Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Riyad'ın belirli bir fıkıh ekolüne veya Muhammed bin Abdulvehhab dahil herhangi bir şahısa bağlı olmadığını vurguladı

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor
TT

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Mustafa el-Ensari
Suudi Arabistan, son beş yılda çeşitli düzeylerde hızlandırılmış bir değişim süreci yaşadı. Fakat bu sürecin fikri ve dini yönü özellikle bir süre sonra ülkenin eski haline dönmesini uman bazı muhafazakarlardan ve siyasal İslamcı gruplardan ötürü bir yığın belirsizliği barındırmaya devam ediyor.
Ancak Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yapılan son röportaj, dönüşümün fikri yönünü ile ilgili devlet projesinin özelliklerini ortaya koydu.
Suudi Arabistan 2030 Vizyonu çerçevesinde Emri Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker (İyiliği Emretme ve Kötülükten Alıkoyma) heyetinin nüfuzunun sona erdirildiği ve onlarca yıllık yasaklamaların ardından sanat, sinema ve eğlence gibi alanlarda çalışmaların yapılmasıyla çeşitli dönüşümler gerçekleşti.
Veliaht Prens, 27 Nisan Salı günü devlet televizyonunun yanı sıra önde gelen Arap televizyon kanallarında yayınlanan gazeteci Abdullah el-Mudifer’e verdiği röportajında takip ettiği yaklaşımı anlatmadan önce bu yaklaşımı pratik olarak hayata geçirdi. Veliaht Prens Muhammed Bin Selman röportajda, “Bizim anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir ve sonsuza kadar da böylece olacaktır. Temel Yönetim Kanunu bunu çok açık bir şekilde belirtmektedir. Hükümet ya da Şura Meclisi olarak veya kanun koyucu ya da Kral olarak veya Danışma Mercii olarak Kur’an’ı şu veya bu şekilde uygulamakla yükümlüyüz” ifadelerini kullandı.

 Mütevatir ve Ahad hadis arasındaki fark
Toplumsal ve bireysel meselelere ilişkin açıklamalarda bulunan Veliaht Prens, devletin sadece Kur’an-ı Kerim’de yer alan metinleri uyguladığını açıkça vurgulayarak, “Yani, Kur’an-ı Kerim’de veya Sünnet'te açık bir nas (delil) olmadan yasal bir hüküm uygulamamalıyım. Sünnet'teki açık bir metinden bahsettiğimde bunlar, Müslim (Sahih Müslim'in sahabesi) gibi hadis yazarlarının çoğunun sahih, hasen veya zayıf gibi kategorilere ayırdıkları hadislerdir.  Ama en önemlisi olan başka bir sınıflandırmadır. Bu da mütevatir hadis (Hz. Peygamber'e ittisâlinde hiçbir şüphe bulunmayan hadis) ve ahad hadis/haber-i vahid (mütevatir haberin şartlarını taşımayan haber)’dir.  Kararların ve yasaların çıkarılmasında ana referans Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdir” şeklinde konuştu.
Bu yöndeki problemin, başlangıçta hadislerin Kuran ayetleri ile karıştırılmaması için yazılmasından kaçınılması şeklindeki yaklaşımdan kaynaklandığını belirten Veliaht Prens, “Hal böyleyken bugün gelip, Kur’an-ı Kerim ile çelişse bile, sanki Kuran’ın her zaman ve her yerde geçerli olduğunu buyuran Allah'ın sözüne meydan okuyormuşuz gibi sahihliği (doğruluğu) kesin olarak ispatlanmamış hadislere insanları nasıl teslim edebiliriz? Hükümetin hukuki açıdan Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdeki hükümleri uygulaması zorunludur” dedi.

