Siyasi kışkırtıcılığın pratik tezahürleri

ABD’de her seçim döneminde provokatif söylemler, ölümcül birer silaha dönüşüyor

Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)
Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)
TT

Siyasi kışkırtıcılığın pratik tezahürleri

Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)
Rusya’nın Ukrayna sınırı yakınlarına yaptığı askeri yığınak (AFP)

Fidel Spiti
İnsanın doğasında bulunan ‘kışkırtma’, ‘huzursuzluk çıkarma’ veya ‘provokasyon’ insanın her alanda kullandığı bir tür savunma biçimidir. Ancak bu eylemlerin sonuçları faili için her zaman olumlu olmayıp, kendisine de zarar verebilir ve her iki tarafın da birlikte zarar görmesine neden olabilir. Halk (Arap) arasında “Komşuma nispet olsun diye şalvarımı yaktım” diye bir söz var. Bu söz, bir kişinin düşmanına zarar vermeye çalışırken kendine zarar verebileceği anlamına geliyor.

Etkiye tepki ve yine etki
Tarihi 870 yılına dayanan bir hikaye anlatılır. İşgalci Vikingler, İskoçya'daki bir manastıra vardıklarında, aziz rahibe (Genç Abbey) diğer rahibelerden görünüşlerini bozmalarını ister. Çünkü bu, işgalcilerin onlara tecavüz etmesini engelleyecektir. Sonra bir bıçak alır ve hem burnunu hem de dudaklarını keser. Tüm rahibeler onun gibi yaparlar. Bu durum, Vikinglerin istila ettiği tüm manastırlarda tekrarlanır.
Rahibelerin, Vikingleri ‘kızdıran’ bu eylemleri, onları Vikinglerin tecavüzüne uğramaktan kurtarır, ama Vikingler, manastırları içlerinde rahibelerle birlikte yakarlar.
Siyaset dünyasında ise provokasyon, güvenlik güçlerinin sert müdahalesini haklı çıkarmak için ajanların bir kalabalığı harekete geçirmesi ve gösterileri şiddet olaylarına dönüştürmesi gibi, karşı tarafı hemen harekete geçirecek doğrudan kışkırtıcı bir girişim olarak görülmüştür. Bazı durumlarda bu girişim, provokasyon yapan tarafın daha büyük bir tepki vermek için karşı tarafın askeri olarak karşılık vermesini sağlayacak küçük şiddet eylemleri olabilir.
Dolayısıyla siyasi kışkırtıcılık; bir tarafın, diğer tarafı kurduğu tuzağa düşürmek, öfkeyle veya sabırsız davranarak karşılık vermeye zorlamak için kışkırtıcı bir süreç yürüttüğünün göstergesidir.

