İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



ABD seçimleri piyasalar için ne anlama geliyor? Trump’ın gündeminin geleceğine ilişkin 3 senaryo

Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)
TT

ABD seçimleri piyasalar için ne anlama geliyor? Trump’ın gündeminin geleceğine ilişkin 3 senaryo

Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)

ABD’de 3 Kasım Salı günü yapılacak ara seçimlere günler kala küresel piyasalar, Kongre’deki güç dengelerinin değişme ihtimalinden daha fazlasını izliyor. Seçim sonuçları, Başkan Donald Trump’ın görev süresinin son iki yılında ekonomi politikalarını sürdürme kapasitesini büyük ölçüde belirleyecek. Yatırımcılar ise Beyaz Saray’daki mevcut dönemin ötesine, 2028 sonrasına ve Trump’ın yeniden iktidara gelmesinden bu yana ekonomik, ticari ve jeopolitik dengeleri yeniden şekillendiren politikaların ne ölçüde kalıcı olacağına odaklanıyor.

Tahmin piyasalarındaki işlemler, Temsilciler Meclisi yarışında Demokratların belirgin biçimde önde olduğuna, Senato yarışının ise daha çekişmeli geçtiğine işaret ediyor. ABD Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu (CFTC) tarafından Federal düzeyde denetlenen en büyük yasal tahmin piyasası olarak tanımlanan Kalshi’nin 28 Ekim tarihli verilerine göre, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etme olasılığı yüzde 91, Senato’da çoğunluğu kazanma olasılığı ise yüzde 66 olarak hesaplandı. Bu oranlar kesinleşmiş sonuçları değil, seçim öncesinde piyasa katılımcılarının beklentilerini yansıtan ve değişebilecek tahminleri ifade ediyor.

bnj
Trump, Ohio Üniversitesi’ndeki Schumaker Merkezi’nde düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapmak üzere platforma çıkarken şapkasını havaya atıyor (AFP)

Seçim sonuçlarının önemi, Demokratların meclislerden birinde veya her ikisinde çoğunluğu elde etmesinin Trump yönetimi üzerindeki siyasi ve yasama kaynaklı kısıtlamaları artırabilecek olmasından kaynaklanıyor. Böyle bir sonuç, kamu harcamaları, borçlanma tavanı, gümrük tarifeleri, göç ve enerji politikaları konusunda yeni anlaşmazlıkların önünü açabilir. Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu koruması ise Trump’a gündemini sürdürmek için daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir. Ancak bu durum tek başına piyasaların daha iyi performans göstereceği anlamına gelmiyor.

Yatırımcılar açısından mesele yalnızca hangi partinin kazanacağı değil; her olası sonucun büyüme, enflasyon, faiz oranları, dolar ve petrol fiyatları üzerindeki etkilerini ve 2028 başkanlık seçimlerine yaklaşılırken ABD politikalarının geleceğini değerlendirmek.

Birinci senaryo: Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni geri alıyor

Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması, Cumhuriyetçilerin ise Senato’daki kontrolünü koruması, mevcut piyasa beklentilerine göre en olası senaryo olarak öne çıkıyor.

Bu durumda Demokratlar, komisyon başkanlıkları, soruşturmalar yürütme ve yönetim yetkililerini ifadeye çağırma gibi alanlarda daha geniş denetim yetkileri elde edecek. Ancak Senato’nun Cumhuriyetçilerin kontrolünde olması ve Trump’ın başkanlık vetosu yetkisini kullanabilmesi, Demokratların önceliklerini yürürlüğe girecek yasalara dönüştürme kapasitesini sınırlayacak.

Bu güç dengesi, özellikle 2027 yılına yönelik müzakerelerde tarafların baskı aracı olarak kullanabileceği bütçe, kamu harcamaları ve borçlanma tavanı konularındaki anlaşmazlıkları artırabilir. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan  aktardığı analizlerde, borçlanma tavanı konusunda yaşanabilecek bir krizin piyasaları sarsabileceği ve yatırımcıların belirsizlik algısını artırabileceği uyarısı yapılıyor.