Öbür dünyaya ait cezalar devletin işi değildir
İslam dininde bir erkekle bir kadın arasındaki gayri meşru ilişkilere değinen ve hadislerde ve siyerde anlatılan evlilik dışı doğum yapan bir kadının hikayesini örnek veren Veliaht Prens, Hz. Muhammed’in birkaç kez ‘zina için had cezası’ verilmesini istediğini, ancak tövbe edip bu kötü amelden (fiil) uzaklaşması halinde meselenin Rabbi ile ameli işleyen kişi arasında bırakıldığını, bunun da ahiret cezasının devletin işi olmadığı anlamına geldiğini vurguladı. Muhammed bin Selman, “Allah bir şeyi haram kıldığında (yasakladığında) ve bunun ahirette cezası olduğunu vaat ettiğinde, insan olarak bizler bu haram davranışı cezalandırmamızı emretmemiştir. Bu haramın cezasını kıyamet gününe ve ahirete bırakmıştır. Allah kendisine şirk koşulması dışında her günahı affeder. Kuran ve Sünnet'in uygulandığı Anayasamıza ve yönetim sistemimize dayanan doğru yaklaşım budur” diye konuştu.
Suudi Arabistan evlilik dışı ilişkileri suç sayıyor, ancak önceki gibi bireylerin mahremiyetine müdahale etmiyor. Bu yüzden ülkede ‘tacize karşı’ ve ‘kamu ahlakını korumak’ için başka bir yasa çıkarıldı. Cezaları uygulanma yetkisi ahlak polisi yerine güvenlikten sorumlu normal polis birimlerine verildi.
Veliaht Prens, devletin Vahhabilik ekolüne bağlı kalıp kalmayacağına ilişkin bir soruya ise verdiği yanıtta ülkesinin dini ve siyasi gerçekliği ile yurtiçi ve yurtdışındaki muhafazakarların Suudi Arabistan'ı yaklaşık 300 yıl öncesine dayanan seçimleri ve içtihatları nedeniyle yargılamaya devam ettiği Muhammed bin Abdulvahhab ekolü arasındaki bağlantıyı kopararak uzun zamandır tartışmalı olan bu konuya açıklık getirmekte hiç tereddüt etmedi.

