İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İran ve İngiltere vatandaşı bir kişi Fairford olayıyla bağlantılı terör şüphesiyle gözaltına alındı

Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
TT

İran ve İngiltere vatandaşı bir kişi Fairford olayıyla bağlantılı terör şüphesiyle gözaltına alındı

Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)
Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında güvenlik bariyeri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

İngiltere Terörle Mücadele Polisi, bugün (Perşembe) 27 yaşındaki İngiliz-İran çifte vatandaşı bir kişinin Londra'nın merkezindeki Westminster bölgesinde “terör eylemlerine hazırlık” şüphesiyle gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltının, İngiltere'nin güneybatısındaki Fairford Hava Üssü yakınlarında meydana gelen olayla bağlantılı olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın  BBC'den aktardığı habere göre polis, 26 yaşındaki başka bir İngilizin de yasal uyarı kapsamında sorgulandığını ve bölgedeki iki adreste arama yapıldığını bildirdi.

Terörle Mücadele Polisi Ulusal Kıdemli Koordinatörü Vicki Evans, soruşturmacıların “yabancı bir devletin olası müdahalesi de dahil olmak üzere tüm ihtimalleri” değerlendirdiğini söyledi. Evans, “Soruşturmayı sürdürürken halkın devam eden desteği ve sabrı için teşekkür etmek istiyorum” dedi.

“İran'ın dahli var”

Gözaltı, İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın olayda İran'ın “rol oynamış olabileceğini” söylemesinden bir gün sonra gerçekleşti. Burnham, BBC'ye yaptığı açıklamada “Zamanı geldiğinde daha fazlasını söyleyeceğiz ancak İran'ın rol oynadığına inandığımızı doğrulayabiliriz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da İsrail'in İngiltere'yi İran'ın bir hava üssüne saldırı planladığı konusunda daha önce uyardığını söyledi. Netanyahu, söz konusu uyarının Burnham hükümetinin 8 Eylül'de işgal altındaki Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerinden elde edilen ürünlere yaptırım uygulama kararını açıklamasından önce yapıldığını belirtti.

Burnham'ın açıklamaları üzerine İran, İngiltere'nin Tahran Büyükelçisi Hugh Shorter'ı Dışişleri Bakanlığına çağırdı. İran resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre İran Dışişleri Bakanlığı, “temelsiz suçlamalar” olarak nitelendirdiği açıklamalara tepki gösterdi.

ABD güçleri, Fairford Hava Üssü'nü İran'a karşı “savunma” operasyonlarında kullanıyor. Polis, üs yakınında ele geçirilen araçlarda patlayıcı bulunmadığını, araçlarda bir miktar benzin olduğunu açıkladı.

5 şüpheli

İngiliz polisi pazar sabahı, üssün hemen doğusunda bulunan Willford köyünde “üç şüpheli araç” bulunduğuna ilişkin ihbar almasının ardından yaşları 23 ile 25 arasında değişen 5 İngiliz erkeği gözaltına almıştı.

6juık
Gloucestershire, İngiltere'deki Fairford Hava Üssü yakınında polis ekipleri, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Beş kişiden dördünün Westminster'da, birinin ise Camden'da ikamet ettiği ve evlerinde arama yapıldığı belirtildi. Beş şüphelinin tamamı kefaletle serbest bırakıldı. Polis, pazartesi günü alınan serbest bırakma kararının soruşturma kapsamında uygulanan bir prosedür olduğunu ve “uzmanlık ile stratejiye” dayandığını açıkladı.

Olay nedeniyle yakınlardaki bir köyde 85 evin tahliye edildiği ve “büyük olay” ilan edildiği bildirildi.