Bununla birlikte bu senaryo, Trump’ın gündeminin durması anlamına gelmiyor. Başkan; gümrük tarifeleri, göç ve dış politika gibi alanlarda geniş yürütme yetkilerini koruyacak. Dolayısıyla Demokratların Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu, yönetimin kararları üzerindeki denetimi artırsa da bu politikaların yönünü tek başına değiştirmeye yetmeyebilir. Ayrıca bazı yeni girişimlerin yasalaşmasını zorlaştırabilir.

Piyasalar açısından en belirgin etki, varlık fiyatlamalarında mali ve siyasi risklerin öneminin artması olabilir. Borçlanma tavanı veya hükümetin finansmanı konusundaki anlaşmazlıklar tahvil piyasasında dalgalanmayı artırabilir. Hisse senetlerinin seyri ise şirket kârları, büyüme beklentileri ve borçlanma maliyetleriyle daha yakından bağlantılı olmaya devam edecek. Kongre’deki kontrolün değişmesi, hisse senetlerinin mutlaka yükselmesini veya düşmesini gerektiren bir sonuç doğurmaz.

İkinci senaryo: Demokratlar her iki mecliste de çoğunluğu kazanıyor

Demokratların hem Temsilciler Meclisi’ni hem de Senato’yu kontrol etmesi durumunda Trump’ın gündemi üzerindeki kısıtlamalar daha da artacak. Senato’nun Demokratların kontrolüne geçmesi, komisyonların çalışmalarında, hükümet ve yargı atamalarının onaylanmasında ve Senato’nun gündeminin belirlenmesinde de partiye daha fazla nüfuz sağlayacak.

cdvfgbhy
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde katılımcılar, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın fotoğraflarını çekiyor (AFP)

Böyle bir sonuç, ekonomi ve ticaret politikaları konusunda daha kapsamlı çatışmaların yaşanmasına ve Kongre onayı gerektiren yeni girişimlerin yasalaşmasının zorlaşmasına yol açabilir. Bütçe ve borçlanma tavanı konusunda uzlaşmaya varmak da daha karmaşık hale gelebilir. Bu başlıkların siyasi pazarlıklarda kullanılması ihtimali artabilir.

Bununla birlikte Demokratların iki mecliste de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın politikalarını uygulama kapasitesinin sona ereceği anlamına gelmiyor. Başkan, veto yetkisini ve ticaret ile dış politikanın önemli bölümlerini kapsayan geniş yürütme yetkilerini koruyacak. Dolayısıyla değişim, yürütme yetkisinin bütünüyle muhalefete geçmesinden ziyade, yasama denetiminin ve siyasi kısıtlamaların artması şeklinde ortaya çıkacak.

Piyasalar açısından daha uzun vadeli sonuç, 2028 sonrasında ABD politikalarının devamlılığına ilişkin beklentilerin yeniden değerlendirilmesi olabilir. Yatırımcılar Trump’ın bazı politikalarının sürdürülme ihtimalinin azaldığını düşünürse bu politikalardan yararlanan veya olumsuz etkilenen varlıkların ve sektörlerin değerlemelerini yeniden gözden geçirebilir. Ancak bu durum, piyasa eğilimlerinin hemen tersine döneceği anlamına gelmiyor.

Bu ihtimal; enerji, tedarik zincirleri ve ticari ilişkilerin yanı sıra ABD’nin İran, Orta Doğu, Ukrayna, Rusya, Çin ve NATO’ya yönelik tutumu açısından da önem taşıyor. Kongre’deki güç dengesinin değişmesi, bazı politikaların siyasi desteğini etkileyebilir ancak dış politikanın yönünü tek başına belirleyemez.

Üçüncü senaryo: Cumhuriyetçiler Kongre’deki çoğunluğu koruyor

Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu koruması, Trump’a yasama gündemini sürdürmek için daha geniş bir hareket alanı sağlayacak. Ayrıca muhalefetin Kongre komisyonları üzerinden yoğun soruşturma ve denetim yürütme ihtimalini azaltacak.

Bu senaryo, mevcut ekonomi ve ticaret politikalarının devamını destekleyebilir ve yasama sürecindeki tıkanıklığa ilişkin bazı kaygıları azaltabilir. Ancak Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu koruması, mali risklerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Reuters’ın aktardığı analizlere göre, seçim sonucu ne olursa olsun 2027’de hükümetin finansmanı ve borçlanma tavanı konusunda anlaşmazlıkların sürmesi bekleniyor.

