EPA)

Washington Post, ismini vermek istemeyen bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, ABD’nin Lübnan ve İsrail ordularının hareketlerini doğrudan izlemede rol üstleneceğini, bu kapsamda hem Lübnan’da hem de İsrail’de sahada bulunan Amerikan unsurlarının kullanılacağını bildirdi.

Söz konusu yetkili, ABD’nin 2024 anlaşmasından bu yana Lübnan’da gözlem görevleri yürüten askerî varlığının bulunduğunu ve şimdi bu yapının iki tarafın da olası ihlallerini tespit etmek üzere genişletileceğini ifade etti.

Aynı kaynak, bu sürecin Washington’daki siyasi karar alıcıların, taraflardan herhangi birinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde gerekli baskıyı uygulamasını kolaylaştıracağını belirtti.

Yetkili ayrıca, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı’nın iki tarafın doğrudan denetiminde aktif bir rol üstlenmeyeceğini, ancak CENTCOM’a bağlı yetkililerin tespit edilen ihlalleri ABD Başkanı Donald Trump yönetimine ileterek gerekli müdahalenin yapılmasını sağlayacağını kaydetti.

İsrail ile Lübnan arasında, ABD’nin himayesinde cuma günü çerçeve niteliğinde bir güvenlik anlaşmasının imzalandığı bildirildi. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından cuma akşamı yayımlanan anlaşma metnine göre iki ülke, ‘çatışmayı tamamen sona erdirme, temel nedenlerini ele alma ve böylece aralarındaki herhangi bir savaş halini resmen bitirme niyetinde olduklarını’ ilan etti.

Anlaşma, İsrail’in Güney Lübnan’daki bazı bölgelerden kademeli olarak çekilmesini, buna paralel olarak Lübnan ordusunun konuşlanmasını öngörüyor. Bununla birlikte İsrail güçlerinin geçici olarak genişletilmiş bir güvenlik bölgesinde kalmasına izin veriliyor.

Metin, Lübnan ordusunun ‘devletin egemen otoritesini tüm Lübnan toprakları üzerinde tesis etmesini’ sağlayacak bir mekanizma da içeriyor. Bu süreç, özellikle Hizbullah başta olmak üzere devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılmasının doğrulanmasına kadar devam edecek.

Çatışma nedeniyle ve İran’la yaşanan daha geniş çaplı savaşla eş zamanlı gelişen süreçte, bir milyondan fazla Lübnanlının evlerini terk ettiği belirtildi. Hizbullah ve İran ise ABD’nin, iki hafta önce imzalanan ve daha geniş savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat kapsamında Lübnan’daki çatışmaları bitirme sözü verdiğini ifade ediyor.


Washington ile Tahran arasındaki teknik görüşmeler ne anlama geliyor?

ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
TT

Washington ile Tahran arasındaki teknik görüşmeler ne anlama geliyor?

ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)
ABD, İran, Katar ve Pakistan arasındaki toplantı sırasında Bürgenstock tatil beldesinde bulunan heyet çalışanları (Reuters)

Washington ile Tahran arasında yürütülen teknik görüşmeler, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nda yer alan siyasi ilkelerin, 60 günlük süre içinde uygulanabilecek somut düzenlemelere dönüştürülmesine odaklanıyor.

İsviçre’de gerçekleştirilen siyasi turu izleyen uzmanlar toplantılarında taraflar, teknik heyet başkanlarının gözetiminde çalışacak ve tavsiye ile raporlarını mutabakatın uygulanmasını denetleyen üst komiteye sunacak dört ihtisas çalışma grubu oluşturulması konusunda anlaşmaya vardı.

Birinci çalışma grubu, yaptırımların kaldırılması dosyasını ele alacak. Bu kapsamda, petrol, petrokimya ürünleri ve petrol türevleri ihracatına ilişkin ABD muafiyetlerinin takibi, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasına yönelik düzenlemeler ve Tahran’ın bu fonlara erişiminin güvence altına alınması konuları değerlendirilecek.

İkinci çalışma grubu ise nükleer dosyaya odaklanacak. Grubun gündeminde İran’ın nükleer programının geleceği, yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları ve nihai bir uzlaşıya dahil edilebilecek teknik mekanizmalar yer alacak.

