Kamışlı’da ‘şartlı’ daimi ateşkes ilan edildi

Kamışlı’da Rusya ve SDG’nin gözetiminde ‘şartlı’ daimi ateşkes ilan edildi. Tay Mahallesi sakinleri evlerine geri döndü.

Kamışlı’da geçtiğimiz günlerde Suriye rejim destekli Ulusal Savunma Güçleri ile Kürt savaşçılar arasında çatışmaların yaşandığı sırada (North Press Agency)
Kamışlı’da geçtiğimiz günlerde Suriye rejim destekli Ulusal Savunma Güçleri ile Kürt savaşçılar arasında çatışmaların yaşandığı sırada (North Press Agency)
TT

Kamışlı’da ‘şartlı’ daimi ateşkes ilan edildi

Kamışlı’da geçtiğimiz günlerde Suriye rejim destekli Ulusal Savunma Güçleri ile Kürt savaşçılar arasında çatışmaların yaşandığı sırada (North Press Agency)
Kamışlı’da geçtiğimiz günlerde Suriye rejim destekli Ulusal Savunma Güçleri ile Kürt savaşçılar arasında çatışmaların yaşandığı sırada (North Press Agency)

Suriye’nin Kamışlı kentinde bir süredir çatışan İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile rejime bağlı Ulusal Savunma güçleri arasında dün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Rusya’nın gözetiminde, Ulusal Savunma’nın ateşkese yönelik herhangi bir ihlalde bulunmayacağına bağlı kalması şartıyla daimi ateşkes ilan edildi.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) Asayiş’in, son günlerde yaşanan gerginlik sebebiyle evlerini terk eden Tay Mahallesi sakinlerine bugünden (pazartesi) itibaren evlerine dönme çağrısında bulunarak, mahalleye girebilmeleri ve mülkiyetlerinin güvende olduğunu teyit etmeleri için güvenlik noktalarına başvurmalarını talep ettiğini bildirdi.
İki taraf arasındaki müzakere görüşmelerine Rus ordusundan subaylar, rejim ordusu komutanları ve Asayiş yetkilileri katıldı. Özerk Yönetime bağlı Asayiş ile Suriye rejiminin desteklediği Ulusal Savunma milisleri arasında ilan edilen gayri resmi ateşkes, Kamışlı kentinin güneydoğusunda Suriye rejimini destekleyen bölgede 4 gündür devam eden çatışmalara son verdi. Bu süre zarfında askeri olarak ikiye bölünen, kanlı çatışmaların yaşandığı ve savaşın eşiğine gelen kentte kırılgan bir insani ateşkes ilan edildi. Çatışan taraflar arasındaki müzakerelere katılan bölgenin tanınmış isimlerinden Dr. Ferid Sadun, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, maddeleri tartışılan anlaşma doğrultusunda, Kürt Asayiş güçlerinin Tay Mahallesi’nden çekilmesi karşılığında Ulusal Savunma unsurlarının tamamının mahalleden nihai olarak ayrılacağını ve rejime bağlı sivil polislerin mahalleye konuşlanacağını belirtti. Anlaşma uyarınca tarafların anlaşmanın maddelerine uyup uymadığını denetlemek amacıyla Rus bir askeri noktanın kurulacağını belirten Sadun, “Grupları daimi ve kapsamlı bir anlaşmaya varma konusunda ikna etme çabası kapsamında Rus ordusundan subayların katılımıyla ilgili taraflar arasında toplantılar yapılıyor. Günlerdir süren ve açık toplantılardaydık” ifadelerini kullandı.
Anlaşma uyarınca taraflar arasında ateşkes yapılması, askeri tezahürlerin ortadan kaldırılması, Suriye rejim polisi ile ordusunun temas hatlarına konuşlandırılması ve siviller ile mahalle sakinlerinin mülkiyetlerine dönmesine izin verilmesi gerekiyor.
Sahada ise Rus askeri polisler, Asayiş güçleri ve Suriye ordusu subayları dün sabah saatlerinden itibaren Tay Caddesi’nde ortak devriye faaliyeti gerçekleştirdi. Devriyeler sırasında çatışan tarafları birbirinden ayıran temas bölgeleri ile Asayiş güçlerinin ilerleme kaydettiği noktalarda denetlemeler yapıldı. Devriyelere Rus zırhlı araçların yanı sıra Abbas Allavi Okulu ve mahalle merkezindeki su deposunun yakınlarında alçak uçuş gerçekleştiren helikopterler de katıldı.
Yerel Kuzey Haber Ajansı (North Press Agency) Ulusal Savunma milislerine ait takviyelerin bölgeye ulaştığını belirterek, Kamışlı’da rejime bağlı Askeri Güvenlik Şubesi unsurlarının şehrin güneyindeki Tartab Alayı’nın son hareketliliğine katıldığını ve geçen hafta şiddetli çatışmalara sahne olan mahallenin merkezindeki El-Makasım bölgesi ile su deposu çevresindeki pozisyonunu güçlendirdiğini aktardı. Kamışlı kent merkezinde rejimin desteklediği güvenlik güçlerinin kontrol ettiği ve “Güvenlik Karesi” olarak bilinen bölgeye askeri araçların eşliğinde yoğun bir şekilde silah ve savaşçı takviyelerinin yapılması dikkati çekti.
Kamışlı’nın güneydoğusunda bulunan ve idari açıdan Kamışlı Havalimanı ile bağlantısı olan Tay ve Halku caddeleri Suriye’nin yerel aktörleri arasında şiddetli çatışmalara tanık oldu. Asayiş’in dün sosyal medya hesaplarından yayınladığı video ve fotoğraflarda, Asayiş unsurlarının Tay Caddesi’nde gezdikleri ve çevredeki apartmanlar ile okul binalarına bayraklarını astığı görülüyor. Nitekim bu gelişme, Asayiş’in perşembe akşamı Tay Mahallesi’nin ana kavşağına oldukça yaklaşması ve Tay’ın komşu mahallesi Halku ile Kamışlı Havalimanı arasındaki bölgelerde kontrolü tamamen ele geçirmesinin ardından geldi. Ulusal Savunma unsurlarının Halku Mahallesi’ndeki yol ayrımı yakınlarındaki Asayiş güçlerine saldırması üzerine iki taraf arasında çatışmalar meydana geldi. Asayiş’in önde gelen bir yetkilisi, Asayiş güçlerinin saldırıyı püskürttüğünü, iki taraf arasında çatışmaların yaşandığını ve saldıran milislerin saflarında ölü ve yaralıların olduğunu bildirdi.
Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı Hikmet Habib, “Ulusal Savunma milisleri kanunlara tabi değil. Onlar için bir caydırıcılık yok. Hiçbir merciye bağlı olmadan orada burada çalışan gruplardan ibaret. Bölgenin istikrarını sarsmaya çalışıyorlar. Asayiş güçleri bir personelinin hedef alınmasının ardından saldırıya karşılık verdi. Asayiş halihazırda bu milisleri vatandaşlardan uzaklaştırma çabası kapsamında arama tarama yapıyor” dedi.
Habib, DSM ve Özerk Yönetim’in, Suriye hükümeti ve Rus güçlerinin gözleri önünde vatandaşlara karşı yapılan bu ihlallerin ve davranışlardan üzüntü duyduğunu belirterek, Şam ve Moskova’ya istikrar ve barışın sağlanması için bu milisleri biran önce Kamışlı kentinden çıkarma çağrısında bulundu.
Tay Caddesi’nde geçen hafta meydana gelen şiddetli çatışmalarda iki çocuk hayatını kaybetti, bir kişi ağır yaralandı, Ulusal Savunma’ya bağlı onlarca unsur öldü ve bu gelişmelerin ardından binlerce bölge sakini evlerini terk etti. Bölgenin askeri açıdan iç içe bulunması yani Rus ordusunun desteklediği rejime bağlı milis güçler ile ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’dan destek alan Özerk Yönetim’e bağlı Asayiş’in bir arada bulunması çatışma riskini artırıyor.



İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail bayrağının bugün Ali et-Tahir Tepeleri'ndeki bir noktaya çekildiğini gösteren görüntüler, Güney Lübnan'ın en önemli stratejik bölgelerinden birini yeniden gündeme taşıdı. Nebatiye ve Kefr Tebnit kentlerine hâkim konumdaki, Şakif Kalesi ile karşılıklı ateş desteği sağlayan tepe, jeostratejik bir düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Görüntüler, İsrail'in bölgeyi tamamen kontrol altına alıp almadığı yönünde tartışmalara yol açarken, askeri uzmanlar tepenin bir noktasına ulaşmanın tüm dağın askeri kontrolünün sağlandığı anlamına gelmediğini vurguluyor. İstisnai konumu nedeniyle Ali et-Tahir Tepeleri, müzakerelerde de en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu gelişmeler, sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail'e ait insansız hava araçları (İHHA), Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadatha beldesine çok sayıda ses bombası attı. İsrail savaş uçakları ise Bekaa bölgesi üzerinden alçak irtifada uçarak Baalbek kentine kadar ilerledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, İsrail ordusunun Batı sektörde bazı köylerde zırhlı devriyeler düzenlediğini, devriyeler sırasında yoğun ateş açıldığını ve aynı zamanda İsrail İHA'larının Beyrut'un güney banliyösü üzerinde uçuşlarını sürdürdüğünü bildirdi.

 Lübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağıLübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağı

Bayrak dikilmesi kontrol anlamına gelmiyor

İsrail, 26 Haziran'da Ali et-Tahir'i kontrol altına aldığını açıklamış, Hizbullah ise bu iddiayı reddederek, bölgenin hâlâ direniş güçlerinin kontrolünde olduğunu savunmuştu.

Emekli Tuğgeneral Basem Yasin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Ali et-Tahir Tepeleri'nin Güney Lübnan'ın en önemli coğrafi ve askeri düğüm noktalarından biri olduğunu belirtti. Yasin, "Bölge Kefr Tebnit'ten Kefr Rumman'a kadar uzanıyor, Nebatiye'ye giden bütün yolları ve kentin çevresini kontrol ediyor. Şakif Kalesi'nin tam karşısında yer alıyor ve iki bölgeyi yalnızca Kefr Tebnit ayırıyor. Bu nedenle Şakif'in karşısında stratejik bir blok oluşturuyor" ifadelerini kullandı.

Yasin, İsrail'in 2000 yılına kadar Ali et-Tahir, Debşa ve Cebel et-Tahra tepelerinde üç askeri üs bulundurduğunu belirterek, İsrail'in bölgeyi yeniden kontrol altına alma çabasının bu nedenle şaşırtıcı olmadığını söyledi.

Yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğundaki Ali et-Tahir Dağı'nın Kefr Rumman Ovası, İklim et-Tuffah bölgesi ile Refi', Safi ve Seced dağlarına kadar geniş bir alanı gözetlediğini ifade eden Yasin, bunun bölgeye önemli bir taktik ve stratejik değer kazandırdığını kaydetti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)

Yasin, İsrail güçlerinin tepenin bazı noktalarına ulaşmasının bölgenin tamamını kontrol ettikleri anlamına gelmediğini belirterek, "Bir İHA'nın belirli bir noktaya ulaşması ya da tek bir noktaya bayrak dikilmesi, askeri anlamda bölgenin kontrol altına alındığını veya işgal edildiğini göstermez" ifadelerini kullandı.

Ali et-Tahir'de yer altında bir tesis bulunduğuna ilişkin iddiaları da değerlendiren Yasin, böyle bir tesisin varlığı hâlinde son iki yılda bölgenin yüzlerce hava saldırısına maruz kalmasının nedenini açıklayabileceğini söyledi. İsrail'in tesiste hâlen Hizbullah mensuplarının bulunduğunu öne sürdüğünü belirten Yasin, "Bu nedenle bölgeyi tamamen kontrol altına almaya çalışıyor. Çünkü bu mesele yalnızca hava saldırılarıyla çözülemez; tesisin içine girilmesi ve sahada kontrol sağlanması gerekir" dedi.

Karşılıklı ateş desteği sağlayan tepeler ağı

Emekli Kurmay Tuğgeneral Fadi Davud ise Ali et-Tahir'in Şakif Tepesi için kritik bir destek noktası olduğunu söyledi. Davud, "Her iki mevzi de hem görsel gözetleme hem de ateş desteği bakımından birbirini tamamlıyor. Böylece çevredeki geniş alan üzerinde kontrol sağlanabiliyor" diye konuştu.

Davud, Ali et-Tahir'in tek bir zirveden ibaret olmadığını, kuzeyden güneye uzanan Ali et-Tahir, Debşa ve Rayet et-Tahir olmak üzere üç ana tepeden oluşan Cebel et-Tahra silsilesinin bir parçası olduğunu ifade etti. En yüksek noktanın güney kesimde bulunduğunu belirten Davud, üç tepenin tek bir coğrafi ve askeri bütün oluşturduğunu söyledi.

Bölgenin doğrudan Kefr Tebnit ve Nebatiye'ye hâkim olduğunu, ayrıca Kefr Rumman çevresini de etkilediğini kaydeden Davud, İsrail yerleşimlerinin esas olarak Şakif ve Bafur tepelerinden gözetlendiğini, Ali et-Tahir'in ise aynı tepe hattı içinde Bafur'u koruyup desteklediğini belirtti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Davud, bölgede yer altı tesisleri bulunduğuna ilişkin yıllardır çeşitli iddiaların gündeme geldiğini ancak bunların doğrulanmadığını belirterek, "Dağın altında büyük tesisler ve operasyon odaları bulunduğu, ayrıca burada İranlı uzmanlar, subaylar veya önemli askeri unsurların görev yaptığı yönünde bilgiler dolaşıyor. Ancak bunlar doğrulanmış bilgiler değil" dedi.

Operasyonel açıdan bölgenin önemine de değinen Davud, Dar Mimas ekseninden ilerleyen birliklerin önce Şakif Kalesi ve Arnun'a ulaştığını, buradan da doğuda Ali et-Tahir'e, batıda ise Nebatiye ve Kefr Tebnit'e yöneldiğini belirtti. Davud, bu nedenle Ali et-Tahir'in kontrolünün bölgeye ulaşan yollar üzerinde hâkimiyet ve geniş bir alanın gözetlenmesi açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.

Müzakerelerin düğüm noktası

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, İsrail'in çekilmesine ilişkin müzakereler başladığında ilk aşamada çekilmenin Kefr Tebnit ve tarihi Şakif Kalesi bölgesinden başlaması önerildi. Amaç, İsrail güçlerini Nebatiye'nin hemen dışından uzaklaştırmaktı. Ancak İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri'ne ulaşma konusundaki ısrarı nedeniyle bölge müzakerelerin temel anlaşmazlık konusu hâline geldi.

ABD'nin arabuluculuğunda, İsrail ordusunun Litani Nehri'nin güneyine çekilmesi karşılığında Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngören bir öneri hazırlandı ve bu plan arabulucular aracılığıyla Hizbullah'a iletildi.

Edinilen bilgilere göre İsrail öneriyi kabul etti. Ancak Lübnan ordusunun yer altındaki tesise girmeden konuşlanmasını öngören ilk taslak Hizbullah tarafından reddedildi ve plan başarısız oldu. Bunun üzerine müzakereler Zotra el-Garbiyye, Frun ve Ganduriye bölgelerinde deneme uygulaması yapılmasına yönelirken, Ali et-Tahir herhangi bir anlaşmanın dışında kaldı.

Eski işgal mevzisinden yeni çatışma eksenine

Ali et-Tahir Tepesi, Litani Nehri'nin kuzeyinde, Kefr Tebnit ile Nebatiye el-Fevka beldeleri arasında, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yüksekte yer alıyor. Bölge, Ali et-Tahir, Debşa ve Ras et-Tahra tepelerinden oluşan bir silsilenin parçası.

Son savaş sırasında İsrail'in bölgeye ilerleyişi, Şakif Kalesi'nin kontrol altına alınmasının ardından Litani Nehri çevresinden açılan iki ayrı eksen üzerinden Ali et-Tahir'e doğru devam etti. Bu güzergâh, arazi yapısı sayesinde Nebatiye'ye uzanan yolların denetlenmesine imkân sağlıyor.

Ali et-Tahir'in önemi yalnızca mevcut askeri operasyonlardan kaynaklanmıyor. Bölge, İsrail'in 2000 yılına kadar Güney Lübnan'daki işgal döneminde sınır hattındaki en önemli askeri üs ve tahkimatlarından biri olarak kullanılmış, İsrail'in çekilmesinin ardından ise Hizbullah'ın stratejik hedeflerinden biri hâline gelmişti.


Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
TT

Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)

Hamas, yaklaşık yirmi yıldır Gazze Şeridi'nin yönetiminde fiili hükümet işlevi gören "Hükümet Acil Durum Komitesi"ni feshettiğini açıkladı.

Gazze'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Acil Durum Komitesi Başkanı Muhammed el-Ferra, görevinden istifa ettiğini duyurdu. Hamas'ın bu adımla, Gazze'nin yönetiminin geçen ocak ayında "Barış Konseyi" tarafından oluşturulan ve "Gazze Ulusal Yönetim Komitesi" ya da "Teknokratlar Komitesi" olarak bilinen yapıya devredilmesini kolaylaştırmayı hedeflediği belirtiliyor.

Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas ise yayımladığı açıklamada, komitenin gerekli imkân ve koşulların sağlanması hâlinde ulusal sorumluluklarını üstlenmeye tamamen hazır olduğunu ifade etti.

Şaas, komitenin başarılı şekilde görev yapabilmesi için temel şartların; "tek bir otoritenin, açık hukuki referansa sahip tek bir yasal düzenin ve bu otoriteye bağlı tek bir silahlı gücün varlığı" olduğunu vurguladı.

Öte yandan Şarku'l Avsat, pazar günü Hamas kaynaklarına dayandırdığı özel haberinde, hareketin hükümet komitesini feshetmeyi planladığını ve kararın açıklanacağı tarihi önceden duyurmuştu.


Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)

Sudan'da daha önce güvenlik gerekçesiyle kapatılan bir altın madeninde meydana gelen kısmi göçükte 15 işçi hayatını kaybetti. Olayı, Sudan Maden Kaynakları Şirketi tarafından dün açıklandı.

Şirketten yapılan açıklamada, Mısır sınırına yakın Vadi Halfa bölgesindeki Muhammed Tevfik madenine, teknik incelemeler sonucunda tehlikeli olduğu gerekçesiyle kapatılmış olmasına rağmen bazı işçilerin girdiği belirtildi. Açıklamada, madenin bir bölümünün çökmesi sonucu 15 işçinin hayatını kaybettiği, bir işçinin ise yaralandığı ifade edildi.

Şirket, madenlerin kapatılmasına ilişkin kararların yalnızca ayrıntılı teknik ve mühendislik değerlendirmelerinin ardından alındığını vurgulayarak, bu kararların temel amacının can güvenliğini sağlamak ve kazaları önlemek olduğunu belirtti.

Sudan'da Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan iç savaşın ardından, her iki tarafın savaş finansmanında altın sektörü önemli gelir kaynağı hâline geldi. Bu süreçte taraflar ayrıca dış aktörlerden de destek alıyor.

Savaş, zaten kırılgan olan Sudan ekonomisine ağır darbe vururken, geniş kesimlerin geçim kaynaklarını kaybetmesine neden oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu durum, çok sayıda kişinin yüksek risk taşıyan altın madenciliğine yönelmesine yol açtı.

Ülkede çıkarılan altının büyük bölümü, ruhsatsız sahalarda veya ekonomik ömrünü tamamlamış madenlerde ilkel yöntemlerle gerçekleştirilen madencilik faaliyetlerinden elde ediliyor.

Bu tür madenlerde yeterli iş güvenliği önlemlerinin bulunmaması ve son derece tehlikeli kimyasalların kullanılması, çevredeki bölgelerde sağlık sorunlarının yaygınlaşmasına neden oluyor.

Afrika'nın yüzölçümü bakımından üçüncü büyük ülkesi olan Sudan, kıtanın önde gelen altın üreticileri arasında yer alıyor.