CENTCOM’un eski Komutanı Joseph Votel, Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu: ‘Suudi Arabistan’a savunma yardımı sağlamak ABD’nin çıkarınadır’

CENTCOM’un eski Komutanı Votel, DEAŞ’ın doğuşunun ardındaki nedenlerin Irak’tan geri çekilme ve Maliki’nin kararları olduğunu söyledi.

Joseph Votel.
Joseph Votel.
TT

CENTCOM’un eski Komutanı Joseph Votel, Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulundu: ‘Suudi Arabistan’a savunma yardımı sağlamak ABD’nin çıkarınadır’

Joseph Votel.
Joseph Votel.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) eski Komutanı Orgeneral Joseph Votel, ABD’nin 2011 yılında Irak’tan çekilmesinin terör örgütü DEAŞ’ın doğmasına katkı sağladığını ve Suriye’deki acımasız eylemleri için verimli zemin hazırladığını söyledi. Irak ordusunun siyasallaşmasına neden olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’ye de suçlamalar yönelten Votel bu durumun DEAŞ ile mücadelede istikrarsızlığa, Musul’un da 2014 yılında düşmesine yol açtığını vurguladı.
ABD ordusundaki görevinden iki yıl önce emekli olan Votel, Şarku’l Avsat’la gerçekleştirdiği röportajda Ortadoğu bölgesi ile ilişkisinin devam ettiği bilgisini verdi. Votel, tarihi bir miras olarak nitelendirdiği bölgenin ABD açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Votel Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin de Washington’ın Yemen savaşındaki müttefiki Riyad’ı ve kendini savunmasını desteklemeye devam etmesini gerektirdiğini söyledi.  
Joseph Votel, Şarku’l Avsat’a ile gerçekleştirdiği röportajda Ortadoğu’dan ABD’nin bölgedeki adımlarına, Yemen’den Washington’ın müttefikleri ile ilişkisine kadar birçok başlıkta merak edilen konularda açıklamlarda bulundu.

CENTCOM’daki görevinizin ardından bugün bölgeyi ve bölgedeki ABD varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle Ortadoğu’nun ABD açısından oldukça önemli bir bölge olmaya devam ettiği görüşündeyim. Ulusal güvenliğimiz açısından bölgede çok sayıda çıkarımız mevcut. Daha geçtiğimiz haftalarda Süveyş Kanalı’nda gerçekleşen kaza ile Ortadoğu’nun su yollarının küresel ticaret için ne kadar önemli olduğu bize hatırlatıldı. Bu, bölgedeki endişelerimizden sadece biri. Bu nedenle kapsamlı ekonomi ve güvenlik stratejimiz dahilinde bölgede uzun vadeli menfaatlerimiz olduğuna inanıyorum. Ancak bu, birliklerimizin sonsuza kadar bölgede kalması gerektiği anlamına gelmiyor. Yine de ilgimiz sürüyor. Çıkarlarımızı destekleyen stratejiler ve politikalar takip ettiğimizden emin olmalıyız.

Bölgedeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ortadoğu’daki koşulların giderek karmaşıklaştığını düşünüyorum. Yani İsrail ile bölgedeki Arap ülkeleri arasındaki iyi ilişkiler kurulması gibi olumlu sayılabilecek adımlar atıldığını gördük. Ancak bu olumlu durumun işleri İran açısından daha karmaşık hale getirdiğini düşünüyorum. İran daha agresif. Bir süre önce Saudi Aramco tesislerine düzenlenen saldırı, bölgenin nasıl karmaşık hale geldiğinin bir diğer göstergesidir. Bana göre bölge karmaşıklıklara sahne olmaya devam edecek. Bugün planlama yapmak orada çalıştığım döneme kıyasla daha zor.

DEAŞ’a karşı savaş
DEAŞ’a karşı kurulan Uluslararası Koalisyon örgütü ortadan kaldırmayı neden başaramadı?
Bana göre bu çok önemli bir soru. Çünkü zaman içinde öğrendik ki DEAŞ gibi şiddet yanlısı radikal örgütleri tamamen ortadan kaldırmak son derece zordur. Evet, örgütü dağıtmayı ve liderini öldürmeyi başardık. Ancak bölgeye giden birçok savaşçı var. DEAŞ ve El-Kaide gibi örgütleri destekleyen temel koşulların çoğu halen mevcut. Dolayısıyla bu sorunu çözmek, askeri varlıktan daha fazlasını gerektirir. Bölgedeki ülkeler bu sorunları ele almalı ve Koalisyon da bu krizle diplomatlar aracılığıyla başa çıkmalıdır. Askeri bir başarı elde ettik. Ancak bu DEAŞ sorununu ele almak için tek başına yeterli değil. Askeri ve diplomatik baskı uygulamaya devam etmemiz gerekecek. Bazı alanlarda ilerlemeler kaydettik. Örneğin Irak ile sürecin iyi yönde ilerlediğini düşünüyorum. Irak’ın yeteneklerini korumaya devam ettik. Ancak diğer yandan halen çok sayıda mültecimiz bulunuyor. Üstelik geride kalan DEAŞ savaşçıları da var. Bu durum iyi değil. Zira bunlar bir sonraki örgütün tohumları olabilir.

DEAŞ’ı kim oluşturdu? Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin ordunun Musul’da DEAŞ ile mücadele etmesini engelleyerek terör örgütünün ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu söylemiştiniz. Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?
DEAŞ gibi örgütlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunan çeşitli faktörler var. Bu, ABD’nin Irak’tan ayrıldığı 2011’deki savaşın sonunda ortaya çıktı. Bildiğiniz gibi bu örgütlerin kalıntıları nedeniyle çok fazla baskıya maruz kaldık. Bölgede Iraklı ortaklarımızla birlikte kalmadık. Bu yüzden duruma katkı sağlamış olabiliriz. Ama aynı zamanda sosyal, ekonomik ve politik sorunlar da vardı. Tüm bu konular, DEAŞ gibi örgütlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Ev sahibi ülkeler de bu hataya dahil oldular. Çünkü onlar da sorumluluk almalıydı. Bu nedenle çeşitli faktörler nedeniyle ortaya çıkan bu tür örgütlerin oluşmasında sorumluluk kabul etmenin önemli olduğunu düşünüyorum.
2014’te Musul’da yaşananlara gelince; tanık olduklarımızın Irak ordusundan uzaklaştığımız için meydana geldiğini düşünüyorum. Ordu, bu dönemde büyük ölçüde Nuri el-Maliki için siyasi bir araç haline gelmişti. Yüksek vasıflı askeri komutanların yerini siyasi bağlılığı olanlar aldı. Sonuç olarak DEAŞ gibi hezimete uğratılabilecek kötücül bir düşmanla karşı karşıya kaldıklarında profesyonellikten yoksundular. Örgütü yenmek için ihtiyaç duydukları askeri liderliğe sahip değildilerdi. Bu nedenle Irak ordusunun Musul gibi yerlerde hezimete uğradığını gördük. Irak, gerçekten çok şiddetli bir paniğe sürükleniyordu. Çünkü şehirlerini, sınırlarını ve topraklarını savunamıyordu. Bu nedenle Başbakan Nuri el-Maliki’nin yaşananlarda sorumluluk taşıdığını düşünüyorum.

Irak ordusunun bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün yeteneklerinin iyi olduğunu düşünüyorum. ABD önderliğindeki Uluslararası Koalisyon, Irak ordusunu yeniden inşa etmek üzere 2014’ten başlayarak uzun yıllar boyunca faaliyet gösterdi. Iraklılar bu faaliyetin çoğunu kendileri yürüttü. Onları kendi şablonumuzda inşa etmeye çalışmadık. Büyüdükçe destekledik. Bugün işlerini iyi bir seviyede yaptıklarını görüyoruz. Koalisyon yardımına ihtiyaç duymadan çeşitli operasyonlar yürütüyorlar. Bu yüzden ilerlemelerinin oldukça iyi olduğunu düşünüyorum.

General Kenneth F. McKenzie Jr. bir röportajında Beşşar Esed rejiminin kontrolü altındaki bölgelerin DEAŞ’ın geri dönüşüyle tehdit altında olduğunu söyledi. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendisine katılıyor musunuz?
Evet, bu konuda kendisine katılıyorum. Çünkü durum hakkındaki değerlendirmesinin çok doğru olduğunu düşünüyorum. Bugün Suriye’nin kuzeydoğusu gibi yerlerdeki bazı koşullara bakmamız önemli. Mesela El-Hul gibi yerinden edilmilenler için inşa edilen kamplar var. Eğer meseleyi ele almazsak bunlar başka sorunlara neden olur. DEAŞ unsurlarının aile üyeleri de dahil olmak üzere yaklaşık 70 bin yerinden edilmiş insan var. Bugün ise bu ailelerden faydalanmaya çalışan DEAŞ savaşçılarının aralarına sızdığı bu mülteci ailelerden meydana gelen tehlikeli oluşumlar görmeye başladık. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) geçtiğimiz günlerde bölgede operasyonlar düzenledi. Sanıyorum ki bu kamplarda faaliyet gösteren 50 kadar DEAŞ savaşçısını tutukladı. Bu yüzden Koalisyon dahilindeki ülkelerde buna dikkat etmemiz gerekiyor. Çeşitli ülkeler, gözaltına alınan DEAŞ savaşçılarından ve terk ettikleri ailelerden geriye kalanlar ile başa çıkmaya yardımcı olmalıdır. Çünkü radikalizm yanlısı olacaklar, sömürülecekler ve mücadele etmemiz gereken bir sonraki terörist grubun tohumlarını oluşturacaklar.

SDG’nin daha fazla ABD desteğine ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz?
Evet, SDG’nin ABD’nin ve Koalisyon’un daha fazla desteğini alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hedeflerimize ulaşmamıza ve DEAŞ hilafetini yenmemize yardımcı olmada önemli bir rol oynadı. Bu, daha fazla kuvvet, daha fazla silah ve daha fazla yardım anlamına geliyor. Bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Durumun General McKenziei liderliğinde ve yeni yönetim tarafından belirlenmesi gerekecek.

Sahada önceki ve mevcut yönetimler arasında değişiklik görüyor musunuz?
Karar vermek için çok erken olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar bu yönetimin iyi olduğuna inanıyorum. Mevcut destek seviyesini koruduğunu gördüğümüz kanaatindeyim. Ancak yöneldikleri tarafı görmemiz ve DEAŞ gibi sorunları çözmemiz gerekiyor. Suriye yalnızca askeri bir sorun değil. Diplomatik çabalarla ve siyasi çözümle ele alınmalıdır. Nihai bir çözüme ulaşmanın tek yolu budur. Ordu destekleyebilir ancak sorunları çözmek bundan daha fazlasını gerektirmektedir.

İran ile mücadele
İran bugün bölgedeki varlığını milisleriyle sürdürüyor. Dört Arap başkentini kontrol ediyor. Tahran’ı kim ve neden destekliyor?
Bu faaliyetlerin ardından İran liderliğinin olduğu kanaatindeyim. Kasım Süleymani ve Dini Lider, istikrarsızlaşmayı kesinlikle desteklediler. Bu faaliyetleri uzun zaman sürdürdüler. Bu nedenle yaşannaların arkasında kesinlikle onlar var. Ama İran ile Çin arasında 400 milyar dolara ulaşabilecek, 25 yıllık uzun vadeli bir anlaşma olduğuna da dikkat çekmek istiyorum. Bu nedenle Çin gibi ülkeler, İran’ın bölgedeki bazı faaliyetlerinden yararlanabilecekleri bir yerde konumlanıyor gibi görünüyorlar. Yani bundan esas olarak İran sorumlu. Ama diğer ülkelerin ve diğer aktörlerin de İran’ın aşıladığı istikrarsızlıktan yararlanmaya çalıştığını görüyoruz.

Sadece Çin’den bahsettiniz. Peki, Rusya’ya ilişkin görüşleriniz neler?
Suriye’deki Esed rejiminin gerçek ortaklarının Rusya ve İran olduğunu düşünüyorum. Bu sayede orada birlik içinde faaliyet gösterdiler. Tartışmanın orada İran’ın mı Rusya’dan yoksa Rusya’nın mı İran’dan fayda sağladığı etrafında döndüğü kanaatindeyim. Ancak ortak halde çalışıyorlar. Her ikisi de İran’ın faaliyetlerinden fayda sağlıyor.

