İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Resident Evil sonrası yeni film: Başrol Jennifer Lawrence'ın

Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım, anne olduktan sonra kırsal hayata uyum sağlamaya çalışırken akıl sağlığını yitiren Grace adlı kadının sarsıcı psikolojik çöküşünü konu alıyor (MUBI)
Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım, anne olduktan sonra kırsal hayata uyum sağlamaya çalışırken akıl sağlığını yitiren Grace adlı kadının sarsıcı psikolojik çöküşünü konu alıyor (MUBI)
TT

Resident Evil sonrası yeni film: Başrol Jennifer Lawrence'ın

Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım, anne olduktan sonra kırsal hayata uyum sağlamaya çalışırken akıl sağlığını yitiren Grace adlı kadının sarsıcı psikolojik çöküşünü konu alıyor (MUBI)
Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım, anne olduktan sonra kırsal hayata uyum sağlamaya çalışırken akıl sağlığını yitiren Grace adlı kadının sarsıcı psikolojik çöküşünü konu alıyor (MUBI)

Jennifer Lawrence, Zach Cregger'ın bilimkurgu ve gerilim türlerini buluşturan yeni filmi The Flood'da başrolü üstlenecek. Filmin 11 Ağustos 2028'de vizyona girmesi planlanıyor.

Cregger'ın kendi fikrinden yola çıkarak senaryosunu yazdığı film, Warner Bros. bünyesindeki New Line tarafından hayata geçirilecek. Stüdyo, Netflix'in geliştirmekten vazgeçtiği projeyi bu yılın başlarında devralmıştı. 

Cregger'ın çıkış yaptığı Oscar ödüllü korku filmi Silahlar'ı (Weapons) da New Line hayata geçirmişti.

Filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını da üstlenen Cregger, gişede fırtınalar estiren Resident Evil'ın ardından The Flood'u çekecek.

Konusu gizli tutulan filmin çekimlerinin 2027'nin ilk aylarında Avrupa'da başlaması bekleniyor.

Filmin diğer yapımcıları arasında Amblin Entertainment'la Vertigo Entertainment'tan Roy Lee ve Miri Yoon yer alıyor. Lee ve Yoon, Cregger'ın sık sık birlikte çalıştığı isimler.

Warner Bros. sinema bölümünün eş başkanları Mike De Luca ve Pam Abdy, Lawrence'ın kadroya katılmasını şu sözlerle değerlendirdi:

Jennifer Lawrence, günümüzün en yetenekli ve etkileyici oyuncularından biri. Zach'in The Flood için ortaya koyduğu cesur ve tamamen özgün sinema anlayışının merkezinde Jennifer'ın yer alacak olması bizi heyecanlandırıyor. Silahlar'da birlikte yaşadığımız olağanüstü deneyimin ardından Zach ve Vertigo ekibiyle yeniden bir araya gelecek olmaktan büyük heyecan duyuyoruz. Amblin'le birlikte bu iddialı filmi dünyanın dört bir yanındaki izleyicilerle buluşturmak için sabırsızlanıyoruz.

Cregger da stüdyoyla yeniden çalışacak olmanın heyecanını paylaştı:

Silahlar'da Mike, Pam ve tüm Warner Bros./New Line ekibiyle çalışmak rüya gibiydi. Onlarla yeniden çalışacağım için çok mutluyum. Jennifer eşsiz bir oyuncu ve onu bu rolde görmek için sabırsızlanıyorum.

Rol seçimlerinde titizliğiyle bilinen Lawrence'ın projeye katılması, stüdyo açısından önemli bir kazanım diye değerlendiriliyor. 

Oyuncu, son olarak doğum sonrası dönemi konu alan Geber Aşkım'daki (Die My Love) performansıyla Altın Küre'ye aday gösterilmişti. 

Lawrence, bir sonraki filmi What Happens at Night'ta Leonardo DiCaprio'yla başrolleri paylaşacak. Filmi usta sinemacı Martin Scorsese yönetiyor.

Lawrence, Umut Işığım'daki (Silver Linings Playbook) performansıyla 2013'te En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı.

Filmografisinde Düzenbaz (American Hustle), Joy, Don't Look Up ve Açlık Oyunları (The Hunger Games) serisi de bulunuyor.

