Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Riyad'ın belirli bir fıkıh ekolüne veya Muhammed bin Abdulvehhab dahil herhangi bir şahısa bağlı olmadığını vurguladı

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor
TT

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Mustafa el-Ensari
Suudi Arabistan, son beş yılda çeşitli düzeylerde hızlandırılmış bir değişim süreci yaşadı. Fakat bu sürecin fikri ve dini yönü özellikle bir süre sonra ülkenin eski haline dönmesini uman bazı muhafazakarlardan ve siyasal İslamcı gruplardan ötürü bir yığın belirsizliği barındırmaya devam ediyor.
Ancak Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yapılan son röportaj, dönüşümün fikri yönünü ile ilgili devlet projesinin özelliklerini ortaya koydu.
Suudi Arabistan 2030 Vizyonu çerçevesinde Emri Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker (İyiliği Emretme ve Kötülükten Alıkoyma) heyetinin nüfuzunun sona erdirildiği ve onlarca yıllık yasaklamaların ardından sanat, sinema ve eğlence gibi alanlarda çalışmaların yapılmasıyla çeşitli dönüşümler gerçekleşti.
Veliaht Prens, 27 Nisan Salı günü devlet televizyonunun yanı sıra önde gelen Arap televizyon kanallarında yayınlanan gazeteci Abdullah el-Mudifer’e verdiği röportajında takip ettiği yaklaşımı anlatmadan önce bu yaklaşımı pratik olarak hayata geçirdi. Veliaht Prens Muhammed Bin Selman röportajda, “Bizim anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir ve sonsuza kadar da böylece olacaktır. Temel Yönetim Kanunu bunu çok açık bir şekilde belirtmektedir. Hükümet ya da Şura Meclisi olarak veya kanun koyucu ya da Kral olarak veya Danışma Mercii olarak Kur’an’ı şu veya bu şekilde uygulamakla yükümlüyüz” ifadelerini kullandı.

 Mütevatir ve Ahad hadis arasındaki fark
Toplumsal ve bireysel meselelere ilişkin açıklamalarda bulunan Veliaht Prens, devletin sadece Kur’an-ı Kerim’de yer alan metinleri uyguladığını açıkça vurgulayarak, “Yani, Kur’an-ı Kerim’de veya Sünnet'te açık bir nas (delil) olmadan yasal bir hüküm uygulamamalıyım. Sünnet'teki açık bir metinden bahsettiğimde bunlar, Müslim (Sahih Müslim'in sahabesi) gibi hadis yazarlarının çoğunun sahih, hasen veya zayıf gibi kategorilere ayırdıkları hadislerdir.  Ama en önemlisi olan başka bir sınıflandırmadır. Bu da mütevatir hadis (Hz. Peygamber'e ittisâlinde hiçbir şüphe bulunmayan hadis) ve ahad hadis/haber-i vahid (mütevatir haberin şartlarını taşımayan haber)’dir.  Kararların ve yasaların çıkarılmasında ana referans Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdir” şeklinde konuştu.
Bu yöndeki problemin, başlangıçta hadislerin Kuran ayetleri ile karıştırılmaması için yazılmasından kaçınılması şeklindeki yaklaşımdan kaynaklandığını belirten Veliaht Prens, “Hal böyleyken bugün gelip, Kur’an-ı Kerim ile çelişse bile, sanki Kuran’ın her zaman ve her yerde geçerli olduğunu buyuran Allah'ın sözüne meydan okuyormuşuz gibi sahihliği (doğruluğu) kesin olarak ispatlanmamış hadislere insanları nasıl teslim edebiliriz? Hükümetin hukuki açıdan Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdeki hükümleri uygulaması zorunludur” dedi.

