ABD’nin Trablus Büyükelçisi Norland: ‘Hafter, Trablus saldırısında ısrar etti, benim görevim bunu durdurmaktı’

ABD’nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, Şarku’l Avsat’a Rusya’yı ‘paralı askerleri geri çekmeye’ ikna etme çabaları hakkında konuştu. Büyükelçi, LUO komutanına ‘yeşil ışık’ iddialarına da yanıt verdi.

Büyükelçisi Richard Norland
Büyükelçisi Richard Norland
TT

ABD’nin Trablus Büyükelçisi Norland: ‘Hafter, Trablus saldırısında ısrar etti, benim görevim bunu durdurmaktı’

Büyükelçisi Richard Norland
Büyükelçisi Richard Norland

ABD’nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki yeni Libya hükümetinin 24 Aralık’ta seçimleri gerçekleştirmek amacıyla sarf ettiği çabalara övgüde bulundu. Norland, Muammer Kaddafi yönetiminin devrilmesini takiben yaşanan 10 yıllık kaosu sona erdirmek için mevcut fırsattan bahsetti. Diğer yandan Dibeybe hükümeti ve Muhammed el-Menfi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi tarafından temsil edilen yeni Libya makamlarının birçok zorlukla karşılaştığını söyleyen Büyükelçi, yeni geçici hükümetin karşı karşıya olduğu ana sorunlardan birinin ‘paralı askerler’ olduğuna dikkati çekti.
Richard Norland, Londra’daki ABD Büyükelçiliği binasında Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Libya’daki ‘Wagner paralı askerleri’ ile ilgili olarak Ruslarla olan temaslarına değinirken, Rus yetkililerin ‘daha önce Rusya hükümeti ile hiçbir ilişkileri yokmuş gibi davrandıktan sonra’ artık bu askerlerin varlıklarını kabul ettiklerini açıkladı. Norland, Türkiye'nin de Libya’ya gönderdikleri Suriyeli savaşçıların geri çekilmesi için görüşmeye hazır olduklarını vurguladı.
ABD Büyükelçisi, bazı tarafların ‘eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Libya hususunda verdiğini'’ iddia ettiği ‘çelişkili sinyaller’ meselesinden de bahsetti. Bu bağlamda özellikle de Mareşal Halife Hafter’in Trablus’a yönelik saldırısına Beyaz Saray’dan yakılan yeşil ışık hakkındaki söylenenlere değinen Norland, 2019 yazında bu pozisyona geldiğindeki ana görevinin, Hafter’in Libya’nın başkentine yönelik saldırısını sona erdirmek olduğunu dile getirdi. Norland, röportajda Çadlı isyancılar tarafından Libya topraklarından başlatılan saldırıya ‘Wagner grubunun’ da dahil olduğu söylentilerine de dikkat çekti.
İşte Büyükelçi Norland’ın Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın öne çıkan konularından bazıları;

Yeni Libya geçici otoritesi, ‘Mucize’
Büyükelçi Norland, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libya’nın, ülkenin doğusu ve batısında iki savaş tarafı arasında ateşkesin kararlaştırıldığı geçen yılın sonundan bu yana neredeyse ‘mucize’ niteliğinde çok önemli gelişmelere tanık olduğunu söyledi. Sirte’den Cufra’ya kadar uzanan, Mısır’ın belirlediği ‘kırmızı çizgide’ çatışmaların donduğuna dikkati çeken Norland, “Olan şey, silahlı çatışmanın büyük ölçüde durması ve Libyalıların normal hayatlarını geri kazanmaya, elektrik gibi temel hizmetleri güvence altına almaya ve Kovid-19’a odaklanmaya başlamasıydı. Bu şeylerin uzun vadede gerçekleştirilebileceği siyasi süreç, daha önce çarkın üstüne koyulmuştu, ancak ateşkesten sonra çark, kendine özgü bir biçimde hareket etti. Libya Siyasi Diyalog Forumu gerçek bir başarıydı, ancak sağlam değildi. Bu süreç, Libyalıların kendi liderliği ve girişimleri arasında bir iç içelik yoluyla gerçekleşti, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da kolaylaştırıldı. Gassan Selame ve Stephanie Williams, bu süreci çarka koydu ve şu an Jan Kubis devam ediyor. Bu sürecin başardığı şey adeta bir mucizedir ve bu başarıya katkıda bulunan önemli faktörlerden biri de şeffaflıktır. Bir noktada, Cenevre’deki (yeni Libya makamlarını seçmek için) oylama sürecini takip eden 1,7 milyon kadar insanın olduğunu duyduk. Bu, bir dinamik yarattı, çünkü Siyasi Diyalog Forumu’na katılanlar, insanların kendilerini seyrettiklerini, ayrıca sorumluluk ve liderlik göstermeleri ve Libyalılar için bir şeyler başarmaları gerektiğini biliyorlardı. Ve sanırım bu his, bugün hala var. Geçtiğimiz Mart ayında Tobruk’ta Libya hükümeti kurulduğunda, katılma fırsatım oldu ve bu oturum canlı yayınlandı. Şu an 24 Aralık’ta seçimlerin yapılmasına yönelik bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç, Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) bu hafta başlarındaki kararında ifade ettiği üzere, uluslararası toplumun büyük bir kısmının desteğine sahip. Ayrıca Libya’daki tüm ana taraflarının da en azından sözel desteğine sahip. Şimdi zorluk, bu seçimleri başarmak ve ilerlemeye devam etmektir” değerlendirmesinde bulundu.

Seçimlerin gerçekten zamanında yapılacağını düşünüyor musunuz?
“Makul derecede iyimserim. Devam eden süreç, bugüne kadar pek çok kişiyi şaşırtan sonuçlara ulaştı. Birilerinin seçimlerin yapılmasını engellemeye çalışacağını düşünüyorum. Ancak bu sürecin elde edeceği başarıya şaşırmaya hazırım. Elbette başarısını garanti edemem, ama en önemli faktör Libyalıların bunun gerçekleşmesini istemesidir. Geçici bir hükümete sahip olmak yeterli değildir. Libya’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlayabilecek, yabancı güçlerden kurtulabilecek tam yetkilere sahip bir hükümete ihtiyaç var ve bunu başarmanın yolu da seçimlerden geçiyor. Parlamento ve cumhurbaşkanı aynı anda mı seçiliyor, yoksa önce parlamento sonra cumhurbaşkanı mı seçiliyor, ya da parlamento mu cumhurbaşkanını seçiyor? Bunlar hala çözülmesi gereken sorunlar. Ancak bir sonraki temel adım, 1 Temmuz’a kadar bu seçimlerin yapılacağı anayasal ve hukuki temeli oluşturmaktır. Seçim Komisyonu Başkanı İmad es-Sayeh, bu tarihin kendisi açısından önemli bir tarih (son tarih) olduğunu söyledi. Seçimleri yürütebilmesi için de bu meselelerin hallolması gerekiyor. Temsilciler Meclisi, seçimlerin yapılacağı anayasal temel ve yasal dayanak konusunda anlaşmalıdır. Meclis, yavaş bir şekilde ilerliyor. Temsilciler Meclisi ile bu iş gerçekleşmezse, o zaman hayatta kalan Libya Siyasi Diyalog Forumu mekanizmasına başvurmak mümkündür. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nin yapması gerekeni yapamaması halinde de bu mekanizmaya başvurulabilecek.”

Oylamadan önce anayasa değişikliği konusunda halk referandumuna ihtiyaç var mı?
“Benim beklentim, bu uygulamalara (oylama için anayasal ve yasal dayanak) ilişkin bir referandum olmayacağı yönündedir. Bunun için zaman yok. İmad es-Sayeh, referandum yapıp ardından Aralık ayında seçim yapamayacaklarını söyledi. Olan şu ki, referandumun gerekliliğini savunanlar, seçimi istemeyenlerle aynı kişilerdir. Bu da seçimlerin yapılmaması için bir bahanedir. Uzmanlar ve aynı şekilde bu süreci destekleyen çoğu Libyalı, önceden hazırlanmış taslaklara dayanarak anayasal esas üzerine yeterli bir fikir birliği olduğunu söylüyor. Bu esas üzerine seçim yapmanın bir temeli var. İhtiyaç duyulan şey, seçimleri düzenleyecek bir siyasi iradedir.”

Geçici hükümetin, her zamanki gibi Libya’da kalıcı olacağından mı korkuluyor?
“Başbakan Dibeybe’nin ‘hedefin 24 Aralık’ta seçim yapmak olduğu’ ve ‘bu süreci desteklemek için Seçim Komisyonu’na fon sağladığı’ yönündeki sürekli ifadeleri beni memnun etti. Başkanlık Konseyi de aynı şeyi söyledi. Bu nedenle onların söylediklerine göre tavır almamız gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Libyalıların da onlardan beklediklerinin bu olduğunu düşünüyorum.”