The Times gazetesi, şüphelilerden birinin gözaltına alınmadan önce acil yardım ekiplerini aradığını yazdı. BBC de daha sonra 5 şüpheliden birinin grubun gözaltına alınmasından önce 999 acil yardım hattını kendi isteğiyle aradığını doğruladı.

fgthyju
Britanya'daki Fairford Hava Üssü yakınında bir araç, 29 Eylül 2026 (Reuters)

Gazetenin haberine göre soruşturmacılar, şüphelilerin üs yakınındaki varlığının gözetleme amacı taşıması, üssün güvenlik seviyesini ölçmek için bir “güvenlik testi” yapılması veya İngiliz hükümetine mesaj vermek amacıyla sembolik bir eylem gerçekleştirilmesi gibi çeşitli ihtimalleri değerlendiriyor.

Şüphelilerden birinin polisi aramasının son anda plandan vazgeçmesinden mi kaynaklandığı yoksa planın bir parçası mı olduğu ise henüz netlik kazanmadı.


İki zehirli iğnenin ardından infaz başarısız oldu: Tennessee'de 200 yıl sonra ilk kadın idam edilemedi

Krista Pike (Reuters)
Krista Pike (Reuters)
TT

İki zehirli iğnenin ardından infaz başarısız oldu: Tennessee'de 200 yıl sonra ilk kadın idam edilemedi

Krista Pike (Reuters)
Krista Pike (Reuters)

ABD'nin en tartışmalı davalarından birinde infaz süreci beklenmedik şekilde sonuçlandı. 50 yaşındaki Amerikalı mahkûm Krista Gail Pike, Tennessee eyaletinde hakkında verilen idam cezasının infaz edilememesi üzerine bugün (perşembe) hastaneye kaldırıldı.

Nashville'deki yüksek güvenlikli Riverbend Hapishanesi'nin infaz odasındaki cam bölmede gerilim dolu anlar yaşandı. Olay sırasında bulunan görgü tanıkları, Pike'ın ölümcül ilaçlardan iki tam doz verilmesine rağmen nefes almaya, horlamaya ve belirgin şekilde titremeye devam ettiğini aktardı. Bunun üzerine sağlık ekibi ve infaz görevlileri işlemi aniden durdurdu ve Pike yoğun güvenlik önlemleri altında yoğun bakıma sevk edildi.

Cam odada kâbus: Tanıklar şoke oldu

Nadir görülen olay, ABD'deki idam protokollerini yeniden gündeme taşıdı. Pike'ın savunma ekibi acil açıklamasında yaşananları “vahşi bir işkence ve eyaletin cezalandırma sisteminin ağır bir başarısızlığı” olarak nitelendirdi.

İnfaz odasından gelen ilk raporlara göre sağlık ekibi mahkûmun damarlarına ulaşmakta ciddi güçlük yaşadı. Avukatları daha önceki anayasal itirazlarında Pike'ın kan dolaşımıyla ilgili rahatsızlıkları ve damarlarındaki darlık nedeniyle bu konuda uyarıda bulunmuştu.

fgthy
Acil durum ve ambulans araçları, 30 Eylül 2026 Çarşamba günü Tennessee eyaletinin Nashville kentindeki yüksek güvenlikli Riverbend Hapishanesi'ne Krista Pike'ın infazının durdurulmasının ardından ulaştı (Associated Press)

Tanıklar, ilk dozun ardından Pike'ın hayati belirtilerinin sona ermediğini, ikinci dozun ardından ise şiddetli fiziksel kasılmalar ve duyulabilir, hızlı nefes alma belirtileri gösterdiğini söyledi. Bu durum, infaz odasındaki sürecin hem hukuki hem de insani açıdan sürdürülemez hale gelmesine yol açtı.

“Zalimce ceza” tartışmasında yeni anayasal mücadele

İnfaz girişiminin başarısız olması, federal mahkemeler ve ABD Yüksek Mahkemesi önünde yeni bir hukuk mücadelesinin kapısını aralıyor. Pike'ın avukatlarının, yeniden infaz girişiminin ABD Anayasası'nın “zalimce ve olağandışı cezaları” yasaklayan Sekizinci Ek Maddesi'nin açık bir ihlali olacağını savunması bekleniyor.

