İçişleri Bakanlığı'ndan "görev belgelerine" ilişkin genelge

İçişleri Bakanlığı (Twitter)
İçişleri Bakanlığı (Twitter)
TT

İçişleri Bakanlığı'ndan "görev belgelerine" ilişkin genelge

İçişleri Bakanlığı (Twitter)
İçişleri Bakanlığı (Twitter)

İçişleri Bakanlığı, “Çalışma İzinleri Görev Belgelerine" ilişkin genelge yayımladı.
Genelgeye göre; muafiyet kapsamında olmakla birlikte e-başvuru sistemi üzerinden belge alamayanlar için süre iki gün daha uzatıldı.
Belgeler, 7 Mayıs 2021 Cuma günü saat 00.00’a kadar kullanılabilecek.
29 Nisan tarihli genelde, yeni oluşturulan çalışma izni görev belgesi formu, işveren ve çalışan tarafından elle düzenlenerek kullanılıyordu.
Bakanlık, "Genelgede muafiyet kapsamında bulunanlara yönelik iki ayrı izin sistemi detaylı olarak hatırlatıldı" diyerek şunlar kaydetti:
"Buna göre;
- Esas usul olan e-başvuru sitemi üzerinden 2 Mayıs saat 17.00’ye kadar 2.677.000 çalışma izni görev belgesinin verildiği,
- Muafiyet kapsamında olmakla birlikte e-başvuru sistemi üzerinden çeşitli nedenlerle belge alamayanlar için ise işveren ve çalışanların taahhütlerinin ve imzalarının bulunduğu, yeni oluşturulan çalışma izni görev belgesi formunun geçerlilik süresi 7 Mayıs 2021 Cuma günü saat 24.00’e kadar uzatıldı.
Ayrıca muafiyet alanında olmasına rağmen sistem üzerinden henüz çalışma izni görev belgesi alamayan;
- İşyeri sahipleri,
- Kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar,
- Kendi özel sandıklarına tabi olmaları nedeniyle sosyal güvenlik sisteminde kayıtları bulunmayan bankacılık sektörü çalışanları için de yeni düzenlemenin yapıldığı ve bu amaçla Gelir İdaresi Başkanlığı ve Türkiye Bankalar Birliği başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlarca gerekli entegrasyonların sağlandığı bildirilmiştir."
Bakanlıktan ayrıca, "Valiler ve kolluk kuvvetlerince yürütülecek denetim faaliyetlerinde çalışma izni görev belgeleri detaylı olarak kontrole tabi tutulacağı ve herhangi bir suiistimalin tespiti halinde taahhütte bulunanlarla ilgili olarak gerekli idari/adli işlemler gerçekleştirileceği" ifade edildi.
 
Independent Türkçe



Savaşın üzerinden dört yıl geçti... Ukrayna ve Rusya haritaları nasıl değişti?

Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)
Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)
TT

Savaşın üzerinden dört yıl geçti... Ukrayna ve Rusya haritaları nasıl değişti?

Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)
Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)

Rusya ile Ukrayna arasında kapsamlı savaşın başlamasının dördüncü yılına girilirken, ortaya çıkan bilanço her açıdan yıkıcı görünüyor. Bu ağır tablo yalnızca çatışmanın iki doğrudan tarafını değil, çevre bölgeyi ve hatta İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana açık bir askeri çatışmanın en ağır sonuçlarına maruz kalan tüm dünyayı etkiledi.

24 Şubat 2022 sabahının erken saatlerinde Rus tanklarının sınırı geçerek yoğun hava desteği eşliğinde Kiev ve diğer büyük şehirlere doğru ilerlemesiyle birlikte, Kremlin’in kararını netleştirdiği anlaşıldı. Savaşın, resmi adıyla ‘özel askeri operasyonun’ kısa sürecek bir harekât olacağı, Rus bayraklarının kısa sürede Kiev’deki parlamento binası ve Başkanlık Sarayı üzerinde dalgalanacağı varsayılıyordu. O dönemde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e sunulan raporlarda, Ukraynalıların Rus ordusunu çiçeklerle karşılayacağı ve Vladimir Zelenskiy liderliğindeki ‘Nazi hükümetinin’ hızla devrileceği, Avrupa ile dünyanın yeni bir fiili durumla karşı karşıya kalacağı öngörülmüştü.

Ancak çok cepheli ve geniş çaplı sürpriz saldırı, kısa sürede Kremlin’in aceleci hedeflerinin tersine döndü. Ukrayna’nın hızla toparlandığı ve ‘yıldırım harekâtı’ olarak planlanan operasyonu, Avrupa’nın son on yıllarda gördüğü en uzun ve en yıkıcı savaşa dönüştüren güçlü bir direniş başlattığı görüldü.

Diplomatik tıkanıklığın sürdüğü ve mekik diplomasisine rağmen sonuç alınamadığı bir ortamda çatışma beşinci yılına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın tarafları zorlu ve karmaşık bir barış sürecine zorlamak için tüm ağırlığını koymasına rağmen kalıcı bir çözüm sağlanamadı. Taraflar için ağır şartlara bağlı bu süreçte savaşın yüksek bedeli yeni dengeler yarattı, birçok aktörün önceliklerini değiştirdi. En büyük kaybı yaşayan Ukrayna’nın yanı sıra derin biçimde bölünmüş ve ABD’nin güvenlik şemsiyesini kaybetme korkusunu güçlü şekilde hisseden Avrupa da bu yeni tablonun başlıca tarafları arasında yer alıyor.

Ağır bedel

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan güncel bir araştırmaya göre, Ukrayna’daki savaş Rus ve Ukraynalı askerler arasında ölü, yaralı ve kayıp olmak üzere yaklaşık iki milyon askeri kayba yol açtı. Moskova kayıplarını açıklamaktan kaçınsa da CSIS Rusya’nın savaşın başlangıcından bu yana 325 bin asker kaybettiğini, toplam kayıplarının ise ölü, yaralı ve kayıplar dahil 1 milyon 200 bine ulaştığını bildirdi. Moskova ise söz konusu rakamların gerçeği yansıtmadığını ve abartılı olduğunu savundu. Araştırmada, ‘İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiçbir büyük gücün herhangi bir savaşta bu ölçekte ölü ve yaralı vermediği’ vurgulanırken, Rus kuvvetlerinin sahada yavaş fakat istikrarlı bir ilerleme kaydettiği ifade edildi.

Kiev de ağır bir bedel ödedi. Araştırmaya göre Şubat 2022 ile Aralık 2025 arasında Ukrayna’nın toplam askeri kayıpları 500 bin ile 600 bin arasında gerçekleşti; bunların 100 bin ila 140 bini hayatını kaybetti.

Ancak Ukrayna’nın kayıpları yalnızca insan gücüyle sınırlı değil. Kiev, nüfus büyüklüğü, seferberlik kapasitesi ve cepheye yeni asker sevkiyatı açısından Rusya ile arasındaki belirgin fark nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya. Taraflar arasındaki insan kaynağı oranının yaklaşık üçe bir olduğu belirtiliyor. Savaşın doğrudan sonuçları arasında Rusya’nın Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini kontrol altına alması ve milyonlarca Ukraynalının yerinden edilmesi yer alıyor. Çatışma aynı zamanda küresel gıda krizlerine, Rusya’ya yönelik benzeri görülmemiş Batı yaptırımlarına, geniş çaplı altyapı yıkımına ve Avrupa’da köklü bir jeopolitik dönüşüme yol açtı.

fvrgthy
Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için Washington öncülüğünde Cenevre’de Ukrayna ve Rusya arasında yapılan görüşmelerden, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Sahadaki askeri tabloya gelince; Rusya, Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki geniş bölgelerde fiili kontrol sağlamış durumda. Kırım Yarımadası ve 2014’ten bu yana Rusya’nın denetimine geçen alanlar da hesaba katıldığında, Moskova’nın kontrolündeki toprakların Ukrayna yüzölçümünün yaklaşık yüzde 27’sine ulaştığı belirtiliyor. Savaş, 15 ila 30 milyon Ukraynalının ülke içinde ve dışında yerinden edilmesine yol açarak büyük bir mülteci dalgası yarattı.

Ekonomik ve altyapısal yıkım da ağır oldu. Yıllar süren çatışmalar, Mariupol gibi şehirlerde neredeyse tam bir yıkıma neden olurken, enerji santralleri ve elektrik altyapısı geniş çapta hedef alındı.

Küresel düzeyde ise savaş; enerji ve gıda krizlerini tetikledi, yakıt fiyatlarını yükseltti ve Rusya ile Belarus’a yönelik ağır uluslararası yaptırımların devreye sokulmasına yol açtı.

Hukuki cephede, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savaş suçlarına ilişkin soruşturmalar başlattı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil bazı Rus yetkililer hakkında tutuklama kararları çıkardı.

Jeopolitik dengeler de köklü biçimde değişti. NATO, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla genişlerken, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı askeri desteğe bağımlılığı arttı. Moskova ise Çin ve Kuzey Kore gibi ülkelerle ittifaklarını güçlendirme yönünde adımlar attı.

Avrupa kaybediyor

Bu askeri karşılaşmanın birincil kaybedeninin Ukrayna olduğu konusunda kuşku yok. Kiev yönetimi, savaşı durdurabilmek için egemenliğe ilişkin tavizler vermek zorunda kalabileceği bir tabloyla karşı karşıya. İkinci büyük kaybeden ise Avrupa olarak öne çıkıyor. Kıta, güç dengelerinin sınandığı bir sahaya dönüşürken, ülkeleri ya mali destekle ayakta tutulması gereken geleneksel bir ittifaka bağlı kalmak ya da kapsamlı saldırısını durdurması için geleneksel rakibine bir tür ‘teselli ödülü’ sunmak arasında zor bir tercihle karşı karşıya.

Bu gerilimli denklemde Avrupa son derece hassas bir konumda bulunuyor. Güvenliğini sağlamak için Washington’a ihtiyaç duyan kıta, savaşın maliyetini tek başına üstlenebilecek kapasiteye de sahip değil. Bu nedenle Avrupa ülkeleri, Rusya’yı doğrudan provoke etmeden savunma şemsiyesine öncelik veren yeni bir öncelikler hiyerarşisi oluşturmak ve dış ilişkiler ağını yeniden yapılandırmak zorunda kalıyor.

Ekonomist ve siyaset analisti Wolfgang Münchau ise Avrupa liderlerinin jeopolitik kırılganlıklarını kavrayamamakla ağır bir hata yaptıklarını savunuyor. Münchau’ya göre bu durum nihayetinde Moskova’nın işine yaradı; zira beklenenin aksine Rusya zayıflamak yerine konumunu güçlendirdi, Batı ise modası geçmiş bir bakış açısına saplanıp kaldı.

gthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Haziran 2019 tarihinde Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen G20 liderler zirvesi kapsamında düzenlenen ikili görüşmede konuşuyorlar. (Reuters)

Münchau’ya göre Avrupa’daki yönetici siyasi elitler hesaplamalarında ciddi bir yanılgıya düştü. Kıtanın jeopolitik güç merkezinin uzun süredir Avrupa dışına kaydığı yönündeki açık gerçeği kabul etmeyi reddettiler.

Münchau, mevcut tablo ile Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı arasında benzerlik kuruyor. O dönemde de savaşın birkaç ay içinde sona ereceği yönünde yaygın bir yanılsama bulunduğunu hatırlatıyor. Münchau’ya göre bugün Batı’daki beklentiler de gerçeklikten uzak. Münchau, Rusya’nın kesin yenilgiye uğratılması ve Ukrayna’daki savaşın süresiz biçimde sürdürülebileceği yönündeki yaklaşımı gerçekçi bulmuyor.

Kremlin, güçlü bir konumdan müzakere ediyor

Öte yandan Kremlin, savaşın beklentilerin ötesinde uzamasına ve Rusya’nın kapasitesinin ciddi biçimde tüketilmesine rağmen, müzakere masasında şartlarında ısrar eden daha rahat bir konumda görünüyor. Moskova, kaybederse bunun Başkan Vladimir Putin’in itibarına, liderliğine ve tek taraflı olarak ilhak ettiği Ukrayna topraklarının ‘sonsuz Rus toprağı’ olarak kalacağı vaadine zarar vereceğinin farkında. Kremlin ayrıca, Rusya’ya ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatıp yeniden geri çekilmeye zorlamak girişiminin başarısız olduğunu düşünerek özgüvenini artırmış durumda.

dcfrgt
13 Şubat’ta Münih Güvenlik Konferansı’nın oturum aralarında Almanya Savunma Bakanı ile bir araya gelen Vladimir Zelenskiy (AFP)

Kremlin’in, ikili kutuplu dünya düzeninin çöküşü, tek kutupluluğun kırılması ve güç kaynaklarının çok merkezli bir coğrafi dağılımla yeniden şekillenmeye başlaması nedeniyle, Batı’nın uyguladığı ‘izolasyon’ politikalarının başarısızlığı konusunda da güven kazandığı görülüyor.

Araştırmalar, Moskova’nın ekonomik ambargoların artık geçmişin bir kalıntısı olduğuna ikna olduğunu gösteriyor. Uluslararası piyasalarda yaşanan dönüşümler ve ideolojik farklılıkların azalması, Batı’nın koşullarını dayatma ve tercihlerini zorla kabul ettirme gerekçelerini zayıflatmış durumda.

gthy
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Kiev’de çekilmiş arşiv fotoğrafı, 3 Şubat (AFP)

Analistler, Batı’nın en büyük hatalarından birinin Rusya’yı tamamen izole edebileceğine inanması olduğunu vurguluyor. 19 yaptırım paketi uygulanmasına ve Rusya’nın iflas edebileceği beklentilerine rağmen, Moskova’nın ekonomisi yalnızca ayakta kalmakla kalmadı, aynı zamanda kayda değer bir büyüme gösterdi.

Uzmanlara göre Rusya’nın direncinin nedenlerinden biri, Batı’nın ekonomik gücünü dolar cinsinden yanlış değerlendirmesi. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında, Rusya fiilen Almanya’yı silah üretme kapasitesi açısından geride bırakıyor.

rfegvtrg
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos 2025 tarihinde gerçekleşen Alaska Zirvesi sırasında (AFP)

Araştırmalar, ‘Rusya’nın tank ve füzeleri üretmek için dolar veya euroya ihtiyaç duymadığını’ ortaya koyuyor. Uygulanan kısıtlamalara ve karşılaşılan ciddi zorluklara rağmen Moskova, askeri sanayi sisteminin kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı başardı; bazı silah ve teknoloji modellerinde bu oran 10 katı aşıyor. Ayrıca Rusya, genel olarak modern silahlar ve çok amaçlı insansız hava araçları (İHA) gibi akıllı teknolojilerde Ukrayna ve Batı’nın üstünlüğünü kapatmayı da başardı.

Her durumda, tahminler Kremlin’in savaşın beşinci yılına girerken müzakere masasında, Ukrayna ve Avrupa’nın durumunun aksine, yıpratıcı bir savaşta daha kararlı bir şekilde yer almaya hazır olduğunu gösteriyor.

Yeni haritalar

Rusya’nın baskı kozlarındaki en belirgin unsur, savaşın dördüncü yılına girilirken sahadaki gerçeklikteki köklü değişim oldu. Bu değişim, özellikle ABD Başkanı’nın yeni dönemde Beyaz Saray’a gelmesi ve ‘savaşı 24 saatte bitirme’ sloganını öne çıkarmasıyla dikkat çekti. Moskova, sahada tamamen yeni bir durumu kalıcı hale getirerek, müzakere için çok daha geniş manevra alanları ve Kremlin açısından oldukça kazançlı pazarlık imkânları yaratmayı başardı.

Bu bağlamda, Alaska’da Başkan Vladimir Putin ile Donald Trump arasında yapılan zirvede gündeme gelen ‘toprak değişimi’ teklifi, baştan itibaren Rusya tarafından onaylandı. Söz konusu kavram başta belirsiz ve riskli bir içerik taşısa da Moskova tarafından kabul gördü.

Teklifin dili, Kiev ve Avrupa başkentleriyle yapılan müzakere turlarında biraz değişime uğrasa da özünde aynı kaldı: Washington, Ukrayna’nın büyük bir kısmından taviz vermesi karşılığında barış sağlanması gerektiğini kabul ediyordu.

derfgt
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Moskova, kontrolündeki bazı Ukrayna topraklarından çekilmeyi öngören bir ‘takas’ stratejisine hazır görünüyor; karşılığında, Ukrayna’nın Moskova tarafından 2014 ve 2023 yıllarında tek taraflı olarak ilhak edilen topraklardan tamamen çekilmesi talep ediliyor.

Anlam açık: Ukrayna, coğrafyasının geri kalanını korurken, Moskova’nın Harkiv ve Sumi çevresi ile Donetsk ve Luhansk civarındaki kendi toprakları olarak görmediği bölgelerden çekilmesini sağlamalı; karşılığında ise ilhak edilen bölgelerle ilgili geride kalan meseleler tamamen kapatılacak.

Mart 2024’ten yaz sonuna kadar süren ABD arabuluculuğu döneminde dünya bu ‘arabuluculukla’ meşgulken, Rus kuvvetleri sahada yavaş ama istikrarlı ilerleme kaydetti; adeta önündeki her şeyi dümdüz eden bir silindir gibi hareket etti. Rusya, zamanı etkili biçimde kullanarak stratejisini tamamen düşmanı yok etmeye değil, uzun vadede zayıflatmaya ve yıpratmaya dayandırdı. Zira Ukrayna’yı tamamen yenmek, yüz binlerce hatta bir milyon yeni asker seferberliği ve sanayinin tamamen savaş moduna geçirilmesini gerektiriyordu. Buna karşılık Moskova, Ukrayna’yı kademeli olarak yıpratma ve sahadaki kontrol alanını aşamalı olarak genişletme yolunu seçti. Bu süreç, Rus ekonomisi ve toplumu üzerinde ciddi içsel yansımalar yaratmadı. Bu strateji doğrultusunda, Mart-Ağustos 2024 arasında Rusya, 149 yerleşim birimi ve kasaba dahil olmak üzere 3 bin 500 kilometrekareden fazla alan üzerinde tam kontrol sağladı.

dfvgth
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Şu anda Rus ordusu, Luhansk’ın yüzde 99,7’si, Donetsk’in yüzde 79’u, Zaporijya’nın yüzde 74’ü ve Herson’in yüzde 76’sı üzerinde kontrol sağladı.

Bu dört bölge, Moskova tarafından daha önce ilhak edilmiş ve herhangi bir barış anlaşmasında bırakılmaları düşünülmüyor. Ancak burada, Moskova’nın önemli bazı ‘tavizler’ verebileceği de belirtiliyor. Bu kapsamda, Ukrayna’nın hâlâ kontrolünde olduğu Herson ve Zaporijya bölgelerinden çekilme fikrinden kısmen vazgeçilmesi karşılığında, bu iki bölgede mevcut temas hatlarının korunması söz konusu olabiliyor. Son Cenevre müzakere turunda, Zaporijya Nükleer Santrali’nin durumu gündeme gelerek bu alandaki ilerlemeye işaret etti.

Her durumda, Rusya’nın askeri genişlemesinin önemi, olası bir barış görüşmesinin mevcut sınırda kalıcı bir ateşkesi varsaymasıyla ortaya çıkıyor. Bu durum, Vladimir Putin’e, yeni kazanımlarını maksimum düzeyde genişletme ve söz konusu bölgelerden vazgeçmeme imkânı sağladı.

tgrh56
Kiev’de, Rusya ile savaşta ölen askerlerin anıtının önünden geçen iki kişi, 2 Şubat (AFP)

Buna ek olarak Moskova bu dönemde iki tampon bölge oluşturdu: biri güneyde Dnipropetrovsk’ta, diğeri ise doğuda Sumi ve Harkiv sınırı boyunca. Böylece Moskova, kontrolündeki bölgelerden onlarca kilometre uzaklıkta olası ateş kaynaklarını uzaklaştırmış oldu. Bu durum, Ukrayna’nın derinlikteki Rus hedeflerini İHA’larla vurma ihtiyacını artırsa da, şu ana kadar temas hatlarını önemli ölçüde etkilemiş değil.

Bu nedenle, toprak müzakereleri konusunda Ukrayna önünde ek zorluklar ortaya çıktı. Rusya’nın yorumuna göre artık pazarlık yapılacak bir alan kalmadı. Ancak, Ukrayna’nın tarafsızlığı, ordusunun güçsüzleştirilmesi ve olası müzakerelerde arabulucu olarak görev alabilecek yabancı güçlerin ülkeye girişinin engellenmesi hâlâ gündemdeki kritik konular arasında yer alıyor.


Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.