Silahlı kuvvetlerin birleştirilmesi
Libya silahlı kuvvetlerinin birleştirilme çabalarına ilişkin bir soruya ise Norland, şu şekilde yanıt verdi:
“Bu mesele üzerinde hala çalışılıyor. Ancak Libya’daki durum, geride yol boyunca anlatılmamış sürprizler bırakıyor. Son zamanlarda Çad’da yaşananlar da bunun bir örneği. Libya topraklarının içinde faaliyet gösteren unsurlar, bazıları Wagner grubundan ve Mareşal Halife Hafter önderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’ndan (LUO) eğitim aldı. Bu da bize, hükümetten talep edilen şeyin, ülke sınırlarını tutabilecek birleşik bir askeri yapı oluşturmak olduğunu hatırlatıyor. Çad’da yaşananlar, ulusal bir ordu kurma ihtiyacına işaret ediyor, ama bu mesele daha müzakere sürecinde. Aslında 23 Nisan’da Başbakan Dibeybe ile görüştüm. Kendisi, şu an Hafter ile görüşeceği Bingazi’ye yönelik ilk ziyaretine hazırlanıyor. Peki Hafter bu konuda nasıl bir karar verecek? Bu (silahlı kuvvetlerin birleşmesi), müzakere edilecek, ancak durumun nasıl ilerleyeceğini tahmin edemiyorum. Ama buradaki mesele, LUO ile sınırlı değil, çünkü Trablus’ta da silahlı milisler de var. Ulusal polis ve ordu için bir yapı oluşturmaya acil ihtiyaç var. İnsanlar buna olan ihtiyacı takdir ediyor. Ama bu, tam yetkilere sahip bir hükümete ulaşmadan önce olabilir mi? Bunun cevabını bilmiyorum.”

Libya’nın batısındaki silahlı grupları hükümetin şemsiyesi altında birleştirmek için eski İçişleri Bakanı Fethi Başağa ile temas halindesiniz. Bu adımlar hangi noktaya ulaştı?
“Hala stratejik aşama olarak bilinen aşamadayız. Başağa ve Serrac döneminde uygulamaya koyulan bir strateji vardı. Dibeybe hükümetine iktidarın devredilmesiyle bu sürecin askıya alındığı açıktır. Strateji, hala hazırlanmakta. Ancak hükümete katılmaya çağrılabilecek farklı milislerin belirlenmesine dayanıyor. Yani gruplara dair soru işaretleri var ve bunların dahil edilip edilmeyeceği ve hangi grupların bu sürecin parçası olamayacağı hala belirsiz. Başağa’nın ‘kırmızı, turuncu ve sarı sistem’ dediği şey budur. Hükümet güçlerine katılması gerekenler, gruplar halinde değil, bireysel olarak katılırlar. Ve korkunç insan hakları ihlalleri yapmadıklarından emin olmak için herkesin iyi araştırılması gerekmektedir. İlke budur. Ama bunu uygulamaya koymak büyük bir zorluk olacak ve zaman alacaktır.”

Türkler bu grupları birleştirme çabası içinde mi?
“Türkler, birbirleriyle çatışma noktasına ulaşan tüm bu farklı gruplar arasında hakem olmak istemediklerinin farkındadır. Türkler, bu sorunun merkezinde olmak istemiyor. Bu gruplar arasında hakem olmak istemiyorlar. Durumu takip etmenin en iyi yolunu aradıklarını düşünüyorum. Sanıyorum ki Dibeybe de Serrac’ın karşılaştığı aynı zorluklarla karşı karşıya. Bu milisler çok güçlü ve geçiş dönemini yönetmenin bir yolunu bulmalıdır.”

