İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



İran bağlantılı gemiler Umman Denizi'nde internet kablolarının üzerinde şüpheli manevralar yapıyor

Umman'ın Müsendem Yarımadası'ndan görüldüğü üzere Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler, 3 Kasım 2026 (Reuters)
Umman'ın Müsendem Yarımadası'ndan görüldüğü üzere Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler, 3 Kasım 2026 (Reuters)
TT

İran bağlantılı gemiler Umman Denizi'nde internet kablolarının üzerinde şüpheli manevralar yapıyor

Umman'ın Müsendem Yarımadası'ndan görüldüğü üzere Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler, 3 Kasım 2026 (Reuters)
Umman'ın Müsendem Yarımadası'ndan görüldüğü üzere Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler, 3 Kasım 2026 (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesinden aktardığı habere göre İran'la bağlantılı en az dört gemi, Umman Denizi'nde deniz altından geçen iletişim kablolarının üzerinde alışılmadık rotalar izlerken ve hızlarını düşürürken tespit edildi.

Bu hareketlilik, ABD ve İsrail'in saldırılarına yeniden başlaması halinde internet kablolarını ve veri merkezlerini hedef alacakları yönündeki İran tehditlerinin ardından yaşandı.

Gazete, denizcilik analiz şirketi Windward'ın verilerine dayanarak, gemilerden üçünün ABD yaptırımları kapsamındaki tankerler olduğunu, dördüncüsünün ise ekim ayının son haftasında iki deniz altı kablosunun üzerinde dolaşan küçük bir İran balıkçı teknesi olduğunu bildirdi.

Şüpheli hareketlilik

Windward, gemilerin normal seyrine devam ederken kablo güzergâhlarına ulaştıklarında hızlarını düşürdüklerini, dönüş yaptıklarını, durduklarını veya konum verilerini göndermeyi kestiklerini belirtti. Şirket, bu davranışların bölgede petrol yüklemek için bekleyen tankerlerin olağan hareketleriyle örtüşmediğini ve yük aktarımı faaliyetleriyle de açıklanamayacağını kaydetti.

Şirkete göre söz konusu hareketlilik, takip sistemlerinin devre dışı bırakıldığı sırada kablo güzergâhlarının haritalandırılması ya da kabloların üzerine patlayıcı veya mayın yerleştirilmesi ihtimaliyle örtüşüyor.

Şirketin verilerine göre tankerlerden biri, konum bilgisini göndermeyi kesmeden önce bir kablonun çevresinde saatlerce dolaştı. Bir diğer tanker ise dört kablonun yakınında, İran karasularında günlerce kaldı. Tankerlerden ikisi boştu.

Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü'nde deniz savaşı uzmanı olan Sid Koshul, bu manevraların tesadüfi olabileceğini belirtti. Ancak Koshul, “İran, savaş çıkması halinde deniz altı altyapısına zarar verebilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermeye çalışıyor olabilir” dedi.

İngiliz Kraliyet Donanması'ndan emekli Amiral John Pentreath ise şüpheli hareketlerin “çeşitli nedenleri olabileceğini” söyledi. Pentreath, buna karşılık neredeyse her geminin mayın döşeyecek şekilde donatılabileceğine dikkat çekti.

Devrim Muhafızları'ndan tehditler

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ekim ayında yaptığı açıklamada “veri merkezlerini ve yapay zekâ tesislerini” yok etmekle tehdit etmişti.

Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibî de 19 Ekim'de yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndan “yedi ana deniz altı internet kablosunun” geçtiğini belirterek, “Yeni hedefler ve yeni silahlar açıklanacak” demişti.

Devrim Muhafızları Siyasi İşlerden Sorumlu Komutan Yardımcısı Yedullah Cevani ise İran altyapısına yönelik herhangi bir saldırıya karşılık internet kabloları da dahil çeşitli varlıkların hedef alınacağını söylemişti.

Gazeteye göre bu tehditler, Trump ve üst düzey ABD'li yetkililerin ara seçimlerden önce İran'a yönelik yeni saldırılar düzenlenebileceği yönündeki açıklamalarının ardından geldi.

