NASA bu araştırmayı sınayabilir: "Mars eskiden buzlu bulutlarla ısınıyordu"

Mars'ın geçmişteki gizemli koşulları yeni araştırmalar ve uzay araçlarıyla aydınlanıyor (NASA)
Mars'ın geçmişteki gizemli koşulları yeni araştırmalar ve uzay araçlarıyla aydınlanıyor (NASA)
TT

NASA bu araştırmayı sınayabilir: "Mars eskiden buzlu bulutlarla ısınıyordu"

Mars'ın geçmişteki gizemli koşulları yeni araştırmalar ve uzay araçlarıyla aydınlanıyor (NASA)
Mars'ın geçmişteki gizemli koşulları yeni araştırmalar ve uzay araçlarıyla aydınlanıyor (NASA)

Bilim insanları şu anda çorak olan Kızıl Gezegen'in geçmişte buzlu bulutları olduğunu düşünüyor. Yeni araştırmaya göre bu bulutlar gezegeni ısıtmış ve yüzeyde sıvı halde su bulunmasını sağlamış olabilir.
NASA'nın şu anda Mars'ta bulunan uzay aracı Perseverance'ın maceraları dünya genelinde merakla takip ediliyor. Uzay aracı, Jezero Krateri ismi verilen eski bir göl yatağına inmişti. Bilim insanları buranın eskiden büyük bir göle ev sahipliği yaptığından emin. 
Zira Mars'ın bir zamanlar su kütlelerini taşıdığına dair inkar edilemez kanıtlar var. Örneğin, yüzeyde sıvı haldeki sudan kaynaklanan belirgin erozyon işaretleri görülüyor. Öte yandan Mars'ta göller ve nehirlerin var olmasını sağlayan koşullar gizemini koruyor.
Hakemli bilimsel dergi Proceedings of the National Academy of Sciences'ta yayımlanan yeni bir araştırma ise bir zamanlar yüksek irtifadaki buzlu bulutların, Mars yüzeyinde sera etkisi yarattığını ve gizemli koşulları yarattığını ileri sürdü. Üstelik bu teorinin Perseverance sayesinde sınanması da mümkün.
ABD'deki Chicago Üniversitesi'nden gezegenbilimci Edwin Kite liderliğindeki araştırma ekibi, ilk olarak 2013'te ortaya atılan bir teoriyi yeniden gözden geçirdi. Bu teori, Dünya'da sirrüs bulutu diye adlandırılan yüksek irtifa bulutlarının Kızıl Gezegen'i ısıtmış olabileceğini öne sürüyordu.
Söz konusu teori daha önce reddedilmişti çünkü diğer bilim insanları, bulutların böyle önemli etki yaratması için atmosferde mümkün olabileceğinden çok daha uzun süre kalması gerektiğini söylemişti.
Yeni araştırmada ise ekip, bu teoriyi sınamak için gezegenin bilgisayarda oluşturulan 3 boyutlu modelini kullandı ve bu kez önceki çalışmalarda gözardı edilen bir faktöre odaklandı: Buz.
Bulgular, yüzeyin buzla kaplı olduğu durumda atmosferde düşük irtifa bulutlarının oluşacağını ve bunun da gezegende suyun sıvı halde bulunmasına olanak tanımayacağını ortaya koydu.
Ancak buzun gezegenin sadece kutuplarında veya yüksek rakımlarında bulunduğu senaryo, yüzeyin ısınmasını sağlayacak yüksek irtifa bulutlarına olanak tanıyacağını gösterdi.
Ekibin lideri Kite, "Modelimizdeki bulutlar Dünya'dakilere hiç benzemiyordu" dedi ve ekledi:
"Dünya'ya dayalı modeller oluşturmak işe yaramaz. Çünkü Mars koşulları, suyun atmosferle yüzey arasında hızla hareket ettiği Dünya'nın su döngüsüne hiç benzemiyor."
Kite'ın aktardığına göre, Dünya'daki su yüzeyin yüzde 71'ini kaplıyor ve bu nedenle kara, hava ve okyanuslar arasında hızla hareket edebiliyor. Mars'taki su kütleleriyse epey sınırlıydı; bu da atmosfere çıktığında orada çok daha uzun süre kalmasını sağlıyordu.
Kite, "Modelimiz, suyun eski Mars atmosferine girdiğinde epey uzun bir süre (bir yıla yakın) orada kaldığını ve böylelikle uzun ömürlü yüksek irtifa bulutlarını mümkün kıldığını gösteriyor" diye konuştu.
Üstelik NASA'nın bu teoriyi Mars yüzeyinde Perseverance aracılığıyla birçok şekilde sınaması da mümkün. Örneğin uzay aracının yüzeydeki kayaları analiz etmesiyle Mars'ın geçmişteki atmosfer basıncı ortaya çıkarılabilir.
"Mars önemli çünkü yaşamı destekleme yeteneğine sahip olduğunu bildiğimiz tek gezegen. Ama sonra bu yeteneği kaybetmiş" diyen Kite, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Dünyanın uzun vadeli iklim istikrarı da dikkat çekici. Bir gezegenin iklim istikrarının bozulabileceği tüm şekilleri anlamak istiyoruz."
 