Ayrıca Cumhuriyetçilerin Kongre’de çoğunluğu koruması, hisse senetlerinin yükseleceği veya tahvil getirilerinin düşeceği anlamına gelmiyor. Piyasalar, gümrük tarifelerinin fiyatlar üzerindeki etkisini, enerji maliyetlerinin enflasyona yansımasını, faiz oranlarının yönünü, şirket kârlarını ve büyüme beklentilerini değerlendirmeyi sürdürecek.

Sonuçların piyasa beklentileriyle uyumlu gelmesi ve yasama kaynaklı çatışma risklerini azaltması halinde yatırımcıların tepkisi olumlu olabilir. Ancak bu etkinin büyüklüğü, sonucun önceden fiyatlanıp fiyatlanmadığına ve aynı dönemde yaşanacak ekonomik gelişmelere bağlı olacak.

Piyasalar 2028 sonrasını izliyor

Reuters’ta yayımlanan analizinde ekonomi yazarı Mike Dolan, seçimlerin en önemli etkisinin doğrudan sonuçlarından ziyade 2028 başkanlık yarışı için geri sayımın başlaması ve mevcut ABD politikalarının ne kadar süre devam edeceğine ilişkin soruların öne çıkması olabileceğini belirtiyor.

Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasından bu yana ABD’nin S&P 500 endeksi ile küresel MSCI hisse senedi endeksi yüzde 30’un biraz üzerinde yükseldi. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi yüzde 42, büyük yedi teknoloji şirketinin hisseleri ise yaklaşık yüzde 45 değer kazandı. Yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artışın desteğiyle Philadelphia Yarı İletken Endeksi de üç katın üzerine çıktı.

sxacdfgthy
Georgia eyaletinin Morrow kentinde düzenlenen seçim mitinginde Demokrat Parti destekçileri pankartlar taşıyor (AFP)

Buna karşılık aynı dönemde küresel ham petrol fiyatları yüzde 53 arttı. Analize göre bu yükseliş, şubat ayında İran’la savaşın başlamasından bu yana kaydedilen artışı da içeriyor. Avrupa savunma şirketlerinin hisse senedi endeksleri yüzde 60’tan fazla yükselirken ABD’deki benzer şirketlerin hisselerindeki artış yüzde 27’de kaldı.

ABD doları ve Hazine tahvilleri ise aynı dönemde daha zayıf bir performans sergiledi. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi, 2024 seçimlerinden bu yana yaklaşık 1 yüzde puan yükseldi. Bu tablo; enflasyon, para politikası, gümrük tarifeleri ve enerji şoklarının yanı sıra yapay zekâya yönelik büyük ölçekli yatırımların etkilerinin iç içe geçtiğini gösteriyor.

Reuters’ın analizi, piyasalardaki bu hareketleri yalnızca Trump’ın politikalarına bağlamanın yanıltıcı olabileceğine de işaret ediyor. Hisse senetlerindeki kazançların önemli bir bölümü yapay zekâ yatırımlarındaki yükselişle ilişkilendirilirken diğer hareketlerde ticaret ve dış politika kararları ile ekonomik gelişmeler etkili oldu. Bu nedenle seçimler yatırımcıları mevcut eğilimlerin ne ölçüde devam edeceğini yeniden değerlendirmeye yöneltebilir ancak bu eğilimleri belirleyen tek faktör olmayacak.

Tahvil getirileri ve petrol fiyatları tabloyu karmaşıklaştırıyor

Seçimler, siyasi risklerin enflasyon baskısı ve faiz beklentileriyle iç içe geçtiği bir dönemde yapılıyor.

S&P 500 endeksi, 28 Ekim’deki işlemlerde 7.744,52 puana ulaştı. Endeks, 6 Ekim’de işlem sırasında gördüğü 7.844,52 puanlık zirvenin yaklaşık yüzde 1,3 altında kaldı. Piyasalardaki oynaklığı ölçen VIX endeksi ise 16,97 puan seviyesinde gerçekleşti.

