Irak, DEAŞ’ın saldırılarını durdurmak için Suriye sınırına hendekler kazıyor

DEAŞ üyelerinin ülkeye sızmasını önlemek için hendek kazılması, bazı çevrelerce ‘ilkel’ bir adım olarak nitelendirildi.

Suriye sınırındaki bir Irak askeri (AFP)
Suriye sınırındaki bir Irak askeri (AFP)
TT

Irak, DEAŞ’ın saldırılarını durdurmak için Suriye sınırına hendekler kazıyor

Suriye sınırındaki bir Irak askeri (AFP)
Suriye sınırındaki bir Irak askeri (AFP)

Mueyyid et-Turfi
Irak Silahlı Kuvvetleri’nin, ülkenin bazı şehirlerinin yıllar süren DEAŞ işgalinden kurtarılmasının ardından örgüt üyelerinin Suriye sınırından sızma girişimlerine karşı uyguladığı güvenlik çözümleri işe yaramamış ve bu da Bağdat'ı Suriye sınırına hendekler kazmaya itmiş gibi görünüyor.
Irak yönetiminin Diyala, Kerkük, Selahaddin, Ninova ve Anbar gibi illere büyük çapta güvenlik güçleri sevk etmesinin yanı sıra ordu güçleri, sınır muhafızları, Haşdi Şabi ve Peşmerge kuvvetleri de Irak-Suriye sınırı boyunca konuşlandırıldı. Buna rağmen son zamanlarda DEAŞ’ın saldırılarında artış gözlemlendi.
Irak’ın Ninova ile Suriye arasında yaklaşık 295 kilometre uzunluğunda bir sınır bulunuyor. Anbar ile sınırın uzunluğu da yaklaşık 325 kilometreye ulaşıyor. Tüm bu sınır boyunca yaklaşık 211 polis karakolu ve güvenlik noktası mevcut. Bunlardan 50’si Irak’ın sınır köylerinde yer alıyor.

Üç metre derinliğinde hendek
Irak’ın Suriye sınırına hendekler kazıldığına yönelik açıklama Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Tahsin Hafaci tarafından yapıldı. Tümgeneral Hafaci, hendeklerin Başbakan Mustafa el-Kazimi’nin sınırda güvenlik bariyeri oluşturulması kararı kapsamında kazıldıklarını belirtti.
Irak’ın resmi haber ajansı INA’ya açıklamalarda bulunan Tümgeneral Hafaci, güvenlik bariyerinde kameralar, gözetleme kuleleri ve dikenli tellerin yanı sıra üç metre genişliğinde ve üç metre derinliğinde hendekler olduğunu bildirdi. Hafaci ayrıca Irak-Suriye sınırlarında federal hükümet güçleri ile Peşmerge kuvvetleri arasında, güvenlik konusunda iş birliği yapıldığının altını çizdi.

SDG, Tahran ve Moskova ile koordinasyon
Bağdat’ın Suriye sınırından teröristlerin sızma girişimlerini önlemek için yapılan planlara büyük özen gösterdiğini ifade eden Tümgeneral Hafaci, Irak güvenlik güçlerinin, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bilgi alışverişinde bulunduğunu ve koordinasyon halinde olduğunu kaydetti.
Ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşan SDG güçleri, Suriye'nin kuzeydoğusunda geniş bir bölgeyi kontrol ediyor ve DMUK’tan destek alıyor.
Irak Savunma Bakanlığı’nda, Bağdat, Şam, Moskova ve Tahran ortaklığında ve Suriyeli, Rus, İranlı ve Iraklı subayların da yer aldığı bir güvenlik odası oluşturulduğunu belirten Hafaci sözlerini şöyle sürdürdü:
“Güvenlik odası, tarafların çalışmalarını koordine etme, teröristlerle ilgili bilgi alışverişinde bulunma,  Irak ile Suriye arasında koordinasyon sağlama, teröristlerin nerede oldukları ve olası sızma yollarını bulma açısından büyük önem taşıyor.” 