Üçüncü çalışma grubu, yeniden imar ve ekonomik kalkınma başlığından sorumlu olacak. Bu kapsamda savaşın yol açtığı zararın tespiti, hasar gören tesisler ile altyapının yeniden inşasının finansmanına yönelik düzenlemelerin hazırlanması ve ekonomik ile üretim faaliyetlerinin yeniden canlandırılmasının desteklenmesi ele alınacak.

Dördüncü çalışma grubu ise denetim ve uygulama mekanizmasını yürütecek. Grubun görevi, tarafların taahhütlerine bağlılığını izlemek, mutabakat maddelerinin kararlaştırılan takvim çerçevesinde uygulanıp uygulanmadığını doğrulamak, olası ihlal veya gecikmeleri tespit etmek ve üst komiteye düzenli rapor sunmak olacak.

fevervf
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsviçre’nin Bürgenstock tatil beldesinde düzenlenen dörtlü toplantının başlamasından önce Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile tokalaşırken (Reuters)

Dört çalışma grubuna paralel olarak taraflar, sahadaki olası çatışmaları önlemeye yönelik ayrı mekanizmalar kurulması konusunda da mutabakata vardı. Bunların başında, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında doğrudan bir iletişim hattı oluşturulması geliyor. Söz konusu hattın, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin koordinasyonu, acil uyarıların paylaşılması ve deniz ya da askeri nitelikteki olayların daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmeden kontrol altına alınması amacıyla kullanılması öngörülüyor.

Paralel düzenlemeler kapsamında ayrıca, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla mutabakat muhtırasına taraf ülkeler arasında bir irtibat noktası kurulması ve Lübnan’da anlaşmazlıkların önlenmesi ile gerilimin düşürülmesine yönelik bir birim oluşturulması kararlaştırıldı. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki saldırıların yeniden başlaması ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin anlaşmazlıkların sürmesine rağmen, CENTCOM ile DMO arasındaki iletişim hattı henüz faaliyete geçirilmedi.

Taraflar çalışma gruplarının yapısı ve görev alanları üzerinde uzlaşmış olsa da gruplar henüz resmi olarak çalışmalarına başlamadı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ilk tur teknik görüşmelerin tarih ve yerinin gerekli koşulların oluşması ve arabulucu ülkeler üzerinden sağlanacak mutabakatın ardından belirleneceğini söyledi. Garibabadi, bu hafta Doha’da teknik toplantılar yapılacağı yönündeki haberleri ise yalanladı.

Doha’da iki yol

Doha’da düzenlenecek toplantı, iki paralel süreci bir araya getirecek. Bunlardan ilki, mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin üst düzey görüşmeler, diğeri ise uygulama mekanizmalarını ele alacak teknik toplantılar olacak.

Üst düzey bir İranlı kaynak, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve gerilimin düşürülmesi konularına odaklanacağını belirtti. Kaynak, hafta başında yaşanan karşılıklı saldırıların ateşkesi tehlikeye atmasının bu başlıkları ön plana çıkardığını ifade etti.

Teknik görüşmelerin dört çalışma grubunun tamamını kapsayıp kapsamayacağı ya da yalnızca deniz ulaşımının güvenliği ve çatışmaların yeniden başlamasını önlemeye yönelik acil düzenlemelerle sınırlı kalıp kalmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

ABD’li bir yetkili ile hazırlıklara ilişkin bilgi sahibi bir kaynağa göre, ABD teknik heyetinin başkanı Nick Stewart’ın toplantılara katılması bekleniyor. İran teknik heyetine ise daha önce İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) nezdindeki daimî temsilciliğini yürüten Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi başkanlık ediyor.

Garibabadi, çalışma gruplarının görüşmelerine ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Çalışma gruplarının teknik toplantılarının bu hafta yapılması planlanmadı” ifadesini kullandı.

Katar ile istişarelerin olağan şekilde sürdüğünü ve karşı tarafın taahhütlerinin uygulanmasının da takip edildiğini belirten Garibabadi, bazı basın organlarında yer alan, Doha’da çalışma gruplarına ait teknik görüşmeler yapılacağı yönündeki haberlerin doğrulanmadığını söyledi.

Garibabadi, belirlenen çalışma grupları çerçevesindeki ilk teknik görüşmelerin ise ‘gerekli koşulların oluşturulması ve tarih ile yer konusunda mutabakata varılmasının ardından’ gerçekleştirileceğini kaydetti.

