İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
TT

Tahran: Hürmüz’ü yeniden açmak için acelemiz yok

26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü İran’ın güneyindeki Bender Abbas açıklarında Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemiler (Reuters)

Tahran, Umman Sultanlığı ile gemilerin geçişine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakata varılmasına rağmen Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için acele etmediğini açıkladı. İran, seyrüseferin yeniden başlatılmasına ilişkin uygulama aşamasına geçilmesini ise önce ABD’nin, Tahran’ın deniz ulaşımının yeniden başlaması için temel bir şart olduğunu belirttiği yükümlülükleri yerine getirmesine bağladı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, varılan mutabakatın “otomatik olarak uygulama aşamasına geçmeyeceğini” söyledi. Garibabadi, İran’ın üzerinde anlaşmaya varılan adımları, “karşı taraf, özellikle de ABD, yükümlülüklerini yerine getirdiğinde” uygulayacağını belirtti.

Garibabadi ayrıca, bazı gemilerin Tahran’la koordinasyon olmaksızın boğazdan geçtiğine ilişkin haberleri yalanladı. İranlı yetkili, güzergâhı kullanan herhangi bir geminin bunu “İran İslam Cumhuriyeti ile koordinasyon ve onun izniyle” yaptığını savundu.

İran’ın resmi Mehr Haber Ajansı, İran Silahlı Kuvvetlerinin 22 Ağustos’tan bu yana boğazdan izinsiz geçmeye çalıştığını belirttiği 30 gemiyi engellediğini bildirdi. Ajans, halen sınırlı bir deniz trafiğinin Tahran’ın onayladığı bir güzergâh üzerinden, “koordinasyon ve ücret ödenmesi” şartıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

Mehr, savaştan önce yaklaşık 1.500 petrol tankeri ve 1.700 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, ancak mevcut durumda deniz ve ticaret trafiğinde büyük bir düşüş yaşandığını belirtti.

Petrol rakamları üzerinden mücadele

Tahran ayrıca ABD güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlediği yönündeki iddiaları da reddetti. İran, Washington’ın buna ilişkin herhangi bir kanıt sunmadığını savunurken, boğazdan geçen petrol ihracatının hacmine ilişkin ABD tarafından açıklanan rakamlara da itiraz etti.

csdfrgthy
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait KC-46 Pegasus uçağı, Orta Doğu üzerinde uçuş sırasında KC-135 Stratotanker uçağından havada yakıt ikmali yapıyor (ABD Hava Kuvvetleri)

Bağımsız bir kuruluş olan TankerTrackers.com’un pazar günü yayımladığı son tahmine göre, ABD’nin uyguladığı deniz ablukası hattından ayrılan ham petrol ihracatı son yedi tam gün içinde günlük ortalama 6,7 milyon varil olarak gerçekleşti.

Şirket, tahminlerinin Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verileri ile her gün çekilen yüzlerce uydu görüntüsüne dayandığını belirtti. Verilere, AIS cihazlarını kapatan tankerlerin yanı sıra abluka hattından ayrıldıktan sonra cihazlarını yeniden çalıştıran tankerlerin de dahil edildiği kaydedildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ise ABD güçlerinin son aylarda yaklaşık 750 milyon varil ham petrol taşıyan 1.500 ticari geminin geçişine yardımcı olduğunu söylemişti.

Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen petrol akışına ilişkin rakamlar, Tahran ile Washington arasında yeni bir tartışmaya yol açtı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, iki hafta içinde Basra Körfezi’nden 130 milyon varil petrolün çıkarılmasına ABD’nin yardımcı olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD hükümeti içindeki bazı çevreleri enerji piyasalarını etkilemek ve “kişisel çıkarlar” elde etmek amacıyla “saf” olarak nitelendirdiği medya kuruluşlarını kullanmakla suçladı.

