İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard istifa etti

Tulsi Gabbard'ın 25 Mart'ta Senato önünde ifade verdiği bir duruşmadan bir sahne (AFP)
Tulsi Gabbard'ın 25 Mart'ta Senato önünde ifade verdiği bir duruşmadan bir sahne (AFP)
TT

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard istifa etti

Tulsi Gabbard'ın 25 Mart'ta Senato önünde ifade verdiği bir duruşmadan bir sahne (AFP)
Tulsi Gabbard'ın 25 Mart'ta Senato önünde ifade verdiği bir duruşmadan bir sahne (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminde Ulusal İstihbarat Direktörü olarak görev yapan Tulsi Gabbard, eşinin kansere yakalanması nedeniyle görevinden istifa ettiğini açıkladı. Gabbard böylece Trump’ın ikinci döneminde kabineden ayrılan dördüncü üst düzey yetkili oldu.

Trump, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda Gabbard’ın “harika bir iş çıkardığını” söyledi. Gabbard ise istifa mektubunda, “Ne yazık ki 30 Haziran 2026 itibarıyla istifamı sunmak zorundayım” ifadelerini kullandı. Eşi Abraham’a kısa süre önce “son derece nadir görülen bir kemik kanseri” teşhisi konulduğunu belirtti.

Gabbard’ın, Trump’ın İran’a yönelik saldırı kararı sonrası yönetim içinde yaşanan görüş ayrılıkları nedeniyle Beyaz Saray ile sorun yaşadığı yönünde bir süredir kulis iddiaları gündeme geliyordu. Şarku’l Avsat’ın Associated Press’yen aktardığı habere göre Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent de mart ayında “vicdanen savaşı destekleyemediğini” söyleyerek görevinden ayrılmıştı.

İran savaşı konusunda anlaşmazlık

Eski bir Demokrat Partili Kongre üyesi ve Irak gazisi olan Gabbard, ABD’nin dış müdahalelerine karşı çıkışıyla tanınıyordu. Bu nedenle, ABD’nin 28 Şubat’ta İsrail’le birlikte İran’a yönelik saldırılara katılması sonrası zor bir pozisyonda kaldı.

vfbgf
Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, 23 Temmuz 2025'te Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (AP)

Mart ayında Kongre’deki oturumda yaptığı temkinli açıklamalar dikkat çekmiş, Trump’ın İran’a saldırı kararına açık destek vermekten kaçınmıştı. Ayrıca Beyaz Saray’ın, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması dahil olası sonuçlara ilişkin uyarılar alıp almadığı sorularına da net yanıt vermemişti.

Senato İstihbarat Komitesi’ne sunduğu yazılı değerlendirmede Gabbard, ABD’nin geçen yıl düzenlediği saldırılar sonrası İran’ın nükleer kapasitesini yeniden inşa etmeye yönelik herhangi bir girişim tespit edilmediğini belirtmişti. Bu açıklama, Trump’ın “yakın bir tehdit” gerekçesiyle savaşın gerekli olduğu yönündeki söylemiyle çelişmişti.

Bu durum, Kongre üyeleriyle yapılan oturumlarda gergin tartışmalara yol açtı. Gabbard, İran’ın oluşturduğu tehdide ilişkin değerlendirme yapmanın kendi görevi olmadığını savunarak, “Yakın bir tehdit olup olmadığına karar vermek istihbarat topluluğunun sorumluluğu değildir” demişti.

Trump yönetiminde art arda ayrılıklar

Gabbard’ın istifası, Trump’ın mart sonunda İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’i görevden almasının ardından geldi. Noem, özellikle göç politikaları ve afet yönetimindeki performansı nedeniyle eleştiriliyordu.

ddvdf
Başkan Trump, Gabbard'ın istifasını açıklamasının ardından yaptığı "fantastik" çalışmayı övdü (Reuters)

Adalet Bakanı Pam Bondi de Jeffrey Epstein dosyalarının yönetimi konusunda artan memnuniyetsizlik nedeniyle görevden ayrılan ikinci isim olmuştu. Çalışma Bakanı Lori Chavez-DeRemer ise hakkında başlatılan etik soruşturmalarının ardından nisan ayında istifa etmişti.

Sürpriz tercih olmuştu

Askeri geçmişine rağmen Gabbard’ın istihbarat alanında doğrudan deneyimi bulunmuyordu. Buna karşın Trump tarafından, ABD’deki 18 istihbarat kurumunu denetleyen Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevine getirilmişti.

2020 başkanlık seçimlerinde ilerici bir programla aday olan Gabbard, ABD’nin Orta Doğu’daki savaşlarının bölgeyi istikrarsızlaştırdığını, ülkeyi daha güvensiz hale getirdiğini ve binlerce Amerikalının hayatına mal olduğunu savunuyordu.

sgth
Gabbard'ın 18 Mart'ta Senato önünde ifade verdiği bir duruşmadan bir sahne (Reuters)

Daha sonra başkanlık yarışından çekilerek Joe Biden’ı destekleyen Gabbard, iki yıl sonra Demokrat Parti’den ayrılmıştı. Partisinin “savaş yanlısı elitler” ve “woke ideolojisine saplanmış çevreler” tarafından kontrol edildiğini söylemişti. Ardından bazı Cumhuriyetçi isimlere destek verdi ve Fox News yorumcusu olarak çalıştı.

Daha sonra Trump’a destek veren Gabbard, Trump’ın “gereksiz savaşlardan kaçınma” söylemiyle uyumlu bir çizgi izledi.

İstihbarat kurumlarında geniş değişiklikler

Göreve geldikten sonra istihbarat kurumlarındaki “siyasallaşmayı” sona erdirme sözü veren Gabbard, kısa sürede Trump’ın en tartışmalı siyasi söylemlerinden bazılarını destekleyen isimlerden biri haline geldi. Bunlar arasında 2020 seçim sonuçlarına yönelik şüpheler de yer aldı.

Görev süresi boyunca istihbarat kurumlarında ciddi personel azaltımına giden Gabbard, aynı zamanda kapsamlı reform önerileri hazırlamak üzere yeni çalışma grupları oluşturdu.

Bu yılın başlarında bir istihbarat çalışanı, Gabbard’ı siyasi gerekçelerle bazı istihbarat bilgilerini saklamakla suçlayan resmi bir şikâyette bulunmuş, bunun ardından Demokrat Partili üyeler istifasını istemişti.

44 yaşındaki Gabbard, Amerikan Samoası’nda doğdu ve Hawaii’de büyüdü. Çocukluğunun bir yılını Filipinler’de geçirdi. 21 yaşında Hawaii Temsilciler Meclisi’ne seçilen Gabbard, daha sonra Ulusal Muhafız birliğiyle Irak’a gönderilince görevinden ayrıldı. Gabbard ayrıca ABD Temsilciler Meclisi’ne giren ilk Hindu siyasetçi olmuştu.


South Park'ın yaratıcısı, daha çok korktuklarını açıkladı: Orduları var

Trump'ın Şeytan karakteriyle cinsel ilişkisi, son sezonlarda sürekli işleniyor (Comedy Central)
Trump'ın Şeytan karakteriyle cinsel ilişkisi, son sezonlarda sürekli işleniyor (Comedy Central)
TT

South Park'ın yaratıcısı, daha çok korktuklarını açıkladı: Orduları var

Trump'ın Şeytan karakteriyle cinsel ilişkisi, son sezonlarda sürekli işleniyor (Comedy Central)
Trump'ın Şeytan karakteriyle cinsel ilişkisi, son sezonlarda sürekli işleniyor (Comedy Central)

Çarşamba düzenlenen Televizyon Akademisi Ödülleri töreninde toplumsal meselelere değinen programlar mükafatlandırıldı. Adolescence, Deaf President Now!, Dying for Sex, Heated Rivalry, Seen & Heard: The History of Black Television ve South Park, TV ekranlarını dünyanın daha iyi bir yer olması için kullanan yapımlar arasında sayıldı.

İlk bölümü 1997'de seyircilerle buluşan South Park'ın yaratıcısı Trey Parker, ödülü almak için sahneye çıktı. 

Hollywood'da pek görülmeyen Parker, "30 yıldır bu programı yaptıktan sonra Televizyon Akademisi'ne 'Neden bu kadar uzun sürdü?' demek istiyorum" ifadesini kullandı. 

56 yaşındaki Amerikalı, Matt Stone'la birlikte sürdürdüğü çizgi filmdeki Donald Trump tasvirlerinden dolayı kendilerine son dönemde daha fazla "Çok cesursunuz" dendiğini söyledi. 

Senaryo ekibini takdir eden Parker, "Bu sene 'Böyle bir şov yapacağız' dedik ve 'Ah, tamam, bu bazılarını gerçekten küplere bindirecek' diye yanıt verdiler" ifadelerini kullandı.

Parker, South Park'a her zaman toplumun bazı kesimlerinden tepki geldiğini vurgulayarak "Hep ne söyleyeceğimizi ya da söyleyemeyeceğimizi söyleyen bir grup oluyor. Ama bu seferki grubun bir ordusu var, bu yüzden durum daha korkutucu" dedi. 

Sahneye iki yaşından beri dizide seslendirme yapan kızıyla çıkan Parker, 12 yaşındaki Betty'ye elindeki ödülü göstererek şöyle espri yaptı:

Seni bu işe zorla soktuğumu biliyorum ama hiçbir zaman korkma ve ne söyleyip söyleyemeyeceğini ya da düşünüp düşünemeyeceğini diğerlerinin belirlemesine izin verme. Her zaman seninle hemfikir kişileri bulacaksın ve belki bunlardan birini sana da verecekler.

Trump'ın ikinci dönemi, çizgi diziye yaradı. 27. sezonun 23 Temmuz'da yayımlanan ilk bölümü, South Park'ın 1999'dan beri görmediği izlenme rakamlarını beraberinde getirmişti. 

İkinci bölüm, ilk üç günde 5,9 milyon izlenen ilk bölümü 300 bin seyirciyle aşmıştı. 

Sonrasında Parker ve Stone'un Paramount'la yılda 250 milyon dolar kazanmalarını öngören 5 yıllık bir anlaşma imzaladıkları açıklanmıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Bang Showbiz


Rekoru 20 yıl boyunca kırılamayan filmin devamından ilk kare geldi

İtalya'nın Roma, Bari, Ginosa, Craco, Brindisi ve Matera kentlerinde 134 gün boyunca süren çekimler tamamlandı (Elise Lockwood/Lionsgate)
İtalya'nın Roma, Bari, Ginosa, Craco, Brindisi ve Matera kentlerinde 134 gün boyunca süren çekimler tamamlandı (Elise Lockwood/Lionsgate)
TT

Rekoru 20 yıl boyunca kırılamayan filmin devamından ilk kare geldi

İtalya'nın Roma, Bari, Ginosa, Craco, Brindisi ve Matera kentlerinde 134 gün boyunca süren çekimler tamamlandı (Elise Lockwood/Lionsgate)
İtalya'nın Roma, Bari, Ginosa, Craco, Brindisi ve Matera kentlerinde 134 gün boyunca süren çekimler tamamlandı (Elise Lockwood/Lionsgate)

2004 yapımı Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi'nin (The Passion Of The Christ) devam yapımından haber var. 

The Resurrection of the Christ adlı filmin ilk bölümünün 26 Mart 2027'de, ikinci bölümünse aynı yılın 6 Mayıs'ındaki Göğe Yükseliş Günü'nde izleyiciyle buluşması planlanıyordu.

İlk kısmın gösterim tarihi 6 Mayıs 2027'ye, ikincisininkiyse 25 Mayıs 2028'e ertelendi. 

Devam projesinden ilk görsel de geldi. Yeni yayımlanan fotoğrafta Hz. İsa rolünü Jim Caviezel'den devralan Jaakko Ohtonen görülüyor. 

Mecdelli Meryem'i ilk filmdeki Monica Bellucci'nin yerine Mariela Garriga canlandırıyor. 

Filmin kadrosunda Pier Luigi Pasino, Kasia Smutniak, Riccardo Scamarcio ve Rupert Everett gibi başka önemli oyuncular da var. 

Gibson yaptığı yeni açıklamada "Bu benim için bir filmden çok daha fazlası… İnsanlık tarihinin en önemlisi olduğuna inandığım hikayeyi anlatma misyonunu 20 yılı aşkın süredir taşıyorum" dedi. 

70 yaşındaki sinemacı, hikayeyi tam olarak kafasında tasarladığı gibi beyazperdeye taşıyacağını da öne sürdü. 

Tutku: İsa'nın Çilesi, yıllar boyunca ABD'de 18 yaş kısıtlamalı yapımlar arasında en yüksek gişe hasılatına ulaşan film unvanını taşıyordu. ABD'de 370 milyon dolarlık hasılatıyla rekor kıran yapım, tahtını 2024'te Deadpool & Wolverine'e kaptırmıştı. Marvel filminin ABD hasılatı 636 milyon doları aşmıştı.

Yine de Tutku: İsa'nın Çilesi, sadece 30 milyon dolarlık bütçeyle dünya çapında 610 milyon dolarlık gişe elde ederek bağımsız film tarihinin en çok hasılat yapan filmi olmayı sürdürüyor. Film ayrıca En İyi Makyaj, Görüntü Yönetimi ve Özgün Müzik dallarında Oscar adaylığı elde etmişti.

Gibson, devam filmlerinin senaryoları için "Böylesini daha önce okumadım" demişti.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety