ABD güçleri Irak ve Afganistan'dan çekildikten sonra neden Körfez'de kalmaya devam edecek?

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
TT

ABD güçleri Irak ve Afganistan'dan çekildikten sonra neden Körfez'de kalmaya devam edecek?

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, 9 Eylül 2019'da Afganistan'ın Celalabad şehrindeki Fenty İleri Operasyon Üssü’de (FOB) askerlerle konuşurken (Reuters)

Tarık eş-Şami
Washington'da, ABD güçlerinin Ortadoğu'dan çekilmesi ve Asya ile Avrupa'da yeniden konuşlandırılmasını isteyenler ile Çin ve Rusya'nın yarattığı zorluklarla mücadele etmek için ABD güçlerinin Ortadoğu’da kalmasını isteyenler arasındaki tartışmalara rağmen söz konusu güçlerin stratejik, politik ve ekonomik nedenlerden ötürü Basra (Arap) Körfezi bölgesinde kalması eğilimi başkente hakim olmaya devam ediyor. Peki, bunun nedenleri neler? Tartışma neden şimdi alevlendi? Bunun, ne gibi sonuçları olabilir?
ABD Başkanı Joe Biden, bu ayın başlarında Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) Basra Körfezi’ndeki üç Patriot hava savunma sistemlerinin kaldırılması talimatı verdi. Aynı zamanda bir uçak gemisi, gözetleme sistemleri ve birçok askeri birlik de başka bölgelerde faaliyet gösterecek şekilde yeniden konuşlandırıldı. Böylece geçtiğimiz yılın başlarında eski ABD Başkan Donald Trump yönetimi ile İran arasındaki gerilimin zirveye ulaştığı bir dönemde 90 bin askere gerileyen bölgedeki Amerikan askerlerinin sayısı 50 binin altına düştü.

ABD güçleri bölgede kalacak mı yoksa ayrılacak mı?
Washington’daki bazı çevreler, Biden'ın Ortadoğu'daki Amerikan rolünü yeniden şekillendirdiği ve Çin ve Rusya gibi büyük rakiplerle mücadele etmek için onlarca yıldır ABD’nin askeri önceliği olan bölgeden uzaklaşmak istiyor olabileceğini düşünürken bazıları şuan Beyaz Saray koridorlarında dolaşan meselenin, ABD güçlerinin bölgede kalıp kalmayacağıyla ilgili olmadığına daha ziyade, Körfez bölgesi ve Ortadoğu'da ABD'nin stratejik çıkarlarını elde etmek için kaç askerin yeterli olduğu konusu etrafında döndüğüne inanıyorlar.
Washington’da bu soruları gündeme getiren neden, Başkan Biden’ın 11 Eylül’den önce tüm ABD güçlerini Afganistan’dan çekme, Irak'taki Amerikan askeri sayısını azaltma ve görevlerini askeri eğitim danışmanlığıyla sınırlama kararıdır. Bazıları çevreler, Basra Körfezi'nde konuşlu bazı ABD güçlerinin, ABD’nin Afganistan ve Irak'taki askeri operasyonlarını desteklemek için orada bulundukları göz önüne alındığında bunun çift yönlü bir karar olduğunu düşünüyorlar.

Eski tartışma yeniden alevlendi
Arap (Basra) Körfezi'nde kalan ABD kuvvetlerinin faydalarına ilişkin tartışma yeni değil. Ancak tartışma yıllar geçtikçe, ABD’nin Ortadoğu'daki bitmeyen savaşlarının sona erdiği vurgulanarak daha da alevlenirken Washington’ın Körfez bölgesinde güvenlik garantörü olarak üstlendiği tarihi rolünü bugüne kadar sürdürerek ABD’nin ne gibi kazanlar elde ettiği ile ilgili sorular da arttı.
ABD güçlerinin eve dönmesini veya Avrupa ve Asya'daki diğer yerlere yeniden konuşlanmasını talep eden katı görüşlere karşın, dünya, Basra Körfezi'nden petrol ve gaz ihracatına bağımlı olduğu, ABD ile İran anlaşmazlığı sürdürdüğü ve Washington, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini veya ABD’nin bölgedeki müttefiklerine ve ortaklarına saldırmasını önlemeye devam ettiği sürece daha az sayıda da olsa Körfez’de asker bulundurulmasına yönelik baskın bir eğilim de söz konusu.

