İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Stratejik caydırıcılık aracı olarak enerji

Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)
Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)
TT

Stratejik caydırıcılık aracı olarak enerji

Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)
Pekin'in ABD ve İran arasında arabuluculuğa aktif olarak katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor (Reuters)

Hüda Rauf

Çin, Körfez'deki enerji denkleminden hem en çok etkilenen hem de bundan en çok faydalananlardan biridir. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olarak, Ortadoğu kaynaklarına büyük ölçüde bağımlı ve ekonomik büyümesini garanti altına almak amacıyla piyasanın istikrarlı olması için çalışmaktadır. Bu bağlamda, Pekin İran stratejisini iki açıdan değerlendiriyor; Tahran ile ortaklığını güçlendirmeye ve tercihli (indirimli) fiyatlarla istikrarlı enerji kaynaklarını garanti altına almaya yönelik stratejik bir fırsat.

Buna rağmen, Hürmüz Boğazı çevresindeki İran-ABD krizi Çin için potansiyel riskler taşıyor. Gerilimde herhangi bir tırmanma enerji akışını tehdit edebilir ve piyasa istikrarsızlığı Çin'in ekonomik büyümesine zarar verebilir. Bu nedenle, Pekin, bölgesel istikrarı desteklemeye, çatışmalara doğrudan müdahaleden kaçınmaya ve etkisini sınırlı ve çatışmacı olmayan bir şekilde kullanmaya dayalı temkinli bir politika benimsiyor.

İran, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, enerji krizi ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferin engellenmesi arka planında etkileşim içinde. İran'ın enerji kaynakları, üç taraf arasında karmaşık bir etkileşim modeli doğurdu. Tahran, enerjiyi bir caydırıcılık ve baskı aracı olarak kullanırken, Washington tam ölçekli bir gerilime neden olmadan bu etkiyi kontrol altında tutmaya çabalıyor. Çin ise ekonomik çıkarlarını uluslararası sistemin istikrarıyla dengelemeye çalışıyor. Bu etkileşim, ekonomik caydırıcılık ve enerjiye dayalı kırılgan bir denge olarak tanımlanabilecek bir sonuç doğurdu. Zira tam ölçekli bir gerilim taraflardan hiçbirinin gerçekten çıkarına değil, ancak aynı zamanda kapsamlı bir çözüm için de yeterli zemin bulunmuyor.

Bu dinamikler, uluslararası sistem düzeyinde çeşitli sonuçlar doğuruyor; bunlar arasında enerjinin jeopolitik bir araç olarak öneminin güçlenmesi, karşılıklı bağımlılık yoluyla büyük güçlerin davranışlarının kısıtlanması ve çatışmanın askeri alandan ekonomik alana kayması yer alıyor. Ayrıca, özellikle Washington ve Pekin arasında, enerji krizi açık bir çatışmaya kaymayı önleyen bir “stratejik fren” görevi gördüğünden, rekabeti çözmek yerine yönetme modelini pekiştirmeye de katkıda bulunuyor.

İran krizi, enerjinin artık sadece ekonomik bir kaynak olmadığını, güç dengesini yeniden şekillendirebilen stratejik bir caydırıcıya dönüştüğünü gösteriyor. Tahran, coğrafi konumunu ve enerji akışını etkileme gücünü kullanarak, kendisine karşı herhangi bir gerilimin yüksek küresel maliyetlerle dolu olmasını sağlayacak bir güç dengesi kurmayı başardı. ABD-Çin rekabeti bağlamında, bu güç dengesi daha da önem kazanarak, büyük güçleri maceradan ziyade risk yönetimine dayalı daha temkinli politikalar benimsemeye itiyor. Bu nedenle, günümüzde enerjinin uluslararası sistemde istikrar ve istikrarsızlığın en önemli belirleyicilerinden biri olduğu söylenebilir.

Trump'ın Çin ziyaretini çevreleyen olumlu atmosfere ve İran meselesinin ABD-Çin görüşmelerindeki en önemli konulardan biri olmasına rağmen, Tahran Çin'den herhangi bir baskı gelmeyeceği konusunda iyimserliğini koruyor. İki taraf arasındaki derin güvensizliğin farkında olan Tahran, bu nedenle Pekin’in Trump ile uzun vadeli büyük bir anlaşmaya hazır olmadığını biliyor. Ayrıca, Çin Devlet Başkanı'nın İran meselesine ABD liderliğinde diplomatik bir çözüm için siyasi sermayesini kullanmaya hazır olup olmadığı da belirsiz.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere Washington, Çin'in Ortadoğu petrolüne bağımlılığı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nın uzun bir süre kapanmasını istemediğini göz önüne alarak, Pekin'i İran üzerindeki etkisini kullanmaya zorlayabilir, ancak Pekin'in aktif olarak arabuluculuğa katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor.

Trump'ın Çin ziyaretinden önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Pekin’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Görünürdeki amaç, Çin'in İran konusunda Trump'a taviz vermemesini sağlamak, Hürmüz Boğazı'ndaki bölgesel düzenlemeler konusunda koordinasyon sağlamak ve Washington ile Tahran arasındaki herhangi bir anlaşmanın uluslararası garantörü olarak Çin'in katılımını güvence altına almaktı. Dahası, Trump'ın Pekin ziyareti sırasında İran, boğazın yönetimine ilişkin protokollerine uyulması şartıyla, bir dizi Çin gemisinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişinin artık mümkün olduğunu duyurdu.

İran haber ajansı Fars, bu kararın Çin Dışişleri Bakanı ve İran'daki Çin Büyükelçisi ile yapılan görüşmelerin ardından alındığını ve iki ülke arasındaki derin ilişkiler ve stratejik ortaklığa dayanarak Çin gemilerinin geçişinin kolaylaştırılmasının ele alındığını bildirdi. Boğazın yönetimine ilişkin protokoller üzerinde anlaşmaya varıldıktan sonra, talepte bulunan bir dizi Çin gemisinin geçişine izin verilmesi konusunda bir uzlaşıya varıldı ve gemiler dün geceden itibaren geçmeye başladı.

İran iç protokollerine dayanan bu adım, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın dış baskı için siyasi olarak istismar edilmesini engelleme girişimi olabilir. Keza Tahran'ın bu hayati su yolunu akıllı bir şekilde yönetme olarak adlandırılan yaklaşımını da pekiştiriyor.

İran, Çin gemilerinin geçişine izin vermeyi kasıtlı olarak Trump'ın Pekin ziyaretine denk getirerek, bunun Tahran ve Pekin arasındaki siyasi uzlaşı çerçevesindeki özel düzenlemelere dayandığını göstermeyi ve böylece İran'ın bu stratejik su yolu üzerindeki kontrolünü artırdığına işaret etmeyi amaçlıyordu.


İsrail Savunma Bakanı ile İspanya Başbakanı arasında, Lamine Yamal’ın Filistin bayrağını dalgalandırması nedeniyle sözlü atışma yaşandı

Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)
Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)
TT

İsrail Savunma Bakanı ile İspanya Başbakanı arasında, Lamine Yamal’ın Filistin bayrağını dalgalandırması nedeniyle sözlü atışma yaşandı

Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)
Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (AP)

İsrail ile İspanya arasındaki ilişkiler, Lamine Yamal’ın La Liga şampiyonluğu kutlamaları sırasında Filistin bayrağı açmasının ardından yeniden gerildi.

Yamal, pazartesi günü düzenlenen kutlamalarda, takımın üstü açık otobüsle Barcelona sokaklarında tur attığı sırada Filistin bayrağını dalgalandırdı. Yaklaşık 750 bin taraftarın katıldığı kutlamalarda çekilen görüntüler ve videolar, sosyal medya platformlarında hızla yayıldı ve uluslararası medya kuruluşları tarafından paylaşıldı.

İspanya milli takım oyuncusuna yakın kaynaklar ise isimlerinin açıklanmaması kaydıyla, ABD merkezli The Athletic gazetesine yaptıkları açıklamada, bayrağın açılmasının spontane bir hareket olduğunu belirtti.

bgt
Lamine Yamal’ın Gazze’deki çizimi (AFP)

Yamal’a yakın kaynaklar, genç futbolcunun Müslüman kimliği nedeniyle İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin güçlü duygular taşıdığını ve inançlarını ifade etmek için sahip olduğu platformu kullanmaktan çekinmediğini belirtti.

Yamal daha önce verdiği röportajlarda dini inancının hayatındaki önemine değinmiş, Ramazan Ayı’nda oruç tutarken profesyonel spor kariyerini nasıl sürdürdüğünü anlatmıştı. Genç oyuncu ayrıca mart ayında, İspanya milli takımının Mısır ile oynadığı karşılaşma sırasında bazı taraftarların Müslüman karşıtı tezahüratlarını sert şekilde eleştirmişti.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün sosyal medya platformu X üzerinden İspanyolca yaptığı paylaşımda, 18 yaşındaki futbolcuyu ‘İsrail ve Yahudilere karşı nefreti körüklemekle’ suçladı. Katz ayrıca Barcelona kulübünü, ‘oyuncusunun davranışlarından uzak durmaya’ çağırdı.

Katz paylaşımında, “Lamine Yamal, askerlerimiz Hamas terör örgütüyle savaşırken İsrail’e karşı nefreti körüklemeyi seçti” ifadesini kullandı. Açıklamasında, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarında ‘katliam, tecavüz ve sivillere yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini’ öne süren Katz, “Bu tür mesajları destekleyen herkes kendine bunun insani ve ahlaki olup olmadığını sormalı” dedi. Katz ayrıca, “İsrail devletinin Savunma Bakanı olarak İsrail’e ve Yahudi halkına yönelik kışkırtmalar karşısında sessiz kalmayacağım. Barcelona gibi büyük ve saygın bir kulübün bu açıklamalardan uzak durmasını ve terörü teşvik eden ya da destekleyen söylemlere yer olmadığını açıkça ortaya koymasını umuyorum” ifadelerini kullandı.

Haberi yayımlayan The Athletic ise Katz’ın paylaşımında, Yamal’ın Filistin bayrağı sallaması dışında ‘nefreti nasıl körüklediğine dair bir açıklama yapmadığını’ belirtti.

fgbfrb
Lamine Yamal Filistin bayrağını dalgalandırıyor. (Reuters)

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ise dün akşam sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bir ülkenin bayrağını sallamayı nefret söylemi olarak görenler ya aklını yitirmiştir ya da utançları gözlerini kör etmiştir” ifadesini kullandı.

Sanchez ayrıca, Yamal’ın yalnızca ‘milyonlarca İspanyolun hissettiği Filistin dayanışmasını dile getirdiğini’ belirterek, “Bu da onunla gurur duymak için başka bir sebep” dedi.

Haberde ayrıca, Filistin’in Birleşmiş Milletler’deki (BM) misyonunun resmi hesabının, Yamal’ın Filistin bayrağı salladığı fotoğrafı paylaştığı belirtildi. Filistin Futbol Federasyonu da internet üzerinden yayımladığı mesajda genç futbolcuya, “Filistin’den... Teşekkürler Lamine Yamal” ifadeleriyle teşekkür etti.

Öte yandan Barcelona kulübünden ismi açıklanmayan bir yetkili, The Athletic gazetesine yaptığı açıklamada, İsrail hükümetinden gelen eleştirilerin farkında olduklarını ve konuya ilişkin hassasiyetleri anladıklarını söyledi. Kulüp ayrıca, Yamal’ın ‘kulüp adına herhangi bir siyasi açıklama yapmadığını’ ve ‘hiçbir grup, devlet ya da halka karşı mesaj verme amacı taşımadığını’ vurguladı.

İspanya ile İsrail arasındaki ilişkiler, Madrid yönetiminin Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail operasyonlarını eleştirmesi nedeniyle son dönemde ciddi gerilim yaşamış, Tel Aviv yönetimi ise bu eleştirileri reddetmişti.


Hürmüz Boğazı'ndaki saldırılar ve Tahran üzerindeki baskı

CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)
CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)
TT

Hürmüz Boğazı'ndaki saldırılar ve Tahran üzerindeki baskı

CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)
CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper Kongrede ifade verdi (AFP)

Hürmüz Boğazı çevresindeki saldırılar, ateşkes girişimlerinin sonuçsuz kalmasıyla birlikte tırmanırken, Birleşik Arap Emirlikleri yakınlarında bir geminin alıkonulması ve Umman açıklarında Hindistan bandıralı başka bir geminin batmasının ardından, İran üzerindeki uluslararası baskı da arttı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BRICS ülkelerine savaşın kınanması çağrısında bulunurken, Tahran’ın deniz taşımacılığına engel çıkardığı yönündeki iddiaları reddetti.

Tahran yönetimi, Çin gemilerinin geçişine izin verdiğini açıklarken, Hindistan Umman açıklarındaki saldırıyı kınadı. Güney Kore ise Güney Kore bandıralı bir gemiye yönelik saldırının arkasında İran’ın olabileceğini öne sürdü.

Çin yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasının önemini vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in kendisine, Çin’in İran’a askerî ekipman sağlamayacağını bildirdiğini ve anlaşmazlığın çözümüne yardımcı olmayı teklif ettiğini söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, ABD Senatosu’nda dün yaptığı açıklamada, düzenlenen saldırıların İran’ın bölgesel tehdit kapasitesini azalttığını ifade etti.