İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Hizbullah, Lübnan'ın güneyinde İsrail kuvvetleriyle çatıştığını açıkladı

İsrail tarafından düzenlenen ve Lübnan'ın güneyindeki Cercua beldesini hedef alan hava saldırısının yapıldığı bölgeden yükselen duman (AFP)
İsrail tarafından düzenlenen ve Lübnan'ın güneyindeki Cercua beldesini hedef alan hava saldırısının yapıldığı bölgeden yükselen duman (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan'ın güneyinde İsrail kuvvetleriyle çatıştığını açıkladı

İsrail tarafından düzenlenen ve Lübnan'ın güneyindeki Cercua beldesini hedef alan hava saldırısının yapıldığı bölgeden yükselen duman (AFP)
İsrail tarafından düzenlenen ve Lübnan'ın güneyindeki Cercua beldesini hedef alan hava saldırısının yapıldığı bölgeden yükselen duman (AFP)

Alman haber ajansı DPA, Hizbullah tarafından dün yapılan açıklamada, Hizbullah üyelerinin Lübnan'ın güneyindeki Reşaf beldesinde bulunan kültür merkezi bölgesinden Hadese beldesi istikametinde ilerleyen İsrail güçlerine, pusu kurduğunu ve bir Namer zırhlı aracını patlayıcıyla imha ettiğini, ardından İsrail kuvvetleriyle çatışmayı sürdürdüğünün bildirildiğini aktardı.

DPA’nın haberine Hizbullah açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Lübnan'ı ve halkını savunmak amacıyla, 10 sayılı bildiriyi takiben, düşman İsrail ordusuna ait iki Namer zırhlı aracı ve bir D9 buldozerinden oluşan zırhlı bir birliğin Reşaf beldesindeki kültür merkezi bölgesinden Hadese beldesi yönünde ilerlediği tespit edildi. Mücahitler, iki beldeyi birbirine bağlayan yol üzerindeki taş fabrikası noktasında pusu kurarak Namer aracını patlayıcıyla imha etti ve düşman birliğinin geri kalanıyla otomatik silahlarla çatışmayı sürdürdü.”

Açıklama şöyle devam etti:

“Çatışma sırasında, tahrip edilen aracın geri çekilmesini sağlamak ve uzaktan kumandalı bir araç bombasının Hadese beldesinin merkezine doğru ilerleyişini ört-bas etmek amacıyla düşmana ait savaş uçakları ve insansız hava araçları (İHA) devreye girdi. Araç saat 10.14'te Beydar bölgesine ulaştığında mücahitler buna tanksavar füzeleriyle müdahale etti. Araç rotasından saptı ve devre dışı kaldı. Bunun üzerine düşman, kasaba meydanına ulaşmadan önce aracı yol kenarında bizzat patlattı.”

Hizbullah, daha önce yaptığı açıklamalarda da üyelerinin Güney Lübnan'da çeşitli noktalarda İsrail hedeflerini vurduğunu duyurmuştu. Açıklamalara göre Vadi el-Uyun bölgesi ile Sarbin beldesi arasında İsrail askerleri, Vadi el-Uyun'da bir Namer zırhlı aracı, güneydeki Deyr Siryan beldesinde bir D9 buldozeri ve Reşaf beldesinde bir İsrail askeri aracı hedef alındı. Bunların yanı sıra Bint Cubeyl şehri ile Güney Lübnan'daki Kavzah beldesinde İsrail askerleri ve askeri araçları ile İsrail'in güneyde kurduğu yeni Ballat mevzisi de ateşkes ihlallerine karşılık olmak üzere saldırıya uğradı.

Hizbullah, daha önce yayımladığı açıklamalarda ayrıca üyelerinin Güney Lübnan'daki Bint Cübeyl şehrinde İsrail’e ait bir askeri personel taşıyıcısını ve Güney Lübnan'daki Aynat beldesinde bir Merkava tankını hedef aldığını, bunun yanında İsrail'in ateşkese yönelik ihlallerine karşılık olarak Reşaf'tan Hadese'nin çevresine ilerlemeye çalışan bir İsrail birimiyle çatıştığını açıklamıştı.

İsrail ordusu ile Lübnan Hizbullah'ı arasındaki karşılıklı saldırılar, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz nisan ayı ortalarında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yürütülen görüşmelerin ardından ilan ettiği ve aynı ayın 23'ünde uzatılan ateşkese karşın devam ediyor.


