İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Rapor: ABD'nin gizli koridoru Hürmüz Boğazı'ndan günde 10 milyon varil petrol taşıyor

Umman'ın Musandam kentinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters)
Umman'ın Musandam kentinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters)
TT

Rapor: ABD'nin gizli koridoru Hürmüz Boğazı'ndan günde 10 milyon varil petrol taşıyor

Umman'ın Musandam kentinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters)
Umman'ın Musandam kentinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Reuters)

ABD ordusu, savaşın çıkmaza girdiği bir dönemde milyonlarca varil petrolün taşınmasını sağlamak amacıyla Hürmüz Boğazı üzerinden sessizce bir deniz koridoru oluşturdu. İki ABD'li yetkilinin Axios'a verdiği bilgiye göre bu girişim, Washington açısından “dikkat çekici bir başarı” olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı operasyona göre, birkaç hafta önce başlayan uygulama kapsamında her gece yaklaşık 15 ila 20 petrol tankeri, Umman kıyıları boyunca uzanan güney koridorundan Hürmüz Boğazı'ndan giriş ve çıkış yapıyor.

Yetkililer, günde yaklaşık 10 milyon varil petrolün, yani savaş öncesinde boğazdan geçen miktarın neredeyse yarısının, bu güzergâh üzerinden taşınarak küresel enerji piyasasına ulaştırıldığını belirtti.

Operasyon küresel petrol arzındaki kesintiyi hafifletiyor

Operasyonun öneminin, savaşın en ağır sonuçlarından biri olan ve ham petrol fiyatlarında sert yükselişe yol açan küresel petrol arzındaki kesintiyi azaltmasından kaynaklandığı belirtiliyor.

Petrol akışı hâlâ savaş öncesi seviyelerin altında olsa da ABD'li yetkililer, operasyonun küresel arz açısından belirgin bir fark yarattığını ifade ediyor.

Geniş çaplı koordinasyon Fort Bragg'dan yürütülüyor

Hürmüz Boğazı operasyonunu denetlemekle görevli birlik, ABD ordusunun Kuzey Carolina'daki Fort Bragg üssünden yönetiliyor.

Gemiler her gece iki büyük grup halinde hareket ediyor. İlk grupta belirlenen saatte boğazdan çıkacak gemiler, ikinci grupta ise farklı bir saatte boğaza girecek gemiler yer alıyor.

Ardından gemiler, ABD ordusunun yönlendirmeleri doğrultusunda güney koridorundan geçiyor.

ABD Hava Kuvvetleri de gemileri İran'ın seyir füzeleri ve insansız hava araçlarından korumak amacıyla savaş uçakları konuşlandırıyor.

ABD operasyonu İran'ın boğazı izleme kapasitesini zayıflattı

ABD'li yetkililer, operasyonun, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın iki hafta boyunca yürüttüğü ve İran'ın radar ile deniz gözetleme sistemlerini zayıflatan askerî harekâtın ardından mümkün hale geldiğini belirtiyor.

Yetkililere göre İran'ın boğazın güney koridorundaki gemi trafiğini izleme kapasitesi sınırlı hale geldi. Tahran şu anda yeniden çalıştırmayı başardığı az sayıdaki radar sisteminin yanı sıra Devrim Muhafızları'na ait küçük sürat teknelerindeki “gözcülere” güveniyor.

ABD'li yetkililer, İran'ın gemi hareketleri konusunda “neredeyse kör” hale geldiğini ve bu nedenle insansız hava araçları ile seyir füzelerini gemilerin geçtiği tahmin edilen genel istikamete yönlendirdiğini söyledi.

İran'ın İHA ve füzelerine müdahale

İran'ın saldırıları nedeniyle bazı gemiler hasar gördü. Ancak ABD ordusu çok sayıda saldırıyı engellemeyi başardı.

ABD'li yetkililerden biri, örneğin bu haftanın başında ABD güçlerinin 8 İran İHA'sı ile 2 seyir füzesini düşürdüğünü söyledi.

Günde yaklaşık 10 milyon varil petrol

ABD'li yetkililere göre son iki haftada her gece 15 ila 20 petrol tankeri, güney koridorundan Hürmüz Boğazı'na girip çıktı ve böylece petrol ihracatının sürmesi sağlandı.

Yetkililer, günlük ihracat ortalamasının giderek arttığını ve şu anda günde yaklaşık 10 milyon varile yaklaştığını belirtti.

Yetkililerden biri, bu haftanın gecelerinden birinde güney koridorundan 20'den fazla geminin geçmesinin planlandığını ve yaklaşık 15 milyon varil petrolün boğazdan çıkabileceğini söyledi.

Trump: Hürmüz'den çok büyük miktarda petrol çıkıyor

ABD Başkanı Donald Trump dün Axios'a yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı'ndan çok büyük miktarda petrol çıkıyor” dedi.