Cregger'ın ses getiren korku filmi Silahlar geçen yıl Kuzey Amerika gişesinde 4 hafta üst üste zirvede kalmıştı. Dünya genelinde 270 milyon dolar hasılat elde eden yapım, 2025'in en yüksek hasılatlı korku filmleri arasına girmişti.

Filmde Gladys Teyze'yi canlandıran Amy Madigan, performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanmıştı. 

Karakterin hikayesi, çekilmesi planlanan Gladys adlı filmde devam edecek.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline


5 gün yetti: Gişede milyar doları aşan film dijitalde de bir numara

Oyuncak Hikayesi 5, Buzz, Woody ve Jessie gibi oyuncakların günümüz çocuklarının vazgeçilmezi modern elektronik aletlere ve tabletlere karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)
Oyuncak Hikayesi 5, Buzz, Woody ve Jessie gibi oyuncakların günümüz çocuklarının vazgeçilmezi modern elektronik aletlere ve tabletlere karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)
TT

5 gün yetti: Gişede milyar doları aşan film dijitalde de bir numara

Oyuncak Hikayesi 5, Buzz, Woody ve Jessie gibi oyuncakların günümüz çocuklarının vazgeçilmezi modern elektronik aletlere ve tabletlere karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)
Oyuncak Hikayesi 5, Buzz, Woody ve Jessie gibi oyuncakların günümüz çocuklarının vazgeçilmezi modern elektronik aletlere ve tabletlere karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor (Walt Disney Studios Motion Pictures)

Oyuncak Hikayesi 5 (Toy Story 5), Disney+'ta yayımlandıktan sonraki ilk 5 günde 20 milyon izlenmeye ulaştı ve ilk haftasında platformun en çok izlenen filmi oldu. 

Bu sonuç, animasyonu sinema gösteriminin ardından Disney+'ta yayımlanan ve en iyi açılışa imza atan yapımlar arasında ilk 10'a taşıdı.

Film, eylülde Disney+'taki ilk 5 gününde dünya genelinde 14,3 milyon izlenmeye ulaşan Lilo ve Stiç'i (Lilo & Stitch) geride bıraktı.

Sinema gösteriminin ardından ağustosta Disney+ ve Hulu'da yayımlanan Şeytan Marka Giyer 2 (The Devil Wears Prada 2) ise ilk 5 günde dünya genelinde toplam 15,2 milyon izleyiciye ulaşmıştı.

Oyuncak Hikayesi, dünya genelinde toplam 2 milyar saati aşan izlenme süresiyle Disney+'ın en çok izlenen film serisi.

5. film, Disney+'ta yayımlanmadan önce de serinin izlenmesine katkı sağladı. Fragmanının yayımlanmasından bu yana seriye toplam 168 milyon saatlik ek izlenme kazandırdı.

Serinin dünya çapındaki toplam gişe hasılatı 4 milyar doları aştı. Bu yaz 1 milyar dolar barajını geçen Oyuncak Hikayesi 5, Pixar'ın bu başarıya ulaşan 6. filmi oldu. Oyuncak Hikayesi 3, 2010'da, Oyuncak Hikayesi 4 ise 2019'da aynı eşiği aşmıştı.

Yeni filmde oyuncaklar bu kez teknolojiyle karşı karşıya geliyor. Filmin resmi konu özeti şöyle:

Disney ve Pixar'ın Oyuncak Hikayesi 5'inde oyuncaklar geri dönüyor ve bu kez teknolojiyle karşılaşıyorlar. Yepyeni bir tablet olan Lilypad, Bonnie için neyin en iyi olduğuna dair düzeni sarsan fikirleriyle ortaya çıkınca Woody, Buzz Lightyear, Jessie ve ekibin geri kalanının işi zorlaşıyor. Oyun zamanı bir daha eskisi gibi olacak mı?

Filmin seslendirme kadrosunda Tom Hanks, Tim Allen, Joan Cusack, Conan O'Brien, Scarlett Spears ve Greta Lee yer alıyor.

Oyuncak Hikayesi'nin ticari başarısı sinema ve dijital platformlarla sınırlı değil. Seriye ait ürünlerin tüm perakendecilerdeki yıllık satışlarının toplamı, dünya genelinde 1 milyar doları aşıyor.

