Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Riyad'ın belirli bir fıkıh ekolüne veya Muhammed bin Abdulvehhab dahil herhangi bir şahısa bağlı olmadığını vurguladı

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor
TT

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Suudi Arabistan, din ile devlet ilişkisini yeniden şekillendiriyor

Mustafa el-Ensari
Suudi Arabistan, son beş yılda çeşitli düzeylerde hızlandırılmış bir değişim süreci yaşadı. Fakat bu sürecin fikri ve dini yönü özellikle bir süre sonra ülkenin eski haline dönmesini uman bazı muhafazakarlardan ve siyasal İslamcı gruplardan ötürü bir yığın belirsizliği barındırmaya devam ediyor.
Ancak Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yapılan son röportaj, dönüşümün fikri yönünü ile ilgili devlet projesinin özelliklerini ortaya koydu.
Suudi Arabistan 2030 Vizyonu çerçevesinde Emri Bil Maruf ve Nehyi Anil Münker (İyiliği Emretme ve Kötülükten Alıkoyma) heyetinin nüfuzunun sona erdirildiği ve onlarca yıllık yasaklamaların ardından sanat, sinema ve eğlence gibi alanlarda çalışmaların yapılmasıyla çeşitli dönüşümler gerçekleşti.
Veliaht Prens, 27 Nisan Salı günü devlet televizyonunun yanı sıra önde gelen Arap televizyon kanallarında yayınlanan gazeteci Abdullah el-Mudifer’e verdiği röportajında takip ettiği yaklaşımı anlatmadan önce bu yaklaşımı pratik olarak hayata geçirdi. Veliaht Prens Muhammed Bin Selman röportajda, “Bizim anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir ve sonsuza kadar da böylece olacaktır. Temel Yönetim Kanunu bunu çok açık bir şekilde belirtmektedir. Hükümet ya da Şura Meclisi olarak veya kanun koyucu ya da Kral olarak veya Danışma Mercii olarak Kur’an’ı şu veya bu şekilde uygulamakla yükümlüyüz” ifadelerini kullandı.

 Mütevatir ve Ahad hadis arasındaki fark
Toplumsal ve bireysel meselelere ilişkin açıklamalarda bulunan Veliaht Prens, devletin sadece Kur’an-ı Kerim’de yer alan metinleri uyguladığını açıkça vurgulayarak, “Yani, Kur’an-ı Kerim’de veya Sünnet'te açık bir nas (delil) olmadan yasal bir hüküm uygulamamalıyım. Sünnet'teki açık bir metinden bahsettiğimde bunlar, Müslim (Sahih Müslim'in sahabesi) gibi hadis yazarlarının çoğunun sahih, hasen veya zayıf gibi kategorilere ayırdıkları hadislerdir.  Ama en önemlisi olan başka bir sınıflandırmadır. Bu da mütevatir hadis (Hz. Peygamber'e ittisâlinde hiçbir şüphe bulunmayan hadis) ve ahad hadis/haber-i vahid (mütevatir haberin şartlarını taşımayan haber)’dir.  Kararların ve yasaların çıkarılmasında ana referans Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdir” şeklinde konuştu.
Bu yöndeki problemin, başlangıçta hadislerin Kuran ayetleri ile karıştırılmaması için yazılmasından kaçınılması şeklindeki yaklaşımdan kaynaklandığını belirten Veliaht Prens, “Hal böyleyken bugün gelip, Kur’an-ı Kerim ile çelişse bile, sanki Kuran’ın her zaman ve her yerde geçerli olduğunu buyuran Allah'ın sözüne meydan okuyormuşuz gibi sahihliği (doğruluğu) kesin olarak ispatlanmamış hadislere insanları nasıl teslim edebiliriz? Hükümetin hukuki açıdan Kur’an-ı Kerim ve mütevatir hadislerdeki hükümleri uygulaması zorunludur” dedi.

Öbür dünyaya ait cezalar devletin işi değildir
İslam dininde bir erkekle bir kadın arasındaki gayri meşru ilişkilere değinen ve hadislerde ve siyerde anlatılan evlilik dışı doğum yapan bir kadının hikayesini örnek veren Veliaht Prens, Hz. Muhammed’in birkaç kez ‘zina için had cezası’ verilmesini istediğini, ancak tövbe edip bu kötü amelden (fiil) uzaklaşması halinde meselenin Rabbi ile ameli işleyen kişi arasında bırakıldığını, bunun da ahiret cezasının devletin işi olmadığı anlamına geldiğini vurguladı. Muhammed bin Selman, “Allah bir şeyi haram kıldığında (yasakladığında) ve bunun ahirette cezası olduğunu vaat ettiğinde, insan olarak bizler bu haram davranışı cezalandırmamızı emretmemiştir. Bu haramın cezasını kıyamet gününe ve ahirete bırakmıştır. Allah kendisine şirk koşulması dışında her günahı affeder. Kuran ve Sünnet'in uygulandığı Anayasamıza ve yönetim sistemimize dayanan doğru yaklaşım budur” diye konuştu.
Suudi Arabistan evlilik dışı ilişkileri suç sayıyor, ancak önceki gibi bireylerin mahremiyetine müdahale etmiyor. Bu yüzden ülkede ‘tacize karşı’ ve ‘kamu ahlakını korumak’ için başka bir yasa çıkarıldı. Cezaları uygulanma yetkisi ahlak polisi yerine güvenlikten sorumlu normal polis birimlerine verildi.
Veliaht Prens, devletin Vahhabilik ekolüne bağlı kalıp kalmayacağına ilişkin bir soruya ise verdiği yanıtta ülkesinin dini ve siyasi gerçekliği ile yurtiçi ve yurtdışındaki muhafazakarların Suudi Arabistan'ı yaklaşık 300 yıl öncesine dayanan seçimleri ve içtihatları nedeniyle yargılamaya devam ettiği Muhammed bin Abdulvahhab ekolü arasındaki bağlantıyı kopararak uzun zamandır tartışmalı olan bu konuya açıklık getirmekte hiç tereddüt etmedi.

Muhammed Bin Abdulvahhab ne düşünür?
Veliaht Prens Muhammed Bin Selman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendimizi sadece belirli bir ekole/mezhebe veya dünyaya adadığımızda insanları ilahlaştırmış oluruz. Allah ve Resulü,  insanlarla aralarına bir engel koymadı. Kur’an-ı Kerim nazil oldu (indirildi). Hz. Muhammed’in sünneti, Kur’an-ı Kerim’in yeryüzündeki uygulanışıdır ve içtihadı sonsuza kadar açıktır. Şeyh Muhammed Bin Abdulvehhab, mezarından çıkıp bizi onun metinlerine bağlı kaldığımızı, aklımızı içtihada kapattığımızı ve onu tanrılaştırdığımızı ya da aşırı övdüğümüzü görse buna itiraz ederdi. Dinin hükümleri konusunda kendimizi bir ekole veya belirli bir kişiye bağlayamayız. Her fetva, zamana, yere ve anlayışa göredir.”
Fakat bunun, Müslümanların kıblesi olarak nitelendiren Mekke ve Medine'nin yer aldığı bir ülkede İslami kimliğin göz ardı edilmesi anlamına gelmediğine dikkati çeken Veliaht Prens, daha ziyade bu özelliği merkezi devletin güçlü yönlerinden biri olduğunun altını çizdi. Veliaht  Prens ayrıca, Suudi Arabistan'ın ‘İki Kutsal Cami’nin (Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) ülkesi, dünyanın en saf yeri, bir milyardan fazla Müslüman’ın göz bebeği, Arap ve İslam ülkelerinin kalbi olduğunu’ vurguladı. Veliaht Prens, “Kovid-19 krizi öncesinde yapılan planlar arasında, bu yıldan itibaren hacı sayısını yılda 10 milyona çıkarmak ve onlara sunulan hizmetlerin kalitesini ve memnuniyet seviyesini artırmak yer alıyordu” dedi.
Veliaht Prens, reform adımlarıyla çelişmek yerine, onları tamamlayıcı olarak nitelediği değerlendirmede, Suudi Arabistan’ın kimliğinin bugün gücünü Arap ve İslami kültürel mirastan aldığını vurgulayarak “Eğer dünyadaki büyük çeşitlilik karşısında güçsüzseniz, bu kimliğinizin zayıf olduğu ve ondan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelir. Ancak kimliğiniz güçlü ve özgünse, onu geliştirebilir, içindeki olumsuzlukları değiştirebilir ve pozitifleri ortaya çıkarabilirsiniz. Bu da kimliğinizi koruduğunuz ve geliştirdiğiniz anlamına gelir. Bugün kıyafetlerimiz, eski geleneklerimiz, göreneklerimiz, kültürel ve tarihi mirasımız, kimliğimizin güçlü olduğunun kanıtıdır. İslam mirasımız, zamanla geliştirdiğimiz kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Kimliğimizin aynı zamanda dünyayı oluşturan unsurlarından biri olması için geliştirmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Tekerleği yeniden icat etmiyoruz
Yeni Suudi Arabistan'ın temelleri olarak kurmayı hedeflediği devlet sistemlerinden bahseden Veliaht Prens, dini değerlerine bağlı kalan, ancak dünyadan da kopmayan bir devlet olma konusuna açıklık getirdi.
Muhammed Bin Selman şunları söyledi:
“Tekerleği yeniden icat etmiyoruz, tüm dünya insan hayatını düzenlemek için şeffaf sistemler ve açık yasalar üzerinde çalışıyor. Bizim rolümüz, ülkede Kur’an-ı Kerim ve Sünnet ile çelişmeyen, çıkarlarımıza ters düşmeyen, vatandaşın güvenliğini ve çıkarlarını koruyan, ülkenin kalkınmasına ve refahına yardımcı olan yasalar çıkarmaktır. Yasalar aynı zamanda uluslararası alanda kabul görmüş prosedürlere göre çıkarılır.”
Veliaht Prens’in atıfta bulunduğu konularla ilgili eski çağlardan bu yana fıkhi mezhepler ve fikri ekoller arasında hüküm süren tartışma, devletin dini ve medeni teorilerinin, hukuk politikasının, şeriatın (kanun) amaçlarının, içtihat kurallarının ve Sünnet otoritesinin liderleri arasında tartışma konusu haline geldi. Bu tartışmaların en ünlüsü İbn Kayyim el-Cevziyye’nin “Maslahatın gözetildiği yerde Allah’ın kanunu ve dini de gözetilir” şeklindeki sözüdür. Ayrıca Hanbeli bilginlerinden Necmuddîn et-Tufi’nin “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanarak “Şeriat delillerini bir maslahatla birleştirmek mümkün değilse, maslahat diğerlerinden üstündür” şeklinde ifade ettiği görüşü halen Selefi akımlar arasında büyük bir tartışma konusudur.
Öte yandan Tunuslu çağdaş fıkıh alimi İyad İbn Aşur, yakın zamanda yayınlanan bir kitabında en büyük sorunun, ‘Ortodoks İslam’ olarak adlandırdığı, siyasal İslamcı akımların tartıştığı ve İslami kitlelere dayatmaya çalıştığı ‘popüler İslam’ olduğunu söylemiştir. Bu da, “Zarar vermek de, zarara zararla karşılık vermek de yoktur” hadisine dayanan orijinal İslam dininden neredeyse tamamen farklıdır.