İki teknik ekip

Nick Stewart, mayıs ayında Steve Witkoff’un ekibine katıldı. Stewart, İran ile yürütülen müzakerelerin tıkanma sürecine girdiği bir dönemde, Tahran ile müzakere yürüten ekibin yeni üyelerinden biri olarak görevlendirildi.

Stewart, yönetime katılmadan önce, Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı’nın (FDD) lobi kolu olan FDD Action’da Savunuculuk Faaliyetleri İcra Direktörü olarak görev yaptı. Kuruluş, ağırlıklı olarak İran, yaptırımlar ve ulusal güvenlik politikaları üzerine çalışmalar yürütüyor.

Stewart, daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde, dönemin ABD Özel Temsilcisi Brian Hook’un gözetiminde Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki İran Eylem Grubu’nun (Iran Action Group) Genel Sekreteri olarak görev yaptı. Söz konusu grup, yaptırımlar, nükleer program ve İran’ın bölgesel faaliyetleri de dahil olmak üzere Washington’ın Tahran politikasının koordinasyonundan sorumluydu.

Bu geçmişi, Stewart’a yaptırımlar, ekonomik baskı politikaları ve İran ile müzakereler konusunda doğrudan deneyim kazandırırken, bu alanlar mutabakat muhtırasının uygulanabilir düzenlemelere dönüştürülmesinden sorumlu teknik çalışma gruplarının da temel gündem maddelerini oluşturuyor.

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Claudia Tenney, Stewart’ın atanmasını Witkoff’un ekibi için ‘önemli bir takviye’ olarak nitelendirirken, kendisini ABD’nin İran politikasına ilişkin önde gelen uzmanlardan biri olarak değerlendirdi.

İran tarafında ise uzmanlar heyetine Kazım Garibabadi başkanlık ediyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Garibabadi, nükleer program ve yaptırımlara ilişkin müzakerelerde kilit rol üstlenen diplomatlar arasında yer alıyor.

dfvbtr
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İsviçre’deki görüşmelerin oturum aralarında, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’nin elindeki belgeye bakıyor. (İran Meclisi)

Garibabadi, 1974 yılında doğdu. Siyasi ilişkiler, diplomasi ve kamu hukuku alanlarında eğitim gören Garibabadi, daha önce İran’ın Hollanda Büyükelçisi ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü nezdindeki daimî temsilcisi olarak görev yaptı. Daha sonra 2018-2021 yılları arasında İran’ın UAEA ile Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimî temsilciliğini üstlendi.

Garibabadi ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nda nükleer konulardan sorumlu danışmanlık yaptı ve nükleer anlaşma komitesinin genel sekreterliği görevini yürüttü. Ardından yargı erkine geçen Garibabadi, Yargı Erki Başkan Yardımcılığı ve İnsan Hakları Konseyi Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

Garibabadi, Batı’ya yönelik sert eleştirileri ve nükleer dosya, yaptırımlar ile İran’ın egemenliği konularını birbirine bağlayan söylemiyle tanınıyor. Aynı zamanda Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri ve DMO’nun önde gelen isimlerinden Muhammed Bakır Zülkadir’in damadı olarak biliniyor.

60 günlük süre

Washington ile Tahran, 17 Haziran’da 14 maddelik bir mutabakat muhtırası imzaladı. Söz konusu anlaşmanın, savaşı durdurması ve Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine yeniden açması, ardından daha karmaşık başlıkları kapsayan müzakerelerin önünü açması öngörülüyor.

Bu başlıklar arasında İran’ın nükleer programı, ABD yaptırımları, İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının geleceği, dondurulmuş varlıklar ve boğazdaki deniz trafiğine ilişkin kalıcı düzenlemeler yer alıyor.

Muhtıra kapsamında İran, ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak için azami çaba göstereceğini taahhüt etti. Buna karşılık ABD, İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırdı.

Taraflara, mutabakatın imzalandığı tarihten itibaren başlayan 60 günlük bir süre içinde uygulama detayları üzerinde uzlaşma sağlama yükümlülüğü verildi.

Doha’daki toplantının, boğazla ilgili en acil anlaşmazlığın kontrol altına alınmasına odaklanacağı, buna paralel olarak teknik ekiplerin muhtırada yer alan daha geniş kapsamlı dosyalar üzerindeki görüşmelerini sürdürdüğü belirtiliyor.