Sorular ve korkular arasında Türkiye’nin Irak’a müdahalesi

Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
TT

Sorular ve korkular arasında Türkiye’nin Irak’a müdahalesi

Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi karşısındaki siyasi tepkiler gerekli düzeye ulaşacak mı? (AP)

Ahmed es-Suheyl
Türkiye’nin Irak’a müdahalesi, özellikle Ankara’nın Irak’ın kuzeyindeki Duhok şehrinde büyük bir askeri üs inşa etme niyeti sonrasında birçok soru ve endişeyi gündeme getiriyor. Gözlemciler ise Bağdat’ın tavrının bu büyük sorunun üstesinden gelemeyeceğini gösterdiğini ifade ediyor.
Ankara’nın yeni bir üs inşa etmeyi düşündüğü haberlerinden birkaç gün sonra Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı eşliğinde Kürdistan bölgesinde bir askeri üssü ziyaret etti.
Türk medyası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ankara’nın Irak’ın Kürdistan bölgesindeki sınırları yakınında askeri operasyonlarını sürdüreceğine dair açıklamalarını yayınladı. Aynı zamanda Soylu, Kuzey Irak’ın Dohuk şehrinde bulunan Metina bölgesinin stratejik önemine dikkati çekerek, “Suriye’de yaptığımız gibi üsler kurup bölgeyi kontrol altına alacağız” dedi.
Türkiye, askeri operasyonlarını ve Irak’ta üsler kurmayı meşrulaştırmak için PKK’yı takip meselesini bahane ediyor. Gözlemciler, Türkiye'nin, Metina kentindeki üssünü Irak'taki askeri operasyonlar için en büyük üs merkezi haline getirmek istediğine inanıyor. Belki de bazı soruları gündeme getiren şey ister hükümet düzeyinde ister Irak parlamentosundaki büyük bloklar düzeyinde olsun, Irak partilerinin "kararsız" tavırları olabilir.

Irak protestosu
Bağdat’ın Ankara’nın hamlelerine tepkisine ilişkin olarak 3 Mayıs’ta Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği maslahatgüzarını Güçlü Kalafat Dışişleri Bakanlığı binasına çağrıldı. Bakanlık, yaptığı açıklamada “Dışişleri Bakanlığı Kıdemli Müsteşarı Nizar el-Kadirallah, Türk Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı Yetkili makamların koordinasyonu veya önceden onayı olmaksızın, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Irak topraklarında bulunmasına ve burada Türk kuvvetleri ile yasadışı olarak görüşmesine yönelik Irak Hükümeti’nin güçlü tepki ve kınamasını ifade ettiği bir protesto notası verdi” ifadelerine yer verildi. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye İçişleri Bakanı’nın Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kalıcı bir askeri üs kurma niyetine ilişkin açıklamalarını da kınadı.
Açıklamaya göre Kadirallah, “Irak hükümeti, Irak egemenliğine ve Irak topraklarının ve hava sahasının dokunulmazlığına yönelik Türk askeri kuvvetleri tarafından devam eden ihlalleri kategorik olarak reddetmektedir. Bu tür bir yaklaşımı sürdürmek dostane ilişkiler, iyi komşuluk, ilgili uluslararası yasa ve normlarla tutarlı değildir” dedi.

Türkiye’nin stratejik derinliğini canlandırma girişimleri
Gözlemciler, Irak’ın tepkisinin Türkiye tarafından Irak egemenliğine yönelik ihlallerinin gerçekleştirildiği düzeye çıkmayacağına inanıyor. Stratejik işler araştırmacısı Ahmed eş-Şerifi, “Irak’ın resmi tepkisi, Türk müdahalelerinin boyutuna çıkmıyor ve olayların gidişatını etkilemiyor” yorumunda bulundu.
Türkiye’nin, amacının PKK’yı kovalamak olduğunu söylemesine rağmen gözlemciler asıl amacın bundan uzak olduğunu ve Irak’ta kalıcı bir üs kurma girişimi olabileceğini belirtiyor.
Bu çerçevede Şerifi, Irak topraklarında bu askeri harekatın, ‘Türkiye’nin stratejik derinliğini yeniden canlandırma’ girişimini temsil ettiğini belirtti. Şerifi, devam eden harekatın amacının PKK’nın faaliyetlerini kontrol etmek olmadığına dikkat çekerken, “Türkiye, Lozan Anlaşması’nın sona ermesi ve Kerkük ve Musul vilayetlerinin uluslararası çatışma arenasına dönmesi için 2023 yılını bekliyor” ifadelerini kullandı.
Irak’ın iç kesimlerinde ortaya koyulan Türk askeri yönteminin, ‘toprağı ele geçirmek ve büyük bir hedefe doğru koşmak” olduğunu belirten Ahmed eş-Şerifi, “Bu durumu doğrulayan şeyin, bir üs ve kontrol noktaları arasında Irak’ın egemenliğini tehdit eden 35’ten fazla askeri bölgenin varlığı” olduğunu belirtti.
Şerifi, devam eden Türk harekâtı ve Irak topraklarında anlaşma olmaksızın üsler kurulmasını ‘tam bir işgal’ olarak nitelendirirken, Irak hükümetinin ‘daha sert bir tutum’ sergilememesinden duyduğu memnuniyetsizliği de dile getirdi.

İran baskısı
İran’a bağlı farklı siyasi güçler ve silahlı gruplar, bu Türk harekâtı konusunda ‘ülkedeki ABD çıkarlarının ve üslerinin sürekli şekilde hedef alınması gibi’ sert bir tutum sergilemiyor.
Şerifi, Türkiye’nin askeri müdahalelerine ilişkin pozisyon alınamamasını, Türkiye ile İran arasındaki bölgesel ittifakın etkisine bağlarken, bu ittifakın Irak’ın tepkisini zayıflattığını söyledi. Ahmed eş-Şerifi, “Türkiye, toprakları işgal ediyor. Ancak silahlı gruplar, DEAŞ ile mücadele etmek için resmi bir taleple gelen ABD güçlerini tekrar tekrar hedef almaları gibi önemli bir tavır almıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
İran’a sadık silahlı milislerin ABD’li ve Türk güçlerine karşı sergiledikleri farklı tavırlar, İran- Türkiye uzlaşısının ‘sert bir tavır takınmayı engellediği’ iddialarını güçlendirebilir.
Şerifi, Irak’ın bölgesel ortama veya uluslararası topluma olumlu bir şekilde açılmasını engelleme girişimleriyle ilgili olarak, Ankara’yı Irak’taki varlığını güçlendirmeye iten başka bir boyuta değindi. “Hem Türkiye hem İran, ülkenin kararını ve diğer ülkelerle müzakerelerini kendi kontrolleri altına almak istiyor” diyen Ahmed eş-Şerif, “Türkiye ve İran’ın ‘Suriye’deki Kürdistan bölgesi tecrübesinin yeniden üretilmesine’ yönelik korkuları, onları büyük ölçüde aralarındaki pozisyonları koordine etmeye teşvik ediyor” ifadelerini kullandı.

İran’ın müttefikleri ve Türk varlığı
Öte yandan ‘Asaib Ehlil Hak’ milislerinin siyasi büro üyesi Saad es-Saadi, “Türkiye’nin bir yandan Savunma Bakanı’nın yasadışı varlığı ve Irak’ın egemenliğini hiçe sayan ABD kibriyle uyguladığı ihlaller, hükümetin dış müdahale karşısındaki kayıtsızlığı, zayıflığı ve iktidarsızlığından, parlamento ve halkın yabancı varlığını ülkeden tahliye etme kararını sürdürememesinden kaynaklanmaktadır” açıklamasında bulundu. Saadi, Twitter üzerinden “Hangi egemenlikten bahsediyorsun Sayın Başbakan?” ifadelerini kullandı.
Fetih Koalisyonu Milletvekili Fadıl el-Fatlavi, yaptığı basın açıklamasında, “Hükümet, Türk müdahalelerine son vermek ve Irak egemenliğini korumak için katı önlemler almalıdır” diyerek, Iraklı sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan Türk saldırılarının ve köylerin ayrım gözetilmeksizin bombalanmasının nedenini de ‘bölgesel ve merkezi hükümetlerin sessizliğine’ bağladı. “Hükümet, Türkiye aleyhine bir protesto notası vermeli ve Kuzey Irak’taki köylerin uğradığı zararların tazmini için Birleşmiş Milletler’e (BM) şikâyette bulunmalıdır” diyen Fatlavi, “Bir sonraki parlamento oturumunda, Türk müdahaleleri tartışılacak ve bunlarla başa çıkmanın niteliği konusunda hükümete tavsiyelerde bulunulacaktır” ifadelerini kullandı. Fatlavi ayrıca, İran yanlısı akımların ve milislerin tepkilerinin bu sınırı aşmamasının, bu konudaki İran-Türkiye uzlaşısına dair soruları gündeme getirdiğine dikkat çekti.