İran, Çin ve Rusya arasındaki ortak çıkar nedir?
Ortak çıkarlarının ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu kırmak olduğunu düşünüyorum. Hiç şüphe yok ki İran bizi bölge dışına çıkarmak, Rusya da kendi nüfuzunu kullanabilmek istiyor. Çin de bizimbölgedeki varlığımız ve nüfuzumuz nedeniyle tehdit altında olduğunu düşünebileceği ekonomik hedeflere sahip. Dolayısıyla motivasyonunun büyük bir kısmı ABD’yi bu bölgeden sonsuza kadar çıkarmaktır.

ABD ve İran arasında Irak senaryosuna benzer doğrudan bir savaşa tanık olacağımızı düşünüyor musunuz?
Kesin olarak bilemem ama umarım bu olmaz. Kimse böyle bir şeyle ilgilenmez. Bu İran’ın çıkarına olmaz. İran’la savaşa girmek de kesinlikle ABD’nin çıkarına değil. Pasifik’te rekabet etmek ve ekonomik dayanıklılığımızı sürdürmek gibi stratejik öncelikler, ABD ve İran arasındaki savaştan büyük ölçüde etkilenecektir. Bu durumun bölgeye zarar vereceği ve çıkarına olmayacağı kanaatindeyim. Bu yüzden bilgeliğin hüküm sürmesini umut etmeliyiz. Gerginliği yatıştırmanın yollarını bulacağız. Durum, sıcak bir çatışmaya ve doğrudan savaşa gireceğimiz bir noktaya gitmiyor.

Kasım Süleymani’nin öldürülmesini bölge çıkarı açısından olumlu olarak mı görüyorsunuz? Kendisi komutan olduğunuzda hedef listenizde miydi?
Kasım Süleymani doğrudan hedef listemde değildi. CENTCOM Komutanı olduğum dönemde çoğunlukla Irak ve Suriye’de DEAŞ’a karşı askerî harekât planına odaklanıyorduk. Irak gibi yerlerde DEAŞ’a karşı savaşan İran destekli milisler vardı. Bu yüzden biz söz konusu dönemde İran’ı kışkırtmaya çalışmadık. Elimizdeki göreve odaklandık. Ama bir ABD saldırısıyla öldürüldüğünde yaptığım tahmin ve bildiğim tek şey Washington’ın bu duruma ilişkin ihtiyati önlemler aldığıydı. Çünkü ABD’lileri öldürmeyi planladığı ve bölgedeki dostlarımıza ve müttefiklerimize karşı komplo kurduğu için kendimizi korumamız gerekiyordu. Bence Kasım Süleymani, hak ettiğini buldu. Bölgede istikrarı bozucu bir etkisi vardı. Ayrıca İran’da da istikrarı bozuyordu. İran’da Kasım Süleymani’nin elinden acı çeken birçok insan var. Bu yüzden ölümü nedeniyle şefkat duymamalıyız. Hak ettiğini buldu. Bölge son derece karmaşık ancak ABD’nin söz konusu dönemde gerekeni yaptığını düşünüyorum.

Süleymani sonrasındaki İran’ı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ölümünün ne gibi bir etkisi oldu?
Etkisinin son derece olumlu olduğu kanaatindeyim. Kasım Süleymani sadece bir askeri komutan değil, aynı zamanda istihbarat lideriydi ve yarı diplomat olduğu için de İran’da istisnai bir role sahipti. Tüm bu özellikleri tek bir kişide, kendisinde topladı. Oysa bu görevler İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Dışişleri Bakanı gibi birden fazla kişi tarafından yapılabilir. Pek çok durumda İran’ın bölgedeki yüzüydü ve faaliyetlerini yönetmekten sorumluydu. İran yerine kolaylıkla dolduramaz. Kasım Süleymani gibi birinin daha yetişmesi uzun zaman, nesiller alacaktır. Bu yüzden İran üzerinde çok büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Onun yerini dolduramayacaklar. Ama bazı durumlarda yokluğu durumu daha tehlikeli hale getirebilir. Çünkü İran etkisi altındaki bu farklı unsurlar üzerinde merkezi bir kontrol bulunmuyor.