Siyasi kışkırtıcılığın örnekleri
Sadece birkaç hafta öncesine ait örneklerden birinde Almanya Savunma Bakanı Annegret Kramp Karrenbauer, Rusya'yı Ukrayna sınırına asker konuşlandırarak ‘provokasyon’ yapmakla suçladı. Bakan Karrenbauer, “Rusya’nın herhangi bir tepki vermesi için karşı tarafı kışkırtmaya çalıştığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Bir başka örnekte ise, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde uranyum zenginleştirme çalışmalarına başlayacağını açıklamasını ‘provokasyon’ olarak nitelendirdi. Bakan Blinken, “Bu adım, Tahran'ın Viyana'daki nükleer anlaşma konulu görüşmelerdeki ciddiyetine dair soru işaretleri uyandırdı” dedi.
Provokasyon ve bunun sonuçlarıyla ilgili uluslararası bir siyasi kargaşa olarak nitelendirilebilecek yüzlerce örnek daha var. Örneğin Kuzey Kore nükleer çalışmaları, ABD için bir provokasyon olmaya devam ediyor. Bazı analistler, Güney Kore ile ilişkilerini istikrara kavuşturmayı ve Çin ile stratejik dengeyi korumayı amaçlayan ABD’nin Kuzey Kore'nin nükleer çalışmalarını abarttığını düşünüyorlar. Provokasyon, taraflardan birinin lehine sonuçlanacak şekilde ayarlanabilir. Bu yüzden ‘huzursuzluk’, ‘provokasyon’ ve ‘şantaj’ kavramlarını yorumlamanın bir sınırı yok. Pyongyang bir füze fırlatsa veya yörüngeye bir uydu yerleştirirse, bu bir provokasyon olur. Çünkü Seul bunu kısa menzilli gemi karşıtı bir füze testi olarak görür. Kuzey Koreli askerler sınır noktasında birkaç el ateş etse, bu bir provokasyondur ve savaş ilandır. Fakat diğer taraf bunu sadece sınırdan uzakta başka bir konuyla ilgili bir mesaj olarak görebilir. Bu nedenle, her bir tarafın kendi algısına, ihtiyaçlarına ve siyasi hedeflerine göre yorumlayabileceği ‘elastik’ bir ifade olduğu için ‘provokasyon’ veya ‘kışkırtıcılık’ kelimelerinin gerçekte ne anlama gelebileceğinin belirli bir sınırı yok.

Kışkırtıcılığın gücü
Ancak uluslararası arenada yaşanan tüm gerilimlere rağmen, bazı ülkelerin farklı bölgelerdeki çıkarları birbiriyle çatışıyor. Bunula birlikte yine de öngörülemeyen sonuçlara yol açabilecek yanlış varsayımlara kaymayı önlemek için kışkırtıcılığın kullanımında köklü bir diplomatik etik anlayışı vardır. Diğer yandan ‘siyasi huzursuzluk’ genellikle, ‘onlar ne yaparlarsa yapsınlar haksızlar, biz ne yaparsak yapalım doğru’ şeklindeki sağlam bir inanca dayanır. Örneğin, bazı terör örgütleri, savaş yaklaşımlarını desteklemek için ‘kışkırtıcı güç’ ve ‘tamamlayıcı güç’ gibi terimleri benimserler.
Ancak düşmanın her eylemini ‘provokasyon’ olarak değerlendirmek her zaman doğru olmayabilir. Bazen bu yanılgı karar vericileri, kışkırtıcılığın daha geniş ve daha uzak bir stratejik planın parçası olmaktan çok, yalnızca hızla siyasi bir tepki verdirme arzusu olarak görmesine neden olarak yanlış yönlendirebilir. Böylece kışkırtıcı tutum, belirsiz bir süre için bir ‘araç’ ve ‘amaç’ olur. Yani kışkırtıcı davranış, sahibinin düştüğü bir tuzağa dönüşür. Örneğin, İran rejimi uzun süre propagandasını yaparak ‘siyasi bir kışkırtıcı’ haline getirdiği uranyum zenginleştirme çalışmaları, daha sonra ‘ulusal bir mesele’ haline geldi. Böylece kışkırtıcı unsur, sahibinden daha büyük bir mesele oldu. Aynı durum, ‘direnişin direnişçilerden daha büyük bir başlığa dönüştüğü’ Filistin meselesi için de geçerli. Şu an ne direnişi savunabiliyorlar ne de ondan vazgeçebiliyorlar. Adeta müzakere ve kazanç elde etmenin anahtarı olan direniş, bir yük haline geldi. Bu şekilde, bir provokasyon, kışkırtıcılık veya huzursuzluk çıkarma aracı olarak başlayıp bir tuzağa dönüşenlere ilişkin yüzlerce örnek var.