Öbür dünyaya ait cezalar devletin işi değildir
İslam dininde bir erkekle bir kadın arasındaki gayri meşru ilişkilere değinen ve hadislerde ve siyerde anlatılan evlilik dışı doğum yapan bir kadının hikayesini örnek veren Veliaht Prens, Hz. Muhammed’in birkaç kez ‘zina için had cezası’ verilmesini istediğini, ancak tövbe edip bu kötü amelden (fiil) uzaklaşması halinde meselenin Rabbi ile ameli işleyen kişi arasında bırakıldığını, bunun da ahiret cezasının devletin işi olmadığı anlamına geldiğini vurguladı. Muhammed bin Selman, “Allah bir şeyi haram kıldığında (yasakladığında) ve bunun ahirette cezası olduğunu vaat ettiğinde, insan olarak bizler bu haram davranışı cezalandırmamızı emretmemiştir. Bu haramın cezasını kıyamet gününe ve ahirete bırakmıştır. Allah kendisine şirk koşulması dışında her günahı affeder. Kuran ve Sünnet'in uygulandığı Anayasamıza ve yönetim sistemimize dayanan doğru yaklaşım budur” diye konuştu.
Suudi Arabistan evlilik dışı ilişkileri suç sayıyor, ancak önceki gibi bireylerin mahremiyetine müdahale etmiyor. Bu yüzden ülkede ‘tacize karşı’ ve ‘kamu ahlakını korumak’ için başka bir yasa çıkarıldı. Cezaları uygulanma yetkisi ahlak polisi yerine güvenlikten sorumlu normal polis birimlerine verildi.
Veliaht Prens, devletin Vahhabilik ekolüne bağlı kalıp kalmayacağına ilişkin bir soruya ise verdiği yanıtta ülkesinin dini ve siyasi gerçekliği ile yurtiçi ve yurtdışındaki muhafazakarların Suudi Arabistan'ı yaklaşık 300 yıl öncesine dayanan seçimleri ve içtihatları nedeniyle yargılamaya devam ettiği Muhammed bin Abdulvahhab ekolü arasındaki bağlantıyı kopararak uzun zamandır tartışmalı olan bu konuya açıklık getirmekte hiç tereddüt etmedi.

Muhammed Bin Abdulvahhab ne düşünür?
Veliaht Prens Muhammed Bin Selman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendimizi sadece belirli bir ekole/mezhebe veya dünyaya adadığımızda insanları ilahlaştırmış oluruz. Allah ve Resulü,  insanlarla aralarına bir engel koymadı. Kur’an-ı Kerim nazil oldu (indirildi). Hz. Muhammed’in sünneti, Kur’an-ı Kerim’in yeryüzündeki uygulanışıdır ve içtihadı sonsuza kadar açıktır. Şeyh Muhammed Bin Abdulvehhab, mezarından çıkıp bizi onun metinlerine bağlı kaldığımızı, aklımızı içtihada kapattığımızı ve onu tanrılaştırdığımızı ya da aşırı övdüğümüzü görse buna itiraz ederdi. Dinin hükümleri konusunda kendimizi bir ekole veya belirli bir kişiye bağlayamayız. Her fetva, zamana, yere ve anlayışa göredir.”
Fakat bunun, Müslümanların kıblesi olarak nitelendiren Mekke ve Medine'nin yer aldığı bir ülkede İslami kimliğin göz ardı edilmesi anlamına gelmediğine dikkati çeken Veliaht Prens, daha ziyade bu özelliği merkezi devletin güçlü yönlerinden biri olduğunun altını çizdi. Veliaht  Prens ayrıca, Suudi Arabistan'ın ‘İki Kutsal Cami’nin (Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) ülkesi, dünyanın en saf yeri, bir milyardan fazla Müslüman’ın göz bebeği, Arap ve İslam ülkelerinin kalbi olduğunu’ vurguladı. Veliaht Prens, “Kovid-19 krizi öncesinde yapılan planlar arasında, bu yıldan itibaren hacı sayısını yılda 10 milyona çıkarmak ve onlara sunulan hizmetlerin kalitesini ve memnuniyet seviyesini artırmak yer alıyordu” dedi.
Veliaht Prens, reform adımlarıyla çelişmek yerine, onları tamamlayıcı olarak nitelediği değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın kimliğinin bugün gücünü Arap ve İslami kültürel mirastan aldığını vurgulayarak “Eğer dünyadaki büyük çeşitlilik karşısında güçsüzseniz, bu kimliğinizin zayıf olduğu ve ondan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelir. Ancak kimliğiniz güçlü ve özgünse, onu geliştirebilir, içindeki olumsuzlukları değiştirebilir ve pozitifleri ortaya çıkarabilirsiniz. Bu da kimliğinizi koruduğunuz ve geliştirdiğiniz anlamına gelir. Bugün kıyafetlerimiz, eski geleneklerimiz, göreneklerimiz, kültürel ve tarihi mirasımız, kimliğimizin güçlü olduğunun kanıtıdır. İslam mirasımız, zamanla geliştirdiğimiz kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Kimliğimizin aynı zamanda dünyayı oluşturan unsurlarından biri olması için geliştirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Tekerleği yeniden icat etmiyoruz
Yeni Suudi Arabistan'ın temelleri olarak kurmayı hedeflediği devlet sistemlerinden bahseden Veliaht Prens, dini değerlerine bağlı kalan, ancak dünyadan da kopmayan bir devlet olma konusuna açıklık getirdi.
Muhammed Bin Selman şunları söyledi:
“Tekerleği yeniden icat etmiyoruz, tüm dünya insan hayatını düzenlemek için şeffaf sistemler ve açık yasalar üzerinde çalışıyor. Bizim rolümüz, ülkede Kur’an-ı Kerim ve Sünnet ile çelişmeyen, çıkarlarımıza ters düşmeyen, vatandaşın güvenliğini ve çıkarlarını koruyan, ülkenin kalkınmasına ve refahına yardımcı olan yasalar çıkarmaktır. Yasalar aynı zamanda uluslararası alanda kabul görmüş prosedürlere göre çıkarılır.”
Veliaht Prens’in atıfta bulunduğu konularla ilgili eski çağlardan bu yana fıkhi mezhepler ve fikri ekoller arasında hüküm süren tartışma, devletin dini ve medeni teorilerinin, hukuk politikasının, şeriatın (kanun) amaçlarının, içtihat kurallarının ve Sünnet otoritesinin liderleri arasında tartışma konusu haline geldi. Bu tartışmaların en ünlüsü İbn Kayyim el-Cevziyye’nin “Maslahatın gözetildiği yerde Allah’ın kanunu ve dini de gözetilir” şeklindeki sözüdür. Ayrıca Hanbeli bilginlerinden Necmuddîn et-Tufi’nin “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanarak “Şeriat delillerini bir maslahatla birleştirmek mümkün değilse, maslahat diğerlerinden üstündür” şeklinde ifade ettiği görüşü halen Selefi akımlar arasında büyük bir tartışma konusudur.
Öte yandan Tunuslu çağdaş fıkıh alimi İyad İbn Aşur, yakın zamanda yayınlanan bir kitabında en büyük sorunun, ‘Ortodoks İslam’ olarak adlandırdığı, siyasal İslamcı akımların tartıştığı ve İslami kitlelere dayatmaya çalıştığı ‘popüler İslam’ olduğunu söylemiştir. Bu da, “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanan orijinal İslam dininden neredeyse tamamen farklıdır.

Muhafazakar ideolojiyle bir yere varılamaz
Veliaht Prens, birbiri ardına göreve gelen Suudi liderin gündeminde olan en ağır dosyalardan biri olan radikalizm ile ilgili değerlendirmesinde ülkesinin yayılmak isteyen aşırılık yanlılarının hedefi olmasının dini, siyasi ve ekonomik nüfuza sahip olması nedeniyle doğal olduğunu söyledi. Muhammed bin Selman, “Eğer Usame Bin Ladin olsaydım ve aşırılıkçı ideolojimi tüm dünyaya ve özellikle Müslümanlar arasında yaymak isteseydim, nereden başlardım? Müslümanların kıblesinin ve kutsal mekanlarının, umre ve hac yapmak isteyenlerin geldiği ülkeden başlardım. Müslümanlar günde beş vakit oraya yöneliyor. Eğer projemi orada yaymayı başarırsam otomatik olarak tüm dünyaya yayılacaktır. Bir aşırılık yanlısı ideoloji başlatılmak istendiğinde önce Suudi Arabistan’ın hedef alınacağına hiç şüphe yok. 1950'lerden 1970'lere kadar çok zor bir dönem yaşadık. Arap ulusal projesi, sosyalizm, komünizm ve bölgedeki birçok aşırılık yanlısı grubun şu ya da bu şekilde Suudi Arabistan’a sızıp devlette, ekonomide ve benzeri yerlerde farklı noktalara ulaşmalarına fırsat veren diğer projeler, talihsiz sonuçlara yol açtı. Etkilerini geçtiğimiz yıllarda gördük. Bugün, ülkeye yatırım ve turist çekemiyoruz. Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, projesine aşırılık yanlısı fikirlere karşı bir kampanyayla başlamıştı.  Bu kampanya çerçevesinde bazı eski vaizler ve cihatçıların yanı sıra Müslüman Kardeşler ve Sururi Selefilik akımlarıyla bağlantılı olanların bir kısmı tutuklandı. Birçoğu Suudi Arabistan mahkemelerinde yargılandı. Bazıları hakkında halen kesinlemiş hükümler verilmedi.
Kampanyanın başladığı sıralarda bir açıklama yapan Veliaht Prens ülkesinin aşırılık yanlıları yüzünden 40 yıl daha kaybetmeyeceğini, onları derhal ortadan kaldıracağını söyledi. Bu açıklama, uluslararası insan hakları kuruluşlarının Riyad'ın bu konudaki bazı uygulamalarına yönelik eleştirilerine rağmen, Suudi Arabistan'ın radikalizme karşı yaptığı en güçlü duyuruydu. Söz konusu insan hakları kuruluşlarından bazıları o dönem Suudi Arabistan'ın bu konudaki reformlarının meyvesini verdiğini ve ölüm cezalarının yaklaşık yüzde 80 azaldığını henüz kabul etmemişlerdi.  
Veliaht Prens uzun röportajın fikri kısmının sonunda şunları söyledi:
“Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz. Eğer milyonlarca kişiye istihdam sağlanmasını ve işsizlik oranlarının düşmesini, ekonominin büyümesini ve gelirlerin artmasını istiyorsanız dünyevi çıkarlar için üretilen bu projenin ortadan kaldırılması gerekir. Bu insanların şu ya da bu şekilde İslam dinini ve hoşgörülü ilkelerimizi temsil etmediklerinden bahsetmiyorum bile. Aşırılık yanlısı ideolojilerin benimsenmesi, hem dünyada hem de Suudi Arabistan’da insanların hayatlarına mal olan, ekonomilere zarar veren terör örgütlerinin kurulması gibi bir suçtur.  Bu, Suudi Arabistan anayasasına göre yasadışı ve cezalandırılması gereken bir eylemdir. Aşırılık yanlısı bir ideolojiyi benimseyen bir kişi terörist olmasa bile, bundan hukuken sorumlu tutulacak olan bir suçludur.”