Trump, ABD'nin şu anda İran'la müzakere yürütmediğini belirterek, “Zaman harcıyorlar. Onlarla müzakere etmek zaman kaybı” ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, “İranlıların hâlâ bir miktar savaşma kapasitesi var, ancak genel olarak artık eskisinin yalnızca bir gölgesi haline geldiler” ifadelerini kullandı.


Eisenkot anketlerde Netanyahu'ya karşı üstünlüğünü koruyor

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)
TT

Eisenkot anketlerde Netanyahu'ya karşı üstünlüğünü koruyor

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)

İsrail'de Kan haber kanalı tarafından yapılan yeni bir anket, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçimlerde 24 sandalye elde ederek ve bir önceki ankete göre bir sandalye artış göstererek partiler listesinin başında yer aldığını ortaya koydu. Likud Partisi ise, parti içi ön seçimlerin yapılmasına rağmen gücünde bir değişiklik olmadan 23 sandalyeyle ikinci sırada yer alırken, Naftali Bennett liderliğindeki Maan partisi 14 sandalyeyle üçüncü oldu.

Yair Golan liderliğindeki Demokratlar Partisi 10 sandalyeyle gücünü korurken, Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit ve Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu partilerinin her ikisi de birer sandalye gerileyerek 9'ar sandalye aldı.

Ayrıca Yahadut Hatorah 9 ve Şas 7 sandalye sayısını korudu. Arap Değişim Cephesi ittifakı 6, Birleşik Arap Listesi ise 5 sandalye elde etti. Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm ise bir önceki ankete göre bir sandalye artışla 5 sandalyeye yükseldi.

Sandalye dağılımındaki değişikliklere rağmen blokların genel tablosunda büyük bir değişiklik olmadı. Mevcut koalisyon partileri toplamda 52 sandalye alırken muhalefet partileri 57 sandalye elde etti. Arap partileri ise 11 sandalyeyle güçlerini korumaya devam ediyor.

Likud Partisi’nin yeni listesi

Anket, Likud Partisi içindeki ön seçimlerden sonra yapılan ilk anket olurken açıklanan listenin partiye daha fazla oy getirmediğini gösterdi.

Katılımcılara ön seçimlerde belirlenen Likud Partisi listesinin önceki Knesset listesinden daha mı iyi yoksa daha mı kötü olduğu soruldu. Katılımcıların yüzde 44'ü ikisi arasında bir fark olmadığını söylerken, yüzde 24'ü bu konuda bir fikri olmadığını belirtti. Yüzde 18'i yeni listenin daha iyi olduğunu düşünürken, yüzde 14'ü öncekinden daha kötü olduğunu ifade etti.

Gelecek seçimlerde Likud Partisi’ne oy vermeyi planlayanlar arasında yüzde 41'lik bir kesim, yeni listenin eskisinden daha iyi olduğunu söyledi.

Ankette, ‘Yeni Likud Partisi listesi partinin seçimlerdeki başarı şansını artırıyor mu yoksa partiye zarar mı veriyor?’ diye de soruldu. Yüzde 26'lık kesim Likud partisinin başarı şansını artırdığı yanıtını verirken, diğer bir yüzde 26'lık kesim partiye zarar verdiğini savundu. Yüzde 48'lik kesim ise bir fikri olmadığını belirtti.

dfgthy
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Berlin'de düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken, 16 Mart 2023 (DPA)

Katılımcılara, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun hükümet kuramaması halinde başında kendisi bulunmasa bile bir birlik hükümetine katılmayı kabul edip etmemesi gerektiği sorulduğunda yüzde 37'si olumlu, yüzde 36'sı olumsuz yanıt verirken yüzde 27'si bir fikri olmadığını söyledi. Likud Partisi’ne oy vermeyi planlayanlar arasında ise yüzde 43'lük bir kesim Netanyahu'nun başında bulunmadığı bir birlik hükümetine katılmayı kabul etmesi gerektiğini belirtti.

Mevcut muhalefetin Eisenkot veya başkalarının liderliğinde bir hükümet kurması senaryosuna ilişkin olarak katılımcılara, bu hükümetin ilk kararının ne olması gerektiği soruldu. Yüzde 28'i ilk adımın 7 Ekim 2023 olaylarına ilişkin resmi bir soruşturma komisyonu kurulması olması gerektiğini söylerken, yüzde 20'si başbakanlık süresinin yalnızca iki dönemle sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. Yüzde 23'ü ise ilk kararın Harediler (Ultra Ortodoks Yahudiler) de dahil olmak üzere herkes için bir zorunlu askerlik yasası çıkarılması olmasını istedi. Yüzde 9'luk bir kesim bu kararın yargıçları seçmekle görevli komisyonun yapısını değiştiren yasanın iptal edilmesi olması gerektiğini savunurken, yüzde 20'si bir fikri olmadığını belirtti.

Bennett'in güvenlik konsepti

Eisenkot, Netanyahu'nun en güçlü rakibi olarak görülse de Maan Partisi lideri Naftali Bennett de kendisini potansiyel bir başbakan olarak öne çıkarıyor.

Bennett, dün, partisinin düzenlediği bir konferansta güvenlik konseptini açıkladı. Bennett, konuşmasının başında, “7 Ekim'de yalnızca Gazze karşısındaki savunma hattı çökmedi. 7 Ekim'de Netanyahu'nun yıllardır yerleştirdiği bütün bir güvenlik konsepti çöktü” ifadelerini kullandı.

frgthy
Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett (Arşiv - Reuters)

Netanyahu hükümetine yüklenen Bennett, “7 Ekim hükümeti hâlâ 6 Ekim anlayışının esiri” şeklinde konuştu.

Bennett, seçilmesi durumunda gelecek hükümette değiştireceği dört konsept olduğunu öne sürdü. Bunların ilki ‘denklemi tersine çevirmek’ ve Hizbullah'ın her atışında derhal İran'ı vurmak.

Ayrıca Katar'ı ‘düşman devlet’ olarak tanımlama sözü vererek 7 Ekim'den sonra bunu anlamayan birinin ‘İsrail'i yönetmeyi hak etmediğini’ ekledi.

Bunun yanı sıra Gazze'de hareket serbestisini korurken ‘Katar ve Türkiye'yi Gazze'den çıkaracağını’ vurguladı.

İsrail ordusundaki krize de değinen Bennett, “100 bin sağlıklı Haredi genci askerlik yapmazken ordunun 20 bin asker eksiği çekmesi akıl alır gibi değil. Başbakanlığını yapacağım gelecek hükümette, hiçbir istisna veya taviz olmaksızın herkesi askere alacağız” dedi.

Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, yaklaşan Knesset seçimlerine katılmak üzere Ortak Arap Listesi'nin yeniden canlandırılması konusunda anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Barış ve Eşitlik İçin Demokratik Cephe, Ulusal Demokratik Birlik ve Değişim İçin Arap Hareketi, seçimlere birlikte girmek amacıyla Ortak Arap Listesi'ni oluşturma konusunda mutabakata vardı. Cephe Genel Sekreteri Amcad Şabita, anlaşmanın yakında duyurulacağını yazdı.


Netanyahu: İsrail, Suriye'de Türkiye'ye açık bir mesaj verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Netanyahu: İsrail, Suriye'de Türkiye'ye açık bir mesaj verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün yaptığı açıklamada, İsrail'in Türkiye'ye Suriye'de üs kurmaması konusunda uyarı içeren bir mesaj ilettiğini belirterek salı günü İdlib’te gerçekleştirilen saldırıyı üstü kapalı olarak kabul etti.

İsrail Ordu Radyosu'nun bir podcast yayınında konuşan Netanyahu, Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre İsrail'in Türkiye'yi Suriye’de üs kurmaması konusunda uyardığını belirterek “Görünüşe göre bunu duymamışlar, bu yüzden daha net anlamalarını sağladık” şeklinde konuştu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de dün, İsrail'in Güney Suriye'de kontrol ettiği güvenlik bölgesindeki birliklerini denetlediği sırada ordunun sınırdaki tehditlerin kök salmasına izin vermeyeceğini dile getirdi.

Zamir, askerlerine hitaben yaptığı konuşmada, “Suriye cephesindeki değişimleri takip ediyoruz. Düşman unsurların sınırlarımızda kalıcı bir varlık oluşturmasına izin vermeyeceğiz ve operasyonel kabiliyetlerimizi doğru zamanda, doğru yerde ve tam isabetle nasıl devreye sokacağımızı biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Reuters haber ajansına konuşan üç kaynak, İsrail dış istihbarat servisi Mossad Şefi Tümgeneral Roman Gofman'ın geçtiğimiz hafta Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Kaynakların 14 Ağustos'ta gerçekleştiğini belirttiği bu görüşme, İsrail'in Salı günü Suriye’nin kuzeyindeki bir askeri hava üssüne düzenlediği hava saldırılarının birkaç gün öncesinde yapıldı.

İsrail, Şam'ı ‘Türk ordusunun bölgeye konuşlanmasına izin vererek bir anlaşmayı ihlal etmekle’ suçlayıp salı günü Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinde bulunan Ebu ez-Zuhur Hava Üssü’nü bombaladı. Saldırı hem ABD hem de Türkiye tarafından kınandı.

Aralarındaki gerilimlere rağmen Suriye ve İsrail, bakanlar düzeyinde müzakere turları düzenlediyse de bunlar, aralarında ABD'nin de bulunduğu birçok ülke tarafından kınanan İsrail saldırılarını durduracak bir sonuç vermedi.