İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Wagner, Afrika'nın göbeğinde opioid imparatorluğu kurdu

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
TT

Wagner, Afrika'nın göbeğinde opioid imparatorluğu kurdu

Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin Bangui kentinde, Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin ve sağ kolu Dmitri Utkin'in heykeli dikilmişti (AFP)

Wagner'in kurucusu Yevgeni Prigojin'in ölümünün ardından Kremlin, bu paralı asker şirketinin yerine Afrika Kolordusu'nu koymaya çalışıyor. Ancak örgütlerinden ayrılmayan yüzlerce Wagner savaşçısı, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kendi uyuşturucu imparatorluklarını kurdu.

Wall Street Journal (WSJ), ülkede hâlâ 500 civarında Wagner savaşçısının bulunduğunu ve oğul Pavel Prigojin'in başını çektiği bu kişilerin tramadol ticareti sayesinde kereste ve altın kaynaklarını da sömürdüklerini bildiriyor.

Ubangi Nehri'nin yukarı kesimlerinde mevzilenen Wagner unsurlarının, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kolluk kuvvetlerinin ve Moskova'nın denetiminin dışında faaliyet gösterdiği aktarılıyor.

Yaygın bilinen opioidlerden tramadol, aslında bir ağrıkesici olsa da yüksek dozlarda kokaine benzetilen güçlü bir uyarıcı etki gösteriyor. 

Wagner'in altın madenlerindeki işçiler uzun süre çalışmak için, savaşçılarsa korkuyu bastırmak amacıyla tramadol kullanıyor. 

Paralı askerler son derece bağımlılık yapıcı bu ağrıkesiciyi yerel milislere, ordu mensuplarına ve kendi savaşçılarına çatışmalarda kullanmaları için veriyor.

İsviçre merkezli kâr amacı gütmeyen Uluslararası Organize Suça Karşı Küresel Girişim, bölgedeki Wagner unsurlarının kaçak altın ticaretinden yılda 180 milyon dolar kazandığını tahmin ediyor.

WSJ, Wagner ve işbirlikçilerinin Afrika'daki kaçakçılık merkezi olarak kullandığı Orta Afrika Cumhuriyeti'nin önemli bakanlıklarında, ordusunda, kolluk kuvvetlerinde ve gümrüklerinde etkili olduğunu aktarıyor. 

Pentagon'un finanse ettiği Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2018'de direnişçilere karşı savaşmak için ülkeye gelen Wagner savaşçılarının günümüzde devleti ele geçirdiğini öne sürüyor. 

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'nun Orta Afrika uzmanı Charles Bouëssel şu yorumu yapıyor:

Orta Afrika Cumhuriyeti, Wagner'in en güçlü olduğu ülkeydi. Altın madenciliği faaliyetleri de dâhil olmak üzere ülkedeki ekonomik varlıkları hâlâ büyük ölçüde korunuyor. Rusya, tıpkı uçak kazasına kadar Prigojin'le sürdürdüğü gibi, açık bir çatışmadan kaçınarak durumu yönetiyor.

Ukrayna savaşında Vladimir Putin ve Savunma Bakanlığı'yla girdiği tartışmalarla tanınan Prigojin'in savaşçıları, Haziran 2023'te Kremlin'e karşı ayaklanmıştı. Prigojin, kısa süren isyandan iki ay sonra Moskova'dan bindiği uçağın seyir halindeyken patlaması sonucu ölmüştü. Prigojin'in sağ kolu ve Wagner'in kurucularından Dmitri Utkin'in de aralarında yer aldığı 10 kişiyi taşıyan uçaktaki herkes hayatını kaybetmişti.

Bunun ardından gözler Kremlin'e çevrilmiş, sözcü Dmitri Peskov olaydan Moskova'nın sorumlu olmadığını iddia etmişti. İsyan nedeniyle Prigojin ve askerlerini vatan hainliğiyle suçlayan Putin ise olayın ardından Wagner lideri için "Yetenekli biriydi fakat ciddi hataları vardı" demişti.

Batılı istihbarat örgütleri, Prigojin'in Kremlin'in emriyle uçağa yerleştirilen bir patlayıcının infilak etmesi sonucu öldüğünü öne sürmüştü.

Independent Türkçe, WSJ, i24NEWS


Hemşehri gazetesi, Hamaney suikastının intikamını almak için Trump ve Avrupalı liderleri içeren bir liste yayınladı

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
TT

Hemşehri gazetesi, Hamaney suikastının intikamını almak için Trump ve Avrupalı liderleri içeren bir liste yayınladı

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in geçtiğimiz hafta Tahran’da düzenlenen cenaze töreninde İranlılar, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik tehdit içeren bir pankart açtı. (EPA)

Tahran Belediyesi tarafından yayımlanan Hemşehri gazetesi, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi karşılığında ‘bedel ödemesi gerektiğini’ öne sürdüğü kişilerin yer aldığı bir liste yayımladı. Listede ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve bazı Avrupalı liderler bulunuyor.

Gazete, dün akşam internet sitesinde yayımladığı görselde, Mücteba Hamaney’in ‘suçluların tam listesine’ ilişkin mesajından bir bölüme yer verdi. Ancak söz konusu görsel, gazetenin bugünkü basılı nüshasında yer almadı.

Görselde, Mücteba Hamaney’in isim vermemesine rağmen işaret ettiği listeye atıf yapıldığı düşünülen 13 kişinin fotoğrafı yer aldı. Trump ve Netanyahu’nun fotoğraflarının üzerine hedef işareti konulması dikkat çekti.