Independent Türkçe, EurekAlert



Yörüngeden kameraları test eden Astronot Reid Wiseman: Dünya’yı fotoğraflamak, arka bahçeden Ay’ı çekmek gibi

Bu NASA tarafından sağlanan videodan alınan görüntüde, Orion uzay aracının motorları çalışırken Ay’a doğru hareket ederken Dünya (solda) görülüyor (AP)
Bu NASA tarafından sağlanan videodan alınan görüntüde, Orion uzay aracının motorları çalışırken Ay’a doğru hareket ederken Dünya (solda) görülüyor (AP)
TT

Yörüngeden kameraları test eden Astronot Reid Wiseman: Dünya’yı fotoğraflamak, arka bahçeden Ay’ı çekmek gibi

Bu NASA tarafından sağlanan videodan alınan görüntüde, Orion uzay aracının motorları çalışırken Ay’a doğru hareket ederken Dünya (solda) görülüyor (AP)
Bu NASA tarafından sağlanan videodan alınan görüntüde, Orion uzay aracının motorları çalışırken Ay’a doğru hareket ederken Dünya (solda) görülüyor (AP)

NASA’ya bağlı Artemis 2 görevinin astronotları, perşembe günü uzaydaki ilk günlerini, kullanacakları kameraları test ederek tamamladı. Astronotlar, yörüngeden ayrılıp Ay’a doğru yola çıkmadan saatler önce, yükseliş sırasında giderek küçülen Dünya’nın görüntülerini kaydetti.

Ekip lideri  Reid Wiseman, Houston’daki görev kontrol merkezine yaptığı açıklamada, iPhone ile Dünya’nın fotoğraflarını çekerken, “Bu, arka bahçenize çıkıp Ay’ın fotoğrafını çekmeye çalışmak gibi. Şu anda Dünya’nın fotoğrafını çekmeye çalışırken hissettiğim duygu bu” dedi. Wiseman, Dünya’dan 40 bin milin (yaklaşık 64 bin kilometre) üzerindeki bir mesafeden çekim yapmanın, gezegenin güneş ışığında parlayan küçük bir küre gibi görünmesi nedeniyle, telefon kamerasında pozlama ayarlarını yapmayı zorlaştırdığını belirtti.

ABD’nin NASA ajansına ait Artemis 2 görevinde yer alan dört astronot, çarşamba günü Doğu ABD saatiyle 18.35’te (22.35 GMT) Florida’dan fırlatılan görev kapsamında, uçuş boyunca Orion capsule içinde uzayın görüntülerini kaydetmek için çeşitli cihazlar taşıyor.

Bu cihazlar arasında küçük bir GoPro kamera, iPhone’lar ve NASA astronotlarının yıllardır International Space Station’da kullandığı profesyonel Nikon kameralar yer alıyor. NASA henüz mürettebat tarafından çekilen görüntüleri yayımlamadı; ancak daha heyecan verici anların ardından bu görüntülerin görevin ilerleyen aşamalarında paylaşılması bekleniyor.

