Uluslararası toplum, Lübnan’daki çöküşü önlemek için neden henüz müdahale etmedi?

Mevcut yapıyı değiştirecek olası bir konferans, Vatikan’ın yanı sıra Arap ülkelerinin dengeli fikir birliği ve himayesi ile gerçekleşmelidir.)

Lübnan devletinin koşulları, son birkaç yılda çözümün imkânsız hale geldiği bir noktaya kadar yükseldi (AFP)
Lübnan devletinin koşulları, son birkaç yılda çözümün imkânsız hale geldiği bir noktaya kadar yükseldi (AFP)
TT

Uluslararası toplum, Lübnan’daki çöküşü önlemek için neden henüz müdahale etmedi?

Lübnan devletinin koşulları, son birkaç yılda çözümün imkânsız hale geldiği bir noktaya kadar yükseldi (AFP)
Lübnan devletinin koşulları, son birkaç yılda çözümün imkânsız hale geldiği bir noktaya kadar yükseldi (AFP)

Sawsana Mehanna
Lübnan devletinin içinde bulunduğu durum, son birkaç yılda çözümün imkânsız hale geldiği bir noktaya kadar ulaştı. Lübnan, acil, hızlı ve ciddi çözümler gerektiren yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, kamu borcu ve diğer sorunlar gibi üst üste yığılan ekonomik ve yaşamsal sorunların karşısında çaresizce duruyor. Bu krizlere, bazıları Lübnan rejimiyle, bazıları da politikacıların kendi çıkarlarıyla ilgili olan karmaşık ve çok yönlü siyasi ikilemler eşlik ediyor. Bununla birlikte yetkililer, ülke ‘iyi işlerle’ uğraşıyormuş gibi davranıyor. Nihayetinde bir hükümet kurulamıyor, geçici hükümet toplanamıyor ve hükümeti kurmakla görevli yetkili Arap ve yabancı başkentler arasında iç krize bir çözüm bulmak için mekik dokuyor.
Hasan Diyab başkanlığındaki geçici hükümet, 5 Ağustos’ta Beyrut Limanı patlamasından birkaç gün sonra istifa etti. Saad Hariri, ‘Mustafa Edib’in, karşılaştığı zorluk ve engelden dolayı bu görevden istifa etmesi sonrasında’ 22 Ekim’den bu yana, yani yaklaşık altı ay önce hükümeti kurmakla görevlendirildi. O günden beri Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Hariri arasında karşılıklı suçlamalar yapılıyor. Bölgesel ve Batılı ülkelerin çıkarlarının çatıştığı bir ülkede, iki lider de diğerini hükümetin oluşumunu engellemekten ve dönemsel bir ‘veri savaşından’ dolayı suçluyor.

Avrupa yaptırımları yolda
Bu anlaşmazlıklar, ‘Lübnan’ı krizden kurtarmak için ortaya koyulan girişimlerin başarısızlığından ve çözümlerin zorlaşmasından’ sonra uluslararası toplumu müdahaleye itti. Söz konusu girişimler kapsamında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ‘Fransız girişimi’ olarak tanımladığı girişim de vardı. Fransa Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian ve Elysee Sarayı’ndaki özel bir ekibin Lübnanlı yetkililerle gerçekleştirdiği kapsamlı temaslar sonuç vermedi. Bu durum, Fransız Bakanın Avn, Temsilciler Meclisi Nebih Berri ve Hariri’ye ‘siyasi krizden çıkışın kasten engellenmesi eylemine derhal son verilmesi gerektiğini’ bildirmesine sebep oldu. Le Drian, Avrupa Birliği’nin (AB) Lübnan’daki siyasi, ekonomik, mali ve sosyal krize çözüm bulmayı engelleyen taraflara baskı yapmanın yollarını aradığına dikkati çekti. Fransız Bakan, “Lübnan çökerken AB de tembel bir şekilde duramaz” dedi.
Peki kamuoyu anketlerinde, Avrupa işleri ve Lübnan’ın iç siyasetinde araştırmacıların, Lübnan’ı kaosa sokmanın ne anlama geldiğine dair görüşleri neler? Müdahaleden önce uluslararası toplumun yaklaşımının nedenleri neler? Herkesin bahsettiği çöküş ne? Rejim mi düşüyor devlet mi? Avrupa’nın yaptırım tehdidi ne kadar ciddi?
Fransa’nın başkenti Paris’te yaşayan ve Avrupa işlerinde araştırmacı Tammam Nureddin, Le Drian’ın Lübnan meselesini teslim aldığını, kendi dili ve Macron’un diliyle bunu açıkladığını ve bunun, bakanın sözlerine güvenilirlik kazandırdığını söyledi. Nureddin, “Le Drian, hükümetin oluşumunu engelleyenlere karşı önlemler almak için daha önce Fransa Senatosu’na gitti. Lübnanlı yetkililerin aralarında uzlaşı istemediğini, işleri engelleyen ve eski koşulları talep eden bir grubun mevcut olduğunu söyledi. Bunların yanı sıra ve en önemlisi de Le Drian, Fransa’nın sivil topluma yardım etmek istediğini, çünkü bu topluluk arasında ülkelerine içtenlikle hizmet etmek isteyen insanların olduğunu belirtti” açıklamasında bulundu.