Paralı askerler

Wagner paralı askerleri hususunda Ruslara neler söylediniz?
“Kasım ayında Moskova’ya gittim. Savunma Bakanlığı’ndan Bogdanov ve General Zorin ile görüştüm. Wagner’in Libya’da olduğunu inkâr etmediler. Rusların şunu söylediği bir zaman vardı: “Wagner? Bunlar normal insanlar. Özel vatandaşlarla hiçbir ilgimiz yok.” İlişkilerini reddederek bu polemiğin üstesinden geldiklerini düşünüyorum. Onlara ziyaret sırasında söylemek istediğim şey, Wagner’in varlığı ve getirdikleri gelişmiş silahların, ‘NATO’nun güney kanadında stratejik bir rekabet olasılığına yol açabileceğidir.’ ABD, bunu istemiyor. Rusya’nın da bunu istemediğini söylediler. Ama önemli olan Rusya’nın ne söylediği değil, Wagner hakkında ne yaptığıdır. Wagner güçleri Sirte ve Cufra’da biraz geri çekilse de, onlar hala Libya’da ve oradan ayrılmadılar, ayrılma niyetleri olduğuna dair de herhangi bir işaret yok. Bu mesele sadece ABD ve Rusya arasında bir çekişme konusu değil, sonuçta Rusya’nın Libya'daki konumunu zayıflatıyor. Rusya, Libya’da meşruiyet istiyor. Ticari sözleşmeler ve faaliyet istiyor. Bu, Trablus’a saldıran 2 bin savaşçınız varken gerçekleşemez, çünkü yarın da aynısını yapabilirler. Libya hükümetinin Moskova’da yaptığı görüşmeler, Rusları ‘Libya’da meşru bir varlığa sahip olma arzularının’ bu güçleri geri çekerek daha iyi hizmet sağlayabileceğine’ ikna etmeyi amaçladı. Onlara, buna cephedeki diğer yabancı güçlerin de geri çekilmesinin eşlik edeceğine dair güvence verdi.
Rusya’nın bu konuya stratejik açıdan baktığına inanıyorum. Güç gösterisi yapmak istemesi sonrasında şimdi de Ukrayna sınırlarından kuvvetlerini geri çekiyor. Onların, Libya’da bir yer edinmeyi, NATO’ya meydan okumanın bir yolu olarak gördüklerini düşünüyorum. İhtiyacımız olan şey, Libya’yı bu stratejik rekabetin dışında tutmak. Ve Ruslara, paralı askerlerin değil, Libya’daki varlıklarının normalleştirilmesinin çıkarlarına daha iyi hizmet ettiğini hatırlatmak. Onları yapmaya çağırdığımız şey bu.”

Rusların sadece ticari sözleşmeler değil de Libya’da bir üsse sahip olmak isteyeceklerini düşünüyor musunuz?
“Libya’daki varlıklarının askeri bir değeri olduğuna inandıklarını düşünüyorum. Bu askeri değer onların düşüncelerine göre nasıl görünüyor bilmiyorum. Ama Wagner grubunun yaptığı şey, Rusya’nın kafasında neler olup bittiğine dair bir fikir veriyor. Bu durum, gelişmiş askeri silahlar, hava savunma sistemleri ve birçok silahlı adam getirmeyi de içeriyor.

Türkler de aynı şeyi mi yapıyor? Ülkenin batısında askeri varlıkları, paralı askerleri ve üsleri var.
Libya’nın batısına yerleştiklerini kabul etmek gerekiyor. Ancak yapmalarından korkulan şeyi yapmadılar. Bir noktada F-16’ları getirecekleri endişesi vardı. Bildiğimiz kadarıyla bu henüz gerçekleşmedi. İki tarafın da birbirini takip ettiğini düşünüyorum. Aynı anda seferber olmuyorlar, ama ayrılmıyorlar da.
Türkiye’nin politikasında, Mısır ve diğer Arap ülkelerine açılarak ortaya koyduğu değişim hususunda ise Büyükelçiye, ‘Bu değişiklik, Libya’daki politikalarına da yansıdı mı ve paralı askerlerini geri çekmeye başladılar mı?’ diye soruldu.
“Suriyeli savaşçıların geri çekilmesinden başlayarak, bu konuda ciddi şekilde müzakere etmeye istekli olduklarını düşünüyorum. Sanıyorum ki Türkler, Libya hükümeti ile özel güvenlik düzenlemelerine sahip olma haklarının verilmesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca Libya’nın ise Türkiye ve aynı zamanda birçok başka ülke ile normal bir güvenlik iş birliği istediği kanaatindeyim. Türkiye’nin Libya’nın tek ortağı olmak istediğine inananlar var. Ama Türklerin, ‘durumunun böyle olmadığından emin olabileceğimiz düzeyde’ ihtiyatlı olduğunu düşünüyorum. Benim izlenimim şu ki, Türk davranışı artık pragmatiktir ve siyasi müzakerelerin ilerlemesine katkıda bulunmaktadır.”

Hafter ve ABD yeşil ışığı
Mareşal Halife Hafter’in, özellikle Başkan Trump ile görüşmesi sonrasında Trablus’a saldırı için ABD’den ‘yeşil ışık’ aldığı söyleniyor. 
“Bu göreve, Ağustos 2019’da başladım. Telefon görüşmelerinde ne olduğunu bilmiyorum. Bildiğim şey, bu işe başladığım ilk günden beri görevim bu saldırıyı sona erdirmek oldu. Farklı yollarla Hafter’i saldırıyı durdurması için ikna etmeye çalıştık. Milisler meselesi, devlet gelirlerinin dağıtımı, silahlı ve radikal Müslüman Kardeşler grubu gibi Trablus’taki yetkililerin görüşmeye hazır olduğunu bildiğimiz önerilerde bulunduk. Ancak Hafter, tüm bu müzakere fırsatlarını görmezden geldi. Nihayetinde tabloyu değiştiren şey, Wagner ve Hafter’in saldırılarını durduran Türk müdahalesiydi. Bana göre Hafter’in bu saldırıyı başlatması için hiçbir gerekçe yoktu. Saldırının sona ermesine sevindik.

Başkan Trump yönetiminden bazı kişiler, Hafter ile görüşüp Müslüman Kardeşler’in terör grubu olarak sınıflandırılması için harekete geçtiğinde rahatsızlık duymadınız mı? Çünkü siz karşı saftasınız?
“ABD’yi, çelişkili sinyaller göndermekle suçlayan çok sayıda insan var. Şunu söylememiz zordu: “Hayır, tam tersine bu saldırıyı sona erdirmek ve müzakere edilmiş bir çözüm üretmek gibi net bir politikamız var.” Trablus’un birçok sorunu olduğunu unutmamalıyız. Milisler gerçek bir sorundu. Askeri harekatın da gerçekten haklı olduğuna inananlar vardı. Çünkü her ne sebeple olursa olsun, Washington’dan çelişkili mesajlara tanık olanlar olabilir. Ama son iki buçuk yıldır çabalarımızın, Hafter’in saldırılarına son vermeye odaklandığı açıktır.

Biden yönetiminin gelişiyle birlikte Libya ile ilgili yeni bir ABD politikası beklenmeli mi?
“Başkan Joe Biden yönetimindeki ABD, Libya’da olumlu bir sonuç için artık bir fırsat olduğuna güçlü bir şekilde inanıyor. 10 yıllık kaos artık sona erebilir ve demokratik bir süreç başlayabilir. Yönetimde, 10 yıl önce bu sürece dahil olmuş ve ilerlemenin kişisel sorumlulukları olduğunu düşünen insanlar var. Ortaklarla çalışarak, daha aktif olan bir ABD rolü göreceksiniz. Ancak şu anda Trablus’taki büyükelçiliğin yeniden açılması gibi bir plan mevcut değil.”
Richard Norland’a, Cumhurbaşkanı İdris Deby’nin öldürülmesine yol açan, Çad’ın kuzeyindeki Değişim ve Uyum Cephesi (FACT) saldırısı da soruldu. 
“Bu cepheye mensup savaşçıların, Hafter’in yanında savaşan Çadlı savaşçıların bir parçası olup olmadıklarından emin değilim. Ancak aldığım izlenimler bu yönde. LUO tarafından savaşa yardımcı olmaları için getirilen bir dizi Çadlı paralı asker vardı. Bunlardan bazılarının, kesinlikle Çad’daki saldırıyı başlatan grubun bir parçası olduğuna inanıyorum.”

Bazılarının Wagner’den eğitim aldığını düşünüyor musunuz?
“Evet. Ve bence Wagner grubundan da Çad’daki saldırıya dahil olanlar vardı. Bu konu henüz doğrulanmadı, ancak Wagner grubunun Çad’ın kuzeyindeki FACT grubuna mensup saldırganların konvoyuna eşlik ettiğini duydum.”

 


Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyinde devletin varlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Avn dün, İsrail tarafından havaya uçurulan Ali et-Tahir Tepesi’nin yakınındaki Nabatiye kentini ve ilk pilot bölgelerden biri olan Batı Zavtar beldesini ziyaret etti. Güney Lübnan halkının yanında olacaklarını belirten Avn, “Sizi asla yalnız bırakmayacağız” mesajı verdi.

Ziyareti sırasında kendisini karşılayan bölge sakinleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Avn, “Güney halkının, özellikle de Nabatiye halkının gösterdiği direniş bizim için en büyük onur nişanıdır. Savaşa rağmen burada kalmaları, dünyaya bu toplumun ve halkın yeniden ayağa kalkabileceği ve her zaman ayakta kalabileceği yönünde verilen en güçlü mesajdır” dedi.

Avn, “Güney Lübnan’da yaşayan herkesin güven içinde yaşaması ve evini, bir daha yıkılmayacağından emin olarak inşa etmesi hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İsrail’in çekilmesi, esirlerin ve yerinden edilen Lübnanlıların geri dönmesi ile yeniden imar sürecinin “ulusal sabiteler” olduğunu belirten Avn, devletin bunları hayata geçirmek için çalışacağını söyledi. Avn, bunların “herkesin üzerinde uzlaştığı ortak bir hedef” olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca Nabatiye çarşısında yürüyerek yaptığı gezinti sırasında karşılaştığı bölge sakinlerine, ziyaretinin amacının ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek ve bunları ilgili bakanlıklar ile kamu kurumlarıyla birlikte karşılamak olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hizbullah, ziyareti boykot etti. Örgütün siyasi temsilcilerinden hiçbiri Cumhurbaşkanı Avn’ı karşılamaya katılmadı.


Irak, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların faillerinin peşine düştü

Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
TT

Irak, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların faillerinin peşine düştü

Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)

Irak, dün ülkenin güneyinden Suudi Arabistan’daki “Doğu-Batı” petrol boru hattına yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını düzenleyenlerin yakalanması için hızlı şekilde harekete geçti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, saldırıların Meysan vilayetindeki bir noktadan gerçekleştirildiğinin tespit edilmesinin ardından, güneydeki Meysan Operasyonlar Komutanı’nı görevden aldı. Zeydi ayrıca vilayetin emniyet müdürünü ve diğer bazı güvenlik yetkililerini de görevden aldı.

Zeydi, saldırıyla ilgili soruşturma başlatılması talimatının ardından üst düzey güvenlik yetkililerinden oluşan bir ekibi vilayete gönderdi. Irak makamları ayrıca İran’la olan üç sınır kapısını kapatma kararı aldı. Güvenlik kaynaklarının “Şarku’l Avsat”a verdiği bilgiye göre bunların en önemlisi, saldırganların fırlatma noktası olarak kullandığı bölgenin yakınında bulunan Şib Sınır Kapısı oldu.

Üst düzey bir güvenlik yetkilisi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, saldırıya karışan kişilerin sınır kapılarından geçerek kaçmış veya İHA’ların bu kapılar üzerinden taşınmış olabileceğinden şüphelenildiğini belirtti. Yetkili, “Irak güvenlik güçlerinin çalışmaları, faillerin kaçmasına yardımcı olabilecek herhangi bir tarafı engellemeye de odaklanıyor” dedi.

İran da soruşturmaya dahil oldu. Hükümetin askeri sözcüsüne göre Tahran, Irak’tan soruşturmaya katılmasını resmen talep etti ve Başbakan Zeydi bu talebi kabul etti.

Öte yandan Riyad, saldırıların ardından tedbir amacıyla “Riyad ve Medine” bölgelerindeki petrol boru hattının faaliyetlerini durdurdu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise Riyad’ın “bu aşamada karşılık vermemeyi ve Irak hükümetinin çabalarını desteklemeyi tercih ettiğini” açıkladı. Bakanlık, bu kararın Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin, hükümetine Irak topraklarından düzenlenen saldırıları engelleyecek adımları atması için fırsat tanınması yönündeki talebi doğrultusunda alındığını belirtti.

Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, “Doğu-Batı” petrol boru hattının hedef alınmasını en sert ifadelerle kınarken, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve tesislerini korumak amacıyla attığı tüm adımları desteklediklerini bildirdi.


Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
TT

Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)

Yemen’in Taiz vilayetinin batısı ile Hudeyde’nin güneyinde yaşayan binlerce sivil, düşünmeye dahi fırsat bulamadan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Husilerin ele geçirdikleri köy ve yerleşimlerde düzenlediği baskın ve gözaltı operasyonları, halk arasında misilleme ve yağma korkusunu artırırken, binlerce aile bölgeden kaçmaya başladı.

Bölge sakinleri, Batı Taiz ve Güney Hudeyde’deki köy ve yerleşimlerden binlerce ailenin kaçışına tanık olduklarını belirtti. Bazı aileler yaya olarak bölgeden ayrılırken, bazıları otomobil ve motosikletlerle yola çıktı. Kimileri ise kurtarabildikleri hayvanlarını ve kişisel eşyalarını yanlarına aldı.

Bölge sakinleri Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birçok aile için göçün planlanmış bir karar olmadığını, korku nedeniyle evlerin, toprakların ve geçim kaynaklarının geride bırakıldığı acil bir kaçış olduğunu söyledi.

 İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)
İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)

Bölgeden ayrılamayanlar ise baskın ve gözaltı operasyonlarının sürmesi nedeniyle korku ve endişe içinde mahsur kaldı. Ayrıca bölge sakinlerinin mallarının yağmalandığı ve çalındığı yönünde ifadeler de bulunuyor.

Aileler rehin tutuldu

Yerel halkın tanıklıklarına göre el-Vaziye, Hays, el-Huha, ez-Zehari, el-Hayme, Yıhtel ve Muha ile el-Hayme ve Muha arasındaki sahil boyunca uzanan bölgelerde, Husilerin bölgeye girmesinin ardından ciddi bir huzursuzluk ve göç hareketi yaşanıyor.

Tanıklara göre Husiler, çok sayıda bölge sakinine yönelik baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi. Bunun yanı sıra bazı kişilerin mallarının yağmalandığı ve eşyalarının çalındığı bildirildi. Diğer bazı ifadelerde ise ailelerin rehin tutulduğu ve militan olan yakınlarını geri dönerek teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya zorlamak amacıyla ailelere baskı yapıldığı aktarıldı.

Kaynaklara göre Husiler, Taiz vilayetinin Muha ilçesi ile Hudeyde vilayetindeki el-Huha kentinde yaşayan bazı kişilere misilleme eylemleri düzenliyor. Bu kişilerin uluslararası alanda tanınan hükümeti destekledikleri veya bazı Husilerin geçmişte yaşanan hesaplaşmalar nedeniyle hedef aldıkları kişilere yönelik ihbarlarda bulunduğu öne sürülüyor.

Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)
Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)

Kaynaklar, bölgedeki Husilerin güvenlik ve istihbarat sorumlularından Abdullah el-Fadli ile Ala el-Umeysi’nin bu operasyonların bir bölümünü yönettiğini belirtiyor.

Bilinmeze doğru kaçış

El-Vaziye ilçesinde yaşayanlar, Husilerin bölgeye girmesiyle birlikte binlerce kişinin örgütün baskı ve gözaltılarından kaçmak için evlerini terk ettiğini söyledi. Zor insani koşullar altında gerçekleşen göçün, ilçenin yanı sıra diğer bölgelerde de devam ettiği bildirildi.

Bölge sakinlerinden Abdülcebbar Ali Hadi, olayların ani bir şekilde geliştiğini ve halkın yaşananları anlamaya dahi zaman bulamadığını anlattı.

Hadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir anda ilçede kıyamet koptu ve herkes göç etmek istiyordu” ifadelerini kullandı.

Abdülcebbar, korku ile kaosun iç içe geçtiği bir tabloyu anlattı. Bazı aileler çocuklarını kurtarmaya çalışırken, bazıları hayvanlarını yanlarına almaya çalıştı. Kadınlar ağlıyor, herkes bölgeden çıkabilmek için bir yol arıyordu. Araç bulamayanlar ise yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle yaya olarak yola çıkmak zorunda kaldı.

Ailesini geride bırakmak zorunda kaldı

Abdülcebbar da güvenli bir yer bulmak amacıyla bölgeden ayrılanlar arasındaydı. Ancak başlangıçta ailesini yanında götüremedi. Annesinin koyunlarını geride bırakmayı reddetmesi üzerine, kendisi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Annesi, koyunlarıyla birlikte yürümek zorunda kaldı ve akşam olduğunda Es-Sabriye bölgesine ulaştı. Geceyi burada geçirdi. Saat 22.00’de Abdülcebbar onu bulmak için motosikletle yola çıktı. Annesini bulduktan sonra geri döndü ve aile ertesi sabah yolculuğuna devam etti.

Abdülcebbar, yaşanan anların büyük bir üzüntü taşıdığını belirterek, geride “acıları, anıları, hayatı, toprağını sevdiğimiz vatanı, evleri, eşyaları, sevgiyi ve bağlılığı” bıraktıklarını söyledi.

Yol boyunca aralıksız ilerleyen göç araçları, motosikletler ve yaya olarak yürüyen yüzlerce kişi gördüğünü anlatan Abdülcebbar, koyun, inek, deve ve eşeklerin de insanlarla birlikte yollarda ilerlediğini belirtti. Ortaya çıkan manzara, kaçışın beraberinde getirdiği kaosun ve insani dramın boyutunu gözler önüne serdi.

Kayıp çocuklar ve barınaksız aileler

Abdülcebbar ailesiyle iletişim kurduğunda, el-Vaziye’de yakıt sıkıntısının baş gösterdiğini öğrendi. Bu durum, ailesinin yolculuğa devam edip edemeyeceği konusunda endişeye yol açtı. Bunun üzerine uzaktaki bir bölgeden motosiklet kiraladı ve ailesine bir bidon yakıt gönderdi.

Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)
Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)

Yakıtın ulaşmasının ardından aile, zorlu yollarda saatler süren yolculuğa devam ederek güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Göç sırasında yaşanan tehlikeler yalnızca malların kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Abdülcebbar, beş yaşını geçmeyen bir kız çocuğunun yolculuk sırasında kaybolduğunu anlattı. Çocuğun kaybolduğu sosyal medya gruplarında duyurulduktan sonra ailesi saatler boyunca büyük bir endişeyle onu aradı. Çocuk ertesi gün ailesine kavuştu.

Küçük kızın yaşadıkları, ailelerin göç sırasında karşı karşıya kaldığı korkunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bu süreçte aile bireylerini korumak ve onları güvenli bir yere ulaştırmak, diğer tüm önceliklerin önüne geçti.

Abdülcebbar, yaşadıkları göçü, birkaç saat içinde neleri kaybettiklerini gösteren sözlerle özetledi. Para, yiyecek, erzak veya yedek kıyafet olmadan yola çıktıklarını, yanlarında yalnızca “insanın azmi, dayanıklılığı, sabrı ve onuru” bulunduğunu söyledi.

Her şeye sabretmeye, hatta gerekirse ağaçların altında yaşamaya hazır olduklarını belirten Abdülcebbar, kendisini en fazla üzen şeyin yaşlı insanların gözyaşlarını ve “erkeklerin çaresizliğini” görmek olduğunu ifade etti.

Acil insani yardım ihtiyacı

Göçün sürmesiyle birlikte bölgelerini terk eden ailelerin güvenlik, barınma, gıda, su ve yakıtın yanı sıra korunmaya ve kaçış sırasında birbirinden ayrılan aile bireylerinin yeniden bir araya getirilmesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlıların durumu endişe yaratıyor.

Bu insani dramın arka planında ise daha ağır bir gerçek bulunuyor: Çok sayıda sivil daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, bulundukları yerde kalmanın artık kendileri açısından güvenli olmaması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aden, Ebyen ve Lahic’ten ortak açıklama

Öte yandan Yemen’in geçici başkenti Aden ile Ebyen ve Lahic vilayetlerindeki yerel yönetimler ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin yaşanan şaşkınlık ve karmaşa dönemini geride bıraktığı, yeniden denge sağladığı ve her türlü tehditle mücadele etmeye tamamen hazır hale geldiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Husilere karşı mücadelede halk desteğinin ve toplumsal hareketliliğin arttığı, bunun da “bölgedeki İran projesinin hedeflerini boşa çıkarmaya” katkı sağladığı ifade edildi.

Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)
Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)

Yerel yönetimler, güvenlik ve kamu hizmetlerine ilişkin gelişmeleri takip etmeyi, devlet kurumlarının görevlerini sürdürmesini, terör tehditleriyle mücadeleyi, vatandaşların ve mallarının korunmasını ve güvenlik ile istikrarın sağlanmasını ilgili hükümet, güvenlik ve askeri makamlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini bildirdi.

Yetkililer halka sakin ve dikkatli olmaları, söylentilere itibar etmemeleri, bilgileri resmi kaynaklardan takip etmeleri ve şüpheli hareket veya faaliyetleri ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Yerel yönetimler, vatandaşların güvenliği ve istikrarının en büyük öncelik olduğunu vurgulayarak, Aden’in yanı sıra Ebyen ve Lahic vilayetlerinde güvenliğin korunması ve devlet kurumlarının görevlerini sürdürebilmesi için çalışmalarına devam edeceğini bildirdi.