Çad’daki güç mücadelesinde yeni dönem

Bir süre önce yaşamını yitiren Çad’ın eski Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin oğlu Muhammed İdris Debi İtno, Askeri Geçiş Konseyi kurdu.

Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)
Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)
TT

Çad’daki güç mücadelesinde yeni dönem

Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)
Askeri Geçiş Konseyi Başkanı Muhammed İdris Debi (Reuters)

Ali Yahya
Çad kamuoyu, Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin altıncı kez cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından silahlı çatışmaların patlak vereceğini tahmin ediyordu. Debi’nin ölüm haberi ise ülkede şok etkisi yarattı. Bu olayın arkasında kimlerin olduğu konusunda farklı görüşler mevcut. Ancak güç mücadelesinden doğan kaosun bedelini ilk ödeyen yine Çad halkı oldu.

Debi’nin oğlu cumhurbaşkanı mı oldu?
Debi’nin ölümü sonrasında ülkede alışılmadık bir tablo ortaya çıktı. Zira Silahlı Kuvvetler Başkomutanı ve Debi’nin ölümünün ardından kurulan Askeri Geçiş Konseyi’nin (AGK) Başkanı Muhammed İdris Debi, AGK’nin ilan ettiği ve önceki anayasayı fesheden “Geçiş Sözleşmesi” uyarınca cumhurbaşkanlığı görevini kendisinin üstleneceğini ilan eti. Cumhurbaşkanı Debi’ye yakın 15 generali de AGK’ye atadı. Bu generaller, ülkede özgür ve demokratik seçimlerin düzenleneceği zamana kadar sürecin idaresinden sorumlu olacak.
Geçiş süreci 18 ay olarak belirlendi. Bu süreci, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Yüksek Ulusal Savunma Komiteleri Başkanı sıfatıyla Muhammed İdris Debi İtno yönetecek. Oğul Debi ayrıca kendisinin atadığı Askeri Geçiş Konseyi’nin 69 üyesi tarafından çıkarılan yasaları onaylamanın yanı sıra geçiş hükümetinin askeri pozisyonuna atanan personeli görevden alma yetkisine de sahip olacak.
AGK ilk olarak anayasayı askıya aldı, Meclis’i feshetti ve 14 gün yas ilan etti. Ayrıca ülkenin kara ve hava sınırlarını ikinci bir emre kadar kapattı, akşam sokağa çıkma yasağı getirdi. Yapılan açıklamalar Cumhurbaşkanı Debi’nin cenaze törenin bugün başkent Encemine’de yapılacağı yönde.

Dışarıya güvence
AGK Başkan Yardımcısı Djimadoum Tirayna, ülkedeki yabancı misyonların temsilcileriyle yaptığı görüşmede ordunun yönetimi elinde tutma niyeti olmadığını bildirdi. Savunma ve Güvenlik Güçleri’nin iktidarı koruma arzusunda olmadığını, AGK’nin Geçiş Sözleşmesi uyarınca yönetimi sivil idareye teslim edeceğini ve 18 ay içerisinde özgür ve demokratik seçimleri düzenleyeceğini söyleyen Tirayna, “Çad Mareşali’nin (baba Debi) girdiği ve hayatını verdiği savaş henüz bitmedi” ifadesini kullandı.
Ülkeye yönelik terör saldırılarının ve tehditlerin devam ettiğini belirten Tirayna, “Savunma ve Güvenlik Güçleri, Çad’ı savunmak ve durumların sakinleşip düzelmesi için kontrolü ele aldı ve tarih önünde sorumluluk üstlendi” diye konuştu.

Tehdit
İsyancıların oğul Debi’yi düşürmekle tehdit etmesi, şiddetli bir güç mücadelesinin işareti olarak görüldü. Nitekim Değişim ve Uyum Cephesi (FACT) yazılı açıklamasında, “Çad bir krallık değil ve ülkemizde yönetimin babadan oğula geçmesi (monarşi) mümkün değildir” ifadeleri kullanıldı.
Baba Debi’ye yönelik suikastın arkasında isyancıların mı yoksa Fransa’nın müdahalesinin mi olduğu konusunda görüş ayrılıkları mevcut. Çad Ordu Sözcüsü, Cumhurbaşkanı Debi’nin Libya’nın güneyinde konuşlanan isyancı gruplara karşı verilen savaşın ön cephelerini ziyareti sırasında öldüğünü duyurdu. Sözcü, isyancıların 11 Nisan’da Çad’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında sınırı geçerek ülkeye girdiği bilgisini verdi.

Çelişki
Uluslararası İlişkiler Fakültesi Profesörü ve Afrika çalışmaları alanında araştırmalar yapan Mebruk Kahi, Independent Arabia’ya şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhurbaşkanı Debi’nin ölümüne ilişkin açıklamanın Cumhurbaşkanlığı yerine neden ordudan yapıldığına ilişkin soru işaretleri var.  Burada bir çelişki mevcut. İsyancı hareketler geçtiğimiz 10 yıl içerisinde hiç durmadı. Fakat muhalifler son iki yıldır Libya’daki kırılgan durumdan, doğudaki Boko Haram örgütünden ve doğu sınırında yer alan Sudan’ın Dafur kentindeki aşiretlerden istifade ederek baskıyı artırdı. Debi’nin Fransa’nın Sahel’de terörizmle mücadele bahanesi altında öncülük ettiği askeri koalisyondan çekilme kararı almasıyla kriz şiddetlendi. Çad’ın askeri yapının en büyük katılımcısı olması dolayısıyla bu karar Paris’i kızdırdı. Kuzeydeki muhalefet, ötekileştirilen Kuzey sakinleri için kalkınma ve adalet talep ediyorlar. Zenginliklere sahip olan güneydeki sakinler, Debi’nin Çad’ı demir yumrukla yönetmesine ve kendi kabilesindeki kişileri yönetime ve orduya almasına karşı çıkıyor. Güneydekiler ayrıca Debi’yi, Fransa ve bazı yabancı güçlerden aldığı destek sayesinde ülkeyi yabancı gündemleri uygulamakla görevli bir devlete dönüştürmekle suçluyor.”

Petrolün ve aşırı yoksulluğun ülkesi
Rejim ve isyancılar arasındaki mücadele, merhum Cumhurbaşkanı Debi’nin 1990’da yönetime el koymasından bu yana hiç kesilmedi. Bu mücadele sürecinde en önemli olay, Şubat 2008’de isyancıların Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın kapılarına dayanmasıyla gerçekleşti. Daha sonra Fransa’nın yardımlarıyla isyancılar püskürtüldü. İkinci önemli olay ise 2019’un başlarında yaşandı. Zira isyancılar söz konusu dönemde başkent Encemine’ya girmişti. Fransa’nın hava saldırıları sonrasında başkentten çekildiler.
Petrol ülkesi Çad’ın nüfusu 16 milyon. Nüfusun yüzde 53’ü Müslüman, yüzde 35’i Hristiyan. Ülke toprakları üzerinde Sudan’ın Darfur bölgesinden kaçan 450 binden fazla mülteci yaşıyor. 2003 yılından bu yana üretilen petrolden elde edilen gelir ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık yüzde 40'ını, devlet gelirlerinin de yüzde 60'ından fazlasını oluşturuyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 42’si açlık sınırının altında yaşıyor.

Ülke kaynaklarının paylaşımı
Siyasi Bilimler Fakültesi Profesörü ve Afrika alanında araştırmalar yapan Abdulvahhab Hafyan, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, başkent Encemine’nın kenar mahallelerinde yaşayan muhalif milislerin, özellikle Fransız kuvvetlerinin muhalif milisleri başkentin kenar mahallelerine sürmesine karşılık Fransız rehinelerin serbest bırakılmasıyla sonuçlanan Arche de Zoe Anlaşması’nın ardından rejim güçleriyle vur-kaç çatışmalarına girdiğini söyledi.
Hafyan, ötekileştirilen Et-Tabu aşiretine mensup olan muhalif milislerin, ilerde yeni bir rol oynamaları için Fransa tarafından destekleniyor olabileceğini ve bu muhaliflerin ülke kaynaklarının kendisiyle birlikte olan aşiretlerle paylaşılmasını talep ettiğini kaydetti.

Yönetim değişikliğiyle ilgili kurucu ilkenin ihlali
Afrika’nın güvenliği konularında çalışmalarda bulunan Nijeryalı uzman stratejist ve araştırmacı İdris Ayat, Çad’daki bunalımlı siyasi atmosferin, ülkenin kuzeyindeki El-Karan etnik kökene mensup Doktor Muhammed Mehdi Ali liderliğindeki FACT’ın isyanı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncesinde, 11 Nisan 2021’de patlak veren olayların sonucunda oluştuğunu söyledi.
Ayat açıklamasına şöyle devam etti:
“Silahlı muhalifler, isyan ile siyasi partilerin memnuniyetsizliğinin bir araya gelmesinden faydalanarak, konuşlu bulundukları Libya’nın güneyinden Çad’ın kuzeyindeki Tibesti eyaletine ve daha sonra da ülkenin batısındaki Kanem eyaletine geçtiler. Eski Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin liderliğindeki Çad Ordusu iki eyaleti yeniden devlet kontrolüne almak için çabaladı. Bu çaba, 17 Nisan Cumartesi gecesi ile 18 Nisan 2021 pazar sabahın Kanem eyaletinde kanlı çatışmalara yol açtı. Zira Cumhurbaşkanı ağır yaralanarak yaşamını yitirdi. Çad Anayasası’nın 81’inci maddesine göre cumhurbaşkanının vefat etmesi veya görevini yerine getirmesine engel teşkil edecek bir hastalığa yakalanması durumunda onun yerine meclis başkanının geçmesi gerekiyor. Fakat oğul Muhammed Debi, AGK’yi kurarak yönetim değişikliğiyle ilgili kurucu ilkeyi ihlal etti. Güneyin nüfusuna kayıtlı olan ve Sara etnik kökenine mensup olan Meclis Başkanı Harun Kabadi’nin saf dışı bırakılmasının güneyli olmasından kaynaklandığı düşünülüyor. Zira François Tombalbaye’nin siyasi ve sosyal baskı yönetimi altında sıkıntı çeken kuzeylilerin, güneylilere karşı bir hassasiyete sahip olduklarını görüyoruz. Aynı zamanda Kabadi’nin, Debi’nin etnik kökeni olan ve yönetimi elinde tutan Zağava’ya mensup olmaması da bunda etkili olmuş olabilir.”



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.