Hukuk uzmanları, Pike'ın ölümcül ilaçlar verilmesine rağmen hayatta kalmasının, savunma ekibine cezanın müebbet hapse çevrilmesini talep etmek için hukuki dayanak sağlayabileceğini belirtiyor. Savunma, daha önceki ABD yargı kararlarına dayanarak ikinci bir infaz girişiminin insanın fiziksel ve psikolojik dayanma sınırlarını aşan bir işkence teşkil edeceğini ileri sürebilir.

Toplumda yankı: Mahkûmun akıbeti tartışılıyor

Nashville'den gelen haberler ABD kamuoyunda farklı tepkilere yol açtı. Uluslararası insan hakları kuruluşları ve idam cezası karşıtı aktivistler, Tennessee'de 200 yılı aşkın süredir bu cezayla karşı karşıya kalan ilk kadın olan Pike'ın yaşadıklarının ölümcül iğne yönteminin insanlık dışı ve keyfi olduğunun kesin kanıtı olduğunu savundu.

scdvgr
1995'te öldürülen Colleen Slemmer'in fotoğrafları, 30 Eylül 2026 Çarşamba günü Tennessee eyaletinin Nashville kentindeki yüksek güvenlikli Riverbend Hapishanesi'nin önünde, Krista Pike'ın planlanan infazı öncesinde sergilendi (Associated Press)

Buna karşılık, kurban Colleen Slemmer'ın ailesi gelişme karşısında büyük bir şok ve hayal kırıklığı yaşadı. Aile, 1995'ten bu yana devam eden davanın sona ermesini beklerken kendisini yeni bir “ertelenmiş adalet” süreciyle karşı karşıya buldu. Pike'ın eyalet hastanesindeki sağlık ve hukuk durumunun nasıl sonuçlanacağı ise belirsizliğini koruyor.

30 yıl önce işlenen korkunç cinayetin gölgesi

1995 yılına uzanan dava, olayın ayrıntılarının vahşeti ve hem failin hem de kurbanın genç yaşı nedeniyle uzun süre ABD kamuoyunun gündeminde kaldı.

O dönemde 18 yaşında olan ve Knoxville kentindeki bir mesleki eğitim merkezinde öğrenim gören Krista Pike, yoğun kıskançlık ve kişisel anlaşmazlıklar nedeniyle erkek arkadaşının yardımıyla 19 yaşındaki sınıf arkadaşı Colleen Slemmer'ı Tennessee Üniversitesi kampüsünün tenha bir bölgesine götürdü.

Burada Slemmer'a yaklaşık yarım saat boyunca işkence edildi ve vücuduna tuhaf semboller kazındı. Pike daha sonra kurbanını başına aldığı darbelerle öldürdü. Pike'ın ayrıca kurbanın kafatasından bir parçayı “hatıra” olarak sakladığı belirtildi.

Pike hakkında 1996'da idam cezası verildi. Böylece o dönemde ABD'de idam sırası bekleyen en genç kadın ve Tennessee'nin idam koğuşundaki tek kadın mahkûm oldu.

Pike'ın suçunu erken dönemde kabul etmesine rağmen savunma ekibi, onlarca yıl süren kapsamlı bir hukuk mücadelesi yürüttü. Avukatlar, 1996'da verilen kararda Pike'ın trajik geçmişinin yeterince değerlendirilmediğini savundu.

sdfrgt
Knoxville kentinde Mart 1996'da hakkında idam cezası verildikten sonra ağlayan Krista Pike'ı gösteren televizyon görüntüsü (Associated Press)

Pike'ın çocukluğunda fiziksel ve cinsel saldırılara defalarca maruz kaldığını, ayrıca suçun işlendiği dönemde tedavi edilmemiş ağır psikolojik ve ruhsal sorunlar yaşadığını belirten avukatlar, 18 yaşındaki bir kişinin beyninin gelişimini henüz tamamlamadığını ileri sürdü.

