İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
TT

Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)

Reuters'a konuşan kaynaklar, bugün (pazar) Etiyopya hükümet güçleri ile hükümet yanlısı müttefik milislerin, kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini bildirdi. Bu gelişme, kuzey bölgesini yöneten muhalif ittifak açısından büyük bir gerileme olarak değerlendiriliyor.

Muhalif ittifaka liderlik eden Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada başkentten çekildiğini duyurdu. Açıklamada, bölgesel hükümetin "geçici olarak Mekele'den taşınacağı ve başka bir yerden faaliyet göstereceği" belirtildi.

Hükümet yanlısı Tigray Barış Güçleri adlı milis grubuna yakın bir kaynak, milis güçlerinin dün (cumartesi) öğleden sonra Mekele kent merkezine girdiğini ve ardından Etiyopya ordusunun kente ulaştığını söyledi.

Bir yardım kuruluşu yetkilisi ile Mekele'de yaşayan bir kişi de kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla kentin hükümet güçlerinin kontrolüne geçtiğini doğruladı. Etiyopya Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Washington'dan itidal çağrısı

Bu gelişmelerin ardından ABD, Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesindeki isyan nedeniyle komşu ülkeleri isyancıları desteklemekle suçladığı Afrika Boynuzu'nda itidal ve diyalog çağrısında bulundu. Eritre, Mısır, Somali liderleri ile Sudan ordusu komutanının gelişmelerin gölgesinde pazar günü Mısır'da bir araya gelmesi bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, "Etiyopya ile Eritre arasındaki artan sınır gerilimleri tüm bölgeyi etkileyebilir. Afrika Boynuzu yeni bir askeri çatışmayı ve insani krizi kaldıramaz" ifadelerini kullandı.

Bakanlık açıklamasında ayrıca "Etiyopya ve Eritre'yi komşularının egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye, azami itidal sergilemeye ve diyaloğa dönmeye güçlü biçimde çağırıyoruz" denildi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise bugün yaptığı açıklamada ülkesinin Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddeden ve devletlerin egemenliğine, birlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini savunan tutumunu yineledi. Sisi, bu ilkelerin kıtanın istikrarı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Sisi, Mısır'ın New Alamein kentinde düzenlenen Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukların 8. Yıl Ortası Koordinasyon Toplantısı'nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, "Mısır, devletlerimiz arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı ve iyi komşuluk, diyalog ve istişare temelinde yürütülmesi gerektiğini; tek taraflı politikalar veya dar çıkarlar temelinde hareket edilmemesi gerektiğini teyit ediyor" dedi.

Etiyopya, Eritre, Mısır ve Sudan ordusunu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Buna karşılık Etiyopya da 2023'ten bu yana Sudan ordusuyla savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) desteklemekle suçlanıyor.

Etiyopya ile Mısır arasındaki ilişkiler, Addis Ababa'nın Nil Nehri üzerinde Nahda Barajı'nı inşa etmesi nedeniyle zaten gergin. Kahire ayrıca son aylarda Eritre ile ilişkilerini güçlendirdi.

Somali ise 1991'de bağımsızlığını ilan eden Somaliland ile Addis Ababa arasındaki yakınlaşmadan endişe duyuyor.

"Düşmanca eylemler ve şiddet" suçlaması

Etiyopya cuma günü Eritre'yi "düşmanca eylemler ve şiddet" gerçekleştirmekle suçladı. Addis Ababa, perşembe günü 10 Eritreli diplomatı sınır dışı etmiş ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatmıştı. Eritre ise buna karşılık "tüm diplomatik ilişkileri keseceğini" açıkladı.

Etiyopya ayrıca Mısırlı diplomat Ahmed Mahrem Ahmed'i istenmeyen kişi ilan ederek Addis Ababa'daki Mısır Büyükelçiliğine diplomata ülkeyi 48 saat içinde terk etmesi gerektiğini bildirdi. Etiyopya yönetimi bu kararın gerekçesini açıklamadı. Mısır da karşılıklılık ilkesi uyarınca Kahire'deki Etiyopyalı bir diplomatı istenmeyen kişi ilan ederek ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre verdi.

Birkaç saat önce ise gözlemcilere göre insansız hava araçları tarafından gerçekleştirilen saldırılarda Addis Ababa'daki iki askeri tesis hedef alındı. Saldırılar, uzun bir aradan sonra başkentteki askeri hedeflere yönelik ilk saldırı oldu.

Etiyopya'nın kuzeyinde 23 Eylül'den bu yana Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Afar ve Amhara bölgelerine yönelik saldırılarının ardından şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Gelişmeler, 2020-2022 yılları arasında ülkenin kuzeyinde yaşanan ve yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı iç savaşın yeniden başlamasına ilişkin endişeleri artırdı.


Kalibaf: Hürmüz, yedi şart yerine getirilmeden açılmayacak

İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)
İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)
TT

Kalibaf: Hürmüz, yedi şart yerine getirilmeden açılmayacak

İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)
İranlı askerler, 3 Ekim 2026’da Tahran’daki Haft Tir Meydanı’nda düzenlenen “Fedailer” eğitim kampının açılışı sırasında (EPA)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün (Pazar) yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın İran’ın “İslamabad Mutabakat Zaptı temelindeki yedi şartı” yerine getirilmeden açılmayacağını söyledi. Kalibaf, ABD’nin son dönemde arabulucu üzerinden yeni öneriler sunduğunu açıkladı.

Kalibaf, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Medya aracılığıyla başka şeyler söyleyen Amerikalılar, son dönemde arabulucu üzerinden öneriler sundu” dedi ancak önerilerin ayrıntılarını açıklamadı. ABD’ye seslenen Kalibaf, “Zaman kazanma ve tek taraflı talepleri dayatma dönemi sona erdi” ifadelerini kullandı.

İslamabad görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, “Biz duygularımızla hareket etmiyor ve korkmuyoruz. Savaşıyor ve müzakere ediyoruz. Savaş alanında tüm gücümüzle yer alıyor, düşmanla yeni sürprizlerle karşı karşıya geliyor ve diplomasi yolunu, sahadaki askeri üstünlüğümüzü pekiştirmek ve İran halkının haklarını güvence altına almak için kullanıyoruz” diye konuştu.

cdfergthy
Kalibaf, geçen eylül ayında Meclis üyelerinin çoğunun çevrim içi katıldığı haftalık oturumu başlatırken (Arşiv – İran Meclisi)

İran’ın “üst düzey politikasını ve ulusal güvenliğini Amerikalı yetkililerin sosyal medya paylaşımlarına veya günlük röportajlarına göre belirleyen bir ülke olmadığını” vurgulayan Kalibaf, kararların “medyadaki söylemlere ve sahte ikiliklere değil, düşmanın fiili davranışlarına” göre alındığını söyledi. Ancak Kalibaf, sözünü ettiği yedi şartın neler olduğunu açıklamadı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta Katarlı arabuluculardan İran’ın yedi günlük önerisine ilişkin ABD’nin yanıtını almıştı. Konu hakkında bilgi sahibi bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, iki tarafın atılacak adımlar konusunda büyük ölçüde mutabık olduğunu ancak bunların uygulanma sıralaması konusunda anlaşmazlık bulunduğunu söyledi.

Daha güçlü karşılık

Arakçi, pazar günü Tahran’da büyükelçiler ve yabancı misyon temsilcileriyle yaptığı görüşmede, İran’ın rakiplerinin yeniden askeri çatışma yolunu seçmesi halinde geçmiştekinden daha güçlü bir karşılık alacaklarını ve kendilerini daha güçlü şekilde savunacaklarını söyledi.

Arakçi, “Diplomatik yolları tercih ederlerse hâlâ diplomasi yoluyla bu savaşı sona erdirecek adil ve onurlu bir çözüme ulaşmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Washington’ın “hikmet ve akılcılık yolunu” seçmesini umduğunu belirten Arakçi, ABD’nin daha önce hem savaşta hem de diplomaside kaybettiğini söyledi. Yeni yaptırımların Washington’a “hiçbir fayda sağlamayacağını” belirten Arakçi, “Askeri çözüm yok, daha fazla yaptırıma dayalı bir çözüm de yok” dedi.

dfgthy
Arakçi, pazar günü Tahran’da büyükelçiler ve yabancı misyon temsilcileriyle yaptığı görüşme sırasında (İran Dışişleri Bakanlığı)

New York’ta 42 dışişleri bakanıyla görüştüğünü, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ise yaklaşık 10 devlet başkanıyla bir araya geldiğini belirten Arakçi, Tahran’ın boğazı yeniden açmak için öne sürdüğü şartların “ABD’nin kabul etmesi gereken taahhütlerin tamamıyla uyumlu olduğunu” ifade etti.

