Netanyahu’dan ‘doğrudan başbakanlık’ hamlesi

Netanyahu karşıtı kapm hükümet kurma görevini almak istiyor.

Netanyahu'nun dindar Yahudiler arasındaki popülaritesi, kendisine  hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlamadı. (EPA)
Netanyahu'nun dindar Yahudiler arasındaki popülaritesi, kendisine  hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlamadı. (EPA)
TT

Netanyahu’dan ‘doğrudan başbakanlık’ hamlesi

Netanyahu'nun dindar Yahudiler arasındaki popülaritesi, kendisine  hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlamadı. (EPA)
Netanyahu'nun dindar Yahudiler arasındaki popülaritesi, kendisine  hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu sağlamadı. (EPA)

Çabaları çıkmaza giren, sağ kanattaki yoldaşlarını kendi başkanlığında sağcı bir hükümet kurma konusunda şu ana kadar ikna edemeyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, doğrudan başbakanlık seçim yapılmasını sağlayacak yeni bir yasa çıkarmaya çalışıyor. Netanyahu’nun bu yöndeki teklifi, çoğu milletvekili tarafından güçlü bir muhalefetle karşılaştı. Karşıt kampın lideri Yair Lapid, Netanyahu'nun yeni projesini engellemek için temaslarına hız verdi. Cumhurbaşkanı’nı hükümet kurma görevini Netanyahu'dan alarak kendisine vermesi için ikna etme girişiminde bulundu.
Netanyahu’nun bu önerisi, 1999 yılında da denenmesi ve söz konusu dönemde de iktidara uygun olmadığı sonucuna varılması nedeniyle şaşkınlıkla karşılandı. Nitekim Netanyahu, o dönemde en sert muhaliflerinden biri olduğu bu yöntemi başbakanlığı Ehud Barak'a kaptırdığı için demokratik olmayan bir yol olarak değerlendirmişti. Bugün ise görevde kalmasını sağlamanın tek yolu olarak görüyor. Anketler de halkın çoğunluğunun Netanyahu'nun hükümeti yönetecek en uygun kişi olduğunu düşündüğünü gösteriyor.
Doğrudan başbakanlık seçimi yasası önerisi dün Netanyahu'nun müttefiki, Şas Partisi lideri ve İçişleri Bakanı Aryeh Deri tarafından sunuldu. Netanyahu da dahil herhangi bir ismin hükümet kurma çabalarının başarılı olma şansının bulunmadığını vurgulayan Deri şunları söyledi:
“Başka bir çözüm bilmiyorum, elimden gelen her yolu denedim. Zor bir dönemden geçiyoruz. Basit değil, uygun çözümler arıyoruz. Önerdiğim yasa en demokratik yol.”
Diğer yandan söz konusu bu öneriye karşı çıkan İşçi Partisi lideri Merav Michaeli de şu açıklamalarda bulundu:
“Sanki uzun zamandır seçim yapılmıyormuş gibi bir de yeni seçimlerden bahsediyorlar. Zaten bir aydan daha kısa bir süre önce seçim düzenledik. Kaos ve boşa harcanan enerji içerisinde yaşıyoruz. Başarısız olan Netanyahu’nun eve gidip başkalarının hükümet kurmaya çalışmasına izin vermesi gerekiyor. Netanyahu'nun kişisel çıkarlarına tutsak olmamız düşünülemez. Knesset felç halde. Ülke çapında protestolar artıyor. Ekonomi altüst halde. Netanyahu ise denemelerde bulunarak dikkat dağıtmaya çalışıyor.”
Netanyahu’nun önerisinin iflasın bir ifadesi olduğunu söyleyen Meretz Partisi lideri Nitzan Horowitz de Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’i hükümeti kurma görevini Yair Lapid'e vermeye çağırdı. Tüm tarafların hükümet kurma görevi için Lapid’i önermesi talebinde bulunan Horowitz açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Netanyahu ve müttefiklerinin elinde numara ve hileden başka bir şey yok. Cumhurbaşkanı olması önerisinde bulundular, başbakanın görevini yerine getirdiği sırada yargılanmasını engelleyen Fransız yasasını ortaya koydular, şimdi de sırada doğrudan başbakanlık seçimi yasası var. Tüm bu adımların tek bir amacı var: Netanyahu’nun makamında kalması.”
Tikva Hadasha (Yeni Umut) Partisi lideri Gideon Saar’ın açıklaması ise şöyle oldu:
“Kim ciddiyetle sağcı bir hükümet kurmak istiyorsa Likud veya Netanyahu haricinde bir aday aramalı. Ya da eşit bir ulusal birlik oluşturmalıdır. Bunlar beşinci seçime gitmekten daha iyi önerilerdir. Devam eden parlamento süreci ortasında hükümet sistemini değiştirmek ise doğru değil.”
Saar ayrıca söz konusu öneriyi ‘maç sırasında oyun kurallarının değiştirilmesine’ benzetti.
Yemina Partisi lideri Naftali Bennett, dönüşümlü bir hükümet kurma fikrine karşı olan Netanyahu gibi seçimlerde 7 sandalye kazanan bir ismin başbakan olmasının abes kaçacağını öne sürmüştü. Seçim sonuçlarının halkın kendisini desteklediğini gösterdiğini vurgulayan Bennett başka türlü bir hükümetin doğal olmayacağını da sözlerine eklemişti. Diğer yandan kendisinin istifasını destekleyen Likudlu birçok bakanın partiden ayrılması haberlerinin ardından dün bakanlarıyla gerçekleştireceği oturumu iptal etti.
Tartışmalar sürerken Lapid, Netanyahu başkanlığında ve Itamar Ben-Gvir ile Bezalel Smotrich üyeliğinde yeni bir hükümet kurulmasının engellenmesi olasılığını görüşmek için Arap Ortak Listesi milletvekillerinden Eymen Avde ve Ahmed et-Tıybi ile bir araya geldi. Açıklamada, başta suç ve şiddet başlıkları ile Chemnitz yasası olmak üzere Arap toplumunu ilgilendiren meselelere dair tartışmaların devam ettiği kaydedildi.  
Ortak Liste’den bir kaynağın aktardığına göre Lapid halen Ortak Liste’nin kurulmaya çalışılan hükümete güven oyu verip vermeyeceğini, hükümet kurma görevi için Cumhurbaşkanı Rivlin’e kendisini önerip önermeyeceğini anlamaya çalışıyor. Zira Rivlin, Netanyahu'nun hükümet kurma çabaları başarısız olduğu taktirde bu yönde parlamento bloklarıyla yeniden bir araya gelebilir.
Siyonist ve ulusal’ bir hükümet kurmaya çalıştığını söyleyen Lapid’e göre hükümette sağ kanattan üç, merkezden ve Siyonist soldan da ikişer parti yer alacak.
Lapid aynı zamanda İslami Hareket Başkanı Mansur Abbas ile görüşmeyi de kabul etmiş ancak Abbas ise söz konusu buluşmayı ertelemişti. Bir basın toplantısında açıklamalarda bulunan Abbas, Bennett liderliğindeki bir hükümeti destekleme olasılığının gözönünde bulundurduğunu belirtmişti. Abbas açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:
“Her olasılığı değerlendiriyoruz. Birleşik Arap Listesi, seçim kampanyası başlangıcından bu yana İsrail siyasi haritasının merkezinde olma yönünde belirlediği hedefe ulaşmayı başardı. Karanlık kuytu köşelerdeki aşırı marjinal bir kısım hariç İsrail ve toplumdaki partilerin çoğu, Birleşik Arap Listesi ve sunduklarını kabul ediyor. Birleşik Arap Listesi son zamanlarda ırkçı söylemi teşvik ederek itibarını sarsmaya çalışan bazı unsurlar tarafından saldırıya uğradı. Ancak bunun karşısında duracağız ve tavrımızı değiştirmeyeceğiz. Tüm tarafları ve vatandaşları sorumluluk alarak bu söylemi kınamaya çağırıyoruz. Zira böyle bir hitaba ortak olmak istemiyoruz.”



Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
TT

Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)

ABD ile varılan ateşkes anlaşmasının ardından İran yönetimi içindeki görüş ayrılıkları giderek derinleşiyor. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, ABD-İran savaşı sonrasında oluşan öfke, Washington ile herhangi bir uzlaşmayı reddeden sertlik yanlısı kanat ile yeni dönemi yönetmeye çalışan siyasi liderler arasında iç mücadeleye dönüştü.

Habere göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçen hafta Tahran’da İran eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninde tabutun yanında yürürken, siyah giysiler giyen bazı katılımcılar doğrudan kendisini hedef alarak “Müzakerecilere ölüm” sloganı attı.

CNN, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de cenaze töreni sırasında taşlı saldırıya uğradığını, ‘hain’ ve ‘ilkelerini satan kişi’ suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasının ardından tören alanından ayrılmak zorunda kaldığını aktardı.

Habere göre, üst düzey yetkililerin cenaze töreninde maruz kaldığı bu tepki, son aylarda İran’ın sertlik yanlısı çevrelerinde giderek güç kazanan bir görüşü yansıtıyor. Söz konusu görüşe göre savaş sırasında ABD ile müzakere eden ve anlaşmayı imzalayan İranlı yöneticiler, rejime karşı ‘yumuşak darbe’ gerçekleştiriyor. Bu süreçte yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ise ya güvenlik endişeleri nedeniyle ya da bazı iddialara göre görevini yerine getiremediği için kamuoyundan uzak kaldığı belirtiliyor.

Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)

Radikaller, yeni liderliği Hamaney’in mirasını terk etmekle suçluyor

Habere göre cenaze törenine yoğun katılım sağlayan sertlik yanlısı kesimler, İranlı yetkililerin Ali Hamaney’in öldürülmesinin intikamını almak yerine, Mücteba Hamaney’in talimatlarına aykırı olduğunu savundukları ateşkes anlaşmasını imzalayarak teslim olduklarına inanıyor.

Ancak oğul Hameney kamuoyu önüne çıkmamayı sürdürdü. Yetkililer müzakereleri yürütürken veya ülkeyi yönetirken onun adına yönetse de o, halka doğrudan bir hitap etmedi ve otoritesini tesis ettiğini kanıtlayacak kamuoyu önünde bir görüntü vermedi.

Haberde sertlik yanlısı çevreler, Mücteba Hamaney’in yokluğunda ülkeyi yöneten ve İran’ı temsil eden mevcut siyasi kadroyu, parlamentonun çalışmalarını askıya alarak nüfuzunu artırmayı planlamakla, müzakereler sırasında Hamaney’in talimatlarını göz ardı etmekle ve son dönemde sertlik yanlısı grupların önemli bir güç merkezi haline gelen sokak gösterilerini dağıtmaya çalışmakla suçluyor.

Ali Hamaney’in cenaze töreninden birkaç gün önce, sert söylemleriyle tanınan İran Milletvekili Mahmud Nebeviyan, X platformundaki paylaşımında, “İran halkına uyarı: Bir darbe mi geliyor?” ifadelerini kullandı.

Nebeviyan, birkaç gün sonra yaptığı başka bir paylaşımda ise “Hamaney’e veda ettiğimiz bu günlerde, kanının intikamı için bayrağı yükseltiyor ve darbeye karşı kararlılıkla duruyoruz” dedi.

Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)

Mücteba’nın yokluğu, rejim içinde çatışmanın önünü açıyor

Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesiyle birlikte, savaş sonrası dönemde İran’ın yönetiminde başlıca isimler, Baş Müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi oldu.

ABD’de yaşayan İran uzmanı ve “İranlılar Ne İstiyor?” adlı kitabın yazarı Arash Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, bu isimlerin yönetim tarzından rahatsız olan sertlik yanlılarının, yeni dini lidere ulaşamamaları nedeniyle söz konusu yetkilileri darbe hazırlığı yapmakla suçladığını söyledi.

