İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İsrail ülkeyi yönetecek koalisyon arayışında

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (AFP)
TT

İsrail ülkeyi yönetecek koalisyon arayışında

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (AFP)

İsrail’in, tarihindeki 26. Knesset seçimlerinde oy sayımının tamamlanmasını beklemesine gerek kalmadı. Sandıkların kapanmasının hemen ardından, toplu savaşlar yürüten ülkeyi yönetebilecek olası koalisyon formülleri tartışılmaya başlandı. “Yahudi toplumunun iç meselesi” olarak görülen bu seçimler, bölgenin tamamını etkileyebilecek bir gelişme olarak komşu ülkeler tarafından da yakından takip edildi.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un çoğunluğu elde edemediği, ancak her iki ismin de hükümet kurabileceklerine inandığı seçimlerin ardından en önemli soru şu oldu: Ülkeyi yönetebilecek bir koalisyona ulaşmak için hangi seçenekler mümkün?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sandık çıkış anketlerinin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından 28 Ekim 2026 sabahı Kudüs’te düzenlenen seçim mitinginde. (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sandık çıkış anketlerinin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından 28 Ekim 2026 sabahı Kudüs’te düzenlenen seçim mitinginde. (AFP)

Seçim sonuçlarının kesin bir tablo ortaya koymaması nedeniyle, hükümet kurmak isteyen iki liderin de kendi siyasi bloklarını genişletmenin yollarını bulması gerekiyor. Ancak şu ana kadar perde arkasında yürütülebilecek olası müzakerelere ilişkin çok az bilgi kamuoyuna yansıdı.

Liderlerden hiçbirinin koalisyon kurmayı başaramaması halinde İsrail yeniden sandık başına gitmek zorunda kalacak. İşte tarafların hükümet kurabilmek için önündeki en olası senaryolar:

Netanyahu liderliğinde hükümet

Başbakan Netanyahu ve aşırı sağcı müttefikleri ile ultra-Ortodoks Yahudi siyasi akımları, oyların kesin sayımında toplam 53 sandalye elde ederek ilk sırada yer aldı. Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi 27 sandalye kazanırken, bu toplam hükümet kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğun altında kaldı.

Netanyahu iktidarda kalmayı umuyorsa muhalefet partileriyle temasa geçerek onları hükümetine katılmaya davet etmek zorunda. Bu ise özellikle Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma vaadi üzerine kurulan muhalefet kampanyası göz önüne alındığında, siyasi tutumlarda köklü bir değişiklik anlamına geliyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise hükümeti kurabilecek en uygun adayı belirlemekle görevlendirilmiş durumda. Herzog, ne pahasına olursa olsun yeni bir seçime gidilmesinden kaçınılması çağrısında bulundu.

Gadi Eisenkot, geçtiğimiz salı günü sandıkların kapanmasının ardından Yashar Partisi’nin genel merkezinde İsrail bayrağını sallıyor. (DPA)
Gadi Eisenkot, geçtiğimiz salı günü sandıkların kapanmasının ardından Yashar Partisi’nin genel merkezinde İsrail bayrağını sallıyor. (DPA)

Eisenkot’un oluşturduğu blokta yer alan dört partiden, Yair Golan liderliğindeki ve sekiz sandalye kazanan sol eğilimli Demokratlar Partisi, Netanyahu ile yakınlaşmaya en az sıcak bakan parti olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun eski müttefiki, şimdiki en sert rakiplerinden biri olan Avigdor Lieberman’ın da bu seçeneği kesinlikle reddetmesi bekleniyor. Lieberman’ın sağcı İsrail Evimiz Partisi yedi sandalye kazandı.

Lieberman, perşembe günü yaptığı açıklamada, “Tasavvur edilebilecek tek koalisyon, Netanyahu’nun şahsen yer almadığı koalisyondur” dedi. Bununla birlikte, Likud Partisi’nin diğer üyelerinin hükümete katılmasına açık kapı bıraktı.

Merkez sağ çizgideki Naftali Bennett liderliğindeki Birlikte Partisi’nin tutumu ise daha belirsiz görünüyor. Parti seçimlerde 12 sandalye kazandı.

Bennett başlangıçta belirli koşulların yerine getirilmesi halinde Netanyahu bloğuyla ittifaka karşı çıkmayacağının sinyalini verdi. Bu koşulların başında, 7 Ekim 2023 saldırılarına ilişkin derhal bir soruşturma komisyonu kurulması geliyor. Ancak daha sonra açıklamalarının yanlış anlaşıldığını belirterek geri adım attı.

Son olarak, 21 sandalye kazanan Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi ile ittifak ihtimali oldukça düşük görünüyor. Eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, seçim kampanyasını liderlik vasfından yoksun olmakla suçladığı Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma vaadi üzerine kurmuştu.

Bununla birlikte, siyasi rakiplerin iktidarı paylaşma konusunda beklenmedik anlaşmalara vardığı yakın dönemden bir örnek de bulunuyor.

2020 yılında Netanyahu ile merkez siyasetçi Benny Gantz, aralarındaki derin anlaşmazlıklara rağmen başbakanlık görevini dönüşümlü yürütme konusunda anlaşmaya varmıştı. Ancak bu ortaklık yalnızca bir yıl sonra çöktü.

Eisenkot ise bu tür bir anlaşma ihtimalini defalarca reddetti. Oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Başbakanlık görevinde dönüşümlü bir sistemin hiçbir türü söz konusu olmayacak. Tek bir başbakan olacak, o da ben olacağım” ifadelerini kullandı.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, erken seçime gidilmesinin önlenmesi gerektiğini vurguluyor. (AFP)
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, erken seçime gidilmesinin önlenmesi gerektiğini vurguluyor. (AFP)

Muhalefet bloğunun dışında ise Netanyahu için oldukça düşük ihtimalli bir seçenek daha bulunuyor: Toplam 19 sandalye kazanan iki Arap siyasi listesiyle iş birliği yapmak.

Ancak Netanyahu, seçim kampanyası boyunca Arap listelerini eleştirmiş, oylamanın ardından geçen günlerde ise bu listeleri seçimlerde hile yapmakla suçlamıştı.

Ancak, siyasi manevralarıyla bilinen Netanyahu söz konusu olduğunda hiçbir ihtimal tamamen dışlanamıyor. Nitekim Netanyahu, 2015 ve 2021 yıllarında da Arap partileriyle temas kurmuştu.

Eisenkot liderliğinde hükümet

Eisenkot, seçim akşamı yaptığı açıklamada, İsrail halkının Netanyahu’ya çoğunluğu vermeyerek “değişimi seçtiğini” söyledi.

Kendi siyasi bloğunun 48 sandalyeye sahip olması ve Netanyahu ile iktidarı paylaşma anlaşmasını reddetmesi nedeniyle Eisenkot’un önünde iki seçenek bulunuyor: Diğer partilerin desteğiyle bir azınlık hükümeti kurmak ya da Arap milletvekillerini veya karşı bloktan ayrılacak isimleri yanına çekerek koalisyonunu genişletmeye çalışmak.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre sekiz sandalyeye sahip Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas, daha önce kısa ömürlü bir koalisyon hükümetine katıldı. Abbas, benzer bir deneyimi yeniden yaşamaya hazır olduğunun sinyalini de verdi. Ancak bu seçenek, muhalefet bloğundaki bazı kesimlerin tepkisini çekiyor.

İsrail’in merkezindeki Lod kentinde, cuma günü Arap Ortak Listesi’ne ait seçim afişi. (AP)
İsrail’in merkezindeki Lod kentinde, cuma günü Arap Ortak Listesi’ne ait seçim afişi. (AP)

Arap Ortak Listesi’nin lideri Yusuf Cabbarin ise Eisenkot’un hükümetine katılmadan Knesset’te kendisini desteklemeye hazır olduğunu açıkladı. Cabbarin, özellikle Gazze’deki yıkıcı savaşa ilişkin çekincelerini dile getirdi.

İki Arap listesinin desteği, Eisenkot’a hükümet kurma girişimini sürdürmesi için ihtiyaç duyduğu sandalyeleri sağlayabilir. Ancak bu desteğe dayanmak, seçim kampanyasında verilen bir sözden geri adım atılması ve uzun süre ayakta kalması beklenmeyen kırılgan bir azınlık hükümeti riskinin üstlenilmesi anlamına geliyor.

Eski bir Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot, barış yanlısı bir siyasetçi olarak görülmüyor. Gelecekte yeni askeri operasyonların düzenlenmesi ihtimali, özellikle Gazze’de Hamas yönetimini 18 ay içinde sona erdirme taahhüdü, Arap listelerinin kendisine verdikleri desteği geri çekmelerine yol açabilir.

Eisenkot ayrıca Netanyahu’nun siyasi bloğunda bölünme yaratmaya çalışabilir.

Likud Partisi içinde ayrılık yaşanması pek olası görünmüyor. Zira parti, Netanyahu’nun arkasında güçlü biçimde kenetlenmiş durumda. Aşırı sağcı müttefikleri ise Değişim Bloğu açısından siyasi olarak kabul edilemez görülüyor.

Buna karşılık, şu anda Netanyahu ile ittifak halinde bulunan ve toplam 13 sandalyeye sahip ultra-Ortodoks partilerin daha esnek bir tutum sergilemesi mümkün.

Gazze savaşında oğlunu kaybeden Eisenkot, Haredi Yahudilerine tanınan askerlik muafiyetlerinin kaldırılmasını savunuyor. Bu talep, söz konusu toplumu temsil eden partilerin karşı çıktığı başlıca konular arasında yer alıyor. Ancak bu partiler, kendilerine bazı tavizler verilmesi halinde tutumlarını değiştirmeye hazır olabilir.

