Nükleer anlaşma müzakerelerinde ‘temkinli ilerleyiş’

Tahran, Washington’ın yaptırımları üç kısma ayırma teklifini reddetti

İran’daki Natanz Nükleer Tesisi (EPA)
İran’daki Natanz Nükleer Tesisi (EPA)
TT

Nükleer anlaşma müzakerelerinde ‘temkinli ilerleyiş’

İran’daki Natanz Nükleer Tesisi (EPA)
İran’daki Natanz Nükleer Tesisi (EPA)

Viyana'da düzenlenen ve İran'la imzalanan nükleer anlaşmayı kurtarmayı amaçlayan toplantıya başkanlık eden Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi Direktörü Enrique Mora, ‘kolay olmayan bir görevde ilerleme kaydedildiğini’ söyledi. Mora dün yaptığı açıklamada, “Yoğun görüşmelerin ardından ortak komitede bir değerlendirme yaptık ve kolay olmayan bir görevde ilerleme kaydedildiğini gördük. ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’na (KOEP) diğer bir deyişle nükleer anlaşmaya geri dönmesi ve anlaşmanın tam olarak uygulanmasını istiyoruz” dedi.
İran basını, Tahran’ın baş müzakerecisi Abbas Arakçi’nin dün, nükleer anlaşmayı kurtarmayı amaçlayan görüşmelerde ‘yeni bir uzlaşının ortaya çıkmaya başladığını’ söylediğini aktardı. Bu arada oturumlara katılan Çin temsilcisi de görüşmelerde ilerleme kaydedildiğinden bahsetti. İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan anlaşmanın diğer tarafları ile yaptığı görüşmelerin ardından açıklamalarda bulunan Arakçi, görüşmelere katılan İran heyetinin, yaptırımların kaldırılması ve nükleer konusunda yazılı teklifler sunduğunu ve ‘en azından fikir birliği olan alanlarda’ bazı çalışmaların ortak bir metin üzerinden başlayabileceğini söyledi.
İran'ın yarı resmi haber ajansı Fars tarafından aktarılan açıklamasında Arakçi şunları söyledi:
“Yeni bir uzlaşı oluşuyor gibi görünüyor. Şimdi herkes ortak bir zeminde bulunuyor. Sürecin önünde ne tür kısıtlamalar olduğu herkes tarafından biliniyor. Elbette bu kolay bir yolculuk olmayacak. Görüş ayrılıkları henüz tamamen giderilemedi. Önümüzdeki görüşmelerde azaltılması gereken bir takım görüş ayrılıkları var. Müzakereler artık tarafların en azından fikir birliğine varılan alanlarda ortak bir metin üzerinde çalışmaya başlayabilecekleri bir aşamaya geldi.”
Ancak İran'ın İngilizce yayın yapan devlet televizyonu Press TV’nin internet sitesine göre İran’ın müzakere heyetindeki bir kaynağın, ABD’nin Trump döneminde uyguladığı yaptırımları üç kısma ayıran bir teklifte bulunduğunu söylediğini aktardı. Kaynağın açıklamasına göre teklif, yaptırımların kaldırılabilir ve iptal edilebilir, pazarlık edilebilir ve kaldırılamaz olarak üç kısma ayrılmasını öngörüyor ve bu öneri, İran'la yapılacak yeni anlaşmanın temelini oluşturuyor. Ancak Press TV’ye göre Tahran bu teklifi reddetti.
İran, ABD’nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesine ve eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi tarafından İran’a yönelik yaptırımların yeniden uygulanmasına yanıt olarak nükleer anlaşma çerçevesindeki taahhütlerinin bir kısmından vazgeçerek, anlaşmayı ihlal etti. Buna karşın Arakçi’nin, devam eden ciddi anlaşmazlıklara rağmen, ‘ufukta yeni bir uzlaşının belirdiği görüldüğünü’ söylediği aktarıldı.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Ortadoğu'da yeni bir diplomatik yön benimserken, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik görüşmelerin ikinci turu geçtiğimiz Perşembe günü Viyana'da lüks bir otelde başladı. ABD, İran ile doğrudan müzakereleri reddettiği için bu görüşmelere katılmıyor. Fakat müzakere girişimine liderlik eden AB yetkilileri, yolun karşısındaki bir diğer otelde bulunan ABD heyetiyle de görüşerek taraflar arasında mekik diplomasisi uyguluyor.
Müzakereciler, iki tarafın nükleer anlaşmaya tam olarak uyması amacıyla yaptırımlar ve nükleer faaliyetler için atılması gereken adımlar üzerinde çalışıyorlar. Ancak görüşmeler, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde meydana gelen patlama sonrasında bir takım olumsuz gelişmelere tanık oldu. Tahran, patlamaya uranyum zenginleştirme oranını yüzde 20'den yüzde 60’a yükselterek yanıt verdi. Bu da nükleer silah üretimine doğru atılan büyük bir adım anlamına geliyor.
Öte yandan görüşmelere katılan Çin temsilcisi, dün yaptığı açıklamada, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya ve İran gibi tüm katılımcı tarafların önümüzdeki günlerde ABD tarafından yaptırımların kaldırılması da dahil olmak üzere çeşitli konularda yapılacak çalışmalara hız verilmesine ilişkin fikir birliğine vardıklarını söyledi.
Çin'in Viyana'daki Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası örgütler nezdindeki daimi temsilcisi Wang Qun, gazetecilere verdiği demeçte, “Tüm taraflar, diğer ilgili konuların yanı sıra yaptırımların kaldırılmasına yönelik daha objektif ve kapsamlı çalışmalara girişerek önümüzdeki günlerde görüşmelerin hızını daha da artırma konusunda anlaştılar” ifadelerini kullandı.
Tahran, patlamanın İsrail tarafından bir sabotaj eylemi olduğunu söylüyor ve Cumartesi günü bir şüphelinin ismini açıkladı. İsrail olay hakkında resmi olarak yorum yapmadı. Görüşmelerin dışında gazetecilere düzenli olarak açıklamalarda bulunan tek temsilci olan Wang, anlaşmanın taraflarının son iki gün içinde ‘verimli ve yapıcı bir şekilde çalıştıklarını’ söyledi. Wang, “Önümüzdeki birkaç gün içinde ortak komitenin, yaptırımların kaldırılmasına ilişkin bir formülü müzakere etmeye başlayacağını umuyoruz” dedi. Buradaki ortak komite, tarafların resmi toplantılarını ifade ediyor.
Rusya'nın BM Viyana Temsilcisi Büyükelçi Mihail Ulyanov ise ‘kaydedilen ilerlemeden ve katılımcıların bu ilerlemeden duydukları memnuniyetten’ bahsetti. Süreci bir an önce tamamlamak amacıyla müzakerelere devam etme niyetinde olduklarını vurgulayan Ulyanov, görüşmelerin önümüzdeki hafta teknik düzeyde devam edeceğini belirtti.
Nükleer silah elde etmek için uranyum zenginleştirme oranının yüzde 90’a ulaşması gerektiği biliniyor. İran’ın 2015 yılında dünya güçleriyle imzaladığı nükleer anlaşma, kendisine uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programına bir takım kısıtlamalar getirdi. Anlaşma, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 3,67 ile sınırlarken İran herhangi bir nükleer silah elde etmeye çalışmadığını vurguluyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu başkanı Ali Ekber Salihi, İran devlet televizyonunda yaptığı bir açıklamada, “Saatte yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık dokuz gram uranyum üretiyoruz. Fakat üretimi saatte beş grama düşürmek için bir takım düzenlemeler yapmalıyız. Ancak daha sonra aynı anda yüzde 20 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum üreteceğiz” dedi.
İran Meclis Başkanı Muhammed Kalibaf ise daha önce yaptığı açıklamada, İranlı bilim insanlarının yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum üretebildiklerini söylemişti. Kalibaf, Twitter hesabından paylaştığı tweette, “İranlı genç bilim adamlarının yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretebildiğini gururla duyuruyorum. İran halkının kararlılığı mucizeler yaratıyor ve tüm komplolara engel oluyor” yazdı.
Diğer yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney Ulusal Ordu Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, ordunun hem sahada hem de görevlerini yerine getirme konusunda hazır olduğuna dikkati çekerek, “İstenilen seviyeye kadar hazırlıkları yerine getirdiler” dedi. İran Ordusu komutanına gönderdiği mesajda ise Hamaney, tüm ordu personelini ve ailelerini selamlayarak, orduya önemli bir rol oynaması çağrısında bulundu.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.