Lübnanlı yetkililer, uluslararası toplumun saygısını kaybetti
Tammam Nureddin, “Lübnanlı yetkililer, uluslararası toplum nezdinde tüm güvenilirliklerini yitirdiler. Fransız girişimini destekleme sözlerini tutmamaları sonrasında ön saftaki hiçbir isme saygı duyulmuyor. Le Drian, her çağdan bir adam olarak tanımlanır. Kendisi, bir bakanlık veya bakan adına değil, daha çok Fransa’daki derin devlet adına konuşur. Beşinci cumhuriyet döneminden en önemli bakanlardan biridir” dedi.
Yaptırımlara giden uygulamaların ortaya koyulduğu sürece de değinen araştırmacı, “Yaptırımlara işaret etmek için başka bir terim kullanmak mümkündür, örneğin engelleyicilere karşı ‘kısıtlayıcı önlemler’ gibi. Fransız girişimini engelleyenlere ulaşmak için bundan daha ileri gidebilirler” diyerek, yaptırımların Fransa’dan değil, Avrupa’dan ​​olacağını ekledi. Nureddin, bu önlemlerin aslında 19 Nisan Pazartesi günü başladığını ve AB adına Arapça konuşan sözcü Luis Miguel Bueno’nun da bunu ifade ettiğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, araştırmacıya göre para kesintisi ve AB ülkelerine seyahat yasağı da dahil baskı yöntemlerini bulmak için emir verildikten sonra konu, yetkili bölge komitelerine ve daha sonra da Ekonomik İşler Komitesi’ne iletildi. Son olarak konu, uygun kararların yayınlanmasına hazırlık olarak ABD Dışişleri Bakanlığı temsilcilerinin önüne konulacak.

Fransa, mevcut Lübnan yapısını değiştirmek istiyor
Sıkça bahsedilen bir konu olarak kuruluş konferansına da değinen Nureddin, “2006’dan beri bir diyalog veya kuruluş konferansı hakkında fikirler öne sürmeye başladım. Fransa, aslında mevcut Lübnan sistemini ve yapısını değiştirmek istiyor. Çünkü Fransızlara göre bu sistem artık kullanışlı değil ve yenilenerek geliştirilmesi gerekiyor” dedi. Tammam Nureddin, sözlerinin devamında ise şunları söyledi:
“Lübnan izole bir ada değildir ve bu nedenle Arap çevresinden ve derinliğinden, yani Körfez ülkelerinden ve özellikle Mısır devletinden izole edilemez. Bu nedenle mevcut yapının değiştirilmesine yönelik herhangi bir konferans, Lübnan’ın iç kesiminde merkezi ve önemli bir role sahip olan Vatikan devletinin yanı sıra Suudi Arabistan ve Mısır gibi dengeli Arap devletlerinin fikir birliği ve himayesi ile gerçekleştirilmelidir.”
Nureddin ayrıca, Fransa’nın mevcut formülü veya dönemi değiştirmek istediğini belirtti. Fransızlara göre üçgen ve genişletilmiş idari ademi merkeziyetçilik, başarısızlığı onaylandıktan sonra Lübnan rejiminin sorununa çözüm oluşturuyor.

Boşluk genişleyecek ve siyasi güçler daha da artacak
Akademik ve siyasi araştırmacı Hüsam Matar, Lübnan’a yardım sağlama veya kredi verme kapasitesine sahip bir girişimin yokluğunda mevcut çöküşün devam edeceğini belirtti. Matar, “Bu çöküş, finansal ve ekonomik yönle sınırlı kalmayacak. Lübnan devletinin yapısına, kurumlarına ve kamu hizmetlerini yönetme ve yürütme becerisine daha fazla yansıyacaktır. Toplumsal olarak sınıfsal ve politik bölünmeler yoğunlaşacaktır. Bu gerçekler karşısında boşluk, kaosla birlikte genişleyecek ve bu, iç siyasi kutuplaşmayı güçlendirecektir. Çoğu siyasi gücü müzakere pozisyonlarını iyileştirmek, destekçilerini suçlamak ve gündemlerini başkalarına dayatmak için gerilime itecektir. Tüm bunlar, bir tarafın kısmi bir dış girişimi veya bölgedeki bir anlaşmayla bağlantılı bir girişimi beklemektedir” dedi.

Düzen, bir dış çözüm bekleyen klinik ölüm durumunda
Çöküşün şekline de değinen Matar, “Tek bir çöküş şekli yok. Çöküş yolunun merkezindeyiz, sonunda tüm devlet kontrol edilmezse parçalanır. İç ve dış güçlerin çoğunun bir çıkarının olmadığı bir aşamadayız. Ancak çöküş nihayete ulaşmasa bile, yani devlet feshine dokunmasa da yankıları, felaket olacaktır. Siyasi, finansal ve mezhepsel sistemde tam bir felç ve hatta klinik ölüm olduğu için bugün çöküş aşamasındayız ve bu sistemin eski haline dönmesi çok zor. Bu sistem, yerel ve dış güç dengesine göre bazı kural, uygulama ve politikaların yerini alacak reform veya değişiklikler şeklinde tavizler almaya ve değişikliklerle karşılaşmaya mecburdur. Devlete gelince, çöküş kontrol altına alınmazsa bugün gayri resmi parçalanmaya doğru giden zayıf ve başarısız bir devlet mevcut. Bu nedenle, tüm kurumların dağılması, kantonların ortaya çıkması, ulusal para biriminin tamamen çökmesi ve dolayısıyla devletin parçalanması anlamına gelen kapsamlı bir çöküşe ulaşma olasılığı düşüktür. Ancak bir süre daha başarısız, bağlantısız ve siyasi sürecin askıya alındığı bir devletin çöküşü kapsamında kalmamız muhtemeldir” değerlendirmesinde bulundu. Hüsam Matar ayrıca, “Bu aşama tehlikelerle doludur çünkü sokakların galeyana gelmesi veya güvenlik çatışmaları tehdidinde bulunan çok kırılgan bir ortamı temsil etmektedir” dedi.

Uluslararası toplum, müdahale etmek için ne bekliyor?
Siyasi araştırmacı Hüssam Matar, uluslararası toplumun Lübnan konusunda bölündüğüne inanıyor. Uluslararası toplumun önemli bir kısmının bir yandan ‘Hizbullah’ pahasına Lübnan’da yeni bir siyasi denge oluşturmak için çöküşün nasıl kullanılacağına ve diğer yandan İran ile müzakerelerin şartlarını iyileştirmek için Lübnan çıkmazından nasıl yararlanılacağına baktığını söyledi. Uluslararası toplumun Lübnan meselesinde yalnız bir aktör olmadığını belirten Matar, çöküşün ciddiyeti, meydana gelen iflas, bununla başa çıkmanın maliyeti, yerel elitler arasındaki siyasi bölünmenin ciddiyeti ve ‘Taif Anlaşması’ formülünün Hizbullah gücüne ulaşarak değişen koşulları yönetme yetersizliği de dahil olmak üzere etkili yerel gerçeklerin mevcut olduğunu dile getirdi.
Hüssam Matar’a göre çöküşten çıkış, güç ve servet paylaşımıyla ilgili, gerektiği gibi onaylanmayan bir dizi yasa da dahil, Taif Anlaşması’nın bazı kısımlarını yeniden ele alan büyük bir dış çözüm gerektiriyor. Çöküş yönetimine gelince bu, bir doz reform ve siyasi sürecin anayasal seyrine bağlılık karşılığında iç çatışmayı mali destek dozlarıyla yönetmek için, belirli siyasi güvenceler sağlamakla yetinen kısmi ve güncel çözümlerle mümkün.



Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, ‘Beşli Komite’deki büyükelçilerin 10 Mayıs'ta yapılması planlanan meclis seçimlerinin ertelenmesinden yana olduklarını belirterek “Onlara bunu reddettiğimi ve (Beşli Komite'den) diğer büyükelçilere de teknik olarak parlamento seçimlerinin ertelenmesini veya parlamentonun görev süresinin uzatılmasını desteklemediğimi bildirdim” dedi.

Berri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meclisin teknik nedenlerle ertelenmesi veya uzatılması konusunda beni kişisel olarak suçlamaya çalışanları engellemek için seçimlere ilk aday olan bendim. Bu yüzden hem ülke içinde hem de dışında ilgili kişilere, son dakikaya kadar bu konuyu takip edeceğime dair bir mesaj vermek istedim.”

 (Lübnan'ın doğusunda) Bekaa Vadisi’nin orta kesimlerindeki ve kuzeyindeki beldeleri hedef alan İsrail saldırılara değinen Berri, tüm bunları ‘Lübnan'ı Tel Aviv'in koşullarını kabul etmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir savaş’ olarak nitelendirdi.


DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
TT

DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)

Suriye Savunma Bakanlığı dün, DEAŞ’ın açıklamasından birkaç saat sonra, Rakka'nın kuzey kırsalında kimliği belirsiz kişiler tarafından düzenlenen saldırıda bir askerin ve bir sivilin öldüğünü duyurdu.

DEAŞ tarafından yapılan açıklamada, Suriyeli yetkililere karşı ‘yeni bir saldırı aşaması’ başlatıldığı duyuruldu. Suriye'nin doğusunda düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenen DEAŞ, terör eylemlerini artırdı.

DEAŞ, cumartesi günü geç saatlerde yayınlanan bir sesli mesajda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya saldırarak, onun kaderinin de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kaderine benzeyeceğini öne sürdü. Mesajda, dünyanın dört bir yanındaki DEAŞ destekçilerini önceki yıllarda yaptıkları gibi Yahudi ve Batılı hedeflere saldırı çağrısı yapıldı.