Görevin altıncı gününde astronotların Dünya’dan yaklaşık 252 bin mil (yaklaşık 405 bin kilometre) uzaklığa ulaşması öngörülüyor. Bu nokta, insanların şimdiye kadar ulaştığı en uzak mesafe olacak ve bu mesafeden Dünya, Ay’ın karanlık tarafının arkasında bir basketbol topu büyüklüğünde görünecek.


NASA, yarım asır sonra Ay’a ilk insanlı görevi başlattı

TT

NASA, yarım asır sonra Ay’a ilk insanlı görevi başlattı

NASA, yarım asır sonra Ay’a ilk insanlı görevi başlattı

“Artemis 2” adı verilen görev kapsamında, Apollo Programı’nın sona ermesinden ve Ay’a yapılan son insanlı yolculuktan 50 yılı aşkın süre sonra üç erkek ve bir kadın astronot, çarşamba akşamı Ay yörüngesine doğru 10 gün sürecek bir yolculuğa çıktı. Görevin, ABD’nin uzay keşfi tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor.

Kalkıştan yaklaşık 10 dakika önce konuşan Kanadalı astronot Jeremy Hansen, “Tüm insanlık adına yola çıkıyoruz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ise “Truth Social” platformunda yaptığı paylaşımda, “Amerika Ay’a geri dönüyor! Kimse bizimle rekabet edemez. Amerika sadece rekabet etmez, domine eder. Tüm dünya bizi izliyor” ifadelerini kullandı.

Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılan görevde, Amerikalı astronotlar Reid Wiseman, Victor Glover ve Christina Koch ile Kanadalı Jeremy Hansen yer alıyor.

fev
NASA astronotları, Kennedy Uzay Merkezi’nde fırlatma öncesi hazırlıklar kapsamında Operasyon ve Kontrol Binası’ndan ayrılıyor (DPA)

Trump’ın ilk başkanlık döneminde duyurulan Artemis programı, uzun vadede Ay’da kalıcı insan varlığı oluşturmayı ve Mars’a yapılacak görevlerin önünü açmayı hedefliyor. Ancak program son yıllarda çeşitli gecikmelerle karşılaştı.

Görev, bilim dünyasının yanı sıra kamuoyunda da büyük ilgi uyandırdı. Çok sayıda kişi fırlatmayı yerinde izlemek için bölgeye akın etti.

Yaklaşık 10 gün sürecek yolculukta astronotlar Ay yörüngesine ulaşacak, ancak bu görevde Ay yüzeyine iniş yapılmayacak. İnsanlı inişin 2028 yılında gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Bu görev, 1968 yılında astronotların ilk kez Ay yörüngesine ulaştığı Apollo 8’i hatırlatıyor. İnsanlığın Ay yüzeyine ilk inişi ise 1969’daki Apollo 11 göreviyle gerçekleşmiş, son iniş ise 1972’de Apollo 17 ile yapılmıştı.

NASA, Ay yüzeyinde bir üs kurmayı ve ardından Mars keşiflerine geçmeyi planlıyor.

Ay’a dönüş yarışı

Görev, adını Yunan mitolojisinde Apollo’nun kız kardeşi olan Artemis’ten alıyor. Program, özellikle 2030 yılına kadar Ay’a insan göndermeyi hedefleyen Çin ile artan rekabet baskısı altında yürütülüyor.

sdv
İnsanlar, Artemis 2 görevinin fırlatılışını A. Max Brewer Köprüsü üzerinden izliyor (AFP)

Görev aynı zamanda riskler de barındırıyor. Çünkü kullanılan uzay aracı daha önce Dünya yörüngesi dışına insan taşımadı. Astronotların, Dünya’dan 384 bin kilometreden daha uzak bir mesafeye ulaşması gerekiyor. Bu mesafe, yaklaşık 400 kilometre yükseklikteki Uluslararası Uzay İstasyonu’nun bin katı uzaklık anlamına geliyor.

NASA’nın eski baş astronotlarından Peggy Whitson, “Herkes görevini kusursuz yerine getirmeli, aksi halde sonuçlar ölümcül olabilir” uyarısında bulundu.