Tahvil piyasasında ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvillerinin getirisi 28 Ekim’de yüzde 5,05 seviyesinde kapanırken 2022 sonundaki yaklaşık yüzde 3,88 düzeyinin üzerine çıktı. İki yıllık Hazine tahvillerinin getirisi ise yüzde 4,67 oldu.

Döviz piyasalarında dolar endeksi 29 Ekim’deki işlemlerde 102,15 puana yükselirken, FED’in bir önceki günkü kararından önce avro 1,11495 dolar seviyesinde işlem gördü.

Petrol piyasasında ise Brent petrolün aralık vadeli kontratları 29 Ekim sabahı varil başına 114 dolara yakın seviyelerde işlem gördü. Brent, bir önceki seansı 115,32 dolardan tamamlamıştı. ABD tipi Batı Teksas petrolü (WTI) de önceki kapanışını 102,78 dolardan gerçekleştirmesinin ardından varil başına 101 doların üzerinde işlem gördü.

Bu seviyeler önem taşıyor çünkü enerji fiyatlarındaki yükseliş enflasyon baskısını artırabilir; faiz beklentilerini ve borçlanma maliyetlerini etkileyebilir. Jeopolitik gerilimin tırmanması da petrol fiyatlarındaki oynaklığı artırarak ABD’de ve küresel piyasalarda enflasyon ve büyüme beklentilerine yansıyabilir.

FED’in kararı belirsizlikleri artırıyor

Seçimlerden günler önce ABD Merkez Bankası (FED), politika faizini yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu. Karar, faizin çeyrek puan artırılmasını tercih eden iki üyenin karşı oyuna karşılık 10 oyla alındı.

Kararın ardından piyasalar, aralık ayında yeni bir faiz artışı yapılması ihtimalini yüksek görmeye devam etti. CME Group bünyesindeki FedWatch verileri, faiz artışı olasılığının yaklaşık yüzde 85 olduğunu gösterdi. Bu durum, ekim ayında faizin sabit tutulmasının yatırımcıların enflasyon baskılarının devam edeceğine ilişkin kaygılarını ortadan kaldırmadığına işaret ediyor.

dcfergthyj
Ekranlarda, New York Borsası’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh’ın görüntüleri yer alıyor (AP)

Dolayısıyla seçim sonuçları, borçlanma maliyetlerinin ve para politikasının yönünün yakından izlendiği bir dönemde açıklanacak. Bu durum, yatırımcıların yalnızca siyasi gelişmelere dayanarak kesin pozisyonlar almasını zorlaştırabilir.

Piyasalar için asıl belirleyici sürpriz olabilir

Üç senaryo arasında, tahmin piyasalarının verilerine göre Demokratların Temsilciler Meclisi’ni geri alması en olası sonuç olarak öne çıkıyor. Senato’daki çoğunluk yarışı ise daha belirsizliğini koruyor.

Ancak piyasaların vereceği tepki yalnızca nihai sonuca bağlı olmayacak. Sonucun beklentilerden ne ölçüde farklılaştığı, kazanan partinin ne büyüklükte bir çoğunluk elde ettiği ve bunun yasama çatışmalarına mı yoksa siyasi uzlaşmalara mı yol açacağı da belirleyici olacak.

Yatırımcılar ayrıca petrol fiyatlarını ve ABD’nin ekonomik verilerini izlemeyi sürdürecek. Bu kapsamda 6 Kasım’da açıklanması planlanan istihdam raporu ile faiz beklentilerini etkileyebilecek enflasyon verileri öne çıkıyor.

Daha uzun vadede seçimler, yatırımcıların odağını sonucun kısa vadeli etkilerinden 2028’e uzanan dönemde ABD politikalarının devamlılığına çevirmesine neden olabilir. Kongre’deki kontrol el değiştirse de Cumhuriyetçilerin elinde kalsa da piyasaların yönü; siyasetin enflasyon, faiz oranları, enerji fiyatları ve büyümeyle etkileşimine, ayrıca ABD yönetiminin daha rekabetçi bir siyasi ortamda gündemini ne ölçüde sürdürebileceğine bağlı olacak.


İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?
TT

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’da sık sık yüksek hızlı tren kazaları neden yaşanıyor?

