İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İran Meclis Başkanı yarın Irak’ı ziyaret edecek

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
TT

İran Meclis Başkanı yarın Irak’ı ziyaret edecek

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere yüksek düzeyli bir parlamento heyetinin başında yarın Irak’a gidiyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Kalibaf, bölgesel gelişmeleri, Tahran ile Bağdat arasındaki stratejik iş birliğini güçlendirme yollarını ve Batı Asya’da istikrar ile güvenliğin tesisine katkı sağlayacak ortak mekanizmaları ele almak amacıyla yarın sabah Irak’a hareket edecek.

Kalibaf’ın ziyareti, ABD güçlerinin 30 Eylül’de gerçekleşmesi planlanan çekilme sürecinin ardından silahlı grupların geleceğine ilişkin iktidardaki koalisyon içinde yürütülen tartışmaların gölgesinde gerçekleşiyor. Siyasi gerilim, İran yanlısı Nuceba Hareketi’nin bir liderinin gözaltına alınmasının ardından daha da tırmandı.

IRNA’ya göre İran Meclis Başkanı’nın Iraklı üst düzey yetkililerle bir araya gelerek ikili ilişkilerin geliştirilmesi, sınır güvenliği, terörle mücadele, ekonomik iş birliğinin genişletilmesi ve iki ülke arasındaki ortak anlaşmaların uygulanması konularını görüşmesi planlanıyor.

Irak, bünyesinde barındırdığı ve ülkede ciddi siyasi nüfuz elde eden İran destekli güçlü silahlı grupların silahsızlandırılması yönünde Washington’ın baskılarına maruz kalıyor.

Kalibaf’ın ziyareti ayrıca, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisi ile Erbil’deki yerel istihbarat müdürünün ikametgahına yönelik iki insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıdan iki gün sonra gerçekleşiyor. Erbil makamları, söz konusu İHA’ların İran yönünden fırlatıldığını bildirdi.

IKBY Terörle Mücadele Birimi tarafından yapılan açıklamada, 17 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 00.28’de, İran sınırı yönünden gönderilen Hadid-110 tipi patlayıcı yüklü iki İHA’nın Erbil’in Pirmam ilçesindeki IKBY Başbakanlık Özel Kalem Ofisi ile istihbarat teşkilatı Parastin’in Direktörü’nün ikametgahını hedef aldığı, olayda can kaybı yaşanmadığı duyuruldu.

Saldırıya ilişkin açıklama yapan Barzani, kişisel ofisi ile Parastin Direktörü’nün ikametgahının İran menşeli İHA saldırılarına maruz kaldığını belirterek, bu pervasız ve kabul edilemez saldırıların bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik ciddi bir tırmanış ile doğrudan bir tehdit oluşturduğunu kaydetti.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ise dün akşam saatlerinde, İran’ın ‘şüpheli’ olarak nitelendirdiği saldırıya ilişkin soruşturma açılması talimatını verdi.

Öte yandan Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin’e, ‘saldırıların İran topraklarından düzenlendiğine dair ellerinde bir bilgi bulunmadığını ve bu tür eylemlerin hiçbir gerekçesinin olamayacağını’ ilettiği belirtildi.

cd
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025 tarihinde bölgenin başkenti Erbil’de bir basın toplantısı düzenledi. (AFP)

Açıklamaya göre Arakçi, İran hükümetinin IKBY hükümeti ve özellikle bölgedeki iki ana partiyle sahip olduğu olumlu ve güçlü ilişkilere vurgu yaptı. Arakçi, ‘Kürt dostların komşular arasına nifak sokmayı hedefleyen sahte bayrak tuzaklarına karşı dikkatli olmaları gerektiğini’ ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dün yaptığı açıklamada, ‘yakından ilgilenilmeyi gerektiren oldukça şüpheli bir gelişme’ olarak tanımladığı saldırıyı kınadı. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise Erbil’in yönelttiği suçlamalara ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı.

Tehlikeli bir tırmanış

Irak’ın kuzeyinde yer alan, 1991’den bu yana özerk bir yapıya sahip olan ve 2003 Irak Anayasası uyarınca federal yetkilerle donatılan IKBY, komşusu İran ile ilişkilerini yönetmede hassas bir yaklaşım benimsiyor.

Yerel makamların verilerine göre, şubat ayının sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu savaşından bu yana bölge bin defadan fazla bombalandı.

Söz konusu saldırıların, Iraklı silahlı grupların ABD çıkarlarına karşı düzenlediğini açıkladığı eylemler ile İran’ın uzun yıllardır Irak’ın kuzeyinde konuşlu bulunan İranlı silahlı Kürt muhalif gruplara ait mevzilere yönelik düzenlediği bombardımanlardan oluştuğu bildirildi.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani dün yaptığı açıklamada, son saldırıyı ‘tehlikeli bir tırmanış’ olarak nitelendirerek federal hükümetten ‘ülkenin güvenlik ve istikrarını koruma yönündeki anayasal sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmesini’ ve ‘bu tür saldırıların tekrarlanmamasını sağlamak’ adına gerekli tedbirleri almasını talep etti.

Saldırılar, ABD’nin İran yanlısı grupların silah bırakması yönünde Bağdat üzerindeki baskısını artırdığı bir döneme denk geliyor. Mayıs ayı ortasında göreve gelmesinden bu yana bu talebi yerine getirme sözü veren Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, söz konusu gruplara silahlarını teslim etmeleri için 30 Eylül’e kadar süre tanıdı. Bu tarih, Washington öncülüğündeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun görev süresinin sona ermesiyle de örtüşüyor. Bazı gruplar ise Irak’ın kuzeyindeki koalisyon varlığını öne sürerek silah bırakmayı reddetmeyi sürdürüyor.

Öte yandan, ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack dün IKBY’ye yönelik saldırıyı kınayarak bunu ‘bölgesel istikrara yönelik doğrudan bir tehdit’ olarak değerlendirdi. Barrack, Irak’ın egemenliğini yeniden tesis etme ve tüm silahlar ile güvenlik güçlerinin Irak devletinin otoritesi altında kalmasını sağlama çabalarında Zeydi’ye tam destek verdiğini vurguladı.


Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
TT

Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)

Emel Şehade

Güney Lübnan'daki “Ali et-Tahir” dağ silsilesindeki savaşta Lübnan'a yönelik güvenlik gerilimlerinin artması ve İsrail ordusunun durumu yatıştırma çabalarına rağmen uzun süreli çatışma olasılığına hazır olduğunu açıklamasıyla birlikte, Tel Aviv İran'a karşı hazırlığını en yüksek seviyede tutmaya devam ediyor, güvenlik ve askeri yetkililerinden gelen sürekli uyarılara rağmen ABD ordusuyla birlikte saldırılara katılmayı bekliyor.

Bu iki dosya, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Temsilcisi Jared Kushner, BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'i bir araya getiren ve Trump'ın Gazze Şeridi planının ikinci aşamasına geçişi hızlandırma çabalarının devamı olan toplantıda da ele alındı.

Jerusalem Post, diplomatik bir yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Bütün taraflar, ateşkesi pekiştirmenin ve yeniden inşa için koşullar yaratmanın yanı sıra, bölgenin yönetimini Filistinli teknokrat bir komisyona devretmekle ilgileniyor.”

Konuyla ilgili İsrail iç araştırmalarına aşina olan İsrailli siyasi kaynaklar, İsrail'in Gazze'deki tampon bölgeleri kontrol etmeye devam etme konusundaki tutumunu büyük olasılıkla koruyacağını değerlendiriyor. Savunma Bakanı Yisrael Katz da bazılarınca “güvenlik kuşakları” olarak adlandırılan Gazze, Lübnan ve Suriye'deki tampon bölgelerin korunmasıyla ilgili İsrail kararından bahsederken, söz konusu tutumun altını çizmişti.

İsrail'deki ılımlı akım

Ulusal Güvenlik Konseyi Eski Başkanı Tzachi Hanegbi ise, Kushner'in Tel Aviv'e gelmeden önce, Ortadoğu'daki mevcut fırsatı değerlendirmenin ve diplomatik anlaşmaları ilerletmenin gerekliliği hakkında verdiği mesajını karşılıksız bırakmayarak ve toplantıyı ciddiye alarak, kendisinden faydalanılması çağrısında bulundu.  

Hanegbi, “Kushner'in hangi alanda bir atılım beklediğini bilmiyorum. Gazze'de Barış Konseyi tarafından olumlu adımlar atılıyor, ancak Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına yönelik ilerleme eğer gerçekleşirse, yavaş ve hayal kırıklığı yaratıcı olması bekleniyor” dedi. Şöyle devam etti: “Suriye'ye gelince, yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ılımlı ve ciddi görünüyor, ancak İsrail'in Golan Tepeleri'nden asla vazgeçmeyeceğini anladığına dair hiçbir işaret görülmüyor. Geriye sadece Lübnan kalıyor, eğer Kushner mesajında ​​onu kastediyorsa kesinlikle haklı.”

Hanegbi, mevcut durumun Lübnan hükümetiyle diplomatik sürecin tamamlanmasının mümkün olduğunu doğruladığını vurguladı ve şunları söyledi: “Değerli aylar, seçimleri ve sonuçlarının ışığında ortaya çıkacak siyasi süreci bekleyerek boşa harcanmamalıdır. Başkan Trump'ın Kasım ayındaki kongre seçimlerinden sonraki politikalarının öngörülemez olması nedeniyle, bu konuya gösterilen mevcut Amerikan ilgisinden yararlanmak her iki ülkenin de açıkça çıkarınadır. Daha da önemlisi, iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıklar çözülebilir. Mülteci sorunu yok, kutsal yerler yok, ataların topraklarında inşa edilmiş Yahudi yerleşim yerleri yok ve kanlı tarihi izler yok. Elbette asıl sorun Hizbullah'ın direnişinde yatıyor ve taraflar iyi niyet ve siyasi bilgelik göstererek ve risklerin bilinçli bir şekilde yönetilmesine olanak tanıyan kırmızı çizgiler belirleyerek bu konuya odaklanmalıdır.”

Hanegbi, İsrail'de ılımlı olarak nitelendirilebilecek ve güvenlik, askeri ve siyasi çevrelerden gelen ve herhangi bir cephede gerilimin artmasından kaçınmayı ve diplomatik çözüm arayışını savunan sesleri kapsayan bir akımı temsil ediyor.

Ali Tahir düğümü

Lübnan, Ali Tahir tepeleri çevresindeki son gerilimlerin ardından bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. İsrailliler, stratejik açıdan önemli bu bölgenin kontrolünü ellerinde tutmakta ısrar ederken, aynı zamanda Hizbullah savaşçılarına da boyun eğdirmek istiyorlar. Hiçbirinin teslim olmayacağını tahmin etseler de bu senaryoya dayanarak operasyonlarına, bombardımanlarına ve kontrollerini sıkılaştırmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda, Hizbullah'ın nihayetinde savaşçılarına hayati önem taşıyan malzemeleri ulaştırmaya veya onları kaçırmaya olanak tanıyacak aldatıcı bir manevra da dahil olmak üzere, bölgeyi çevreleyen İsrail askerlerine karşı sofistike eylemler düzenlemesinden duydukları korkuyu da gizlemiyorlar. Ancak bu senaryo ışığında İsrail, hepsini ortadan kaldırmak amacıyla tünellerde konuşlanmış olan unsurlarına karşı istisnai bir saldırı düzenlemesi olasılığını Hizbullah'ın göz ardı etmediğine inanıyor.

Çeşitli senaryolar arasında, Netanyahu ve Katz'ın, yaklaşık iki buçuk ay sonra yapılması beklenen parlamento seçimlerinden önce partileri Likud'un sürekli gerilemesini durdurmayı umarak, Lübnan'daki çatışmanın kapsamını genişletecek istenmeyen bir karar alma olasılığını göz ardı etmeyen İsrailli kaynaklar da var.

İç politika da sahadaki denklemin bir parçası

Maariv gazetesi, böyle bir senaryodan korkan ve Netanyahu'nun içerideki durumunun tamamen farkında olan, ayrıca, mevcut güvenlik durumunun Netanyahu ve partisinin popülaritesini artırmak için kullanılması olasılığını dışlamayan Amerikalı yetkililerin görüşlerine dayanan bir haber yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre şu ifadelere yer verildi: “İsrail iç politikası siyasi denklemin bir parçasıdır. Netanyahu, sadece Lübnan'ın vaatlerine dayanarak toprak teslim eden biri gibi görünmeyi göze alamaz. Öte yandan, Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması taahhüdü mümkün olmadan önce İsrail tanklarının Güney Lübnan'dan çekilme görüntüsü, siyasi açıdan patlayıcı madde gibidir.” Maariv’in haberinde ayrıca, “Buna karşılık Trump uzlaşıları sonuçlandırmayı hedefliyor ve onun için Lübnan, çok daha büyük bölgesel girişimin bir halkası” denildi.

Maariv şöyle devam etti: “Trump'ın hedefleri arasında Gazze barış planının ilerletilmesi, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik anlaşması ve İran ile yaşanan krizdeki mevcut çıkmazın aşılması da yer alıyor. Beyaz Saray, İsrail'deki seçimlerin bütün bu süreçleri dondurabileceğini anlıyor. Trump'ın ilk döneminde, barış planı İsrail'deki siyasi karmaşa nedeniyle defalarca ertelenmişti. Bu kez Washington'da, İsrail siyasetinin başkanın gündemini tekrar rayından çıkarmasına izin verme niyeti yok.”

İsrailli gazete, ABD'nin Netanyahu'ya karşı tutumunun son zamanlarda seçim kampanyasının ihtiyaçları ile aldığı kararları birbirinden ayırmaya dayandığını işaret ediyor. Nitekim Netanyahu, Ortadoğu Barış Konseyi'nin Hamas'ı silahsızlandırma planını açıkça reddettikten sonra, Amerikalılar bunu seçim dönemi politikalarıyla ilgili bir tutum olarak yorumladılar. Netanyahu’ya iletilen mesaj ise çok daha pragmatikti: Washington, İsrail sık sık saldırıları kısıtladığı ve barış sürecinin ilerlemesine izin verdiği için söylemlerinin bir kısmına uyum sağlamaya hazırdır. Nitekim Netanyahu, Kushner'e plana bir şans vereceğine ve Gazze'deki operasyonları azaltacağına söz verdi.

Netanyahu'nun siyasi durumu

Netanyahu'nun siyasi durumu Amerikan hesaplarını daha da karmaşıklaştırıyor. Mevcut koalisyonu, hükümet kurmak için gereken Knesset'teki 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmaktan çok uzak. Ne var ki Netanyahu, muhalif kampa çoğunluğu vermemenin yeterli olduğuna inanıyor. Zira eğer kimse hükümet kurmayı başaramazsa, bir sonraki seçime kadar geçici hükümetin başında kalacak. Bu olasılık özellikle Washington'u endişelendiriyor. Çünkü bu, Trump'ın bölgesel ajandasının birkaç ay daha İsrail politikasına bağlı kalacağı anlamına geliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun seçimlerdeki rakipleri, durumu kendi lehine kullanmasını engellemeye çalışıyorlar. Netanyahu'nun en güçlü rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Yair Lapid'e yakın isimler Trump'ın yakın çevresine mesajlar ileterek, seçimlerde tarafsız kalmasını istediler. Bu, ABD başkanının tutumunun, müdahale edip etmeyeceğine karar vermeden önce bile, İsrail seçim kampanyasında bir faktör olarak etkisini gösteriyor.

Bütün bu senaryolar ve artan gerilim arasında bir ön rapor, savaşın kayıplarının yaklaşık 140 milyar dolara ulaştığını, bunun İsrail tarihinin en yüksek maliyeti olduğunu ortaya koydu. The Market tarafından yayınlanan habere göre ise maliyetin yakında 339 milyar dolara (1 trilyon şekel) ulaşması bekleniyor.

Haberde, eski bir genelkurmay başkanının şu sözlerine yer verildi: “Bir günlük zayıflığın bedeli çok yüksek, bu yüzden tekrarlanmamalı.” Ayrıca şu uyarıda bulundu: “Mevcut güvenlik durumu, önümüzdeki yıllarda bütçeye yüz milyarlarca şekellik yükün yanı sıra, ulusal bir şok ve tehlikeli bir psikolojik durum da dayatacaktır.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."


İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı
TT

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, salı günü yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı, ABD geçici anlaşmanın hükümlerine uyana kadar kapalı kalacak” dedi.

İranlı üst düzey bir yetkili dün Reuters'a yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirecek kalıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki çabaların çıkmaza girmesi nedeniyle ülkesinin politikasını savunmadan “tamamen saldırı” aşamasına geçirmeye karar verdiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump ise İran'ın “beyaz teslim bayrağını çekmesi gerektiğini” belirterek, Tahran'ın kendi açısından gerekli gördüğü anlaşmayı imzalamayacağını ifade etti.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), salı günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndan çıkış yönünde seyreden bir geminin kimliği belirsiz bir merminin hedefi olduğuna ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Reuters'a göre saldırıda geminin makine dairesi hasar gördü ve mürettebat arasında can kaybı yaşandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesi amacıyla İran'la müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Erdoğan ayrıca Ankara'nın barış çabalarına destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi Jared Kushner ise dün yaptığı açıklamada, ABD ile İran hükümetinin farklı birimleri arasındaki görüşmelerin hiç olmadığı kadar ciddi bir aşamaya geldiğini, ancak iki tarafın henüz bir mutabakata varamadığını söyledi.