Trump, Şi'ye ABD ile Çin arasında “parlak bir gelecek” vaat etti

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Büyük Halk Salonu'nda (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Büyük Halk Salonu'nda (AP)
TT

Trump, Şi'ye ABD ile Çin arasında “parlak bir gelecek” vaat etti

ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Büyük Halk Salonu'nda (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Büyük Halk Salonu'nda (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bugün ABD Başkanı Donald Trump'ı Pekin'de ağırlıyor. İki lider, ticaretten İran ve Tayvan meselesine uzanan çok sayıda tartışmalı konuyu ve bunların küresel yansımalarını ele almak üzere bir zirve gerçekleştirecek.

sdcdsvc
Büyük Halk Salonu'na gelen Trump, Şi ile tokalaşırken (Reuters)

Şi, Trump'ı saat 10'u birkaç dakika geçe (GMT 02.00) Büyük Halk Salonu'nda karşıladı. Şi burada, aralarında Savunma Bakanı Pete Hegseth ve mesleki yaşamı boyunca Pekin'e yönelik sert muhalefetiyle tanınan Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun da bulunduğu çok sayıda ABD’li yetkilinin elini sıktı.

dvfdev
Trump ve Şi, Pekin'deki Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen karşılama töreninde şeref kıtasını selamlıyor (Reuters)

Trump ile Şi, Çin askeri bandosunun her iki ülkenin ulusal marşlarını çalması ve top atışları eşliğinde ortada yan yana durdu. Akşam ise Çin Devlet Başkanı aynı salonda resmi bir akşam yemeği verecek. Trump ise Çin imparatorlarının bol hasat için dua ettiği, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan tarihi Gök Tapınağı'nı ziyaret edecek.

Şi’ye iki süper gücün parlak bir geleceğe sahip olacağını söyleyen Trump, “Sizinle birlikte olmak benim için büyük bir onur. Dostunuz olmak benim için büyük bir şeref. Çin ile ABD arasındaki ilişkiler her zamankinden daha iyi olacak” ifadelerini kullandı. Trump, iki ülkenin parlak bir geleceğe kavuşacağının da altını çizdi.

Şi ise Trump'a Çin ile ABD’nin rakip değil ortak olması gerektiğini söyledi ve dünyanın bir kader kavşağında durduğu bu dönemde Trump'ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

dsvdf

Çin devlet yayın kuruluşu CCTV'ye göre Şi, Pekin'in ilhakını talep ettiği özerk yönetimdeki Tayvan meselesinin yanlış bir şekilde ele alınması halinde iki ülke arasında gerginlik yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Şi, "Tayvan meselesi Çin-Amerikan ilişkilerindeki en kritik sorundur" ifadelerini kullanırken “Yanlış yönetilirse iki ülke çarpışabilir, hatta açık bir çatışmaya girebilir, bu da Çin-Amerikan ilişkilerinin tamamını son derece tehlikeli bir zemine çeker” diye ekledi.

ABD Başkanı Trump, iki gün sürecek bu ziyaret için çarşamba gecesi Nvidia CEO'su Jensen Huang ve Elon Musk dahil etkili iş insanlarından oluşan bir heyetle ve başkanlık uçağıyla Çin'e ulaştı. Bu durum, Trump'ın ziyarette ticaret ve iş dünyasına odaklanacağının açık bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Pekin'e yapılan bu ziyaret, Trump'ın eşi Melania'nın da eşlik ettiği 2017 ziyaretinin ardından bir Amerikan başkanının Çin'e ilk seyahati olma özelliği taşırken bu kez Melania kafilede yer almıyor.


ABD'li bir yargıç, Francesca Albanese'ye uygulanan yaptırımları askıya aldı

BM Filistin topraklarındaki insan hakları durumu Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
BM Filistin topraklarındaki insan hakları durumu Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
TT

ABD'li bir yargıç, Francesca Albanese'ye uygulanan yaptırımları askıya aldı

BM Filistin topraklarındaki insan hakları durumu Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
BM Filistin topraklarındaki insan hakları durumu Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)

Federal bir yargıç, Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese'ye yönelik ABD yaptırımlarının yürütmesini geçici olarak durdurdu. Hâkim, Donald Trump yönetiminin, İsrail’in Gazze’deki savaşını eleştiren Albanese’ye bu kısıtlamaları getirerek muhtemelen "ifade özgürlüğü" hakkını ihlal ettiği sonucuna vardı.

Söz konusu yaptırımlar, Albanese'nin ABD'ye girişini engellemenin yanı sıra, ülkede herhangi bir bankacılık işlemi yapmasını da yasaklıyordu. İtalyan bir hukukçu olan Albanese, daha önce Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM), bazı İsrail ve ABD vatandaşlarının savaş suçu nedeniyle yargılanması yönünde tavsiyede bulunmuştu.

Albanese'nin eşi ve aynı zamanda bir ABD vatandaşı olan kızı, şubat ayında Trump yönetimine dava açtı. Davacı taraf, yaptırımların Albanese'yi "fiilen bankacılık sisteminden kopardığını ve günlük ihtiyaçlarını karşılamasını neredeyse imkânsız hale getirdiğini" savundu.

Washington’daki Federal Yargıç Richard Leon, Albanese’nin ABD dışında ikamet etmesinin, Amerikan Anayasası’nın Birinci Maddesi (İfade Özgürlüğü) kapsamındaki korumayı azaltmadığına hükmetti. Yargıç, Trump yönetiminin "ifade edilen fikir veya mesaj" nedeniyle ifade özgürlüğünü kısıtlamaya çalıştığını belirtti.

Francesca Albanese ise kendisine yönelik yaptırımları, ABD'nin uluslararası hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflatmayı amaçlayan daha geniş stratejisinin parçası olarak nitelendirdi.