İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Netanyahu neden Batı’da ‘yanmış kâğıt’ haline geldi?

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Netanyahu neden Batı’da ‘yanmış kâğıt’ haline geldi?

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya verdiği destekte dikkat çekici olan şey, bu çağrıyı yaparken ne kadar yalnız olduğuydu. İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşının ardından -ki İsrail burada savaş suçları işledi- Netanyahu dünya çapında nefret edilen bir figür haline geldi. Bu, eylül ayında New York’ta, Netanyahu’nun konuşması sırasında onlarca diplomatın salondan dışarı akın etmesiyle açıkça görüldü.

Ancak belki de daha önemlisi, Batı’daki birçok önemli figürün onun tartışmalı politika ve eylemlerinden uzaklaşıyor gibi görünmesi. Trump’ın kendi yardımcısı JD Vance bile, önümüzdeki ayın başlarında yapılacak Amerikan ara seçimlerindeki adayları desteklemeye odaklandığını söyleyerek Netanyahu’yu desteklemeyi reddetti ve Trump’la ters düştü.

İsrail’in büyük çekişmeye sahne olacak seçimlerine doğru giderken, Batı’daki kilit sesler Netanyahu’yu gözden çıkarıyor gibi görünüyor. Bu durum, İsrail siyasetinde otuz yılı aşkın süredir lider konumda olan ve 2021-2022 yıllarındaki kısa bir dönemin dışında 2009’dan bu yana ülkenin liderliğini yürüten bu adamdan artık bıktıklarının bir işareti.

Eylül ayında Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada, 12 uluslu bir grubun parçası olarak Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini hedef alan ticaret ve ekonomi yasakları açıkladı; bu hamle, işgal altındaki arazide bulunan İsrail yerleşimlerine yönelik malların yasaklanmasını, hizmetlerin ve finansmanın kısıtlanmasını amaçlıyordu. Aynı zamanlarda, eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Netanyahu’ya yönelik sert eleştirilerde bulunarak “İsrail’i seviyorum ama Netanyahu’nun hükümetinden ve politikasından nefret ediyorum” dedi ve yeniden iktidara gelmesi durumunda ona karşı sert olacağını belirtti.

Görsel kaldırıldı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumunda konuşma yapmak üzere geldiği New York’ta Genel Kurul salonundan ayrılan delegelere el sallıyor, 24 Eylül 2026. (Reuters)

Netanyahu’nun ABD-İsrail ilişkilerini Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında bir anlaşmazlık konusuna dönüştürme çabaları, Demokratlar nezdindeki imajını olumsuz etkiledi. Zira birçoğu, Obama yönetiminin en önemli siyasi önceliklerinden ve başarılarından biri olan İran nükleer anlaşmasına karşı çıkmak için 2015 yılında Kongre’ye gitmesini unutmadı.

Buna ek olarak, sonbahar boyunca Netanyahu ve hükümetinin, 7 Ekim saldırılarının gerçekleşebileceği konusunda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır gibi ülkeler tarafından önceden uyarılıp uyarılmadığını gösteren bir dizi eşgüdümlü sızıntı yaşandı; bu sızıntılar Batı medyasında ve siyasi muhalefetle aynı çizgideki İsrail medyasında geniş yankı uyandırdı.

Çetin geçen İsrail siyasetinde seçimler kıyasıya bir rekabetle yürütülür; bu olağan bir durumdur. Ancak Netanyahu’ya karşı küresel muhalefet, 2026 seçimlerinin ilginç bir unsuru olmakla birlikte, bunun sonuçları etkileyip etkilemeyeceği henüz bilinmiyor.

Batı’daki pek çok sesin Netanyahu’dan uzaklaşmasının birbiriyle bağlantılı üç ana nedeni var. Bunlardan ilki ve en yakın tarihli olanı, İsrail’in Ortadoğu’daki askeri eylemlerinin -özellikle de bu yıl ve geçen yıl gerçekleşen sonuçsuz İran savaşlarının- yol açtığı istikrarsızlık ve ekonomik sıkıntılar. Ancak İsrail’in Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriye’deki eylemlerinin yanı sıra geçtiğimiz yıl eylül ayında Katar’a yönelik düzenlediği askeri saldırı da İsrail’in Netanyahu yönetimindeki davranışlarının ne kadar öngörülemez bir hal aldığına dair büyüyen bir huzursuzluk hissi uyandırdı.

Bu eylemler, Suudi Arabistan gibi ülkelerin ilişkileri normalleştirme fikrinden uzaklaşmasına neden oldu ve İsrail’in halihazırda bağlarının bulunduğu Ortadoğu ülkeleriyle de ciddi gerilimler yaşamasına yol açtı. Netanyahu’nun ne kadar yalnızlaştığının ve çaresiz kaldığının bir göstergesi de bu sonbaharın başlarında Abu Dabi’ye gerçekleştirdiği ziyaret için verdiği çaba ve yürüttüğü kulislerdi. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İsrail kamuoyuna bağları koruyabildiğini göstermek ve onlara 2020 yılındaki başarısını -BAE, Bahreyn ve Fas ile ilişkileri başlatan İbrahim Anlaşmaları’nı- hatırlatmak istiyordu.

İkinci önemli faktör ise Netanyahu’nun, on binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze’deki agresif askeri operasyonlar vasıtasıyla İsrail’i nasıl yalnızlaştırdığı. İsrail’in 2023-2024 yıllarında Gazze Şeridi’nde işlediği savaş suçları ve ihlaller unutulmayacağı gibi, Netanyahu’nun mevcut bölgesel çatışmaları tetikleyen 7 Ekim’deki Hamas saldırısına karşı kendi halkını koruyamayan bir lider olduğu gerçeği de unutulmayacak. Buna, Netanyahu’nun iki devletli çözümü yıllardır reddettiği gerçeği de eklendiğinde, kendisine karşı alınan bu tavrı anlamak kolaylaşıyor.

Son neden, dünyadaki birçok lider ve figürün Netanyahu’ya güvenmemesi ve onu İsrail içindeki iktidarını korumaktan başka pek bir şeyle ilgilenmeyen bir lider olarak görmesi. 1996 yılında Bill Clinton, Netanyahu’nun agresif ve ders verici tavrından rahatsız olarak şu ifadeyi kullanmıştı: “Buradaki süper güç kim?”

Görsel kaldırıldı.
Filistinlileri destekleyen göstericiler, üniversitenin İsrail ile iş yapan şirketlere yaptığı yatırımları protesto etmek amacıyla New York Üniversitesi binalarının önünde toplanıyor, New York, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Netanyahu’nun yönetim ve diplomasi tarzı on yıllardır birçok lideri rahatsız ediyor. O, İsraillilere, bölgeye ve giderek tüm dünyaya maliyeti ne olursa olsun iktidarda kalmak için mümkün olan her şeyi yapan biri olarak görülüyor.

İsrail seçimleri öncesinde anketler kafa kafaya seyrediyor ve ülkenin karmaşık parlamenter demokrasisi sıklıkla koalisyon kurmak için uzayıp giden müzakerelere yol açıyor. Bazı işaretler, İsrail’in 2010’ların sonlarında gördüğü gibi art arda çok sayıda seçimin yaşandığı bölünmüş bir belirsizlik dönemine geri dönebileceğini gösteriyor. Ancak bir sonraki seçimi kim kazanırsa kazansın, Batı’da giderek artan sayıda ses başka biriyle muhatap olmayı tercih ediyor gibi görünüyor. Yine de İsrail’in son birkaç yıldaki sağa kayışı göz önüne alındığında, yeni bir liderin Netanyahu’nun yıkıcı politikalarından radikal biçimde farklı bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği belirsizliğini koruyor.


İsrail seçimlerinin öne çıkan adayları kimler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)
TT

İsrail seçimlerinin öne çıkan adayları kimler?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un yer aldığı ve üzerinde “Savaş kızışıyor!” yazan bir afişin önünden geçen insanlar, Tel Aviv (EPA)

İsrail seçimlerinin yaklaşmasıyla rekabet kızışırken, yarışan taraflardan herhangi birinin kurulacak yeni hükümeti oluşturup oluşturamayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor.

Seçmenler, nispi temsil sistemine göre dağıtılan 120 sandalyeli Knesset için yarışan parti listelerini belirlemek üzere yarın sandık başına gidecek.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, İsrail’de 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana yapılacak ilk parlamento seçimlerinde öne çıkan adaylar şöyle:

Binyamin Netanyahu

Netanyahu, 1990’lı yıllarda ilk kez başbakanlık görevini üstlenmesinin ardından 2009’dan bu yana geçen sürenin büyük bölümünde iktidarda kaldı. İsrail’in uluslararası alandaki en belirgin yüzü haline gelen Netanyahu, ülke içinde ise kutuplaşmaya yol açan bir figür olarak öne çıktı.

Destekçileri ona ‘Kral Bibi’ lakabını takıyor ve onu düşmanlarla çevrili bir bölgede İsrail’in kendini savunabilmesi için ihtiyaç duyduğu ‘lider’ olarak görüyor. Ancak Netanyahu siyasi geleceği için mücadele ediyor. Gazze Şeridi’nde savaş suçları işlediği suçlamasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan Netanyahu, söz konusu suçlamaları reddediyor. Ayrıca İsrail’de yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanıyor ve bu suçlamaları da kabul etmiyor.

Kamuoyu yoklamaları, İsrail’in güvenliğini koruyabilecek bir lider olduğu yönündeki Netanyahu imajını zedeleyen 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana Likud Partisi’nin popülaritesinde keskin bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Netanyahu hükümetinin din ve devlet ilişkilerine yönelik politikaları da çok sayıda İsraillinin desteğini almıyor.

Ancak 77 yaşındaki Netanyahu, siyasi sahnenin merkezinde kalma konusunda olağanüstü bir beceriye sahip olduğunu defalarca gösterdi. Seçimleri kazanması halinde ‘geniş tabanlı bir ulusal hükümet’ kurmak istediğini belirten Netanyahu, seçimlerin siyasi bir çıkmaza yol açması durumunda ise aylarca geçici hükümetin başında kalarak iktidarını sürdürebilir.

Netanyahu’nun başlıca rakipleri

Gadi Eisenkot

Gazze savaşında oğullarından birini kaybeden 66 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, kendisini siyasi kurumların dışından gelen ve güvenlik meselelerinde sert tutum benimseyen bir asker olarak tanıtıyor. Mütevazı geçmişi ve ailesinin yaptığı fedakârlıklar, Netanyahu’nun üst düzey görevlerde geçirdiği uzun yıllar ve peşini bırakmayan yolsuzluk davalarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Eisenkot, İbranice ‘dürüst’ anlamına gelen Yashar adlı yeni bir merkez partisine liderlik ediyor.

Naftali Bennett

54 yaşındaki eski başbakan, eski bir özel kuvvetler mensubu ve sağ görüşlü bir siyasetçi. Netanyahu’nun yardımcılığını yapan ve yüksek teknoloji sektöründe servet edinen Bennett, merkez görüşlü eski Başbakan Yair Lapid ile ‘Beyahad’ (Birlikte) adlı yeni bir partide ittifak kurdu. Partinin mesajları, İsrail’in yaşadığı travmanın etkilerinin giderilmesine ve ülkenin yeniden doğru yola sokulmasına odaklanıyor. Siyasi yelpazenin karşıt uçlarında yer almalarına rağmen bu ittifak, 2021 seçimlerinde Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmayı başarmıştı.

 İsrail’in eski Başbakanı Naftali Bennett, Kudüs’teki Mahane Yehuda pazarındaki bir restoranda destekçileriyle fotoğraf çekiliyor. (AP)
İsrail’in eski Başbakanı Naftali Bennett, Kudüs’teki Mahane Yehuda pazarındaki bir restoranda destekçileriyle fotoğraf çekiliyor. (AP)

Avigdor Liberman

68 yaşındaki eski Savunma Bakanı, geçmişte Netanyahu’nun yakın müttefiklerinden biriydi. Netanyahu’dan bile daha sert bir tutum benimseyen Liberman, başbakanı Gazze Şeridi’ndeki Filistinli silahlı gruplara karşı aşırı müsamahakâr davranmakla suçlayarak 2018’de hükümetten istifa etti ve böylece Netanyahu’nun en sert eleştirmenlerinden biri haline geldi. Liberman’ın Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz) Partisi’nin seçmen tabanının önemli bir bölümü eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen göçmenlerden oluşuyor.

Yisrael Beiteinu Partisi lideri Avigdor Liberman’ın seçim afişini taşıyan bir otobüs, Kudüs (AFP)
Yisrael Beiteinu Partisi lideri Avigdor Liberman’ın seçim afişini taşıyan bir otobüs, Kudüs (AFP)

Yair Golan

64 yaşındaki eski general, hâlihazırda tarihî İşçi Partisi ile daha küçük sol parti Meretz’in kalıntıları üzerine kurulan Demokratlar Partisi’ne liderlik ediyor. Golan, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te saldırdığı bölgelerden birinde insanların kurtarılmasındaki rolü nedeniyle takdir toplamıştı.

Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Demokratlar Partisi lideri Yair Golan’ın yer aldığı bir seçim kampanyası reklam panosu (EPA)
Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Demokratlar Partisi lideri Yair Golan’ın yer aldığı bir seçim kampanyası reklam panosu (EPA)

Netanyahu’nun kampındaki adaylar

46 yaşındaki Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve 50 yaşındaki Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Filistinlilere yönelik aşırı sağ politikaları nedeniyle uluslararası alanda geniş çaplı eleştirilere maruz kaldı.