Oyuncak Hikayesi, Disney'in tüm tema parklarında ve kruvaziyer gemilerinde hayranlarıyla buluşuyor. Seriye ayrılan mekanlar arasında ziyaretçileri hikayenin dünyasına taşıyan 4 temalı alan, 23 eğlence ünitesi ve iki otel bulunuyor.

Oyuncak Hikayesi'nin son 30 yılda dünya genelinde yarattığı toplam ekonomik etki ise 50 milyar doları aşıyor.

Independent Türkçe, TheWrap, Deadline


Pentagon, Latin Amerika'daki uyuşturucu operasyonlarını genişletiyor

ABD ordusu, Ekvador başta olmak üzere Güney Amerika'daki uyuşturucu baskınlarına son dönemde daha fazla destek vermeye başladı (AFP)
ABD ordusu, Ekvador başta olmak üzere Güney Amerika'daki uyuşturucu baskınlarına son dönemde daha fazla destek vermeye başladı (AFP)
TT

Pentagon, Latin Amerika'daki uyuşturucu operasyonlarını genişletiyor

ABD ordusu, Ekvador başta olmak üzere Güney Amerika'daki uyuşturucu baskınlarına son dönemde daha fazla destek vermeye başladı (AFP)
ABD ordusu, Ekvador başta olmak üzere Güney Amerika'daki uyuşturucu baskınlarına son dönemde daha fazla destek vermeye başladı (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Latin Amerika'daki uyuşturucu çetelerine yönelik askeri operasyonları genişletiyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre ABD ordusu, kaçakçılık ağlarını haritalandırmak için gelişmiş insansız hava araçları (İHA) kullanırken, bölgedeki kara operasyonlarına da katkı sağlıyor.  

ABD Güney Saha Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) başındaki General Francis L. Donovan, WSJ'ye verdiği röportajda, amacın bölge ülkelerinin uyuşturucuyla mücadele operasyonlarının ABD desteğiyle güçlendirilmesi olduğunu savundu.

Pazartesi günü Kolombiya güvenlik güçleri ve ABD kolluk kuvvetleri, Amerikan menşeli drone'ların kullanıldığı bir baskınla uyuşturucu kartellerini hedef almıştı.

Geçen hafta da 50 ABD askeri ve kolluk görevlisi, Ekvador'da Meksikalı bir kartele ait olduğu öne sürülen uyuşturucu ağına bağlı hedeflere şafak vakti düzenlenen baskında görev almıştı.

Ekvadorlu yetkililere göre bu, ABD askerlerinin ülkede polis operasyonlarına doğrudan ilk katılımıydı. Baskında drone'lar ve elektronik harp cihazları kullanılmıştı.  

ABD ordusu bu yıl Venezuela'daki güvenlik güçleriyle işbirliği içinde Tren de Aragua çetesine düzenlenen saldırıya da destek vermişti.

Analize göre Amerikan ordusunun harekatlara katılımının artması, daha önce bölgede sınırlı askeri varlık bulunduran SOUTHCOM açısından önemli bir değişime işaret ediyor. Komutanlık geleneksel olarak istihbarat paylaşımı, uyuşturucu sevkıyatlarının durdurulması, eğitim ve afet yardımlarına odaklanıyordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı bu ay Kongre'ye Slovakya, Kuzey Makedonya, Tunus ve Irak için ayrılan 52 milyon dolarlık askeri finansmanın Kolombiya, Ekvador, Peru ve Panama'ya aktarılmasının planlandığını bildirdi.

Son aylarda Kolombiya, Paraguay ve Jamaika da ABD güçlerinin kendi topraklarında faaliyet göstermesine, eğitim vermesine ve geçici olarak konuşlandırılmasına imkan tanıyan anlaşmalar imzaladı. Ekvador'da ise ABD'ye askeri üs verilmesini öngören öneri seçmenler tarafından reddedildi.

Donald Trump'ın talimatıyla Amerikan ordusu, Eylül 2025'te Karayipler ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere saldırı düzenlemeye başlamıştı. AP'nin aktardığına göre bu yıl 19 Eylül'de gerçekleştirilen son saldırıyla birlikte toplamda düzenlenen 69 operasyonda en az 231 kişi öldürüldü.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Washington Post