Taliban: Sovyetler Birliği’nin geri çekilmesi sonrasında yaşanan senaryo tekrarlanmayacak

Taliban Hareketi, El-Kaide ile ilişkisinin devam ettiğine yönelik söylemlerin yalnızca iddialardan ibaret olduğunu bildirdi. Taliban tarafından Independent Arabia’ya yapılan açıklamalarda “ülke topraklarının herhangi bir tarafın güvenliği tehdit etmesi iç

Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)
Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)
TT

Taliban: Sovyetler Birliği’nin geri çekilmesi sonrasında yaşanan senaryo tekrarlanmayacak

Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)
Yapılan değerlendirmeler ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin bölgede değişime yol açacağı yönünde. (Reuters)

Mustafa el-Ensari
Taliban Hareketi, Sovyetler Birliği’nin 1989 yılında Kabil’den çekilmesinin ardından Afgan halkı arasında yaşanan iç çatışma senaryosunun “tekrarlanmayacağından” emin olduğunu duyurdu. Hareket tarafından Independent Arabia’ya yapılan açıklamalarda ayrıca El-Kaide ile ilişkinin devam ettiğine yönelik iddiaların “sadece uydurma” olduğu ve ülke topraklarının herhangi bir tarafın güvenliği tehdit etmesi için bir platform olarak kullanılmasına izin verilmeyeceği” kaydedildi.
Taliban’ın Doha’daki Siyasi Ofisi Sözcüsü ve müzakere heyeti üyelerinden Muhammed Naim, ABD’lilerin Afganistan’dan çekileceklerini açıklamasını da memnuniyetle karşıladı. Naim Independent Arabia’nın kendisine yönelttiği konuya ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Yabancı güçler önce Allah’ın sonra da şerefli Afgan halkının cihadı ve mücadelesi sayesinde ülkemizden çıkacak. Sonrasında halk özgürlüğe, bağımsızlığa ve sürdürülebilir bir barışa kavuşacak.”
Müzakerelerde birtakım sıkıntılar olduğunu kabul etse de halkın tüm kesimlerinin ülkelerinin kalkınması, refahı, ilerlemesi ve işgal yüzünden bozulan durumun düzeltilmesi için bağımsız bir İslami rejimin şemsiyesi altında toplanmasını sağlayacak sonuçlara ulaşacaklarını umut ettiğini vurgulayan Naim sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herkesin, Allah’ın izni ve inayetiyle işgalin sona ereceğini anlamasını umuyoruz. Bu yüzden refaha ulaşma konusunda ilerleme kaydetmek ve onurlu bir yaşam fırsatına erişmek amacıyla herkesin samimi ve içten bir şekilde çalışması gerekiyor.”
ABD geçtiğimiz cumartesi Washington için 20 yıllık bir savaşın sonu anlamına gelen bir kararla son askerlerini Afganistan’dan resmen çekmeye başladı. Ancak geri çekilme sürecinin tamamlanmasının ardından Taliban Hareketi’nin gittikçe artan kontrolü altında ezilen ülkede büyük bir belirsizlik döneminin başlayacağı tahmininde bulunuluyor.
Diğer yandan Afgan hükümeti ise Taliban’ı harap olmuş ülkede barışı sağlamak için düzenlenen müzakereleri engellemekle ve ABD’nin kuvvetlerini geri çekeceğine dair taahhütte bulunmasına rağmen ateşkes yapmayı kabul etmemekle suçluyor. Aynı zamanda, Taliban’ın Afganistan halkının en sağdan en sol kanada kadar fikri eğilimlerin farklılığına aldırış etmeden yönetim görüşünü empoze etmekte ısrarcı olduğunu savunuyor.

