ABD ve İsrail el ele mi değil mi?

Tel Aviv'in ilişkileri netleştirme ve güçlendirme konusundaki başarısı, Washington'ın benimsediği Ortadoğu politikalarından kaynaklanmıyor

Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)
Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)
TT

ABD ve İsrail el ele mi değil mi?

Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)
Eski ABD Başkanı Obama, görev süresi boyunca, Netanyahu'nun küstahlığı ve davranışlarından rahatsızlık duydu (Reuters)

Nebil Fehmi (Mısır’ın eski Dışişleri Bakanı)
ABD ve İsrail arasında Amerikan Donanması'na ait USS Liberty zırhlısının 1967'de uluslararası sularda, İsrail tarafından deniz ve havadan saldırıya uğraması olayında ya da ABD eski Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Tel Aviv'in 1990'ların başında Madrid'de yapılan Barış Konferansı’nı düzenlemesini engelleme çabalarından ve yasadışı yerleşim birimleri inşa etmeye devam etmesinden ötürü öfkelenip İsrail'in telefon numarasını bildiğini ve kendisiyle ciddi bir şekilde muhatap olmak istiyorsa onu kullanması gerektiğini söylediği sert açıklamasında olduğu gibi zaman zaman farklı tutumlar sergilense de kimse ABD'nin İsrail ile ilişkilerinin, uzun zamandır bölge ülkeleriyle arasındaki en güçlü ilişki olduğu konusunda şüphe etmiyor. Ayrıca, İsrail'in, Başkan Barack Obama yönetimindeki ABD ve diğer beş ülkenin, İran'la imzaladıkları, ancak daha sonra eski Başkan Donald Trump'ın tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmaya varmalarına karşı duyduğu kızgınlığa tanık olduk.
İsrail’in bu ilişkileri netleştirme ve güçlendirme konusundaki başarısı, Washington’ın benimsediği Ortadoğu politikalarından kaynaklanmıyor. Daha ziyade, bu başarı, iç siyasi sisteme yüksek verimlilikle ve kurnazlıktan kaynaklanmaktadır. Bu başarıya yönelik atılan adımların başında, ABD seçim yarışlarında Amerikan Yahudi cemaatini ve genel olarak İsrail’in destekçilerini, Hıristiyan sağ kanada özel bir odaklanmayla birlikte çeşitli düzeylerde, yerel ve federal konseylerde, uygun pozisyonlar için adaylar çıkararak veya adayların seçim kampanyalarına maddi ve manevi katkıda bulunarak tam anlamıyla şımartmak geliyordu. İsrail’in destekçileri, dış ilişkilerle fazla ilgi göstermeyen ülkelerde, İsrail'in hedefleri ve tutumlarını savunan parlamenter bloklar oluşturmak için seçimleri olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemeyi de ihmal etmediler. İsrail’in destekçileri ve İsrailli yetkililer, tutumları örtüşmese bile Amerikan kamuoyuna hitap edebildiler ve İsrail’in haklarını ve bunların ABD için de önemli olduğunu vurgulayabildiler.
Öte yandan bu mesele, İsrail başbakanlarının ABD Kongresinde ABD başkanından bile daha fazla coşkuyla karşılaması nedeniyle çok daha dikkat çekici bir hale geldi. Bu coşkulu karşılamalar, Netanyahu’nun İsrail Başbakanı olmasına kadar sıradan bir sahneydi. Çünkü Netanyahu’nun göreve gelmesiyle, yabancı bir konuğun ABD’li ev sahibine Kongre'ye birlikte hitap etme niyetini bildirmesine ilişkin asgari protokol kurallarının ötesine geçilmeye başlandı. Netanyahu, Kongre'ye hitap ederken, Obama döneminde İran politikaları konusunda ABD başkanını uyararak, bu protokol kurallarının ve çok daha fazlasının ötesine geçti. Netanyahu’nun Kongre'yi başkanın politik çabalarını engellemeye teşvik etmeye çalışması, Obama'yı kızdırdı. İsrail Başbakanı ile arasına büyük bir mesafe koydu. Obama'nın başkanlığının son yılında ABD’li bir yetkilinin bana, ABD Başkanı’nın Netanyahu'nun küstahlığına ve davranışlarına kızdığını ve görev süresi bitmeden önce ona bir tokat atmak istediğini söylediğini hatırlıyorum.
Donald Trump'ın başkanlığı sırasında, ABD’nin İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) beş daimi üyesi ve Almanya arasında imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ve Trump'ın sözde İsrail-Filistin barış planı çerçevesinde güçlü bir şekilde İsrail yanlısı tutumlar sergilenmesi de dahil olmak üzere İsrail’in tutumlarına uygun politikalar benimsenmesi ABD ve İsrail ilişkilerini sakinleştirdi. Netanyahu, ABD’nin bu tutumlarını, son iki yıldır gerçekleştirdiği seçim kampanyalarında kullandı. Ancak yine de meseleleri kendi lehine kesin bir şekilde çözmeyi başaramadı.
