İran, İsrail saldırıları karşısında endişeli ve rahatsız

Saldırılar, İsrail'in İran’da etkili bir iş birliği ağına sahip olduğunu ortaya koydu.

DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
TT

İran, İsrail saldırıları karşısında endişeli ve rahatsız

DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)

İran’da son dokuz ay içinde motosikletli kiralık bir katil, El Kaide’nin Tahran'daki mülteci liderlerinden birini vurarak, öldürdü. Aynı şekilde İran’ın önde gelen nükleer bilim insanlarından biri kırsal bir bölgede pusuya düşürülerek, öldürüldü. İran'ın çöldeki ana nükleer tesislerinden birinde iki ayrı gizemli patlama meydana geldi. Bu patlamalar, ülkenin uranyum zenginleştirme çabalarının kalbine indirilen bir darbe oldu.
İranlı istihbarat yetkililerinin İsrail’in dahil olduğunu söylediği bu saldırılar, İsrail istihbaratının İran'ın içlerine kadar ulaşabildiğini ve çoğu durumda İranlı muhaliflerin yardımıyla yoğun bir şekilde korunan hedeflere üst üste saldırılar gerçekleştirebildiğini ortaya koydu.
Yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden sabotaj ve suikast eylemleri, aynı zamanda İran için utanç verici olan güvenlik alanındaki başarısızlıkları da ortaya çıkardı. Bu eylemler, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya geri dönmeyi düşünen ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle müzakerelerin yeniden başlamasını bekleyen İranlı liderleri endişelendirdi ve rahatsız etti.
İran ve İsrail arasında yapılan karşılıklı suçlamalar keskin ve sertti. İran Meclisi’ne bağlı Strateji Merkezi Başkanı, İran'ın ‘casuslar için bir sığınak’ haline geldiğini söyledi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) eski komutanlarından biri olan Strateji Merkezi Başkanı, İran'ın güvenlik ve istihbarat birimlerinde kapsamlı bir reform yapılması çağrısında bulundu. ABD’de yayın yapan New York Times gazetesine göre İranlı milletvekilleri, önde gelen güvenlik ve istihbarat yetkililerinin istifasını da talep ettiler.
Bunun yanı sıra İranlı yetkililerin ve analistlerin en çok endişelendikleri ve korktukları nokta, saldırıların, İsrail'in İran içinde etkili bir iş birlikçi ağına sahip olduğunu ve İran istihbarat servislerinin güvenlik açıklarını tespit edemediğini ortaya çıkarmasıydı.
İngiliz araştırma enstitüsü Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Sanam Vakil konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“İsraillilerin İran'ı bu kadar cesur ve kaba bir şekilde içeriden vurabilmeleri (İran için) çok utanç verici bir durum. İran'da tehlikeli bir etkisi olduğunu düşündüğüm bir zayıflığı ortaya koyuyor. Saldırılar, artık her olayın arkasında dış güçlerin olduğunu düşünen bir ülkenin üzerine korku ve dehşetin gölgesini düşürdü.”
İran devlet televizyonu geçtiğimiz hafta sonu, geçen ay Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan sabotaj eyleminin faili olmakla suçlanan Rıza Kerimi adlı 43 yaşındaki bir kişinin fotoğrafını yayınladı. Ancak bu kişinin tam olarak kim olduğu, bu eylemi tek başına mı yoksa başkalarıyla mı yaptığı, hatta bu ismin gerçek adı olup olmadığı dahi belli değildi.
İran İstihbarat Bakanlığı'na göre Kerimi, patlama gerçekleşmeden önce ülkeden kaçtı.
Geçtiğimiz Pazar günü İran’ın resmi yayın kurumları, DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi’nin kalp krizi sonucu öldüğü haberini geçtiler. Ancak hemen Hüseyin Zade Hicazi’nin ölümünün bir komplodan kaynaklandığına dair şüpheler ortaya çıkmaya başladı.

Hicazi, İsrail'in casusluk eylemlerinin hedefindeydi
Hicazi, uzun zamandır İsrail'in casusluk eylemlerinin hedefi haline gelmişti. Başka bir önde gelen Kudüs Gücü komutanının oğlu ise Twitter hesabından Hicazi’nin ölümünün ‘kalp rahatsızlığı ile ilgili olmadığını’ yazdı.
DMO Sözcüsü ise, Hicazi’nin ölümünün, son derece zor görevler üstlenmesi, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanması ve İran-Irak savaşı sırasında maruz kaldığı kimyasallar gibi birçok nedenden kaynaklandığını belirtti.
Eğer bu hipotez doğruysa, Hicazi, ABD’nin Ocak 2020'de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle başlayan ve son 15 ay içinde öldürülen üçüncü yüksek rütbeli İranlı askeri yetkili olacak. Hatırlanacağı üzere İsrail, geçtiğimiz Kasım ayında İranlı nükleer bilimci ve DMO’nun önde gelen komutanı Tuğgeneral Muhsin Fahrizade’ye suikast düzenlemiş, Fahrizade suikast sonucu hayatını kaybetti.
Hicazi'nin ölümü doğal bir ölüm olsa dahi önde gelen üç ismin peş peşe ölümleri İran için ağır bir kayıp. Saldırılar, İsrail ve ABD istihbaratının, tehlikeli olarak gördükleri İran’ın faaliyetlerini baltalamayı amaçlayan uzun soluklu bir operasyonun hızındaki artışa işaret ediyor. Bu faaliyetlerin başında İran’ın birçok kez barışçıl olduğunu iddia ettiği nükleer programı ve Arap dünyasındaki silahlı grupları finanse etmek ve Lübnan'da Hizbullah’ı örgütlemek amacıyla ürettiği hassas güdümlü füzeler geliyor.
İsrail tarafından 2019 yılında yayınlanan bir askeri istihbarat raporu, Hicazi'nin DMO’nun Lübnan sorumlusu ve hassas güdümlü füze projesinin başı olduğunu açıkça ortaya koydu.
DMO Sözcüsü Ramazan Şerif, İsrail’in Hicazi’ye suikast düzenlemek istediğini öne sürdü. İsrail, başından beri ciddi bir tehdit olarak gördüğü İran'ın nükleer programını engellemek ve zayıflatmak için çalışıyor. İsrail'in İran nükleer programının önde gelen isimlerine suikastlar düzenlemeye, 2007 yılında İsfahan'daki bir nükleer tesiste gizemli bir gaz kaçağı kazasında İranlı bir nükleer bilim adamının ölümüyle başladığına inanılıyor.
O tarihten bu yana, İran'ın nükleer çabalarında hayati bir rol oynayan diğer altı nükleer bilimci ve askeri yetkiliye suikastlar düzenlendi, hedef alınan yedinci isim ise suikasttan yaralı olarak sağ kurtuldu. Kudüs Gücü ekonomik ilişkiler komutan yardımcısı Rüstem Kasımi, Mart ayında gerçekleşen Lübnan ziyareti sırasında İsrail tarafından kendisine düzenlenen bir suikast girişiminden sağ kurtuldu.  
Suikast, çeşitli düzeylerde ve cephelerde yürütülen bir operasyonda kullanılan yöntemlerden sadece biri. İsrail, 2018 yılında, Tahran'daki bir depodan İran'ın nükleer programına ilişkin yarım ton gizli dosya ve kaydı çalmak amacıyla cesurca bir gece yarısı operasyonu düzenledi.
İsrail ayrıca diğer ülkelerden İran'a gönderilecek ekipmanları aramak için tüm dünyayı dolaştı. Eski bir üst düzey ABD’li istihbarat yetkilisine göre İsrail bunu, söz konusu ekipmanları yok etmek, ekipmanların yüklü olduğu konteynırlara izleyici veya patlayıcı cihazlar yerleştirmek için yapıyor.
İsrailli eski bir kadın istihbarat ajanı, böyle bir görevi yerine getirmek için başka bir istihbarat subayıyla tesise gittiğini, ardından araba kazası veya kalp krizi gibi bir sorun yarattığını, kendisine tesise girmesi ve içinde kullanılan güvenlik sistemini bulması için yardımcı olan güvenlik görevlilerinden yardım istediğinde başka bir ekibin sisteme sızıp bozduğunu söyledi.
İranlı eski bir nükleer program yetkilisi, geçtiğimiz hafta İran devlet televizyonuna verdiği röportajda, Natanz Nükleer Tesisi’nde Temmuz ayında meydana gelen patlamanın kaynağını açıkladı. İran Atom Enerjisi Kurumu eski başkanı Feridun Abbasi Davani, patlayıcıların kazadan birkaç ay önce tesise nakledilen bir ofis mobilyasına yerleştirildiğini söyledi.
Yetkililer, patlamanın yeni nesil santrifüj üreten bir fabrikayı etkilediğini ve İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını aylarca engellediğini söylediler. Öte yandan İran Meclisi Araştırma Merkezi Başkanı Ali Rıza Zakani, dün (Salı) yaptığı açıklamada, nükleer tesisten yurtdışına tamir için başka bir makinenin daha gönderildiğini, ancak makinenin içerisine yerleştirilmiş 300 kilo patlayıcı ile geri döndüğünü söyledi. Natanz’da bu ay yaşanan son patlama hakkında fazla bilgi yok. Sadece patlamanın tesisin bağımsız güç sisteminin tahrip olmasına ve bunun sonucunda binlerce santrifüjün çalışamaz hale gelmesine yol açtığı biliniyor.
İsrail’in bu tür eylemleri, İran’ da İranlıların yardımı olmadan gerçekleştirmesi oldukça güç. Belki de İran’lıları en fazla öfkelendiren de budur. İran’daki güvenlik yetkilileri geçtiğimiz on yıl içinde birçok İran vatandaşı hakkında suçlamalarda bulundu. Bu suçlamalar arasında İsrail’in sabotaj ve suikast eylemlerine suç ortaklığı yapmak da vardı. İran’da bu suçun cezası ölümdür.
Bu saldırılar, nükleer tesisleri ve bilim adamlarını korumaktan sorumlu DMO’nun istihbarat kanadının itibarını zedeledi. Eski bir DMO komutanı DMO istihbarat biriminin tasfiye edilmesini talep ederken, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, “Natanz Nükleer Tesisi’nin güvenliğinden sorumlu birim bu hataların sorumluluğunu üstlenmelidir” dedi. İran Meclis Başkanlığı sekreterlerinden Seyid Emir Hüseyin Gazizade Haşimi, Pazartesi günü İran basınına yaptığı açıklamada, “İsrail'i ve ABD’yi bu saldırılardan sorumlu tutmak artık yeterli değil. Çünkü İran'ın evi içeriden temizlemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
DMO’ya ait Maşrık Haber Ajansı'na konuşan Haşimi, “Nükleer tesislerin güvenlik kurumu neden aynı kaynaktan iki kez saldırıya uğrayacak kadar sorumsuz davranıyor?” diye sordu. Ancak DMO yalnızca İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney’den emir alıyor ve bu noktada güvenlik biriminin üst düzey yetkilileri arasında herhangi bir değişiklik olduğuna dair hiçbir işaret yok.

Hasan Ruhani, hükümeti suçluyor
İran, her saldırıdan sonra yanıt vermekte zorlanıyor. Bazen olayın fail ya da faillerini ancak ülkeden kaçtıktan sonra kimliğini bildiğini iddia ediyor veya halen yakalanamadıklarını söylüyor. İranlı yetkililer saldırılar nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını belirtirken her saldırıdan sonra misilleme yapacaklarını ve karşılık vereceklerini söylüyorlar. Diğer yandan muhafazakarlar, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini zayıf olmakla ve ülkenin güvenliğini ABD yaptırımlarının hafifletilmesini sağlayacak olan nükleer anlaşma müzakerelerine bağlamakla suçluyorlar.
İranlı yetkililer, İsrail’in kendilerini İran ile yeni ABD yönetimi arasında herhangi bir müzakere yapılması olasılığını ortadan kaldıracak açık bir çatışmaya itme girişiminin farkındalar. Bu nedenle eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin son yılında ‘stratejik sabır’ olarak niteledikleri bir politika uygulamaya başladılar. Cumhurbaşkanı Ruhani ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, öncelikleri yaptırımları kaldırmak olduğu için saldırıların müzakerelerin ilerleyişini etkilemesine izin vermeyeceklerini söylediler.
İran, saldırılara yanıt vermeye çalışmış, ancak başarısız olmuş olabilir. Geçtiğimiz Ocak ayında İsrail’in Yeni Delhi Büyükelçiliği yakınlarında meydana gelen patlamadan İran sorumlu tutuldu. Geçtiğimiz ay Etiyopya'da İran'la bağlantılı 15 milis, İsrail, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) saldırılar planlamak suçlamasıyla tutuklandı. İran’ın açık açık bir misillemede bulunması, İsrail'in kapsamlı bir karşılık vermesi riskini taşıyor.
Beyrut'taki Lübnan Üniversitesi Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Talal Atrisi, “Misilleme savaş demektir ve savaş başlatmak için aceleleri yok” yorumunda bulundu.
Buna karşın İsrail'in Natanz Nükleer Tesisi’ne yaptığı son saldırının zamanlaması, İsrail'in nükleer anlaşmaya ve yeniden canlandırılmasına karşı çıkması nedeniyle görüşmeleri engellemeye çalıştığını veya en azından İran'ın müzakere gücünü zayıflatmaya çalıştığını gösteriyor.
Viyana'da İran ile dolaylı olarak müzakerelere başlayan ABD, saldırıda parmağı olmadığını belirtti. Ancak saldırıyı kınayan herhangi bir açıklamada da bulunmadı. İranlı bir istihbarat yetkilisi, İsrail’in tekrarlanan saldırılarıyla ülke içinde korku yaymaya çalıştığını ve böyle bir etkinin İsrail'in çıkarına olacağını söyledi.
Yetkili, İran'ın herhangi bir izleme cihazı bulmak amacıyla nükleer tesislerdeki binaları incelemek için aldığı ek önemler ve olası casusluk faaliyetlerini engellemek için arka planda yaptığı soruşturmaların uranyum zenginleştirme sürecini yavaşlattığını belirtti.
Burada ne İsrail’in ne de İran’ın da topyekun bir savaşa girmek istemediğini ve her iki tarafın da gerilimden kaçınmak için diğerine bel bağladığını söylemek yanlış olmaz. Ancak, İsrail'in Suriye'deki İran destekli silahlı grupları hedef alması ve bazı gemilere karşılıklı olarak düzenlenen sabotaj saldırılarıyla İran ile İsrail arasındaki gizli gölge savaşı daha da yoğunlaştı.
Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Vakil’e göre ekonomik zorluklar, Kovid-19 vakalarındaki artış ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer sorunların İran üzerinde ekonomik yaptırımların kaldırılması için yakında yeni bir anlaşmaya varma baskısı oluşturuyor.  
İran’ın ülkedeki diğer sorunları ele almasını ve çözmesini sağlayacak kaynakların serbest kalması için nükleer anlaşmanın canlandırılmasına ihtiyaç duyduğunu belirten Vakil, “Gri bölgedeki bu saldırıların düşük düzeyde olması, İran'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılmasına ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor” dedi.
*New York Times



İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.