İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Trump'ın Barış Kurulu kendi kendine dokunulmazlık vermeye çalışıyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Trump'ın Barış Kurulu kendi kendine dokunulmazlık vermeye çalışıyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen imza törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katılarak Barış Kurulu Şartı'nı imzalamıştı (Dışişleri Bakanlığı)

Barış Kurulu, Gazze'deki projelerle ilgili ilerleme kaydedemediği gerekçesiyle eleştirilirken Guardian, ABD Başkanı Donald Trump'ın kurduğu bu yapı hakkında dikkat çeken bir haber yayımladı.

Birleşik Krallık merkezli gazete, kurulun hazırladığı "hassas ama gizli olmayan" 4 sayfalık taslağın detaylarını dünyaya duyurdu. 

Buna göre Gazze'de yürüttükleri faaliyetler nedeniyle Barış Kurulu, Yürütme Kurulu, Yüksek Temsilcilik Ofisi üyelerinin bölgede yargılanmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Yeniden inşa sürecinde Gazze'yi geçici olarak yönetecek Filistinli teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi, bölgede güvenliği sağlamaktan sorumlu Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) ve yabancı müteahhitlerin de aynı koruyucu şemsiye altına alınması planlanıyor.

Gazze'deki kamu mallarına "bilabedel" el konmasının yasal altyapısı da hazırlanıyor. 

Bu ay hazırlanan taslağa göre Barış Kurulu Başkanı Trump, üyelerin çoğunluğunun onayını alarak bir kişinin yasal dokunulmazlığını kaldırma yetkisine sahip olacak.

Guardian, "Belgenin, Barış Kurulu ve ona bağlı kuruluşları Gazze'de açılması muhtemel davalarla birlikte uluslararası mahkemelerde yargılanmaktan da muaf tutmayı amaçlayıp amaçlamadığı net değil" dedi. 

Barış Kurulu'nun faaliyetleri, Gazze'de Filistinlilere soykırım uygulamakla suçlanan İsrail'in bölgedeki hukuka aykırı işgalini güçlendirdiği iddiasıyla uluslararası hukuka aykırı görülebilir.

Kuruldan gazeteye yapılan açıklamada "Bu sürecin hukuksuzluk veya cezasızlık ortamı oluşturmak için tasarlandığı yönündeki iddialar yanlış ve yanıltıcıdır" ifadesi kullanıldı.  

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze'de Barış Kurulu'nun kurulması ve Uluslararası İstikrar Gücü'nün görev yapmasını öngören ABD tasarısını Kasım 2025'te kabul ederken 31 Aralık 2027'ye kadar süre tanımıştı.

Kurucuları arasında Türkiye dahil 28 ülkenin yer aldığı Barış Kurulu'nun ilk ve tek toplantısı 19 Şubat'ta Washington'da düzenlenmişti. Trump, Gazze savaşının bittiğini ilan ederken, bölgeyi "başarı, güvenlik ve birlik örneği haline getireceğiz" demişti.

Bunun üzerinden çok geçmeden ABD ve İsrail, 28 Şubat'ta İran savaşını başlattı. Trump ise o günden bu yana Gazze'den nadiren bahsetti.

BM ve diğer yardım kuruluşlarının tahminlerine göre Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için en az 70 milyar dolara ihtiyaç var.

Barış Kurulu, toplamda 17 milyar dolarlık taahhütte bulunsa da bu miktarın çok azı tahsil edilebildi ve neredeyse hiçbiri harcanmadı.

Independent Türkçe, The Guardian, The Cradle


Trump göç karşıtlarını kızdırdı

Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)
Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)
TT

Trump göç karşıtlarını kızdırdı

Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)
Önceki haftalarda Wisconsin'deki Custer Farms'ı ziyaret eden Trump, hayat pahalılığına dair protestolarla da karşılaşmıştı (Reuters)

Göçe karşı son dönemlerin en sert mücadelesini verdiğini savunan Donald Trump yönetimi, mandıra lobisinin yıllardır sürdürdüğü agresif kampanyaya boyun eğdi. 

Göçmenlerin Amerikan çiftliklerinde çalışmasını sağlayacak yeni bir yasal yol açıldı. H-2A geçici çalışma vizesi programına mandıracılık sektörü de dahil edildi. 

Washington Post'un haberine göre, Trump'ın 5 Haziran'da Wisconsin eyaletine bağlı Chippewa Falls'daki bir çiftliğe yaptığı ziyaret sırasında bu müjdeyi mandıracılara vermesi bekleniyordu. 

Ancak bu değişikliği ABD Tarım Bakanlığı perşembe günü bir basın bildirisiyle açıkladı. 

Amerikan gazetesi, ABD Başkanı'nın göçe karşı çıkan destekçilerini kızdırmamak için bu yola gidildiğini bildiriyor. 

Adının gizli tutulmasını isteyen bir sektör yetkilisi, "MAGA tabanından gelecek tepkiden çekindiler, bu nedenle yalnızca gümrük tarifeleri ve diğer meselelerden söz etmekle yetindiler" ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Anna Kelly de yaptığı açıklamada bu hassasiyeti yansıttı: 

Bu adım, yalnızca yürürlükteki yasaları açıklığa kavuşturmakta ve mandıralarda çalışan işçilerin tarım sektöründeki diğer çalışanlarla aynı muameleyi görmesini sağlamaktadır. Başkan, çiftçilerimizi desteklemeyi sürdürürken, kendisini bu göreve getiren seçmenlere verdiği söz doğrultusunda göç yasalarını uygulamaya ve suç işlemiş yasadışı göçmenleri sınır dışı etmeye de devam edecektir.

Göç karşıtları, yabancı işçilerin Amerikalıları işsiz bıraktığını ve onların girdiği sektörlerde maaşların düştüğünü söylüyor. 

İşgücü sıkıntısını bu yolla giderebileceklerini vurgulayan mandıracılar ise bu değişikliği büyük bir memnuniyetle karşılıyor.

Mazot ve gübre fiyatlarının artması ve gümrük vergilerindeki değişimlerin, özellikle çiftçiler ve kendilerini mağdur ettiğini söylüyorlar.

1987'de başlatılan misafir tarım işçisi programı kapsamına mandıralar daha önce hiç alınmamıştı. 

Independent Türkçe, Washington Post, AP


İran ve ABD karşılıklı saldırılarla gerilimi tırmandırıyor

27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)
27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)
TT

İran ve ABD karşılıklı saldırılarla gerilimi tırmandırıyor

27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)
27 Haziran 2026'da çekilen bu hava fotoğrafında, Umman'ın kuzeyindeki Musandam Yarımadası açıklarında, Hürmüz Boğazı yakınlarında demirlemiş tekneler görülüyor. (AFP)

İran ile ABD, yaklaşık iki hafta önce dört aydır süren savaşı sona erdirmek amacıyla imzaladıkları geçici anlaşmayı karşılıklı olarak ihlal etmekle suçlarken, Körfez'deki saldırılarını da sürdürdü.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Washington'ın gerekirse "işi askeri olarak tamamlayabileceği" uyarısında bulunmasının ardından İran, pazar günü erken saatlerde Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD askeri üslerine füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenledi. Böylece son günlerde giderek tırmanan saldırı dalgası devam etti.

ABD ordusu ise, dünyanın en önemli enerji nakliye güzergâhlarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda bir tankerin vurulmasının ardından İran'a yönelik yeni saldırılar düzenlediğini açıkladı. İran, çatışmaların büyük bölümünde boğazdaki deniz trafiğini önemli ölçüde kısıtlamıştı.

ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı çatışmaları durdurmayı amaçlayan 14 maddelik ABD-İran geçici anlaşması, çatışmaların sona erdirilmesini, Hürmüz Boğazı'nın yeniden deniz taşımacılığına açılmasını ve İran'ın nükleer programı gibi daha kapsamlı sorunlara ilişkin müzakerelerin başlatılmasını öngörüyordu.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın katılımıyla İsviçre'de bir hafta önce arabuluculuk eşliğinde ilk müzakere turu gerçekleştirildi. Washington ayrıca Tahran'a yönelik yaptırımları kaldırma kararı aldı. Ancak buna rağmen çatışmalar ve tarafların karşılıklı suçlamaları yeniden başladı ve daha da şiddetlendi.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Makul davranmayı sürdüremeyeceğimiz ve çok başarılı şekilde başlattığımız işi askeri olarak tamamlamak zorunda kalacağımız bir nokta gelebilir. Eğer bu olursa, İran İslam Cumhuriyeti artık var olmayacak" ifadelerini kullandı.

Trump'ın paylaşımından yaklaşık bir saat sonra Kuveyt ordusu, hava savunma sistemlerinin "düşmanca" füze ve İHA saldırılarına karşı devreye girdiğini açıkladı. Bahreyn İçişleri Bakanlığı da ülkede sirenlerin çaldığını duyurdu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), cumartesi günü Panama bayraklı bir petrol tankerinin İran'a ait bir İHA tarafından hedef alınmasının ardından İran'a yönelik yeni hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.

CENTCOM açıklamasında, "İran'a ateşkes anlaşmasına uyma fırsatı verildi ancak bunu yapmamayı tercih etti" denilerek, saldırıların "ticari deniz taşımacılığına yönelik devam eden İran saldırganlığına doğrudan karşılık" niteliği taşıdığı belirtildi. Açıklamada hedef alınan noktaların İran'ın askeri gözetleme, haberleşme, hava savunma, İHA depolama ve deniz mayını döşeme tesisleri olduğu kaydedildi.

İran devlet televizyonu IRIB ise ülkenin güneyindeki Sirik kentinde patlama sesleri duyulduğunu bildirdi, ancak ayrıntı paylaşmadı.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada ise, "Amerika'nın Sirik'e yönelik kör saldırıları Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyetimizi sona erdiremez. Ancak kuralları ihlal edenlere yönelik atışlarımız, diğer gemilere güvenli geçiş güzergâhını hatırlatacaktır" ifadeleri kullanıldı.