Arakçi, Tahran’ın elindeki “istihbarat bilgilerinin”, “enerji piyasalarını manipüle etmek için büyük çabalar” yürütüldüğünü gösterdiğini söyledi. Ancak İranlı bakan, kamuoyuna açık herhangi bir kanıt sunmadı ve suçladığı ABD’li aktörlerin kim olduğunu belirtmedi.

sdfvgthy
İranlılar, başkent Tahran’da üzerinde ABD Başkanı Donald Trump’ın patlamaların ortasında tasvir edildiği ve “Büyük Zafer! Hürmüz Boğazı” yazısının yer aldığı bir reklam panosunun önünden motosikletleriyle geçiyor, 24 Ağustos 2026 Pazartesi (AP)

Arakçi, söz konusu çevrelerin Başkan Donald Trump’ı kaybedilen bir savaşın içinde boğulmuş halde tutmaya çalıştığını savundu. Ayrıca İsrail’le özdeşleşen tarafları, savaşın sonuçlarına ilişkin iyimser değerlendirmeler sunarak çatışmaların sürmesini teşvik etmekle suçladı.

İranlı bakan, sonunda “gerçek maliyeti Amerikan tüketicilerinin hissettiğini” söyledi.

Brent petrolünün varil fiyatı son günlerde 90 doların altında kaldı. Bu fiyat, savaş öncesindeki yaklaşık 70 dolarlık seviyenin üzerinde bulunurken, savaşın bazı aşamalarında petrol fiyatı 110 doların üzerine çıkmıştı.

Arakçi, savaşın devam etmesi halinde İran güçlerinin bölgedeki “herhangi bir Amerikan hedefini” vuracağını belirterek bunlar arasında üsler, tesisler ve askerlerin toplandığı noktaların bulunduğunu söyledi.

Tahran’ın daha önce bölge ülkelerine, İran’ın bir Amerikan saldırısına maruz kalması halinde ABD üslerinin misilleme hedefleri arasında yer alacağını bildirdiğini belirten Arakçi, İran’ın füze kapasitesinin savaş sırasında etkinliğini kanıtladığını savundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da tartışmaya dahil olarak Bessent’i abluka koşullarında Basra Körfezi’nden geçen petrol miktarına ilişkin yalan söylemekle suçladı. Kalibaf, Bessent’in paylaşımına “Yalancı, yalancı” şeklinde alaycı bir ifadeyle karşılık verdi.

Kalibaf ayrıca Moody’s Analytics tarafından yapılan ve savaşın maliyetini 130 milyar doların üzerinde gösteren bir tahmine işaret etti. Kuruluş, savaşın maliyetini haziran ortası itibarıyla yaklaşık 130 milyar dolar olarak hesaplamıştı.

Kalibaf ayrıca, ticaret şirketi Jane Street’in vadeli işlem sözleşmelerinin bir döneminde petrol fiyatlarının düşeceğine yönelik yaptığı bir bahiste 130 milyon dolardan fazla kaybettiğini öne sürdü. Ancak bu rakama ilişkin herhangi bir kaynak göstermedi.

Abluka ithalat üzerinde baskı oluşturuyor

İranlı yetkililer, deniz ablukasının ithalat üzerindeki etkisini kabul etti.

İran Meclisi Ekonomi Komisyonu üyesi Cafer Kadiri, ülkenin toplam 210 milyon tonluk ithalatının yüzde 83’ünün güneydeki deniz sınırları üzerinden gerçekleştirildiğini ve ABD ablukasının bu güzergâhta sorunlara yol açtığını söyledi.

Kadiri, İran’ın günlük 15 ila 20 milyon litre arasında benzin açığıyla karşı karşıya olduğunu, bir litre benzinin ithalatının hükümete yaklaşık 1 dolara mal olduğunu belirtti.