Uzantısı aslının yerini alır
Bazen siyasi kışkırtıcılık sahibine dönebilir ve başlı başına bir sorun haline gelebilir. Niçin ortaya atıldığı unutulur ve ana nesne olur. Örneği bu durum, Avrupa Birliği'nin (AB) Rusya ile özellikle Ukrayna ve Balkanlar'da olan, ABD’nin ise Çin ile Çin Denizi ve Pasifik'te olan ilişkileri için geçerlidir. Aynı şekilde İran'ın Yemen, Irak, Suriye ve Lübnan'daki ‘çekme ve germe’, bazen de ‘kemiğini kırma’ şeklinde Körfez ülkeleriyle olan ilişkileri için de geçerlidir. Siyasi kışkırtıcılık İsrail ile komşusu olan ülkeler arasındaki ilişkilerde her zaman çetin savaşların fitilini ateşleyen bir unsur olmuştur. Bu, son olarak Temmuz 2006 savaşında yaşandı. Kışkırtıcılık, haritaları sömürgeci veya manda ülkeleri tarafından çizilen üçüncü dünya ülkeleri gibi, sınırlarını tam olarak belirleyemeyen hemen hemen her iki ülkeyi içine almıştır. Kışkırtıcılık, söz konusu bu ülkeler arasında sözlü provokasyonlara, siyasi, diplomatik, bazen de maddi çatışmalara kapıyı açan bugüne kadar halen çözülmemiş olan sınır anlaşmazlıklarına neden oldu.

Makyavelci kışkırtıcılık
İtalyan siyaset bilimci Niccolo Machiavelli ‘Prens’ adlı kitabında, “Bilge bir hükümdar, fırsatını bulduğunda kurnazca düşmanlık duygularını uyandırmalı ve bu düşmanlığı bastırarak saygınlığını artırmalıdır” diye yazdı.
Arap ülkeleri arasındaki her demokratik ülkede parlamento seçimleri yapılsa bile Machiavelli’nin bu sözü sonuna kadar uygulanır. Çünkü seçim sonuçları rakip siyasi partilerin iktidara erişmesine yol açabilir. Bu da hükümetlerin kurulmasını zorlaştırırken karşılıklı olarak siyasi kışkırtıcılıklara ve dış güçler tarafından engellenme veya desteklenme suçlamalarına neden olur. Tüm taraflar diğer tarafların kabul edemeyecekleri şartlar öne sürerler. Siyaset felç olur ve kışkırtıcılık sürer gider. Lübnan, Irak, Tunus, Libya ve Sudan’da yaşanan da tam olarak budur. Bu ülkelerde siyasi taraflar, ülkeyi kontrol etmek için fikir birliğine varmak yerine çatışıyorlar. Bir taraf diğer tarafa kendi isteklerini gerek silahla, gerek parayla ya da basitçe seçim sonuçlarına karşı bir darbeyle dayatabiliyor.  Böylece, seçimlerin yarattığı siyasi ortam, araç olmaktan çıkıp ‘siyasi eylemin özü’ veya amacı haline gelen siyasi sıkıntılar için verimli bir hale geliyor.
ABD’de, her seçim döneminde, özellikle de söylemlerin ölümcül birer silah haline geldiği başkanlık seçimlerinde siyasi kışkırtıcılar ortaya çıkar. Eski ABD Başkanı Donald Trump ile mevcut Başkan Joe Biden arasındaki son seçimlerde kışkırtıcı söylemler zirve noktasına ulaştı. Karşılıklı olarak yapılan suçlamalar, kutsal bir amaca hizmet etse bile doğru olmayabilir. Winston Churchill'in dediği gibi, “Savaş zamanında, gerçek o kadar değerlidir ki, etrafını yalanlarla örerek korumak gerekir.” Adaylar arasındaki yalanlar, provokasyonlar veya siyasi kışkırtıcılıklar seçmenlerin oylarını kazanmayı hedefler.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'da aktardığı analize göre kışkırtıcı hamlelere bir örnek olarak Trump yönetiminin görev süresinin bitimine iki hafta kala Yemen'deki Husilerin silahlı gücü Ensarullah'ın 'terör örgütleri' listesine dahil etmesi ve Biden yönetiminin, göreve başlar başlamaz grubu listeden çıkarılması gösterilebilir.
İkinci bir örnek ise İngiltere’nin eski Washington Büyükelçisi’nin eski ABD Başkanı Donald Trump'ın yine eski başkanlardan Barack Obama'yı karalamak için İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini ortaya koyan basına sızan e-posta yazışmalarıdır. Aynı şekilde Facebook ve Twitter’ın Trump destekçilerinin Kongre binası işgalinden sonra Trump’ın hesabını engellemesinin ardından, Trump ve eşi Melania'nın yeni bir sosyal paylaşım sitesi kurması da başka bir siyasi kışkırtıcılık örneğidir.



