İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi

Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi
TT

Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi

Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi

Demokratlar, ABD Kongresi'nin hem Senato hem de Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirerek Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen eyaletlerde ezici zaferler kazandı. Bu sonuç, on milyonlarca seçmenin Başkan Donald Trump'ın politikalarına yönelik kesin bir ret mesajı verdiğini ortaya koydu.

Sadece iki yıl önce Trump'ı ikinci kez başkanlığa taşıyan muhafazakâr eyaletlerdeki seçmenler, bu kez güçlü bir şekilde Demokratlara yöneldi. Bu değişimde, kamuoyunda destek görmeyen İran savaşına duyulan tepki, artan yaşam maliyetlerine ilişkin endişeler ve Trump'ın ülkeyi yönetme biçimine yönelik öfke belirleyici oldu. Kansas'ta yaklaşık bir asır önceki Büyük Buhran'dan bu yana ilk kez bir Demokrat senatör seçildi.

Trump'ın 2024 seçimlerinde yaklaşık 18 puan farkla kazandığı Güney Carolina'da da Demokratlar, başkanın Senato üyeliği için desteklediği adayı mağlup etti. Sonuçlar, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kongre'nin Trump'ı denetleme ve yetkilerini sınırlandırma konusunda nadiren girişimde bulunduğu iki yılın ardından Washington'da yeni bir bölünmüş yönetim döneminin kapısını aralayacak.

ABD Başkanı Donald Trump, seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmesinde, İran savaşının Cumhuriyetçilerin ağır yenilgisinde etkili olduğunu kabul etti. Ancak yılın başlarında savaşı başlatma kararından dolayı herhangi bir pişmanlık duymadığını vurguladı.

Trump, siyasi sonuçlarına ve bu gelişmelerin kamuoyu desteği ile yönetiminin performansı üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen askerî kararını yeniden değerlendirmediğini belirterek doğru olanı yaptığını savundu. Trump, "Bunu düşünmüyorum. Doğru olanı yaptım. Zamanı geri alabilseydim yine aynı kararı verirdim" dedi.

Petrol fiyatlarındaki yükselişin, savaşın kendisinden ziyade Cumhuriyetçiler açısından daha büyük bir siyasi yük oluşturduğunu ve seçmenlerin tutumunu en fazla etkileyen unsur olduğunu düşündüğünü belirten Trump, çatışmanın benzin ve motorin fiyatlarında sert artışa yol açtığını, bunun da ABD'li seçmenlerin tepkisini çektiğini ifade etti.


DeSantis: Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, partiyi yıllarca zayıflatabilecek siyasi bir felaket

Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)
Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)
TT

DeSantis: Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, partiyi yıllarca zayıflatabilecek siyasi bir felaket

Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)
Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)

Florida Valisi Ron DeSantis, Cumhuriyetçilerin ABD ara seçimlerinde aldığı ağır yenilgiyi, partiyi yıllarca zayıflatabilecek siyasi bir felaket olarak nitelendirdi. DeSantis, seçim kayıplarının nedenleri konusunda Başkan Donald Trump'tan farklı bir tutum sergiledi.

DeSantis, dün Florida'da katıldığı bir etkinlikte, “Yaşananlar, ülkenin birçok bölgesinde Cumhuriyetçilerin varlığını tehdit eden bir felakete yaklaşıyor” dedi.

“Bu sonuç Demokratlara verilen bir destek değil, Washington'daki Cumhuriyetçilere yönelik bir reddedişti” diyen DeSantis, seçim yenilgisini “siyasi açıdan meteor çarpmasına” benzetti.

Cumhuriyetçi Parti, salı günü yapılan seçimlerde Kongre'nin her iki kanadındaki kontrolünü kaybetti.

DeSantis, Beyaz Saray'da düzenlenen bir toplantıda ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi (Arşiv-Reuters)

DeSantis, yenilgiden Cumhuriyetçi adayları sorumlu tutan Trump'ın aksine bir değerlendirmede bulundu. Trump, kişisel popülaritesinin adaylara verilen desteğe yansımadığını savunmuş, ancak İran savaşının ve bunun sonucunda akaryakıt fiyatlarında yaşanan artışın seçim kayıplarında etkili olduğunu kabul etmişti.

DeSantis, Cumhuriyetçilerin Kongre'deki kontrolü yeniden kazanmakta yıllarca zorlanabileceği uyarısında bulundu. Partinin 2028'de Senato'daki çoğunluğunu geri kazanmasını beklemediğini belirten DeSantis, Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu yeniden elde etme ihtimalini de oldukça düşük gördüğünü söyledi.

DeSantis, Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray'ın yanı sıra Kongre'nin her iki kanadında da yeniden kontrolü sağlamasının yıllar alabileceğini ifade etti.

DeSantis, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti'nin adaylığı için Trump ile yarışmış, ancak Iowa eyaletindeki ön seçimlerde aldığı zayıf sonucun ardından yarıştan çekilerek Trump'a desteğini açıklamıştı.

2028'de yeniden başkanlık yarışına katılma ihtimalini dışlamayan DeSantis, mart ayında planlarının sorulması üzerine “Göreceğiz” cevabını vermişti. Florida valiliğindeki görev süresi ise ocak ayında sona erecek.

DeSantis ayrıca, Cumhuriyetçilerin diğer eyaletlerde yaşadığı kayıplara rağmen Florida'da partinin konumunu korumasına dikkat çekti. Bu başarıyı, “yönetiminin icraatlarına ve seçmenlerin yönetime duyduğu güvene” bağladı.


Hamaney: ABD’nin düşmanlığı, iktidardaki partinin değişmesiyle bitmez

İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)
İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)
TT

Hamaney: ABD’nin düşmanlığı, iktidardaki partinin değişmesiyle bitmez

İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)
İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, ABD’nin tutumunun ülkedeki parti ve siyasi grupların değişmesiyle farklılaşacağını ya da Washington’a taviz verilerek ABD’nin İran’a yönelik düşmanlığının sona ereceğini düşünenlerin “büyük bir yanılgı içinde” olduğunu söyledi. Hamaney, saldırıların tekrarlanması hâlinde ABD ile çatışmanın “çok daha geniş boyutlara” ulaşacağı uyarısında bulundu.

İranlı üst düzey yetkililer, ABD’deki ara seçim sonuçlarını memnuniyetle karşılarken, sonuçları Amerikan seçmenlerinin İran savaşına karşı çıkması ve Başkan Donald Trump’ın yenilgisi olarak değerlendirdi. Öte yandan Tahran, olası yeni saldırılara karşı en üst düzeyde teyakkuz hâlini sürdürüyor.

Hamaney’e atfedilen açıklama, ABD’deki ara seçimlerin ertesi günü, 1979 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlandı. Açıklamada, ABD’deki parti değişikliklerinin veya Washington’a taviz verilmesinin İran’a yönelik Amerikan düşmanlığını sona erdirebileceğine inananların “büyük bir yanılgı içinde” olduğu belirtildi.

ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Cumhuriyetçilerin aleyhine sonuçlanan seçimlerde Demokratlar, Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu ele geçirdi. Sonuçlar, yükselen yaşam maliyetlerine, gümrük tarifelerine ve akaryakıt fiyatlarında ciddi artışa yol açan İran savaşına yönelik seçmen tepkisini yansıttı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Trump, iki ayrı medya kuruluşuna verdiği röportajda, ABD-İsrail savaşının Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinde etkili olduğunu kabul etti.

Bu açıklama, mart ayında babası Ali Hamaney’in yerine göreve gelen Mücteba Hamaney’e atfedilen son açıklama oldu. Ali Hamaney, 28 Şubat’ta İran’a yönelik ilk ABD-İsrail saldırılarında öldürülmüştü. Yeni dini lider, seçilmesinden beri kamuoyu önüne çıkmadı.

Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, 1979 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasının yıl dönümüyle eş zamanlı gerçekleşti. Şah rejiminin devrilmesinin ardından, ABD tarafından desteklenen yönetime tepki gösteren radikal öğrenciler büyükelçiliği basmış ve 52 Amerikalıyı 444 gün boyunca rehin tutmuştu.

Bu yılki anma etkinlikleri, ABD ve İsrail’in aylar süren çatışmaların ardından İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatma ihtimalinin tartışıldığı bir dönemde gerçekleştirildi. İran yönetimi, etkinlik kapsamında Tahran ve diğer büyük kentlerin ana caddelerinde çok sayıda destekçisini, öğrenciyi, kamu çalışanını ve askerî personeli topladı. İran’da 13 Aban olarak bilinen etkinlikte çeşitli gösteriler düzenlendi.

Katılımcılar, eski dini lider Ali Hamaney’in intikamının alınacağını belirten kırmızı bayrakların yanı sıra Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu hedef alan pankart ve fotoğraflar taşıdı. Devlet medyasında yayımlanan görüntülere göre ABD ve İsrail bayrakları da yakıldı.

İranlı bir kadın, dün Tahran’da ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyor (Reuters)
İranlı kadınlar dün Tahran’da ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyor (Reuters)

Büyük bir yanılgı içindeler

Hamaney’e atfedilen açıklamada, “ABD’nin davranışlarının değişeceğine, hegemonya sistemindeki parti ve siyasi grup değişikliklerinin farklı bir sonuç doğuracağına ya da Amerika’ya taviz vererek İran halkına yönelik düşmanlığından vazgeçirilebileceğine dair en küçük bir umut besleyenler büyük bir yanılgı içindedir” denildi.

Açıklamada, bunun “batıl bir düşünce” olduğu ifade edilerek, “Büyük Şeytan’ın arzusu, İran halkının koşulsuz teslimiyetidir” değerlendirmesinde bulunuldu.

Hamaney, düşmana yönelik en küçük teslimiyet eğiliminin bile, İran’ın çatışmalarda elde ettiğini öne sürdüğü kazanımları ortadan kaldıracağını ve ABD’yi yeni aşırı taleplerde bulunma, savaş ve ihlallere yönelme konusunda cesaretlendireceğini savundu.

Arabulucular, seçimlerin ardından savaşın yeniden başlaması ihtimaline ilişkin endişeler sürerken çatışmaları sona erdirmek için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, seçimlerin ardından askerî operasyonların yeniden başlatılması ihtimalini dışlamadı. İran ise savaşın yeniden başlaması durumunda daha kapsamlı bir karşılık vermeyi planlıyor.

Reuters'a konuşan iki üst düzey İranlı kaynak, Tahran’ın Trump’ın seçim yenilgisinin ardından askerî bir saldırıyla karşılık vermesinden endişe duyduğunu belirtti. İranlı liderlerin Demokratların seçim başarısını memnuniyetle karşılamasına rağmen, ülkenin en üst düzeyde teyakkuz hâlinde olduğu kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise salı günü yaptığı açıklamada, dini liderin hükümete ABD ile müzakereler konusunda yeni yetkiler verdiğini yineledi, ancak bu yetkilerin kapsamını açıklamadı.

İranlılar, çarşamba günü 1979'daki ABD Büyükelçiliği baskınının yıl dönümü dolayısıyla Tahran'daki eski büyükelçilik binası önünde gösteri yapıyor (AFP)
İranlılar, çarşamba günü 1979'daki ABD Büyükelçiliği baskınının yıl dönümü dolayısıyla Tahran'daki eski büyükelçilik binası önünde pankart açtılar (AFP)

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’ın taleplerine verdiği cevabın “ikna edici olmadığını” söyledi. Rızai, Washington yedi şartı eksiksiz ve açık biçimde yanıtlayıp yerine getirmedikçe Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını belirtti.

Üst düzey bir İranlı yetkili de salı günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington’un savaşı sona erdirecek bir anlaşmadan hâlâ uzak olduğunu söyledi. Yetkili, İran’ın ABD’nin bölgedeki ve bölge dışındaki saldırılarına güçlü karşılık vereceğini ifade etti. Katarlı arabulucuların ise taraflardan yeni öneriye ilişkin cevaplarını 36 saat içinde almayı beklediği bildirildi.

Hamaney, açıklamasının bir bölümünde İran’ın son savaşta gerçekleştirdiği faaliyetleri daha geniş kapsamlı bir çatışmanın başlangıcı olarak nitelendirdi. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün sağlanmasını ve ABD üslerinin ortadan kaldırılmasını, son savaşta Amerikan saldırılarına verilen cevabın bir parçası olarak gösterdi.

Bu operasyonların ABD saldırılarına karşılık niteliği taşımasına rağmen bölgesel ölçekte “hegemonizme karşı başlatılmış bir cihat” olduğunu savunan Hamaney, saldırıların tekrarlanması hâlinde, çatışmanın “çok daha geniş boyutlara” ulaşacağı uyarısında bulundu.

Çatışma cephelerinin genişletileceği mesajını veren Hamaney, Filistin, Lübnan, Irak ve Yemen’i kapsayan “Direniş Cephesi sahalarının birliği” söylemini yineledi.

ABD’nin askerî gücü ve uluslararası alandaki yumuşak gücünün “geri döndürülemez bir düşüş” yaşadığını öne süren Hamaney, ülkenin çöküş sürecinin hızlandığını savundu.

Hamaney, ABD’nin İran’a yönelik düşmanlığının geçmişteki aşamalarını sıralarken, uzun süreli ve ağır ekonomik yaptırımlara da değindi. Ayrıca Trump’ın emriyle 2020 yılının başında düzenlenen saldırıda öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi hatırlattı.

Washington’un “pervasızca” İran’ı bölmeye, halkı boyun eğdirmeye, yönetimi devirmeye ve ülkenin köklü medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştığını ileri sürdü. ABD’nin yanlış hesaplarının Amerikan halkına ve Washington yönetimiyle iş birliği yapan hükümetlere ağır bedeller ödettiğini savundu.

Hamaney, “Mutlak caydırıcılığa ulaşmanın tek yolu, ‘Daha güçlü bir İran’ stratejisini sürdürmektir” ifadesini kullandı. Birlik ve dayanışma çağrısında bulunan Hamaney, yetkililerden vatandaşların geçim koşullarını ve refahını güvence altına almalarını istedi.

Kalibaf: Savaşa hayır

Bazı İranlı yetkililer, ABD seçim sonuçlarına daha sert tepki göstererek bunları Trump yönetiminin siyasi yenilgisi olarak değerlendirdi.

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, seçim sonuçlarını Trump’ın yenilgisi olarak nitelendirdi. Rızai, İran’ın Trump’ı hem savaş alanında hem Hürmüz Boğazı’nda “stratejik yenilgiye”, Washington’da ise “siyasi yenilgiye” uğrattığını öne sürdü. ABD halkının Trump’ın savaşının bedelini ödemek zorunda kaldığını savundu.

Rızai, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İran’la karşı karşıya gelen herkes, savaş alanından kendi evinin kapısına kadar bunun bedelini ödeyecek” uyarısında bulundu.

Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf ise dün Amerikalı seçmenlerin oylarının “savaşa hayır” anlamına geldiğini söyledi.

Kalibaf, X hesabından yaptığı açıklamada, “Amerikalılar ister inançları gereği ister yaşam maliyetleri nedeniyle olsun, ‘Savaşa hayır’ dedi. Biz de bu mesajı destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kalibaf, ABD yönetiminin halkının iradesine ihanet ederek uluslararası finansman sağlayan ve şantaj uygulayan çevrelere hizmet etmesi durumunda, İran’ın “hayır” sözünün bir kâbusa dönüşeceğini de öne sürdü.

Kalibaf, salı günü yaptığı açıklamada ise İran’ın savaşa hazır olduğunu ve “parmağının tetikte bulunduğunu” söylemişti. Düşmanın herhangi bir hesap hatasına verilecek karşılığın “öngörülemez” olacağını ve “coğrafi sınırlarla kısıtlanmayacağını” kaydetti.

Tahran’ın güçlü ve mantıklı bir yanıt verdiğini savunan Kalibaf, İran’ın dini liderinin olası bir saldırıya karşı askerî stratejiyi belirlediğini ve savaşın önlenmesi için artık kararın ABD’ye ait olduğunu ifade etti.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de İran silahlı kuvvetlerinin önceki iki savaşa kıyasla “çok daha güçlü” olduğunu ve ülkenin hem diplomasi hem de savunma açısından “tam hazırlık” içinde bulunduğunu söyledi.

İranlı göstericiler, dün Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde ABD Başkanı Donald Trump’ı tasvir eden karikatür taşıyor (AP)
İranlı göstericiler, dün Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde ABD Başkanı Donald Trump’ı tasvir eden karikatür taşıyor (AP)

Arakçi, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “Çaba gösteriyoruz ve karşı tarafın diğer yöntemler yerine diplomasiyi tercih edecek kadar sağduyulu olmasını umuyoruz. Ancak diğer seçeneklere de tamamen hazırız” dedi.

Arakçi, “Dini liderin mesajı irademizin ne olduğunu açıkça ortaya koydu. Silahlı kuvvetlerimizin görevi şu anda son derece açık” ifadelerini kullandı.

Dini liderin danışmanı ve yardımcısı Muhammed Muhbir ise Trump’ın partisinin kazanması için gösterdiği çabalara rağmen, kendi halkından bir darbe aldığını söyledi. Muhbir, “Bu sahadaki gerçek kazanan, savaşın maliyetini ABD’nin içine taşıyan İran’dır” diye yazdı.

Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei de Trump’ın hem savaşta hem siyasette yenildiğini savunarak, “Ona daha fazla yenilgi yaşatacağız. Bu, şafağın ilk meyvelerinden başka bir şey değil” ifadelerini kullandı.

Yargı Erki’nin yayın organı Mizan Haber Ajansı, X platformunda paylaşılan “Trump İran’da rejim değişikliğini başaramadı ama Teksas’ta başardı” şeklindeki bir espriyi yayımladı. Paylaşım, Demokratların onlarca yıl aradan sonra Teksas’ta ilk kez bir Senato koltuğu kazanmasına gönderme yapıyordu.

Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ise İran’ı ekonomik olarak tecrit etme ve ülke ekonomisini iki hafta içinde çökertme girişimlerinin, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçilerin siyasi iktidarı kaybetmesiyle sonuçlandığını öne sürdü.

Cumhurbaşkanlığı İletişim ve Medya İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Seyyid Mehdi Tabatabai de Amerikalı seçmenlerin açık bir mesaj verdiğini belirterek, İran savaşı, Gazze’deki gelişmeler ve ABD’nin İsrail yanlısı tutumunun Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarında etkili olduğunu savundu.

Tabatabai, seçim sonuçlarını Cumhuriyetçi Parti’nin karşı karşıya kaldığı en büyük seçim yenilgisi olarak nitelendirdi.

Askerî tehditler

Siyasi açıklamaların yanı sıra İranlı askerî yetkililer de saldırıların yeniden başlaması hâlinde karşılığın genişletileceği uyarısını yineledi.

Devrim Muhafızları’nın dış operasyonlarından sorumlu Kudüs Gücü Komutanı Tuğgeneral İsmail Kaani, “Direniş Cephesi” liderlerinin dini liderin “düşmanla sınırsız mücadele” mesajını en üst düzeyde aldığını söyledi.

Kaani, “Direniş Cephesi mensuplarının” yazılı olarak tam bağlılıklarını bildirdiğini ve farklı cepheler arasında birlik sergilediğini öne sürdü. Liderlerin mesajı alarak uygulamaya geçirdiğini belirtti.

Başka bir açıklamasında ise ABD’nin “Direniş Cephesi’nin derinliğini” yalnızca silah kapasitesi üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini söyledi.

Washington’un Hürmüz Boğazı’nı kaybettiğini ileri süren Kaani, ABD’li liderlerin ciddi bir hesap hatasına düşmemek için bugün direniş hareketinin tek bir cephe hâline geldiğini ve farklı sahalarda birlik içinde hareket ettiğini anlaması gerektiğini savundu.

Kaani, Trump’ın İran’a karşı savaş kumarına İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sözlerine güvenerek başladığını öne sürdü. Bunun sonucunda ABD’nin 250 yıllık itibarını sattığını ve Hürmüz Boğazı’nı kaybettiğini iddia etti.

Washington’un dini liderin mesajına rağmen savaşta “kumarbaz tutumunu” sürdürmesi hâlinde, Direniş Cephesi’nin ABD’ye hem sahada hem de derinlikte “temel darbeler” indirebileceği uyarısında bulundu.

Devrim Muhafızları Füze Birimi Komutanı'nın kıdemli danışmanı Tuğgeneral Ali Bilali de silahlı kuvvetlerin “daha ağır bir savaşa” hazır olduğunu ve saldırıları püskürtmek için gerekli bütün tüm önlemleri almakla yükümlü bulunduğunu söyledi. Açıklama, Besic öğrenci teşkilatına bağlı Danişcu Haber Ajansı tarafından aktarıldı.

Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Keremi ise rakiplerin yeni bir hesap hatası yapmasının bölgeden çıkarılma süreçlerini hızlandıracağını, “Siyonist rejimin zayıflayıp ortadan kalkmasına” yol açacağını savundu.

Devrim Muhafızları Komutanı'nın danışmanı Hamid Rıza Mukaddem Fer, İran’ın karşılığının saldırıların düzenlendiği noktalarla sınırlı kalmayacağını söyledi. İran’ın savunmaya çekilmediğini belirten Mukaddem Fer, bu kez gerçekleştirilecek saldırıların farklı, daha geniş kapsamlı ve daha öğretici olacağını ileri sürdü. İran’ın savaş doktrinindeki değişimin ülkenin savaşta üstünlük kazandığının göstergelerinden biri olduğunu kaydetti.

Devrim Muhafızları, salı günü hedef listesini güncellediğini ve rakiplerinin maddi ve gayrimaddi varlıklarını hedef kapsamına aldığını duyurdu. Kurum, her türlü tehdide coğrafi sınırlama olmaksızın karşılık verileceğini bildirdi.

Tahran Belediye Başkanı ve eski cumhurbaşkanı adayı Ali Rıza Zakani ise nükleer doktrinin değiştirilebileceği mesajını verdi.

Göstericilere hitap eden Zakani, “Bugün nükleer dosya ciddi bir meseledir. Nükleer bomba peşinde değildik ancak sizin alışılmadık tehdidiniz, liderliğin kararı ve bu halkın desteğiyle ülkenin nükleer doktrininin değişmesine yol açabilir” dedi.

İran’dan nükleer silah üretmeyeceğine dair taahhüt istenmesini “son derece gülünç” olarak nitelendiren Zakani, alışılmadık tehditlere karşı düşmanların da alışılmadık tehditler ve eylemlerle karşılaşacağını söyledi.

Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi, “İran’ın gölgesi ABD seçimlerinin üzerinde” başlığıyla rehine krizini yeniden gündeme taşıdı.
Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi, “İran’ın gölgesi ABD seçimlerinin üzerinde” başlığıyla rehine krizini yeniden gündeme taşıdı.

Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi, iki olayı ilk sayfasında yayımladığı bir görselle ilişkilendirdi. Görselde Trump’ın gözleri bağlı ve başı öne eğilmiş şekilde tasvir edildiği, arka planda ise 47 yıl önce Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nde rehin alınan Amerikalıların fotoğraflarının yer aldığı görüldü.

Gazete, manşetinde “İran’ın gölgesi ABD seçimlerinin üzerinde” ifadesini kullandı. Haberde, Washington’un 47 yıldır İran’ın gölgesinde kaldığı ileri sürülerek, bunun 1979’da “casus yuvasının” (ABD Büyükelçiliği) ele geçirilmesinden Kasım 2026’daki ABD Kongre seçimlerine kadar uzandığı belirtildi.

ABD, pazartesiyi salıya bağlayan gece Keşm Adası’na “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiği saldırılar düzenledi. Trump, salı günü saldırıyı kabul ederek bunu “küçük bir saldırıydı, savaş değildi” sözleriyle tanımladı.

Şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, aylardır büyük ölçüde durgun seyrediyor. Washington ile Tahran arasında haziran ayında varılan mutabakat muhtırasının çökmesine rağmen, geniş çaplı çatışmalar yeniden başlamadı. Bununla birlikte iki taraf zaman zaman karşılıklı saldırılar düzenlemeyi sürdürdü.