Savunma ekibi, bugün 50 yaşında ve pişmanlık duyan Pike'ın, 30 yıl önce cinayeti işleyen ağır travmalar yaşamış genç kadından tamamen farklı olduğunu savundu.


Fransa üç zorlukla karşı karşıya: durgun bir ekonomi, borçlar ve öfkeli halk

Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)
Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)
TT

Fransa üç zorlukla karşı karşıya: durgun bir ekonomi, borçlar ve öfkeli halk

Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)
Ek kaynak talebiyle düzenlenen bir yürüyüş sırasında, Ulus Meydanı’ndaki (Place de la Nation) Cumhuriyetin Zaferi Heykeli’ne tırmanırken meşaleler ve Genel İşçi Sendikası bayraklarını sallayan itfaiyeciler (AFP)

Büyümesi neredeyse duran bir ekonomi, borçların tükettiği kamu maliyesi ve protesto dilini yeniden benimseyen sokaklarla karşı karşıya olan Fransa, son derece karmaşık bir denklem içinde. Hükümet, ücretler, satın alma gücü ve kamu hizmetlerine ilişkin talepleri yatıştırmak zorunda bulunurken aynı zamanda harcamaları milyarlarca euro azaltması öngörülen kemer sıkma bütçesine hazırlanıyor. Ülkenin cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşması da her türlü ekonomik kararı daha hassas hale getiriyor.

Fransa ekonomisinin bu yılki performansı incelendiğinde olumlu göstergelere rastlamak kolay değil. Resmi veriler, ülkenin karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortaya koyuyor. Sahada ise 29 Eylül’de yeni bir gösteri ve grev dalgası başladı. Yaz aylarında çıkan yangınlarla mücadelede kritik rol oynayan itfaiyecilerin yürüyüş ve toplantılarıyla başlayan eylemlere, sendikaların çağrıları üzerine kamu çalışanları, ardından da eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden devlet liselerindeki öğrenciler katıldı. Talepler listesinin bununla sınırlı kalması beklenmiyor.

Sendikalar, 17 Ekim’de hayat pahalılığı ve satın alma gücündeki gerilemeye karşı düzenlenecek protestolarla eylemlerini tırmandırmayı planlıyor. Eylemlerde ayrıca, genel ücret artışı, okullar ve hastanelere ayrılan bütçelerin artırılması, daha fazla personel istihdam edilmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talep edilecek. Buna paralel olarak Sarı Yelekliler hareketinden aktivistler de enerji ürünlerindeki fiyat artışlarını protesto etmek, fiyatların dondurulmasını ve sektörde faaliyet gösteren şirketlere daha yüksek vergiler uygulanmasını talep etmek amacıyla yeniden sokaklara ve kavşaklara çıkmaya hazırlanıyor.

cdfrgty
Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, 2027 yılı bütçesinin kabul edilmesinde büyük zorluklarla karşılaşacak. (Reuters)

Bu hareketlilik, Fransa’nın 2018 ve 2019 yıllarında Sarı Yelekliler adı altında yaşadığı protesto dalgasını hatırlatıyor. Söz konusu gösteriler bazı aşamalarda güvenlik güçleriyle çatışmaların yanı sıra şiddet olayları, yangınlar ve mülklerin tahrip edilmesine dönüşmüştü. O döneme ait görüntüler Fransız kamuoyunun hafızasındaki yerini korurken, mevcut ekonomik ve mali baskıların gölgesinde protestoların yeniden başlaması ülkede sürece ilişkin hassasiyeti artırıyor.

Güçsüz bir hükümet

Toplumsal taleplerin genişlemesi karşısında Sebastien Lecornu hükümeti, bu taleplere yanıt verebilmek için dar bir hareket alanına sahip. Hükümet ayrıca protesto dalgasının, 2027 ilkbaharında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki siyasi hareketlilikle kesişmesinden endişe ediyor.

Bu gelişmeler, enflasyonun yeniden ivme kazandığı bir döneme denk geliyor. Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE), Fransa’da enflasyon oranının ağustostaki yüzde 2,6’dan eylülde yüzde 3,4’e yükseldiğini açıkladı. Fiyatlardaki artış, özellikle düşük gelirli kesimler başta olmak üzere haneler üzerindeki baskıyı artırırken satın alma gücünün de erimesine yol açıyor.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış karşısında hükümet, benzin ve motorin fiyatlarındaki yükselişten etkilenenlere mali yardım sağlama yoluna giderken doğal gaz ve elektrik fiyatlarından kaynaklanan baskılar da devam etti.

Buna karşılık hükümet, 2027 bütçe tasarısını perşembe günü sunmaya hazırlanıyor. Bütçenin kemer sıkma ve harcamaların azaltılması yönünde şekillenmesi beklenirken, bu durum yeni mali tedbirlerin protestocuların dile getirdiği taleplerin büyük bölümünü karşılamasını zorlaştırıyor.

Hükümet, harcamaları azaltarak ve gereksiz olduğunu değerlendirdiği kalemleri gözden geçirerek 54 milyar euro tasarruf sağlamayı hedefliyor. Önerilen tedbirler arasında emekli maaşlarına ilişkin düzenlemeler de bulunuyor.

cdvfgbhycdvgth
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, dün gerçekleşen ikili görüşme sırasında (EPA)

Finansman ihtiyacı, Fransa kamu maliyesinin karşı karşıya olduğu baskının boyutunu ortaya koyuyor. Hükümet kaynaklarına göre Paris, 2027’de yaklaşık 340 milyar euro borçlanmaya hazırlanırken ülkenin borcu 3,6 trilyon avroya yaklaşıyor. Bu rakam, mart sonundaki seviyenin yaklaşık 60 milyar euro üzerinde bulunuyor.

Bu tablo, hükümeti zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor: Kamu maliyesinin mevcut durumu harcamaların azaltılmasını gerektirirken toplumsal baskıların kontrol altına alınması gerekiyor. Seçimlerin yaklaşması ise ücretler, kamu hizmetleri ve sosyal harcamalara ilişkin kararların siyasi hassasiyetini daha da artırıyor.

Borç maliyeti baskıyı artırıyor

Büyümenin zayıf seyretmesi ve kamu maliyesinin kötüleşmesi, Fransa’nın piyasalardan borçlanma maliyetini artırıyor. Bazı tahvil getirileri yaklaşık yüzde 4,8’e ulaşırken, Fransız ekonomisinin 2026’da yalnızca yaklaşık yüzde 0,05 büyümesi bekleniyor. Bu oran, Avrupa Birliği’ndeki (AB) en düşük büyüme oranlarından biri olacak.

Buna karşılık ülkenin borçluluğu gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 119’una ulaşmış durumda. Bu oran, AB kurallarında belirlenen yüzde 60’lık tavanın oldukça üzerinde bulunuyor. Borç servisinin maliyeti de artarken, faiz ödemelerinin bu yılın sonunda yaklaşık 79 milyar euroya ulaşması bekleniyor.

Mevcut durum ile 2019-2021 yılları arasında Fransız borç piyasalarında yaşanan tablo arasındaki değişim dikkat çekiyor. O dönemde bazı Fransız devlet tahvillerinin getirileri negatif seviyelere gerilemişti. Bu ortam, Paris’in son derece düşük maliyetlerle borçlanmasına imkan sağlarken, yatırımcılar bazı durumlarda Fransız tahvillerini ellerinde tutmak karşılığında negatif getiriyi kabul ediyordu.

Bugün ise Fransa’nın borçlanma maliyeti, geçmişte borç piyasalarında daha fazla baskıyla karşı karşıya kalan Yunanistan, İspanya ve İtalya gibi bazı Avrupa ekonomilerinde kaydedilen seviyelerin üzerine çıkmış durumda. Fransız ve Alman tahvillerinin getirileri arasındaki fark da 1,2 puanın üzerine çıkarak yatırımcıların Fransa’yı finanse etmek için talep ettiği risk priminin yükseldiğine işaret ediyor.