TeleGeography şirketinin verilerine göre Hürmüz Boğazı'ndan altı deniz altı kablosu geçiyor, üç kablonun inşası ise sürüyor. Irak, Kuveyt, Bahreyn ve Katar'ın internet bağlantıları tamamen bu kablolara dayanıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Masha Kotkin, kablolarda meydana gelecek herhangi bir hasarın “internet erişimini ve finansal işlemleri yavaşlatacağını”, e-ticaret ile bulut bilişim hizmetlerini aksatacağını söyledi.

Kotkin, tehditlerin birkaç kablo projesindeki çalışmaları durdurduğunu belirterek, dijital bağlantının Körfez ülkelerinin ekonomilerini petrol ve doğal gazdan uzaklaştırarak çeşitlendirme çabalarının temel unsurlarından biri olduğuna işaret etti.

Söz konusu hareketlilik, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirdiği bir dönemde yaşanıyor. ABD'li bir yetkili, Axios haber sitesine yaptığı açıklamada, “Theodore Roosevelt” uçak gemisinin Singapur'da birkaç gün geçireceğini ve kasım ayının ortasından önce ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) sorumluluk bölgesine ulaşmayacağını söyledi.


Trump, İran konusunda karar aşamasında: Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

İran'ın Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne, 24 Ekim (AP)
İran'ın Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne, 24 Ekim (AP)
TT

Trump, İran konusunda karar aşamasında: Seçim yenilgisi seçeneklerini daraltıyor

İran'ın Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne, 24 Ekim (AP)
İran'ın Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş yük gemilerinin yanından geçen küçük bir tekne, 24 Ekim (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü ulusal güvenlik ekibiyle yaptığı toplantının ardından geniş çaplı savaşı yeniden başlatma konusunda "yakında" karar vereceğini açıklayarak İran'la çatışmanın yeniden tırmanabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Ülkenin geriye kalanını da yok etmeyi tercih etmediğini ancak bunu yapmak zorunda kalabileceğini söyleyen Trump, olası saldırıları İran'ın nükleer programının yeniden kapasite kazanmasını önleme şartına bağladı.

Trump'ın açıklamaları, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde yenilgiye uğramasının ardından geldi. Seçim sonuçları, Trump'ın kararını vereceği siyasi ortamı değiştirse de elindeki güç araçlarını ortadan kaldırmadı.

Tahran seçim sonuçlarını kendi zaferi olarak sunmaya çalışırken, Amerikan seçmeninin başkanın partisini cezalandırması ABD'nin askeri yenilgiye uğradığı anlamına gelmiyor. Ancak bu sonuç Trump'ı daha zorlu bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: İç siyasette kendisini zayıflatan bir çatışmayı, rakibi karşısında geri adım atmış görünmeden nasıl sona erdirecek?

Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, seçim sonuçlarının çatışmayı birbirine zıt iki yönde etkileyebileceğini düşünüyor. Buna göre sonuçlar, yıpranmış iki taraf arasında bir uzlaşma için fırsat yaratabileceği gibi, İran'ın zafer ilan etmesini önlemek isteyen Trump'ı gerilimi tırmandırmaya da yöneltebilir.

Üç seçenek

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre Trump üç seçeneği değerlendiriyor. Yeni saldırılar düzenlemek, İran yönetimini ekonomik açıdan daha fazla sıkıştırmak veya önemli Amerikan tavizlerini içeren bir anlaşmaya varmak.