Smotrich, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin hızla genişletilmesi yönündeki çalışmalara öncülük ediyor. Smotrich, bu politikanın Filistin devletinin kurulması fikrini gömeceği yönündeki umudunu dile getirmişti.

2007’de Araplara karşı ırkçı kışkırtıcılık suçundan mahkûm edilen Ben-Gvir ise hüküm giymiş Filistinli silahlı kişilere idam cezası uygulanmasını, Filistinlilerin cezaevlerindeki tutukluluk koşullarının ağırlaştırılmasını ve İsraillilerin ateşli silahlara erişiminin kolaylaştırılmasını savundu.

Smotrich ve Ben-Gvir ayrıca, Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürülmesi ve bölgeye İsraillilerin yerleştirilmesi çağrısında bulundu.

Ultra-ortodoks Yahudi partilerinden müttefikler

Netanyahu, siyasi iktidarını korumak için yıllardır iki Ultra-ortodoks Yahudi partisine, Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Şas’a dayanıyor. Bu iki partinin, dinî açıdan muhafazakâr Yahudilerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması yönündeki talepleri, söz konusu kesimin iş gücüne katılım oranının düşük olması ve devlet yardımlarına bağımlılığıyla birlikte çok sayıda İsraillinin tepkisini çekiyor. Bu tepki, özellikle mevcut savaş koşullarında daha da belirginleşiyor.

Belirleyici rol oynayabilecek taraflar

İki siyasi bloktan herhangi birini açıkça desteklemeyen partiler, Netanyahu’nun ya da rakiplerinin lehine belirleyici olabilir. Bu partiler arasında, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Arap azınlığı temsil eden Birleşik Arap Listesi ve Ortak Liste bulunuyor. Bunların yanı sıra, Amcha Yisrael adlı yeni bir sağ parti ile merkez sağ çizgideki Yedekler ve Ekonomi adlı parti de öne çıkıyor. Kamuoyu yoklamaları, her iki partinin de seçim desteğinin dalgalandığını gösteriyor.


Fransa İçişleri Bakanı: Gösterilere yönelik kısıtlamaları sürdüreceğiz

Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
TT

Fransa İçişleri Bakanı: Gösterilere yönelik kısıtlamaları sürdüreceğiz

Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)
Paris’teki Nation Meydanı’nda (Place de la Nation) nöbet tutan bir polis, (AFP)

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, bugün yaptığı açıklamada, bir hafta önce yaşananlara benzer şiddet olaylarının önüne geçmek amacıyla hayat pahalılığına karşı düzenlenen geniş çaplı protestolara yönelik kısıtlamaların sürdürüleceğini belirtti.

BFMTV’ye konuşan Nunez, “Açık konuşmak gerekirse önümüzdeki günlerde durum, şimdiye kadar gördüklerimizden farklı olmayacak” ifadelerini kullandı.

Hayat pahalılığının artmasına karşı düzenlenen ve eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden gösterilere, 17 Ekim’de birçok kentte şiddet olayları ve yağma eylemleri eşlik etmişti. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre aşırı solcu aktivistler gösterilere sızarak kaos yaratmak için protestolardan yararlanmakla suçlandı.

Fransız makamları, hafta başında kent genelinde sokağa çıkma yasakları uygulayarak ve gösteri sayısını sınırlandırarak olaylara karşı önlem aldı.

İçişleri Bakanlığı, cumartesi günü yoğun polis varlığının bir önceki haftaya kıyasla yeni bir şiddet dalgasının önüne geçtiğini açıkladı. Bununla birlikte bin 435 kişi gözaltına alınırken, 150’den fazla gösterici ve 267 polis memuru yaralandı.

Nunez bugün yaptığı açıklamada, 12’den fazla kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıp uygulanmayacağına valilerin belediye başkanlarıyla istişare ederek karar vereceğini belirtti.

Fransa’nın, kamu güvenliğine yönelik riskler nedeniyle kent merkezlerindeki gösteri yasağını sürdüreceğini ifade etti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, yaklaşık bir hafta önce şiddet olayları ve yağmanın yaşandığı Marsilya’ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.

Öte yandan Başbakan Sebastien Lecornu’nun, okullardaki koşulların iyileştirilmesi ve daha fazla öğretmen atanmasına ilişkin talepleri görüşmek üzere bugün öğrenci temsilcileriyle bir araya gelmesi bekleniyor.