İran, İsrail saldırıları karşısında endişeli ve rahatsız

Saldırılar, İsrail'in İran’da etkili bir iş birliği ağına sahip olduğunu ortaya koydu.

DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
TT

İran, İsrail saldırıları karşısında endişeli ve rahatsız

DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)
DMO Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi (Fars)

İran’da son dokuz ay içinde motosikletli kiralık bir katil, El Kaide’nin Tahran'daki mülteci liderlerinden birini vurarak, öldürdü. Aynı şekilde İran’ın önde gelen nükleer bilim insanlarından biri kırsal bir bölgede pusuya düşürülerek, öldürüldü. İran'ın çöldeki ana nükleer tesislerinden birinde iki ayrı gizemli patlama meydana geldi. Bu patlamalar, ülkenin uranyum zenginleştirme çabalarının kalbine indirilen bir darbe oldu.
İranlı istihbarat yetkililerinin İsrail’in dahil olduğunu söylediği bu saldırılar, İsrail istihbaratının İran'ın içlerine kadar ulaşabildiğini ve çoğu durumda İranlı muhaliflerin yardımıyla yoğun bir şekilde korunan hedeflere üst üste saldırılar gerçekleştirebildiğini ortaya koydu.
Yirmi yılı aşkın bir süredir devam eden sabotaj ve suikast eylemleri, aynı zamanda İran için utanç verici olan güvenlik alanındaki başarısızlıkları da ortaya çıkardı. Bu eylemler, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya geri dönmeyi düşünen ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle müzakerelerin yeniden başlamasını bekleyen İranlı liderleri endişelendirdi ve rahatsız etti.
İran ve İsrail arasında yapılan karşılıklı suçlamalar keskin ve sertti. İran Meclisi’ne bağlı Strateji Merkezi Başkanı, İran'ın ‘casuslar için bir sığınak’ haline geldiğini söyledi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) eski komutanlarından biri olan Strateji Merkezi Başkanı, İran'ın güvenlik ve istihbarat birimlerinde kapsamlı bir reform yapılması çağrısında bulundu. ABD’de yayın yapan New York Times gazetesine göre İranlı milletvekilleri, önde gelen güvenlik ve istihbarat yetkililerinin istifasını da talep ettiler.
Bunun yanı sıra İranlı yetkililerin ve analistlerin en çok endişelendikleri ve korktukları nokta, saldırıların, İsrail'in İran içinde etkili bir iş birlikçi ağına sahip olduğunu ve İran istihbarat servislerinin güvenlik açıklarını tespit edemediğini ortaya çıkarmasıydı.
İngiliz araştırma enstitüsü Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Sanam Vakil konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
“İsraillilerin İran'ı bu kadar cesur ve kaba bir şekilde içeriden vurabilmeleri (İran için) çok utanç verici bir durum. İran'da tehlikeli bir etkisi olduğunu düşündüğüm bir zayıflığı ortaya koyuyor. Saldırılar, artık her olayın arkasında dış güçlerin olduğunu düşünen bir ülkenin üzerine korku ve dehşetin gölgesini düşürdü.”
İran devlet televizyonu geçtiğimiz hafta sonu, geçen ay Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan sabotaj eyleminin faili olmakla suçlanan Rıza Kerimi adlı 43 yaşındaki bir kişinin fotoğrafını yayınladı. Ancak bu kişinin tam olarak kim olduğu, bu eylemi tek başına mı yoksa başkalarıyla mı yaptığı, hatta bu ismin gerçek adı olup olmadığı dahi belli değildi.
İran İstihbarat Bakanlığı'na göre Kerimi, patlama gerçekleşmeden önce ülkeden kaçtı.
Geçtiğimiz Pazar günü İran’ın resmi yayın kurumları, DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı General Muhammed Hüseyin Zade Hicazi’nin kalp krizi sonucu öldüğü haberini geçtiler. Ancak hemen Hüseyin Zade Hicazi’nin ölümünün bir komplodan kaynaklandığına dair şüpheler ortaya çıkmaya başladı.