 


New York’tan dörtlü bildiri: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırısı kınandı

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları, bugün New York’ta gerçekleştirdikleri toplantının ardından toplu fotoğraf çektirdi. (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları, bugün New York’ta gerçekleştirdikleri toplantının ardından toplu fotoğraf çektirdi. (SPA)
TT

New York’tan dörtlü bildiri: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırısı kınandı

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları, bugün New York’ta gerçekleştirdikleri toplantının ardından toplu fotoğraf çektirdi. (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları, bugün New York’ta gerçekleştirdikleri toplantının ardından toplu fotoğraf çektirdi. (SPA)

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları, bölgede sürdürülebilir çözümlere ulaşmanın tek yolunun diyalog ve diplomasi olduğunu vurgularken, devam eden çatışmalardan ve bölgesel gerilimlerden duydukları ciddi endişeyi dile getirdi. Bakanlar, yayımladıkları ortak bildiride, kalıcı barış ve istikrarın sağlanması amacıyla İslamabad Mutabakatı’na bağlı kalınmasının önemini teyit etti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında çarşamba günü New York’ta gerçekleştirilen istişare toplantısının ardından yayımlanan bildiride bakanlar, Suudi Arabistan topraklarını hedef alan tüm terör saldırılarını, son dönemdeki Husilerin saldırı girişimleri de dahil olmak üzere, en güçlü ifadelerle kınadı. Bakanlar ayrıca Suudi Arabistan’ın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve güvenliğine yönelik sarsılmaz ve mutlak desteklerini vurguladı.

Bakanlar, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca kendisini, topraklarını ve halkını savunma konusunda asli ve meşru hakkı bulunduğunu belirtti. Bölgede deniz ulaşımının güvenliği ve serbestisinin güvence altına alınmasının önemine de dikkat çekildi.

Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları New York’taki toplantı sırasında (SPA)
Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Türkiye dışişleri bakanları New York’taki toplantı sırasında (SPA)

Toplantıda bakanlar, bölgesel ve uluslararası gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulundu. Dört ülke arasındaki istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin, Orta Doğu’da ve genel olarak bölgede barış, güvenlik, istikrar ve refahın desteklenmesine katkı sağlayacağı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca meşru Yemen hükümetine ve Başkanlık Konseyi’ne verdikleri sürekli desteği yineledi. Yemen’de güvenlik, istikrar ve kalkınmanın sağlanmasına yönelik çabaların; tüm tarafların katılımıyla yürütülecek kapsamlı bir Yemen içi siyasi süreç ve diyalog yoluyla desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Bakanlar, Filistin meselesinin Orta Doğu’da barış, güvenlik ve istikrarın sağlanmasındaki merkezi rolünü de yeniden vurguladı. Filistin halkının meşru haklarına, kendi kaderini tayin etme konusundaki devredilemez hakkı da dahil olmak üzere desteklerini yineleyen bakanlar, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda, 4 Haziran 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız, yaşayabilir ve coğrafi açıdan bütünlük arz eden bir Filistin devletinin kurulmasını desteklediklerini bildirdi.