ABD güçlerinin çekilmesini isteyenlerin bahaneleri
ABD güçlerinin geri çekilmesini isteyenler, bunun nedenini ABD’nin artan enerji üretimi ve küresel enerji piyasasının çeşitlenmesi nedeniyle ABD’nin artık Körfez bölgesindeki çıkarlarının azalmasına dayandırıyorlar. Bu, eski Başkan Donald Trump'ın Haziran 2019'da Çin'in petrolünün yüzde 91'ini bölgeden aldığına dair tweet attığında güçlendirdiği bir görüştü. Japonya da petrolünün yüzde 62'sini Körfez bölgesinden alıyor. Trump tweetinde, ABD’nin diğer ülkelerin nakliye yollarını onlardan herhangi bir ödeme almadan korumasına itiraz ederken, bu ülkelerin her zaman tehlikelerle dolu bir rotada gemilerini korumaları gerektiğini ifade etti. Trump ayrıca ABD’nin dünyanın en büyük enerji üreticisi haline geldikten sonra halen bölgede bulunmasına gerek olmadığının altını çizdi.
ABD güçlerinin çekilmesini isteyenler, Amerikan askerlerinin Afganistan'dan çekilmesinden, Irak’taki asker sayısı azaldıktan ve görevleri yeniden tanımlanıp çatışmaların dışında bırakıldıktan birkaç ay sonra ABD’nin bölgedeki temel çıkarlarının tehdit edilemeyeceğini öne sürüyorlar. Böylece, ABD’nin çıkarlarının daha düşük bir maliyetle ve daha az askeri risk ve kaynak ile korunabileceğini düşünüyorlar. Ayrıca ABD’nin, barış zamanında serbest petrol ticaret akşını korumak veya İsrail'in güvenliğini sağlamak ya da DEAŞ, El Kaide ve aşırılık yanlısı silahlı gruplarla mücadele etmek yahut bölgede düşmanca bir hegemonyanın ortaya çıkmasını önlemek için kalıcı olarak askeri varlığını sürdürmesine gerek olmadığını savunuyorlar.
Dahası, onların bakış açısına göre ABD, Basra Körfezi'ndeki askerlerini çekip ülkeye geri döndürürse veya onları Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle rekabet etmek için Avrupa ve Hint-Pasifik bölgesine taşırsa büyük miktardaki harcamalardan tasarruf edecek.

ABD güçlerinin bölgede kalmasında ısrar edenlerin öne sürdüğü nedenler
Öte yandan ABD güçlerinin Körfez bölgesinde kalmaya devam etmesini isteyenlerin de bunun için birkaç nedeni var. Bu nedenlerin başında, Basra Körfezi'ndeki ABD güçlerinin çoğunun, ABD’nin Irak ve Afganistan'daki askeri operasyonlarını destekliyor ve oradaki yerel güçlere eğitim, danışmanlık ve yardım etme gibi savaş dışı roller oynuyor olmaları geliyor. ABD, bu iki ülkede bazı misyonlarını sürdürdüğü sürece, Amerikan askerlerinin sayısının sınırlı olarak azaltılması gerektiğini düşünüyorlar.
Bu kişiler, Amerikan askerlerinin Basra Körfezi’nde konuşlandırılmasının nedeninin, ABD’nin petrol kaynaklarına erişimini sağlamakla ilgili olduğu görüşünü reddediyor ve asıl nedenin, Washington’ın çıkarlarının yanı sıra küresel enerji piyasalarının istikrarını korumak ve İran’ın enerji piyasasının istikrarını etkilemeyi amaçlayan girişimlerini engellemek olduğunu öne sürüyorlar.
Dahası, bölgedeki olası istikrarsızlığın, Washington’ın ortaklarını tehdit edebileceğini, ABD’ye saldırmak isteyen aşırılık yanlısı gruplar için potansiyel olarak daha güvenli sığınaklar yaratabileceği ve İran'ın bölgedeki jeopolitik özlemlerinin ABD ile çatışmaya yol açabileceğini vurguluyorlar.

Harcamalardan tasarruf etme
ABD askerlerinin geri çekilmesinin tasarruf sağlayacağını öne sürenlere karşı askerlerin bölgede kalmasını isteyenler, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinde konuşlu güçlerin, çok az kayıp verdiğini ve az sayıda askerin yaralandığını savunuyorlar. Şuan ABD’nin mevcut askeri durumu, 2021 yılına ait 740 milyar dolarlık savunma bütçesine kıyasla nispeten küçük ve ucuz olduğu düşünülüyor. Bunun yanı sıra Körfez ülkeleri, ABD askerleri için mükemmel eğitim olanakları sağlıyor. Bu ülkeler, ABD güçlerinin desteklemenin maliyetlerinin çoğunu üstlendiğinden, Amerikan askerlerinin dünyanın diğer yerlerine nakledilmesi Pentagon için daha maliyetli olacak.

Ters politika
Siyasi açıdan, ABD’nin mevcut askeri varlığı, bulunduğu ülke içinde düşmanlıklar yaratmıyor, iç istikrarı tehdit etmiyor, ev sahibi ülkeler için siyasi sorunlara yol açmıyor ve terörist saldırılar için bir bahane teşkil etmiyor.
Daha da önemli olan ise Amerikan askerlerinin geri çekilmesinin Washington'ın Ortadoğu'daki siyasi etkisi üzerindeki etkileridir. Çünkü Rusya ve Çin, ABD’nin hala bölgede büyük yeteneklere sahip olduğunun farkındalar. Ama aynı zamanda ‘Amerikan yüzyılının’ sona yaklaştığına da inanıyorlar. Bu da Moskova ve Pekin'in Ortadoğu'da Washington'ın hareket özgürlüğünü kısıtlaması ve Çin'in gelecekte dünya lideri olacağı iddiasını pekiştirmesi için fırsatlar yaratıyor.

Boşluğun doldurulması
Rusya ve Çin’in yakın zamanda bölgede gösterdikleri diplomatik faaliyetler ve çeşitli sorunlara sundukları çözüm önerileri, ABD'nin Basra Körfezi ve Ortadoğu'daki geleneksel güvenlik garantörü rolünü terk etmesinden kaynaklanabilecek büyük boşluğu doldurma arzusunun yalnızca bir parçasını ortaya koyuyor.
Mesele, siyasi boşluğu doldurmakla bitmeyecektir. Son yıllarda Çin'in başta donanması olmak üzere askeri gücünün istikrarlı bir şekilde büyüdüğü göz önüne alındığında güvenlik alanındaki boşluğu doldurmaya kadar uzanacaktır. ABD Kongresi tarafından yayınlanan yakın tarihli bir rapora göre Çin'in 360 gemi ile bir yıl içinde ABD Donanması’nın filosundaki savaş gemisi sayısını (297) geçmesi bekleniyor.
Çin şuan Körfez bölgesi yakınlarında Birleşmiş Milletler (BM) bayrağı altında deniz korsanlarıyla mücadele için devriye görevi sürdürüyor olsa da, Cibuti’de bir deniz üssü inşa edilmesi ve Basra Körfezi yakınlarında Hint Okyanusu’nun en batısında faaliyet gösteren Pekin filolarının kurulması Çin’in askeri nüfuzunu genişletme arzusunu ortaya koyuyor.

Geri çekilmenin riski
ABD güçlerinin bölgede kalmasını destekleyenler, Tahran'ın daha agresif davranabileceği gerekçesiyle askerleri geri çekilmenin, ABD'nin asker sayısını azalttığı ve Washington'ın artık bölgedeki ortaklarının savunmaya bağlı olmadığı düşüncesini doğuracağından ABD'nin geleneksel caydırıcılığının güvenilirliğini zayıflatabileceği konusunda uyarıyorlar. Ayrıca Washington'ın müttefiklerinin, ABD’nin artık güvenilir bir güvenlik ortağı olmadığını düşünmelerine, kendi nükleer programlarını geliştirme kararı almalarına ve bunun da geniş bir bölgesel silahlanma yarışının başlamasına neden olabileceğini vurguluyorlar.

İran ile çatışma olasılığı
ABD güçleri, şimdiye kadar tüm tahminlerinde İran ile bir çatışma olasılığını hesaba kattılar. Dolayısıyla, ABD güçlerinin Basra Körfezi'nden çıkışı, bölgedeki nükleer ve bölgesel sorunların nasıl sonuçlanacağıyla bağlantılıdır. Ancak Washington ve Tahran çatışma içinde olduğu sürece, ABD güçlerinin, bölgedeki üslere kolayca erişmesi ve askeri varlığını koruması gerekecektir.
Ancak gözlemciler, ABD’nin Irak ve Afganistan'daki askeri operasyonlarının sona ermesinden sonra şuan Basra Körfezi'nde konuşlu olan güçlerinin varlığını sürdürmesinin gerekmediğine inanıyorlar. Aynı zamanda hayati önem taşıyan hava ve füze savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve gerektiğinde daha fazla asker konuşlandırılması için kapının açık bırakılmasıyla birlikte bazı üslerin bu çerçevede orantılı bir şekilde daraltacağını ve ABD’nin Körfez'deki askeri personel sayısını azaltmak zorunda kalabileceğini düşünüyorlar.
Ancak ABD, Arap (Basra) Körfezi’nde az sayıda personelle askeri varlığını sürdürebilir. Bu da siyasi açıdan İran’ı kötü niyetli faaliyetlerinden caydırmanın yanı sıra ABD’nin bölgedeki müttefiklerine verdiği güvenlik taahhütlerinin arkasında durması ve askeri acil durumlara hızlı yanıt verebilmesi için önemlidir. Bu durum, ABD’nin Basra Körfezi'ndeki askeri varlığını sürdürmesini gerektiriyor.

 


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.