İspanya’nın orta kesiminde çarşamba sabahı Toledo (Tuleytula) iline bağlı Orda kasabası yakınlarında iki hızlı trenin çarpışması, Avrupa’nın en modern demir yolu ağlarından birinde güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. İspanyol medyası ve demir yolu şirketlerinin açıklamalarına göre devlete ait Renfe şirketinin AVE treni ile özel Iryo şirketine ait trenin arka kısmına çarpması sonucu en az 68 kişi hayatını kaybetti. Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Kaza, yalnızca büyük bir trajedi olmakla kalmadı; İspanyollara, ülkenin teknolojik ilerleme söyleminin gölgesinde kalan kanlı demir yolu facialarını da yeniden hatırlattı.

İspanya’nın demir yolu kazaları sicili onlarca yıla uzanıyor. Altyapı kusurları, insan hataları ve siyasi denetim mekanizmalarındaki eksiklikler, bu kazaların başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Adamuz faciası ve Santiago kazası: Henüz kapanmayan yaralar

Bu yıl 18 Ocak’ta, ülkenin güneyini sarsan büyük kazanın üzerinden henüz dokuz ay geçmişti. Córdoba iline bağlı Adamuz bölgesinde bir hızlı trenin raydan çıkarak karşı yönden gelen başka bir trenle çarpışması sonucu 45 kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ağır yaralanmıştı.

ergt
28 Ekim 2026'da Toledo eyaletindeki Orda kasabası yakınlarında meydana gelen yüksek hızlı tren kazası (AFP)

Kazanın ardından yürütülen soruşturmada, ilk değerlendirmelerden raylardan birinde bulunan 40 santimetre uzunluğundaki kırığa odaklandı. Kaynak ve bakım kusurlarından kaynaklandığı belirtilen hasar, kamuya ve özel sektöre ait şirketlerin birlikte işlettiği hızlı tren hatlarının güvenliği konusunda alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

Yeni binyılda İspanya’nın yaşadığı en büyük demir yolu facialarından biri ise 24 Temmuz 2013’te meydana geldi. Devlete ait Renfe şirketinin Alvia hızlı treni, Galiçya bölgesindeki Santiago de Compostela istasyonu yakınlarında keskin bir virajda raydan çıktı.

dcfvg

Kazanın, makinistin ihmali ve hız sınırını aşırı ölçüde ihlal etmesi, ayrıca hattın bu bölümünde gelişmiş otomatik frenleme sistemlerinin bulunmaması nedeniyle meydana geldiği belirtildi. Facia, 80 kişinin ölümüne ve 140’tan fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.

Kaza, ülkede geniş yankı uyandıran bir davaya dönüştü. Makinist ve altyapı güvenliğinden sorumlu yetkililer hakkında yıllarca süren yargı süreçleri yürütüldü.

1970’lerde El Cuervo faciası ve Ordüliz kazası

İspanya demir yollarının geçmişine bakıldığında, 1970’li yılların da en az bugünkü kadar kanlı kazalara sahne olduğu görülüyor.

21 Temmuz 1972’de, Endülüs bölgesinde Madrid ile Cádiz arasında sefer yapan bir yolcu treni, Sevilla iline bağlı El Cuervo belediyesi yakınlarında yerel bir trenle çarpıştı. İki trenin doğrudan kafa kafaya çarpışması, ön vagonların tamamen parçalanmasına neden oldu. Kazada 86 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.

Olay, diktatör Francisco Franco yönetiminin son dönemlerinde yaşanan en ölümcül ulaşım facialarından biri olarak kayıtlara geçti.

yt6j6
İspanya'nın Adamos kenti yakınlarında iki yüksek hızlı trenin raydan çıkması olayına karışan trenlerden biri (Reuters)

Bundan iki yıl önce, 1970 yazında ise ülkenin kuzeyindeki Bilbao kenti yakınlarında bulunan Ordüliz kasabasında iki tren kafa kafaya çarpıştı. Kazada 33 kişi yaşamını yitirdi.

Yetkililer o dönemde sorumluluğu tamamen insan hatasına bağlayarak istasyon şefini suçladı. Ancak daha sonra yapılan incelemeler, krizin başka bir boyutunu ortaya çıkardı. İstasyon şefinin dört gün boyunca ara vermeden, günde 16 saate varan yoğun vardiyalarla çalıştığı belirlendi.