Muhammed Bin Abdulvahhab ne düşünür?
Veliaht Prens Muhammed Bin Selman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendimizi sadece belirli bir ekole/mezhebe veya dünyaya adadığımızda insanları ilahlaştırmış oluruz. Allah ve Resulü,  insanlarla aralarına bir engel koymadı. Kur’an-ı Kerim nazil oldu (indirildi). Hz. Muhammed’in sünneti, Kur’an-ı Kerim’in yeryüzündeki uygulanışıdır ve içtihadı sonsuza kadar açıktır. Şeyh Muhammed Bin Abdulvehhab, mezarından çıkıp bizi onun metinlerine bağlı kaldığımızı, aklımızı içtihada kapattığımızı ve onu tanrılaştırdığımızı ya da aşırı övdüğümüzü görse buna itiraz ederdi. Dinin hükümleri konusunda kendimizi bir ekole veya belirli bir kişiye bağlayamayız. Her fetva, zamana, yere ve anlayışa göredir.”
Fakat bunun, Müslümanların kıblesi olarak nitelendiren Mekke ve Medine'nin yer aldığı bir ülkede İslami kimliğin göz ardı edilmesi anlamına gelmediğine dikkati çeken Veliaht Prens, daha ziyade bu özelliği merkezi devletin güçlü yönlerinden biri olduğunun altını çizdi. Veliaht  Prens ayrıca, Suudi Arabistan'ın ‘İki Kutsal Cami’nin (Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) ülkesi, dünyanın en saf yeri, bir milyardan fazla Müslüman’ın göz bebeği, Arap ve İslam ülkelerinin kalbi olduğunu’ vurguladı. Veliaht Prens, “Kovid-19 krizi öncesinde yapılan planlar arasında, bu yıldan itibaren hacı sayısını yılda 10 milyona çıkarmak ve onlara sunulan hizmetlerin kalitesini ve memnuniyet seviyesini artırmak yer alıyordu” dedi.
Veliaht Prens, reform adımlarıyla çelişmek yerine, onları tamamlayıcı olarak nitelediği değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın kimliğinin bugün gücünü Arap ve İslami kültürel mirastan aldığını vurgulayarak “Eğer dünyadaki büyük çeşitlilik karşısında güçsüzseniz, bu kimliğinizin zayıf olduğu ve ondan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelir. Ancak kimliğiniz güçlü ve özgünse, onu geliştirebilir, içindeki olumsuzlukları değiştirebilir ve pozitifleri ortaya çıkarabilirsiniz. Bu da kimliğinizi koruduğunuz ve geliştirdiğiniz anlamına gelir. Bugün kıyafetlerimiz, eski geleneklerimiz, göreneklerimiz, kültürel ve tarihi mirasımız, kimliğimizin güçlü olduğunun kanıtıdır. İslam mirasımız, zamanla geliştirdiğimiz kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Kimliğimizin aynı zamanda dünyayı oluşturan unsurlarından biri olması için geliştirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Tekerleği yeniden icat etmiyoruz
Yeni Suudi Arabistan'ın temelleri olarak kurmayı hedeflediği devlet sistemlerinden bahseden Veliaht Prens, dini değerlerine bağlı kalan, ancak dünyadan da kopmayan bir devlet olma konusuna açıklık getirdi.
Muhammed Bin Selman şunları söyledi:
“Tekerleği yeniden icat etmiyoruz, tüm dünya insan hayatını düzenlemek için şeffaf sistemler ve açık yasalar üzerinde çalışıyor. Bizim rolümüz, ülkede Kur’an-ı Kerim ve Sünnet ile çelişmeyen, çıkarlarımıza ters düşmeyen, vatandaşın güvenliğini ve çıkarlarını koruyan, ülkenin kalkınmasına ve refahına yardımcı olan yasalar çıkarmaktır. Yasalar aynı zamanda uluslararası alanda kabul görmüş prosedürlere göre çıkarılır.”
Veliaht Prens’in atıfta bulunduğu konularla ilgili eski çağlardan bu yana fıkhi mezhepler ve fikri ekoller arasında hüküm süren tartışma, devletin dini ve medeni teorilerinin, hukuk politikasının, şeriatın (kanun) amaçlarının, içtihat kurallarının ve Sünnet otoritesinin liderleri arasında tartışma konusu haline geldi. Bu tartışmaların en ünlüsü İbn Kayyim el-Cevziyye’nin “Maslahatın gözetildiği yerde Allah’ın kanunu ve dini de gözetilir” şeklindeki sözüdür. Ayrıca Hanbeli bilginlerinden Necmuddîn et-Tufi’nin “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanarak “Şeriat delillerini bir maslahatla birleştirmek mümkün değilse, maslahat diğerlerinden üstündür” şeklinde ifade ettiği görüşü halen Selefi akımlar arasında büyük bir tartışma konusudur.
Öte yandan Tunuslu çağdaş fıkıh alimi İyad İbn Aşur, yakın zamanda yayınlanan bir kitabında en büyük sorunun, ‘Ortodoks İslam’ olarak adlandırdığı, siyasal İslamcı akımların tartıştığı ve İslami kitlelere dayatmaya çalıştığı ‘popüler İslam’ olduğunu söylemiştir. Bu da, “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanan orijinal İslam dininden neredeyse tamamen farklıdır.

Muhafazakar ideolojiyle bir yere varılamaz
Veliaht Prens, birbiri ardına göreve gelen Suudi liderin gündeminde olan en ağır dosyalardan biri olan radikalizm ile ilgili değerlendirmesinde ülkesinin yayılmak isteyen aşırılık yanlılarının hedefi olmasının dini, siyasi ve ekonomik nüfuza sahip olması nedeniyle doğal olduğunu söyledi. Muhammed bin Selman, “Eğer Usame Bin Ladin olsaydım ve aşırılıkçı ideolojimi tüm dünyaya ve özellikle Müslümanlar arasında yaymak isteseydim, nereden başlardım? Müslümanların kıblesinin ve kutsal mekanlarının, umre ve hac yapmak isteyenlerin geldiği ülkeden başlardım. Müslümanlar günde beş vakit oraya yöneliyor. Eğer projemi orada yaymayı başarırsam otomatik olarak tüm dünyaya yayılacaktır. Bir aşırılık yanlısı ideoloji başlatılmak istendiğinde önce Suudi Arabistan’ın hedef alınacağına hiç şüphe yok. 1950'lerden 1970'lere kadar çok zor bir dönem yaşadık. Arap ulusal projesi, sosyalizm, komünizm ve bölgedeki birçok aşırılık yanlısı grubun şu ya da bu şekilde Suudi Arabistan’a sızıp devlette, ekonomide ve benzeri yerlerde farklı noktalara ulaşmalarına fırsat veren diğer projeler, talihsiz sonuçlara yol açtı. Etkilerini geçtiğimiz yıllarda gördük. Bugün, ülkeye yatırım ve turist çekemiyoruz. Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, projesine aşırılık yanlısı fikirlere karşı bir kampanyayla başlamıştı.  Bu kampanya çerçevesinde bazı eski vaizler ve cihatçıların yanı sıra Müslüman Kardeşler ve Sururi Selefilik akımlarıyla bağlantılı olanların bir kısmı tutuklandı. Birçoğu Suudi Arabistan mahkemelerinde yargılandı. Bazıları hakkında halen kesinlemiş hükümler verilmedi.
Kampanyanın başladığı sıralarda bir açıklama yapan Veliaht Prens ülkesinin aşırılık yanlıları yüzünden 40 yıl daha kaybetmeyeceğini, onları derhal ortadan kaldıracağını söyledi. Bu açıklama, uluslararası insan hakları kuruluşlarının Riyad'ın bu konudaki bazı uygulamalarına yönelik eleştirilerine rağmen, Suudi Arabistan'ın radikalizme karşı yaptığı en güçlü duyuruydu. Söz konusu insan hakları kuruluşlarından bazıları o dönem Suudi Arabistan'ın bu konudaki reformlarının meyvesini verdiğini ve ölüm cezalarının yaklaşık yüzde 80 azaldığını henüz kabul etmemişlerdi.  
Veliaht Prens uzun röportajın fikri kısmının sonunda şunları söyledi:
“Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz. Eğer milyonlarca kişiye istihdam sağlanmasını ve işsizlik oranlarının düşmesini, ekonominin büyümesini ve gelirlerin artmasını istiyorsanız dünyevi çıkarlar için üretilen bu projenin ortadan kaldırılması gerekir. Bu insanların şu ya da bu şekilde İslam dinini ve hoşgörülü ilkelerimizi temsil etmediklerinden bahsetmiyorum bile. Aşırılık yanlısı ideolojilerin benimsenmesi, hem dünyada hem de Suudi Arabistan’da insanların hayatlarına mal olan, ekonomilere zarar veren terör örgütlerinin kurulması gibi bir suçtur.  Bu, Suudi Arabistan anayasasına göre yasadışı ve cezalandırılması gereken bir eylemdir. Aşırılık yanlısı bir ideolojiyi benimseyen bir kişi terörist olmasa bile, bundan hukuken sorumlu tutulacak olan bir suçludur.”

 


Bahreyn: İran Devrim Muhafızları Ordusu ile iletişim kurdukları gerekçesiyle dört vatandaş gözaltına alındı

İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan Bahreyn vatandaşları (BNA)
İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan Bahreyn vatandaşları (BNA)
TT

Bahreyn: İran Devrim Muhafızları Ordusu ile iletişim kurdukları gerekçesiyle dört vatandaş gözaltına alındı

İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan Bahreyn vatandaşları (BNA)
İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan Bahreyn vatandaşları (BNA)

Bahreyn İçişleri Bakanlığı bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile İran’da bulunan ‘terör unsurları’ aracılığıyla irtibat kurdukları gerekçesiyle dört Bahreyn vatandaşının gözaltına alındığını, yurt dışında bulunan beşinci bir şüphelinin ise kimliğinin tespit edildiğini duyurdu.

Bakanlık açıklamasında gözaltına alınanların Murtaza Hüseyin Eval (25), Ahmed İsa el-Hayki (34), Sare Abdunnebi Merhun (36) ve İlyas Selman Mirza (22) olduğu belirtildi. Yurt dışında kaçak durumda bulunan şüphelinin ise Ali Muhammed Hasan eş-Şeyh (25) olduğu ifade edildi.

Açıklamaya göre yürütülen soruşturma, ilk şüphelinin örgütsel talimat doğrultusunda ve diğer zanlıların yardımıyla Bahreyn’deki önemli ve stratejik noktaların yüksek çözünürlüklü görüntülerini ve koordinatlarını kaydettiğini ortaya koydu. Bu bilgilerin daha sonra şifreli uygulamalar aracılığıyla DMO’ya gönderildiği belirtildi.

DFBFDB
Videolarda İran’ın saldırganlığını destekleyen kişiler (BNA)

Bakanlık, dün akşam yaptığı bir diğer açıklamada ise İran saldırılarının etkileriyle ilgili görüntüler çekip paylaşan ve saldırılara sempati gösteren altı kişinin gözaltına alındığını duyurmuştu. Söz konusu kişilerin bu görüntüleri sosyal medya hesapları üzerinden paylaşarak kamuoyunu yanıltabilecek, vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancılar arasında korku yayabilecek ve kamu düzenine zarar verebilecek içerikler dolaşıma soktukları ifade edildi.

İçişleri Bakanlığı, gerekli yasal işlemlerin başlatıldığını ve gözaltına alınanların savcılığa sevk edildiğini belirtti. Bakanlık ayrıca kamuoyuna, bilgilerin yalnızca resmi kaynaklardan alınması, doğruluğu teyit edilmemiş haber ve görüntülerin paylaşılmaması çağrısında bulunarak, bunun hem yasal sorumluluk doğurabileceğini hem de ülkenin güvenliği açısından önem taşıdığını vurguladı.


Suudi Arabistan: Doğu Eyaleti, Rubülhali Çölü ve Riyad'da 28 İHA’yı imha edildi

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)
TT

Suudi Arabistan: Doğu Eyaleti, Rubülhali Çölü ve Riyad'da 28 İHA’yı imha edildi

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (SPA)

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, bu sabah erken saatlerde yaptığı açıklamada, doğu bölgesinde 23 insansız hava aracının (İHA) saldırı düzenlemesini önlendiğini ve düşürüldüklerini belirtti. Tümgeneral Maliki açıklamasında, ülkenin güneydoğusundaki Rubülhali Çölü’nde, Şeybe Petrol Sahası’na doğru ilerleyen dört İHA'nın ve başkent Riyad'daki elçilik bölgesine yaklaşmaya çalışan bir İHA’nın düşürüldüğünü de kaydetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı dün, İran'ın Körfez ülkeleri ve Ürdün'e yönelik saldırılarını en şiddetli şekilde kınayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bakanlık bu saldırıları uluslararası hukuka aykırı ve uluslararası barış ve güvenliğe ciddi bir tehdit olarak nitelendirdi.

Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, kararın uluslararası destek gördüğünü ve İran'ın bu acımasız saldırılarının uluslararası kamuoyu tarafından kınandığını belirterek, saldırıların derhal ve koşulsuz olarak durdurulmasını ve komşu ülkelere yönelik her türlü provokasyon ve tehdidin, vekil güçlerin kullanılması da dahil olmak üzere, sona erdirilmesini talep etti. Suudi Arabistan, kararın içeriğini onayladı ve BM Şartı'nın 51. Maddesi uyarınca güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve saldırıları caydırmak için önlemler alma hakkını saklı tuttu.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, başkent Riyad'ın 80 kilometre güneydoğusunda bulunan el-Harc ilindeki Prens Sultan Hava Üssü'nü hedef alan dokuz balistik füzeyi ve eş-Şarkiya’ya fırlatılan bir füzeyi önlediğini ve imha ettiğini duyurdu.

Tümgeneral Maliki dün yaptığı açıklamada, eş-Şarkiye'da 12, Rubülhali Çölü’nde sekiz, el-Harc’ın doğusunda beş ve ülkenin kuzeydoğusundaki Hafer el-Batin'de iki İHA’nın önlendiğini ve imha edildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan Sivil Savunması dün akşam, ‘Ulusal Acil Durum Erken Uyarı Platformu’ aracılığıyla el-Harc'da bir uyarı yayınladı. Ancak yaklaşık beş dakika sonra bu uyarıyı iptal ettiğini duyurdu ve talimatlara uyulmaya devam edilmesi, kalabalıklardan ve fotoğraf çekmekten kaçınılması ve tehlikeli yerlerden uzak durulması çağrısında bulundu.


Bahreyn: İran saldırısı Muharrak'taki bir tesiste bulunan yakıt depolarını hedef aldı

Muharrak'taki Riya Caddesi'nde trafik aksadı (BNA)
Muharrak'taki Riya Caddesi'nde trafik aksadı (BNA)
TT

Bahreyn: İran saldırısı Muharrak'taki bir tesiste bulunan yakıt depolarını hedef aldı

Muharrak'taki Riya Caddesi'nde trafik aksadı (BNA)
Muharrak'taki Riya Caddesi'nde trafik aksadı (BNA)

Bahreyn İçişleri Bakanlığı bugün erken saatlerde, İran'ın Muharrak Valiliği'ndeki bir tesiste bulunan yakıt depolarını hedef alan açık bir saldırı gerçekleştirdiğini ve yetkili makamların gerekli önlemleri aldığını duyurdu.

Bakanlık, sirenlerin devreye alındığını duyurarak vatandaşları ve bölge sakinlerini sakin kalmaya, en yakın güvenli yere sığınmaya ve resmi kanallar aracılığıyla haberleri takip etmeye çağırdı.

İçişleri Bakanlığı, el-Hidd, Arad, Qalali ve Samahic bölgelerinde yaşayan vatandaşları ve sakinleri, söndürülmeye çalışılan yangından kaynaklanan dumanın etkisinden korunmak için önlem olarak evlerinde kalmalarını ve pencereleri ile havalandırma deliklerini kapatmalarını istedi ve yetkili makamların kendilerine güncel bilgileri zamanında ileteceğini belirtti.

Trafik Müdürlüğü ise Muharrak'taki Riya Caddesi'nin her iki tarafında trafiğin kesildiğini belirterek, bu yolun kullanıcılarına alternatif güzergâhları kullanmalarını ve kamu güvenliğini sağlamak için trafik talimatlarına uymalarını istedi.

Bahreyn Savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığı ise dün akşam, hava savunma sistemlerinin İran'ın arka arkaya gelen terörist saldırılarına karşı koyduğunu vurguladı ve acımasız saldırının başlamasından bu yana ülkeyi hedef alan 108 füze ve 177 insansız hava aracının (İHA) önlendiğini ve imha edildiğini belirtti.

Genel Komutanlık, sivil varlıkları ve özel mülkiyeti hedef almak için balistik füzeler ve İHA kullanılmasını uluslararası insani hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın açık bir ihlali olarak değerlendirdi ve bu ayrım gözetmeyen ve suç niteliğindeki saldırıların bölgesel barış ve güvenliğe doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Herkesi evde kalmaya ve kesinlikle gerekli olmadıkça dışarı çıkmamaya, azami dikkat ve tedbirli davranmaya çağırdı. Güvenliklerini sağlamak için etkilenen bölgelerden ve şüpheli nesnelerden uzak durmalarını, askeri operasyonları ve enkaz alanlarını fotoğraflamamalarını veya söylentiler yaymamalarını, bilgi, uyarı ve ikazları resmi kaynaklardan almalarını istedi.

Bahreyn Merkez Bankası ise, mevcut bölgesel gelişmeler ve İran'ın bölgeye yönelik suç niteliğindeki saldırılarının yansımaları çerçevesinde, ülkenin bankacılık ve finans sektörünün tam kapasiteyle çalışmaya devam ettiğini ve istikrar, esneklik ve en yüksek düzeyde hazırlık durumunda olduğunu vurguladı.

Banka bugün yaptığı açıklamada, Bahreyn'deki bankalar ve finans kurumlarının, yıllar boyunca sistematik olarak güçlendirilen ve oluşturulan gelişmiş düzenleyici çerçeveler ve sağlam bir dijital altyapı ile desteklenerek, müşterilerine verimli ve kesintisiz hizmet vermeye devam ettiğini belirtti.

Açıklamada, tüm finans kurumlarındaki fiziksel ve elektronik güvenlik önlemlerinin, finansal hizmetler sektörü için entegre ve kapsamlı bir güvenlik sistemi içinde en yüksek hazırlık düzeyinde çalıştığı da belirtildi.

Banka, parasal ve finansal istikrarı korumaya ve ülke genelinde finansal hizmetlerin verimli bir şekilde sunulmasını sağlamaya yönelik kararlılığını yeniden teyit ederek, sektöre olan güveni güçlendirmeyi ve Bahreyn'in önde gelen bölgesel finans merkezi konumunu pekiştirmeyi hedeflediğini ifade etti.