Belçika'da terörizm suçlamasıyla hapsedilen İranlı diplomat temyiz hakkından feragat etti

Avukatlar Georges-Henri Beauthier ve Rik Vanreusel (ortada), Esedi'nin 4 Şubat 2021'deki duruşmasının ardından basına konuştu. (AFP)
Avukatlar Georges-Henri Beauthier ve Rik Vanreusel (ortada), Esedi'nin 4 Şubat 2021'deki duruşmasının ardından basına konuştu. (AFP)
TT

Belçika'da terörizm suçlamasıyla hapsedilen İranlı diplomat temyiz hakkından feragat etti

Avukatlar Georges-Henri Beauthier ve Rik Vanreusel (ortada), Esedi'nin 4 Şubat 2021'deki duruşmasının ardından basına konuştu. (AFP)
Avukatlar Georges-Henri Beauthier ve Rik Vanreusel (ortada), Esedi'nin 4 Şubat 2021'deki duruşmasının ardından basına konuştu. (AFP)

Belçika’nın kuzeyinde yer alan Antwerp kentindeki İlk Derece Mahkemesi’nde Şubat ayında görülen duruşmada, suikast girişimi ve terörist bir grubun faaliyetlerine katılma gerekçesiyle 20 yıl hapis cezasına çarptırılan İran’ın Viyana Büyükelçiliği’nde görevli Esadullah Esedi’nin temyiz başvurusunu geri çekmesinin gerçek nedenleri hala bilinmiyor.
Karar, savcılığın talebi üzerine mahkemenin bu gibi durumlarda verebileceği azami cezayı temsil ediyor. Esedi'nin avukatı Dimitri De Beco, dün müvekkilinin temyiz hakkından feragat ettiğini belirterek, “Benim için iş burada bitiyor. Müvekkilim Belçika yargısının kendisini yargılama yetkisini tanımıyor” dedi. Ayrıca Esedi'nin Viyana'daki İran Büyükelçiliği’nde üçüncü konsolos olduğu için diplomatik dokunulmazlığa sahip olduğunu da belirtti. AFP’de yer alan habere göre, saldırıya ilişkin açıklama yapan Federal Savcılık sözcüsü Eric Van Der Sypt, Esedi'nin temyiz hakkını kullanmayacağını doğruladı.
Öte yandan, aynı davada yargılanan ve 15, 17 ve 18 yıl hapis cezalarına çarptırılan İranlı bir adam ve eşi ile İranlı bir şair olmak üzere diğer üç İranlı sanık ise avukatlarının açıklamasına göre temyiz hakkını kullanmaya karar verdi. Karara itiraz eden üç sanık için yargılamaların Kasım ayı ortasında başlaması bekleniyor. İranlı diplomat hakkında verilen hapis cezası, temyiz hakkından feragat etmesi nedeniyle Belçika Savcılığı tarafından kesinleştirildi. Ancak bu durum, davanın siyasi olarak kapatıldığı anlamına gelmiyor. Esedi, duruşmaların yapıldığı süre boyunca ve karar verilene kadar kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti.
İran’ın Brüksel Büyükelçiliği dün Esedi aleyhindeki kararı kınayarak, özellikle 1961 Viyana Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası hukuk ve normların açık bir ihlali olarak değerlendirdiği Belçika ve Almanya'nın eylemlerini kınayan bir bildiri yayınladı. Tahran daha önce Brüksel ve Berlin'e Esedi’nin sahip olduğu diplomatik dokunulmazlığın ihlalini kınayan iki resmi protesto notu göndermişti.
Geçen yıl mahkeme kararının açıklandığı sırada olduğu gibi suçlamaları reddederek duruşmalara katılmayan Esedi, kendisine Viyana Anlaşması tarafından sağlanan diplomatik dokunulmazlığı bulunduğu için Belçika'da yargılanmasına karşı çıkıyordu. Ancak Belçika’daki yargı yetkilileri, Esedi’nin İranlı bir güvenlik servisine bağlı olduğunu ve diplomatik statüsünü casusluk ve güvenlik faaliyetleri için bir araç olarak kullandığını belirterek dokunulmazlığını tanımadı. 
Mahkeme, söz konusu kararında Esedi’nin İran hükümeti istihbarat ağını yönettiğini ve Tahran'dan gelen emirlere göre hareket ettiğini belirtti. Esedi, 1 Temmuz'da Almanya’da bulunduğu sırada tutuklanırken, diğer üç sanık ise iki gün önce Belçika'da, diğerleri de Fransa’da tutuklandı. Esedi, 30 Haziran 2018'de Paris yakınlarındaki Villepinte'de Halkın Mücahitleri Örgütünün siyasi ayağı olan İran Ulusal Direniş Konseyi’nin düzenlediği ve birçok Avrupalı ​​ve Amerikalı ismin katıldığı mitingi hedef alan bombalı saldırı girişimi planlamaktan suçlu bulundu. İran ve Belçika vatandaşlığına sahip İranlı ve eşi, miting alanından geçerken Fransa'ya giden Brüksel yakınlarındaki bir otobanda tutuklandılar ve araçlarında 500 gram patlayıcı (TATP) ve bir fünye bulundu. Soruşturma sonucunda İranlı çiftin bomba yapımında kullanılan malzemeleri Esedi’den temin ettikleri kanıtlandı.
Bu sorunun bir yandan Tahran, diğer yandan Brüksel, Paris ve Berlin arasında siyasi bir krize yol açması beklenen bir durumdu. Olayın yaşandığı yılın Ekim ayında Fransa, İran İstihbarat Bakanlığı'nı sorumlu tutan ve iki yetkilisine yaptırım uygulayan bir açıklamada bulunmuştu. Ayrıca Avrupa Birliği de daha sonra İran'a bu konuda yaptırımlar uyguladı.
Bu olay, İran'ın Avrupa'da terör eylemleri yapmakla suçlandığı ilk olay değildi. Ancak bu suçlamalar, Viyana'daki İran Büyükelçiliğinde üçüncü sekreter olarak diplomatik pozisyonda bulunan bir İranlı yetkiliye karşı ilk kez kanıtlandı. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in yurtdışındaki birçok İranlı diplomatın aslında güvenlik servislerine ve özellikle Devrim Muhafızlarına bağlı olduğunu doğrulayan ses kaydının sızdırılmasının ardından bu olay garip karşılanmadı.
Belçika istihbaratı, dört hükümlünün yargılanması için 2019 yılının Ağustos ayında Belçika Terörizmden Sorumlu Federal Savcılığı’na Esedi'nin Brüksel'in güneydoğusundaki, Alman sınırına yakın Limburg kentindeki mahkumiyeti sırasında yapılan ziyaretlerle ilgili önemli raporlar sundu. Son rapor cezaevinde, Brüksel'deki İran Büyükelçisi ve üst düzey büyükelçilik yetkilerinin yanı sıra, Fransa'da yaşayan bir doktor ve bir avukatın ve özellikle kendilerini İran Dışişleri Bakanlığı çalışanları olarak tanıtan Tahran merkezli belirli bir yönetimle ilgili 5 şahsın ziyareti dahil olmak üzere 14 kişisel ziyaret gerçekleştirildiğini belgeledi. Rapora göre, Belçika dış istihbarat servisi 5 kişiden yalnızca 3’ünü tespit etti. İran muhalefetinin verdiği bilgiye göre, beş kişiden biri, İran İstihbarat Bakanlığı'nda ajanlarını yurtdışında denetleyen bir memur. Diğer raporlar, Esedi'nin eğer suçlu bulunursa Belçikalı yetkilileri intikam almakla tehdit ettiğini ortaya koydu.
Diğer taraftan, Antwerp'teki Belçikalı savcı Georges-Henri Beauthier’in, dün yargı ve siyasi sistem arasındaki kuvvetler ayrılığına atıfta bulunarak, Esedi'nin İran'daki Batılı mahkumlarla takas edilmeyeceğine dair garantilerin olduğunu doğruladığı önemli bir konu daha gündeme geldi. Beauthier, "Belçika hükümeti mahkum takası konusunu tartışmayacak" dedi.
Belçikalı savcı böylece, İranlı yetkililerin yıllardır izlediği bir politika olan ve şu anda ABD ile İran arasında müzakere edilen takas konusuna atıfta bulundu. İran ve Batı vatandaşlığına sahip olanların birçoğunun tutuklanmasının Batı'daki İranlı mahkumlar ile İran'daki Batılı mahkumlar arasında takası sağlamayı amaçladığı bir sır değil. Bu nedenle Belçikalı savcı, bu tür bir operasyonun önünü kesmek istedi. Ancak devletin mantığı yargı mantığından farklı olduğu için bu adıma nihai bir karar gözüyle bakılması söz konusu değil.
Tahran, üç yıl boyunca Belçika, Fransa ve Almanya’yı Esedi'nin tutuklanması, yargılanması ve mahkumiyetinden sorumlu tuttu. Tahran, Fransa-İran vatandaşı kadın akademisyen Feriba Adilhah’ı ev hapsinde tutulması şartıyla hapisten çıkardıktan sonra rehin tutmaya devam ediyor. Ayrıca geçen yılın Mayıs ayında Benjamin Briere adlı bir Fransız turisti İran’ın kuzeyinde kameralı drone kullanması nedeniyle casuslukla suçlayarak gözaltına aldı. Briere ayrıca, bir sosyal medya sitesinde İran'da başörtüsü takmakla ilgili sorduğu soru nedeniyle İran rejimine karşı propaganda yapmakla suçlandı. Tahran'daki yetkililerin söz konusu iki mahkumu bir takas işleminde kullanabileceği düşünülüyor. Ancak bugün bu konuyu gündeme getirmek, bazıları terörizmle bağlantılı olduğunu iddia ederken ve ABD tarafı İran'ın taleplerine cevap vermeyi reddederken Viyana'da kendisine uygulanan ABD yaptırımlarını kaldırmak için müzakere eden Tahran için uygun olmayan bir zaman. Bu nedenle bu konudan bahsetmek, Washington’ın İran’ın taleplerini reddetmeye devam etmesi için bir baskı aracı oluşturabilir ve böylece Viyana sürecini tıkayabilir.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.