Araplar açısından tarihî başarı

Bu seçimler, Arap seçmenlerin tarihî düzeyde sandığa katılımına sahne oldu. Arap partilerinin toplam 19 sandalye kazanması, toplumsal öfkeyi önemli bir siyasi baskı unsuruna dönüştürerek Netanyahu’nun hesaplarını zorlaştırdı. Aynı zamanda Eisenkot liderliğindeki muhalefeti, hükümeti değiştirmek için bu desteği kullanıp kullanamayacağı konusunda önemli bir sınavla karşı karşıya bıraktı.

İsrail Knesset seçimlerinin sonuçları, Arap toplumunun siyasi temsilinin boyutlarını yeniden şekillendirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre sandığa katılımın benzeri görülmemiş seviyelere ulaşması ve Arap partilerinin toplam 19 sandalye kazanması, hükümetin politikalarına yönelik toplumsal tepkinin ve ayrımcı olarak nitelendirilen uygulamalarına karşı mücadele kararlılığının öne çıktığı seçimlerin en dikkat çekici gelişmelerinden biri oldu.

Oy verme oranının yaklaşık yüzde 80'e ulaşmasıyla ortaya çıkan bu geniş katılım, Arap toplumu açısından önemli bir siyasi kazanım niteliği taşıyor. Ancak seçim başarısının hükümetin yapısı üzerinde somut bir etkiye dönüştürülmesi, hâlâ ciddi siyasi ve parlamenter engeller barındırıyor.


İran müzakere için kapıyı aralarken Hürmüz’ü ateş hattında tutuyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) dün servis ettiği videodan alınan, bölgedeki savaş gemileri, (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) dün servis ettiği videodan alınan, bölgedeki savaş gemileri, (CENTCOM)
TT

İran müzakere için kapıyı aralarken Hürmüz’ü ateş hattında tutuyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) dün servis ettiği videodan alınan, bölgedeki savaş gemileri, (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) dün servis ettiği videodan alınan, bölgedeki savaş gemileri, (CENTCOM)

İran, Tahran’a dönen Katarlı arabuluculuk heyetini kabul ederek müzakerelerin yeniden başlatılması için diplomatik bir kapı araladı. Tahran ile Washington arasındaki görüşmeleri canlandırmayı amaçlayan bu yeni diplomatik girişim, Hürmüz Boğazı’nda daha fazla gerilime işaret eden sahadaki gelişmelerle eş zamanlı gerçekleşti.

Katarlı heyet, ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper tarafından sunulan bir brifingi almasından saatler sonra Tahran’a ulaştı. Savaş Bakanı Pete Hegseth ile Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in de katıldığı brifingde, İran’a karşı izlenebilecek olası askerî seçenekler ele alındı. Bu gelişme, diplomatik sürecin askerî gerilim ihtimalini dışlamadığını gösterdi.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Trump perşembe günü bir Amerikan radyo istasyonuna verdiği demeçte, İran’la yürütülecek olası yeni müzakerelerin temelinde nükleer meselenin yer alması gerektiğini yineledi. Trump, bu konunun müzakerelerin ilerleyen aşamalarında değil, en başından itibaren gündeme alınması gerektiğini vurguladı.

Trump, “İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğiz. İran’ı nükleer silahlardan arındırılmış göreceğiz. Bu durum çok yakında değişecek” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Tahran, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine ve ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdı. Devrim Muhafızları, perşembe günü üç petrol tankerinin boğazdan geçmeye çalıştıkları sırada patlama ve yangınlara maruz kaldığını duyurdu. İngiliz denizcilik kaynakları ise başka bir tankerin, yangına yol açan iki yapışkan mayınla hedef alındığını bildirdi.

Buna karşın General Cooper, Devrim Muhafızları’nın deniz trafiğini tehdit etme girişimlerine rağmen artık Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol sahibi olmadığını söyledi.


Lavrov, Rubio ile “olumlu” geçen görüşmeler gerçekleştirdi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, G20 ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Atlanta’ya geldi. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, G20 ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Atlanta’ya geldi. (AFP)
TT

Lavrov, Rubio ile “olumlu” geçen görüşmeler gerçekleştirdi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, G20 ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Atlanta’ya geldi. (AFP)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, G20 ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Atlanta’ya geldi. (AFP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov  yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ABD’nin Georgia eyaletine bağlı Atlanta kentinde düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı marjında “olumlu” bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

Lavrov, Rubio ile görüşmesinin ardından dün gazetecilere yaptığı açıklamada, “Evet, olumlu ancak kısa bir görüşme gerçekleştirdik. Kendisi, ev sahibi sıfatıyla haklı olarak çok sayıda işle meşguldü” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rus yetkilinin Atlanta’daki zirveye katılımı, Ukrayna savaşı nedeniyle Avrupa’da bazı çekincelere yol açarken, söz konusu katılım, ABD-Rusya ilişkilerinde yaşanan iyileşmeye de işaret etti.