Muhafazakar ideolojiyle bir yere varılamaz
Veliaht Prens, birbiri ardına göreve gelen Suudi liderin gündeminde olan en ağır dosyalardan biri olan radikalizm ile ilgili değerlendirmesinde ülkesinin yayılmak isteyen aşırılık yanlılarının hedefi olmasının dini, siyasi ve ekonomik nüfuza sahip olması nedeniyle doğal olduğunu söyledi. Muhammed bin Selman, “Eğer Usame Bin Ladin olsaydım ve aşırılıkçı ideolojimi tüm dünyaya ve özellikle Müslümanlar arasında yaymak isteseydim, nereden başlardım? Müslümanların kıblesinin ve kutsal mekanlarının, umre ve hac yapmak isteyenlerin geldiği ülkeden başlardım. Müslümanlar günde beş vakit oraya yöneliyor. Eğer projemi orada yaymayı başarırsam otomatik olarak tüm dünyaya yayılacaktır. Bir aşırılık yanlısı ideoloji başlatılmak istendiğinde önce Suudi Arabistan’ın hedef alınacağına hiç şüphe yok. 1950'lerden 1970'lere kadar çok zor bir dönem yaşadık. Arap ulusal projesi, sosyalizm, komünizm ve bölgedeki birçok aşırılık yanlısı grubun şu ya da bu şekilde Suudi Arabistan’a sızıp devlette, ekonomide ve benzeri yerlerde farklı noktalara ulaşmalarına fırsat veren diğer projeler, talihsiz sonuçlara yol açtı. Etkilerini geçtiğimiz yıllarda gördük. Bugün, ülkeye yatırım ve turist çekemiyoruz. Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, projesine aşırılık yanlısı fikirlere karşı bir kampanyayla başlamıştı.  Bu kampanya çerçevesinde bazı eski vaizler ve cihatçıların yanı sıra Müslüman Kardeşler ve Sururi Selefilik akımlarıyla bağlantılı olanların bir kısmı tutuklandı. Birçoğu Suudi Arabistan mahkemelerinde yargılandı. Bazıları hakkında halen kesinlemiş hükümler verilmedi.
Kampanyanın başladığı sıralarda bir açıklama yapan Veliaht Prens ülkesinin aşırılık yanlıları yüzünden 40 yıl daha kaybetmeyeceğini, onları derhal ortadan kaldıracağını söyledi. Bu açıklama, uluslararası insan hakları kuruluşlarının Riyad'ın bu konudaki bazı uygulamalarına yönelik eleştirilerine rağmen, Suudi Arabistan'ın radikalizme karşı yaptığı en güçlü duyuruydu. Söz konusu insan hakları kuruluşlarından bazıları o dönem Suudi Arabistan'ın bu konudaki reformlarının meyvesini verdiğini ve ölüm cezalarının yaklaşık yüzde 80 azaldığını henüz kabul etmemişlerdi.  
Veliaht Prens uzun röportajın fikri kısmının sonunda şunları söyledi:
“Aşırılık yanlısı ideolojinin varlığıyla ilerleyemiyoruz. Eğer milyonlarca kişiye istihdam sağlanmasını ve işsizlik oranlarının düşmesini, ekonominin büyümesini ve gelirlerin artmasını istiyorsanız dünyevi çıkarlar için üretilen bu projenin ortadan kaldırılması gerekir. Bu insanların şu ya da bu şekilde İslam dinini ve hoşgörülü ilkelerimizi temsil etmediklerinden bahsetmiyorum bile. Aşırılık yanlısı ideolojilerin benimsenmesi, hem dünyada hem de Suudi Arabistan’da insanların hayatlarına mal olan, ekonomilere zarar veren terör örgütlerinin kurulması gibi bir suçtur.  Bu, Suudi Arabistan anayasasına göre yasadışı ve cezalandırılması gereken bir eylemdir. Aşırılık yanlısı bir ideolojiyi benimseyen bir kişi terörist olmasa bile, bundan hukuken sorumlu tutulacak olan bir suçludur.”

 


Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Vizyon 2030, ülkenin kalkınma yolculuğunda niteliksel bir sıçrama sağladı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Vizyon 2030, ülkenin kalkınma yolculuğunda niteliksel bir sıçrama sağladı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, “Vizyon 2030”un Suudi Arabistan’ın ekonomik ve sosyal kalkınmasında yeni bir dönemin kapılarını araladığını belirterek, programın kapsamlı bir değişimi beraberinde getirdiğini vurguladı.

Veliaht Prens, söz konusu vizyonun ekonomik alanlar, hizmetler, altyapı ve lojistik ile sosyal yaşamın çeşitli yönlerinde kapsamlı ve somut bir dönüşüm sağladığını ifade etti.

“Vizyon 2030”un 2026 yılı itibarıyla 2030’a kadar sürecek beş yıllık üçüncü ve son aşamasına girdiğini kaydeden Prens Muhammed bin Selman, bu aşamada uzun vadeli hedeflere odaklanmanın sürdürüleceğini, aynı zamanda uygulama yöntemlerinin mevcut dönemin gerekliliklerine göre uyarlanacağını vurguladı.

Veliaht Prens, bu yaklaşımın ilerleme ve refahın sürdürülebilirliğini destekleyeceğini ve Suudi Arabistan’ı dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında ön sıralara taşıyacağını dile getirdi.


İran Büyükelçisi: Hacı adaylarımız Suudi Arabistan’a gelmeye devam ediyor... Herkes kurallara uyuyor

 İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

İran Büyükelçisi: Hacı adaylarımız Suudi Arabistan’a gelmeye devam ediyor... Herkes kurallara uyuyor

 İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

İranlı hacı adaylarının ilk kafilesi, hac ibadetini yerine getirmek üzere Suudi Arabistan topraklarına ulaştı. Suudi Arabistan’ın, dünyanın muhtelif ülkelerinden gelen tüm hacı adaylarına yönelik kapsamlı hizmet ve kolaylıklar sunduğu bildirildi.

İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, İranlı hacı adaylarının ikinci grubunun yarın ülkeye ulaşacağını açıkladı. İnayeti, İranlı hacı adaylarının Suudi Arabistan tarafından ‘özenli ve saygılı bir şekilde ağırlandığını’, bunun diğer ülkelerden gelen hacı adaylarıyla aynı düzeyde olduğunu ve geçmiş yıllarda da benzer bir yaklaşımın görüldüğünü ifade etti.

İnayeti ayrıca, İranlı hacı adaylarına eşlik eden idari ve sosyal personelin ilk grubunun da Suudi Arabistan’a ulaştığını, ilerleyen günlerde yeni kafilelerinin geleceğini belirtti. Hava sahasının açılmasıyla birlikte hacı adaylarının yola çıktığını ifade eden İnayeti, sürecin Suudi Arabistan’ın ‘özenli misafirperverliği’ altında gerçekleştiğini vurguladı.

Suudi Arabistan, bu yılki hac dönemi için 18 Nisan’da dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen Rahman’ın misafirlerini kabul etmeye başlamıştı. Hacı adaylarının gelişine yönelik olarak, ibadetlerini kolaylık ve huzur içinde yerine getirebilmeleri amacıyla kapsamlı bir hizmet altyapısı oluşturulduğu, bunun da ülke yönetiminin talimatları doğrultusunda tüm imkânların seferber edilmesiyle sağlandığı belirtildi.

İnayeti, İran’dan gelen hacı adaylarının kutsal topraklarda ibadetlerini kolaylıkla yerine getirmelerini ve sağ salim ülkelerine dönmelerini temenni etti. Ayrıca, hem Suudi Arabistan’daki hem de İran’daki ilgili kurumlara hacı adaylarına sağlanan hizmetler nedeniyle teşekkür ederek, “Hacı adaylarının rahatlığı için sunulan hizmetlerden dolayı hem Suudi Arabistan’daki hem de İran İslam Cumhuriyeti’ndeki ilgili mercilere şükranlarımızı sunuyoruz” ifadesini kullandı.

İnayeti, hacı adaylarının Suudi Arabistan’daki kurallara ve hac adabına tam olarak uyduklarını vurguladı. İnayeti, İran’ın Riyad Büyükelçiliği’nin bu süreçte gerekli her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu ve kardeş Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ile tam koordinasyon içinde çalışıldığını ifade etti.

İnayeti ayrıca, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan arasında gerçekleşen telefon görüşmesine de değindi. Görüşmede iki bakanın bölgedeki son gelişmeler ve mevcut diplomatik eğilimler hakkında fikir alışverişinde bulunduğu aktarıldı.

İnayeti’ye göre Arakçi görüşme sırasında bölgedeki mevcut durumun farklı boyutlarını, özellikle ateşkes süreciyle ilgili gelişmeleri ele aldı ve Suudi mevkidaşını İran’ın savaşı sona erdirme ve gerilimi azaltma yönünde yürüttüğü diplomatik girişimler hakkında bilgilendirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, Rahman’ın Misafirlerine Hizmet Programı kapsamında yer alan ve Vizyon 2030 projelerinden biri olan Mekke Yolu Projesi’ni sekizinci yıl üst üste uygulamayı sürdürüyor. Program, 10 ülkede yer alan 17 noktada hayata geçiriliyor. Bu ülkeler arasında Fas, Endonezya, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Türkiye, Fildişi Sahili ve Maldivler’in yanı sıra, bu yıl ilk kez katılan Senegal ve Brunei de bulunuyor.

2017’de başlatılan uygulama bugüne kadar 1 milyon 254 binden fazla hacı adayına hizmet verdi. Programın amacı, Dışişleri, Sağlık, Hac ve Umre, Medya, Sivil Havacılık, Gümrük, Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA) ve diğer ilgili kurumların koordinasyonuyla hac yolculuğunu daha hızlı, güvenli ve entegre bir şekilde gerçekleştirmek olarak açıklandı.

sdvdfvfd


Hac mevsimine hazırlık amacıyla Kâbe’nin örtüsünün alt kısmının kaldırılması çalışmaları tamamlandı. (SPA)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, bu yılki hac sezonunda Nusuk Kartı uygulamasını sürdürdüğünü ve teknolojik imkânlardan yararlanarak Rahman’ın misafirlerinin ibadet yolculuğunu kolaylaştırmayı hedeflediğini açıkladı. Bakanlık tarafından geliştirilen Nusuk Kartı’nın, vize işlemlerinin tamamlanmasının ardından hizmet sağlayıcılar aracılığıyla yurt dışından gelen hacı adaylarına teslim edildiği, ayrıca kartın dijital versiyonunun Nusuk ve Tawakkalna uygulamaları üzerinden kullanılabildiği belirtildi. Kartın, hacılara geniş bir hizmet ve avantaj yelpazesinden yararlanma imkânı sunduğu ifade edildi.

Bakanlık ayrıca ‘Bagajsız Hac’ hizmetini de sürdürdüğünü duyurdu. Bu hizmet kapsamında hacı adaylarının bagajlarının kendi ülkelerinden Mekke ve Medine’deki konaklama yerlerine doğrudan gönderildiği, ibadetlerin tamamlanmasının ardından ise eşyaların yeniden ülkelerine ulaştırıldığı bildirildi. Uygulamanın, hacı adaylarının yolculuğunu daha kolay ve zahmetsiz hale getirmeyi amaçladığı vurgulandı.


Suudi Arabistan, mevzuata uyumluluğu artırmak ve ücretleri korumak amacıyla işe alım süreçlerini dijital sistemlere entegre ediyor

Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)
Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)
TT

Suudi Arabistan, mevzuata uyumluluğu artırmak ve ücretleri korumak amacıyla işe alım süreçlerini dijital sistemlere entegre ediyor

Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)
Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)

Suudi Arabistan’da iş gücü piyasası, Vizyon 2030 kapsamında yürütülen reformların etkisiyle hızlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşümün; mevzuata uyumun artırılması, ücretlerin korunması, çalışma ortamının verimliliğinin yükseltilmesi, işe alım süreçlerinin dijital sistemlerle entegrasyonu ve iş gücü hareketliliğinin uluslararası iş birlikleriyle düzenlenmesi gibi hedeflere odaklandığı belirtildi. Söz konusu adımların, kurumsal güveni ve uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçladığı ifade edildi.

Bu çerçevede, Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı’nın Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Tarık el-Hamad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iş gücü piyasasına yönelik reformların sistemlerin modernizasyonu, çalışan haklarının güçlendirilmesi ve daha dinamik bir çalışma ortamının oluşturulmasında somut ilerlemeler sağladığını söyledi. Hamad, bu dönüşümün artık yalnızca yerel düzeyle sınırlı kalmadığını, ikili anlaşmalar yoluyla daha düzenli bir uluslararası boyut kazandığını vurguladı. Bu kapsamda Nepal ve Nijerya ile imzalanan anlaşmaların, iş gücü hareketliliğini düzenleyen ve çalışanların korunmasını güçlendiren yönetişim araçları olarak öne çıktığını belirtti.

İşgücü piyasasındaki dönüşümler

Hamad, iş gücü piyasasına yönelik reformların; sistemlerin modernizasyonu, çalışanların korunması ve operasyonel verimliliğin artırılması alanlarında somut ilerlemeler sağladığını belirtti. Bu gelişmelerin, iş gücüne katılım, mevzuata uyum ve üretkenlik düzeylerine de doğrudan yansıdığını ifade etti. Hamad, 2021 yılından itibaren iş gücü hareketliliğine ilişkin sistemlerin güncellenmesinin, çalışanlara belirli düzenleyici çerçeveler içinde işverenler arasında daha esnek geçiş imkânı sunduğunu kaydetti. Mart 2021’de hayata geçirilen sözleşmesel ilişkinin iyileştirilmesi girişiminin, bu süreci desteklediğini ve iş gücü mobilitesinin düzenlenmesinde önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu vurguladı.

vfdbfd
Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı’nın Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Tarık el-Hamad (Şarku’l Avsat)

Kurumsal düzeyde ise Qiwa Platform üzerinden 11 milyondan fazla iş sözleşmesinin kayıt altına alındığını belirten Hamad, bunun özel sektörde şeffaflığı artırdığını ve uyum seviyesini yükselttiğini söyledi. Ayrıca uygulanabilir ücret sistemi sayesinde koruyucu mekanizmaların güçlendirildiğini ve sözleşme tarafları arasında güvenin pekiştirildiğini ifade etti.

İşçilerin korunmasının güçlendirilmesi

Hamad, bu dönüşümlere paralel olarak işçi koruma sisteminde de dikkat çekici bir gelişim yaşandığını belirtti. Hamad, özel sektör işletmelerinin Ücret Koruma Programı’na uyum oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığını, bunun da maaşların doğru ve zamanında ödenmesini güvence altına aldığını ifade etti.

Hamad ayrıca, işçi-işveren uyuşmazlıklarının çözüm süreçlerinin daha hızlı, verimli ve şeffaf hale geldiğini vurguladı. Reformların kapsayıcılığı da güçlendirdiğine dikkat çeken yetkili, kadınların iş gücüne katılım oranının 2018-2024 yılları arasında iki kattan fazla arttığını ve bunun küresel ölçekte en hızlı artışlardan biri olduğunu belirtti. Öte yandan, 2020 yılından bu yana yaklaşık 2,48 milyon Suudi vatandaşının özel sektörde istihdama katıldığı, bunun da iş gücü piyasasındaki dönüşümün somut göstergelerinden biri olduğu kaydedildi.

Uluslararası iş birliği

Hamad, iş gücü piyasasındaki dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte reformların artık yalnızca yerel düzeyde kalmadığını, bunların sürdürülebilirliği için uluslararası düzeyde düzenli bir çerçeveye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Hamad, iş gücü alanında organize uluslararası iş birliğinin stratejik bir öncelik haline geldiğini; bunun Suudi Arabistan’ın etik istihdam, sistemlerin modernizasyonu ve sorumluluk paylaşımı konularında güvenilir bir ortak olarak konumunu güçlendirdiğini ifade etti. Bu yaklaşımın aynı zamanda kurumsal güveni ve iş gücü piyasalarında diplomatik iş birliğini pekiştirdiğini vurguladı.

Hamad, söz konusu anlaşmaların sınır ötesi iş gücü hareketliliğini modern düzenleyici standartlar, şeffaflık ilkeleri ve dijital uyum sistemleriyle uyumlu hale getirdiğini kaydetti. Bangladeş, Nepal ve Nijerya ile imzalanan anlaşmalar dahil olmak üzere bu alandaki genişlemenin, geleneksel işe alım modellerinden hükümetler arası uzun vadeli kurumsal ortaklıklara geçişi yansıttığını belirten Hamad, bunun daha istikrarlı iş gücü hareketliliği kanalları oluşturduğunu ve karşılıklı güven düzeyini artırdığını ifade etti.

Yönetişimin güçlendirilmesi

Dr. Tarık el-Hamad, Nepal ve Nijerya ile yapılan anlaşmaların işçinin tüm çalışma döngüsünü kapsadığını belirtti. Buna göre süreç; işe alım izinlerinden sözleşmelerin kayıt altına alınmasına, ücret şeffaflığından uyuşmazlıkların koordinasyonu ve çözüm mekanizmalarına kadar geniş bir çerçevede düzenleniyor. Hamad, söz konusu anlaşmaların işe alım ajansları üzerindeki denetimi güçlendirdiğini, sözleşmesel yükümlülükleri netleştirdiğini ve hükümetler arasında kurumsal iş birliği oluşturarak uyumun izlenmesi ile şikâyetlerin etkin şekilde çözülmesine imkân tanıdığını ifade etti. Ayrıca bu anlaşmaların Qiwa Platform ve Ücret Koruma Programı gibi dijital altyapılarla entegre edilmesinin, yükümlülüklerin anlık izleme ile desteklenen uygulanabilir mekanizmalara dönüştürülmesini sağladığını vurgulayan Hamad, ortak denetim mekanizmaları ve düzenli bilgi paylaşımı sayesinde sürekli gözetimin güçlendiğini ve işçi uyuşmazlıklarının daha hızlı çözülebildiğini kaydetti.

Becerileri ekonominin ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirmek

Hamad, iş gücü hareketliliğinin ekonomik sektörlerin ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirilmesinin, iş gücü piyasası stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Hamad, yeni anlaşmaların artık belirli sektörlerin ihtiyaçlarına göre şekillendiğini, böylece işe alım süreçlerinin nicelikten ziyade gerçek talebe dayandırıldığını belirtti. Bu yaklaşımın özellikle inşaat, turizm, lojistik, sağlık ve ileri hizmetler gibi alanlarda öne çıktığını ifade etti.

sdv fd
Riyad’da düzenlenen Küresel İşgücü Piyasası Konferansı’ndan (SPA)

Bakanlığın, Qiwa Platform üzerinden elde edilen dijital verileri kullanarak piyasa ihtiyaçlarını analiz ettiğini ve beceri açıklarını sürekli olarak tespit ettiğini aktaran Hamad, bu sayede işe alım süreçlerinin ekonomik gereksinimlere göre yönlendirildiğini kaydetti. Ayrıca iş gücü gönderilen ülkelerle önceden yapılan koordinasyonun, çalışanların becerilerinin doğrulanmasına, hazırlık düzeylerinin artırılmasına ve işe giriş aşamasındaki yetkinlik boşluklarının azaltılmasına katkı sağladığını belirtti.

Hamad, iş gücü planlamasının giderek daha fazla ulusal mega projelerle entegre edildiğini, bunun da yabancı iş gücünün yerel istihdam politikalarıyla uyumlu şekilde kullanılmasını sağladığını ifade etti. Bu yaklaşımın, yerli iş gücünün yerini almak yerine onu tamamlamayı hedeflediğini vurgulayan Hamad, aynı zamanda Nitaqat gibi girişimlerin farklı sektörlerde yerli istihdamı teşvik etmeye devam ettiğini sözlerine ekledi.

Reformlara uluslararası düzeyde takdir

Hamad, söz konusu reformların uluslararası düzeyde de giderek artan bir takdir gördüğünü belirtti. Hamad, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yapılan değerlendirmelerde; Suudi vatandaşlar arasında işsizlik oranlarının düşmesi, kadınların iş gücüne katılımının artması ve özel sektörde istihdamın büyümesi gibi somut sonuçlara dikkat çekildiğini ifade etti. Hamad ayrıca, Dünya Bankası ile iş birliği içinde yayımlanan On Yıllık İlerleme raporunun, iş gücü piyasasındaki yapısal dönüşümleri ele aldığını aktardı. Bunun yanı sıra Uluslararası Çalışma Örgütü’nün de (ILO) Suudi Arabistan’ın çalışma politikalarını geliştirme ve küresel diyalog süreçlerine katkı sağlama rolünü takdir ettiğini belirtti. Bu değerlendirmelerin, Suudi Arabistan’ın iş gücü piyasası reformlarında giderek ‘örnek alınan bir model’ olarak görüldüğünü ortaya koyduğunu ifade eden Hamad, ülkenin kapsayıcılık ve ekonomik esneklik alanlarında da öne çıktığını vurguladı.

Gelecekteki öncelikler

Hamad, önümüzdeki dönemde odağın ikili ve çok taraflı düzeyde uluslararası iş birliğini derinleştirmek olacağını belirtti. Bu kapsamda yeni ülkelerle iş gücü anlaşmalarının genişletilmesi ve ILO ile Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarla ortaklıkların güçlendirilmesinin hedeflendiğini ifade etti. Bu adımların, bilgi ve deneyim paylaşımını artırarak politika geliştirme süreçlerine katkı sağlaması amaçlanıyor. Hamad ayrıca bakanlığın, iş gücü piyasasındaki dönüşüme ayak uydurmak için özel sektör, akademik kurumlar ve uluslararası paydaşlarla iş birliğini artırdığını vurguladı. Bu yaklaşımın, Suudi Arabistan’ın iş gücü piyasalarının geliştirilmesinde güvenilir bir küresel ortak olarak konumunu pekiştirmeyi ve sürdürülebilir sonuçlar elde etmeyi hedeflediğini söyledi.