Arakçi, ABD medyasında İran heyetinin New York’tan kovulduğuna ilişkin yayımlanan haberleri de yalanladı. Heyetin “önceden belirlenmiş programı doğrultusunda” New York’a gidip geri döndüğünü söyledi.

Bu iddianın “ne kadar doğru olursa olsun”, Washington’ın Birleşmiş Milletler’e ev sahipliği yapan ülke olarak yükümlülüklerini ihlal ettiğini kabul ettiği anlamına geleceğini savunan Arakçi, “Sanki Olimpiyatlara ev sahipliği yapan ülke, kendi takımı kaybettiğinde başka bir takımın sporcularını ülkeden kovmuş gibi. Bu davranış da aynı ölçüde çocukça ve saçma” dedi.

İran heyetinin komşu ülkelerle yaptığı görüşmeleri “etkili, saygın ve dostane” olarak nitelendiren Arakçi, bu görüşmelerle “güven inşası için yeni bir sürecin” başladığını söyledi.

Arakçi ayrıca Avrupa ülkelerine İran’a yönelik yaklaşımlarını “gözden geçirme” çağrısında bulundu. NATO Genel Sekreteri’nin, Avrupa’daki üslerden 5 binden fazla Amerikan savaş uçağının İran’a saldırmak üzere havalandığını kabul etmesine atıfta bulundu.

İran: ABD önerisi nükleer dosyaya odaklanıyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ABD’nin önerisinin önceki tekliflere benzediğini ve nükleer dosyaya odaklandığını söyledi. Bekayi, Tahran’ın ise Hürmüz Boğazı’na odaklanmak istediğini belirtti.

Bekayi, Tahran’ın ABD’nin kendi planına verdiği yanıtla ilgili tutumunu arabulucular aracılığıyla Washington’a ilettiğini söyledi. İran tarafının ABD’ye iletmesi gereken bazı ek noktaların bulunduğunu belirten Bekayi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a dönüşünün ise görüşülmediğini ifade etti.

İki İranlı diplomat ABD’den sınır dışı edildi

Washington’da ise ABD’li bir yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılan İran heyetinin iki üyesinin, Dışişleri Bakanlığı’nın geçen pazartesi günü tüm heyetin ülkeden ayrılması yönündeki talebine uymamalarının ardından cumartesi günü ABD’den sınır dışı edildiğini söyledi.

Yetkili, “Bakan Rubio ciddi. İran heyetinin iki üyesinin daha Genel Kurul’un sona ermesinden çok sonra hâlâ New York’ta bulunduğu tespit edildi. Şimdi ülkeden çıkarıldılar” dedi.

fghy
ABD Deniz Piyadelerini taşıyan bir tekne, Ortadoğu’da uzun süren konuşlandırmanın ardından verilen mola sırasında, pazar günü Tayland’da Phuket Limanı yakınlarındaki bir iskeleye ilerlerken (Reuters)

Yetkiliye göre İran misyonuna cuma günü Washington’ın diplomatların ülkede kaldığından haberdar olduğu bildirildi ve iki diplomatın derhal ülkeden çıkarılması istendi. Diplomatlardan biri cuma akşamı, diğeri ise cumartesi sabahı ABD’den ayrıldı.

“Kolay yol mu, zor yol mu?”

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Ohio eyaletine gitmeden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran konusunda vereceğim bir karar var. İran yok edildi. Dolayısıyla tek soru bunun kolay yoldan mı yoksa zor yoldan mı olacağı” dedi.

Trump, “İran nükleer silaha sahip olamaz. Bildiğiniz gibi İran nükleer silah planlarından fiilen vazgeçti” diye konuştu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise cumartesi günü Colorado Springs’te gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki ablukasının “sıkı” olduğunu ve İran boğazla ilgili “oynamaya” devam ederse Trump’ın “ihtiyaç duyduğu tüm seçeneklere sahip olacağını” söyledi.

Hegseth, “İran, Hürmüz Boğazı gibi meselelerle oynamak istiyor. Boğazın kontrolü onlarda değil, bizde. Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey geçirmeyi başaramadılar. Ablukamız sıkıydı ve her gece boğazdan savaş öncesine yakın seviyelerde geçişler gerçekleştiriyoruz. Geçiş hacminde de bunu görüyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Hegseth, “Kendimizi çok güçlü bir konumda hissediyoruz. İran doğru kararı vermeli. Eğer vermezse başkan ihtiyaç duyduğu tüm seçeneklere sahip olacak. Ancak bu meselelerin gereksiz yere uzamasına izin vermeyecek. Görevin ne olduğunu biliyor ve kendisinden istendiğinde bunu yerine getirebiliriz” dedi.

ABD Savunma Bakanı, Washington’ın mesajının “çok basit” olduğunu belirterek, “İran asla, asla, asla nükleer silaha sahip olmayacak. Başkan Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlama konusunda son derece kararlı ve İran bunu asla elde edemeyecek” ifadelerini kullandı.

Hegseth, İran’ın Trump’ın söylediklerini ciddi olarak düşünmediğini varsayması halinde bedelini ödeyeceği uyarısında bulundu. İran’a, nükleer silah hedefinden gerektiği gibi, elinde hiçbir baskı unsuru olmadan vazgeçmesi ya da bunun zor yoldan gerçekleşmesi seçeneklerini sundu.

Abluka İran petrolünü durdurdu

Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Şüphecilere inanmayın. Ekonomik izolasyon operasyonu İran’ın ‘liderlerini’ eziyor, Amerika ise kazanıyor” ifadelerini kullandı.

Cheung, “İran petrolü, başarılı ABD ablukası sayesinde tamamen durdu. Enflasyon İran ekonomisini felç ediyor” dedi.

Cheung, Bloomberg’in İran’da enflasyonun yüzde 90’a yaklaştığını ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirdiği petrol sevkiyatlarının devam eden İran saldırılarına rağmen savaş öncesi seviyelere doğru toparlandığını bildiren haberine atıfta bulundu.

Bu açıklamalar, ABD’nin bölgedeki askeri yığınağını artırdığı bir dönemde geldi. Wall Street Journal perşembe günü, ABD Savunma Bakanlığı’nın bölgeye üçüncü bir uçak gemisi ile deniz piyadelerini taşıyan gemiler gönderdiğini ve bunun bölgeye 9 bin ila 10 bin arasında ilave asker getireceğini bildirdi.

Axios ise Washington’ın son haftalarda bölgedeki petrol ve doğal gaz tesislerinin güvenliğini güçlendirmek ve askeri operasyonların yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlık yapmak amacıyla iki Patriot hava savunma bataryasını daha bölgeye konuşlandırdığını aktardı.


ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon
TT

ABD ve İsrail: Kırılmaz ama değişen bir ilişki

Fotoğraf: Eduardo Ramon
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Brian Katulis

Amerikalı seçmenlerin Ortadoğu'ya yönelik tutumları son yıllarda dikkat çekici ve derin değişimler geçirdi ve önümüzdeki on yılda ABD'nin bölgeye yönelik politikasında radikal bir yeniden şekillenmenin taşlarını döşeyebilecek önemli değişiklikler öne çıktı. Trump yönetiminin Ortadoğu'ya yaklaşımı, seçmenler arasında yaygın, çoğunlukla olumsuz tepkiler uyandırdı. Bölgedeki ABD politikasına yönelik bu hoşnutsuzluk arttıkça, Washington nihayetinde kendisini Ortadoğu'daki en önemli ortaklarıyla, başta İsrail olmak üzere, ilişkilerinin doğasında temel bir değişimle karşı karşıya bulabilir.

Açıklığa kavuşturmak gerekirse, Ortadoğu, Amerikalı seçmenlerin çoğunluğu için en önemli öncelik değil. Kritik ara dönem kongre seçimlerine sadece altı hafta kala, seçmenlerin büyük bir kesimine olumsuz bir hava hakim; bu kesimin endişeleri öncelikle ekonomik baskılar ve göç, sağlık hizmetleri ve devlet kurumlarının reforme edilmesi ve güçlendirilmesi de dahil olmak üzere bir dizi acil iç meseleye odaklanmış durumda. Dış politikaya gelince, seçmenlerin öncelik listesinde alt sıralarda yer alıyor. Yakın zamanda Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir kamuoyu yoklaması, seçmenlerin yalnızca yüzde 4'ünün bu yılki seçim kampanyası sırasında kongre adaylarının dış politika konularındaki pozisyonlarını bilmek istediğini ortaya koydu.