Arakçi, İran'da rejim değişikliğinin ‘yanılsama’ olduğunu yineledi... Hatemi, ABD ve İsrail'i uyardı

İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)
İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)
TT

Arakçi, İran'da rejim değişikliğinin ‘yanılsama’ olduğunu yineledi... Hatemi, ABD ve İsrail'i uyardı

İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)
İran'da yayınlanan bir gazetenin bugünkü baskısının ön sayfasında ABD Başkanı Donald Trump'ın fotoğrafı ‘İran Venezuela değildir’ başlığıyla yer aldı. (EPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, İran’da rejim değişikliği ihtimalinin ‘bazılarının yaşadığı bir yanılsamadan ibaret olduğunu’ söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün, ABD Başkanı Donald Trump’ı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ve Avrupa’yı, ülkede son dönemde patlak veren protestolarda ‘gerilimi körüklemek’ ve halkı ‘kışkırtmakla’ suçladı.

 Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Pezeşkiyan, söz konusu aktörlerin iç gelişmelere müdahale ederek toplumsal huzursuzluğu körüklediğini savundu.

Arakçi, CNN’e verdiği demeçte İran’ın güvenliğinin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, ülkesinin her türlü ‘terörist grupla’ mücadele etmeye hazır olduğunu belirtti. “Sistemimiz son derece sağlam ve temelleri o kadar güçlü ki, kişilerin değişmesi herhangi bir fark yaratmaz” diyen Arakçi, İran yönetiminin istikrarına dikkat çekti. Öte yandan İran’ın Mehr haber ajansı, Arakçi’nin, ülkesinin bölgede barış ve istikrarın korunması amacıyla bölge ülkeleriyle iş birliğine hazır olduğunu söylediğini aktardı. Arakçi ayrıca, İran’ın meşru çıkarlarını garanti altına alacak adil ve dengeli bir nükleer anlaşmaya açık olduğunu ifade etti.

Söz konusu açıklamalar, dün Türkiye’de gerçekleştirilen temasların ardından geldi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye’nin ABD ile yaşanan kriz konusunda arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu ilettiğini duyurmuştu.

Arakçi, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, İran’ın, nükleer silaha erişimin engellenmesine yönelik güvenceler ile yaptırımların etkin biçimde kaldırılmasını içeren bir nükleer anlaşmaya hazır olduğunu kaydetti.

Arakçi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İran-Türkiye ikili ilişkileri ile ortak ilgi alanına giren bölgesel konular hakkında yapılan görüşmelerin her zaman verimli ve yapıcı geçtiğini belirtti.

Arakçi, “Bu görüşmeler sırasında İran’ın hiçbir zaman nükleer silah edinmeyi hedeflemediğini bir kez daha vurguladım. Ülkemiz, İran tarafının meşru çıkarlarını güvence altına alan, nükleer silaha sahip olunmamasına yönelik teminatlar içeren ve mevcut haliyle yaptırımların kaldırılmasını öngören adil ve dengeli bir nükleer anlaşmaya hazırdır” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’ın kendisine yönelik tehdit edilen bir askerî saldırıdan kaçınmak amacıyla bir anlaşma yapmak istediğine inandığını ifade etti. Tahran ise buna karşılık, füze kabiliyetlerinin müzakere konusu olmadığını yineledi.