Azizi, “Mücteba’nın kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesi, onunla doğrudan temas kuramadıkları anlamına geliyor. Bu da fiilen Kalibaf ve müttefiklerinin ülkeyi yönettiği izlenimini doğuruyor. Bu nedenle sertlik yanlıları, Kalibaf ile Pezeşkiyan’ı Mücteba’ya karşı darbe planlamakla suçluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Radikalleri iktidar merkezlerinden uzaklaştırmak

Geçtiğimiz salı günü, ABD ile varılan mutabakata sert şekilde karşı çıkan Nebeviyan, anlaşmayı eleştiren bir başka milletvekiliyle birlikte İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’ndaki görevinden alındı.

Nebeviyan, daha önce İran’ın müzakere heyetinde yer almasına rağmen daha sonra görüşmelere karşı çıktı. Geçen ay imzalanmadan önce anlaşma metnini basına sızdırarak süreci engellemeye çalıştığı da öne sürüldü.

Nebeviyan, İran’ın ABD ile yürüttüğü müzakerelerde heyetin, Dini Lider tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgileri’ göz ardı ettiğini savundu. CNN, Nebeviyan’ın konuya ilişkin görüşünü alamadığını belirtti.

Nebeviyan ve benzer görüşteki isimler, gözlemcilerin sıklıkla ‘aşırı devrimciler’ olarak tanımladığı Paydari Cephesi’ne mensup. Bu grup, kendisini Batı yanlısı monarşiyi devirerek İran İslam Cumhuriyeti’ni kuran 1979 Devrimi’nin temel ilkelerinin koruyucusu olarak görüyor.

CNN’e konuşan uzmanlara göre, İran’daki mevcut yönetim bu sertlik yanlısı çevreleri siyasi olarak etkisizleştirmeye çalışıyor.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) misafir araştırmacı olarak görev yapan Hamid Rıza Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, “Kalibaf’ın bu sertlik yanlısı isimleri sistemin dışına itmek için nüfuzunu kullandığını görüyoruz. Bu kesimler rejim açısından artık ciddi bir maliyet oluşturuyor ve özellikle ülkedeki istikrarsızlığın arttığı bir dönemde iç anlaşmazlıkları kamuoyuna taşıyorlar” dedi.

Sayıları sınırlı olmasına rağmen söz konusu grubun parlamento ile İran devlet televizyonu da dahil olmak üzere ülkenin çeşitli kurumlarında etkili pozisyonlarda bulunduğu belirtiliyor. Devlet televizyonunun son dönemde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a yönelik eleştirel yayınlar yaptığına dikkat çekilirken, bu sertlik yanlısı akımın toplumdaki gerçek destek düzeyinin ise belirsizliğini koruduğu ifade edildi.


Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Mısır'ın bölgedeki askeri gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çabaları desteklediğini ve ABD ile İran arasındaki krizin diplomatik yollarla çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamaya göre Bakan Abdulati görüşmede, "ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptına bağlı kalınmasının, gerilimi azaltmak ve bölgede güvenlik ile istikrarı güçlendirmek adına yapıcı bir adım olduğunu" belirtti.

Dün gerçekleşen görüşmenin, bölgesel gelişmeleri takip etmek ve iki ülke arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla yapıldığı ifade edildi. ABD'li temsilci Witkoff’un ise Mısır’ın bölgesel istikrarı sağlama çabalarını ve Kahire'nin diyalog ortamını desteklemek için ilgili taraflarla yürüttüğü koordinasyonu takdirle karşıladığı kaydedildi.

Mısır’ın diplomatik trafiği yoğunlaşıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz pazar günü el-Alameyn’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid’i ağırlamış, ardından salı günü Bahreyn ve Katar’a ziyaretler gerçekleştirmişti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Sisi, bu görüşmelerde "Mısır'ın bölgesel istikrarı korumak ve mevcut gerilimi düşürmek için yoğun çaba harcadığını" belirterek, krizlerin barışçıl yollarla çözülmesinin önemini vurgulamıştı.

Bakan Abdulati dün ayrıca Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, bölgedeki artan gerilimin güvenlik ve istikrar üzerindeki ciddi riskleri ele alınırken, tansiyonu düşürme ve müzakere sürecine geri dönme çabaları değerlendirildi.

"Gerilimi düşürün" çağrısı

İki bakan, bölgenin daha fazla gerilime sürüklenmemesi ve çatışma alanının genişlememesi için "tırmanıştan kaçınılması" gerektiği konusunda mutabık kaldı. Siyasi çözüm yollarının krizleri aşmak için en uygun yöntem olduğu üzerinde duran bakanlar, önümüzdeki dönemde istikrarı desteklemek amacıyla yakın istişare ve koordinasyonun sürdürülmesi kararını aldı.

Öte yandan Kahire yönetimi, geçtiğimiz günlerde bazı Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirilen İHA ve füze saldırılarını kınayan çeşitli açıklamalar yapmış, bu eylemleri "Arap devletlerinin egemenliğini ihlal eden ve bölgedeki tansiyonu artıran tehlikeli gelişmeler" olarak nitelendirmişti.


Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
TT

Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)

Pakistan ve Kuveyt, geniş kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde çalışıyor.

Reuters'ın aktardığına göre Pakistan, enerji işbirliği ve yatırım karşılığında Kuveyt'e savaş jeti ve drone vermeyi değerlendiriyor.  

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan kaynaklar, görüşmelerin henüz erken aşamada olduğunu ve İran savaşının süreci karmaşıklaştırabileceğini söylüyor.

İki ülke arasındaki görüşmeler, Pakistan'ın geçen yıl Suudi Arabistan'la imzaladığı karşılıklı savunma anlaşmasının ardından geldi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla İslamabad yönetimi, bu anlaşma yüzünden ülkenin savaşa çekilmesinden endişeleniyor.

İran destekli Husilerin pazartesi günü Suudi Arabistan'a saldırmasının ardından nükleer silaha sahip Pakistan, Tahran'la iletişime geçerek saldırıları durdurmasını istedi. İran'a gönderilen mesajda, Suudi Arabistan'a düzenlenen saldırıların Pakistan'a yapılmış sayılacağı uyarısında bulunuldu.

İslamabad yönetimi, anlaşma kapsamında mayısta Riyad'da 8 bin askeri personel, savaş uçağı filosu ve hava savunma sistemi göndermişti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in geçen yıl eylülde imzaladığı anlaşma, herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı artırmayı hedefliyor.

Pakistan'ın Kuveyt'le savunma anlaşmasıysa sınırlı. 2023'te imzalanan anlaşma kapsamında ortak tatbikat ve eğitim yapılıyor.

Ancak Ortadoğu'da artan tehditler nedeniyle Kuveyt yönetimi, Riyad-İslamabad anlaşmasına benzer şekilde Pakistan'dan daha güçlü güvenlik taahhütleri istiyor.

Pakistanlı bir yetkili, Kuveyt'in "binlerce asker, savaş uçağı, insansız hava aracı ve hava savunma sistemi istediğini" söylüyor. Talebin değerlendirildiğini belirtirken, şimdilik Kuveyt'e asker gönderilmesinin planlanmadığını vurguluyor.

Son dönemde İran'ın misillemelerinin hedefindeki Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine yönelik artan soru işaretleri nedeniyle alternatif savunma ortakları arıyor. Büyük bir orduya sahip olan ve kendi savaş uçaklarını üretebilen Pakistan, bölgedeki ülkeler için giderek daha cazip bir seçeneğe dönüşüyor.

Riyad ve İslamabad arasındaki anlaşma, İsrail'in Katar'a saldırmasının ardından yapılmıştı. Türkiye'nin de bu anlaşmaya katılabileceğine dair haberler çıkmıştı.

Diğer yandan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında "dörtlü ittifak" çalışmaları da gündemde. Mısır ve Türkiye, haziranda ortak tatbikat düzenlemiş, ardından 13-14 Temmuz'da savunma işbirliği ve savunma sanayi için iki anlaşma imzalamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Islamabad