İran ile yeniden savaş olasılığının işaretleri ufukta görülüyor, ancak bu konudaki tartışmalar nadiren potansiyel sonuçlarına veya yansımalarına değiniyor. Zira dikkatler öncelikle ekonomik maliyetine odaklanıyor. Savaş ve Ortadoğu'ya hakim olan istikrarsızlık nedeniyle yakıt ve gıda fiyatlarındaki keskin artış, Amerikan gelirlerini doğrudan etkiliyor; öyle ki bazı ekonomistler bu artışların ortalama bir ailenin giderlerine 1.000 dolara kadar ek yük bindirebileceği tahmininde bulunmaya başladı.

İsrail, Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara olan güveninin azalmasına katkıda bulundu

Özünde, bu seçim ekonomi etrafında dönüyor; bu da çoğu Amerikalının Ortadoğu meselelerine yönelik bakış açısıdır, yani, bu meseleler yankıları günlük yaşamlarını doğrudan etkilediği ölçüde onlar için önemlidir. Ancak bölgeye dair Amerikan bilincinde hakim olan imaj bir gecede oluşmadı. Aksine, 11 Eylül saldırılarından sonraki çeyrek yüzyıl boyunca netleşti. Bu yıllara, sürekli savaşlar, terör saldırıları ve dünyayı yüzyıllarca geriye götürmeyi amaçlayan radikal ve gerici örgütlerin yükselişi damga vurdu ve Amerika Birleşik Devletleri tüm bunların bedelini ağır bir şekilde ödedi.

İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısı

Son on yıl aynı zamanda özellikle genç nesiller arasında, İsrail ile “özel ilişki”ye yönelik olumsuz tutumların giderek genişlemesiyle birlikte, Amerikan bakış açısında da dikkat çekici bir değişime sahne oldu. Bu değişim kendiliğinden olmadı ve Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail'in eylemlerine ve yaptıklarına karşı bir tepkiye de indirgenemez.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail'e karşı artan olumsuz bakış açısına üç ana faktör katkıda bulundu. Birinci faktör, İsrail işgalinin devam etmesinin ve Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi'ndeki toprak gaspının genişlemesinin, Amerikalıların bir kesimi arasında artan bir kızgınlığa neden olmasıdır. Amerikalı vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım da, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran ve bölgeyi adil ve kalıcı bir barış umudundan daha da uzaklaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırmıştır.

dvf
 Eski ABD Başkanı Barack Obama ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde yaptıkları görüşme sırasında, 9 Kasım 2015 (Reuters)

İkincisi, İsrail giderek Amerikan siyasetindeki partizan ayrılığı derinleştiren konulardan biri haline geldi. Birçok İsrailli liderin, özellikle de mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu'nun tutum ve eylemleri, birçok Demokratın onlara duyduğu güvenin azalmasına ve siyasi güvenilirliklerinin sorgulanmasına katkıda bulundu. Bunun en önemli örneklerinden biri, Netanyahu'nun 2015 başlarında Kongre önünde yaptığı ve Obama yönetiminin o dönemde müzakere ettiği İran nükleer anlaşmasını eleştirdiği konuşmasıdır. Bu konuşma bir dönüm noktası oldu ve hâlâ İsrailli sağcı liderlerin ve seslerin Amerikan siyasetine müdahalesinin açık bir örneği olarak gösteriliyor. ABD Başkanı Donald Trump ile Netanyahu arasında, en azından yakın zamana kadar var olan yakın ilişki de bu partizan ayrılıkların derinleşmesine ve şiddetlenmesine katkıda bulundu.

Amerikan vergi mükellefleri tarafından İsrail'e sağlanan milyarlarca dolarlık yardım, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu şekilde Ortadoğu'yu daha da istikrarsızlaştıran baskıcı uygulamaların finansmanına katkıda bulunduğu endişelerini artırdı

Son olarak, İsrail'de aşırı sağın yükselişi, Amerikan ve İsrail toplumunun geniş kesimleri arasındaki değer uçurumunu derinleştirdi. Bu uçurum, yıllar içinde giderek sağa kayan İsrail siyasi sahnesinin liderlerinin benimsediği politikalar ile kendi değerleri arasında derin bir çelişki gören önde gelen Amerikalı Yahudi sesler arasında açıkça görülüyor. Bu çelişki, özellikle mevcut bakanlar İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich de dahil olmak üzere bazı İsrailli siyasi figürlerin söylemlerinde belirgin bir şekilde görülüyor; bu figürlerin Filistinlilere yönelik aşağılayıcı dili, birçok Amerikalının daha önce İsrail’e dair algılarıyla tutarlı olduğunu düşündükleri temel değerleriyle çelişiyor. Benzer şekilde, bazı aşırı İsrailli politikacıların Filistinlilerin vatanlarından sürülmesiyle ilgili önerileri, özünde, 1995 yılında İsrail Başbakanı İzak Rabin'i öldüren Yigal Amir'in fikirlerine yakındır.