İran ordusu yüksek alarm durumunda

İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, ABD ve İsrail’i herhangi bir saldırı düzenlememeleri konusunda uyardı. Hatemi, Washington’un Körfez bölgesinde gerçekleştirdiği geniş çaplı askerî yığınaklar ışığında, İran Silahlı Kuvvetleri’nin en üst düzeyde alarma geçtiğini belirtti.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığına göre Hatemi, “Düşman bir hata yaparsa, bundan şüphesiz kendi güvenliğiyle birlikte bölgenin ve Siyonist varlığın güvenliği de zarar görür” dedi. Hatemi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘savunma ve askerî hazırlık açısından en yüksek seviyede’ bulunduğunu vurguladı.

Hatemi ayrıca, ABD Başkanı’nın İran’ın olası Amerikan saldırılarından kaçınmak için bir anlaşma arayışında olabileceğine yönelik açıklamalarının ardından, ülkesinin nükleer teknolojisinin ‘yok edilemeyeceğini’ ifade etti. Hatemi, “İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer bilim ve teknolojisi, bu vatanın bilim insanları ve evlatları şehit edilse bile ortadan kaldırılamaz” diye konuştu.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak İranlı yetkililer, ülkede son dönemde yaşanan ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği protestolara yönelik baskıların ardından artan gerilimi azaltabilecek taraflarla diplomatik temaslarını artırdı. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile Tahran arasında arabuluculuk girişiminde bulunan Türkiye’yi ziyaret ederken, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani de Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşme, Kremlin tarafından da doğrulandı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, son haftalarda İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Washington Ortadoğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve USS Abraham Lincoln uçak gemisini bölgeye gönderdi.


DMO, Bender Abbas'taki patlamanın ardından donanma komutanına suikast düzenlendiği iddialarını yalanladı

Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)
Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)
TT

DMO, Bender Abbas'taki patlamanın ardından donanma komutanına suikast düzenlendiği iddialarını yalanladı

Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)
Tahran'da bir patlamanın neden olduğu yangının ardından yükselen duman (Arşiv – Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) bugün, güneydeki bir şehirde sekiz katlı binada meydana gelen ve nedeni henüz belirlenemeyen patlamanın ardından donanma komutanının öldürüldüğüne dair haberleri yalanladı.

İran devlet televizyonu, patlamanın sekiz katlı bir binada gerçekleştiğini, iki katın ve birkaç aracın yanı sıra bazı dükkanların zarar gördüğünü bildirdi. İtfaiye ekiplerinin olay yerinde müdahale için hazır bulunduğu kaydedildi.

İran medyası patlamayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirirken, bir yetkili basına bir kişinin hayatını kaybettiğini, 14 kişinin ise yaralandığını açıkladı.

Patlamanın yaşandığı Bender Abbas, Umman Sultanlığı ile İran arasında stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerinde bulunuyor. Dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte biri buradan geçiyor.

Olay, İran ve ABD arasındaki artan gerilim ortamında meydana geldi. Söz konusu gerilim, üç yıl aradan sonra ülkede patlak veren geniş çaplı protestolar ve Batı’nın İran’ın nükleer programına ilişkin endişeleriyle birleşiyor.

Öte yandan Tehran Times, itfaiye müdürünün açıklamasına dayandırdığı haberinde, Batı İran’daki Ahvaz kentinde bir binada meydana gelen gaz patlamasında dört kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Ülke genelinde aralık ayında patlak veren protestolar, ekonomik zorluklar nedeniyle başlamış ve İran rejimi için son yılların en büyük sınavlarından biri olarak kaydedilmişti.