Ancak bu seçeneklerin tümü aynı sorunda düğümleniyor: İran'a zarar verme kapasitesine sahip olmak, Beyaz Saray'ın istediği siyasi sonucu elde etmeyi garanti etmiyor.

thyju
ABD Başkanı Donald Trump ve yanında Savunma Bakanı Pete Hegseth (Reuters)

Hava saldırıları İran'ın askeri kapasitesine daha fazla zarar verebilir ancak yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetini tek başına belirleyemez veya Tahran'ın müfettişlerle işbirliği yapmasını sağlayamaz. Ablukanın sürdürülmesi baskıyı canlı tutsa da İran'ın misilleme riskini ve deniz trafiğindeki aksama ihtimalini uzatıyor. Anlaşma ise her iki tarafın da taleplerini ve söylemlerini yükselttiği bir dönemde, kendi kamuoylarına kabul ettirebilecekleri adımlar atmasını gerektiriyor.

Axios, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) büyük çaplı operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürdüğünü ancak henüz yeni bir talimat almadığını bildiriyor. Üçüncü bir uçak gemisi grubunun bölgeye ulaşması da hazırlıkların yoğunlaştığına işaret edebilir. Ancak Singapur'u ziyaret eden Theodore Roosevelt uçak gemisinin bölgeye kasım ayının ortasından önce ulaşması beklenmiyor. Bu durum, saldırı için kesin bir tarih ya da operasyonun başlaması açısından zorunlu bir koşul değil, hazırlık göstergesi niteliği taşıyor.

Ortadoğu Forumu araştırmacısı Michael Rubin, askeri operasyonların sürmesini bekliyor. Şarku’l Avsat'a konuşan Rubin, Trump'ın alacağı herhangi bir karara bağlı kalacağına inanmanın aptallık olduğunu söylüyor. Ancak İran'ın zafer kazanmış görünmesi halinde Trump'ın siyasi mirasının son derece kötü olacağını belirterek, bu nedenle başkanın saldırganlığını daha da artıracağını öne sürüyor.

Rubin, Trump'ın önünde başka bir seçim bulunmadığına dikkati çekerek, Kongre'nin başkanın adımlarını yasa dışı kabul etse bile pratikte ne yapabileceğini sorguluyor.

Rubin'in değerlendirmesi önemli bir motivasyona işaret ediyor: Seçim yenilgisi, Trump'ı içine kapanmaya değil, kaybını telafi edecek bir dış politika başarısı aramaya yöneltebilir. Ancak bu, başkanın davranışlarına ilişkin bir öngörüden ibaret; kararın kesinleştiğini gösteren bir kanıt değil.

Felç etmeyen kısıtlamalar

Seçim sonuçları başkanı otomatik olarak hareket edemez hale getirmiyor. Ayrıca yeni seçilen Kongre, seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte yetkilerini hemen devralmıyor. Yeni Kongre'nin görev süresi 3 Ocak'ta başlayacak. Dolayısıyla seçim yenilgisinin doğrudan siyasi etkisiyle yeni çoğunluğun denetim ve yasama araçlarını kullanmaya başlaması arasında bir zaman farkı bulunuyor.

Bununla birlikte Kongre'nin rolünü yalnızca sözlü itirazlarla sınırlamak doğru değil. Kongre, bütçe ve ödenekler üzerinde yetkiye sahip olmasının yanı sıra denetim, hesap sorma ve askeri güç kullanımına ilişkin yasal düzenlemeler yapma araçlarını da elinde bulunduruyor. Ancak bu yetkilerin fiili kısıtlamalara dönüşmesi siyasi uzlaşma ve yasal süreçler gerektiriyor; ayrıca başkanlık vetosuyla karşılaşabiliyor.

Dolayısıyla seçim sonuçları tek başına yeni bir saldırıyı engellemese de uzun süreli bir çatışmanın finansmanını sağlamak ve buna siyasi destek bulmak Trump yönetimi açısından daha zor hale gelebilir.

fgbhyjuk
Enerji ticaretinin kritik güzergâhlarından Hürmüz Boğazı'nda seyreden ticari gemiler (Reuters)

Trump üzerindeki en yakın baskı ise siyasi alanda hissediliyor. Başkan Yardımcısı JD Vance, seçim yenilgisini savaşın kamuoyunda ne ölçüde destek görmediğinin göz ardı edilmesine bağlayan bir değerlendirme yaptı. Gerilimin yeniden tırmanması enerji maliyetlerini artırır veya kayıpları büyütürse Cumhuriyetçi Parti içindeki ayrışmayı derinleştirebilir ve yönetimin diğer önceliklerini hayata geçirme kapasitesini zayıflatabilir.

Bu nedenle Trump'ın savunulabilir bir sonuç ortaya koyması gerekiyor. Bu sonuç, doğrulanabilir nükleer kısıtlamalar, deniz ulaşımının yeniden güvence altına alınması veya savaşın daha elverişli şartlarda sona erdirilmesi olabilir. Aksi halde daha fazla yıkımla yetinilmesi, seçimlerden önce gündeme gelen temel soruyu yeniden ortaya çıkarabilir: Askeri kazanımlar nasıl kalıcı bir siyasi uzlaşmaya dönüştürülecek?

Müzakere fırsatı

Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Alex Vatanka, "Bu tabloyu daha önce de gördük" diyerek Trump'ın çatışmayı sona erdirmekte defalarca başarısız olduğunu ve zaferin nasıl bir sonuç anlamına geleceğini henüz belirleyemediğini söylüyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan Vatanka, Trump'ın yarın savaşı sona erdirerek Amerikan zaferini ilan edebileceğini ancak "İran'ın da söyleyecek bir sözü bulunduğunu" belirtiyor. Bunun belirsizliğin temel kaynağı olduğunu kaydeden Vatanka, buna rağmen seçim sonuçlarının diplomasiye kapı aralayabileceği görüşünde.

Vatanka'ya göre Trump siyasi açıdan zayıfladı, Demokratlar savaşın yönetilme biçimi nedeniyle kendisine karşı çıkacak ve İran da ağır kayıplar yaşıyor. Bu nedenle her iki tarafın da siyasi bir anlaşmaya varmak için geçerli gerekçeleri bulunuyor.

Tahran'ın Katar aracılığıyla Washington'a bir nükleer anlaşma önerisi iletmesi, bu ihtimali destekleyen diplomatik hareketliliğe işaret ediyor. Ancak Reuters'a göre İran, müzakerelere başlamadan önce kendi taleplerinin yerine getirilmesinde ısrar ediyor.

dcfghyju
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin, Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'da daha önce gerçekleştirdiği görüşmeden paylaştığı fotoğraf

Axios'un haberine göre arabulucular, iki gün içinde uygulanması öngörülen bir düzenlemeyi de ele alıyor. Buna göre ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş fonların serbest bırakılması karşılığında müfettişlerin saldırıya uğrayan tesislere girişine izin verilmesi, ardından Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve nükleer müzakerelerin başlatılması öngörülüyor. Ancak bu, üzerinde çalışılan bir öneri; henüz varılmış bir anlaşma değil.

Burada Trump'ın seçim yenilgisi ile İran'ın zaferi arasındaki fark ortaya çıkıyor. Seçim sonuçları Tahran'a propaganda malzemesi sağlasa da ablukayı kaldırmıyor veya ülkenin askeri kapasitesini yeniden inşa etmiyor. Trump'ın siyasi zayıflığının abartılması, Rubin'in öngördüğü gibi başkanı gerilimi tırmandırmaya itebilir. Bu zayıflığın müzakere sürecinde değerlendirilmesi ise Vatanka'nın işaret ettiği çıkış yolunu açabilir.

Seçimler, seçeneklerin siyasi maliyetini değiştirdi ancak Trump'ın bunlardan hangisini tercih edeceğini ya da iki tarafın da yaşadığı yıpranmayı savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğini henüz belirlemedi.


Irak, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı acil durum planları hazırlıyor

Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
TT

Irak, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı acil durum planları hazırlıyor

Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)

Bağdat, olası bir askeri çatışmanın ülkeye yansımalarını önlemek için sınır güvenliğini artırıyor. Ordu komutanlarına silahlı grupların ihlallerine müdahale yetkisi verildi

Bağdat'tan cuma günü edinilen bilgilere göre Irak hükümeti, ABD ile İran arasında askeri çatışma çıkması ihtimaline karşı çok yönlü bir acil durum planı hazırladı. Plan kapsamında sınır kentlerine askeri birlikler konuşlandırılması ve bu birliklerin subaylarına, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'na danışmadan olası ihlallere müdahale etme talimatı verilmesi öngörülüyor. Hükümetin bazı birimleri ise uzaktan eğitime geçilmesi ve çatışma bölgelerinden kaçabilecek sivillerin kabul edilmesine yönelik hazırlıklar üzerinde çalışıyor.

ABD'nin İran'a yönelik saldırı düzenleyebileceğine ilişkin işaretler bu hafta yoğunlaşırken, Bağdat'taki bazı çevreler, Şii silahlı grupların güncellenmiş hedef listesi doğrultusunda geniş çaplı biçimde Tahran'ın yanında savaşa katılmasından endişe ediyor.

Sınır güvenliğinde sıkı denetim

Üst düzey bir güvenlik yetkilisi Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Irak hükümetinin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın talimatıyla sınır kentlerinde sıkı denetim uygulanması ve sahadaki gözetimin artırılması yönünde önleyici tedbirler aldığını söyledi. Yetkili, olağan dışı hareketliliklere ilişkin değerlendirmelerin 24 saat esasına göre güncellendiğini belirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen ve kamuoyuna açıklama yapma yetkisi bulunmadığını belirten yetkili, önlemlerin Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi'nde Süleymaniye'den güneyde Kuveyt ve İran sınırına yakın Basra'ya kadar İran sınırının izlenmesini, ayrıca Suriye sınırı boyunca ordu birliklerinin konuşlandırılmasını kapsadığını aktardı.

Iraklı yetkili, bölgesel açıdan hassas stratejik noktalarda silahlı grupların faaliyet gösterebileceği endişesi nedeniyle askeri komuta kademesinin özellikle Basra vilayetine odaklandığını kaydetti.

sdcvfgbhyj
Irak polisinin cuma günü Kerkük sokaklarında gerçekleştirdiği askeri devriyeden bir görüntü

Geçen hafta savaşın olası sonuçlarını ele almak üzere düzenlenen geniş katılımlı toplantıya katılan bir başka yetkili ise Başbakan Ali Zeydi'nin, ordu komutanlarına yasa dışı silahlı grupların gerçekleştirebileceği ihlallere kendisine danışmadan derhal müdahale etme yetkisi verdiğini söyledi.

Yetkili, söz konusu komutanların artık silahlı grupları caydırmak için "olağanüstü yetkilere" sahip olduğunu ifade etti.

Uzaktan eğitim hazırlığı

Askeri planlara paralel olarak Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu, olağanüstü koşullarda okulların uzaktan eğitime geçmesi, hassas kurumlardaki bazı kamu belgelerinin taşınarak dijital ortamda muhafaza edilmesi ve askeri çatışmalardan kaçabilecek sivillerin ülkeye girişine yönelik hazırlıkları görüştü. Bu bilgileri, konuyla ilgili bilgi sahibi bir sivil yetkili aktardı.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Zeydi'nin başkanlık ettiği Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu'nda Ulusal Güvenlik Danışmanı ile içişleri, savunma, dışişleri, maliye ve planlama bakanları yer alıyor.

Ancak hükümetten bir kaynak Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, eğitim ve genel olarak kamu kurumlarının çalışma düzenine ilişkin kararlar almak için henüz erken olduğunu belirtti.

Kaynak, "Hükümet, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından mart ayında savaşın başlamasıyla birlikte acil durum planlarını hazırlamıştı. Bu planlar, gelişmelere göre bugüne kadar düzenli olarak güncelleniyor" dedi.

Devrim Muhafızları'nın hedef listesi güncelleniyor

Buna karşılık siyasi yetkililer, bu hafta Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamalarda, İran Devrim Muhafızları'nın talimatları doğrultusunda silahlı grupların hedef listelerini güncellemesinin daha önce görülmemiş düzeyde endişeye yol açtığını dile getirdi.

Çarşamba günü Tasnim Haber Ajansı, Devrim Muhafızları'nın bölgesel kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin açıklamalarını yayımladı.

Kaani, "Direniş liderleri, dini lider Mücteba Hamaney'in kendilerine gönderdiği ve düşmanla sınırsız biçimde mücadele edilmesi çağrısında bulunan mesajı aldı. Liderler, tam bağlılıklarını yazılı olarak ilan ederek bu çağrıyı somut adımlara dönüştürmeye başladı" ifadelerini kullandı.

ascdv
Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, 5 Kasım 2026'da Bağdat'ta ABD temsilcisi Tom Barrack'ı kabul etti (Irak hükümeti)

Iraklı yetkililerden biri, "Silahlı grupların bu kez savaşa katılması halinde Zeydi kendisini ABD'ye düşman bir ülkenin başbakanı konumunda bulabilir" değerlendirmesinde bulundu.

ABD'nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, perşembe akşamı Zeydi ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Irak Başbakanı'nın krizleri büyümeden kontrol altına almak gibi son derece zor bir görevi üstlendiğini söyledi.

Zeydi de aynı gün ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceklerini yineledi.

Kürt kaynaklar, ABD'li temsilcinin cuma akşamı Erbil ve Süleymaniye'deki yetkililerle bir araya gelerek İran krizindeki son gelişmeleri ve Tahran'la askeri çatışmanın yeniden başlaması ihtimalini değerlendireceğini Şarku’l Avsat'a doğruladı.

Koordinasyon Çerçevesi'nde İran endişesi

Siyasi cephede ise Zeydi, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı hazırladığı planların ana hatları hakkında iktidar koalisyonunun liderlerini bilgilendirdi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir siyasi kaynak, Başbakan'ın Şii siyasi güçlerin önde gelenlerini bünyesinde barındıran Koordinasyon Çerçevesi'ne ABD'nin İran'a yakın zamanda askeri operasyon düzenleyebileceği ihtimalini aktardığını söyledi. Zeydi'nin ayrıca İran'la müttefik ve koalisyondaki bazı partilere yakın silahlı grupların Tahran'ın talimatıyla misilleme operasyonlarına katılabileceğine ilişkin endişelerini de paylaştığı belirtildi.

xsdv s
Irak Hizbullah Tugayları mensupları, Bağdat'ta örgütün bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynağa göre Başbakan, iktidar koalisyonunda yer alan güçlerin söz konusu grupların savaşa katılmasını engellemeye yardımcı olmasını umuyor. Ancak bazı koalisyon bileşenlerinin, "Tahran'ın askeri çatışmayı kaybetmesi ve bunun kendi siyasi varlıkları üzerindeki olası sonuçlarından endişe duyduğu" yönündeki kuşkular da sürüyor.

Hizbullah Tugayları'na karşı koordineli kampanya7Irak hükümetinin İran'la olası bir askeri çatışmaya karşı hazırlık yaptığı dönemde, silahlı grupların ticari faaliyetlerine ilişkin haberlerin gündeme gelmesi dikkat çekiyor. Bu arada Bağdat üzerindeki, söz konusu grupların komşu ülkelere yönelik saldırılar düzenlemesini engelleme baskısı da artıyor.

Silahlı gruplara yakınlığıyla bilinen bazı aktivistler, bu grupların liderleri ve aile çevrelerindeki kişilerin yönettiği veya bağlantılı olduğu şirketler ile ticari çıkar ağlarına ilişkin bilgiler paylaştı.

Özellikle Hizbullah Tugayları'nı hedef alan ve doğrulanması güç olan bu haberler, ülkede sık sık direniş söylemini öne çıkaran silahlı grupların meşruiyetini zayıflatmaya yönelik girişimlerin olup olmadığı konusunda tartışma başlattı.

Söz konusu haberlerde, İran'ın yanında olası bir çatışmaya katılmaya hazırlanan bu grupların mali çıkarları ve ekonomik hedefleri mercek altına alınıyor.