Siyasi sansür ve Torre del Bierzo’nun büyük faciası

İspanya tarihindeki bazı demir yolu kazaları, siyasi sansür ve bilgi karartmasıyla da anılıyor.

Ülkenin en büyük ve en gizemli demir yolu faciası, Franco yönetimi döneminde, Ocak 1944’te León ilindeki El Bierzo bölgesinde dar bir tünelde üç trenin art arda çarpışmasıyla yaşandı.

Olay, Madrid’den A Coruña’ya gitmekte olan bir posta treninin frenlerinin tamamen arızalanmasıyla başladı. Tren, tünel içinde manevra yapan bir lokomotifle çarpıştı. Ardından karşı yönden gelen bir kömür yük treni de enkazla çarpıştı ve yangının büyümesine neden oldu.

dfy
Renfe'ye ait Alvia hızlı treni, 24 Temmuz 2013'te Galiçya'daki Santiago de Compostela istasyonu yakınlarında keskin bir virajda raydan çıktı (Wikipedia)

O dönemde yeni kurulan devlet demir yolu şirketi Renfe, resmî açıklamasında 78 kişinin öldüğünü bildirdi. Ancak tarihçiler ve görgü tanıkları, faşist yönetimin itibarını korumak amacıyla felaketin boyutlarını küçültmeye çalıştığını ileri sürdü.

Bağımsız tarih araştırmaları ve tahminler, gerçek can kaybının 200 ila 500 arasında olabileceğine işaret ediyor. Bu rakamlar, kazayı İspanya tarihinin en ölümcül demir yolu faciası hâline getiriyor.

gth
21 Temmuz 1972'de Madrid ve Cadiz'i birbirine bağlayan yüksek hızlı yolcu treni, Sevilla ilindeki El Cuervo belediyesi yakınlarında bir yerel trenle çarpıştı (İspanyol medyası)

Benzer bir durum 1965’te de yaşandı. Madrid-Barselona hattında, Zaragoza yakınlarındaki Grisén kasabasında bir tren yangınında resmî olarak 30 kişinin öldüğü açıklandı. Ancak daha sonraki değerlendirmeler, yangında hayatını kaybedenlerin sayısının 80’e yaklaşmış olabileceğini ortaya koydu. Kurbanların bazılarının cesetlerinin yangında tanınmaz hâle geldiği, olayın boyutlarının ise medya üzerindeki baskı nedeniyle yeterince yansıtılmadığı belirtildi.

Demir yolu sektörünün özelleştilmesi ve aynı hat üzerindeki şirket rekabeti

İspanya’daki ulaşım uzmanları, demir yolu kazalarının tekrar etmesinin nedenlerinin geçen yüzyılda teknoloji eksikliğinden kaynaklandığını, günümüzde ise trafik yönetimi ve operasyonların koordinasyonuyla ilgili sorunların öne çıktığını belirtiyor.

rhyjuk
Ocak 1944'te Lyon'un Il Pierzo bölgesindeki dar bir tünelde üç trenin zincirleme çarpışması (Wikipedia)

1970 yılında İspanya'nın kuzeyindeki Bilbao kenti yakınlarındaki Ordolez kasabasında iki trenin kafa kafaya çarpışması sonucu meydana gelen şiddetli kaza (İspanyol medyası).

İspanya, Avrupa’da yüksek hızlı demir yolu taşımacılığını rekabete açan öncü ülkelerden biri oldu. Böylece İtalyan ve İspanyol yatırımcıların sahip olduğu Iryo ile Fransız şirketi Ouigo, devletin demir yolu devi Renfe ile aynı hatlarda rekabet etmeye başladı.

Bilet fiyatlarının düşmesine ve günlük sefer yoğunluğunun artmasına yol açan bu sert ticari rekabet, devlete ait ADIF kurumunun işlettiği sinyalizasyon ve otomatik denetim altyapısı üzerinde daha önce görülmemiş bir operasyonel baskı oluşturdu.

cvfbghj
1965'te Madrid-Barselona hattındaki bir trende Zaragoza yakınlarındaki Gresin kasabasında yangın çıktı (İspanyol medyası).