Ancak ABD’nin ve İsrail’in sağcı kanatları arasındaki balayı, Trump’ın başkanlığı kaybetmesinden ve seçim kampanyası sırasında ABD’yi hızla nükleer anlaşmaya geri döndürme niyetini defalarca kez vurgulayan Obama'nın yardımcısı Joe Biden'ın başkan olarak seçilmesinden sonra fazla sürmedi. ABD seçimleriyle gelen bu değişiklik, nükleer anlaşmanın yeniden canlanmasını engellemeye yönelik İsrail, İran ve ABD’nin sağcı kesimleri arasında üstü kapalı garip bir ittifak ve potansiyel bir çatışma olasılığı yarattı.
Bu arada İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in, ülkesindeki güvenlik ve askeri yetkilileri, kendini savunmak zorunda bırakan ve müzakereleri kısıtlamayı hedefleyen tutumlarını eleştirdiği röportajın sızdırılan ses kayıtlarında ABD’nin eski Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Tel Aviv'in askeri olarak hedef aldığı İran’a ait bazı noktaları Zarif'e bildirdiğinin orta çıkması, ABD’li bazı Cumhuriyetçilerin Kerry’yi İsrail'e karşı olumsuz bir tutum sergilediği bahanesiyle yoğun şekilde eleştirmelerine neden oldu.
Çatışma ihtimaline gelince, bu, ABD ile İran arasında değil, protokol kurallarının çok ötesine geçen nedenlerle ve hatta Amerikan siyasi sistemine hukuka aykırı müdahalesi nedeniyle Washington ile İsrail Başbakanı arasında olan bir çatışmadır. Son derece hassas olan bu çatışma, Viyana'da nükleer anlaşmaya ilişkin müzakere çabalarını engellemek için İran sınırları içerisindeki bilim adamlarının öldürülmesi veya Natanz Nükleer Tesisi’ne saldırı düzenlenmesi gibi bir takım eylemler de dahil olmak üzere İsrail’in mevcut tüm araç ve yöntemlerle tekrarlanan ve kasıtlı olarak yürütülen politikalarıyla ilgilidir. Bunlar, İsrail’in Tahran'ı ABD'ye karşı peşinden bir askeri bir müdahalenin gelmesi beklenen sert bir tepki vermesi için yürüttüğü politikalardır. Ancak ABD’nin şuan istediği son şey İran’la çatışmaya girmek. Çünkü son yirmi yılda çok sayıda yurtdışı askeri operasyon gerçekleştirmesi nedeniyle ABD kendini oldukça yorgun hissediyor. Buna ABD yönetiminin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını yüzünden bölünmüş, gergin ve tehdit altında olan, salgının ekonomik yansımalarından etkilenen bir toplum karşısında içişlerine odaklanmayı istemesi de ekleniyor.
ABD ve İsrail’in çıkarlarının her zaman örtüşmediğinin, hatta İsrail sağının tutumlarının ABD’nin tutumlarıyla açıkça çelişebildiğinin anlaşılmasının ardından ABD ve İsrail’in İran ile ilgili güvenlik çıkarlarının farklılaşması, Amerikan düzeninin gözden geçirilmesi ve açıklık getirilmesi konusunda bir tetikleyici olabilir mi?
ABD Kongresi’nin bazı üyeleri, İsrail sağının eylemleri, ABD çıkarlarına olan ilgisizliğini yansıtması ve İsrail'in Amerikan siyasi sistemine sayısız müdahalesinin ardından bir gözden geçirmenin yapılması ve ABD'nin İsrail'e olan yardımına ilişkin şartların yeniden belirlenmesi önerisinde bulundular.
Aralarındaki siyasi iletişim ağının büyüklüğü ve karmaşıklığı nedeniyle ABD-İsrail ilişkilerinde hızlı bir değişime şahit olacağımızı düşünmüyorum. Bunun yanı sıra İsrail'e her şartta verilen destekle ilgili kısmi bir değerlendirme yapılabileceğini düşünüyorum. Amerikan siyasi akımlarının özellikle ABD’nin Ortadoğu'da İsrail ile yakından bağlantılı olan, ancak Amerikan güvenlik çıkarlarıyla çatışan herhangi bir ihlalde sabırlı davranılmamasını öngören bir tutum olan yeni askeri operasyonlara karşı çekinceleri sürerken eğer Netanyahu, siyasetçilerle ve orduyla olan anlaşmazlıklarını aştıktan sonra başbakan olarak görevine devam ederse bu değerlendirmeye dikkat çekileceğine inanıyorum. Söz konusu ABD’li siyasi akımlar, İsrail’i daha önce ABD askeri teknolojisine bağlı kalması için Çin'le yapılan silah anlaşmalarını iptal etmeye zorlamışlardı.



Erdoğan'ı Barış Konseyi'nde Dışişleri Bakanı Fidan temsil edecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Erdoğan'ı Barış Konseyi'nde Dışişleri Bakanı Fidan temsil edecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Bugün Reuters'e konuşan bir Türk kaynağı, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın çağrısıyla toplanan "Barış Konseyi"nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsil edeceğini söyledi.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, Trump'ın Erdoğan'ı "Barış Konseyi" girişimine katılmaya davet eden bir mektup gönderdiğini duyurdu.

Bugün ise Türkiye Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı'na göre, iki cumhurbaşkanı Türkiye ile ABD arasındaki ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı'na Gazze Barış Konseyi'ne davet ettiği için teşekkürlerini iletti.

Telefon görüşmesinde Erdoğan, Türkiye'nin Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ettiğini vurgulayarak, "Suriye'nin birliği, dayanışması ve toprak bütünlüğü Türkiye için son derece önemlidir" ifadelerini kullandı.


Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
TT

Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü ABD’ye yönelik şimdiye kadarki en sert ve doğrudan uyarısını yaparak, İslam Cumhuriyeti’nin “yeniden bir saldırıya uğraması halinde elindeki tüm imkânlarla karşılık vereceğini” söyledi.

Uluslararası bağlam ve ABD’nin askerî hareketliliği

Arakçi’nin açıklamaları, ülkesindeki protestoların bastırılması nedeniyle Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na davetinin geri çekildiği bir dönemde geldi. Aynı zamanda, Asya’dan Ortadoğu’ya doğru ilerleyen bir ABD uçak gemisi taarruz grubunun bölgeye yöneldiği belirtiliyor. Buna paralel olarak, Karayipler’deki geniş çaplı bir ABD askerî konuşlanmasının ardından Venezuela’da Nicolas Maduro’nun ABD güçlerince gözaltına alınmasıyla eş zamanlı şekilde, Ortadoğu’da da Amerikan savaş uçakları ve askerî teçhizatının hareketliliği dikkat çekiyor.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı analizde Arakçi, “şiddetli kargaşa evresinin 72 saatten kısa sürdüğünü” savunarak, yaşanan şiddetin sorumluluğunu yeniden “silahlı göstericilere” yükledi. Ancak internet kesintisine rağmen İran’dan sızan görüntülerde, güvenlik güçlerinin çoğu silahsız görünen göstericilere defalarca gerçek mermi kullandığı görülüyor; Arakçi bu iddialara değinmedi.

Haziran ayında İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunan Arakçi, “İran’ın Haziran 2025’te gösterdiği itidalin aksine, güçlü silahlı kuvvetlerimizin yeni bir saldırı halinde sahip olduğumuz her şeyle karşılık verme konusunda en küçük bir tereddüdü yoktur. Bu bir tehdit değil; bir diplomat ve eski bir savaşçı olarak savaştan nefret ettiğim için, açıkça iletmem gerektiğini hissettiğim bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

Arakçi, “Herhangi bir kapsamlı çatışma kesinlikle sert olacak ve İsrail ile onun vekillerinin Beyaz Saray’a pazarlamaya çalıştığı hayali zaman çizelgelerinden çok daha uzun sürecektir. Böyle bir çatışma, bölge geneline yayılacak ve dünyanın dört bir yanındaki sıradan insanlar üzerinde etkiler yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu.


Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
TT

Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)

İran’da son protesto dalgasının ardından gözaltı kampanyası yoğunlaştırıldı. Ülke, insan hakları örgütlerinin binlerce kişinin hayatını kaybettiğini söylediği baskı politikaları nedeniyle ciddi uluslararası baskılarla karşı karşıya bulunurken, internet erişiminin kesilmesi de sürüyor.

Bu gelişmeler, Tahran yönetiminin söz konusu olayları ‘isyancı eylemler ve terör’ olarak nitelendirerek ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu bir dönemde yaşanıyor. İnsan hakları örgütleri ise güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucu binlerce kişinin öldüğünü savunuyor.

İran medyası dün hükümet yetkililerine dayandırdığı haberlerde, güvenlik birimlerinin resmî söyleme göre ABD ve İsrail tarafından yönlendirilen ‘terör eylemlerine’ karıştıkları iddiasıyla bazı kişileri gözaltına aldığını aktardı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre protesto gösterileri büyük ölçüde gerilerken, Tahran merkezindeki Büyük Çarşı’da bulunan çok sayıda dükkân dün yoğun güvenlik önlemleri altında yeniden açıldı.

Sosyal medyada paylaşılan yeni görüntülerde ise askerî kıyafet ve teçhizat giyen kişilerin İran’daki bir sokakta halkı korkutmaya yönelik eylemler gerçekleştirdiği, ‘Lebbeyk ya Hamaney’ ve ‘Ya Haydar’ sloganları attığı ve silah seslerinin duyulduğu görüldü.

zxcdfg
Tahran'daki halk protestoları sırasında yakılan bir binanın yanındaki köprüden geçen İranlı bir kadın (AFP)

İran devlet televizyonu dün, ülkenin orta kesimindeki İsfahan’da ‘ABD-Siyonist fitnesi’ suçlamasıyla 73 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, ülke genelindeki toplam gözaltı sayısına ilişkin bilgi verilmedi.

Tahran’da ise yargıya bağlı Mizan Online internet sitesi, savcılığın aralarında sporcular ve oyuncuların da bulunduğu 25 kişi ile 60 kafe hakkında dava açtığını bildirdi. Söz konusu kişi ve işletmeler, ‘terör çağrılarına doğrudan ya da dolaylı destek’ ile suçlanırken, bazı sanıklara ait mal varlıklarına el konuldu. Açıklamada, mahkûm edilen kişilerin kamuya ve özel mülkiyete verilen zararları tazmin etmekle yükümlü olacağına işaret edildi.

Bu gelişmeler, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin protestolarla bağlantılı tutukluların dosyalarının hızla ele alınması gerektiğini vurgulamasının ardından yaşandı. Yargı yetkilileri, gözaltı sayısının soruşturmaların tamamlanmasının ardından açıklanacağını bildirdi.

Polis ise pazartesi günü, ‘isyan eylemlerine karıştığı’ belirtilen kişilere üç gün içinde teslim olmaları çağrısında bulunarak, teslim olanlara yönelik ‘esneklik’ gösterileceği vaadinde bulundu.

Resmî ve kapsamlı bir istatistiğin bulunmadığı ülkede, Tesnim Haber Ajansı geçen hafta yaklaşık 3 bin kişinin gözaltına alındığını bildirdi. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise protestoların başlamasından bu yana 26 bin 127 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, ülkede ‘idam cezasının sistematik biçimde bir korkutma aracı olarak kullanıldığına’ dikkat çekerek, protestocuların idam edilme ihtimaline ilişkin endişelerin arttığını söyledi.

İnsan hakları örgütleri ayrıca, ülkenin kuzeyindeki Reşt kentinde 19 yaşındaki bir futbolcunun protestolara katıldığı gerekçesiyle idama mahkûm edildiğini bildirdi. Gencin, sivil giyimli güvenlik görevlilerinin üst araması sırasında vücudunda saçma izleri tespit edilmesinin ardından gözaltına alındığı belirtildi.

Ölü sayısında olası artış

Merkezi Oslo’da bulunan İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), iletişim kısıtlamaları nedeniyle ölü sayısının doğrulanmasının halen son derece güç olduğunu bildirdi. Örgüt, mevcut bilgilerin protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının, medyada yer alan ve 20 bine kadar çıkan en yüksek tahminleri dahi aşabileceğine işaret etti.

Aktarılan raporlara göre, şu ana kadar 4 bin 29 ölüm teyit edildi. IHR ise son verilerinin en az 3 bin 428 protestocunun öldürüldüğünü gösterdiğini ve bu rakamların BM tarafından da referans alındığını açıkladı.

IHR Direktörü Mahmud Emiri Mukaddem, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının ‘medyadaki en yüksek tahminleri aşabileceğini’ belirterek, yaşananları ‘çağımızın en büyük protestocu katliamlarından biri’ olarak nitelendirdi.

HRANA ise dün yaptığı açıklamada, protestolar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının en az 4 bin 484’e ulaştığını duyurdu. Bu rakamın, İran’da son on yıllarda yaşanan herhangi bir protesto dalgası ya da toplumsal karışıklıkta kaydedilen can kayıplarından daha yüksek olduğu belirtildi.

dfghy
9 Ocak'ta Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösterilerden (AP)

IHR, bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı açıklamasında, Şiraz’daki tutukluların büyük bölümünün, saçma mermileriyle yaralandığını, cezaevinde ise bazı kişilerin yaraları nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaynak, yaralıları tedavi etmekte ısrar ettiği için Caferzade adlı bir doktorun, yaralıların tedavi edilmemesi yönündeki talimatlara uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındığını aktardı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, yabancı medya kuruluşlarının yayımladığı rakamları ‘yalan’ olarak nitelendirdi. Kesin bir sayı vermeyen Azizi, 3 bin 709 güvenlik görevlisinin yaralandığını söyledi.

Azizi, hayatını kaybedenler arasında olaylarla ilgisi olmayan kişilerin de bulunduğunu ifade ederek, güvenlik birimlerinin ölü sayısına ilişkin kesin rakamları açıklamasının inceleme ve analiz gerektirdiğini savundu. Açıklanan rakamların, yabancı basında yer alan sayılardan çok daha düşük olduğunu öne sürdü.

Başta İran Dini Lideri Ali Hamaney olmak üzere bazı yetkililer ise ölü sayısının ‘birkaç bin’ olduğunu dile getirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Danışmanı Hamid Rıza Mukaddemfer, devlet televizyonuna verdiği röportajda, ‘çatışmaların benzeri görülmemiş düzeyde olduğunu’ belirterek, güvenlik güçlerinin şiddetli saldırılara maruz kaldığını ve bazı mensuplarının ‘vahşi yöntemlerle’ öldürüldüğünü söyledi. Mukaddemfer, şiddet olaylarını İsrail’e bağlayarak, şiddetin bazı yönleriyle DEAŞ’ı dahi aştığını iddia etti.

Meşhed’deki olaylara da değinen Mukaddemfer, son iki haftadaki protestolar sırasında bir aşamada İmam Rıza Türbesi’ni neredeyse tamamen çevreleyen bir kalabalığın oluştuğunu ileri sürdü. Karşıt unsurların dinî mekânları ateşe verdiğini öne süren Mukaddemfer, bu kişilerin Meşhed’de İmam Rıza Türbesi’ni adeta kuşattığını savunarak, bunun sokaklardaki yoğun katılımı gösterdiğini ifade etti.

Mukaddemfer, ‘fitnenin ana senaryosunun ölüler yaratmak üzerine kurulu olduğu anlaşıldıktan sonra polis ve Besic güçlerine hiçbir şekilde silah ya da gerçek mermi kullanma izni verilmediğini’ iddia etti.

İnternet ve iletişim

İranlı yetkililerin geniş çaplı internet kesintisi uygulamasının üzerinden 12 gün geçmesine rağmen, iletişim üzerindeki sıkı kısıtlamalar sürüyor. Bağımsız izleme kuruluşlarının rapor ve güncellemelerine göre, küresel ağlara erişim hâlâ büyük ölçüde sınırlı durumda.

İnternet izleme kuruluşu NetBlocks, verilerin ‘beyaz liste’ politikasının uygulandığını gösterdiğini belirterek, bu yöntemle yalnızca belirli kurum ve kesimlerin kısıtlamaları aşabildiğini bildirdi.

Tesnim Haber Ajansı ise bazı yerel mesajlaşma uygulamalarının yeniden devreye alındığını, yurt dışına arama yapılabildiğini ve kısa mesaj gönderilebildiğini, ancak gelen arama ve mesajların alınamadığını aktardı.