Seçim anlaşması ya da zımni anlaşma
Görünen o ki, Türkiye’nin Irak’a müdahalesine karşı sağlam bir duruş sergilenmemesi, gözlemcilere göre Bağdat ve Ankara arasında ilan edilmemiş bir uzlaşı olmasından ya da siyasi aktörlerin gelecek seçimlerden önce Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini kaybetme konusundaki isteksizliğinden kaynaklanıyor.
Bu bağlamda siyaset profesörü İyad el-Anbar, “Irak hükümeti veya aktif siyasi güçler tarafından Türkiye’nin müdahalesine ilişkin sessizlik, özellikle seçimlere giden süreçte Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini kışkırtmamak için üzerinde mutabık kalınan bir anlaşma olduğu izlenimini veriyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu Türk müdahalesine ilişkin pozisyonun net olmamasına dair iki ana nedene değinen Anbar, “Birincisi, seçimlere aday olan tarafların ittifaklar kurmada Türkiye ile siyasi güçleri kaybetmek istememeleri olasılığıyla ilgili. Diğer olasılık ise mevcut hükümet ve Ankara arasında devam eden Türk harekâtına ilişkin üstü kapalı, sözsüz bir anlaşma olasılığı ile ilgili” dedi. İyad el-Anbar, Türk kuvvetlerinin bu tür bir varlığının, açık ve net bir saldırıyı temsil ettiğini söylerken, “Herhangi bir gizli anlaşma, saldırganlık vasfını ortadan kaldırmaz. Çünkü bu bağlamdaki anlaşmaların meşruiyet kazanmak için parlamentodan geçmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin bir genişleme projesi olduğunu ve Irak gibi önemli bir bölgeden ayrılmak istemediğini belirten Anbar, Ankara’nın bölgedeki politikasının, ‘Libya ve Suriye’de olduğu gibi, bölge ülkelerindeki durumun kırılganlığından yararlanıp projesini sağlamlaştırarak’ netleştiğine dikkat çekti. Harekata ilişkin algı belirsizliğini, “işgal sanki sadece Amerikan kuvvetleriyle ilgili diyerek” şaşkınlığını dile getirdi.
Irak hükümetinin Türk müdahalesini sürekli kınamasına rağmen Türkiye, Irak hükümetinin herhangi bir koordinasyonu veya onayı olmaksızın, Irak topraklarında PKK’ya karşı geniş çaplı askeri operasyonlar düzenlemeye, askeri üsler ve mobil noktalar kurmaya devam ediyor.



Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
TT

Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrailli bir yerleşimci Batı Şeria’da ABD vatandaşı Filistinli genci öldürdü

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları (Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, 19 yaşındaki ABD vatandaşı Filistinli Nasrallah Muhammed Cemal Ebu Siyam’ın, çarşamba gecesi Batı Şeria’da bir İsrailli yerleşimcinin açtığı ateş sonucu ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bakanlık, Ebu Siyam’ın çarşamba günü işgal altındaki Batı Şeria’da, Ramallah yakınlarında bulunan Mihmas köyünde vurulduğunu bildirdi.

Reuters’a konuşan ABD Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise şiddeti kınayarak, “ABD Dışişleri Bakanlığı için yurt dışındaki Amerikan vatandaşlarının güvenliği ve emniyetinden daha yüksek bir öncelik yoktur” ifadesini kullandı.

rgtbrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. (AFP)

İsrail güvenlik güçlerinin olası misillemesinden çekindiği için isminin açıklanmasını istemeyen Ebu Siyam’ın bir yakını, yerleşimcilerin köye koyun çalmak amacıyla baskın düzenlediğini öne sürdü.

Aralarında Ebu Siyam’ın da bulunduğu köylülerin hırsızlığı engellemeye çalıştığını, bunun üzerine yerleşimcilerin ateş açtığını ve Ebu Siyam ile birlikte bazı kişilerin yaralandığını söyledi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise saldırılarda 5 kişinin yaralandığını, bunlardan 3’ünün -Ebu Siyam dahil- kurşunla yaralandığını bildirdi. Ajans, diğer yaralılara ilişkin ayrıntı paylaşmadı. Reuters’ın olayla ilgili yorum talebine İsrail ordusu tarafından henüz yanıt verilmedi.

dcfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kenti yakınlarında bulunan Mihmas köyünde İsrailli bir yerleşimci tarafından öldürülen ABD vatandaşı Filistinli gencin yakınları, cenaze töreninin ardından yas tutuyor. (Reuters)

Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri belirgin biçimde arttı. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2026 yılında yerleşimci saldırıları nedeniyle yaklaşık 700 kişi yerinden edildi.

Uluslararası kuruluş, 2026’da Batı Şeria’da 9 Filistinlinin öldürüldüğünü, 2025 yılında ise bu sayının 240’ı aştığını bildirdi. Verilere göre 2025 yılında Batı Şeria’da iki İsrailli öldü.

İsrail, yerleşimci şiddetiyle ilgili nadiren iddianame düzenliyor. İsrailli izleme kuruluşu Yesh Din, 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamada, 7 Ekim 2023’ten bu yana belgeledikleri yüzlerce yerleşimci şiddeti vakasının yalnızca yüzde 2’sinde dava açıldığını duyurdu.

Son iki yılda Batı Şeria’da, aralarında aktivist Ayşenur Ezgi Eygi’nin de bulunduğu bazı ABD vatandaşları, İsrail güçleri ya da yerleşimciler tarafından öldürüldü.


Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.


BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.