İşgal saflarındaki herkesin halka dönmesi
Ancak Taliban, ülkeye kendi verdiği adla Afganistan İslam Emirliği’nin analistlerin yabancı güçlerin çekilmesinin ardından yeni bir iç savaş yaşanacağı tahminlerine katılmıyor. Naim konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Böyle bir şey beklemiyoruz. Aksine işgal saflarında olan herkesten halkının ve vatanının kollarına geri dönmesini ve halka ve ülkeye hizmet etmek için birlikte çalışmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Sözcü açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Savaş, 20 yıl önce işgal ve bunu destekleyenler tarafından denendi. Ancak sonunda işgalci gücün ve işgalin devam etmediği ve sonuza kadar sürmeyeceği herkes tarafından görülüyor. İşgal ve işgalci güç gitti ancak halk ve ülke halen burada ve her zaman da burada olacak. Bütün bu yaşananlardan sonra başarısız deneyimleri tekrarlamak mantıklı değil.”
Naim, dış güçlerin geri çekilmesinden sonraki dönemi barışçıl bir şekilde atlatma konusunda Afganları desteklemeye yönelik uluslararası yarış karşısında tavırlarının ne olacağı sorusuna, tamamen insani olmayan herhangi bir yardımı kabul etmeyecekleri cevabını verdi. Taliban Sözcüsü konuya dair şunları söyledi:
“Hiç şüphesiz ülkemiz ve halkımız, 40 yılı aşkın bir süredir devam eden savaşların acılarını tattı. Belirli amaçlarla lekelenmemiş olması kaydıyla her alanda ciddi şekilde yardım ve desteğe ihtiyacımız var.  Bu yüzden bize yardım etmek isteyen herkese sesleniyoruz: Yardımlarınızı Allah rızasını gözeterek tamamen insani amaçlar için yapın. Nitekim güven dürüstlük ve samimiyetle ilişkilidir” ifadelerini kullandı.
Independent Arabia’nın Naim’e yönelttiği bir diğer soru ise “Bu, Pakistanlı ve İranlı komşularınız için de geçerli mi?” oldu. Sözcü şu cevabı verdi:
“Komşularla ilişkilerin önemli olduğu su götürmez bir gerçek. Bu nedenle herkesin, özellikle de komşu ülkelerin sorunlarımızı çözerken yapıcı bir rol üstlenmesini bekliyoruz. Nitekim bu durum hem onların hem de bizim çıkarımıza olur.”

“Aynı senaryonun tekrarlanmasını beklemiyoruz”
ABD askerlerinin Afganistan’dan ayrılmasının ardından 1990’lardaki Sovyet sonrası senaryonun tekrarlanıp tekrarlanamayacağına ilişkin değerlenirmelerde bulunan Muhammed Naim aynı senaryonun tekrarlanmasını beklemediklerini vugruladı.“Bu ne beklediğimiz ne de istediğimiz bir senaryo. Allah’ın izniyle tekrarlanmayacağına dair göstergeler var. Zira şu an mücahid safları da bir, liderlik de. Söz konusu dönemdeki görüş ayrılıkları mevcut değil.”
Sovyetler Birliği, 10 yıl süren zorlu çatışmaların ve uğradığı ağır yenilginin ardından 1989 yılında Afganistan’dan çekildiğini duyurdu. Ancak ardında, Kabil’de bıraktığı hükümet halkın iktidar paylaşımı ve hakim olması gereken yönetim şekli konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle kısa sürede çöktü. Talşban daha sonra, 1996 yılında Usame bin Ladin liderliğindeki El-Kaide örgütünün de yardımıyla, 11 Eylül’den önce suikaste kurban giden Ahmed Şah Mesud’un kontrol ettiği küçük bir bölge dışında ülkenin çoğunu kontrol etmeye başladı. Ancak Mesud liderliğindeki Kuzey İttifakı, Taliban’ın El-Kaide’den ayrılmayı kabul etmemesi ve 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleştirilen saldırıların ardından Usame bin Ladin’i teslim etmeyi kabul etmemesinin ardından ABD’lilerin Taliban’ı devirmek için ittifak kurduğu bir merkez haline geldi.
Taliban Hareketi Sözcüsü Muhammed Naim, Independent Arabia ile gerçekleştirdiği röportajda söz konusu dönem ile günümüz koşulları arasında karşılaştırma yaptı. Aynı hataların tekrarlanmaması için deneyimlerden faydalınalacağı imasında bulundu.
Sözcü açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Afganistan İslam Emirliği’nin ülke yaklaşık beş yıl boyunca yönetti. Bu nedenle yönetim tecrübesi var. Neredeyse son 10 yıldır ülkenin büyük bir bölümünü yönetmesinden söz etmiyorum bile. Sadece bu da değil. Yönetim ve teknik ilerleme de dahil olmak üzere farklı koşullar ve durumlarla başa çıkma konusunda tecrübemiz var.”

Taliban Sözcüsü Muhammed Naim, ABD askerlerinin geri çekilmesi sonrasındaki döneme ilişkin görüşlerini Independent Arabia ile paylaştı. (Reuters)
Taliban değişti mi?

Röportajda, Taliban ile Afgan hükümeti arasındaki anlaşmazlığın da temelinde yatan İslami yönetim modeli ile ilgili hareketin ülkede istediği rejimin şekli de gündeme geldi. Taliban bu rejimin Afgan halkının fikirsel ve mezhepsel eğilimlerinin farklılığı ile uyumlu olacağını umut ediyor. Taliban Sözcüsü konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Rejim öncelikle toplumun içinden doğmalıdır. Temeli halkın ilkelerine ve değerlerine dayanmalıdır. Rejimin türü ve şekli Afganların kendisi ile ilişkilidir. Ülkenin yüzde 99’undan fazlası Müslüman. Aralarında uzlaşarak hedefe ulaşacaklardır.”
Taliban’ın İslam hukukunu katı bir şekilde uyguladığı dönemde imajı, uluslararası arenanın zihnine olumsuz bir şekilde kazındı. Taliban Hareketi’nin bu dönemdeki radikal görüşleri ülkenin köklü İslam tarihine rağmen asırlardır koruduğu eserlerin yıkılmasına neden olmuş, kadınlara başörtüsü takma zorunluluğu getirilmişti. Bunlar, Taliban’ın El-Kaide’ye kucak açmasından önce yaşanmıştı.
Ancak Naim konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çözüm, sistemleri dışarıdan veya başka toplumlardan getirip halka uygulamak değil. Sorunların temelini oluşturan şey de bu. Çünkü her ülkenin ve halkın kendi çıkarları ve onu diğer ülkelerden ayıran özellikleri var. En ideal çözüm, Afganlara müdahaleler ve dikteler olmaksızın fırsat vermek.”
Hareketin yönetime bakış açısında revizyonlar ve gelişmeler olduğunu ima eden Naim “20 yıl geçtikti Yaşanmaması gereken bazı sorunların tekrar etmemesini sağlayacak tecrübeler ve gelişmeler var.”

“Topraklarımızın kullanılmasına izin vermeyeceğiz”
Naim “Bu sorunlar arasında El-Kaide’nin Afganistan’ı merkez olarak kullanarak yabancı ülkeleri hedef alması var mı?” sorusuna “Şu an ortada bir sorun yok. Aslında hepsi uydurma ve asılsız” yanıtını verdi.
El-Kaide’nin Afganistan’a geri dönmesine ilişkin iddialar hakkında da açıklamalarda bulunan Naim, CNN ağının El-Kaide örgütündeki kaynaklara dayandırdığı haberine işaretle şunları söyledi:
“Bu sadece bir iddia ve propagandadır. Bunun kanıtı da yapılan haberin meçhul ve konuşan kişilerin de kimliğinin bilinmiyor olmasıdır.”
El-Kaide’den kaynaklar söz konusu haberde Afganların silahlı liderleri koruması sayesinde cihatçı cephelerin birçoğunun uzun süredir İslam dünyasının çeşitli yerlerinde başarılı bir şekilde faaliyet gösterdiğini öne sürmüşlerdi.
Naim, Taliban Hareketi’nin El-Kaide’den eski müttefiklerine karşı tutumuna ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Afganistan’da El-Kaide yok. Olmayan bir şeyle ilişkinin anlamı nedir? Afganistan İslam Emirliği, herhangi birinin güvenliğine zarar verilmesi için topraklarının kullanılmasına izin vermeyecek. Emirlik kendi işlerine karışılmasına izin vermediği gibi başkalarının işlerine de karışmıyor.”
El-Kaide, Afganistan’daki Uluslararası Koalisyon tarafından ülkeden çıkartıldığı için artık ülkeyi merkez olarak kullanmıyor.Ancak Pakistan sınırı ve İran’daki varlığı ile halen Afganistan’ın etrafındaki varlığını sürdürüyor. Birçok kişi El-Kaide’nin üzerindeki baskı kalkar kalkmaz Afganistan’a geri döneceği görüşünde. Usame bin Ladin’in Ağustos 2011’de Abbottabad’da öldürüldükten sonra arkasında bıraktığı belgeler, iki taraf arasında gerileme yaşanacağına ancak ilişkinin tamamen kopmasının uzun bir zaman alacağına işaret ediyor.

Büyük tahliye
Afganistan’daki ABD’li yetkililer, 1 Mayıs tarihinin her şeyden önce sembolik olduğuna işaret ederek geri çekilme sürecinin çoktan başladığını söylüyorlar. Taliban ile Şubat 2020’de Doha’da imzalanan anlaşmaya göre bu tarih, ABD kuvvetlerinin geri çekilmesi için eski ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki yönetim tarafından belirlendi. Doha’da imzalanan anlaşma tüm uluslarası alanın yanı sıra Afganistan’a güvenlik ve istikrar getirerek tansiyonu düşürecek her adımı desteklediğini vurgulayan Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel düzeyde de memnuniyetle karşılanmıştı. Suudi Arabistan, tüm isteklerinin yerine getirilmesi konusunda eskiden olduğu gibi şimdi de Afganistan’ın ve Afgan halkının yanında olduğunu vurgulamıştı.
Ülkeden geri çekilmenin 11 Eylül 2001 saldırılarının 20’inci yıl dönümüne, 11 Eylül 2021 tarihine kadar tamamlanması bekleniyor. Kabil semâları ve Bagram Hava Üssü tahliyenin tamamlanması için çalışmalar yürüten ABD helikopteriyle dolu.

 


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.


İran, protestocular ve sporcular üzerindeki baskısını artırıyor

 Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
TT

İran, protestocular ve sporcular üzerindeki baskısını artırıyor

 Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)
Washington’daki Lincoln Anıtı yakınlarında, İran’da insan hakları ve kadın eşitliğini desteklemek amacıyla düzenlenen bir mitinge katılan kişiler, 19 Eylül 2026 (AFP)

İranlı yetkililer, Mahsa Amini’nin ölümünün yıldönümüyle eş zamanlı olarak iç güvenlik önlemlerini artırdı ve çeşitli protesto eylemlerine yönelik müdahalelerini sertleştirdi. Bu kapsamda, Kürt kentlerinde düzenlenen geniş çaplı greve katılan esnaf ve tüccarların gözaltına alınıp ifadeye çağrılmasından, Tahran’da kadınların başörtüsü olmadan katıldığı bir koşu yarışmasının organizatörleri hakkında adli işlem başlatılmasına kadar bir dizi karar yürürlüğe konuldu.

Kürt kentlerindeki güvenlik önlemleri, Kürdistan eyaletindeki siyasi güçler koalisyonunun çağrısıyla 16 Eylül’de gerçekleştirilen ve Kürt nüfusun yoğun olduğu onlarca şehirde esnaf ile tüccarların katıldığı geniş çaplı grevin ardından yoğunlaştı.

22 yaşındaki İranlı Mahsa Amini, 13 Eylül 2022 tarihinde Tahran’da kadınlara yönelik giyim kurallarını denetlemekle görevli polis birimi tarafından gözaltına alınmıştı. Polis gözetimindeyken komaya giren Amini’nin 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirdiği açıklanmış, ölümünün ardından ülke genelinde hükümet karşıtı protestolar patlak vermişti.

vfhyjuı
Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan protestoların dördüncü yıldönümünde Tahran sokaklarında yürüyen İranlı gençler... 16 Eylül 2026 (EPA)

İran Kürdistanı İnsan Hakları Ağı tarafından bugün yapılan açıklamada, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı ve İstihbarat Bakanlığı da dâhil olmak üzere güvenlik birimlerinin grevin ardından esnaf ve tüccarlara yönelik geniş çaplı baskı uyguladığı belirtildi. Açıklamada, bu önlemler kapsamında ifadeye çağırma, gözaltı, gelecekteki grevlere katılınmayacağına dair yazılı taahhütname imzalatma ve bazı ticari işletmelerin yargı kararıyla mühürlenmesi gibi adımların atıldığı ifade edildi.

Çağrılar ve taahhütler

Açıklamaya göre söz konusu baskıların Kamyaran ve Senendec kentlerinde yoğunlaştığı, Kamyaran’da en az altı esnafın, Senendec’de ise en az dört tüccarın gözaltına alındığı, diğer bazı kişilerin ise tehdit altında taahhütname imzalamaya zorlandığı bildirildi.

Ağ tarafından aktarılan bilgilere göre Kamyaranlı bir esnaf, DMO İstihbarat Teşkilatı’nın 16 Eylül akşamı greve katılan çok sayıda esnafı ifadeye çağırdığını ve saatler içinde gelmemeleri halinde dükkânlarının mühürleneceği yönünde tehditte bulunduğunu belirtti.

Aynı kaynağa göre, aynı gece istihbarat merkezine giden tüccarlar haklarında adli süreç başlatılacağı yönünde tehdit edildi. Karara diğerlerinin önünde itiraz eden yaşlı bir dükkân sahibinin ise darp edilip hakarete uğradığı öne sürüldü.

Aktarılan ifadelere göre çağrılan esnafa, gelecekteki grevlere katılmayacaklarına dair yazılı taahhütname imzalatıldı.

dfrgthy
 İran’ın başkenti Tahran’da, Mahsa Amini’nin ölümünün ardından yaşanan protestoların dördüncü yıldönümünde iki İranlı kadın bir kafenin önünde bekliyor, 16 Eylül 2026. (EPA)

Ağ, güvenlik önlemlerinin sürdüğü Kamyaran’da İstihbarat Bakanlığı güçlerinin en az altı esnafı gözaltına aldığını duyurdu. Gözaltına alınanlardan ikisinin 19 Eylül’de serbest bırakıldığı, dört kişinin ise tutukluluğunun devam ettiği bildirildi. Aileleri, bu kişilerin durumları ve tutulduğu yerler hakkında net bir bilgi bulunmadığını ifade etti.

Senendec’de ise en az dört tüccarın İstihbarat Bakanlığı güçlerince gözaltına alındığı, çok sayıda esnafın da zabıta amirliğine çağrılarak taahhütname imzalamaya zorlandığı aktarıldı.

Yayımlanan görüntüler ve raporlar, grev nedeniyle Senendec pazarının bir bölümünün kapandığını ve kentte yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını gösteriyor.

Grev öncesi tehditler

Güvenlik birimlerinin baskılarının yalnızca grev sonrasıyla sınırlı kalmadığı belirtildi. Grevden bir gün önce, 15 Eylül’de güvenlik organlarıyla bağlantılı internet siteleri ve Telegram kanallarında yayımlanan bildiride, esnaf ve meslek odaları grev çağrılarına katılmamaları yönünde uyarıldı.

Uyarıda, eyleme katılan dükkânların altı aya kadar kapatılacağı ve sahipleri hakkında adli işlem başlatılacağı tehdidine yer verildi.

Öte yandan Hana İnsan Hakları Örgütü, Saggız Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kamusal Alanları Denetim Amirliği’nin grevin ardından kentteki çok sayıda ticari işletmeyi mühürlediğini duyurdu.

Örgüt tarafından paylaşılan fotoğraflarda, kapatılan dükkânların üzerine ‘mesleki mevzuat kurallarına uyulmadığı’ gerekçesiyle faaliyetlerin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu belirten belgelerin asıldığı görüldü.

Mevcut bilgilere göre, kapatma kararlarına dayanak gösterilen somut ihlalin ne olduğu, mühürlenen toplam dükkân sayısı, tedbirlerin ne kadar süreceği veya iş yeri sahiplerinin karara itiraz mekanizmaları netlik kazanmadı.

Hana İnsan Hakları Örgütü ayrıca, Kürt kentlerindeki grevlerin haberleştirilmesinin ardından İran’da bulunan bazı örgüt üyelerinin ailelerinin güvenlik birimlerince ifadeye çağrıldığını, yakınlarının insan hakları faaliyetleri nedeniyle tehdit ve baskıya maruz kaldığını bildirdi. Örgüt, bu uygulamaların insan hakları savunucularının çalışmalarını engellemeyi hedeflediğini kaydetti.

Mahsa Amini’nin mezarına erişimin engellenmesi

Grev, Mahsa Amini’nin memleketi Saggız başta olmak üzere pek çok Kürt kentinde konuşlandırılan yoğun güvenlik güçlerinin gölgesinde gerçekleşti.

Haber raporlarına göre güvenlik güçleri, Amini’nin mezarının bulunduğu Aichi Mezarlığı’na çıkan yolları kapatarak ailesinin ve yurttaşların ölüm yıldönümünde mezarlığa erişimini engelledi.

Raporlarda ayrıca, DMO’nun Saggız’daki Çerağ Veys Barajı’nın sularını tahliye ederek mezarlığa çıkan tali yolların kapanmasına yol açtığı aktarıldı. Kaynaklar, mezara erişimi zorlaştırmak amacıyla bu uygulamaya Amini’nin ölüm yıldönümlerinde üst üste üçüncü yılda da başvurulduğunu bildirdi.

Kürdistan eyaletindeki siyasi güçler koalisyonunun çağrısıyla düzenlenen grev, Kürt nüfusun yoğun olduğu onlarca kenti kapsadı. İş yerleri ve pazarların kepenk indirdiği bu eylem, Amini’nin anısı ve ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketi doğrultusunda siyasi bir sembol ve protesto niteliği taşıdı.

Pazarlardan stadyumlara... Tahran Maratonu’nun organizatörlerinin peşinde

Kürdistan eyaletindeki bu önlemlerle eş zamanlı olarak İranlı yetkililer, Başkent Tahran’da düzenlenen bir spor etkinliğinin organizatörleri hakkında adli işlem başlattı. Söz konusu adli adım, kadınların zorunlu başörtüsü olmadan etkinliğe katılmasının geniş çaplı tartışmalara yol açmasının ardından geldi.

fvrgthyju
İran yargısı, Tahran Maratonu’nun organizatörlerinin peşinde (ISNA)

İran Yargı Erki Medya Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Tahran Başsavcılığı’nın 10 kilometrelik Tahran Maratonu’nun yetkilileri ve organizatörleri hakkında ‘yasal ve şeri kurallara uyulmadığı’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu bildirildi.

18 Eylül sabahı başkentin güneybatısında binlerce kadın ve erkeğin katılımıyla düzenlenen yarışta, kadınların zorunlu başörtüsü olmadan yer alması en çok dikkat çeken unsurlardan biri oldu.

DMO’ya bağlı Tasnim Haber Ajansı’na konuşan Tahran Eyaleti Gençlik ve Spor Genel Müdürü Habib Satude-Nejad, ‘kural ihlali yapan’ sporcular hakkında yasal ve disiplin süreçlerinin başlatılacağını belirtti.

Yarış izninin Eyalet Güvenlik Konseyi tarafından verildiğini ifade eden Satude-Nejad, katılımcıların etkinlik öncesinde ‘İslami kurallara uyacaklarına dair taahhütname’ imzaladıklarını aktardı. Satude-Nejad, organizasyon ekibi ile güvenlik görevlilerinin parkur boyunca görev yaptığını, gerekli durumlarda katılımcıları uyardığını ve hatta bazı kadınların yarışa katılmasının engellendiğini ekledi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’na konuşan Tahran Atletizm Heyeti Başkanı Gulamrıza Kerimi ise yarışın ‘gerekli tüm izinleri’ aldığını belirtti.

Etkinlik öncesinde katılımcılardan başörtüsü ve İslami kurallara uyulacağına dair yazılı taahhüt alındığını ve başörtüsü dağıtıldığını açıklayan Kerimi, başörtüsüz kadınların yer aldığı görsellerin olayın tamamını yansıtmadığını savundu.

Katılımcıların çoğunluğunun kurallara uyduğunu belirten Kerimi, bu tür görsellerin yayımlanması ve medyada işlenmesinin yarış etrafında tartışma yaratmayı amaçladığını öne sürdü.

Bir dizi itiraz

Tahran Maratonu konusunun münferit bir olay olmadığı belirtiliyor. Daha önce Kiş ve Şiraz maratonlarında kadınların zorunlu başörtüsü olmadan yer alması, aralarında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu İranlı güvenlik, siyaset ve din insanlarının tepkisine yol açmıştı.

Fars Haber Ajansı da geçmiş yıllarda Kiş Adası ve Şiraz kentindeki atletizm yarışmalarında organizasyon biçimi ve katılımcıların kıyafetleri nedeniyle yaşanan tartışmaları hatırlatarak Tahran Maratonu’nun düzenlenmesini eleştirdi.

Geçtiğimiz hafta ise Kirman’da düzenlenmesi planlanan Mahan Run yarı maratonu, eyaletteki dini ilimler merkezinin kadın ve erkeklerin yan yana koşmasına karşı çıkması üzerine iptal edilmişti.


İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
TT

İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)
Fotoğraf: Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor (AP)

Velid Faris

Çoğu gözlemci, Trump yönetiminin 2025'ten beri İran'daki İslam rejimine karşı yürüttüğü savaşın, yaklaşan ara seçimler başta olmak üzere, ABD seçimleri üzerinde doğrudan bir etkisi olacağı konusunda hemfikir. Bu sonuçlara aylar önce ulaşıldı ve biz, en azından ocak sonu ve şubat başından beri bu gelişme konusunda uyarıda bulunan ilklerdendik.

Independent Arabia’nın bana sunduğu bu köşedeki yazılarımda ve Amerikan ve uluslararası televizyon kanallarındaki katılımlarımda vurguladığım gibi, Tahran'daki rejimin 2026 yazından önce devrilmemesinin, Kongre'nin kontrolü için yapılacak sonbahar seçimlerine yansımaları olacaktı. Başlangıçta, bu uyarıyı yalnızca birkaç Amerikan medya kuruluşu ciddiye aldı. Ancak birkaç ay sonra, muhafazakar televizyon kanalları ve Cumhuriyetçi yorumcular, Tahran rejiminin gerçekten de müzakereleri sabote etmek ve aynı zamanda Amerikan askeri gücüne karşı ayakta kalmak amacıyla Washington'a yanıtlarını geç iletmeyi planladığı fikrini benimsemeye başladılar.

