İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İran, Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere iki füze fırlattı

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
TT

İran, Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere iki füze fırlattı

Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)

ABD merkezli Axios haber sitesi dün bir ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberinde, İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilere en az iki füze fırlattığını bildirdi. Habere göre saldırıda iki gemi ağır hasar alırken, can kaybı yaşanmadı.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) da dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı bölgesinde Umman açıklarında seyreden bir petrol tankerinin kimliği belirlenemeyen bir mühimmatla vurulduğunu duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın UKMTO'dan aktardığına göre güneye doğru seyreden petrol tankerinin iskele tarafına isabet eden mühimmat yangına neden oldu. Olayda yaralanan olmazken, çevresel bir zarar da meydana gelmedi.

Saldırının, Umman'ın Lima kenti açıklarında, kıyıdan yaklaşık 8 deniz mili doğuda gerçekleştiği bildirildi.

Ortadoğu'da 1 Mart'tan beri süren çatışmalar nedeniyle ticari gemiler önemli ölçüde zarar gördü. İran, ABD ve İsrail'in düzenlediği saldırılara karşılık olarak Hürmüz Boğazı'nı deniz trafiğine kapatırken, ABD de İran limanlarına yönelik deniz ablukası uyguladı.

Deniz taşımacılığı, 17 Haziran'da Washington ile Tahran arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik bir çerçeve anlaşmasının imzalanmasının ardından yeniden başladı.

Bununla birlikte İran, ABD'nin itirazlarına rağmen, çatışma öncesindeki serbest geçiş düzenine dönülmeyeceğini yineleyerek, yalnızca kendi kıyıları boyunca belirlediği deniz koridorunun kullanılmasına izin vereceğini belirtiyor. Tahran yönetimi, bu güzergâhtan kaçınmaya veya alternatif rotalar kullanmaya çalışan gemileri hedef alabileceği uyarısında bulunuyor.


Macron 17 yıl sonra Şam'da… Fransa'dan özgür ve çoğulcu Suriye mesajı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)
TT

Macron 17 yıl sonra Şam'da… Fransa'dan özgür ve çoğulcu Suriye mesajı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Paris'te gerçekleştirdiği önceki görüşmeden bir kare (Arşiv - Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u taşıyan uçak, pazartesi akşamı Şam Havalimanı'na indi. Bu ziyaret, 17 yıl aradan sonra bir Avrupa liderinin Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Güvenlik gerekçeleri nedeniyle Macron'a eşlik eden bakanlar ve iş insanlarından oluşan heyetin programı ayrıntılı olarak açıklanmadı.

Ziyaretin niteliği ve Suriye'deki gelişmeler konusunda çeşitli soruları beraberinde getirmesi nedeniyle Élysée Sarayı kaynakları, ziyaretin bir mesaj taşıdığını ancak bunun “safça verilmiş bir mesaj ya da Cumhurbaşkanı'nın yeni Suriye yönetimine sunduğu açık çek olmadığını” vurguladı.

Élysée'ye göre Macron'un Şam'da vereceği mesaj, “özgür, çoğulcu, tüm bileşenlerine saygı gösteren ve bölgede hak ettiği rolü üstlenebilen bir Suriye'ye yönelik kararlı ve uzun vadeli bağlılığımızın teyidi” olacak. Fransa, Suriye'nin taraflar arasında köprü kuran, gerilimlerin azaltılmasına katkı sağlayan ve Avrupa Birliği ülkeleriyle, özellikle de Fransa ile ortaklık geliştiren bir ülke olmasını istiyor.

scdfb
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılamak üzere pazartesi günü Şam Uluslararası Havalimanı'nda bekliyor (AFP)

Paris yönetimi ziyareti “önemli” olarak nitelendirirken, amacın yalnızca Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve diğer Suriyeli yetkililerle görüşmek olmadığını belirtti. Fransa, ziyaret aracılığıyla “Suriye halkının cesaretine duyduğu hayranlığı ifade etmeyi ve yeni yönetimin halkın beklentilerini karşılaması, sorumlu ve katılımcı bir yaklaşım benimsemesi yönündeki beklentilerini dile getirmeyi” hedefliyor. Paris, bunun hem Suriye'nin birliği ve refahı hem de Avrupa ve Ortadoğu ülkeleriyle ilişkiler açısından önemli olduğunu düşünüyor.

Fransa, Suriye'deki durumun hâlâ “karmaşık” ve “kırılgan” olduğunu kabul etmekle birlikte, olumlu gelişmelerin mümkün olduğunu savunuyor. Paris'e göre bu ziyaret aynı zamanda “cesur bir ziyaret” niteliği taşıyor. Çünkü Macron'un ülkede uzun süre kalması ve yalnızca birkaç saatlik sembolik bir ziyaretle yetinmemesi planlanıyor. Ayrıca Fransız liderin, Suriye'nin farklı toplumsal kesimleri, mezhepleri ve beklentileriyle doğrudan temas kurmakta ısrarcı olduğu belirtiliyor. Bu nedenle Macron'un ziyareti yalnızca cumhurbaşkanlığı sarayıyla sınırlı olmayacak; Şam kentini ve halkını da kapsayacak.

dfbrgtbn
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u taşıyan uçak, 6 Temmuz 2026'da Şam Uluslararası Havalimanı'na iniş yaptı (AFP)

Paris, geçmişte Suriye halkının ayaklanmasını desteklemesinin “idealist” nedenlerden değil, sahadaki gerçekçi değerlendirmelerden kaynaklandığını savunuyor. Élysée Sarayı, Macron'un ziyaretini “Suriye'nin tamamıyla buluşma ve aynı zamanda yeni yönetime yönelik net taleplerle daha iyi bir geleceğe bağlılığı sürdürme fırsatı” olarak tanımlıyor.

Fransa, yalnızca sözler ve vaatlerle yetinmek istemediğini belirtiyor. Paris, eğitim, araştırma, kültür ve teknik iş birliği alanlarında Fransız-Suriye ilişkilerinin köklü geçmişine dayanarak yeni yönetimle birlikte Suriye kurumlarının yeniden inşasına katkı sağlamayı hedefliyor. Amaç, tüm toplumsal kesimleri temsil eden çoğulcu kurumların oluşturulması.

Ayrıca Fransa, ekonomik ve ticari iş birliğini yeniden canlandırmayı ve yeniden imar sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Bu kapsamda Fransız Kalkınma Ajansı, finans kuruluşları, Fransız şirketlerinin uzmanlığı ve bankacılık sektörünün imkânlarına güveniliyor. Paris, özellikle bankacılık sektörü ve ekonominin finansmanı alanındaki reformların hızlandırılması halinde bu sürecin daha da ivme kazanabileceğini belirtiyor.

sdbrfb
Fransa ve Suriye bayrakları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un yeni Suriye yönetiminin göreve gelmesinden bu yana Batı Avrupa'dan bir devlet başkanı olarak gerçekleştirdiği ilk ziyaret kapsamında 6 Temmuz Pazartesi günü ulaştığı Şam Uluslararası Havalimanı'nda dalgalanıyor (AFP)

Élysée Sarayı, Fransa'nın Suriyelilerin “meşru beklentilerine” bağlı olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşımın iddialı ancak uygulanabilir bir program oluşturduğunu belirten Fransız yönetimi, Fransız kurumları ve şirketlerinin de bu sürece katkı sunmasını umuyor.

Bu amaçla Macron'a, Suriye pazarına ilgi duyan şirketlerin yöneticileri de eşlik ediyor. Heyette enerji devi Total, konteyner taşımacılığı şirketi CMA CGM'nin Lübnan asıllı Fransız Başkanı Rodolphe Saadé ile ulusal matbaa kuruluşunun temsilcileri yer alıyor. Söz konusu kurumun para ve pasaport basımında görev alabilecek kapasiteye sahip olduğu belirtiliyor.

sd
Şam'daki Emevi Meydanı, pazartesi günü böyle görüntülendi (Reuters)

Ziyaret programına ilişkin ayrıntılar ise sınırlı tutuldu. Élysée'nin verdiği bilgiye göre Macron, salı günkü resmi program öncesinde pazartesi akşamı Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile dar kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Resmî görüşmeler salı günü cumhurbaşkanlığı sarayında yapılacak ve Macron öğleden sonra bir basın toplantısı düzenleyecek.

Ancak güvenlik nedenleriyle Macron'un daha sonraki programı açıklanmadı. Fransız kaynaklar, Macron'un çok sayıda Suriyeli grup ve temsilciyle görüşmek istediğini belirtirken, bu isimlerin listesini paylaşmadı.