Santiago’dan Adamuz’a, oradan da bugün Toledo’da yaşanan faciaya uzanan kazalar, dijital sistemlerin devre dışı kalması durumunda insan koordinasyonuna ilişkin protokollerin yeterince geliştirilmemesinin ciddi riskler doğurabileceğini gösteriyor.

Demir yolu taşımacılığında özelleştirmeye ve rekabete aşırı ölçüde ağırlık verilmesi, güvenlik sistemleri ile işletme koordinasyonunun aynı hızda geliştirilmemesi hâlinde, en hızlı trenlerin bile raylar üzerinde ölümcül araçlara dönüşmesine yol açabiliyor.


Şin-Bet, İsrail seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yurtdışı kaynaklı fon kullanıldığına dair şüpheleri soruşturuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
TT

Şin-Bet, İsrail seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yurtdışı kaynaklı fon kullanıldığına dair şüpheleri soruşturuyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı, yırtık bir Likud Partisi seçim afişinin yanından geçen bir Arap kadın ve çocuğu (AP)

İsrail Merkez Seçim Komitesi Başkanı Yargıç Noam Sohlberg, salı günü yapılan seçimlere dış müdahale şüphesine ilişkin soruşturma başlatılması için Şin-Bet Direktörü David Zini’den talepte bulundu. Şüphelerin, seçmenleri etkilemeye çalıştığından kuşkulanılan bazı taraflara sağlanan finansmanla ilgili olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre Sohlberg, Zini’ye gönderdiği mektupta, ‘İsrail'in çıkarlarına karşı faaliyet gösteren yabancı aktörler tarafından sağlanan finansman yoluyla seçimlere uygunsuz biçimde müdahale edildiğine ilişkin ciddi şüphelerden haberdar edildiğini’ ifade etti.

Sohlberg, “Bu şüphelerin doğruluğunu teyit edememekle birlikte, arkasında yabancı aktörlerin bulunma ihtimalinin konunun derinlemesine soruşturulmasını gerektirdiği kanaatindeyim” dedi.

Solberg, soruşturma sonuçlarının bir hafta içinde açıklanmasını talep etti

Sohlberg, Zini’den şüphelerin doğruluğunu araştırmak ve bunları doğrulayabilecek ya da çürütebilecek delilleri toplamak için kurumun sahip olduğu tüm yetkileri kullanmasını istedi.

Sohlberg mektubunda, “Kamuoyunun seçim sürecine ve demokratik sürecin dürüstlüğüne duyduğu güveni ancak bu şekilde sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Sohlberg, soruşturma sonuçlarının bir hafta içinde kendisine sunulmasını talep etti.

İsrail medyasına göre soruşturma, Şin-Bet’e ulaşan ve Sohlberg’e de sunulan istihbarat bilgilerine dayanıyor. İsrail Kanal 12 televizyonunun haberine göre Likud Partisi, söz konusu paranın Arap vatandaşların oylarını çekmeye çalışan gruplara gönderildiğine inanıyor.

Şin-Bet: Seçimler sorunsuz ilerliyor

Zini salı günü yaptığı açıklamada, seçim gününün ‘şu ana kadar iyi geçtiğini’ belirterek seçmen katılım oranının yüksek olduğunu söyledi.

Zini, “İsrail vatandaşlarına seçimlerin denetim altında tutulduğunu ve düzgün, takdire şayan bir şekilde gerçekleştirildiğini güvenle teyit edebiliriz” ifadesini kullandı.

Arap kasabalarındaki oylama ile ilgili önceden yöneltilen suçlamalar

Bu arada İsrail medyası, oy verme işlemi başlamadan önce Likud Partisi’nin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerdeki seçim sonuçlarına itiraz etmeyi planladığını ve Netanyahu’nun kazanamaması durumunda oyların ‘çalındığını’ öne süreceğini bildirdi.

Times of Israel gazetesinin aktardığı haberlere göre parti, seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin bir dizi şikâyet ve iddiayı önceden hazırladı.

İsrail polisi, salı günü erken saatlerde Likud’un Arap partilerinin oyları çaldığı yönündeki iddialarını reddederek bu suçlamaları destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı.