Afganistan’dan şartsız çekilmenin zorlukları

Yapılan yorumlar Afgan hükümetinin Taliban ile gerçekleştirdiği müzakerelerde en önemli baskı kartını kaybettiği yönünde.

Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)
Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)
TT

Afganistan’dan şartsız çekilmenin zorlukları

Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)
Afganistan’ın Helmend şehrindeki Hançer Kampı’ndan ayrılmaya hazırlanan ABD askerleri. (AFP)

ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, Afganistan’daki askeri operasyonunun başlamasından yaklaşık on yıl sonra dahi halen iyimser ancak temkinliydi. Obama, 2011’in haziran ayında yaptığı açıklamada “Bu uzun savaşlar, sorumlu bir şekilde sonlandırılacak. Afganistan’da karanlık günler yaşanacak olsa bile barış ortamının ışığı uzaktan görülebilir. Ancak ufukta henüz güvenli bir barış yok” ifadelerini kullanmıştı. Bununla birlikte söz konusu dönemde Obama’nın yardımcısı olarak görev yapan mevcut Başkan Joe Biden, askeri harekatı herhangi bir şart olmaksızın şu an sonlandırmak istiyor. Bu görevin 11 Eylül’e kadar bitmiş olması gerekiyor. Tüm uluslararası güçlerin bu sembolik tarihe kadar geri çekilmesi planlanıyor.
ABD, artık herhangi bir savaşa dahil değil. Bu çatışma, başka bir ülke topraklarında savaşmanın oradan ayrılmaktan ne kadar kolay olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
ABD, ülkenin eski Başkanı George W. Bush döneminde New York ve Washington’a düzenlenen 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarının üzerinden henüz dört hafta geçmeden Afganistan’a ilk bombardımanını yaptı. Taliban rejimi, El-Kaide lideri Usame bin Ladin’i teslim etmeyi reddetti. Ve kısa süre sonra kara kuvvetleri ülkeye vardı. 2001’in sonunda rejim devrildi. ABD ve ortakları çatışmanın büyük ölçüde çözüldüğü yönünde hesap yapmaya başladılar. Washington, 2003 yılında Irak’ı işgal etmeye başlamayarak kaynaklarını ve kuvvetlerini bu ülkeye yönlendirdi. Dönemin Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin 2004 yılında Washington’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Bush, “Birçok cesur Afganın da dahil olduğu koalisyon güçleri ABD’ye, Afganistan’a ve tüm dünyaya teröre karşı savaştaki ilk zaferlerini kazandırdı” dedi. Durumun ne ölçüde değiştiği ise bundan dört yıl sonra, Bush’un Bükreş’teki NATO zirvesinde yaptığı açıklamayla gözler önüne serildi:

“Ne pahasına olursa olsun Afganistan’ı kaybetmemeliyiz”
ABD Kongresi tarafından atanan bir grup uzmanın geçen şubat ayında yayınladığı raporda bugün Afganistan’ı kaybetmenin gerçek tehlikesine dikkat çekildi. Uzmanlar, iyimser olmayan farklı senaryolar geliştirdiler. Bu senaryoların bazıları felaketti. Senaryolar arasında Taliban’ın iktidara dönmesi, iç savaşın yenilenmesi, ABD’ye yönelik artan terör tehdidi ve Avrupa Birliği açısından yankıları olacak başka bir mülteci krizi de vardı. ABD istihbarat servisleri tarafından yapılan ve bundan birkaç gün önce yayınlanan değerlendirmelerden biri biraz daha kasvetli görünüyordu. Değerlendirmede on iki ay içerisinde Afganlar arasında bir barış anlaşmasına varma ihtimalinin zayıf olduğu belirtiliyordu. Raporda “Taliban, muhtemelen savaş alanında güç kazanacak ve Afganistan hükümeti, koalisyon güçleri desteğini çekerse Taliban’ı uzaklaştırmakta zorlanacak” ifadelerine yer verildi. Bu rapordan birkaç ay sonra bile Doha’daki barış müzakerelerinde somut bir ilerleme yaşanmadı.
Afganistan’dan çekilme, Biden’ın seçim kampanyası sırasında verdiği vaatlerinden arasındaydı. Bir önceki ABD Başkanı Donald Trump da bu yönde bir söz vermişti ancak yerine getiremedi. Trump yönetimi, uluslararası güçlerin 1 Mayıs’ta çekilmesi konusunda Taliban ile anlaşmıştı. Biden da planını söz konusu tarihe göre ayarladı. Kendisinin Afganistan’daki kuvvetlerin dördüncü başkanı olduğunu vurguladığı açıklamasında “Bu sorumluluğu beşinci bir isme devretmeyeceğim. ABD’nin en uzun savaşını bitirmenin zamanı geldi. ABD kuvvetlerinin ülkelerine dönme vakti” dedi.
Biden yönetiminin hedefi, güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik devam eden Taliban saldırılarına rağmen geri çekilmenin koşulsuz bir şekilde gerçekleşeceğini açıkça ortaya koymakta. Bu durum, ABD’li bir hükümet yetkilisinin ‘ebedi kalışın reçetesi’ olarak tanımladığı eski yaklaşımı da tersine çeviriyor. Yetkili, Afganistan’dan ABD’ye yönelik terör tehdidinin artık bölgede askerlerin varlığını gerektirecek kadar büyük olmadığını söyledi. Yabancı askerlerin, Afganistan’ın iç sorunlarını çözemeyeceğini vurguladı. Bu ifadeler, söz konusu görevin başlamasından neredeyse 20 yıl sonra gelen bir iflas beyanı ya da gerçeğin geç bir kabulü olarak görülebilir.
Aslında Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, NATO’nun görevinin sonlanmasını Taliban ve Afganistan hükümeti arasındaki barış müzakerelerinin başarısına bağlamak istedi. Afgan hükümeti şartsız geri çekilme ile görüşmelerdeki en önemli baskı kartını kaybediyor. Şu an büyük bir öfke mevcut. Öyle ki hükümet heyetinden bir müzakereci söz konusu kararı, ABD’nin Afgan ortaklarıyla yapabileceği ‘en sorumsuz ve bencilce şey’ olarak nitelendirdi. ABD, barış sürecini tam olarak desteklemeye devam edeceğini taahhüt ediyor. Ancak bunu yalnızca diplomatik yollarla yapacak.
ABD yönetiminden bir temsilci, “Yapmayacağımız şey, bu süreçte güçlerimizi pazarlık kozu olarak kullanmaktır” diyerek ABD’nin kadın hakları ve ifade özgürlüğü gibi kazanımları korumak için elinden gelen her şeyi yapacağına da dikkat çekti. Temsilci açıklamasında “Ancak bunun ABD’nin Afganistan’da savaşa devam etmesi yoluyla değil, kararlı diplomatik, insani ve ekonomik uygulamalarla yapılması gerektiğine inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Ama bu yeterli olacak mı? ABD hükümeti temsilcisi, ülkesinin yeni zorluklara odaklanması gerektiğini de vurguladı. Bu zorlukların bazılarının Çin ile mücadele, salgınlar ve diğer ülkelerden yöneltilen terör tehditleri olarak sıraladı. Temsilci ayrıca ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarını korumak ve savunmak için Afganistan sayfasının kapatılmasını gerektiğini vurguladı.
Diğer yandan Biden  açıklamasında “20 yıl önce korkunç bir saldırı nedeniyle Afganistan’a yöneldik. Ancak bu durum, 2021’de neden orada kaldığımızı açıklayamaz” dedi. Önceki ABD başkanlarının ‘hiçbir danışmanın görevin sonsuza dek sürmesi gerektiğini söylemek istememesi ve uzmanların sürekli olarak ‘şimdi ayrılma zamanı değil’ ısrarı nedeniyle acı çektiklerini belirtti. “Peki çıkmak için doğru zaman nedir? 1 yıl sonra mı? 2 yıl sonra mı? 10 yıl sonra mı?” diye soran Biden, geri çekilmeyi fiilen mümkün kılacak koşulların neler olduğu ve bunun nasıl başarılabileceği de dahil olmak üzere diğer birçok konunun belirsizliğine işaret etti. ABD Başkanı, bu sorulara cevap verilemediğine işaret ettiği açıklamasında “Kalmamız gerektiğini düşünmüyorum” ifadesini kullandı.

Birleşmiş Milletler görevine devam edecek
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric’in geçen perşembe günü yaptığı açıklamaya göre BM, bu yıl ABD ve NATO güçlerinin ayrılmasına rağmen Afganistan’a yardım etmek için siyasi misyonuna devam edecek. Bu ayrılığın tüm ülkeyi etkileyeceğinin ‘açık’ olduğunu belirten Dujarric, “Bizim çalışmalarımız sürecek” dedi. “BM, çok uzun zamandır Afganistan’da insani gelişme alanında görev yapıyor ve Afgan halkına yardım için bölgedeki varlığımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Ülkede farklı kuruluşların temsilcilerinin yanı sıra yaklaşık bin BM personeli bulunuyor. Çalışanların yüzde 75’ten fazlası Afgan.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir diplomat AFP’ye yaptığı açıklamada “Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA) özel bir siyasi kurumdur.  Bu sadece sivil bir görevdir. Askeri bir misyonu yoktur” değerlendirmesinde bulundu. Diplomat, UNAMA’nın Afganlara hukukun üstünlüğü, insan hakları ve yönetim alanlarında yardımcı olduğunu ve bunu yaparken güvenliğin sağlamasının beklenmediğini söyledi. “Söz konusu geri çekilmenin BM’nin, ABD, NATO ve diğerlerinin yerini alacağı anlamına gelmediği herkes için açık olmalıdır. Bu gerçekçi değil” ifadelerini kullandı.



Trump'ın yeni tehdidi: Falkland Adaları

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Trump'ın yeni tehdidi: Falkland Adaları

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

ABD Başkanı Donald Trump, Birleşik Devletler'in Falkland Adaları üzerindeki Britanya egemenliğine ilişkin tutumunu gözden geçirdiğini söyledi. Bu, İşçi Partisi'nin bakanları için endişe yaratacak bir hamle.

Trump'ın açıklaması, ABD yönetiminin Andy Burnham'ı savunma harcamalarını artırmaya teşvik etmek amacıyla denizaşırı toprak üzerindeki Britanya egemenliğine karşı çıkmaya hazır olduğu yönündeki haberlerin geçen hafta yayımlanmasının ardından geldi.

Adalar Birleşik Krallık (BK) tarafından yönetiliyor ancak Arjantin de bu topraklar üzerinde hak iddia ediyor. Arjantin Devlet Başkanı ise Trump'ın müttefikleri arasında yer alıyor.

Trump, pazartesi günü adaların egemenliği hakkında sorulan bir soruda gazetecilere, "Her tutumu her zaman gözden geçiririm" dedi ve ekledi:

Bu da pek çok tutumdan yalnızca biri.

Üst düzey bir ABD yetkilisi The Telegraph'a, Pentagon'un NATO müttefiklerinin savunmaya yüzde 5 ayırma taahhüdünde bulunmasını sağlamak amacıyla mevcut yükümlülüklerini gözden geçirdiğini ve bu değerlendirmede BK'ye "özel önem" verileceğini söyledi.

Yetkililer, Amerika'nın BK'nin Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasına ilişkin tutumunu değiştirmenin, hükümeti savunma harcamalarını artırmaya teşvik edecek seçeneklerden biri olduğunu söyledi.

Trump'ın pazartesi günü Oval Ofis'te sarf ettiği sözler, konuyla ilgili kamuoyuna yaptığı ilk açıklamaydı.

Kısa süre sonra The Times'a verdiği bir röportajda Maliye Bakanı John Healey, GSYİH'nin yüzde 3'ü oranında bir savunma harcaması hedefine "yüzde 100" bağlı olduğunu ve planı bahar değerlendirmesinde açıklayacağını belirtti.

Ayrıca The Times'a, ABD'nin adaların egemenliği konusunda Arjantin'in yanında yer alabileceği yönündeki öneriyi duymadığını söyleyen Healey, "Falkland Adaları Britanya'ya aittir. Ada halkı bunu istediği sürece de Britanya'ya bağlı kalacaktır" dedi.

BK hükümeti de hafta sonu The Telegraph'ın haberine yanıt vererek adaların, Falkland halkının isteği doğrultusunda Britanya Denizaşırı Bölgesi olarak kalmasını sağlamaya yönelik "köklü ve sarsılmaz" bağlılığını yineledi.

Bir sözcü şunları söyledi:

BK, NATO'da merkezi bir rol oynuyor ve Avrupa genelinde kolektif savunmayı güçlendiriyor. NATO'nun savunmaya en fazla kaynak ayıran üçüncü ülkesiyiz ve nükleer caydırıcılığımızı ittifaka taahhüt eden NATO'daki tek Avrupa üyesiyiz.

Bu haber, nisanda sızdırılan bir Pentagon iç yazışmasında ABD'nin, İran savaşına destek vermemesine misilleme olarak Britanya'nın Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını gözden geçirebileceği yönündeki önceki bir tehdidin ardından geldi.

Trump'la Avrupa arasındaki gerilim aylardır artıyor; Trump, NATO'ya katkıda bulunma ve İran'a karşı ABD askeri eylemlerini destekleme konusunda yeterince çaba göstermeyen birçok ülkeye sert eleştiriler yöneltiyor.

Çatışma boyunca Trump, zaman zaman Amerikan askerlerini Avrupa'dan çekmekle, zaman zaman da ABD'yi NATO'dan çıkarmakla tehdit etti.

Independent Türkçe


Fizikçiler heyecanlı: Karanlık maddenin ilk işareti gözlemlendi mi?

LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)
LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)
TT

Fizikçiler heyecanlı: Karanlık maddenin ilk işareti gözlemlendi mi?

LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)
LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)

Bilim insanları karanlık maddenin ilk sinyalini yakalamış olabileceklerini duyurdu. Ancak bu gizemli maddenin varlığının kesin olarak saptandığını söylemek için henüz erken.

Yıldızlar, gezegenler, insanlar ve çevremizde gördüğümüz her şey baryonik, yani normal maddeden oluşuyor. Ancak standart kozmolojik modele göre bunlar, evrendeki maddenin sadece yüzde 15'ine denk geliyor. Geriye kalan yüzde 85'lik kısmın ise karanlık madde olduğu tahmin ediliyor.

Var olduğu teorisi yaklaşık 100 yıl önce ortaya atılsa da ışıkla etkileşime girmediği için karanlık madde görünmüyor ve tespit edilemiyor. Buna karşın galaksiler ve galaksi kümeleri üzerindeki kütleçekimsel etkileri, karanlık maddenin varlığına güçlü kanıtlar sunuyor.

Bu gizemli maddeyi bulmak için yürütülen çalışmalardan biri de LUX-ZEPLIN (LZ) karanlık madde deneyi. LZ deneyinde, ABD'nin Güney Dakota eyaletindeki Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi'nin yaklaşık 1500 metre altında bulunan, 10 ton ultra saf sıvı ksenon atomlarıyla dolu bir tank kullanılıyor.

Karanlık maddenin görülebilir maddeyle çok nadir etkileşime geçtiği düşünülüyor. Bilim insanları bu deneyde, ksenon atomlarıyla etkileşime giren karanlık maddeyi bulmaya çalışıyor. Bir parçacık saçıldığında, ışık parlamaları gözlemliyorlar ve bu parlamaların özellikleri, ksenonla hangi tür parçacığın etkileşime girdiğini ortaya koyuyor.

Tankın yerin derinliklerinde bulunmasının nedeni ise Dünya'nın maruz kaldığı kozmik ışınların deneyi etkilemesini engellemek.

Bristol Üniversitesi'nden Sam Eriksen liderliğindeki araştırmacılar, LZ deneyinde "zayıf etkileşimli büyük kütleli parçacık" (WIMP) tarafından tetiklenmiş olabilecek bir parçacık etkileşimi bulduklarını dün (1 Eylül) duyurdu.

Karanlık madde adayı olan ve varlıkları kanıtlanmayan WIMP'ler, görülebilir maddeden daha ağır. 

Japonya'da düzenlenen 2026 TeV Parçacık Astrofiziği Konferansı'nda bulguları sunan ekip, gözlemledikleri olayın, bir WIMP'in ksenon atomunun çekirdeğiyle çarpışması ve deneyde tespit edilen zayıf UV ışığı parlamasına yol açan az miktarda enerji aktarımı yaşanması olabileceğini söylüyor.

Sözkonusu sinyal, araştırmacıların bildiği hiçbir arka plan olayının özellikleriyle örtüşmüyor. Buna rağmen bir WIMP'in veya karanlık maddenin tespit edildiğini söylemek henüz mümkün değil.

Eriksen, "Elimizde yalnızca tek bir olay olduğu için bunun karanlık maddeden kaynaklandığını öne sürmüyoruz" diye açıklıyor. 

Araştırmacıların hesaplamasına göre gözlenen sinyalin bilinen arka plan olaylarından kaynaklanma ihtimali yaklaşık 200'de bir. Bu düşük bir oran gibi görünse de yaklaşık 100 yıldır aranan bir maddenin doğrulanması için daha güçlü kanıtlara ihtiyaç var.

Hakemli dergi Physical Review Letters'ın değerlendirmesine sunulan makalenin yazarlarından Alvine Kamaha, "Olağanüstü bir şeye bakıyor olabiliriz ancak bu sonuca varmadan önce son derece titiz davranmalıyız" diyerek ekliyor:

Her saniye vücudumuzun içinden milyonlarca karanlık madde parçacığı geçiyor olabilir. Ancak bunların neredeyse hiçbiri vücudumuzdaki atomlarla etkileşmiyor.

Bilim insanları, diğer araştırmacıların görüşlerini almak istediklerini ve benzer olaylar yaşanıp yaşanmayacağını takip edeceklerini belirtiyor.

Ancak karanlık madde etkileşimlerinin son derece seyrek olduğu düşünüldüğünden, LZ'nin 2028'e kadar toplayacağı verilerin tamamında bile en fazla birkaç benzer sinyal görülebilir.

Eriksen, "Giderek daha büyük ve daha karmaşık dedektörler inşa ediyoruz ve LZ bugüne kadar yapılanların en hassası" ifadelerini kullanıyor: 

Son çalışmamızda, bildiğimiz hiçbir arka plan olayına benzemeyen bir sinyal gözlemledik. Bu, daha önce kimsenin görmediği son derece nadir bir arka plan olayı olabilir. Ancak karanlık maddenin ilk kez doğrudan gözlendiğine işaret eden en erken bulgulardan biri olma ihtimali de var.

Independent Türkçe, Reuters, IFLScience, Bristol Üniversitesi, TeV Parçacık Astrofiziği Konferansı


Avustralya üniversitesi, psikoloji derslerinde yapay zekayı devreye soktu

26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)
26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)
TT

Avustralya üniversitesi, psikoloji derslerinde yapay zekayı devreye soktu

26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)
26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)

Avustralya'daki bir üniversite, iki zorunlu psikoloji dersinin haftalık öğretim sürecine bir yapay zeka sohbet botunu dahil ederken akademisyenler, bu adımın "zararlı" olabileceğinden endişe duyuyor.

Macquarie Üniversitesi'nin Virtual Peer adlı sohbet botu, öğrencilerin ders çalışma süreçlerinde onlarla etkileşime girerek sorular soruyor ve farklı senaryolar üzerine kurgulanmış alıştırmalarda onlara rehberlik ediyor.

Öte yandan üniversite, sohbet botunun geleneksel eğitimin yerini almadığını savunuyor.

Üniversite, yapay zeka sohbet botunun faaliyetlerinin isteğe bağlı olduğunu ve öğrencilerin çevrimiçi okumalar, testler ve videolar üzerinden çalışmasının da beklendiğini belirtiyor. Öğrencilerin değerlendirmeleri ise araştırma ödevleri ve sınavlar aracılığıyla ayrı olarak yapılıyor.

Üniversite, sınıf içi eğitimi 2027'de yeniden başlatmayı planlarken yüz yüze ve çevrimiçi formatlar dönemler arasında dönüşümlü olarak uygulanacak.

Yine de bu değişiklik, özellikle iki dersin ikinci dönem için çevrimiçi ortama taşınmasının ardından öğrenciler arasında endişe yarattı. Her iki ders de önceki aylarda yüz yüze eğitim sunuyordu.

İsmi açıklanmayan bir öğrenci, lisans programındaki sorunlar nedeniyle çevrimiçi versiyonu almak zorunda kalmasının ardından "mağdur edildiğini" hissettiğini söylüyor.

Guardian'ın aktardığına göre öğrenci, "Grup tartışması ya da bir öğretmenin size ders vermesi yerine, bir robotla yapılan sınıf etkinliği var" diyor. 

Sanki bu robota, öğretmenlerimin işini nasıl elinden alacağını öğretiyormuşum gibi hissediyorum.

Daha önce çevrimiçi derslerde, ücretli akademisyenler tarafından verilen isteğe bağlı haftalık Zoom dersleri bulunuyordu. Bu dersler artık Virtual Peer tarafından ana öğretim etkinliği olarak sunulurken dijital ders materyalleri ve videolar da buna eşlik ediyor.

Macquarie Üniversitesi, sohbet botunun eğitimcilerle birlikte geliştirildiğini ve onların yerini almak değil, çalışmalarını desteklemek amacıyla tasarlandığını belirtiyor.. Sistemi kullanan akademisyenler, sistemin dayandığı materyalleri sağlayıp doğruluyor ve üniversite, bunun genel amaçlı yapay zeka sistemlerine kıyasla daha konuya özgü bir temel sağladığını ifade ediyor.

Sidney Üniversitesi de yüzlerce akademisyenin sohbet botları ve senaryo tabanlı öğrenme için kullandığı, eğitim odaklı üretken yapay zeka platformu Cogniti'yle yapay zeka kullanımını genişletiyor.

Üniversitenin bu sistemi Avustralya, Yeni Zelanda ve Hollanda'daki kurumların kullanımına sunduğu bildiriliyor.

Ancak yapay zekanın eğitimde daha fazla sorumluluk üstlenme ihtimali, üniversite personelini tedirgin ediyor.

Macquarie Üniversitesi'nden akademisyen Dr. Alison Barnes, bu endişelerin yalnızca belirli üniversitelerle sınırlı olmadığını söylüyor. Barnes, "Üniversite personeli iş yükü kriziyle boğuşuyor ancak bu çatlakları yapay zekanın parça parça devreye sokulmasıyla geçiştirmek, aslında daha da zararlı sorunlara yol açabilir" diyor.

Independent Türkçe