Bazı uzmanlar ise 2028’de Ay’a iniş hedefinin oldukça iddialı olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü bunun için gerekli iniş aracının geliştirilmesi hâlâ sürüyor.

bgrfb
Charles M. Duke Jr., 1972 yılında Apollo 16 sırasında Ay yüzeyinden örnek toplarken (AP)

NASA, tüm bu süreçte 1968 Noel arifesinde gerçekleşen ve yaklaşık bir milyar kişi tarafından izlenen tarihi Apollo 8 görevi benzeri bir başarıya ulaşmayı umuyor.

NASA Başkanı Jared Isaacman ise “Bu yıl Cadılar Bayramı’nda uzun zamandır görülmediği kadar çok çocuğun astronot kostümü giydiğini göreceksiniz” dedi.


Google tarih vererek uyardı: Tüm şifreler tehlikeye girecek

Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarların aksine 0 ve 1 (bit) yerine, aynı anda her ikisi olabilen kübit (kuantum bit) birimlerini kullanıyor (Reuters)
Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarların aksine 0 ve 1 (bit) yerine, aynı anda her ikisi olabilen kübit (kuantum bit) birimlerini kullanıyor (Reuters)
TT

Google tarih vererek uyardı: Tüm şifreler tehlikeye girecek

Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarların aksine 0 ve 1 (bit) yerine, aynı anda her ikisi olabilen kübit (kuantum bit) birimlerini kullanıyor (Reuters)
Kuantum bilgisayarlar, klasik bilgisayarların aksine 0 ve 1 (bit) yerine, aynı anda her ikisi olabilen kübit (kuantum bit) birimlerini kullanıyor (Reuters)

Google, kuantum bilgisayarların 2029'a kadar şifreli sistemleri ele geçirebileceği uyarısında bulundu.

Alphabet'in sahibi olduğu şirketin internet sitesindeki blog paylaşımında, kuantum bilgisayarların 2020'lerin sonuna kadar "mevcut şifreleme standartları için ciddi bir tehdit oluşturacağı" belirtildi.

Teknoloji devinin çarşamba günkü paylaşımında şu ifadelere yer verildi:

Bilgilerin gizli ve güvenli tutulması için kullanılan mevcut şifreleme sistemleri, önümüzdeki yıllarda büyük ölçekli bir kuantum bilgisayar tarafından kolayca kırılabilir. Kuantum bilgisayarlar mevcut şifreleme standartları, özellikle de dijital imzalar için ciddi bir tehdit oluşturacak.

Banka, devlet ve teknoloji hizmeti sağlayıcılarının kuantum bilgisayar korsanlarına karşı hazırlıklı olması gerektiği de vurgulandı.

Google, kendi şifreleme ve güvenlik sistemlerinin de bu tehditlere karşı güncellediğini bildirdi.

Cambridge merkezli kuantum teknolojisi şirketi Riverlane'in eski ürün geliştirme direktörü Leonie Mueck, depolanan gizli bilgilerin kuantum bilgisayar saldırılarına karşı korunabilmesi için uzun süredir çalışıldığını belirtiyor:

İstihbarat camiasında muhtemelen 10 yıldan fazladır bu tehdide karşı çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Bugün gizli olarak sınıflandırılan belgelerin, 10 yıl sonra bir kuantum bilgisayarın şifresini çözemeyeceği şekilde depolanması gerekir.

Birleşik Krallık'ın (BK) siber güvenlik kurumu Ulusal Siber Güvenlik Merkezi'nden geçen yıl yapılan açıklamada, kuruluşların 2035'e kadar sistemlerini kuantum bilgisayar korsanlarına karşı daha güvenli hale getirmesi istenmişti.

BK ve ABD'deki üniversiteler, kuantum bilgisayarları son derece karmaşık matematiksel hesaplamalar yapmak için kullanıyor.

Ancak uzmanlara göre, kuantum mekaniğinin ilkeleriyle çalışan bu sistemlerin gelişmesiyle bilinen şifreleme modelleri de tehlikeye girebilir.

Teknoloji camiasında "Q Günü" diye de adlandırılan bu senaryoda, kuantum bilgisayarların mevcut tüm şifreleme sistemlerini aşarak kapsamlı siber saldırılarla küresel çapta felakete yol açabileceği öngörülüyor.

Independent Türkçe, Guardian, Gizmodo