Suudi Arabistan desteği
Suudi Arabistan’ın Yemen’den karşılaştığı saldırılara karşı koyma çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suudilerin kendilerini koruma sorumluluğunu üstlendiklerini düşünüyorum. ABD’nin birkaç yıldır Suudi Arabistan’a sattığı birçok ekipman, denizde veya karada olsun güçlü bir savunma elde etmelerine ve sınırlarını korumalarına yardımcı olmak için tasarlandı. Kendilerini savunabilmeleri için onlara yardım etmek bizim çıkarımızadır. Yemen’deki savaşın kontrol altına alınmasını ve bölgeye yayılmasına izin verilmemesini sağlamalıyız.

Medyada çıkan bir haberde Pentagon’a bağlı ‘Tiger’ adlı bir ekibin eğitim ve savunma ekipmanı sağlamak için Suudi Arabistan’a gittiği aktarıldı. Bu konu hakkında bilginiz var mı?
Bu girişim hakkında pek bir şey bilmiyorum. Ama bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Askeri sorumluluklar üstlenmede Suudi Arabistan’a nasıl yardım edebileceğimizin mükemmel bir örneği olduğu kanaatindeyim. Bazı siyasi farklılıklara rağmen söz edilen ‘Tiger’ ekibini göndermenin sebebinin de bu olduğuna inanıyorum.
Başkan Franklin D. Roosevelt ve Kral Abdulaziz bin Suud’un Quincy gemisindeki görüşmesine, 1945 yılına kadar uzanan uzun bir ilişkimiz var. Elbette sorunlar olacaktır ama bunların üzerinde çalışmamız gerekiyor. Suudi Arabistan’ın bölgenin iyiliği için sağlam ve canlı bir güç olacağına inanıyorum. Bizim de bu noktaya ulaşmasına yardım etmemiz gerekiyor.

Afganistan’dan geri çekilme
Afganistan’dan geri çekilmenin zamanı geldi mi?
Öyle görünüyor. Bunu olabildiğince sorumlu bir şekilde yapmalıyız. Ülkede uzun zaman geçirdik. Bu oldukça zorluydu. Yeni yönetim açısından önümüzde alınması gerek çok zor kararlar var. Kalacağız ya da kalmayacağız demek kolay değil. Bu durum hakkında çok dikkatli düşünmemiz lazım. Çabalarımızın şiddeti azaltmaya yardımcı olup olamayacağını ya da gerçekten bir tür diplomatik barışa ulaşıp ulaşamayacağını öğrenmek faydalı olacaktır. Ama bunun hakkında çok dikkatli düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Halen dünyanın bu bölgesinde faaliyet gösteren terör örgütleriyle ilgili endişelerimiz var. Sahada kalmayacağımıza karar verirsek komplolar ile ilgili olarak vatandaşlarımıza ve dostlarımıza yönelik düzenlenecek olası saldırılar hakkında cevaplar vermeliyiz. Savunmasız olabileceğimizi kabul etmemiz gerekirse bunlara yanıt vermek kolay değildir. Çünkü bu konular oldukça karmaşıktır. Ama ilk noktaya geri dönecek olursak; Bakan Austin’in de dediği gibi tüm anlaşmazlıkları sonlandırmamız lazım. Bu yüzden bizi sorumlu tutan bir yaklaşım benimsemeliyiz.

Siz de bölgedeydiniz. Bize zorlukların neler olduğunu ve bunlarla nasıl başa çıkılabileceğini anlatır mısınız?
Karşılaştığım zorluklar muhtemelen birçok insan tarafından biliniyordur. Örneğin Kabil hükümeti genel olarak zayıftır ve Taliban’ın etkisi nedeniyle kentler dışında nüfuzunu kullanmakta zorluklar yaşamaktadır. Çok fazla çaba ve iyileştirmeye rağmen bu alanlarda etkili askeri liderlik konusunda halen zorluklarla karşılaşıyorlar. Afganistan’da çok uzun süredir yaygın olan ve üstesinden gelinmesi çok zor olan yolsuzlukla ilgili zorluklar da var. Son derece değişken bir rakipleri var. Yani ‘kolayca teslim olmayan, çatışmada temiz oynamayan, ülkemizle veya başkalarıyla yaptığı anlaşmalara uymayan’ Taliban’dan bahsediyorum. El-Kaide ve DEAŞ gibi örgütlere karşı da kararlar almalıyız. Onlarla savaştık, yendik ve üzerlerine baskı yapmaya devam ettik. Ancak tamamen ortadan kaldırılmadılar ve halen de bu bölgedeler.

Taliban’ın ABD için bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor musunuz? Onlarla bir anlaşma yapmak mümkün mü?
ABD’liler ve birçok Batılı ülke açısından dolaylı bir tehdit oluşturduklarını düşünüyorum. Çünkü halen El-Kaide gibi örgütlere verdikleri desteği sonlandırmayı reddediyorlar. Benim için bu zor bir mesele. El-Kaide gibi bir örgütten uzaklaşmayacak bir yapıya güvenmek zor. Dolayısıyla bu örgütü desteklemeye hazırlanıyorlarsa diğerlerine de destek vereceklerdir.



Maduro operasyonu: Venezuela-Kolombiya sınırında gerilla savaşı alevlenebilir

Catatumbo'da hak iddia eden ELN, Petro yönetimiyle iki yıldır yürütülen barış görüşmelerinde silah bırakmayı reddetmişti (AFP)
Catatumbo'da hak iddia eden ELN, Petro yönetimiyle iki yıldır yürütülen barış görüşmelerinde silah bırakmayı reddetmişti (AFP)
TT

Maduro operasyonu: Venezuela-Kolombiya sınırında gerilla savaşı alevlenebilir

Catatumbo'da hak iddia eden ELN, Petro yönetimiyle iki yıldır yürütülen barış görüşmelerinde silah bırakmayı reddetmişti (AFP)
Catatumbo'da hak iddia eden ELN, Petro yönetimiyle iki yıldır yürütülen barış görüşmelerinde silah bırakmayı reddetmişti (AFP)

ABD'nin Karakas yönetimine düzenlediği askeri operasyon, Venezuela-Kolombiya sınırındaki gerilla çatışmalarının artmasına yol açabilir.

Kolombiya'nın Venezuela sınırındaki Catatumbo bölgesi, gerilla savaşlarının en sık yaşandığı noktalardan biri.

Geniş koka bitkisi tarlaları ve kokain laboratuvarlarının yer aldığı bölgenin kontrolü için Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) ve silah bırakan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri'nden (FARC) ayrılan 33. Cephe (Frente 33) mücadele ediyor.  

Kolombiya Ombudsman Ofisinden Iris Marin, 5 Ocak'ta yaptığı açıklamada bölgede çatışmaların yeniden alevlendiğini, vatandaşların Venezuela sınırındaki Cucuta şehrine kaçtığını bildirmişti.

ABD ordusunun 3 Ocak'ta Venezuela'ya düzenlediği askeri operasyon nedeniyle Kolombiya yönetimi, halihazırda Cucuta şehrine tank ve birlik sevk etmişti.

Geçen yılın başından beri yer yer alevlenen Catatumbo çatışmalarında bölgede yerinden edilenlerin sayısı 60 bini geçti.

İki örgüt özellikle 16 Ocak'ta koka tarlalarının ve uyuşturucu kaçakçılığı rotalarının kontrolü için şiddetli çatışmalara girmiş, en az 100 kişi yaşamını yitirmişti.

Guardian'ın analizinde, ELN'in Venezuela Ulusal Muhafızları'yla yakın bağlantılara sahip olduğuna dikkat çekilerek, Washington'ın Karakas baskınının Catatumbo'daki çatışmaları alevlendirebileceği yazılıyor.

Kolombiya merkezli düşünce kuruluşu Ideas for Peace'den güvenlik analisti Javier Flores, ABD'ye kaçırılan Nicolas Maduro'ya yakın hükümet yetkililerinin çoğunun hâlâ görevde olduğunu söylüyor. ELN'nin "Venezuela resmi makamlarıyla iletişiminin devam edeceğini" savunuyor.

Aralık ortasında ELN, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela'ya "müdahale" tehditlerine yanıt olarak askeri tatbikatlar yapmak üzere kontrolü altındaki bölgelerde üç gün sokağa çıkma yasağı getirmişti.

Insight Crime'a göre, yaklaşık 6 bin savaşçıya sahip ELN, Kolombiya'nın birçok bölgesinde faaliyet gösteriyor. Örgüt, komşu ülke Venezuela'nın da 24 eyaletinden 8'inde aktif.

Bazı analistler, ELN'nin Maduro'ya desteği nedeniyle Venezuela'da faaliyet gösteren bir "paramiliter kuvvete" dönüştüğünü de savunuyor.

Flores, Maduro yerine ülkenin geçici lideri olan Delcy Rodriguez yönetiminin, ABD'nin talebiyle Venezuela'daki ELN militanlarına baskı uygulaması durumunda örgüt mensuplarının Kolombiya'ya kaçabileceğini, bunun da yeni çatışmaları tetikleyebileceğini söylüyor.

ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, Maduro'ya "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlamalarının yöneltildiğini açıklamıştı.

Maduro ve eşi Flores, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada suçlamaların tamamını reddetmişti.

Trump, Venezuela'ya askeri müdahaleyi eleştiren Kolombiya'nın solcu lideri Gustavo Petro'yu hedef alarak "Kıçını kollasa iyi olur" demişti.

Independent Türkçe, Guardian, ABC


Rusya, Elon Musk’ın uydu alıcılarını atlarla cepheye taşıyor

Komutanlar, cephedeki çatışmaları Starlink uydu alıcıları sayesinde canlı olarak izliyor (@bayraktar_1love/X)
Komutanlar, cephedeki çatışmaları Starlink uydu alıcıları sayesinde canlı olarak izliyor (@bayraktar_1love/X)
TT

Rusya, Elon Musk’ın uydu alıcılarını atlarla cepheye taşıyor

Komutanlar, cephedeki çatışmaları Starlink uydu alıcıları sayesinde canlı olarak izliyor (@bayraktar_1love/X)
Komutanlar, cephedeki çatışmaları Starlink uydu alıcıları sayesinde canlı olarak izliyor (@bayraktar_1love/X)

Rusya cephede internete erişebilmek için Starlink terminallerini atlı birliklerle taşıyor.

Telegraph'ın haberinde, Rusya'nın Ukrayna'nın doğusundaki cephe hatlarında avantaj sağlamak için bölgeye son dönemde daha fazla süvari birliği gönderdiği yazılıyor.

Bu birliklerin bir kısmının, Elon Musk'ın şirketi SpaceX tarafından üretilen Starlink terminallerinden taşıdığı aktarılıyor.

Atların eyerlerine yerleştirilen uydu alıcılarıyla Rus ordusu, cephede internet bağlantısını korumaya çalışıyor.

X'te paylaşılan bazı görüntülerde, Rus askerlerinin eşeklerin sırtına sinyal bozucu elektronik harp cihazları yerleştirdiği de dikkat çekiyor.

Ukrayna ordusuna bağlı 92. Tugay tarafından geçen ay yayımlanan bir videoda, açık alanda at süren Rus askerlerinin drone'larla vurulduğu anlar paylaşılmıştı.

Telegraph'ın ekimdeki haberinde, Rus ordusuna bağlı 9. Tugay'ın Storm biriminin, Donetsk cephesine göndermek üzere atlı saldırı ekipleri hazırladığı da belirtilmişti.

Savaş yanlısı Rus blogger Semyon Pegov, hayvanlara savaş alanında patlama ve silah seslerinden korkmamaları için özel eğitim verildiğini yazıyor.

Ayrıca Rus askerlerinin engebeli arazilerde veya çamurlu yollarda cepheye mühimmat ve ağır ekipmanları taşımak için eşek, at ve hatta deve kullandığı ifade ediliyor.

SpaceX'ten 2023'te yapılan açıklamada, Ukrayna'ya gönderilen Starlink'lerin "saldırı amaçlı kullanılmaması gerektiği" bildirilmiş, buna göre belirli coğrafi kısıtlamalar uygulandığı ifade edilmişti.

Ancak Ukrayna ordusu, Starlink'i drone saldırıları ve cepheler arası iletişim başta olmak üzere Rus mevzilerine operasyonlarda aktif olarak kullanıyor.

Çatışmalar sonucu bu uydu alıcılarından bazılarının Rus askerlerin eline geçtiği de bildirilmişti.

Batılı istihbarat servislerinin, Rusya'nın Starlink'e yönelik yeni bir "anti-uydu silahı" geliştirdiğini öne sürdüğü raporu, AP tarafından geçen ay paylaşılmıştı. Çalışmada, Kremlin'in Starlink'i "ciddi bir tehdit" olarak gördüğü belirtilmişti.

Independent Türkçe, Telegraph, AP


İsrail, Gazze enkazını, el koyduğu Filistin parasıyla kaldırmayı teklif etti

İsrail ordusunun 70 binden fazla Filistinliyi katlettiği Gazze'de öğrenciler, harabelerin arasında eğitimlerini sürdürmeye çalışıyor (AFP)
İsrail ordusunun 70 binden fazla Filistinliyi katlettiği Gazze'de öğrenciler, harabelerin arasında eğitimlerini sürdürmeye çalışıyor (AFP)
TT

İsrail, Gazze enkazını, el koyduğu Filistin parasıyla kaldırmayı teklif etti

İsrail ordusunun 70 binden fazla Filistinliyi katlettiği Gazze'de öğrenciler, harabelerin arasında eğitimlerini sürdürmeye çalışıyor (AFP)
İsrail ordusunun 70 binden fazla Filistinliyi katlettiği Gazze'de öğrenciler, harabelerin arasında eğitimlerini sürdürmeye çalışıyor (AFP)

İsrail el koyduğu Filistin vergi gelirlerini Gazze'deki molozların temizlenmesinde kullanmayı planlıyor.

Filistin Ulusal Yönetimi'nden adının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan bir yetkili, İsrail'in el koyduğu vergileri, Gazze'deki inşaat projeleri için molozların temizlenmesi amacıyla kullanmayı teklif ettiğini söylüyor.

Ayrıca Tel Aviv yönetimi, vergileri Gazze İnsani Yardım Vakfı'nın (GHF) savaştaki masraflarını karşılamak için kullanmayı teklif etmiş.

Ramallah yönetimi her iki teklife de yanaşmayacaklarını belirtiyor. İsrail ordusunun, Gazze'de yok ettiği yerleri yeniden inşa etmek için "çalıntı fonları" kullanma hakkı olmadığını vurguluyor.

GHF'nin Gazze'deki yardım dağıtım faaliyetleri de büyük skandal yaratmıştı. Erzak noktalarında yüzlerce Filistinli, İsrail ordusu tarafından hedef alınarak öldürülmüştü. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası yardım kuruluşları, GHF'nin faaliyetlerini "ölüm tuzağı" diye nitelemişti.

İsrail ordusu ise sivillerin kasten hedef alındığına dair iddiaları yalanlamıştı.

Filistin Ulusal Yönetimi yetkilisi, GHF'nin "savaş suçu" işlediğini belirterek, İsrail'in el koyduğu fonları vakfın masraflarını karşılamak için kullanmasına izin verilemeyeceğini söyledi.

1993 Oslo Anlaşmaları gereği İsrail, Filistin topraklarına giren mallardan alınan vergi ve gümrük gelirlerini topluyor ve bunları Filistin Yönetimi'ne her ay aktarmakla yükümlü.

Ancak İsrail Bakanlar Kurulu, 3 Kasım 2023'te Filistin hükümeti adına topladığı vergi fonundan Gazze Şeridi'ne ve Filistinli tutuklulara ayrılan miktarın kesilmesine karar vermişti. Tel Aviv yönetimi, paranın Hamas'ın eline geçebileceğini öne sürmüştü.

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de geçen yıl mayısta 4 milyar dolarlık vergi gelirinin Ramallah yönetimine aktarımını durdurmuştu.

ABD yönetimi ise İsrail'e fonları serbest bırakması için baskı uyguluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta sonu İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede bu talebini yinelemişti.

Smotrich ise fonların serbest bırakılması halinde istifa ederek Netanyahu'nun radikal sağcı koalisyonunu çökertme tehdidinde bulunmuştu.

BM'nin uydu görüntülerini incelediği geçen ayki raporuna göre, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı harekatıyla patlak veren Gazze savaşında bölgede 123 binden fazla bina yıkılırken, 75 bine yakın yapı da çeşitli derecelerde hasar gördü. Bu rakamlar toplamda bölgedeki yapıların yüzde 81'ine denk geliyor.

Gazze'deki enkaz temizleme çalışmalarını denetleyen BM Kalkınma Programı'na (UNDP) göre, savaş nedeniyle bölgede 68 milyon tonluk enkaz oluştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Euronews