İranlı bir yetkili, Reuters’a verdiği demeçte, protestolarda en az 5 bin kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 500 güvenlik görevlisinin bulunduğunu açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü İran’a doğru bir ‘filo’ hareket ettiğini duyurdu. Birçok kaynak, Trump’ın İran’a yönelik seçenekleri değerlendirdiğini, bunların arasında güvenlik güçlerine yönelik hedefli saldırıların da bulunduğunu bildirdi.

Bugün erken saatlerde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD, İsrail ve Avrupa liderlerini ülkesindeki ekonomik sorunları istismar etmekle, huzursuzluğu kışkırtmakla ve bazı kişilere ‘milleti parçalama’ imkânı sağlamakla suçladı.

ABD dün DMO’yu, Hürmüz Boğazı’nda iki gün sürecek mühimmatlı deniz tatbikatı düzenlemesinin ardından, ‘güvensiz hareketleri kabul etmeyeceği’ konusunda uyardı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın hızlı teknelerinin ABD savaş gemilerine çarpma riski taşıyan rotalarda hareket etmesi de dahil olmak üzere, güvensiz tatbikatlara tolerans göstermeyeceğini duyurdu.

CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, “ABD güçlerine, bölgesel ortaklara veya ticari gemilere yönelik herhangi bir güvensiz davranış, gerilimi artırarak istikrarı bozma riskini yükseltir” denildi.


Pezeşkiyan: Trump, Netanyahu ve Avrupa son protestolarda gerilimi tırmandırdı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: Trump, Netanyahu ve Avrupa son protestolarda gerilimi tırmandırdı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bugün (cumartesi) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Avrupa’yı, ülkede yakın dönemde patlak veren protestolarda “gerilimi kışkırtmakla” ve halkı “tahrik etmekle” suçladı.

İran’ın yarı resmî Mehr Haber Ajansı’nın aktardığına göre Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’ın bölgede barış ve istikrarın korunması için bölge ülkeleriyle iş birliğine hazır olduğunu, ülkenin meşru çıkarlarını güvence altına alacak adil ve dengeli bir nükleer anlaşmaya açık olduğunu söyledi.

Bu açıklamalar, dün (cuma) Türkiye’de gerçekleştirilen temasların ardından geldi. Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesinde, Ankara’nın ABD ile yaşanan kriz konusunda arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu ilettiğini duyurdu.

Arakçi, X platformundaki paylaşımında da İran’ın, nükleer silaha erişimi engelleyecek güvence mekanizmalarını ve yaptırımların etkili biçimde kaldırılmasını içeren bir nükleer anlaşmaya hazır olduğunu vurguladı.

Arakçi, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İran-Türkiye ikili ilişkileri ile ortak ilgi alanına giren bölgesel meseleler üzerine yaptığımız toplantı ve görüşmeler her zaman verimli ve yapıcı oldu” dedi.

Açıklamasında, “Bu görüşmeler sırasında, İran’ın hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmadığını bir kez daha teyit ettim. İran tarafının meşru çıkarlarını güvence altına alacak; nükleer silah edinilmeyeceğine dair garantiler ile mevcut yaptırımların kaldırılmasını içeren adil ve dengeli bir nükleer anlaşmaya hazır olduğumuzu ifade ettim” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Trump ise dün (cuma), İran’ın askeri bir saldırıyı önleyecek bir anlaşma yapmak istediğine inandığını söyledi. Buna karşılık Tahran, balistik füze kapasitesinin müzakere konusu olmadığını yineledi.

İranlı yetkililer, son dönemde protestoların sert biçimde bastırılması ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesiyle tırmanan gerilimi düşürmeye katkı sunabilecek taraflarla diplomatik temaslarını artırdı. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile Tahran arasında arabuluculuk yapmaya çalışan Türkiye’yi ziyaret ederken; Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani de Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşme Kremlin tarafından da doğrulandı.

ABD Başkanı Trump, son haftalarda İran’a yönelik askeri saldırı tehdidini artırırken, Washington Orta Doğu’daki askeri varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi.