İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



4 günde zirveye çıkan Netflix dizisine soğuk duş

26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)
26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)
TT

4 günde zirveye çıkan Netflix dizisine soğuk duş

26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)
26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)

Ryan Murphy imzalı antoloji dizisi Canavar'ın (Monster) yeni sezonu, Netflix'te kısa sürede bir numaraya yükseldi. Ancak yayın hayatına 17 Eylül'de başlayan sezon, yüksek izlenme rakamlarına rağmen seyirciden geçer not alamadı.

Geçen hafta yayına giren Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi (Monster: The Lizzie Borden Story), ilk 4 gününde ulaştığı 12,2 milyon izlenmeyle Netflix listesine bir numaradan hızlı bir giriş yaptı.

Bu izlenme sayısı, ilk bakışta serinin önceki sezonlarına yakın bir başlangıca işaret ediyor.

Antolojinin 2024 yapımı ikinci sezonu Canavarlar: Lyle ve Erik Menendez'in Hikayesi (Monster: The Lyle and Erik Menendez Story) ilk 4 gününde 12,3 milyon izlenmeye ulaşmıştı. 2025'te yayımlanan Canavar: Ed Gein'in Hikayesi (Monster: The Ed Gein Story) de platformun haftalık ölçüm dönemine giren ilk üç gününde 12,2 milyon izlenmişti.

Ancak yapımların erişimde kaldığı süreler dikkate alındığında tablo değişiyor. 

Perşembe günü izleyiciyle buluşan Lizzie Borden'ın Hikayesi, cuma günü yayımlanan Ed Gein sezonundan bir gün daha uzun süre erişimde olmasına rağmen aynı izlenme sayısına ulaştı.

Serinin 2022'deki ilk halkası Canavar: Jeffrey Dahmer'ın Hikayesi (Monster: The Jeffrey Dahmer Story) ise hâlâ diğer sezonların çok önünde yer alıyor.

Platformun performansı izlenme saati üzerinden ölçtüğü dönemde yayımlanan ilk sezon, ilk 4 gününde 196,2 milyon saat izlenmişti. Bu rakam, yayın devinin bugünkü hesaplama yöntemine göre yaklaşık 22,3 milyon izlenmeye karşılık geliyor. 

Dizi, platformun tüm zamanların en çok izlenen İngilizce yapımları listesinde hâlâ 7. sırada yer alıyor.

Netflix verilerine göre, tarihin en çok konuşulan suç figürlerinin yaşamlarını ve onlarla bağlantılı cinayetleri ele alan antolojinin tüm sezonları toplamda yaklaşık 170 milyon izlenmeye ulaştı. 

Ancak son veriler, platformun büyük yapımlarında yaşadığı izleyici kitlesini koruma zorluğuna paralel olarak Canavar serisine olan ilginin de giderek azaldığına işaret ediyor.

Ne eleştirmenler beğendi ne de izleyiciler

8 bölümden oluşan 4. sezonda, ünlü oyuncular Warren Beatty ve Annette Bening'in kızı Ella Beatty başrolde yer alıyor. 

Dizi, 1892'de Massachusetts'te ailesinden iki kişiyi baltayla katletmekle suçlanan ancak yargılama sonucunda beraat eden Lizzie Borden'ın hikayesini anlatıyor.

Oyuncu kadrosunda Lizzie'nin babası ve üvey annesi rollerinde Charlie Hunnam'la Rebecca Hall yer alıyor. Billie Lourd, Lizzie'nin kız kardeşini, Vicky Krieps ise evin hizmetçisi Bridget "Maggie" Sullivan'ı canlandırıyor.

Tüm bölümleri 17 Eylül'de yayına giren Canavar: The Lizzie Borden'ın Hikayesi, hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden olumsuz yorumlar aldı.

Yapımın Rotten Tomatoes'daki eleştirmen puanı, 20 inceleme üzerinden yüzde 40'ta kaldı. 250'den fazla doğrulanmış kullanıcı değerlendirmesine dayanan izleyici puanı ise yüzde 37 oldu.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, Forbes


Arjantinli Falkland gazileri, Javier Milei'ye kızgın

Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)
Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)
TT

Arjantinli Falkland gazileri, Javier Milei'ye kızgın

Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)
Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını tekrar gündeme taşımasının yankıları sürüyor.

Britanya gazetesi Telegraph,  bazı Arjantinli Falkland Savaşı gazilerinin Milei'nin tutumunu eleştirdiğini yazıyor.

Habere göre bazı savaş gazileri, Milei'nin dikkatleri ülkedeki ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak için Falkland anlaşmazlığını "siyasi bir hamle" olarak kullandığını düşünüyor.

La Matanza Savaş Gazileri Merkezi Başkanı Ramón Robles, Milei'ye güvenmediğini belirterek liderin ekonomik baskı altındaki halkın dikkatini başka yöne çekmek istediğini savunuyor.

Falkland Gazileri Konfederasyonu Başkanı Oscar Mendoza da Milei'nin hamlesini "çaresiz bir adım" diye niteliyor.

Mendoza, Arjantin liderinin kemer sıkma politikalarını eleştirerek gaziler, emekliler ve engelliler için herhangi bir ekonomik iyileşmeye gidilmediğini, eğitim ve sağlık harcamalarının da kısıldığını söylüyor.

2026 FIFA Dünya Kupası'nda açılan Falkland Adaları pankartının ardından Arjantin ve Birleşik Krallık arasında diplomatik gerginlik yaşanmıştı.

15 Temmuz'da oynanan yarı final müsabakasında İngiltere'yi 2-1 mağlup ederek finale yükselen Arjantin'in oyuncuları, sahada galibiyeti kutlarken "Falkland Adaları Arjantin'indir" ("Las Malvinas son Argentinas") yazılı pankart açmıştı.

Arjantin'in "Las Malvinas" adını verdiği adalar üzerindeki hak iddiasını savunanlar da Falkland Adaları yerine bu ifadeyi kullanıyor.

Birleşik Krallık Başbakanlığı, olayla ilgili soruşturma başlatılması çağrısında bulunmuş, "Dünya Kupası bizim olmayabilir ama Falkland Adaları kesinlikle bizimdir" açıklamasını yapmıştı.

Adaların tarihsel ve hukuki bakımdan Arjantin'e ait olduğunu savunan Milei ise eylül başındaki açıklamasında, bölgede izinsiz petrol çıkaran şirketlere ekonomik yaptırım uygulanacağını duyurmuştu.

Milei'ye desteğiyle bilinen ABD Başkanı Donald Trump da ülkesinin, Britanya Denizaşırı Toprakları'nın parçası olan Falkland Adaları'na ilişkin tutumunun "yeniden değerlendirildiğini" söylemişti.

Telegraph'ın konuştuğu Arjantinli gaziler, adaların kontrolünün müzakere ve diplomasi yoluyla geri kazanılması gerektiğini savunuyor.

Mar del Plata Falkland Savaşı Gazileri Merkezi Başkanı Fernando Daniel Alvarez şunları söylüyor:

Adalarımızı geri alabilmemiz için olumlu gelişmelerin yaşanmasını istiyoruz. Bunun her zaman diplomatik yollarla gerçekleştirilmesini diliyoruz. Umarım biz bu dünyadan ayrılmadan önce o günü görürüz.

1982'de Arjantin ve Birleşik Krallık arasındaki Falkland Savaşı'nda 649 Arjantinli asker, 255 Britanyalı asker ve üç ada sakini hayatını kaybetmişti.
Independent Türkçe, Telegraph, BBC 


Trump'ın SpaceX hisselerinde alım satım yaptığı ortaya çıktı

Nasdaq borsasında açılış zilinin çalındığı törene videoyla katılan Musk, "SpaceX'in başarılı olma ihtimalini yüzde 10'dan az görüyordum" demişti (Reuters)
Nasdaq borsasında açılış zilinin çalındığı törene videoyla katılan Musk, "SpaceX'in başarılı olma ihtimalini yüzde 10'dan az görüyordum" demişti (Reuters)
TT

Trump'ın SpaceX hisselerinde alım satım yaptığı ortaya çıktı

Nasdaq borsasında açılış zilinin çalındığı törene videoyla katılan Musk, "SpaceX'in başarılı olma ihtimalini yüzde 10'dan az görüyordum" demişti (Reuters)
Nasdaq borsasında açılış zilinin çalındığı törene videoyla katılan Musk, "SpaceX'in başarılı olma ihtimalini yüzde 10'dan az görüyordum" demişti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın teknoloji milyarderi Elon Musk'ın SpaceX firmasının hisseleriyle ilgili alım satım işlemlerini sürdürmesi, ikili arasındaki finansal bağların yeni bir boyutunu ortaya koyuyor.

Trump, Musk'ın yönettiği uzay teknolojisi şirketi SpaceX'te temmuz ayında 15 bin 1 ila 50 bin dolar değerinde hisse aldı, bir hafta sonra ise 1001 ila 15 bin dolar değerinde hisse sattı.

Cumhuriyetçi liderin 8 Eylül'de imzaladığı ve ABD Hükümet Etik Ofisi tarafından salı günü yayımlanan mali bildirimdeki işlemlere göre alım 10 Temmuz'da, satış ise 17 Temmuz'da gerçekleşti. Reuters, Trump'ın haziranda da SpaceX hissesi aldığını bildirmişti.

Son işlemler, Beyaz Saray'ın şirketin faaliyetlerini ve geleceğini etkileyebilecek kararlar aldığı bir dönemde Trump'ın SpaceX'le kişisel finansal bağını ortaya koyuyor.

12 Haziran'da ABD tarihindeki en büyük halka arzı gerçekleştiren firma, 1,77 trilyon dolar değerlemeye ulaşmıştı. SpaceX aynı zamanda ABD ordusu ve federal kurumlarla da birçok sözleşmeye sahip.

Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle, hazirandaki işlemlerle ilgili açıklamasında Trump'ın portföyünün üçüncü taraf finans kuruluşlarınca bağımsız şekilde yönetildiğini, bu kuruluşların Schwab 1000 gibi tanınmış endeksleri takip ettiğini söylemişti.

Reuters, federal yetkililerin mali bildirimlerde varlık değerlerini aralıklar halinde açıklaması nedeniyle Trump'ın SpaceX yatırımının kesin miktarının belirlenemediğini aktarıyor.

Trump'ın seçim kampanyasına büyük destek veren Musk, Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nda (DOGE) yaptığı kesintilerle de tartışma yaratmıştı. Trump'ın kabinesinden bazı isimler, DOGE'un faaliyetlerine karşı çıkmış, bu da ikili arasında sürtüşme yaratmıştı.

Musk daha sonra DOGE'dan ayrılıp Tesla'ya odaklanmaya karar vermişti.

Teknoloji milyarderi, Trump'ın geçen yıl haziranda açıkladığı kapsamlı vergi paketine karşı çıkmış, elektrikli araçlara yönelik teşviklerin kaldırılmasının CEO'su olduğu Tesla'ya zarar vereceğini söylemişti.

Daha sonra Trump'ın Jeffrey Epstein dosyalarında adının geçtiğini de öne sürmüştü. Trump ise Musk'ın SpaceX firmasının federal hükümetle yaptığı sözleşmeleri iptal etme tehdidi savurmuştu.

Diğer yandan Wall Street Journal geçen ayki haberinde, ikilinin ABD Başkanı'nın mayısta gerçekleştirdiği Çin ziyareti sırasında tekrar yakınlaştığını yazmıştı.

New York Times da 30 Temmuz'daki haberinde Musk'ın, ara seçimde Cumhuriyetçilerin kampanyasına en az 100 milyon dolar bağış yapacağını aktarmıştı.

Independent Türkçe, Reuters, NBC News