İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İngiltere, Ukrayna'ya zenginleştirilmiş uranyum sağlayacak ve Rusya'ya yönelik yaptırımları sıkılaştıracak

İngiltere Başbakanı Keir Starmer (DPA)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer (DPA)
TT

İngiltere, Ukrayna'ya zenginleştirilmiş uranyum sağlayacak ve Rusya'ya yönelik yaptırımları sıkılaştıracak

İngiltere Başbakanı Keir Starmer (DPA)
İngiltere Başbakanı Keir Starmer (DPA)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer bugün G7 Zirvesi çerçevesinde düzenlenecek Ukrayna'daki savaş konulu oturum öncesinde İngiltere'nin Ukrayna'nın nükleer santralleri için ülkeye zenginleştirilmiş uranyum sağlayacağını ve Rusya'ya yönelik yeni yaptırımlar uygulayacağını açıkladı.

Starmer'ın dün akşam yapılan açıklamasına göre İngiltere Başbakanı Rusya'nın Ukrayna'da gerçekleştirdiği ‘vahşi saldırıları’ kınadı ve Londra'nın ‘Putin'in savaşını finanse eden kaynakları kurutarak ve önümüzdeki kışlar için Ukrayna'ya enerji temin ederek adımlarını çoğaltacağını’ ifade etti.

İngiltere hükümetinin açıklamasına göre yaklaşık 210 milyon sterlin (yaklaşık 280 milyon dolar) tutarındaki ihracat finansmanı, İngiltere merkezli şirket Urenco'nun Ukrayna'nın nükleer elektrik üreticisi Energoatom'a zenginleştirilmiş uranyum tedarik etmesine olanak tanıyacak.

Başbakan Starmer, "Gerektiği sürece Ukrayna'nın yanında olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin bu sabah Fransa’nın Evian şehrinde düzenlenen G7 Zirvesi’ne gelerek Ukrayna ve Avrupa'da barış ve güvenliği konulu çalışma toplantısına katılması bekleniyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise G7 Zirvesi boyunca ABD Başkanı Donald Trump’ı Rusya üzerindeki ‘baskıyı’ artırmaya ikna etmeyi umuyor.

Macron, TF1 kanalında yaptığı açıklamada, “Aslında Amerikalıların ‘Sizin yanınızdayız, Ukrayna’ya yardım etmeye devam edeceğiz ve Rusya üzerindeki baskıyı artıracağız’ demesini istiyorum” dedi.


Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, Sudanlı mültecileri cinsel istismarla suçlanan 18 çalışanını işten çıkardı

Çad'ın doğusundaki el Faşir'den yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 27 Kasım 2025'te bir mülteci kampında (Reuters)
Çad'ın doğusundaki el Faşir'den yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 27 Kasım 2025'te bir mülteci kampında (Reuters)
TT

Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, Sudanlı mültecileri cinsel istismarla suçlanan 18 çalışanını işten çıkardı

Çad'ın doğusundaki el Faşir'den yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 27 Kasım 2025'te bir mülteci kampında (Reuters)
Çad'ın doğusundaki el Faşir'den yerinden edilmiş bir Sudanlı kadın, 27 Kasım 2025'te bir mülteci kampında (Reuters)

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Çad’daki onlarca personelinin Sudanlı mülteci kadınlara yönelik cinsel istismarla suçlandığını açıklayarak, yürütülen soruşturmalar sonucunda "ciddi suistimalde" bulundukları tespit edilen 18 personelin görevine son verildiğini duyurdu.

Sivil toplum kuruluşu, 2024 yılının sonlarında Doğu Çad'daki Sudanlı mülteci kadınlar tarafından bildirilen "ciddi cinsel istismar ve saldırı şüpheleri" üzerine birden fazla soruşturma başlattığını belirtti.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre örgüt, bilgileri doğruladığı açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Yürütülen incelemeler, bildirilen 59 iddiadan bazılarını doğrulamış olsa da bazı vakalarda mağdurların veya faillerin kimliklerinin tespit edilememesi nedeniyle diğer iddialar kanıtlanamamıştır."

8 Haziran 2026'da savaştan kaçan Sudanlıların sayısının artmasıyla birlikte, Adré sınır kapısından Çad'a doğru ilerleyen araçlar (AFP)8 Haziran 2026'da savaştan kaçan Sudanlıların sayısının artmasıyla birlikte, Adré sınır kapısından Çad'a doğru ilerleyen araçlar (AFP)

Açıklama şöyle devam etti: "Soruşturmalar neticesinde ciddi bir suistimalin varlığı kanıtlanınca, derhal disiplin önlemleri alınmıştır. Bu doğrultuda 18 personelin işine son verilmiş ve bu kişilerin Sınır Tanımayan Doktorlar bünyesinde çalışması kalıcı olarak yasaklanmıştır."

Bu suistimallerin örgütün değerlerine ve sorumluluklarına yönelik ağır bir ihlal teşkil ettiğini vurgulayan MSF, "Ortaya çıkan zararlardan ötürü derin bir üzüntü duyuyoruz" ifadesini kullandı.

Açıklamada ayrıca, "Önleme, izleme ve müdahale sistemlerimizi güçlendirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Personelimizi, hastalarımızı ve toplumun tüm fertlerini her türlü suistimali bildirmeye çağırıyor; ihbar kanallarımızın güvenli, erişilebilir ve güvenilir olmasını sağlama taahhüdümüzü yineliyoruz" ifadeleri yer aldı.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, Sudan'da Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında patlak veren iç savaş on binlerce kişinin ölümüne yol açtı ve 12 milyondan fazla insanı yerinden etti. Bu kişilerin yaklaşık 1 milyonu ise batı komşusu Çad'a sığındı.


İsrail'de ABD-İran anlaşmasına karşı nadir görülen uzlaşma

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde düzenlenen resepsiyonda (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde düzenlenen resepsiyonda (AP)
TT

İsrail'de ABD-İran anlaşmasına karşı nadir görülen uzlaşma

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde düzenlenen resepsiyonda (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde düzenlenen resepsiyonda (AP)

İsrailli siyasetçiler, hükümet ve muhalefet temsilcileri ile eski ve mevcut generaller, ordu ile istihbarat yetkilileri, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakatın “çok kötü” olduğunu ve hem ABD’nin hem de İsrail’in çıkarlarıyla çeliştiğini savundu.

Siyasi kaynaklara göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile varılan anlaşmanın ardından yaşanan gerilime rağmen, İsrail üzerindeki etkileri görüşmek üzere acil bir görüşme talep etti. Netanyahu’nun, Trump’ın G7 zirvesi için Fransa’dan dönmesinin ardından gelecek hafta sonu Beyaz Saray’a gitmek istediği ifade edildi.

Söz konusu görüşmede Netanyahu’nun, İran’ın anlaşmadaki belirsiz maddeleri kullanarak nükleer programını sürdürmesi, balistik füze kapasitesini güçlendirmesi ve “Hizbullah”, Irak’taki milisler, “Hamas” ve Yemen’deki Husi hareketi gibi gruplar aracılığıyla bölgesel nüfuzunu artırması ihtimaline karşı endişelerini dile getireceği belirtildi.

Tel Aviv’deki kaynaklara göre Netanyahu, anlaşma hakkında önceden bilgilendirilmişti ve bunun onu zor bir duruma soktuğunu biliyordu. Anlaşmayı iç politikada savunmakta zorlanırken, Trump’a açıkça karşı çıkmasının da ABD ile ciddi bir çatışmaya yol açabileceği ifade edildi.

Haberlere göre Netanyahu, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin “gergin” geçtiğini ve iki lider arasında görüş ayrılıkları bulunduğunu kabinesine aktardı.

Netanyahu, geçen ekim ayında Kudüs'te düzenlenen İsrail kabine toplantısında, ABD elçisi Steve Wittkopf ile Cumhurbaşkanının damadı Jared Kushner arasında (Arşiv - EPA).Netanyahu, geçen ekim ayında Kudüs'te düzenlenen İsrail kabine toplantısında, ABD elçisi Steve Wittkopf ile Cumhurbaşkanının damadı Jared Kushner arasında (Arşiv - EPA).

Netanyahu’nun, Trump’a İsrail’in güvenliği açısından anlaşmanın bazı maddelerinin netleştirilmesi gerektiğini, İran’a karşı İsrail’in askeri kapasitesini sınırlayabilecek boşlukların kapatılması gerektiğini iletmek istediği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail basınındaki değerlendirmelerden aktardığına göre, Trump’ın Netanyahu ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimsediği ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği yorumları yer aldı.

İsrail içinde “şok” ve sert tepkiler

İsrail Kanal 13’e konuşan üst düzey bir yetkili, anlaşmanın İsrail siyasi ve askeri çevrelerinde “şok etkisi” yarattığını söyledi. Yetkili, bu değerlendirmenin güvenlik kurumlarının üst kademelerinde de paylaşıldığını belirtti.

Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail’in Lübnan, Suriye ve Gazze’de “güvenlik bölgeleri” olarak tanımladığı alanlarda askeri varlığını sürdürmesi gerektiğini vurgulayarak, bu politikanın değişmeyeceğini söyledi. Gallant ayrıca İran’dan gelebilecek herhangi bir saldırıya güçlü askeri karşılık verileceğini ifade etti.

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise anlaşmanın İsrail’i bağlamadığını, ülkenin egemen bir devlet olarak kendi güvenlik kararlarını almaya devam edeceğini belirtti.

Muhalefetten sert eleştiriler

Muhalefet liderleri de anlaşmayı reddederek hükümeti başarısızlıkla suçladı.

Eski Başbakan Naftali Bennett, anlaşmayı “İsrail güvenliği için tehlikeli bir dönüşüm” olarak nitelendirdi ve yeni bir siyasi liderliğin gerekli olduğunu söyledi.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Ocak 2025'te İsrail kabine toplantısına başkanlık ediyor, (DPA)Başbakan Benjamin Netanyahu, Ocak 2025'te İsrail kabine toplantısına başkanlık ediyor, (DPA)

Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, anlaşmanın İsrail’in stratejik çıkarları dışında şekillendiğini savunarak, hükümeti “strateji ve liderlik eksikliği” ile eleştirdi.

Muhalefet liderlerinden Yair Golan, anlaşmanın ABD ve İran arasında İsrail’in dışında imzalandığını ve İsrail’in askeri kazanımlarını zayıflattığını ifade etti.

Eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz ise anlaşmayı “stratejik bir başarısızlık” olarak tanımlayarak, İsrail’in farklı cephelerde yeni bir mücadele dönemine girdiğini söyledi.

Avigdor Lieberman da anlaşmayı sert şekilde eleştirerek mevcut yönetimin ülkeyi güvenlik, siyasi ve ekonomik krizlere sürüklediğini iddia etti.