Paris'in benimsediği temel yaklaşım, “Yeni Suriye ancak çoğulculuğu dikkate aldığı takdirde ortağımız olabilir” anlayışına dayanıyor. Fransa böylece, geçen yıl mayıs ayında Ahmed eş-Şara'nın Paris'te ağırlanması sırasında ve daha önce Şubat ayında düzenlenen Suriye Halkını Destekleme Konferansı'nda dile getirilen şartları yeniden vurgulamış oluyor.

Fransız kaynaklara göre Paris ve birçok ortağı, “dışlayıcı bir yönetimin yerini başka bir dışlayıcı yönetimin almaması” gerektiği konusunda kararlı. Fransa, bunun gerçekleşmeyeceğine inandığını belirtirken, Suriye'nin geleceği açısından “hayati öneme sahip” gördüğü geçiş dönemi adaletinin sağlanmasını da talep ediyor.

sdbfrb
Şam'ın Bab Tuma Mahallesi ve tarihi kent dokusunun havadan görünümü, pazartesi günü çekildi (Reuters)

Paris yönetimi, Macron'un ziyaretinin hem Fransa içinde hem de uluslararası alanda, hatta Suriye'nin kendi içinde çok sayıda soru işareti yarattığının farkında. Ancak Fransa, Ortadoğu'nun merkezî ülkelerinden biri olan Suriye'den uzak kalamayacağını da düşünüyor. Çünkü Suriye'deki gelişmelerin bölge üzerinde, özellikle de Lübnan üzerinde doğrudan etkileri bulunuyor.

Fransa ayrıca Suriye ile ABD arasında son dönemde sağlanan yakınlaşmayı, Suriye ekonomisinin ihtiyaçlarını ve olası yeniden imar sürecini yakından takip ediyor. Ekonominin açılması ve yeniden inşanın başlaması hâlinde bunun Fransız ekonomisi ve şirketleri için önemli fırsatlar yaratabileceği değerlendirilirken, Paris bu sürecin dışında kalmak istemiyor.


Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı... Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş

Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı...  Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş
TT

Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı... Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş

Tahran sokaklarında Hamaney için intikam” çağrısı...  Ahmedinejad'dan dikkat çeken dönüş

İran'ın başkenti Tahran'da milyonlarca kişi, eski dini lider Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreninin üçüncü gününde, pazartesi günü başlayan cenaze alayına katılmak üzere sokaklara çıktı. Yönetim, töreni güç ve birlik gösterisine dönüştürmeyi hedefliyor.

Cenaze alayı boyunca ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu hedef alan ve Hamaney'in öldürülmesinin intikamının alınmasını talep eden sloganlar ile pankartlar öne çıktı. Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney cenaze namazına katılmazken, İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad son dönemde ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaşın ardından ilk kez kamuoyu önüne çıkarak cenaze alayına katıldı. Ahmedinejad'ın görünmesi, son haftalarda kendisinin durumu ve nerede bulunduğuna ilişkin ortaya atılan çelişkili iddia ve söylentilerin ardından dikkat çekti.

İran güvenlik kurumları, dini liderin cenaze törenine ilişkin haber ve analizlerde tek tip bir çerçeve izlenmesi amacıyla medya kuruluşlarına ve kamu kurumlarının basın birimlerine talimat gönderdi. Amaç, liderlik değişiminin yaşandığı ve ülkenin son yıllardaki en hassas siyasi dönemlerinden biri olarak görülen süreçte kamuoyuna sunulan anlatıyı kontrol altında tutmak olarak değerlendiriliyor.

Şarku'l Avsat'ın bir nüshasına ulaştığı talimatlarda, haberlerde belirli mesajların öne çıkarılması, resmi çizgiyle örtüşmeyen anlatıların çıkarılması ve cenaze törenlerinin, "düşmanın algı savaşı" olarak nitelendirilen girişimlere karşı liderlik merkezinin ayakta kaldığını ve rejimin bütünlüğünü koruduğunu gösteren bir unsur olarak sunulması isteniyor.

İran devlet televizyonu: Ali Hamaney'in naaşı Kum kentine ulaştı

İran devlet televizyonu, eski dini lider Ali Hamaney'in naaşının Tahran'da düzenlenen ve geniş katılımın olduğu cenaze töreninin ardından başkentin güneyindeki Kum kentine ulaştığını duyurdu.

Televizyon, "Liderin naaşı Kum'a ulaştı" ifadelerini kullanırken, tabutu taşıyan helikopterin kente iniş yaptığı görüntüleri yayımladı. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden Hamaney için cenaze törenlerinin bir bölümünün salı günü Kum'da gerçekleştirilmesi planlanıyor.