Kadiri, benzinin herhangi bir kısıtlama olmaksızın tedarik edilmeye devam edilmesinin ve bunun bir bölümünün kaçakçılığa gitmesinin “mantıklı olmadığını” söyledi. İranlı milletvekili, dengeyi sağlamak amacıyla hükümetin yakıt kotalarını düşürmeyi veya fiyatları değiştirmeyi değerlendirmesi çağrısında bulundu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da cuma günü devlet televizyonunda yayımlanan bir röportajda ülkesinin “savaş halinde” olduğunu söyledi. Pezeşkiyan, ithalat güzergâhlarının kapatılmasının benzin de dahil olmak üzere bazı ürünlerin tedarikinde zorluklara yol açtığını belirtti.

CFGTHY
28 Ağustos 2026 Cuma günü Umman Sultanlığı’ndaki Musandam’dan görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters).

Pezeşkiyan, devlet gelirlerinin düştüğünü ve petrol ile doğal gaz tesislerinin hedef alınmasının üretimde gerilemeye yol açtığını ifade etti. İran Cumhurbaşkanı, ithalat yollarının yeniden açılması halinde dahi dışarıdan yakıt tedarik edilebilmesi için mali kaynaklara ihtiyaç duyulacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Pezeşkiyan,  ABD yaptırımları ve deniz ablukası nedeniyle İran’ın ihracat ve ithalatının yaklaşık yüzde 35 oranında gerilediğini belirtti.

Buna karşılık Devrim Muhafızları’na yakın Fars Haber Ajansı pazar günü, Petrol Bakanlığından elde ettiğini belirttiği verilere dayanarak İran’ın hâlâ satışa yetecek miktarda petrol rezervine sahip olduğunu bildirdi.

Ajans, petrol gelirlerinin yılın ilk dört ayında bütçede öngörülen hedefin yüzde 99’una ulaştığını ve Petrol Bakanlığının petrol satışlarından elde edilen döviz gelirlerinden 7,5 milyar doları Merkez Bankasına aktardığını belirtti.

Washington’ın adımları bekleniyor

Tahran ve Maskat, geçen hafta Hürmüz Boğazı’nda gemilerin geçişine ilişkin yeni düzenlemeler konusunda müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı.

Pezeşkiyan cuma günü yaptığı açıklamada, görüşmeler sonucunda Devrim Muhafızları, İran Silahlı Kuvvetleri ve İran müzakere ekibi tarafından hazırlanan bir yol haritasına ulaşıldığını ve bunun İran liderine sunularak onayının alındığını söyledi.

Pezeşkiyan’ın anlatımına göre Umman başlangıçta düzenlemeleri kabul etti, ancak daha sonra bazı çekincelerini dile getirdi. Taraflar, bunun ardından koordineli yol haritası doğrultusunda güzergâhın yeniden açılması konusunda mutabakata vardı.

Pezeşkiyan, uygulamanın ABD’nin ablukayı ve yaptırımları kaldırmasına, petrol ve petrokimya ihracatıyla bağlantılı İran fonlarını serbest bırakmasına, yatırımların yeniden başlamasına ve Lübnan’daki savaşa ilişkin bazı yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlandığını belirtti.

Buna karşılık İran’ın, “rejimin kararları ve politikaları doğrultusunda” Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacağını söyledi.

Daha önce İran Genelkurmay Başkanlığına bağlı Defa Press Haber Ajansı, Tahran ve Maskat’ın ticari gemiler için geçici bir koridor oluşturulmasını görüştüğünü bildirmişti. Buna göre koridor, birbirine zıt yönde hareket edecek iki güzergâhtan oluşacak, bu güzergâhlar arasında yaklaşık iki deniz mili mesafe bulunacak ve toplam genişlik yaklaşık yedi deniz mili olacaktı.

Ajans, Umman Denizi’nden Basra Körfezi’ne giriş güzergâhının tamamen İran karasularından geçeceğini, çıkış güzergâhının bir bölümünün de İran sularında bulunacağını aktardı.

Geçici düzenlemelerin, kalıcı bir sistem konusunda 30 ila 60 gün sürmesi beklenen müzakerelerin önünü açabileceği belirtildi.

