Suriye: Kazananı belli seçimlerde diğer adaylar kendi aralarında yarışıyor

Suriye’de Adaylar, seçim maratonunda desteklerini alacak kitlelere sahip değil, muhalefet ise geri duruyor

Muhalefet partileri Suriye siyasi sahnesinde yok (The Independent Arabia)
Muhalefet partileri Suriye siyasi sahnesinde yok (The Independent Arabia)
TT

Suriye: Kazananı belli seçimlerde diğer adaylar kendi aralarında yarışıyor

Muhalefet partileri Suriye siyasi sahnesinde yok (The Independent Arabia)
Muhalefet partileri Suriye siyasi sahnesinde yok (The Independent Arabia)

Mustafa Rüstem
28 Nisan Çarşamba günü itibarıyla Suriye Cumhurbaşkanlığı Başkanlığı seçimleri için adaylık başvuruları resmen tamamlandı. Bununla birlikte Suriye Halk Meclisi, Anayasa Mahkemesi aracılığıyla, 7'si kadın 51 adayı Devlet Başkanı adayı olarak kayda geçti.
Suriye Parlamentosu, üye çoğunluğu kararıyla, Suriye Arap Cumhuriyeti Devlet Başkanı seçimlerine eşlik etmeleri ve sürecin gidişatı hakkında bilgi sahibi olmaları için, Cezayir, Umman, Moritanya, Rusya, İran, Ermenistan, Venezuela, Güney Afrika, Ekvador, Nikaragua ve Bolivya gibi çeşitli ülkelere çağrıda bulunma kararı aldı.

Artan aday sayısı
Sonuç, önümüzdeki 26 Mayıs’ta yapılacak seçimlerinde kararlaştırılacak gibi görünüyor. Tüm göstergeler, Suriye Arap Cumhuriyeti tarihinde beşinci Devlet Başkanı olan ve Temmuz 2000'den beri ülkeyi yöneten Baas Partisi adayı ve Suriye rejiminin Devlet Başkanı Beşşar Esed'in seçimi “kazanmasının” kesin olduğuna işaret ediyor.
Buna karşılık Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dikkat çekici bir durum olarak dün itibariyle Suriye sokaklarında adayların sayısı Salı günü itibariyle 40 kişiyi aşmış iken adaylık için son tarih olan Çarşamba günü bu sayı 51’e yükseldi.
Ancak Esed rejiminin izin verdiği güdümlü muhalefet partilerine mensup belirgin isimler dışında siyasi olarak bilinmeyen, kayda değer siyasi bir geçmişi bulunmayan veya parti ve ulusal düzeyde aktif olmayan kişilerin aday olmaları halk tarafından şaşkınlıkla karşılandı.

10 yıl ikamet şartı
Gözlemciler, adaylık başvuru sayısının önceki seçimlere kıyasla yüksek olduğunu düşünüyorlar. 2012'de Suriye anayasasında yapılan son değişikliğin ardından yapılan ikinci seçim olacak.
2014 Genel Seçim Kanunu, 5. Bölüm ve 30. Madde  uyarınca, Suriye Arap Cumhuriyeti Devlet Başkanı adayının 40 yaşında olması, doğuştan Suriye vatandaşlığına sahip olması, tam medeni ve siyasi haklar ve yüz kızartıcı bir suçtan hüküm giymemiş olması gerekiyor.
Yurtdışındaki Suriyelilerin aday olmasının önünde engel teşkil eden en önemli şartlardan biri olan adayın en az 10 yıldır Suriye ‘de yaşamış olma koşulunun olması da dikkat çekici.

Parlamentoları izleme komitesi
Suriye Meclis Başkanı Hammuda Sabbah, 19 Nisan'da Anayasa Mahkemesi'ne adaylık başvurularını başlatmıştı. Suriye dışında ikamet eden seçmenlerin bulundukları ülkelerdeki Suriye elçiliklerinde oy kullanma tarihi 20 Mayıs olarak belirlenirken, Suriye içinde ise 26 Mayıs günü seçim tarihi olarak belirlendi.
Yasalara göre adayların, bir milletvekilinin sadece bir adayı destekleyebildiği 250 üyeli parlamentodaki en az 35 milletvekilinin yazılı desteğini alması gerekiyor. Bu nedenle Devlet Başkanlığı yarışına sadece 3 adayın gireceğine kesin gözüyle bakılıyor.
167 üye ile parlamentoda en yüksek bloğa sahip olan Baas Partisi adayının en çok desteği almasına kesin gözüyle bakılıyor. Devlet Başkanı Esed, ülkedeki bir grup yurtsever, milliyetçi, sosyalist ve komünist partiyi içine alan ve 1972'de ortaya çıkan siyasi bir koalisyon olan Ulusal İlerici Cephe partisinin de “desteğini” aldı. Dolayısıyla Baas Partisi üyeleri yarım artı bir çoğunluğa sahip durumdalar.

İkinci aday
Anayasa Mahkemesine başvuran adaylar arasında altıncı sırada yer alan Halep kırsalından 1956 doğumlu hukukçu Abdullah Sallum, 35 milletvekilinin yazılı desteğini alarak Esed'le yarışacak ilk aday oldu.
Muhalif adayın da aynı koalisyona mensup olması şaşırtıcı. Ulusal İlerici Cephe’nin kendisini temsil edecek tek bir adaya sahip olması bekleniyorken bu durumun ortaya çıkması siyasi çevrelerde şaşkınlık oluşturdu.
Abdullah Sallum, Sosyalist Birlik Partisi'nin önde gelen üyelerinden biri. Halk Meclisi İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı dahil olmak üzere çeşitli siyasi ve bakanlık pozisyonlarında bulundu. 2003-2007 döneminde Halk Meclisi üyeliğine seçilen Sallum, 2012-2016 tarihlerinde bu göreve tekrardan seçildi.

Başkanlık yarışındaki kadın aday
Şam Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve yaşadığı şehirdeki baroda avukat olarak çalışan 1971 Kuneytra doğumlu Faten Ali Nahar Devlet Başkanlığı için ilk kadın aday olarak, Suriye Devlet Başkanlığı seçimlerinde yarışan ilk kadın olarak siyasi tarihe geçmiş oldu.
Diğer taraftan gözlemcilere göre ilk kadın aday Nahar’ın ismi devlet başkanı adayı oluncaya kadar herhangi bir siyasi faaliyet içerisinde yer almadı. Nitekim şu andaki adayların büyük bir kısmı seçimleri kazanabilmek için istenen halk desteğini veya popüler desteğe sahip olmadığı görülmektedir.

Muhalefetin olmaması
Muhalif siyasi çevrelerin aktardığına göre bir ay önce başkent Şam'da bir otelde yapılması planlanan bir konferansın yapılamamasının arka planında yetkili makamlardan gerekli lisans alınmaması var. Dolayısı ile  ‘Cude’ adını verdikleri en büyük siyasi bloğunun yükselişinin durdurulmasının ardından konferansın da Mart ayının sonunda iptal edilmesiyle içeride muhalefet partisi diye bir şey kalmadı.
Bu arada Dayanışma Partisi seçimleri boykot ettiğini duyurdu. Genel Sekreter Muhammed Ebu Kasım, bunun sebebini Baas Partisi’nin meclisteki en fazla sandalyeye sahip olmasına bağladı.
Adaylar arasında ikinci sırada yer alan isimlerden mimarlık alanında doktora derecesine sahip bir işadamı ve Ulusal Demokratik Miting Kuvvetleri üyesi olan Muhammed Yasin Racuh’un 2014 seçimlerinde aday olmasından ardından 2021 de yeniden aday olması dikkat çekti.
Bu bağlamda ise Suriye’de sokakların, Devlet Başkanı adayı Esed’in karşısında bir üçüncü kişinin “seçimi kaybetme yarışına” girmesini beklediği günlerde, içerideki muhaliflerden olan aynı zamanda da Suriye Arap İnsan Hakları Örgütü Başkanı ve muhalefetteki Demokratik Cephe Sekreteri Mahmud er-Rai ile gazeteci ve haber sitesi yöneticisi olan Ahmed Abdülğani’nin ismi öne çıkıyor.

 


Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.