Listede ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yanı sıra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve görevinden ayrılan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer da yer aldı.

dvfghyj
Hemşehri gazetesinin yayınladığı görsel

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney dün yayımlanan mesajında ‘babasının intikamının alınacağını’ belirtti, ancak herhangi bir isim vermedi. Eski Dini Lider Ali Hamaney, 28 Şubat 2026’da ABD-İsrail ortak hava saldırılarında hayatını kaybetmişti.

Hemşehri gazetesi, ‘intikam’ kavramının farklı şekillerde yorumlanamayacağını savunarak, bunun ‘katillerin cezalandırılması ve ortadan kaldırılması’ anlamına geldiğini, ‘tarafsız sloganlara’ ya da ‘yumuşak projelere’ dönüştürülemeyeceğini öne sürdü.

Gazete, yeni dini liderin açıklamasına destek vererek, ‘intikam’ ifadesinin doğrudan ‘öldürme’ anlamına geldiğini savundu. Bu değerlendirme, Tahran’ın eski Dini Lider Ali Hamaney’in ölümünden sorumlu tuttuğu kişilerin hedef alınmasına yönelik en açık çağrılardan biri olarak değerlendirildi.

Gazete, yeni dini liderin mesajının yalnızca saldırıyı doğrudan gerçekleştirenleri değil, suikast emrini verenlerden planlayanlara, uygulayanlardan danışmanlara kadar operasyonun tüm unsurlarını hedef aldığını ileri sürdü.

Gazete ayrıca Ali Hamaney’in öldürülmesini, eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin suikastıyla ilişkilendirerek, Süleymani’nin öldürülmesine ‘gereken düzeyde’ karşılık verilmiş olsaydı, düşmanın İran’ın dini liderini hedef almaya cesaret edemeyeceğini savundu.

Hemşehri gazetesinin yönetimi, şu anda Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen muhafazakâr bir ekip tarafından yürütülüyor. Ekibin başında, eski DMO komutanlarından, eski milletvekili ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarından Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani bulunuyor.

Gazete, İran’ın askeri ve güvenlik kurumlarına söz konusu dosyayı ‘ciddiyetle’ ele alma çağrısında bulunarak, ‘intikam görevi’ olarak nitelendirdiği sürecin yürütülmesi için özel birimlerin görevlendirilmesini istedi.

Savaş sırasında İran, Avrupa ülkelerini topraklarına yönelik saldırıları kınamamakla suçlamış, bazı Avrupa ülkelerinin ABD askeri uçaklarının hava sahalarını kullanmasına izin vermesi nedeniyle saldırıların tarafı olduğunu ileri sürmüştü.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, savaşın başlamasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Babasının cenaze törenine de katılmayan Hamaney’in ilk açıklaması, Hürmüz Boğazı çevresinde askeri gerilimin tırmandığı ve Tahran üzerindeki, gemi geçişlerinin güvence altına alınmasına yönelik diplomatik baskının arttığı bir dönemde geldi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan yaptığı açıklamada, kendisine yönelik herhangi bir suikast girişiminin ABD’nin ‘İran’ı tamamen ezmesiyle’ sonuçlanacağını söyledi. Trump, ateşkesin sona erdiğini duyururken, İran’ın gerilimi düşürmeye yönelik şartlara uyması halinde Washington’un görüşmeleri sürdürmeye açık olduğunu da belirtti.


İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu
TT

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

İran, ABD'nin üçüncü saldırı dalgasının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurdu

ABD ordusu, bugün İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırıların, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisini hedef almasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, bu hafta İran'a yönelik düzenlenen üçüncü saldırı dalgasının gerçekleştirildiğini belirterek, bunun "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan Kıbrıs bayraklı bir konteyner gemisine açık bir saldırı düzenlemesinin ardından" yapıldığını ifade etti.

İran Devrim Muhafızları ise resmi medya aracılığıyla yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın "ikinci bir duyuruya kadar" kapatıldığını duyurdu. Açıklamada, "izin verilmeyen bir rotadan geçtiği" belirtilen bir gemiye uyarı ateşi açıldığı ve geminin durdurulduğu kaydedildi.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin açıklamasında, "Gemi uyarı ateşiyle vuruldu ve durduruldu" denildi. Daha sonra yapılan ikinci açıklamada ise, "Hürmüz Boğazı'nda yürürlükte bulunan düzenlemeleri ihlal eden ikinci bir geminin de hedef alındığı" bildirildi.

İran liderinin askeri danışmanı Muhsin Rızai ise, ABD ile yaşanan gerilimin merkezindeki Hürmüz Boğazı'nın İran için "atom bombalarından daha önemli" olduğunu söyledi.

Katar Dışişleri Bakanlığı:

  • Katar, İran'ın ülke topraklarına yönelik yeniden başlattığı saldırıları en sert ifadelerle kınamaktadır.
  • İran'ın Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman Sultanlığı ve Kuveyt'e yönelik saldırıları da aynı şekilde kınanmaktadır.
  • Bu saldırıların sürmesi, gerilimi kontrol altına alma çabalarını daha da karmaşık hale getirecek tehlikeli bir tırmanış anlamına gelmektedir.
  • Katar, bu saldırılar ile bunların doğuracağı sonuç ve etkilerden İran'ı tamamen hukuken sorumlu tutmaktadır.
  • Katar, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu vurgulamaktadır.
  • Bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden tüm askeri faaliyetlerin ve saldırıların derhal ve tamamen durdurulması gerektiğinin altı çizilmektedir.