İran’daki Ocak katliamlarının ardından, İran Devrim Muhafızları, kitlesel katliamların sonuçlarına dair değerlendirmeleri ile eş zamanlı olarak müzakereler seçeneğini gündeme getirmeyi hedefledi. Trump yönetimi zaten İran içindeki hedefleri vurmaya başlamış ve diplomatik görüşmeler için şartlar belirlemişti. Başlangıçta, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ve çok sayıda önde gelen askeri komutan ve yetkilinin öldürülmesi, Humeyni rejimi yöneticileri arasında bir anlaşmaya varılmadığı takdirde tüm liderliğin öldürülebileceğine dair bir korku dalgasına neden oldu.

Öte yandan, Devrim Muhafızları, bu durumda, on binlerce İranlı sivili öldürdükten sonra, İran genelinde konuşlandırılmış güvenlik aygıtının ve birimlerinin kaderinin halkın elinde olacağını ve birçoğunun misillemeyle karşı karşıya kalabileceğini biliyordu.

Humeyni elitleri, Amerikan tarafına taviz vermekten başka seçeneklerinin olmadığını anlamışlardı, ancak teslim olmayacaklardı. Esasında, bu strateji, bir teklif sunmak, bir anlaşma imzalamak, sonra onu reddetmek ve Hürmüz Boğazı ve nihayetinde Babu’l Mendeb gibi yeni çatışma cepheleri açmaktan ibaretti.

Gerçekten de plan işe yaradı. Yedi ay boyunca Amerika Birleşik Devletleri, rejimi zayıflatmak için askeri operasyonlar yürüttü, ancak aynı zamanda yüksek gerilim rejim güçleri için çok tehlikeli hale geldiğinde ateşkes teklif etmeye devam etti. Bu senaryo şubat ve eylül ayları arasında tekrarlandı. Askeri olarak, Amerika Birleşik Devletleri rejimin askeri makinesini zayıflatmayı başardı, ancak onu yok etmedi.

Gelgelelim Devrim Muhafızlarının elinde tuttuğu ve tutmaya devam ettiği koz, ara seçimlerdi. Strateji, rejimin seçimlere kadar iktidarda kalmasına izin vermeye, muhalefetin Kongre'nin iki kanadından birinde, yani Senato veya Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu kazanmasına bahis oynamaya dayanıyordu.

Demokrat Parti ve sosyal demokrat akım tarafından temsil edilen muhalefetin her iki kanatta da çoğunluğu elde etmesi durumunda, Beyaz Saray'ın savaştan çekilmesi yönündeki yasal ve siyasi baskı muazzam olacaktır. Tahran'ın hesapları, yönetimin kampanyadan çekileceği veya en azından Obama yönetimi tarafından imzalanan İran nükleer anlaşmasına benzer bir anlaşmayı kabul edeceği sonucuna varıyor.

Tahran ve Washington arasındaki sekiz aylık çıkmaz, Başkan Trump'ın rejimin çöküşüne yol açacak bir “şok ve dehşet” stratejisi uygulamadığı sürece değişmeyecek akışkan bir gerçeklik yarattı.

Ancak Başkan, Birleşmiş Milletler'de kasım seçimlerinden sonra rejimle bir anlaşmaya varabileceğini açıkladı ve bu da mevcut durumun seçimlerden sonra da devam edebileceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi kampanya, basitçe Washington şu anda seçmenlere net bir cevap vermeye hazır olmadığı için İran'ın kasım ayındaki seçmen tercihlerinin bir parçası olmaması gerektiği sonucuna varmış gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre askeri açıdan, Amerika Birleşik Devletleri İslam Cumhuriyeti aleyhine önemli kazanımlar elde etti, ancak siyasi olarak hâlâ gerçek bir diplomatik sonuç yok. Obama liderliğindeki muhalefet, Amerikan askeri gücünün rejimin silahlı kuvvetlerinden çok daha üstün olduğu doğru olsa da, kapsamlı, karşılıklı olarak kabul edilebilir ve imzalanmış bir planın yokluğunun bir belirsizlik durumunu yansıttığına inanıyor.

Peki, bu belirsizlik seçim sonuçları üzerinde etkili olabilir mi?

Öncelikle, bu bir başkanlık seçimi değil, yasama seçimi; bu nedenle dış politika sonuçta belirleyici faktör olmayabilirken, iç meseleler seçmenler için daha büyük önem taşımaya devam ediyor. Ancak, dış çatışmaların seçmenler üzerinde, özellikle Yahudi, Arap, Müslüman ve İranlı topluluklar gibi bazı topluluklar üzerinde belirli bir etkisi bulunuyor.

Muhalefetin Körfez ve Kızıldeniz'deki durumu sunma biçimi, seçmenleri etkileyecek önemli bir faktör olacaktır.

Ortadoğu'daki savaşlar ile en çok ilgilenen seçmen kitleleri az olsa bile, iki partiyi ayıran sandalye sayısı da sınırlıdır. Bu, bölgede sahadaki güç dengesine bağlı olarak, bazı seçmen kitlelerinin etkilenebileceği ve bu sandalyelerin iki parti arasındaki güç dengesini değiştirebileceği anlamına geliyor.

Herhangi bir senaryoda, soru işaretleri, bu gelişmelerin 2027'de ABD dış politikası üzerinde ne gibi bir etkisi olacağına bağlı olmayı sürdürüyor.

 Cumhuriyetçiler, yönetimin son dakikada geniş çaplı bir hamlede bulunması sayesinde çoğunluklarını korurlarsa, Başkan Trump görevde kalacaktır ve seçimden sonra İran konusunda bir karar vermek zorunda kalacaktır.

Demokratlar bir veya her iki kanadın kontrolünü ele geçirirse, bunun ABD dış politikası ve ulusal güvenliği üzerinde önemli bir etkisi olacaktır. Cumhuriyetçiler Kongre'nin her iki kanadından birinin kontrolünü kaybederse, İran rejiminin oynadığı bahis kazanmış olacaktır.

Başkan, muhalefet Temsilciler Meclisi'ni kontrol etse bile, yönetiminin bu sorunu çözmek için iki yıldan fazla zamanı olduğunu söyledi. 2019'dan bu yana değişen koşullar göz önüne alındığında, bu konu etrafında önemli bir tartışma var.

Buradaki argüman şuna dayanıyor; Trump iktidara geldiğinde ABD bürokrasisinin büyük bir bölümü Obama yönetimiyle bağlantılı muhalefet tarafından kontrol ediliyordu. Ancak bugün Trump, prensip olarak, kilit kurum ve kuruluşların başkanlarının atanmasını güvence altına aldı. Sonuç olarak, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Temsilciler Meclisi veya Senato'nun herhangi bir eylemi, başkanın dış politikası üzerinde aynı etkiye sahip olmayabilir.

ABD'nin 2025'ten bu yana İran'a yönelik politikası ve yönetimin rejime karşı yürüttüğü iki savaşın kasım ayındaki seçmen kararlarını nasıl etkileyeceği konusundaki tartışma ise üç ana nokta etrafında dönecektir.

Birincisi, ABD ile rejim arasındaki gerçek savaştır; bu savaş nasıl yürütüldü, kim galip geldi ve gelecekte neler olacak.

İkinci nokta, diplomatik girişim ve nihayetinde kimin üstünlük sağladığıyla ilgilidir.

Üçüncü ve son nokta, seçimden sonra rejimle olan ilişkinin geleceğiyle ilgilidir; bu konuda hangi seçenekler mevcut?

Ancak bu sonbaharda en acil soru, Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadından birini kaybetmesi durumunda muhalefetin senaryosu ile ilgili olacaktır. Muhalefet kazanırsa ne yapacak? Ve bir iç siyasi zafer elde etmeden Trump yönetimini savaşı sona erdirmeye nasıl zorlayacak?

Bazı analistler, Demokratların yönetimi savaştan çekilmeye zorlamak için ellerindeki her aracı kullanacaklarını düşünüyor. Diğer bir grup analist ise muhalefetin rejimle müzakerelere katılmayı ve yeni bir İran nükleer anlaşmasının yönetimine dahil olmayı talep edeceğini öne sürüyor.

Ancak sonuç aynı kalmaya devam ediyor; Cumhuriyetçiler Kongre'nin kontrolünü elinde tutarsa, başkana önemli ölçüde siyasi hareket alanı tanıyacaklar ve bu, İran rejimi için zor bir dönem olacaktır. Demokratlar Capitol Hill'de kazanırsa, Trump yönetimi politikalarını şiddetle savunacak, ancak Demokratlar arasında daha pragmatik olanlar dış politikada denetimi üstlenmedikçe önemli bir ilerleme kaydedemeyecektir.