İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



“Değişim Bloku” Netanyahu’ya meydan okuyor: İktidarını sona erdirmeyi hedefleyen öne çıkan isimler

Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)
Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)
TT

“Değişim Bloku” Netanyahu’ya meydan okuyor: İktidarını sona erdirmeyi hedefleyen öne çıkan isimler

Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)
Kudüs’te bir oy kullanma merkezinin önünde, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçim afişlerinin önünden geçen insanlar. (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün iktidarını korumak için merkez sağdan sola uzanan partileri bir araya getiren ve Netanyahu ile aşırı sağcı müttefiklerini iktidardan uzaklaştırmayı hedefleyen “Değişim Bloku” karşısında zorlu bir mücadele veriyor.

Bir Arap partisi, bu blokun zaferi hâlinde kurulabilecek koalisyon hükümetine katılmaya hazır olduğunu açıkladı. Diğer bazı partiler ise bu konudaki tutumlarını henüz netleştirmedi.

Netanyahu, seçim kampanyası boyunca rakiplerini Filistin çıkarlarına boyun eğmekle suçladı. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Netanyahu karşıtı blokun öne çıkan isimleri şöyle:

General Gadi Eisenkot

66 yaşındaki Gadi Eisenkot, Faslı göçmen bir ailenin çocuğu ve Netanyahu’nun başlıca rakibi. Son günlerde yayımlanan kamuoyu yoklamaları, iki isim arasındaki yarışın oldukça çekişmeli geçtiğini gösterdi.

Siyasi deneyimi sınırlı olmasına rağmen Eisenkot, oğlu Gal’i ve iki yeğenini Gazze’deki çatışmalarda kaybetmesinin ardından geniş bir kamuoyu desteği kazandı.

Merkez siyasette yer alan Eisenkot, mevcut hükümetin sert çizgisiyle örtüşen bazı görüşlere de sahip. Filistin devletinin kurulmasını engelleme ve iktidara gelmesinden itibaren 18 ay içinde Hamas yönetimine son verme sözü verdi.

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (sağda), İsrail’in güneyindeki Nir Oz kibbutzunda eski rehine Gadi Moses tarafından karşılanıyor. (AP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot (sağda), İsrail’in güneyindeki Nir Oz kibbutzunda eski rehine Gadi Moses tarafından karşılanıyor. (AP)

Eisenkot, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail yerleşimlerinin inşasını destekliyor. Bununla birlikte, Netanyahu hükümeti döneminde Filistinlilere saldırdığı hâlde cezalandırılmayan yerleşimcilerin hesap vermesini sağlayacağını ifade ediyor.

2024’te savaş kabinesinden istifa eden Eisenkot, Netanyahu yönetiminin en sert eleştirmenlerinden biri hâline geldi. 2025’te kendi partisi Yashar’ı (“Dürüst”) kurdu. Seçilmesi durumunda Ortadoğu veya Kuzey Afrika kökenli ilk İsrail başbakanı olacak.

Naftali Bennett: Sağ kanadın alternatifi

Eski Başbakan Naftali Bennett’in 54 yaşında ve liderliğini yaptığı merkez sağ çizgideki Yahad (“Birlikte”) Partisi kamuoyu yoklamalarında üçüncü sırada yer alıyor.

Daha önce teknoloji sektöründe yatırımlar yapan ve Amerikalı göçmen bir ailenin çocuğu olan Bennett, milliyetçi sağın ve yerleşimci hareketinin önde gelen liderlerinden biri olarak öne çıktı. Bennett sonraları kendisini laik bir merkez siyasetçi olarak tanımlamaya başladı.

Siyasi kariyerine dinî milliyetçi hareket içinde başlayan Bennett, eğitim ve savunma bakanlıkları yaptı.

2021’de İsrail siyasetinin farklı kesimlerini bir araya getiren ve bir Arap partisinin benzeri görülmemiş desteğini alan koalisyon hükümetini kurmasıyla dikkat çekti.

Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin destekçileri, Kudüs’teki bir oy kullanma merkezinin önünde bekliyor. (AFP)
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin destekçileri, Kudüs’teki bir oy kullanma merkezinin önünde bekliyor. (AFP)

Bennett’in koalisyonu, Netanyahu’nun 12 yıl kesintisiz süren iktidarını sona erdirdi. Ancak hükümet yalnızca bir yıl ayakta kalabildi.

İsrailli analistler, Bennett’in Netanyahu’dan hayal kırıklığına uğrayan ancak merkeze veya sola yönelmek istemeyen sağ seçmenleri kendi etrafında toplayabileceğini düşünüyor.

Başbakanı sert biçimde eleştirmesine rağmen Bennett, muhalefetin liderlik edeceği bir koalisyon hükümetinde Netanyahu’ya da yer verilmesi ihtimaline açık olduğunu belirtti.

Yair Lapid

62 yaşındaki Yair Lapid, gazetecilikten siyasete geçen ve on yılı aşkın süredir İsrail siyasetinde öne çıkan isimlerden biri.

Eski televizyon sunucusu Lapid, 2012’de merkez çizgideki Yeş Atid (“Gelecek Var”) Partisi’ni kurdu.

Maliye ve daha sonra dışişleri bakanlıkları dâhil çeşitli bakanlık görevlerinde bulundu. Bennett ile dönüşümlü başbakanlık konusunda yapılan anlaşma kapsamında 2022’de kısa süreliğine başbakanlık görevini üstlendi.

Kendisini merkezde ve laik bir siyasetçi olarak tanımlayan Lapid, televizyonculuktan gelen güçlü medya görünürlüğünü sürdürüyor. Sosyal medya platformlarında da aktif olan Lapid, Netanyahu’yu düzenli olarak sert sözlerle eleştiriyor.

Bununla birlikte, kentlerde yaşayan laik seçmenlerden oluşan temel destek tabanının dışına çıkarak tek başına seçim kazanabileceğini düşünen gözlemcilerin sayısı az.

İsrail’in kuzeyindeki Arap kenti Umm el-Fehm’de oy kullanana bir seçmen. (Reuters)
İsrail’in kuzeyindeki Arap kenti Umm el-Fehm’de oy kullanana bir seçmen. (Reuters)

Milliyetçi Avigdor Lieberman

1958’de Sovyet Moldavya’sında doğan Avigdor Lieberman, 1970’lerin sonlarında İsrail’e göç etti. Uzun yıllardır ülke siyasetinde yer alan Lieberman, ulusal güvenlik konularında sert milliyetçi görüşleri savunurken laiklik konusundaki tutumunu koruyor.

Milliyetçi çizgideki Yisrael Beiteinu (“İsrail Evimiz”) Partisi’ni kuran Lieberman, başlangıçta Rusça konuşan seçmenlerin desteğine dayandı. Zamanla tabanını İsrail sağının bir bölümünü kapsayacak şekilde genişletti.

Siyasi kariyerinin ilk dönemlerinde Netanyahu’nun en yakın isimlerinden biri olarak öne çıkan Lieberman, bir süre Netanyahu’nun özel kalem müdürlüğünü yaptı. Bazı gözlemciler, 1996 seçimlerinde Netanyahu’nun kazanmasında Lieberman’ın önemli rol oynadığını belirtiyor.

Günümüzde Netanyahu’yu düzenli olarak sert biçimde eleştiren Lieberman, başbakanı güvenlik konusunda başarısız olmakla suçluyor. İsrail’de dışişleri, savunma ve maliye bakanlıklarının üçünü de üstlenmiş az sayıdaki siyasetçiden biri.

Kudüs’te seçim bayrakları satan bir kişi (AFP)
Kudüs’te seçim bayrakları satan bir kişi (AFP)

Yair Golan: Solun önde gelen temsilcisi

İsrail siyasetinin yıllar içinde sağa kaymasıyla birlikte Yair Golan’ın liderliğindeki Demokratlar Partisi, İşçi Partisi’nin kalıntıları da dâhil olmak üzere geleneksel merkez solun geriye kalan temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor. İşçi Partisi, İsrail’in kuruluşundan sonraki ilk otuz yılda ülkeyi yönetmişti.

Golan, iki devletli çözümü açıkça desteklemeyi sürdüren tek önde gelen İsrailli siyasetçi olarak öne çıkıyor. Toplumsal konularda liberal bir çizgi izleyen Golan, İsrail’de eşcinsel evliliğe izin verilmesini ve Yahudilikte kutsal kabul edilen haftalık dinlenme günü cumartesi günü toplu taşımanın çalışmasını savunuyor.

Eski bir ordu subayı olan Golan, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısının ardından yeniden göreve dönmek için gönüllü oldu. Saldırıdan etkilenen insanları kurtarmak amacıyla silahını alıp kendi aracıyla yola çıktı.

İsrail’in Ramat Gan kentinde genel seçimler sırasında, Yair Golan ve diğer isimlerin yer aldığı Demokratlar Partisi seçim afişi. (Reuters)
İsrail’in Ramat Gan kentinde genel seçimler sırasında, Yair Golan ve diğer isimlerin yer aldığı Demokratlar Partisi seçim afişi. (Reuters)

Mansur Abbas

Birleşik Arap Listesi (Ra’am) lideri Mansur Abbas, İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Arap vatandaşları seferber ederek Netanyahu’nun yeniden iktidara gelmesini engellemeyi hedefliyor.

Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi, 2021’de Bennett’in koalisyonuna katılarak İsrail hükümetinde yer alan ilk Arap partisi oldu.

Muhalefet liderlerinin Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmak amacıyla Abbas ile ittifak kurmayı kabul etmesi hâlinde Abbas, yaklaşan seçimlerde hükümetin kurulmasını belirleyen kilit isimlerden biri hâline gelebilir.

Daha önce diş hekimliği yapan Abbas, AFP’ye verdiği yakın tarihli bir röportajda seçmenleri “Netanyahu’nun sağcı, ırkçı ve faşist hükümetini” değiştirmek için seferber etme sözü verdi.

İşgal altındaki Batı Şeria’daki Kiryat Arba yerleşiminde bir çift, çocuklarıyla birlikte oy kullanmak için bekliyor. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’daki Kiryat Arba yerleşiminde bir çift, çocuklarıyla birlikte oy kullanmak için bekliyor. (AFP)

Netanyahu ise muhalefet liderlerini, İslamcı çizgideki Abbas’ın partisiyle ittifak kurmaya çalışmakla suçladı.

Abbas, Yahudi seçmenlerden de destek kazanmak amacıyla dikkat çekici bir adım atarak eski Ulusal Güvenlik Servisi başkan yardımcısı Yoav Segalovich’i listesine aldı. Böylece Segalovich, Arap partisi listesine katılan ilk İsrailli sağ siyasetçi oldu.


Doğu ve Batı Yahudileri, Araplar ve göçmenler... İsrail seçimlerinin sonucunu kim belirleyecek?

Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)
Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)
TT

Doğu ve Batı Yahudileri, Araplar ve göçmenler... İsrail seçimlerinin sonucunu kim belirleyecek?

Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)
Likud Partisi’nin Netanyahu ile Trump’ın yer aldığı ve İbranice “Kazanmak için tek bir şansımız var” yazan seçim afişi, Kudüs, 26 Ekim 2026 (AP)

Kuzey Afrika kökenli Yahudiler, İbranice yazılmış pankartlar ve Fas Arapçasındaki ifadelerle atılan sloganlar eşliğinde, aralarında “Bizim başbakanımız” ifadesinin de bulunduğu tezahüratlarla, bugün başlayacak İsrail parlamentosu (Knesset) seçimlerinde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun en önemli rakibi Gadi Eisenkot’u Eilat kentinde karşıladı.

Kökeni Fas’a dayanan Eisenkot’un ziyareti, İsrail’de genel olarak Doğulu Yahudilerin, özellikle de Kuzey Afrika kökenlilerin çoğunlukta yaşadığı 40 yerleşim birimini kapsayan turun son durağı oldu. ‘Altın Yerleşimler’ olarak adlandırılan bu bölgelerin gerçekten altın değerinde bir rol oynayarak seçimlerin kaderini belirlemesi ve Netanyahu’nun partisi Likud’a oy veren seçmenlerin mümkün olan en büyük bölümünü Eisenkot’un partisi Yashar’a çekmesi hedefleniyor.

Bu coşkulu karşılama ve beklentiler, İsrail’in demografik yapısındaki iç içe geçmişliği ve seçimlerin kaderini belirleyebilecek toplumsal kesimlerin niteliğini ortaya koyuyor. Özellikle de çeşitli kamuoyu yoklamalarının iki başlıca rakipten herhangi birini öne çıkaramaması ve 120 üyeli Knesset’te çoğunluğu sağlayacak 61 sandalyeye ulaşma ihtimallerini netleştirememesi, bu kesimlerin önemini artırıyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un resimlerinin yer aldığı bir elektronik reklam panosu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en önemli rakibi Gadi Eisenkot’un resimlerinin yer aldığı bir elektronik reklam panosu (AP)

İsrail’deki seçmen blokları; Doğu kökenli Yahudiler, Batı kökenli Yahudiler, köylerinin işgal edilmesi ve yıkıntıları üzerinde İsrail’in kurulmasının ardından fiilen İsrail vatandaşlığı kazanan ve İsrail Arapları olarak bilinen Filistinliler ile göçmen İsrailliler arasında dağılıyor.

Oy blokları ne?

Doğulu Yahudiler, İsrail vatandaşlarının yaklaşık yüzde 45’ini oluşturuyor. Bunların arasında Fas kökenli bir milyon Yahudi bulunuyor. Söz konusu kesim, ülkenin merkezinden uzakta, kırsal bölgelerdeki kasaba ve kentlerde yaşıyor. David Ben-Gurion hükümeti 1950’lerin başında bu insanları İsrail’e getirdiğinde, onları düşük yaşam standartlarına sahip mülteci kamplarına yerleştirdi. Onlara açık bir etnik üstünlük anlayışı ve belirgin bir ırk ayrımcılığıyla yaklaşılması, çoğunluğun hükümete öfkelenmesine ve hükümetten nefret etmesine yol açtı.

Aradan geçen yıllarda Likud, bu kesimin uğradığı haksızlık duygusunu kendi lehine kullanarak onları yanına çekti. ‘Uyanış yılı’ olarak adlandırdıkları 1977’den bu yana oylarının yaklaşık üçte ikisini Likud’a ve diğer sağ partilere veriyorlar. Görece duygusal yapıları nedeniyle liderlerine, yani başbakana, büyük bir saygı ve hayranlıkla yaklaşan bu kesim, siyasi mitinglerde Netanyahu lehine “Bibi İsrail’in kralı” sloganları atıyordu. Ancak bugünlerde bir ikilemle karşı karşıyalar. Zira Başbakan Binyamin Netanyahu’ya rakip olan en güçlü aday, Fas doğumlu anne ve babanın çocuğu olan Eisenkot. Fas kökenli Yahudiler bugün onu sıcaklık ve şefkatle karşılıyor; çünkü onu ‘kendilerinden biri’ olarak görüyorlar.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, Filistinlilerin Salem köyü yakınlarındaki yeni Şalem yerleşiminin açılışı sırasında bir İsrailli yerleşimci, kutuları bir eve taşıyor. (AFP)
İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, Filistinlilerin Salem köyü yakınlarındaki yeni Şalem yerleşiminin açılışı sırasında bir İsrailli yerleşimci, kutuları bir eve taşıyor. (AFP)

Araplar... yerli halk

Fas kökenlilerin yanı sıra, İsrail seçimlerinde belirleyici rol oynaması beklenen ve Netanyahu’nun çekindiği başka toplumsal kesimler de bulunuyor. Ancak Eisenkot da bu kesimlerin desteğini tek başına garanti edemiyor. İsrail’de, 1948’de ülkelerinde kalmayı sürdüren yerli halktan yaklaşık 1,2 milyon Arap seçmen bulunuyor. Bu kesim, seçme hakkına sahip vatandaşların yüzde 17’sini oluşturuyor. Yahudi seçmenlerle aynı oranda sandığa gitmeleri durumunda yaklaşık 20 milletvekili çıkarabilecek bir ağırlığa sahipler.

Arapların ne Netanyahu’ya ne de Eisenkot’a oy vermesi bekleniyor. Zira yüzde 85’i Arap partilerine oy veriyor. Özellikle bu seçimlerde, sağın kendilerini yerlerinden etmeyi amaçladığını düşündükleri için seçimleri kaderlerini belirleyecek bir süreç olarak görüyorlar.

Knesset’teki Arap milletvekili Yusuf Cebbarin, Arap partilerinin liderlik ettiği Ortak Liste’nin bir toplantısında destekçilerinin arasında (AFP)
Knesset’teki Arap milletvekili Yusuf Cebbarin, Arap partilerinin liderlik ettiği Ortak Liste’nin bir toplantısında destekçilerinin arasında (AFP)

Tahminler ve kamuoyu yoklamaları, Arap seçmenlerin sandığa gitme oranının yüzde 53’ten yüzde 65’e yükseleceğine işaret ediyor. Bu da onları, sağ blokların önünde hükümet kurmalarını engelleyebilecek belirleyici bir sete dönüştürebilir.

Haredi Yahudiler ve askerlik krizi

Haredi Yahudiler, oyların yüzde 15’ini oluşturuyor. Sandığa gitme oranlarının yüzde 90’ı aşması nedeniyle, seçmenler arasındaki oranlarından daha fazla sandalye kazanmaları mümkün. Oy toplama kapasiteleriyle ilgili yapılan esprilerden biri de ‘ölülerinin bile oy kullandığı’ yönünde. Ancak bu durum, üzerlerindeki denetimin yetersiz olmasından da kaynaklanıyor.

Haredi partileri, bir önceki parlamentoda 18 sandalyeye sahipti. Ancak kamuoyu yoklamaları, bu partilerin 3 ila 5 sandalye kaybedeceğine işaret ediyor. Bunun nedeni, kamuoyunun bu partilere duyduğu güvenin ciddi biçimde sarsılması. Harediler, partilerini gençlerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını güvence altına alacak bir yasanın çıkarılması konusunda yetersiz kalmakla suçluyor. Bu kesimin büyük bölümü sağ görüşlü olduğundan, Haredi partilerinin sandalye kaybetmesi Netanyahu’nun siyasi bloğunun da güç kaybetmesi anlamına geliyor.

Yahudi göçmenleri çekmek amacıyla düzenlenen geziler

Merkez İstatistik Bürosu’na göre, yurt dışında yaşayan 810 bin İsrailli bulunuyor. Muhalefet partileri, on binlerce İsraillinin oy kullanmak üzere ülkeye getirilmesi amacıyla özel bir kampanya düzenledi. Bu kapsamda, seçmenlerin sandığa gitmek için ülkeye gelmelerini sağlamak üzere organize edilen ve masrafları karşılanan seyahatler düzenlendi.

Kampanyaları organize edenlere göre, yurt dışına göç etmiş 67 bin Yahudi kampanyaya olumlu yanıt vererek yalnızca birkaç günlüğüne oy kullanmak amacıyla ülkeye geldi. Bu kişilerin konaklamaları için gönüllülerin evleri ayarlandı.

Kampanyaya katılanların sayısı görece sınırlı olsa ve Knesset’teki ağırlıkları yalnızca bir buçuk sandalyeyi aşmasa da bu kişilerin geri dönüşü, tanıdıklarını ve akrabalarını da etkiliyor. Üstelik bu kişiler, geri dönme gerekçeleriyle çevrelerini daha da fazla etkiliyor.

Cumartesi akşamı Tel Aviv’de düzenlenen hükümet karşıtı yürüyüşten (EPA)
Cumartesi akşamı Tel Aviv’de düzenlenen hükümet karşıtı yürüyüşten (EPA)

Göçmenler, Netanyahu hükümetinin izlediği politikaların yurt dışında kendilerine zarar verdiğini ve dünya genelinde İsraillilere ve Yahudilere yönelik nefreti körüklediğini düşünüyor. Bunlardan biri olan moda tasarımcısı Itamar Tsahobel, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptığı açıklamada durumu şu sözlerle özetledi: “30 yıldır yurt dışında yaşıyorum. Her zaman İsrailli olduğumu gururla söylerdim. Bugün ise utanç ve korku hissediyorum, kendimi savunmak zorunda kalıyorum. İsraillilerin dünyada yeniden başları dik dolaşabilmelerine ve İsrailli olmaktan gurur duymalarına katkıda bulunmak için oy kullanmaya geldim.”

23 yıldır Lizbon’da yaşayan Dana Levy ise “Geri dönen bizlerin bir ağırlığı olduğunu düşünüyorum. Normalde kamuoyu yoklamalarında bizi hesaba katmıyorlar. Bu seçimlerin sürprizi olacağımıza inanıyorum” dedi.

Netanyahu, başbakanlık koltuğunu korumak için amansız bir mücadele yürütürken bu gelişme karşısında geri adım atmıyor. Ancak uzmanlar, bu kez görevinin son derece zor olacağına işaret ediyor.


İsrail’de sandıkların kapanmasının ardından ne olacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)
TT

İsrail’de sandıkların kapanmasının ardından ne olacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Temmuz 2026’da Kudüs’te düzenlenen bir Knesset (İsrail Parlamentosu) oturumunda. (Arşiv– AFP)

İsrail’de, ülkeyi sarsan ve Ortadoğu’yu istikrarsızlığa sürükleyen 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısından bu yana ilk kez bugün parlamento seçimleri yapılıyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalamayacağı seçim sonuçlarına bağlı. Merkez çizgideki rakipleri yeni bir dönemin başlayacağını vaat ederken, sonuçların kesinleşmesi zaman alabilir.

Kazanan partileri ne zaman öğreneceğiz?

Sandıkların kapanmasından birkaç saat sonra hangi partilerin öne çıktığının netleşmesi bekleniyor. Ancak tablonun bütünüyle ortaya çıkması günler, hatta haftalar sürebilir.

Oy verme işlemi sabah saat 07.00’de (TSİ 08.00) başlayacak ve saat 22.00’de (TSİ 23.00) sona erecek. İsrail televizyon kanalları, sandıkların kapanmasıyla birlikte seçmenlerin oylarını kullandıktan sonra cevapladıkları anketlerin sonuçlarını yayımlayacak. Bu anketler, seçim sonuçlarına ilişkin ilk göstergeleri sunacak. Ardından seçim sonuçları açıklanmaya başlayacak.

Sonuçlar kısa sürede netleşebilir. Ancak hiçbir parti veya parti listesinin parlamentoda açık bir çoğunluk elde edememesi durumunda sürecin çok daha uzun sürmesi mümkün. Kesin oy sayısının 30 Ekim’e kadar açıklanması, resmî seçim sonuçlarının ise seçimden bir hafta sonra, 4 Kasım’da yayımlanması bekleniyor.

Süreç neden bu kadar karmaşık?

120 sandalyeli Knesset (İsrail Parlamentosu) seçimleri dört yılda bir yapılıyor. Ancak erken seçim kararı ülkede sık sık gündeme geliyor.

Knesset’teki sandalyeler, nispi temsil sistemi uyarınca parti listelerine dağıtılıyor. Bir partinin parlamentoda sandalye kazanabilmesi için ülke genelinde kullanılan oyların en az yüzde 3,25’ini alması gerekiyor.

Yaklaşık 12 partinin bu seçim barajını aşma ihtimalinin bulunduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle kesin oy sayısının belirlenmesi ve sandalyelerin dağılımının netleşmesi zaman alabilir.

Sonuçların açıklanmasının ardından ne olacak?

Kesin oy sayısının belirlenmesi ve sonuçların yayımlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, başbakanlık için hangi adayı desteklediklerini öğrenmek amacıyla parti liderleriyle istişarelerde bulunacak. Ardından hükümeti kurma şansının en yüksek olduğunu düşündüğü adaya görev verecek. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre görevlendirilen adayın hükümeti kurmak için 42 güne kadar süresi olacak.

İsrail’de bugüne kadar hiçbir parti tek başına mutlak çoğunluğu elde edemedi. Bu nedenle hükümetler koalisyonlar aracılığıyla kuruluyor ve hükümet kurma müzakereleri genellikle haftalar sürüyor. Knesset’teki her sandalye önem taşıyor; küçük partiler de hükümetin hangi siyasi blok tarafından kurulacağını belirlemede kritik rol oynayabiliyor.

Görevlendirilen adayın hükümeti kuramaması durumunda başka adaylara da fırsat verilebilir. Hükümet kurulamaması hâlinde ise yeni seçimlere gidilmesi gündeme gelirken mevcut hükümet, geçici hükümet olarak görevini sürdürür.