İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)
TT

İran-İsrail, "Gölge Savaşı" şiddetleniyor... İki ülke 1979'dan beri ilk defa sıcak çatışmaya bu kadar yakın

(Reuters- AFP)
(Reuters- AFP)

İran ve İsrail, gergin ilişkiler içinde olan iki ülke.
Ancak bu gerginlik hiç olmadığı kadar artmış durumda.
İsrail, uzun zamandan beri Suriye içinde bulunan İran güçlerini vuruyor.
İran da özellikle geçmiş yıllarda finanse ettiği Filistinli gruplar ve Hizbullah aracılığıyla İsrail'e yönelik saldırıları destekliyor.
Ancak son dönemlerde karşılıklı saldırıların daha direkt yapıldığı, çeşitlendiği ve geniş coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Hatta artık İran içindeki bazı saldırıların bizzat İsrail tarafından yapıldığı öne sürülüyor.
Örneğin 27 Kasım 2020 tarihinde İran'ın nükleer ve füze programının en önde gelen isimlerinden olan Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade ülkesinde uğradığı silahlı bir suikast sonucu öldürüldü.
İranlı yetkililer, bu saldırıdan İsrail gizli servisi Mossad'ı sorumlu tuttu.
Yine İran'ın savunma sanayisinde veya nükleer projelerinin geliştirilmesinde görev alan başka uzmanlar da geçmiş yıllarda benzer suikastlar sonucu hayatını yitirmiş, Tahran yönetimi bu saldırılardan da Mossad'ı suçlamıştı.
Ancak yaşanan yeni gelişmeler iki ülke arasındaki gizli savaşın artık denizlere de yayıldığını gösterdi.

Gemilere karşılıklı saldırılar
İlk olarak İsrail'in bir süreden beri Suriye'ye yük götüren İran tankerlerine farklı tarihlerde Akdeniz'de saldırı düzenlediği ve en az 12 İran tankerinin batırılmayacak şekilde vurulduğu öne sürüldü.
Bu iddia Umman Körfezi'nde bir İsrail gemisine saldırı düzenlenmesinin ardından ortaya atıldı.
İran'ın bu saldırılara misilleme amacıyla İsrail gemisine saldırdığı iddia edildi.
Derken yine geçen günlerde Kızıldeniz'de bir İran gemisi daha saldırıya uğradı.

İran, Natanz Nükleer Tesisi'ndeki patlamadan İsrail'i sorumlu tuttu
Aynı günlerde İran'ın Natanz Nükleer Tesisi'nde bir patlama meydana geldi.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, saldırıdan İsrail'i sorumlu tuttu ve intikam alacaklarını söyledi.
Zarif, tesiste büyük hasar olmadığını da öne sürdü.
İsrail'den yapılan dolaylı açıklamalarda saldırı üstlenildi ancak patlamanın bir bombadan değil, siber saldırıdan kaynaklandığı ve tesise ciddi zarar verdirilerek, dokuz ay süreyle yeni uranyum zenginleştirilemeyecek hale getirildiği iddia edildi.
Aynı tesisin geçen yıl da bir siber saldırıya uğradığı biliniyor.

Erbil'de Mossad üssü vuruldu iddiası
Bu olaydan hemen sonra bu sefer de önce Birleşik Arap Emirlikleri açıklarında bir İsrail gemisi vuruldu.
Devamında da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin başkenti Erbil'de Mossad'a ait olduğu öne sürülen bir üsse İran yanlısı olduğu ve adı duyulmamış bir grup tarafından saldırı düzenlendiği ve ölenlerin olduğu gündeme getirildi. 
IKBY'li yetkililer ise Erbil'de Mossad üssü olmadığını, böyle bir olayın yaşanmadığını söylerken, İran yanlısı kaynaklar iddialarında ısrarlı.

"Süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor"
Peki bu tür olaylar daha ne kadar devam edebilir? İki ülke arasında sıcak savaş riski var mı?
Bu soruları ilk olarak İran uzmanları Savash Porgham ile Arif Keskin'e yönelttik.
Porgham, iki ülkenin uzun süreden beri Suriye'da örtülü savaştığını belirtti. Porgham'a göre iki ülke arasındaki bu durum "Gölge Savaşı".
Porgham, devam eden "Gölge Savaş"ta İsrail'in bir süreden beri farklı bir şey yaparak direkt İran içinde operasyonlar düzenlemeye başladığını söyledi. Porgham, "İsrail ve İran, 1979'daki İslam devriminden bu yana sıcak savaşa en yakın noktada" dedi.
Keskin ise son durumu "1979'dan günümüze kadar baktığımızda İran ve İsrail ilişkilerinin en tehlikeli, öngörülemez sürece girdiğini düşünüyorum. Bu süreç küçük çaplı da olsa bir savaş ihtimalini barındırıyor" diye özetledi.

"İran, İsrail saldırılarına karşı koyamıyor"
Her iki uzmanın da dikkati çektiği bir noktada İran'ın zafiyeti ve İsrail'in İran içerisindeki etkinliği.
Porgham, yaşanan son olayların İran'ın istihbaratı ve güvenlik birimleri içerisinde çok önemli bir gediğin açıldığını gösterdiğini öne sürdü.
Porgham, İran'ın nükleer programına dair gizli belgelerin bile İsrail tarafından ele geçirilip, Netanyahu tarafından televizyonlarda gösterildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:
"İran, inanılmaz biçimde kendi içinde İsrail'in saldırılarına karşı koyamıyor. İsrail, İran'ın en korunaklı yerlerinde operasyon yapabiliyor. Bakıldığında İran'ın İsrail karşısında bir altta kalmışlığı görünüyor."

"İsrail, İran'a istihbari olarak nüfuz etti"
Keskin ise son gelişmelerin İsrail'in ciddi şekilde İran'a istihbari olarak nüfuz ettiğini ve bunun İran'ın nükleer çalışmalarına, istihbarat birimlerine hatta askeri alanlarına kadar uzandığını öne sürerek, şunları söyledi:
"Neredeyse İran'ı felç etmiş durumda. Son dönemlerde İran devlet yetkilileri de bunu itiraf ediyor. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, demecinde ‘Açıkça söylüyorum güvenlik olarak inanılmaz açığımız var' dedi. Yine Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rızai, her alanda casusluk yapıldığını söyleyerek yabancı istihbarat servislerinin İran'da güvenlik bürokrasisindeki nüfuzunu bir nevi itiraf etti."

"İran, intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok"
İsrail'in eylemlerine karşın İran'ın ciddi bir karşılık veremediğini de öne süren Keskin, iddialarını şöyle sürdürdü:
"İran sürekli intikam alacağız diyor ama yaptığı bir şey de yok. İran'ın acizliği ülke içinde yönetimin meşruluğunu da tartışma konusu yapıyor. İçeride dayılanıyorsunuz ama İsrail'e bir şey yapamıyorsunuz deniyor. Devletin kendini koruyamadığı düşüncesi gelişiyor."

"İsrail, ABD'nin İran'la anlaşmasını istemiyor"
Gerek Porgham gerekse Keskin, İran ve İsrail arasında gerilimin yükselmesinin Biden yönetiminin İran'la yeniden nükleer görüşmelere başlama niyetinden kaynaklandığını iddia ederek, İran ile ABD arasında varılacak bir mutabakatın İran'ı güçlendireceğinden endişe eden İsrail'in bunun önüne geçmek için elinden geleni yapacağını deklere ettiğini hatırlattılar.
Porgham, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin Viyana'da başladığını hatırlatarak, bu müzakerelerde ilerleme sağlandıkça İsrail ile İran'ın gölge savaşının daha fazla sertleştiğini öne sürdü.

"Sıcak çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadılar"
Savaş ihtimalinin güçlenmesine karşın bunun gerçekleşmesinin de kolay olmadığını söyleyen Porgham, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran askeri gücü İsrail teknolojisiyle açık bir savaşta boy ölçüşemez ama İran'da bağlı örgütler üzerinden Lübnan'da ve Körfez'de İsrail gemilerine karşı asimetrik savaş yürütebilir. Sıcak çatışma riski var ve 42 yıldır sıcak çatışmaya hiçbir bu kadar yakın olmadılar. Endişeyle takip ediyorum."

"İsrail, nükleer görüşmelerin masasının çerçevesini belirleyecek noktada"
Son olayların ardından İran ve İsrail'in daha sert karşı karşıya geleceğinin görüldüğünü belirten Keskin ise uğradığı saldırıların İran devletini imajını korumak için bir şeyler yapmaya zorladığını belirterek, İran'ın içinde olduğu karmaşayı şöyle anlattı:
"İran nükleer dosyasının bundan sonra nereye evrileceğine sadece ABD ve İran görüşmeleri açısından bakmakta yanlış. Şu an itibariyle İsrail masada olmasa da yaptıklarıyla masanın çerçevesini belirleyecek noktaya gelmiştir. Muhsin Fahrizade öldürüldüğünde İran ek protokolden çıktı. Natanz tesisine saldırının ardından şimdi de yüzde 60 uranyum zenginleştirmeye başladık denildi. Her ikisi de İsrail operasyonlarına tepki olarak yapıldı. Bunlar da İsrail eylemlerinin İran'ın görüşmelerini etkileyecek noktada olduğunu gösteriyor."

Kasım Süleymani'nin öldürülmesi İran'ın operasyon gücünü azalttı mı?
Her iki uzmana da Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran'ın dış operasyon gücünün azalıp azalmadığını, sorduk.
Porgham, Süleymani'nin önemine değindikten sonra İran'ın operasyonel gücünün Kasım Süleymani öncesi ve sonrasında çok önemli değişimler gösterdiğinin söylenebileceğini belirtti.

İran'ın kaygısı ABD'nin işe karışması
Buna karşılık Keskin, İran'ın karşılık verememesinin Kasım Süleymani'nin olmamasından kaynaklanmadığını öne sürerek, "İran karşılık verirse İsrail'in daha sert karşılık vereceğini biliyor. İsrail'in kendisini karşılıklı misillemelere sokarak olayı büyüterek bu şekilde ABD'yi de işin içine çekmeye çalıştığından çekiniyor ve korkuyor" iddiasında bulundu.

"İran şimdilik Hizbullah kartına oynamayacak"
Keskin ayrıca İran'ın Hizbullah kartını oynamak içinde henüz erken olduğunu düşündüğünü belirterek, "İran zamanından önce bir hareket yapmak istemiyor. Tansiyon yükselirse İsrail – Hizbullah çatışması olabilir ama İran bunun için erken olduğunu düşünüyor" dedi.

İsrail, İran'ı Suriye'de Rusya'nın onayıyla mı vuruyor?
İsrail'de yaşayan gazeteci Rafael Sadi ise İran rejiminin İsrail'i yok etmeyi, denize dökmeyi hedeflediğini dile getirdiğini hatırlatarak bundan dolayı İran'a karşı yürütülen mücadele kapsamında Suriye içindeki İran hedeflerinin vurulduğunu belirtti.
Sadi, Suriye'deki İran hedeflerinin vurulmasının Rusya ile İsrail arasında varılan mutabakat kapsamında olduğunu ve Rusya'nın İsrail uçaklarına engellemede bulunmadığını öne sürdü.

İran gemisi İsrail kıyılarına bilerek petrol sızdırdı iddiası
İran'ın nükleer projesinin iddia ettiği gibi barışçıl hedefler içermediğini de öne süren Sadi, "Nükleer enerji veya silah sahibi hiçbir ülkenin ağzından bir diğerini imha edeceği ifadelerini duymuş değiliz. Halbuki İran İsrail'i atom bombası atarak yok etmekten söz eden ilk ülkedir" şeklinde konuştu.
İran'ın İsrail gemilerine yönelik saldırılar düzenlediğini aktaran Sadi, hatta bir Suriye'ye kaçak petrol taşıyan bir İran tankerinin İsrail kıyılarına petrol sızdırarak bilerek çevre kirliliği yarattığını iddia etti.

"İsrail'in tutumu Biden'ın İran politikasından bağımsız"
Sadi, İsrail ve İran arasında gerilen ilişkilerde Biden yönetiminin İran'la görüşme konusundaki tutumundan bağımsız olduğu görüşünde.
Sadi, İsrail'in Biden yönetiminin alacağı kararların kendi bilecekleri bir iş olduğunu söylediğini ancak güvenliklerini kimseye bırakmayacaklarını ve gerekirse kendi göbeklerini kendilerinin keseceğini deklere ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

"İsrail, nükleer santrale sabotajı kerhen de olsa kabullendi"
"Bunun sonucunda da İran Natanz  nükleer santralinde uranyum zenginleştirmeye başlanacağı haberi ile  her nasıl olduysa  santralin elektrikleri kesilivermiş ve trafosu patlamıştır. Hasar ifade edildiği kadarı ile 9 aylık bir gecikmeye sebebiyet vermiştir. İsrail şimdiye kadar ki politikaları gereğince bu tür eylemlerinde sessiz kalmayı yeğlemiş ve sorumluluk almamıştır. İlk kez bu olayda  yarım ağızla olsa bile ki öncelikle yabancı istihbarat kurumlarının ifadesine göre ibaresi ile haber İsrail basınında da yer almış hatta aynı  gün Başbakan Netanyahu, ordu mensupları ile bulunduğu şehitleri anma töreni arifesinde kendilerini kutlamış ve İsrail'in vatanı koruması için daima görevde oldukları için bu  eylemi de  kerhen kabullenmiştir."

"ABD'lilere siz olmasanız da biz devam edeceğiz mesajı verildi"
Sadi, bu kabullenmenin arkasında  sadece İran'a verilen bir mesaj olmadığını belirterek, "Aynı  zamanda Amerikalılara da siz bu işin içinde yanımızda olmazsanız bile biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz denmekteydi. Hoş kaldı ki bu elektrik kesintisi Amerikalıların da az hoşuna gitmemiş değildi" ifadelerini kullandı.

"İran'ın en endişe ettiği sözcük Mossad"
İsrail'in yıllardır İran'a karşı sadece psikolojik değil aynı zamanda stratejik ve askeri bir üstünlük konumunda olduğunu öne süren Sadi, "Kimin ne dediği çok önemli değildir. Durum budur ve İranlıların en fazla endişe duydukları sözcük Mossad istihbarat kurumudur" iddiasında bulundu.

"Topyekün savaşa dönüşmeyecek"
Sadi, buna karşın karşılıklı çatışmalar asla bir topyekün savaşa dönüşmeyeceğini çünkü böyle bir savaşın her iki ülke açısından fazlasıyla pahalı ve gereksiz olduğunu ayrıca iki ülke halkları arasında da bir düşmanlık bulunmadığını vurguladı.

Independent Türkçe



Riyad Havalimanı’na Husi saldırısına Arap ve uluslararası dünyadan kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
TT

Riyad Havalimanı’na Husi saldırısına Arap ve uluslararası dünyadan kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)

İran destekli Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırısı, Arap ülkeleri ve uluslararası toplumdan geniş çaplı tepki gördü. Saldırıda 12 kişi hayatını kaybederken 309 kişi yaralandı. Açıklamalarda sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuku ihlal ettiği, yolcularla çalışanların hayatını tehlikeye attığı ve bölgesel güvenlik ile hava ulaşımının emniyetini tehdit ettiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi, cumartesi günü havalimanına düzenlenen saldırıda 12 kişinin öldüğünü, 309 kişinin yaralandığını açıkladı. Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, saldırıların derhal durdurulması çağrısı yaparak Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma çabalarına destek verdi.

Washington: Saldırılar kabul edilemez, derhal durdurulmalı

ABD Başkanı Donald Trump, Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırısını kınayarak Suudi Arabistan’da yaşananları “kabul edilemez” diye nitelendirdi. Trump, saldırıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşeceğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Rubio, saldırıların masum sivillerin hayatını açıkça hiçe saydığını belirterek derhal sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı ve ABD’nin Suudi Arabistan ile halkının yanında olduğunu yineledi.

BM: Bölgesel güvenliği tehdit eden tehlikeli tırmanış

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 12 kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce sivilin yaralanmasına yol açan saldırı karşısında derin üzüntü duyduğunu belirterek havalimanına yönelik saldırıyı şiddetle kınadı. Guterres, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurgulayarak saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulundu.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını bölgesel güvenliği tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. Saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da zorlaştırdığını belirten Grundberg, Husilere sivil altyapıyı hedef almama ve uluslararası insancıl hukuka uyma çağrısı yaptı.

Yemen hükümeti: Saldırı İran’ın gündemine hizmet ediyor

Yemen hükümeti, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı en sert ifadelerle kınayarak bunu “İran destekli Husilerin sivil tesisleri hedef alma ve sivillerin hayatını tehlikeye atma konusundaki ısrarını ortaya koyan tehlikeli bir düşmanca tırmanış” olarak nitelendirdi.

Hükümet açıklamasında, Suudi Arabistan yönetimi, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olunduğu belirtildi. Havalimanlarının ve sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği, ülkelerin güvenlik ve istikrarına yönelik kabul edilemez bir saldırı olduğu vurgulandı.

Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Yemen’in ve bölgenin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceği kaydedilen açıklamada, Riyad’ın Yemen’e ve meşru yönetimine verdiği destek takdir edildi. Saldırıların iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini ve ortak kader anlayışını zayıflatamayacağı belirtilirken Yemen hükümetinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve Husi darbesini sona erdirme çabalarını sürdüreceği ifade edildi.

Körfez ülkelerinden ortak tepki

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. El-Budeyvi, sivil bir tesisin tekrar tekrar hedef alınmasının yolcuların ve çalışanların hayatını tehlikeye attığını belirterek uluslararası toplumun bu saldırıları caydırmak için kararlı adımlar atması gerektiğini söyledi. KİK ülkelerinin Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve egemenliğini korumaya yönelik tedbirlerini desteklediğini vurguladı.

Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de saldırıları kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışma mesajı verdi. Açıklamalarda saldırıların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiği, sivil havacılığın güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiği belirtildi.

Kuveyt, saldırının sorumlularının hesap vermesi gerektiğini vurgulayarak uluslararası topluma sivil tesislerin korunması ve benzer saldırıların önlenmesi için kararlı tutum alma çağrısı yaptı.

Katar, saldırıları Suudi Arabistan’ın egemenliğinin ağır bir ihlali olarak nitelendirirken ülkenin güvenliğini korumak için atacağı meşru adımları desteklediğini bildirdi. Bahreyn ise Suudi Arabistan’ın BM Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu belirtti. Manama, BM Güvenlik Konseyi’ne, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’ne (ICAO) ve uluslararası topluma saldırıları durduracak caydırıcı önlemler alma çağrısında bulundu; özellikle 2216 ve 2817 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanmasına dikkat çekti.

BAE Dışişleri Bakanlığı, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğini ihlal ettiğini ve ülkenin güvenliğini tehdit ettiğini belirterek Riyad’ın güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik adımlarını desteklediğini açıkladı.

Ürdün de saldırıyı Suudi Arabistan’ın egemenliğinin ihlali ve güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirdi. Amman, Suudi Arabistan’daki sivilleri, sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları kesin bir dille reddettiğini ve Riyad’ın güvenliğini korumaya yönelik adımlarının yanında olduğunu bildirdi.

Mısır ve Lübnan’dan sivil tesislerin hedef alınmasına tepki

Mısır, Husi saldırılarının uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ettiğini ve farklı ülke vatandaşlarından sivillerin güvenliğini hiçe saydığını belirterek bölgesel güvenlik ve istikrarı sarsabilecek uygulamaları reddettiğini açıkladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı, ülkenin hava ulaşımı tesislerini ve kritik altyapısını hedef alan saldırıları kınadı. Avn, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasının Suudi Arabistan’ın yanı sıra bütün bölgenin güvenliğini tehdit ettiğini belirtti. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin, sivil ve kritik tesislerin hedef alınmamasının bölgesel istikrarın temel unsurları olduğunu vurguladı. Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki kardeşlik ilişkilerinin güçlendirilmesi yönündeki kararlılığını da yineledi.

Pakistan: Sivillerin ve altyapının hedef alınması kabul edilemez

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıyı “korkunç” olarak nitelendirerek şiddetle kınadı. Sivilleri ve kritik altyapıyı hedef alan saldırıların kabul edilemez olduğunu belirten Şerif, uluslararası hukukun açık ihlali olan bu eylemlerin derhal durdurulması çağrısında bulundu.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı da sivil bir havalimanının hedef alınmasını “korkunç bir terör eylemi, uluslararası hukukun açık ihlali ve bölgesel güvenlik ile istikrar için ciddi bir tehdit” olarak nitelendirdi. Bakanlık, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu.

İslamabad, Suudi Arabistan yönetimi ve halkıyla dayanışmasını yineleyerek ülkenin güvenliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılığını vurguladı. Açıklamada, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ve anlaşmadan doğan siyasi ve savunma stratejisi komitesinin son kararlarına atıfta bulunuldu. Pakistan’ın Suudi Arabistan’ın topraklarını, halkını, şehirlerini ve kritik tesislerini korumaya yönelik meşru hakkını desteklediği belirtildi.

Arap kuruluşlarından ortak kınama

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği, Dünya Müslüman Birliği, Arap Birliği ve Arap Parlamentosu, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınadı.

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği, Husilerin havacılık tesisleri, siviller ve sivil varlıklara yönelik saldırılarını sürdürmesini uluslararası hukukun ihlali ve bölgesel güvenliğe tehdit olarak değerlendirdi.

Dünya Müslüman Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Muhammed el-İsa, saldırıların dini değerleri, uluslararası ve insani hukuk kurallarını ihlal ettiğini, sivillerle sivil tesisleri bilinçli biçimde hedef alan bir yaklaşımı yansıttığını söyledi.

Arap Birliği, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasının sivillerin güvenliğini, uluslararası hava ulaşımını ve bölgesel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olduğunu belirtti. Birlik, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenliğini, toprak bütünlüğünü, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumaya yönelik meşru adımlarını desteklediğini bildirdi. Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Arap ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.

Arap Parlamentosu Başkanı Muhammed bin Ahmed el-Yemahi de havalimanlarının ve kritik sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini söyledi. El-Yemahi, uluslararası topluma ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’ne saldırıların durdurulması, tekrarlanmasının önlenmesi ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması için müdahalede bulunma çağrısı yaptı.

Suriye’den Suudi Arabistan’a tam dayanışma

Suriye, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef almasını kınayarak saldırının Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini bildirdi.

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Suudi Arabistan yönetimine ve halkına, saldırıda hayatını kaybeden Suriyeli kadının ailesine ve diğer ülkelerin hayatını kaybeden vatandaşlarının yakınlarına başsağlığı ve taziyelerini iletti. Yaralılara acil şifa dileyen Şam yönetimi, Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için aldığı meşru tedbirleri desteklediğini açıkladı. Uluslararası topluma sivil tesislere yönelik saldırıları durdurmak için ciddi adımlar atma çağrısı yapıldı.

Bangladeş saldırıyı kınadı, hayatını kaybeden vatandaşları için taziyede bulundu

Bangladeş, Husilerin 10 Ekim’de Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği ve can kayıplarıyla yaralanmalara yol açan saldırıyı şiddetle kınadı. Saldırıda Bangladeş vatandaşlarının da hayatını kaybettiği, bazıları ağır olmak üzere çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi.

Dakka yönetimi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Suudi Arabistan hükümeti ve halkıyla dayanışmasını yineleyen Bangladeş, düşmanlıkların sona erdirilmesi, sivillerin ve sivil tesislerin korunması, krizin diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

Kanada: Saldırılar hiçbir koşulda haklı gösterilemez

Kanada Başbakanı Mark Carney, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, özellikle Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Carney, sivil altyapıya yönelik saldırıların hiçbir koşulda haklı gösterilemeyeceğini, masum sivillerin kasıtlı olarak hedef alınmasının siyasi veya askeri amaçlarla gerekçelendirilemeyeceğini vurguladı. X hesabından yaptığı paylaşımda saldırıları düşüncesiz ve sorumsuz şiddet eylemleri olarak nitelendirdi.

Norveç ve İrlanda’dan dayanışma mesajı

Norveç, Husilerin Suudi Arabistan’daki havalimanlarını ve sivil tesisleri hedef alan saldırılarını kınayarak sivillere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu bildirdi. Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırının bölgede yeni bir tırmanışa yol açabileceği uyarısında bulundu ve ülkesinin Suudi Arabistan ile Körfez’deki ortaklarının yanında olduğunu belirtti.

İrlanda da Suudi Arabistan’daki havalimanları dahil sivil altyapıya yönelik saldırıları kınadı. Dublin yönetimi, saldırılarda hayatını kaybedenler için taziyelerini iletirken Suudi halkıyla dayanışma içinde olduğunu ve BM öncülüğünde yürütülen siyasi çözüm çabalarını desteklediğini açıkladı.

Hindistan: Saldırılar kabul edilemez, derhal durdurulmalı

Hindistan, son günlerde Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıların ardından Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunma çabalarına destek verdiğini açıkladı. Yeni Delhi, 10 Ekim’deki saldırı dahil olmak üzere olayların can kayıplarına, yaralanmalara ve maddi hasara yol açtığını belirtti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırıların kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve derhal durdurulması gerektiğini vurgulayan bakanlık, bölgede barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesini umduğunu bildirdi.

Avrupa ülkelerinden kınama

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırısını “korkunç bir terör eylemi” olarak nitelendirdi. Kallas, sivilleri ve sivil altyapıyı gelişigüzel hedef alan saldırıların hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini belirterek AB’nin Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu söyledi.

Kallas, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile yakın temasını sürdürdüğünü, AB dışişleri bakanlarının pazartesi günü bölgedeki artan gerilimi ele alacağını açıkladı. Ayrıca AB’nin Kızıldeniz’deki Aspides deniz misyonu ile Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası deniz savunma koalisyonu arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, saldırıyı Suudi Arabistan’ı ve sivil havacılığı hedef alan bir “terör eylemi” olarak nitelendirerek hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi. Mesajını Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan’a da ilettiğini belirtti.

Portekiz, saldırıları korkunç eylemler olarak nitelendirerek Suudi Arabistan yönetimi, halkı ve hayatını kaybedenlerin aileleriyle dayanışma içinde olduğunu bildirdi. İtalya ve Avusturya da saldırıyı kınayarak Suudi Arabistan ve saldırılardan etkilenenlerle dayanışma mesajı verdi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırı karşısında şok olduğunu belirtti. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Miliband, İngiliz vatandaşlarına havalimanından uzak durmaları, Suudi makamlarının talimatlarına ve İngiltere’nin seyahat uyarılarına uymaları çağrısında bulundu.

Polonya Dışişleri Bakanlığı, saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini ve 300’den fazla kişinin yaralandığını belirterek sivillerle sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu açıkladı. Varşova, saldırıyı Körfez bölgesindeki istikrarsızlığı artırmayı amaçlayan bir provokasyon olarak nitelendirirken Husileri hedeflerine savaş suçları işleyerek ulaşmaya çalışmakla suçladı.

Çekya Dışişleri Bakanlığı da saldırıyı şiddetle kınayarak sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave, Paris’in Suudi Arabistan yönetimi ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu belirterek Husilerin sivilleri ve sivil altyapıyı ayrım gözetmeksizin hedef alan saldırılarını kınadı. Maisonnave, son günlerde Suudi Arabistan’daki sivil havalimanlarına yönelik saldırılarda hayatını kaybedenler arasında Suudi Havayolları kaptan pilotu Hamud bin Ali el-Kelthami’nin de bulunduğunu söyledi. Büyükelçi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu ve ülkedeki Fransız vatandaşlarına Suudi makamlarının talimatlarına uymaları çağrısı yaptı.

İspanya hükümeti, Riyad Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı “terörist ve vahşi” olarak nitelendirerek kınadı. Madrid, Suudi Arabistan ve uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetiyle dayanışmasını yineledi; Husilere sivilleri ve kritik altyapıyı hedef alan saldırıları durdurma çağrısı yaptı. İspanya ayrıca gerilimin düşürülmesi, BM himayesinde müzakere yoluyla çözüm bulunması ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararının uygulanması gerektiğini belirtti.

Sudan ve Rusya’dan da kınama

Sudan, sivil bir tesisin hedef alınmasını sivil havacılığın güvenliği ile bölgesel ve uluslararası istikrar açısından ciddi bir tehdit olarak nitelendirdi. Hartum, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarının bölge güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu belirterek uluslararası topluma saldırıları durdurma sorumluluğunu yerine getirme çağrısı yaptı.

Rusya ile bazı Arap ve Avrupa ülkeleri de Husi saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik tedbirlerini desteklediklerini açıkladı.


İsrail’den Kudüs Konsolosluğu krizi sonrası İngiltere’ye istihbarat iş birliğini kesme tehdidi

Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)
Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)
TT

İsrail’den Kudüs Konsolosluğu krizi sonrası İngiltere’ye istihbarat iş birliğini kesme tehdidi

Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)
Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)

İsrail’de yayımlanan sağ görüşlü Israel Hayom gazetesi, İsrail’in Filistinlilerden sorumlu İngiliz konsolosluğunun faaliyetlerini durdurma kararıyla başlayan krizin ardından İsrail ile İngiltere arasında varılan anlaşmanın ayrıntılarını pazar günü açıkladı.

Gazeteye göre İngiltere, İsrail’e karşı yaptırım uygulamaktan ve İsrailli diplomatları ülkeden sınır dışı etmekten vazgeçti. Haberde, “Londra’daki güvenlik birimleri hükümeti krizin derinleşmesinin yaratacağı tehlikelere karşı uyardı. İsrail’in İngiliz istihbaratıyla güvenlik iş birliğini kesmekle tehdit ettiğini ve bunun ulusal güvenliğe ciddi zarar vereceğini hükümete bildirdi” ifadelerine yer verildi.

İngiltere, geçen perşembe günü, yaklaşık 200 yıl önce Kudüs’te faaliyete başlayan konsolosluğunun daha sınırlı kapsamda çalışmalarını sürdüreceğini ve bundan böyle kentteki adının “İngiliz Misyonu” olacağını açıklamıştı. Bu karar, İsrail’in yerleşimlere yönelik yaptırımlar konusunda yaşanan anlaşmazlık sırasında konsolosluğun kapatılması talimatını vermesinin ardından geldi.

t5hjy
İsrail’in Londra Büyükelçiliği (arşiv – İsrail’in İngiltere Büyükelçiliğinin resmî internet sitesi)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetine yakınlığıyla bilinen gazete, İsrail’in son haftalarda İngiltere’ye son derece hassas istihbarat bilgileri aktardığını öne sürdü. Haberde, bu bilgiler sayesinde İngiltere’de Filistinli ve İranlı unsurların planladığı terör saldırılarının engellendiği, söz konusu hedefler arasında ABD savaş uçaklarına ev sahipliği yapan bir askerî üssün de bulunduğu iddia edildi.

Gazete, İngiliz topraklarında faaliyet gösteren terör hücrelerinin planladığı çok sayıda saldırının bu istihbarat sayesinde önlendiğini savundu. Habere göre gerilimin tırmanmasının önlenmesi ve uzlaşmaya varılmasıyla kriz çözüme kavuşturulurken İsrail de sert koşullarından geri adım attı.

Varılan anlaşma kapsamında Filistinlilerden sorumlu İngiliz konsolosunun 20 diplomatla birlikte İsrail’den ayrılması öngörüldü. Ancak Doğu Kudüs’teki İngiliz Başkonsolosluğu binası açık kalacak ve “İngiliz Misyonu” adı altında faaliyetlerini sürdürecek. Temsilcilik, Filistinlilere belirli hizmetler sunmaya devam edecek.

Konsolosluk hizmetlerinin geri kalan kısmı ise Ürdün’deki İngiliz konsolosluğu üzerinden sağlanacak. Kudüs’ten ayrılan diplomatların büyük bölümü Ürdün’e gitti. Gazeteye göre Londra ile Tel Aviv, anlaşmazlığın çözümü için diyaloğu sürdürüyor.

İsrail, geçen ay İngiliz hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini hedef alan yaptırımlar uygulayacağını açıklamasına karşılık İngiliz konsolosluğunun 30 gün içinde kapatılmasını ve burada görev yapan diplomatların Kudüs’ten ayrılmasını istemişti. İngiltere’nin, konsolosluğun açık kalmasını sağlamak amacıyla geçen hafta İsrail’e ulusal güvenlik danışmanını göndererek görüşmeler yürütmesine rağmen İsrail hükümeti kapatma kararında ısrar etmişti.

İngiltere’nin Kudüs’teki diplomatik varlığı yaklaşık 200 yıl öncesine, 1948’de İsrail’in kuruluşundan önceki döneme uzanıyor. Kapatma kararı, İngiltere ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkileri yürüten Tel Aviv’deki İngiliz Büyükelçiliği’ni kapsamıyor.

ıuı8lı8
Bir Kudüs Belediyesi üyesi, İsrail’in kapatılması için belirlediği sürenin dolduğu gün İngiliz Konsolosluğu önünde duruyor. İsrail’in kararı, İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yönelik ticari yaptırımlarının ardından geldi (Reuters)

Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde bulunan konsolosluk, İsrail’in yoğun yerleşim faaliyetlerine sahne olan bir bölgede yer alıyor. Kapatma kararının uygulanması için tanınan sürenin sona ermesine yaklaşılırken Reuters’a konuşan kaynaklar, İngiltere’nin Doğu Kudüs’teki konsolosluğunun kapatılmasına karşılık Londra’daki İsrail Büyükelçiliği’nde görev yapan bazı diplomatları sınır dışı etmeyi değerlendirdiğini bildirmişti.

Ancak Tel Aviv’deki siyasi kaynaklara göre Londra bu seçeneği gündeminden çıkardı ve konsolosluğun statüsünün düşürülmesini, Filistinlilerin hizmetlere erişiminde karşılaşacağı güçlüklerin artmasını öngören bir uzlaşmaya vardı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, iki hükümet arasında diyaloğun sürdürülmesi konusunda Londra ile anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Saar, bu sayede her iki tarafın da önemli gördüğü meseleleri gündeme getirebileceğini belirterek İsrail’in diyaloğun önemine inanmaya devam ettiğini söyledi.

Bununla birlikte Saar, kendi değerlendirmesine göre son yıllarda İşçi Partisi hükümetiyle yürütülen diyaloğun gerçek bir diyalog niteliği taşımadığını ifade etti.

İsrail ile İngiltere arasındaki ilişkilerin, özellikle güvenlik ve istihbarat alanlarında önem taşıdığını vurgulayan Saar, İsrail’in kısa süre önce İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Fairford Üssü’yle ilgili bir konuda İngiltere’ye hayati olarak nitelendirdiği bilgiler sağladığını da kaydetti.


Polonya: Başbakan ve Savunma Bakanı’na yönelik suikast planı hakkında bilgiler

(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)
(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)
TT

Polonya: Başbakan ve Savunma Bakanı’na yönelik suikast planı hakkında bilgiler

(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)
(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)

Polonya polisi bugün, Başbakan Donald Tusk ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz’i hedef alabilecek olası bir saldırıya ilişkin bilgi aldığını açıkladı.

Polonya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü X platformundan yaptığı açıklamada, polisin Başbakan ve Savunma Bakanı’na yönelik olası bir saldırı hakkında bilgi aldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, suikast planına ilişkin bilgilerin ardından Polonya’da acil toplantı düzenlenmesi kararlaştırıldı.

Bu gelişme, perşembe günü iki okulda yaşanan şiddet olaylarının ardından Polonya’da en üst düzeyde alarm durumunun sürdüğü bir dönemde yaşandı. Söz konusu olaylarda okullardan birinin hizmet biriminde çalışan bir kadın hayatını kaybetti.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Karolina Galecka, “Polonya polisi, Başbakan Donald Tusk ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz’e yönelik olası bir saldırı hakkında bilgi aldı. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Marcin Kierwinski ve Özel Hizmetlerin Koordinasyonundan Sorumlu Bakan Tomasz Siemoniak, konuyla ilgili gerekli önlemlerin alınması talimatını verdi” ifadelerini kullandı.

Galecka ayrıca, İç Güvenlik Ajansı’nın Terörle Mücadele Merkezi’nde bugün saat 11.00’de bir toplantı yapılacağını belirtti.