Hicazi, İsrail'in casusluk eylemlerinin hedefindeydi
Hicazi, uzun zamandır İsrail'in casusluk eylemlerinin hedefi haline gelmişti. Başka bir önde gelen Kudüs Gücü komutanının oğlu ise Twitter hesabından Hicazi’nin ölümünün ‘kalp rahatsızlığı ile ilgili olmadığını’ yazdı.
DMO Sözcüsü ise, Hicazi’nin ölümünün, son derece zor görevler üstlenmesi, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanması ve İran-Irak savaşı sırasında maruz kaldığı kimyasallar gibi birçok nedenden kaynaklandığını belirtti.
Eğer bu hipotez doğruysa, Hicazi, ABD’nin Ocak 2020'de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesiyle başlayan ve son 15 ay içinde öldürülen üçüncü yüksek rütbeli İranlı askeri yetkili olacak. Hatırlanacağı üzere İsrail, geçtiğimiz Kasım ayında İranlı nükleer bilimci ve DMO’nun önde gelen komutanı Tuğgeneral Muhsin Fahrizade’ye suikast düzenlemiş, Fahrizade suikast sonucu hayatını kaybetti.
Hicazi'nin ölümü doğal bir ölüm olsa dahi önde gelen üç ismin peş peşe ölümleri İran için ağır bir kayıp. Saldırılar, İsrail ve ABD istihbaratının, tehlikeli olarak gördükleri İran’ın faaliyetlerini baltalamayı amaçlayan uzun soluklu bir operasyonun hızındaki artışa işaret ediyor. Bu faaliyetlerin başında İran’ın birçok kez barışçıl olduğunu iddia ettiği nükleer programı ve Arap dünyasındaki silahlı grupları finanse etmek ve Lübnan'da Hizbullah’ı örgütlemek amacıyla ürettiği hassas güdümlü füzeler geliyor.
İsrail tarafından 2019 yılında yayınlanan bir askeri istihbarat raporu, Hicazi'nin DMO’nun Lübnan sorumlusu ve hassas güdümlü füze projesinin başı olduğunu açıkça ortaya koydu.
DMO Sözcüsü Ramazan Şerif, İsrail’in Hicazi’ye suikast düzenlemek istediğini öne sürdü. İsrail, başından beri ciddi bir tehdit olarak gördüğü İran'ın nükleer programını engellemek ve zayıflatmak için çalışıyor. İsrail'in İran nükleer programının önde gelen isimlerine suikastlar düzenlemeye, 2007 yılında İsfahan'daki bir nükleer tesiste gizemli bir gaz kaçağı kazasında İranlı bir nükleer bilim adamının ölümüyle başladığına inanılıyor.
O tarihten bu yana, İran'ın nükleer çabalarında hayati bir rol oynayan diğer altı nükleer bilimci ve askeri yetkiliye suikastlar düzenlendi, hedef alınan yedinci isim ise suikasttan yaralı olarak sağ kurtuldu. Kudüs Gücü ekonomik ilişkiler komutan yardımcısı Rüstem Kasımi, Mart ayında gerçekleşen Lübnan ziyareti sırasında İsrail tarafından kendisine düzenlenen bir suikast girişiminden sağ kurtuldu.  
Suikast, çeşitli düzeylerde ve cephelerde yürütülen bir operasyonda kullanılan yöntemlerden sadece biri. İsrail, 2018 yılında, Tahran'daki bir depodan İran'ın nükleer programına ilişkin yarım ton gizli dosya ve kaydı çalmak amacıyla cesurca bir gece yarısı operasyonu düzenledi.
İsrail ayrıca diğer ülkelerden İran'a gönderilecek ekipmanları aramak için tüm dünyayı dolaştı. Eski bir üst düzey ABD’li istihbarat yetkilisine göre İsrail bunu, söz konusu ekipmanları yok etmek, ekipmanların yüklü olduğu konteynırlara izleyici veya patlayıcı cihazlar yerleştirmek için yapıyor.
İsrailli eski bir kadın istihbarat ajanı, böyle bir görevi yerine getirmek için başka bir istihbarat subayıyla tesise gittiğini, ardından araba kazası veya kalp krizi gibi bir sorun yarattığını, kendisine tesise girmesi ve içinde kullanılan güvenlik sistemini bulması için yardımcı olan güvenlik görevlilerinden yardım istediğinde başka bir ekibin sisteme sızıp bozduğunu söyledi.
İranlı eski bir nükleer program yetkilisi, geçtiğimiz hafta İran devlet televizyonuna verdiği röportajda, Natanz Nükleer Tesisi’nde Temmuz ayında meydana gelen patlamanın kaynağını açıkladı. İran Atom Enerjisi Kurumu eski başkanı Feridun Abbasi Davani, patlayıcıların kazadan birkaç ay önce tesise nakledilen bir ofis mobilyasına yerleştirildiğini söyledi.
Yetkililer, patlamanın yeni nesil santrifüj üreten bir fabrikayı etkilediğini ve İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını aylarca engellediğini söylediler. Öte yandan İran Meclisi Araştırma Merkezi Başkanı Ali Rıza Zakani, dün (Salı) yaptığı açıklamada, nükleer tesisten yurtdışına tamir için başka bir makinenin daha gönderildiğini, ancak makinenin içerisine yerleştirilmiş 300 kilo patlayıcı ile geri döndüğünü söyledi. Natanz’da bu ay yaşanan son patlama hakkında fazla bilgi yok. Sadece patlamanın tesisin bağımsız güç sisteminin tahrip olmasına ve bunun sonucunda binlerce santrifüjün çalışamaz hale gelmesine yol açtığı biliniyor.
İsrail’in bu tür eylemleri, İran’ da İranlıların yardımı olmadan gerçekleştirmesi oldukça güç. Belki de İran’lıları en fazla öfkelendiren de budur. İran’daki güvenlik yetkilileri geçtiğimiz on yıl içinde birçok İran vatandaşı hakkında suçlamalarda bulundu. Bu suçlamalar arasında İsrail’in sabotaj ve suikast eylemlerine suç ortaklığı yapmak da vardı. İran’da bu suçun cezası ölümdür.
Bu saldırılar, nükleer tesisleri ve bilim adamlarını korumaktan sorumlu DMO’nun istihbarat kanadının itibarını zedeledi. Eski bir DMO komutanı DMO istihbarat biriminin tasfiye edilmesini talep ederken, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, “Natanz Nükleer Tesisi’nin güvenliğinden sorumlu birim bu hataların sorumluluğunu üstlenmelidir” dedi. İran Meclis Başkanlığı sekreterlerinden Seyid Emir Hüseyin Gazizade Haşimi, Pazartesi günü İran basınına yaptığı açıklamada, “İsrail'i ve ABD’yi bu saldırılardan sorumlu tutmak artık yeterli değil. Çünkü İran'ın evi içeriden temizlemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
DMO’ya ait Maşrık Haber Ajansı'na konuşan Haşimi, “Nükleer tesislerin güvenlik kurumu neden aynı kaynaktan iki kez saldırıya uğrayacak kadar sorumsuz davranıyor?” diye sordu. Ancak DMO yalnızca İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney’den emir alıyor ve bu noktada güvenlik biriminin üst düzey yetkilileri arasında herhangi bir değişiklik olduğuna dair hiçbir işaret yok.

Hasan Ruhani, hükümeti suçluyor
İran, her saldırıdan sonra yanıt vermekte zorlanıyor. Bazen olayın fail ya da faillerini ancak ülkeden kaçtıktan sonra kimliğini bildiğini iddia ediyor veya halen yakalanamadıklarını söylüyor. İranlı yetkililer saldırılar nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını belirtirken her saldırıdan sonra misilleme yapacaklarını ve karşılık vereceklerini söylüyorlar. Diğer yandan muhafazakarlar, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetini zayıf olmakla ve ülkenin güvenliğini ABD yaptırımlarının hafifletilmesini sağlayacak olan nükleer anlaşma müzakerelerine bağlamakla suçluyorlar.
İranlı yetkililer, İsrail’in kendilerini İran ile yeni ABD yönetimi arasında herhangi bir müzakere yapılması olasılığını ortadan kaldıracak açık bir çatışmaya itme girişiminin farkındalar. Bu nedenle eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin son yılında ‘stratejik sabır’ olarak niteledikleri bir politika uygulamaya başladılar. Cumhurbaşkanı Ruhani ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, öncelikleri yaptırımları kaldırmak olduğu için saldırıların müzakerelerin ilerleyişini etkilemesine izin vermeyeceklerini söylediler.
İran, saldırılara yanıt vermeye çalışmış, ancak başarısız olmuş olabilir. Geçtiğimiz Ocak ayında İsrail’in Yeni Delhi Büyükelçiliği yakınlarında meydana gelen patlamadan İran sorumlu tutuldu. Geçtiğimiz ay Etiyopya'da İran'la bağlantılı 15 milis, İsrail, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) saldırılar planlamak suçlamasıyla tutuklandı. İran’ın açık açık bir misillemede bulunması, İsrail'in kapsamlı bir karşılık vermesi riskini taşıyor.
Beyrut'taki Lübnan Üniversitesi Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Talal Atrisi, “Misilleme savaş demektir ve savaş başlatmak için aceleleri yok” yorumunda bulundu.
Buna karşın İsrail'in Natanz Nükleer Tesisi’ne yaptığı son saldırının zamanlaması, İsrail'in nükleer anlaşmaya ve yeniden canlandırılmasına karşı çıkması nedeniyle görüşmeleri engellemeye çalıştığını veya en azından İran'ın müzakere gücünü zayıflatmaya çalıştığını gösteriyor.
Viyana'da İran ile dolaylı olarak müzakerelere başlayan ABD, saldırıda parmağı olmadığını belirtti. Ancak saldırıyı kınayan herhangi bir açıklamada da bulunmadı. İranlı bir istihbarat yetkilisi, İsrail’in tekrarlanan saldırılarıyla ülke içinde korku yaymaya çalıştığını ve böyle bir etkinin İsrail'in çıkarına olacağını söyledi.
Yetkili, İran'ın herhangi bir izleme cihazı bulmak amacıyla nükleer tesislerdeki binaları incelemek için aldığı ek önemler ve olası casusluk faaliyetlerini engellemek için arka planda yaptığı soruşturmaların uranyum zenginleştirme sürecini yavaşlattığını belirtti.
Burada ne İsrail’in ne de İran’ın da topyekun bir savaşa girmek istemediğini ve her iki tarafın da gerilimden kaçınmak için diğerine bel bağladığını söylemek yanlış olmaz. Ancak, İsrail'in Suriye'deki İran destekli silahlı grupları hedef alması ve bazı gemilere karşılıklı olarak düzenlenen sabotaj saldırılarıyla İran ile İsrail arasındaki gizli gölge savaşı daha da yoğunlaştı.
Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Vakil’e göre ekonomik zorluklar, Kovid-19 vakalarındaki artış ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer sorunların İran üzerinde ekonomik yaptırımların kaldırılması için yakında yeni bir anlaşmaya varma baskısı oluşturuyor.  
İran’ın ülkedeki diğer sorunları ele almasını ve çözmesini sağlayacak kaynakların serbest kalması için nükleer anlaşmanın canlandırılmasına ihtiyaç duyduğunu belirten Vakil, “Gri bölgedeki bu saldırıların düşük düzeyde olması, İran'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) yeniden canlandırılmasına ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor” dedi.
*New York Times



İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.