Sudan konusunda ise bakanlar, Sudan’ın egemenliğini, birliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü destekleyen değişmez tutumlarını vurguladı. Meşru ulusal devlet kurumlarının korunmasının önemine dikkat çeken bakanlar, Sudan’ın egemenliğini ve birliğini zayıflatabilecek paralel oluşumları reddettiklerini belirtti. Ayrıca Sudan topraklarına yasa dışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçı akışının durdurulması gerektiğini ifade etti.

Bakanlar, bölgesel ve uluslararası gelişmeler konusunda yakın koordinasyon ve istişareyi sürdürme konusunda mutabık kaldı. Bu çabaların kolektif güvenliğin güçlendirilmesine ve uzun vadede bölgesel istikrarın pekiştirilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.


Faysal bin Ferhan, New York’ta Düzenlenen Körfez Koordinasyon Toplantısı’na katıldı

Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, New York'taki koordinasyon toplantısında (SPA)
Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, New York'taki koordinasyon toplantısında (SPA)
TT

Faysal bin Ferhan, New York’ta Düzenlenen Körfez Koordinasyon Toplantısı’na katıldı

Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, New York'taki koordinasyon toplantısında (SPA)
Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, New York'taki koordinasyon toplantısında (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. Dönem Üst Düzey Haftası başlamadan önce Suudi Arabistan'ın New York’taki BM Daimî Temsilciliği binasında düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Bakanlar Kurulu Koordinasyon Toplantısı'na katıldı.

Toplantıda, Genel Kurul çalışmaları kapsamında ele alınması planlanan öne çıkan konu ve sorunların yanı sıra KİK üyesi ülkelerin bu konulara ilişkin ortak çabaları ve tutumları gözden geçirildi.

KİK üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ayrıca, bölgedeki son gelişmeler ile bölgesel güncel olayları, bunların bölge güvenliği ve istikrarı üzerindeki yansımalarını ve mevcut zorluklarla mücadelede ortak iş birliği ile koordinasyon imkânlarını ele aldı.

Toplantıda Suudi Arabistan heyetinden, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Müsteşarı ve Ekonomi ile Kalkınma İşleri Genel Görevlisi Dr. Abdurrahman bin İbrahim er-Rassi de hazır bulundu.


Koalisyon: Husilerin Riyad’a fırlattığı balistik füze imha edildi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat) 
Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat) 
TT

Koalisyon: Husilerin Riyad’a fırlattığı balistik füze imha edildi

Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat) 
Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat) 

Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu, Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Kuvvetlerinin, Husiler tarafından bugün sabaha karşı başkent Riyad’a fırlatılan bir balistik füzeyi önleyerek imha ettiğini açıkladı.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, Husilerin gerilimi artırmasının ve başkent Riyad’daki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alma girişimlerini sürdürmesinin, 8 milyondan fazla vatandaş ve yabancının yaşadığı kentte bu milislerin tutumundaki ısrarı ortaya koyduğunu belirtti. Maliki, söz konusu girişimlerin sivilleri ve sivil unsurları kasıtlı ve sistematik biçimde hedef alan “terörist ve saldırgan bir davranış” olduğunu ifade etti.

Tümgeneral Maliki ayrıca Husilerin Biş, Taif, Fursan ve Yanbu kentlerindeki sivilleri ve sivil unsurları hedef almaya çalıştığını, ancak hava savunma sistemlerinin bu saldırı girişimlerini engellediğini söyledi.

Maliki, yayımlanan açıklamada, koalisyon yönetiminin Husilerin “terörist faaliyetlerini” caydırmak amacıyla, uluslararası insancıl hukuk ve teamül hukuku kurallarıyla uyumlu olmak kaydıyla, uygun gördüğü tedbirleri alma konusunda asli hakkına sahip olduğunu vurguladı.