Pezeşkiyan, mevcut düzenlemeleri daha önce kısa süre içinde çöken İslamabad Mutabakatı ile ilişkilendirmişti.

İran Cumhurbaşkanı, mutabakattan önceki anlaşmayı Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin 13 üyesinden 12’sinin desteklediğini ve mutabakatın çökmesinden önce uygulamasının başladığını söyledi. Buna göre abluka ve yaptırımların hafifletilmesi için adımlar atılmış, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da görüşülmeye başlanmıştı.

Pezeşkiyan, Washington’ın İran petrolünün satışına izin verdiği mutabakatın yürürlükte olduğu dönemde İran’ın yaklaşık 90 milyon varil petrol sattığını da belirtti.

İran’ın aynı dönemde 300 milyar dolara kadar ulaşabilecek yabancı yatırımlara yönelik planlar hazırladığını da sözlerine ekledi.


Tahran’da savaş alarmı: İran yönetimi ABD’ye meydan okurken içeride muhalefeti hedef alıyor

Cuma günü Tahran Büyük Musallası dışında, İran’ın dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen veda töreni sırasında görev yapan Besic güçlerinden iki kişi (Reuters)
Cuma günü Tahran Büyük Musallası dışında, İran’ın dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen veda töreni sırasında görev yapan Besic güçlerinden iki kişi (Reuters)
TT

Tahran’da savaş alarmı: İran yönetimi ABD’ye meydan okurken içeride muhalefeti hedef alıyor

Cuma günü Tahran Büyük Musallası dışında, İran’ın dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen veda töreni sırasında görev yapan Besic güçlerinden iki kişi (Reuters)
Cuma günü Tahran Büyük Musallası dışında, İran’ın dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen veda töreni sırasında görev yapan Besic güçlerinden iki kişi (Reuters)

Savaşın başlamasının üzerinden 6 ay geçerken İran yönetimi, uzun yıllardır iktidar sisteminin içinde yer alan üst düzey generaller ve din adamlarından oluşan sert bir çekirdek etrafında yeniden şekillendi. Bu isimler, ABD ile uzun sürebilecek bir karşılaşmaya hazır olduklarını ortaya koyarken, ülke içinde herhangi bir huzursuzluğun yaşanmasını engelleme konusunda kararlı görünüyor.

Bu tablo, ABD Başkanı Donald Trump’ın başlangıçta İran’daki yönetim kurumunu devirmeye yönelik umutlarından ve daha sonra “rejim değişikliğinin”, uzlaşmaya daha yatkın yetkilileri ön plana çıkardığı yönündeki iddialarından oldukça uzak. Şarku’l Avsat’ın  Associated Press’ten aktardığı analize göre İran’ın yeni liderleri, ülkelerinin müzakereler yürütürken iki kez saldırıya uğramasının ardından Trump ile bir anlaşmaya varılabileceğine pek güvenmiyor. ABD’nin önleme füzeleri stoklarını yeniden doldurmasının ardından yeni bir saldırıya hazırlıklı oldukları da değerlendiriliyor.

İranlı liderler aynı zamanda savaşı tırmandırmakla tehdit ediyor. Bu durum, devam eden ABD kuşatmasının ve Trump’ın yeni yaptırımlar uygulama planlarının, giderek daha fazla kötüleşen İran ekonomisini boğma tehdidi oluşturduğu bir döneme denk geliyor.

xfrgt
Devrim Muhafızları komutanlarından Ahmed Vahidi (fotoğrafta sağ ortada), geçen 5 Temmuz’da Tahran Musallası’nda eski İran dini lideri Ali Hamaney’in cenaze törenine katılırken (AP)

İran’ın yeni Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, geçen hafta sonu yaptığı açıklamada, “Eğer (Trump) bir şey yapmak isterse, biz de sarsıcı bir şekilde karşılık veririz” dedi. Rızai, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Ekonomik savaş devam ederse Körfez’den bir damla petrol bile ihraç edilmeyecek” ifadelerini kullandı.

İçeride teyakkuz

Rızai’nin atanması, İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kısa süre önce yayımladığı ve İran’ın yeni üst düzey yönetimini, aralarında kilit askeri makamların da bulunduğu şekilde resmen belirleyen bir dizi kararname kapsamında gerçekleşti. Hamaney’in babası ve rejimin çok sayıda üst düzey yetkilisi, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail tarafından başlatılan bombardıman sırasında öldürülmüştü.

En dikkat çekici atamalardan biri, ülke genelinde ocak ayında düzenlenen ve binlerce kişinin öldürüldüğü protestoların bastırılmasında kilit rol oynayan Devrim Muhafızları’nın seferberlik gücü Besic’in yeni komutanının belirlenmesi oldu.

Bu görev, 2009 yılında protestolara yönelik ilk büyük baskı operasyonlarından birini yöneten, radikal din adamı ve deneyimli istihbarat yetkilisi Hüseyin Taib’e verildi.

Taib’in atanması, ekonomik koşullara yönelik hoşnutsuzluğun artmasıyla birlikte yönetimin yeni bir toplumsal huzursuzluğu önleme konusunda kararlı olduğuna işaret ediyor.

56 yaşındaki Hamaney, babası Ali Hamaney’in öldürüldüğü İsrail saldırılarından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı; herhangi bir görüntülü veya sesli kayıt da yayımlanmadı. Ali Hamaney, yaklaşık 37 yıl boyunca İran’ın dini liderliğini yürütmüştü.

Hamaney’in oğlunun söz konusu saldırılarda yaralandığına inanılıyor. Kamuoyu önündeki yokluğu, İsrail’in muhtemel hedeflerinden biri olması nedeniyle etrafındaki güvenlik önlemlerinin boyutunu veya yaralarının ciddiyetini yansıtıyor olabilir.

Dini lider kendisini sertlik yanlısı müttefiklerle çevreliyor

Hamaney, 11 ve 12 Ağustos’ta açıklanan atamalarla birlikte kendisini Rızai ve Taib’in de aralarında bulunduğu eski kişisel müttefikleriyle çevreledi.

Bahreyn’deki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün Orta Doğu ofisinde görev yapan analist Sasha Broachman, söz konusu isimlerin “geçtiğimiz on yıllar boyunca birlikte görev yapmış, daha yaşlı üst düzey subaylardan oluşan bir grup” olduğunu söyledi.

71 yaşındaki Rızai, Devrim Muhafızları’nı kuruluş yıllarında ve 1980-1988 arasındaki İran-Irak Savaşı boyunca yönetti ve 1997’ye kadar örgütün başında kaldı. Ayrıca 2009’dan itibaren radikal muhafazakâr bir aday olarak birkaç kez cumhurbaşkanlığına aday oldu.

68 yaşındaki Tuğgeneral Ahmed Vahidi ise selefinin Ali Hamaney’le birlikte öldürülmesinin ardından vekâleten yürüttüğü Devrim Muhafızları Komutanlığı görevine asaleten getirildi.

htnjyukı
Pezeşkiyan, 3 Temmuz 2026’da Tahran’da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreni sırasında Rızai’nin yanında (Reuters)

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutan Vekili Tümgeneral Ali Azmai ile Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Ali Abdullahi de mevcut görevlerinde asaleten görevlendirildi.

Rızai’nin uzun yıllar Vahidi’nin komutanlığını yaptığını belirten Broachman, atamalarda önceliğin birlik ve bütünlüğün güvence altına alınmasına verilmiş göründüğünü söyledi. Broachman, “Bu, iç bütünlükle ilgili görünüyor. Sert çekirdekten isimler iç çevreye dahil ediliyor” dedi.

İtidal çağrıları

Küresel ticaret istihbaratı şirketi Kpler’in kıdemli petrol analisti Homayoun Falakshahi, Rızai ve Vahidi’nin atanmasının “daha sert bir tutumla bağlantılı yetkililerin etkisinin arttığını” gösterdiğini yazdı.

Bununla birlikte, gerilimin tırmanması kaçınılmaz değil. Falakshahi’ye göre İran, “durumunu daha da kötüleştirecek bir misillemeye yol açmadan caydırıcılığını yeniden tesis edecek ölçüde gerilimi tırmandırmakta” zorlanabilir.

Haziran ayında varılan ateşkes anlaşması, karşılıklı saldırılar sürerken kısa sürede çöktü. Anlaşmaya göre İran, dondurulmuş varlıklarından milyarlarca doların serbest bırakılmasını ve Hürmüz Boğazı üzerinde resmi yetki verilmesini talep etmişti.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, müzakere yoluyla çözüm çağrısını sürdüren en önde gelen seslerden biri. Müttefikleri, savaş devam ederken ekonomisi zorlanan İran’ın elindeki kozları olduğundan fazla değerlendirme riski taşıdığını belirtiyor.

Pezeşkiyan geçen hafta, “Savaşı sona erdirmek daha iyi olacaktır. Çünkü bugün güce ve onura sahibiz, tüm dünya zaferimizi kabul etti ve ABD’den nefret ediliyor” dedi.

Pezeşkiyan ayrıca, radikal muhafazakârların gereğinden fazla taviz verdiği yönündeki suçlamalarına karşı haziranda varılan ateşkes anlaşmasını savundu.

Her türlü müzakereyi reddeden aşırı sertlik yanlılarının aksine Rızai, ABD’nin geri adım atması halinde bir anlaşmaya varılabileceği ihtimaline kapıyı açık bıraktı.

Rızai, pazartesi günü Pakistanlı arabulucu General Asım Münir’e yaptığı açıklamada, ABD’nin yaklaşımını değiştirmesi ve ateşkes anlaşmasının şartlarının uygulanması konusunda somut adım atması gerektiğini söyledi.

Tahran merkezli siyasi analist Ahmed Zeydabadi ise ülkenin gelecekte izleyeceği yol konusunda “ciddi görüş ayrılıkları” bulunduğunu belirtti. Zeydabadi, Pezeşkiyan’a yakın Hem-Mihan gazetesinde kaleme aldığı yazıda, radikal muhafazakârların ABD ile ilişkilerin normalleşmesine karşı çıktığını, çünkü varlıklarını çatışma ve düşmanlığın sürmesine borçlu olduklarını ifade etti.

Huzursuzluk endişesi

Şu ana kadar yeni protestoların patlak verdiğine dair herhangi bir işaret görülmedi. Ancak İranlıların temel ihtiyaç maddelerinin artan maliyetlerini karşılamakta yaşadığı zorluklar giderek büyüyor.

Broachman, Taib’in Besic’in başına getirilmesinin yönetimin olası toplumsal huzursuzluğu “daha ortaya çıkmadan önce” önlemeye çalıştığını gösterdiğini söyledi. Broachman, “Baskıyı uygulayacak gücün başına istihbarat geçmişine sahip birinin getirilmesi mantıklı” dedi.

63 yaşındaki din adamı Taib, Besic’in 2009 yılında radikal muhafazakâr Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın yeniden seçilmesine karşı ülke genelinde düzenlenen geniş çaplı protestoların bastırılmasında kilit rol oynadığı dönemde örgütün başındaydı. O dönemde onlarca kişi öldürülmüştü.

Taib kısa süre sonra Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı’nın başına getirildi. İsrail’in casusluk operasyonlarında elde ettiği başarıların ardından gerçekleştirildiği belirtilen değişiklikler kapsamında 2022’de görevden alınana kadar yaklaşık 13 yıl boyunca teşkilatı yönetti.

cvfgthy
İranlı bir kadın, geçen 29 Temmuz’da Tahran’daki Azadi Caddesi’nde dini lider Ali Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir duvar resminin önünden geçerken (AP)

Besic, ülke genelinde bir gönüllüler ağı işletiyor. Örgütün sokaklarda, devlet kurumlarında ve kültür merkezlerinde varlığı bulunuyor ve İran’daki iktidardaki dini sisteme bağlılığı ve ideolojik sadakati güvence altına almaya çalışıyor.