Bu faktörler, NBC News'in yakın zamanda yaptığı bir ankette Amerikalı seçmenlerin yüzde 55'inin İsrail'e para ve silah sağlamayı destekleyen bir adaya oy verme olasılığının daha düşük olduğunu gösteren sonuçları büyük ölçüde açıklıyor.

ABD politikası hızla değişmeyecek

İsrail'e yönelik Amerikan tutumları, siyasi yelpazenin her kesiminin önde gelen isimlerinden gelen eleştirilerin artmasıyla birlikte, dikkat çekici bir değişim geçiriyor. Soldan, New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani ve Michigan'dan Demokrat Senato adayı Abdul Rahman el-Sayed gibi isimler öne çıkıyor. Bu arada, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve muhafazakar bir medya figürü olan Tucker Carlson da dahil olmak üzere sağın önde gelen isimlerinden de sert eleştiriler geliyor.

cfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofis'inde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 28 Temmuz 2026 (AFP)

Bununla birlikte, dört faktör, ABD'nin İsrail'e yönelik politikasındaki değişim hızını yakın vadede sınırlayabilir. Öncelikle, ikinci Trump yönetimi ve üst düzey yetkilileri, birçok temel değeri paylaşmanın yanı sıra, önemli konularda büyük ölçüde sağcı İsrail hükümetiyle aynı çizgide kalmaya devam ediyor. Trump'ın görev süresinin bitimine iki yıldan fazla bir süre kala, yönetiminin İsrail'e açık destek yaklaşımını temelden değiştirmeye yönelmesi pek olası görünmüyor.

İkincisi, mevcut göstergeler Demokratların Kongre'nin her iki kanadında da ek sandalyeler kazanacağını gösterse de, özellikle Kongre içinde aralarındaki büyük yakınlaşma göz önüne alındığında, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki keskin partizan bölünmenin Amerikan siyasetinin belirleyici bir özelliği olarak kalması muhtemeldir. Aynı zamanda, ABD'nin İsrail'e yardımını durdurmaya yönelik son Kongre oylamalarında da görüldüğü gibi, Cumhuriyetçi Parti içindeki İsrail karşıtı akımın etkisi sınırlı olmayı sürdürüyor; bu eğilimi destekleyen Cumhuriyetçilerin sayısı çok azdı.

Üçüncü faktör, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu politikaları ile ilgili konuların genellikle büyük ölçüde elit kesimdeki tartışmalar ile sınırlı kalmaya devam etmesi ve özellikle Demokrat Parti dışında, genel seçimlerde seçmenlerin tercihlerini etkileyen belirleyici bir faktör oluşturmamasıdır. ABD politikasının dikkati öncelikle dış politika konularından ziyade iç meselelere odaklandığı için, bu gidişatın bir sonraki Kongre kurulduktan sonra bile önemli ölçüde değişmesi olası değil.

fgthyı
ABD'deki Times Meydanı'nda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu sırasında düzenlenen Filistin yanlısı bir gösteri, 24 Eylül 2026, New York (Reuters)

Son olarak, yaklaşan İsrail seçimleri, politikalarda temel bir değişime yol açmasa bile, yeni yüzler ve farklı bir siyasi söylem getirebilir. Netanyahu'nun imajı ABD'nin büyük kesimlerinin gözünde zedelendi ve şimdi bazı çevrelerde, hatta yakın müttefiki Başkan Trump tarafından bile güvenilmez bir figür olarak görülüyor. Bu sonbaharda yapılacak İsrail seçimleriyle birlikte, yeni siyasi liderler öne çıkabilir ve bu da, İsrail politikalarının özünde benzer bir değişiklik anlamına gelmese de, mevcut algılarda bir değişime katkıda bulunabilir.

Tüm bu nedenlerden dolayı, Demokrat Parti içindeki ön seçimlerde ve partinin geleneksel olarak baskın olduğu bölgelerde şu anda yaşanan değişimlerin, 2027 ve 2028'e kadar ABD'nin İsrail'e yönelik politikasında temel bir değişikliğe neden olma olasılığı sınırlı. Buna ek olarak, Ortadoğu bu kısa dönemde, sahneyi yeniden şekillendirebilecek çok sayıda gelişmeye tanık olabilir.