İran’da Muhafazakarlar Cumhurbaşkanı adaylarını inceliyor

Meclis Başkanı da dahil olmak üzere dört general yer alıyor ve listedeki tek din adamı Ayetullah Reisi

Şu anki Meclis Başkanı Kalibaf, 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi lehine seçimlerden çekildiği sırada (AFP)
Şu anki Meclis Başkanı Kalibaf, 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi lehine seçimlerden çekildiği sırada (AFP)
TT

İran’da Muhafazakarlar Cumhurbaşkanı adaylarını inceliyor

Şu anki Meclis Başkanı Kalibaf, 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi lehine seçimlerden çekildiği sırada (AFP)
Şu anki Meclis Başkanı Kalibaf, 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi lehine seçimlerden çekildiği sırada (AFP)

Eski İran Dışişleri Bakanı Menuşehr Mutteki’ye göre İran’daki muhafazakar kanat, iki ay sonra yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmek üzere 10 adaydan oluşan nihai listesini hazırlıyor.
İran haber sitelerinin Mutteki’den aktardığına göre muhafazakar kanadın önderliğindeki en yüksek dini siyasi yapı olan Mücahid Din Alimleri grubunun lideri Ayetullah Muhammed Ali Mehdi Kerrubi, haziran ayında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hasan Ruhani’nin halefini seçmek üzere muhafazakarların desteğini alacak son bir adayda karar kılmak için diğer adaylara mesaj gönderdi.
Adaylar arasında öne çıkan isimler: İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran rejiminin bir numaralı ismi “Devrim Rehberi” Ali Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Temsilcisi Said Celili ve Ali Hamaney’in Askeri Danışmanı Hüseyin Dehkan.
Aynı zamanda listede Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dışı operasyonlarını yürüten kolu Kudüs Gücü’nde ekonomi bölümünden sorumlu General Rüstem Kasımi ve DMO’nun ekonomi kolu Hatemu’l Enbiya grubu başkanlığından geçtiğimiz ay istifa eden DMO Komutanı Danışmanı General Said Muhammed de yer alıyor.
Bu isimlerin yanı sıra mevcut meclisin iki başkan yardımcısı Hüseyin Kadızade Haşimi ve Ali Nikzad da listede bulunuyor. Bu, muhafazakarların kontrolünde olan mevcut meclisin en önde gelen üç yetkilisinin de aday olacağı anlamına geliyor.
General Galibaf cumurbaşkanlığı adaylığında rekor sahibi. Galibaf önce Hatemu’l Enbiya Komutanlığı’na atandı. Daha sonra DMO Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde İran Emniyet Teşkilatı Başkanlığı görevini üstlendi. Bunun ardından 12 yıl Tahran Belediye Başkanı olarak görev yaptı.
Birinci Körfez Savaşı’nda DMO Komutanı olarak görev yapan Muhsin Rızai, bununla birlikte dördüncü kez cumhurbaşkanlığına adaylığını koymuş oldu. Aday olma sayısı bakımından Kalibaf’tan sonra ikinci sırada yer alıyor. Rızai 2005 seçimlerinden çekilmiş ancak 2009 seçimlerinde yaklaşık 700 bin oyla üçüncü olmuştu. 2013 seçimlerinde ise 3 milyon 800 bin oy alarak dördüncü olmuştu.
Rüstem Kasımi eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad döneminde Petrol Bakanlığı’nı devralan DMO komutanlarından biri. Kasımi halihazırda 2015 yılında imzalanan Nükleer Anlaşma’dan önceki yaptırımları atlatma sürecinde kara borsalara pompalanan İran petrol gelirlerini zimmetine geçirmekle suçlanıyor.
Önceki seçimlerin aksine bu seçimlere şu ana kadar düşük bir katılımın olacağı düşünülürken geçtiğimiz aylarda DMO liderlerinin cumhurbaşkanlığına aday olduklarını duyurması İran medya kurumlarının odak noktası oldu.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Ordu Günü münasebetiyle dün yaptığı açıklamada, önceki seçimlerde Galibaf’a karşı benzer bir tutum sergilediği gibi askerlerin siyasete girmesine ilişkin İran’ın ilk rejiminin kurucu lideri İmam Humeyni’nin tutumunu hatırlattı.
Ruhani generalleri siyasetten uzak durmaya teşvik ederek “Silahlı kuvvetlerimizin görevi sadece askeri düzeyde değil. Aynı zamanda siyasete girmemek de onların görevinin bir parçası” ifadelerini kullandı. Alman Haber Ajansı’na (DPA) göre Ruhani ordunun görevinin milletin ve halkın seçtiği hükümetin egemenliğini korumak olduğuna işaret etti.
Muhafazakar listesindeki tek din adamı olan İran Yargı Erki Başkanı Ayetullah İbrahim Reisi’nin ismi birkaç ay önce gündeme geldi. Rehber Hamaney, Reisi’yi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kaybetmesinden iki yıldan kısa bir süre sonra 2019 yılının Mart ayında İran Yargı Erki Başkanlığı’na getirmişti.
Reisi cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilk kez katıldığı 2017 yılında muhafazakar kanadın son adayıydı. Bu seçimlerde Reisi 16 milyon oy alırken ikinci dönemi için yarışan Hüccetu’l-İslam Hasan Ruhani 24 milyon oy alarak bir kez daha cumhurbaşkanı seçilmişti.
Aynı zamanda Reisi’nin ismi, 81 yaşındaki Rehber Ali Hamaney’in ardından gelecek üçüncü Devrim Rehberliği için potansiyel adaylar listesinde yer alıyor. Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimleri, Hamaney sonrası üçüncü Rehber adaylığı üzerindeki potansiyel etkileri nedeniyle büyük önem arz ediyor.
Reisi eskiden İran’ın Başsavcılığı görevini yürütmüş ve bundan önce 1988 yazında yaklaşık 4 bin siyasi mahkumun dahil olduğu toplu idamlardan sorumlu dört kişiden biri olarak gösterilmişti.
Muhafazakarların adaylıklarını doğrulaması, İmam Humeyni’nin torunu Hüccetu’l-İslam Hasan Humeyni’nin Rehber Hamaney’in seçim yarışına girmesine karşı çıkmasının akabinde aday olmayacağı kesinleştikten birkaç gün sonra geldi. Hasan Humeyni’nin reformist ve ılımlı hareketin ana adayı olması bekleniyordu. Bu durum, Hasan Humeyni’nin Hamaney’in koltuğunu devralma şansını azaltıyor.
Reformist kanadın, cumhurbaşkanlığı yarışına girme konusundaki çekincelerini dile getirmelerine rağmen eski cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’i aday göstermesi bekleniyor.



Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için, bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aranmasına tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre, peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.


Hameney: Amerika Birleşik Devletleri "isyanı" kışkırttı bunun hesabını vermelidir

İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)
İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)
TT

Hameney: Amerika Birleşik Devletleri "isyanı" kışkırttı bunun hesabını vermelidir

İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)
İranlılar Tahran'da bir sokakta yürüyor (EPA)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, ülkesinde huzursuzluğu kışkırtmakla Amerika Birleşik Devletleri'ni suçlarken, Tahran'ın "savaş istemediğini" ancak "ülke içindeki suçlulara müsamaha göstermeyeceğini" belirtti.

28 Aralık'ta patlak veren son protesto dalgasından bu yana üçüncü kez kamuoyu önünde konuşan Hamaney, ABD'nin kendi amaçlarına hizmet etmek için kapsamlı hazırlıklar ve sayısız araç kullanarak "isyan"ı kışkırttığını belirtti. İran halkının "On İki Gün Savaşı'nda olduğu gibi onları yendiğini" vurgulayan Hamaney, bunun "yeterli olmadığını" ve ABD'nin "hesap vermesi gerektiğini" ifade etti.

Ayrıca, "Ülkeyi savaşa sürüklemek istemiyoruz, ancak kendi sınırlarımız içinde de suçlulara müsamaha göstermeyeceğiz" dedi.

Şarku’l Avsat’ın resmi internet sitesinden aktardığına göre Hamaney, protestolar sırasında yaralanan güvenlik güçleri mensuplarının da aralarında bulunduğu bir grup destekçisiyle yaptığı görüşmede şunları söyledi: "Kurbanlar ve kayıplar nedeniyle ve İran halkına yönelttiği suçlamalar nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nı bir suçlu olarak görüyoruz."

İran İstihbarat Bakanlığı dün, Tahran'da silahlı "isyancılar" ağına bağlı büyük bir hücrenin çökertildiğini duyurdu.

İran, 28 Aralık'tan bu yana, ekonomik koşullar ve enflasyon nedeniyle Tahran çarşısındaki esnafın protestolarıyla başlayan ve daha sonra ülke geneline yayılan huzursuzluk yaşıyor.