Suudi Arabistan-Irak sınırı güvenli
Ortak Operasyonlar Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Hafaci, Irak-Suudi Arabistan sınırının, Riyad ve Bağdat'ın üst düzey kapasiteleri ile daha güvenli ve istikrarlı olduğunu belirtti. Irak’ın hem de Suudi Arabistan’ın sınırlarını korumak için bölgeye asker konuşlandırdıkları bilgisini paylaştı.
Irak hükümeti, Uluslararası Koalisyon’un desteğiyle, teröristlerin ülkeye sızmasını önlemek için 2010-2013 yılları arasında Suriye sınırına bir güvenlik bariyeri kurdu. Alınan önlemler arasında hendek kazmak, güvenlik çiti oluşturmak ve hem ordu güçlerinden hem de sınır muhafızlarından zırhlı birlikler konuşlandırmak da vardı. Ancak DEAŞ, 2014 yılında Anbar ve Ninova illerinin kontrolünü ele geçirdikten sonra güvenlik bariyerini tamamen yok etti.

Musul üzerinden sızma girişimleri
Irak Meclis Güvenlik ve Savunma Komitesi Üyesi Saran el-Acibi, termal kameralar ve izleme cihazları ile donatılan güvenlik bariyerinin DEAŞ üyelerinin Irak’a sızma girişimlerini sınırlayacağını vurguladığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“İç güvenliğin sağlanması, DEAŞ’ın Irak topraklarına girmesini engellemekle ilişkilidir. Peş peşe kurulan hükümetlerin yaptığı hata ise sınırlarda kontrolün sağlanmamasıyla ilgilidir. Bu durum, çok sayıda teröristin ülkeye girmesine neden oldu. Ortak Harekat Komutanlığı’nın Suriye sınırına hendek kazılması önerisi, Irak-Suriye sınırındaki boşlukları doldurmayı hedefliyor.”
Ordunun kazmaya başladığı hendeklerin araçlara ve yayalara da kısıtlamalar getireceğini belirten Acibi, böylece durumun Suriye-Irak sınırının kontrolüne de katkı bulunacağını kaydetti. Acibi, sınırlarda askeri araçların artmasıyla birlikte dikenli tellere, termal kameralara ve izleme cihazlarına da ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.
Milletvekili Acibi, güvenlik güçlerinin Meclis Güvenlik ve Savunma Komitesi ile yaptıkları görüşmeler sırasında güvenlik ihlallerinin, DEAŞ unsurlarının araçlarla Musul üzerinden sızmasıyla meydana geldiğinin vurgulandığını söyledi. Acibi, Musul’un DEAŞ üyelerinin hareket etmelerini kolaylaştıran vadilere ve tepelere sahip olduğunu, ancak hendeğin sızma girişimlerini engelleyeceğini vurguladı.

‘İlkel’ bir adım
Irak merkezli Cumhuriyet Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin Müdürü Mutaz Muhi Abdulhamid, sınırlarda hendek kazmanın ‘ilkel’ bir adım olduğunu belirterek teröristlerin sızma girişimlerini engellemenin yolunun modern teknolojik araçlarla sınırları kontrol etmek ve ABD güçleriyle iş birliği içinde insansız hava araçları (İHA) kullanmak olduğunu söyledi.
Suriye ile sınır köylerinde yaşanan her güvenlik ve askeri aksaklıktan sonra hendek kazma konusunun gündeme geldiğini ifade eden Abdulhamid, yaklaşık 620 kilometre uzunluğundaki Irak-Suriye sınırı boyunca kazılan hendeğin dikenli tellerle korunmasının kolay bir iş olmadığına işaret etti.

“Hendekler sızma girişimlerini engelleyemez”
Hendek kazmanın teröristlerin sızma girişimlerini engellemeyeceği görüşünde olan Abdulhamid, bunun nedenini ise komşu ülke Suriye’nin bazı bölgelerinin çeşitli grupların kontrolü altında olmasına bağladı. Ayrıca Irak’ın Fırat Nehri’ne, Elbukemal’e ve Ninova Ovası'na komşu köylere yönelik sınırlarını da koruyamayacağını öne sürdü.
Çözümün termal kameralar kurulması, sınırları gözetlemek ve korumak için ABD güçleriyle İHA’lar aracılığıyla iş birliği yapılmasında yattığını belirten Abdulhamid, uluslararası basında yer alan haberlere göre DEAŞ üyelerinin Irak-Suriye sınırlarını kolayca geçilebildiğine işaret etti. Söz konusu haberlerde örgütün Irak tarafındaki engebeli arazilerden yararlanmasının yanı sıra ordudan, polisten ve uçaklardan saklanmalarına yardımcı olan mağaraları kullanması nedeniyle güç topladığına dikkat çekildiğini vurguladı.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.