NetBlocks, internet kesintisinin 280 saati aşkın süredir devam ettiğini ve bunun İran’da iletişimin kısıtlandığı en uzun dönemlerden biri olduğunu açıkladı. Resmî kaynaklar, dijital ekonominin günlük kaybının yaklaşık 3,8 trilyon tümen olduğunu tahmin ediyor.

Artan uluslararası baskı

İran genelindeki protestolara yönelik sert baskıların ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilim tırmanırken, ABD Başkanı, baskı olaylarının Washington’dan bir karşılık gerektirebileceği uyarısında bulundu.

Donald Trump, cumartesi günü İran Dini Lideri Ali Hamaney’in yaklaşık 40 yıldır süren iktidarının sona ermesi çağrısında bulundu. Politico’ya verdiği röportajda Trump, Hamaney’i ‘ülkesini doğru şekilde yönetmesi ve insanları öldürmeyi bırakması gereken hasta bir adam’ olarak nitelendirerek, “İran’da yeni bir liderlik arayışının zamanı geldi” dedi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA) ise İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’na dayandırdığı haberinde, Dini Lider Ali Hamaney’i hedef alan herhangi bir saldırının ‘tüm İslam dünyasıyla savaş ilanı anlamına geleceğini’ bildirdi. Haberde, böyle bir durumda din âlimlerinden cihat fetvası çıkmasının ve ‘Müslüman askerlerin’ dünyanın dört bir yanında karşılık vermesinin bekleneceği ifade edildi.

Daha sonra İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Ebu’l-Fazl Şekarçi yazılı bir açıklama yaparak, “Trump, liderimize uzanacak herhangi bir saldırgan elin yalnızca kesilmeyeceğini, onların dünyasının da ateşe verileceğini çok iyi biliyor” ifadesini kullandı.

Washington’dan açıklama yapan İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi ise İran halkını ‘hazırlıklı olmaya’ çağırdı. Pehlevi, dini lideri ‘İran karşıtı bir suçlu’ olarak nitelendirerek, mevcut yönetimin ‘dökülen her damla kanın hesabını vereceğini’ söyledi.

Rıza Pehlevi, kendisini muhalefetin lideri olarak tanıtırken, protestoların 8 Ocak’ta ailesinin adının atıldığı kalabalıkları gösteren videoların yayılmasıyla büyük ölçüde tırmanmasından önce de gösteri çağrısında bulunmuştu.

Pehlevi, geçen hafta sonu için protesto çağrısını yineledi. Hafta sonunda yer yer gösteriler düzenlendiğine dair haberler çıkarken, Pehlevi dün X platformunda yaptığı paylaşımda İranlılara ‘hazırlıklı olmaları’ çağrısında bulunarak, “Sokaklara dönüş anı gelecek” ifadesini kullandı.

Dış cephede ise Tahran, söz konusu baskı politikaları nedeniyle ciddi bir uluslararası yalnızlıkla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dün İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenmesi planlanan zirveye katılımını, zamanın ‘uygun olmadığı’ gerekçesiyle iptal etti.

Arakçi, karara tepki olarak yaptığı açıklamada, kararın ‘İsrail ve ABD kaynaklı yalanlar ile siyasi baskılara’ dayandığını söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de Birleşik Krallık ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinin talebi üzerine, İran’daki insan hakları durumunun kötüleşmesini ele almak üzere cuma günü acil bir toplantı yapılacağını duyurdu. Komiserlik, ülke genelinde endişe verici şiddet olayları, protestoculara yönelik baskılar ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine dair güvenilir raporlar bulunduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Avrupa Birliği’nin (AB), ‘süregelen vahşi baskılara’ yanıt olarak İran’a yönelik yaptırımların sertleştirilmesini ve insansız hava araçları (İHA) ile füze teknolojilerine ilişkin ilave ihracat yasakları getirilmesini önerdiğini açıkladı.

Moskova’da konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen Rusya’nın İran ile ticari faaliyetleri durdurmak için herhangi bir neden görmediğini ve bu faaliyetleri uygun gördüğü şekilde sürdürmeye devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Ocak’ta yaptığı ve İran ile ticari faaliyette bulunan her ülkenin, ABD ile olan ticaretinde yüzde 25 gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacağını duyurmasının ardından geldi.