Siyasi kışkırtıcılığın pratik tezahürleri

ABD’de her seçim döneminde provokatif söylemler, ölümcül birer silaha dönüşüyor

Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)
Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)
TT

Siyasi kışkırtıcılığın pratik tezahürleri

Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)
Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)

Fidel Spiti
İnsanın doğasında bulunan ‘kışkırtma’, ‘huzursuzluk çıkarma’ veya ‘provokasyon’ insanın her alanda kullandığı bir tür savunma biçimidir. Ancak bu eylemlerin sonuçları faili için her zaman olumlu olmayıp, kendisine de zarar verebilir ve her iki tarafın da birlikte zarar görmesine neden olabilir. Halk (Arap) arasında “Komşuma nispet olsun diye şalvarımı yaktım” diye bir söz var. Bu söz, bir kişinin düşmanına zarar vermeye çalışırken kendine zarar verebileceği anlamına geliyor.

Etkiye tepki ve yine etki
Tarihi 870 yılına dayanan bir hikaye anlatılır. İşgalci Vikingler, İskoçya'daki bir manastıra vardıklarında, aziz rahibe (Genç Abbey) diğer rahibelerden görünüşlerini bozmalarını ister. Çünkü bu, işgalcilerin onlara tecavüz etmesini engelleyecektir. Sonra bir bıçak alır ve hem burnunu hem de dudaklarını keser. Tüm rahibeler onun gibi yaparlar. Bu durum, Vikinglerin istila ettiği tüm manastırlarda tekrarlanır.
Rahibelerin, Vikingleri ‘kızdıran’ bu eylemleri, onları Vikinglerin tecavüzüne uğramaktan kurtarır, ama Vikingler, manastırları içlerinde rahibelerle birlikte yakarlar.
Siyaset dünyasında ise provokasyon, güvenlik güçlerinin sert müdahalesini haklı çıkarmak için ajanların bir kalabalığı harekete geçirmesi ve gösterileri şiddet olaylarına dönüştürmesi gibi, karşı tarafı hemen harekete geçirecek doğrudan kışkırtıcı bir girişim olarak görülmüştür. Bazı durumlarda bu girişim, provokasyon yapan tarafın daha büyük bir tepki vermek için karşı tarafın askeri olarak karşılık vermesini sağlayacak küçük şiddet eylemleri olabilir.
Dolayısıyla siyasi kışkırtıcılık; bir tarafın, diğer tarafı kurduğu tuzağa düşürmek, öfkeyle veya sabırsız davranarak karşılık vermeye zorlamak için kışkırtıcı bir süreç yürüttüğünün göstergesidir.

Siyasi kışkırtıcılığın örnekleri
Sadece birkaç hafta öncesine ait örneklerden birinde Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp Karrenbauer, Rusya'yı Ukrayna sınırına asker konuşlandırarak ‘provokasyon’ yapmakla suçladı. Bakan Karrenbauer, “Rusya’nın herhangi bir tepki vermesi için karşı tarafı kışkırtmaya çalıştığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Bir başka örnekte ise, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde uranyum zenginleştirme çalışmalarına başlayacağını açıklamasını ‘provokasyon’ olarak nitelendirdi. Bakan Blinken, “Bu adım, Tahran'ın Viyana'daki nükleer anlaşma konulu görüşmelerdeki ciddiyetine dair soru işaretleri uyandırdı” dedi.
Provokasyon ve bunun sonuçlarıyla ilgili uluslararası bir siyasi kargaşa olarak nitelendirilebilecek yüzlerce örnek daha var. Örneğin Kuzey Kore nükleer çalışmaları, ABD için bir provokasyon olmaya devam ediyor. Bazı analistler, Güney Kore ile ilişkilerini istikrara kavuşturmayı ve Çin ile stratejik dengeyi korumayı amaçlayan ABD’nin Kuzey Kore'nin nükleer çalışmalarını abarttığını düşünüyorlar. Provokasyon, taraflardan birinin lehine sonuçlanacak şekilde ayarlanabilir. Bu yüzden ‘huzursuzluk’, ‘provokasyon’ ve ‘şantaj’ kavramlarını yorumlamanın bir sınırı yok. Pyongyang bir füze fırlatsa veya yörüngeye bir uydu yerleştirirse, bu bir provokasyon olur. Çünkü Seul bunu kısa menzilli gemi karşıtı bir füze testi olarak görür. Kuzey Koreli askerler sınır noktasında birkaç el ateş etse, bu bir provokasyondur ve savaş ilandır. Fakat diğer taraf bunu sadece sınırdan uzakta başka bir konuyla ilgili bir mesaj olarak görebilir. Bu nedenle, her bir tarafın kendi algısına, ihtiyaçlarına ve siyasi hedeflerine göre yorumlayabileceği ‘elastik’ bir ifade olduğu için ‘provokasyon’ veya ‘kışkırtıcılık’ kelimelerinin gerçekte ne anlama gelebileceğinin belirli bir sınırı yok.

Kışkırtıcılığın gücü
Ancak uluslararası arenada yaşanan tüm gerilimlere rağmen, bazı ülkelerin farklı bölgelerdeki çıkarları birbiriyle çatışıyor. Bunula birlikte yine de öngörülemeyen sonuçlara yol açabilecek yanlış varsayımlara kaymayı önlemek için kışkırtıcılığın kullanımında köklü bir diplomatik etik anlayışı vardır. Diğer yandan ‘siyasi huzursuzluk’ genellikle, ‘onlar ne yaparlarsa yapsınlar haksızlar, biz ne yaparsak yapalım doğru’ şeklindeki sağlam bir inanca dayanır. Örneğin, bazı terör örgütleri, savaş yaklaşımlarını desteklemek için ‘kışkırtıcı güç’ ve ‘tamamlayıcı güç’ gibi terimleri benimserler.
Ancak düşmanın her eylemini ‘provokasyon’ olarak değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir. Bazen bu yanılgı karar vericileri, kışkırtıcılığın daha geniş ve daha uzak bir stratejik planın parçası olmaktan çok, yalnızca hızla siyasi bir tepki verdirme arzusu olarak görmesine neden olarak yanlış yönlendirebilir. Böylece kışkırtıcı tutum, belirsiz bir süre için bir ‘araç’ ve ‘amaç’ olur. Yani kışkırtıcı davranış, sahibinin düştüğü bir tuzağa dönüşür. Örneğin, İran rejimi uzun süre propagandasını yaparak ‘siyasi bir kışkırtıcı’ haline getirdiği uranyum zenginleştirme çalışmaları, daha sonra ‘ulusal bir mesele’ haline geldi. Böylece kışkırtıcı unsur, sahibinden daha büyük bir mesele oldu. Aynı durum, ‘direnişin direnişçilerden daha büyük bir başlığa dönüştüğü’ Filistin meselesi için de geçerli. Şu an ne direnişi savunabiliyorlar ne de ondan vazgeçebiliyorlar. Adeta müzakere ve kazanç elde etmenin anahtarı olan direniş, bir yük haline geldi. Bu şekilde, bir provokasyon, kışkırtıcılık veya huzursuzluk çıkarma aracı olarak başlayıp bir tuzağa dönüşenlere ilişkin yüzlerce örnek var.

Uzantısı aslının yerini alır
Bazen siyasi kışkırtıcılık sahibine dönebilir ve başlı başına bir sorun haline gelebilir. Niçin ortaya atıldığı unutulur ve ana nesne olur. Örneği bu durum, Avrupa Birliği'nin (AB) Rusya ile özellikle Ukrayna ve Balkanlar'da olan, ABD’nin ise Çin ile Çin Denizi ve Pasifik'te olan ilişkileri için geçerlidir. Aynı şekilde İran'ın Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan'daki ‘çekme ve germe’, bazen de ‘kemiğini kırma’ şeklinde Körfez ülkeleriyle olan ilişkileri için de geçerlidir. Siyasi kışkırtıcılık İsrail ile komşusu olan ülkeler arasındaki ilişkilerde her zaman çetin savaşların fitilini ateşleyen bir unsur olmuştur. Bu, son olarak Temmuz 2006 savaşında yaşandı. Kışkırtıcılık, haritaları sömürgeci veya manda ülkeleri tarafından çizilen üçüncü dünya ülkeleri gibi, sınırlarını tam olarak belirleyemeyen hemen hemen her iki ülkeyi içine almıştır. Kışkırtıcılık, söz konusu bu ülkeler arasında sözlü provokasyonlara, siyasi, diplomatik, bazen de maddi çatışmalara kapıyı açan bugüne kadar halen çözülmemiş olan sınır anlaşmazlıklarına neden oldu.

Makyavelci kışkırtıcılık
İtalyan siyaset bilimci Niccolo Machiavelli ‘Prens’ adlı kitabında, “Bilge bir hükümdar, fırsatını bulduğunda kurnazca düşmanlık duygularını uyandırmalı ve bu düşmanlığı bastırarak saygınlığını artırmalıdır” diye yazdı.
Arap ülkeleri arasındaki her demokratik ülkede parlamento seçimleri yapılsa bile Machiavelli’nin bu sözü sonuna kadar uygulanır. Çünkü seçim sonuçları rakip siyasi partilerin iktidara erişmesine yol açabilir. Bu da hükümetlerin kurulmasını zorlaştırırken karşılıklı olarak siyasi kışkırtıcılıklara ve dış güçler tarafından engellenme veya desteklenme suçlamalarına neden olur. Tüm taraflar diğer tarafların kabul edemeyecekleri şartlar öne sürerler. Siyaset felç olur ve kışkırtıcılık sürer gider. Lübnan, Irak, Tunus, Libya ve Sudan’da yaşanan da tam olarak budur. Bu ülkelerde siyasi taraflar, ülkeyi kontrol etmek için fikir birliğine varmak yerine çatışıyorlar. Bir taraf diğer tarafa kendi isteklerini gerek silahla, gerek parayla ya da basitçe seçim sonuçlarına karşı bir darbeyle dayatabiliyor.  Böylece, seçimlerin yarattığı siyasi ortam, araç olmaktan çıkıp ‘siyasi eylemin özü’ veya amacı haline gelen siyasi sıkıntılar için verimli bir hale geliyor.
ABD’de, her seçim döneminde, özellikle de söylemlerin ölümcül birer silah haline geldiği başkanlık seçimlerinde siyasi kışkırtıcılar ortaya çıkar. Eski ABD Başkanı Donald Trump ile mevcut Başkan Joe Biden arasındaki son seçimlerde kışkırtıcı söylemler zirve noktasına ulaştı. Karşılıklı olarak yapılan suçlamalar, kutsal bir amaca hizmet etse bile doğru olmayabilir. Winston Churchill'in dediği gibi, “Savaş zamanında, gerçek o kadar değerlidir ki, etrafını yalanlarla örerek korumak gerekir.” Adaylar arasındaki yalanlar, provokasyonlar veya siyasi kışkırtıcılıklar seçmenlerin oylarını kazanmayı hedefler.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'da aktardığı analize göre kışkırtıcı hamlelere bir örnek olarak Trump yönetiminin görev süresinin bitimine iki hafta kala Yemen'deki Husilerin silahlı gücü Ensarullah'ın 'terör örgütleri' listesine dahil etmesi ve Biden yönetiminin, göreve başlar başlamaz grubu listeden çıkarılması gösterilebilir.
İkinci bir örnek ise İngiltere’nin eski Washington Büyükelçisi’nin eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yine eski başkanlardan Barack Obama'yı karalamak için İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini ortaya koyan basına sızan e-posta yazışmalarıdır. Aynı şekilde Facebook ve Twitter’ın Trump destekçilerinin Kongre binası işgalinden sonra Trump’ın hesabını engellemesinin ardından, Trump ve eşi Melania'nın yeni bir sosyal paylaşım sitesi kurması da başka bir siyasi kışkırtıcılık örneğidir.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.