Borçların artmaya ve büyümenin zayıf kalmaya devam etmesiyle Fransız kamu maliyesinin faiz oranlarına duyarlılığı da artıyor. Borçlanma maliyeti yükseldikçe bütçeden borç servisine ayrılan pay büyüyor ve bu durum kamu hizmetleri, sosyal politikalar ve yatırımlara yönelik harcamalar için mevcut alanı daraltıyor.

2027 yılı bütçesinin kabul edilmesindeki zorluklar

Fransa bütçesinin karşı karşıya olduğu baskılar, 2026’da enerji krizinin maliyeti yaklaşık 9 milyar euro artırmasından bağımsız değerlendirilemiyor. Yakın gelecekte bu baskıların hafifleyeceğine ilişkin de herhangi bir işaret bulunmuyor. Lecornu’nun, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşması ve buna bağlı siyasi hesapların artması nedeniyle 2027 bütçe tasarısını parlamentodan, özellikle de Ulusal Meclis’ten geçirme konusunda zorlu bir süreçle karşılaşması bekleniyor.

hyt6jk8
Paris’te genel greve katılan göstericiler (EPA)

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte siyasi gruplar, kemer sıkma politikası içeren herhangi bir bütçenin kendi seçmen tabanları üzerindeki etkilerini dikkate alma konusunda artan bir baskıyla karşı karşıya kalabilir. Bu durum, zorlu müzakerelerin ve parlamentoda birbiriyle çelişen taleplerin önünü açabilir. Geçen yıl yaşananlar da bu açıdan önem taşıyor. İki hükümet, 2026 bütçesini geçirmek için gerekli çoğunluğu sağlayamamalarının ardından düşmüş, bu durum Lecornu’yu bütçenin kabulü için gereken desteği sağlamak amacıyla Sosyalist Parti milletvekillerine taviz vermeye yöneltmişti.

Büyük bir ekonomi ve siyasi ağırlık

Mali baskılara rağmen Fransa ekonomisi, Avrupa ve küresel ölçekte önemli bir ağırlığını koruyor. Dünya Bankası’nın 2025 verilerine göre Fransa, GSYİH büyüklüğü bakımından AB ekonomileri arasında Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. Fransa’nın GSYİH’si yaklaşık 3,366 trilyon dolar olurken, Almanya’nın GSYİH’si 5,051 trilyon dolar olarak kaydedildi. Daha geniş Avrupa ölçeğinde ise Fransa, yaklaşık 4,003 trilyon dolarlık GSYİH’ye sahip İngiltere’nin ardından Almanya ve İngiltere’nin gerisinde üçüncü sırada bulunuyor.

Aynı verilere göre Fransa, dünya genelinde GSYİH büyüklüğü açısından ABD, Çin, Almanya, Japonya, Hindistan ve İngiltere’nin ardından yedinci sırada yer alıyor. Ekonomik ağırlığının yanı sıra Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olması ve nükleer kapasitesi, Fransa’ya yalnızca ekonomik büyüklüğünün yansıttığının ötesinde siyasi nüfuz sağlıyor.

Ancak mevcut mali ve ekonomik baskılar, Fransa’nın AB içindeki bu ağırlığını korumasını zorlaştırabilir. Fransa ve Almanya, onlarca yıldır Avrupa bütünleşme sürecinin ilerletilmesinde başlıca eksenlerden birini oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ikinci döneminin 2027 ilkbaharında sona yaklaşmasıyla birlikte, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi Fransız ekonomi ve maliye politikaları açısından daha da önem kazanıyor. Bu dönemde başta Ulusal Birlik (RN) olmak üzere milliyetçi sağın yükselişi, maliye ve ekonomi politikaları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda değişim ihtimalini gündeme getiriyor.