Hamaney, Taib’i Besic’in başına getiren kararnamede, örgütün İran toplumundaki varlığını güçlendirmesini, yeni teknolojilerden yararlanmasını ve Siyonist-Amerikan emperyalizmine karşı Besic’i dünya genelinde tanıtmasını emretti. Bu ifade, gücün İran’ın yurt dışındaki müttefik gruplarıyla ilişkiler kurmaya başlayabileceği ihtimaline işaret ediyor.

Besic, savaş sırasında da sahadaki varlığını güçlendirdi. Radikal muhafazakârlar, destek toplamak ve olası muhalifleri sindirmek amacıyla Tahran ve diğer kentlerde gece mitingleri düzenledi.

Taib’in Besic’in rolünü tam olarak nasıl güçlendireceği henüz netlik kazanmış değil. Ancak son konuşmalarından birindeki ifadeleri, toplum üzerindeki kontrolün artırılabileceğine işaret etti.

Taib, ABD’nin ekonomi üzerindeki baskısının İran içinde bölünmeler yaratmayı hedeflediği uyarısında bulunarak, “Cami mahallenin merkezi haline gelirse millet birliğini korur ve bu, herhangi bir füzeden daha büyük bir caydırıcılık olur” dedi.


Kuzey Kıbrıs açıklarında yaklaşık 270 kişiyi taşıyan feribot battı

Kuzey Kıbrıs’ta alabora olan tekneden kurtarılan yolcular, kurtarma botlarıyla kıyıya taşınırken… Görüntü, bir video kaydından alındı (Reuters)
Kuzey Kıbrıs’ta alabora olan tekneden kurtarılan yolcular, kurtarma botlarıyla kıyıya taşınırken… Görüntü, bir video kaydından alındı (Reuters)
TT

Kuzey Kıbrıs açıklarında yaklaşık 270 kişiyi taşıyan feribot battı

Kuzey Kıbrıs’ta alabora olan tekneden kurtarılan yolcular, kurtarma botlarıyla kıyıya taşınırken… Görüntü, bir video kaydından alındı (Reuters)
Kuzey Kıbrıs’ta alabora olan tekneden kurtarılan yolcular, kurtarma botlarıyla kıyıya taşınırken… Görüntü, bir video kaydından alındı (Reuters)

Kuzey Kıbrıs Türk medyası, yaklaşık 270 kişiyi taşıyan bir yolcu teknesinin bugün (Pazar) Kuzey Kıbrıs açıklarında alabora olduğunu ve arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Reuters'ın aktardığına göre, olayda şu ana kadar yaralanma olup olmadığına ilişkin net bir bilgi verilmedi.

Alcatamaran tipi feribotun, Girne Limanı'ndan Mersin'in Taşucu Limanı'na gitmekte olduğu belirtildi.

Türkiye'nin resmi haber kanalı TRT, feribotun kıyıdan birkaç kilometre açıkta su almaya başladığını bildirdi.

Kuzey Kıbrıs Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, TRT'ye yaptığı açıklamada, geminin alabora olduğunu ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaştığını söyledi.

Girne Belediye Başkanı Murat Şenkul ise CNN Türk'e yaptığı açıklamada, teknede bulunan 258 yolcudan 159'una kurtarma ekiplerinin ulaştığını belirtti.

Girne ile Taşucu arasındaki yoğun deniz hattında birçok şirket feribot seferi düzenliyor. Ancak alabora olan feribotu işleten şirketin hangisi olduğu henüz bilinmiyor.

Olay yerinden paylaşılan görüntülerde, can yelekleri giyen kişilerin alabora olan teknenin çevresindeki sularda yüzdüğü görülüyor.