ABD’nin aşı patentlerine yönelik tutumunu değiştirmesinin ardından neler olacak?

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai
ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai
TT

ABD’nin aşı patentlerine yönelik tutumunu değiştirmesinin ardından neler olacak?

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai
ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai

ABD yönetiminin Çarşamba akşamı, Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) yöneltilmiş olan yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı geliştirilen aşıların patentlerinin askıya alınma teklifini destekleme kararını açıklamasından ardından, zengin ülkeler kendilerini sorularla dolu olan, cevaplar aradıkları yeni bir müzakere sahnesi karşında buldu. Almanya’nın ABD’nin teklifinin sorununu çözmeyeceğini aksine daha da kötü bir hale getireceğini belirterek teklifi reddetmesinin ardından Avrupa safında ilk bölünmeler ortaya çıkmaya başladı ve sonrasında Fransa’da Almanya’yı takip etti. Diğer yandan İtalya, İspanya, Belçika ve Yunanistan söz konusu teklifi desteklerini dile getirdiler. Bu durum Avrupa Komisyonu’nu salgın karşısında birleşme çabaları konusunda zor bir durumda bıraktı.
ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai tarafından yapılan açıklamada, DTÖ’deki ortak karar verme mekanizmasının niteliği dikkate alındığında, müzakerelerin biraz zaman alacağını kabul ediyor olsa da, Washington’ın bu konudaki adımının, önceki tutumunun tam zıt olduğu, modern tarihin en kötü sağlık krizine son vermek için küresel stratejide köklü bir değişiklik yapılması ve istisnai önlemler alınmasını gerektirdiğine dair kesin bir kanaati yansıttığı belirtiliyor.
Ancak bu önlemler tam olarak neler? Bundan kaynaklanacak sonuçlar neler? ABD’nin pozisyonundaki bu köklü değişikliğin nedenleri neler? Nihai anlaşmaya varmak için öngörülen bir zaman çizelgesi var mı? Gelişmekte olan ülkelerin daha fazla aşı üretmek için imkanları neler? İlaç firmaları patentlerinden feragat etmek için tazminat alacaklar mı?
ABD, Hindistan ve Güney Afrika’nın Kovid-19 teşhisi ve tedavisinde kullanılan aşıları, ilaçları ve sağlık malzemelerinin patentlerinin askıya alınması için Ekim ayında DTÖ’ye sunduğu teklifi kabul etme sözü verdi. Teklif, yüzden fazla ülkenin desteğini alsa da büyük ilaç şirketlerinin bulunduğu Avrupa Birliği (AB), İsviçre ve Japonya teklifi sert bir şekilde reddetti. Ayrıca ABD yönetimi tarafından açıklanan girişim yalnızca aşıların patentlerinin askıya alınması ile sınırlı tutuldu.
Aşılama kampanyalarının geçen yılın sonlarında başlatılmasından bugüne kadar ilaç firmaları ile hükümetler arasında imzalanan milyarlarca dolarlık anlaşmaların, dünyanın bu kriz ile mücadelede ihtiyaç duyduğu yeterli üretim kapasitesini sağlamadığı ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre şimdiye kadar dağıtılan dozlar bir milyar dozun biraz üzerindeyken, bu yıl sonuna kadar uygulanan doz miktarının 12 milyara ulaşması gerekiyor. Bu durum, dünyanın ihtiyaç duyduğu aşıları daha fazla ülke ve firma tarafından üretilmesinde ana engel olan patentlere dikkati çekti.
DTÖ Genel Konseyi bu hafta Cenevre’de bir araya geldi ancak diplomatik bir kaynağa göre, Hindistan ve Güney Afrika Pazartesi günü Washington’ın çabasıyla, patentlerin askıya alınmasına yönelik gözden geçirilen teklifin DTÖ’ye sunumunu bu ay sonuna erteleme kararı aldı. Söz konusu karar gelecek ayın başında, yani girişimin daha fazla destek almasının beklendiği, WHO yıllık toplantısında ve ardından Fikri Mülkiyet Sözleşmeleri Konseyi’nde konunun görüşülmesi için alındı.
Almanya, Fransa ve İsviçre gibi Avrupa ülkeleri tarafından son zamanlarda bu konuya ilişkin açıklanan tutumlara rağmen Şarku’l Avsat’a konuşan WHO ve DTÖ’den iki uzman, ilaç firmaları tarafından her an bir atılım olmasını ve zorunda kalmadan önce, patentleri gönüllü olarak askıya almalarının mümkün olduğunu belirtiyorlar. Uzmanlar, patentlerin askıya alınması kararının, başka şart ve durumlarda buna dayandırılabilecek hukuki yorumların yanı sıra böyle bir kararın itibarları üzerindeki etkisi nedeniyle gelecekte ilaç firmalarının menfaatlerini tehdit eden bir örnek teşkil edeceğini düşünüyor.
ABD’li Pfizer ve Alman BioNTech firmaları Perşembe günü, dünya genelinde aşı üretimini veya tedarikini aksatmadıkları için aşı patentlerini askıya alma önerisini reddettiklerini belirttiler. BioNTech AFP’ye yaptığı açıklamada ABD’nin aşı patentlerini iptal etme çağrısını dolaylı yoldan reddederek “Patentler, aşımızın üretimini veya bulunabilirliğini engelleyen bir faktör değildir. Patenlerin askıya alınması kısa ve orta vadede küresel aşı üretimini ve arzını artırmayacak” ifadelerini kullandı. Mainz merkezli Alman şirketi yaptığı açıklamada üretim ve dağıtımdaki engellerin, üretim tesisleri kurmaktan ve hammadde kaynaklarını temin etmekten çalışanları nitelikli hale getirmeye kadar uzandığına dikkati çekti.
ABD’li Pfizer CEO’su Albert Burla, ABD yönetimi tarafından desteklenen, aşıların patentleri iptal etme önerisine karşı olduğunu ve bunun yerine mevcut tesislerdeki üretimin arttırılması gerektiğini söyledi. Pfizer AFP’ye yaptığı açıklamada, şirketinin ABD’nin patentlerden feragat etme çağrısını ‘asla desteklemediğini’ belirtti.
Patentler hamillerine, ilaç sektöründe ilacın tescil edilmesinin ardından belirli bir süre -genellikle 20 yıl- imal etmek için özel haklar sağlıyor. Ancak Fikri Mülkiyet Anlaşmaları hükümlerinde görülen patentlerin askıya alınması ise bu özel hakları ortadan kaldırıyor ve dünyadaki herhangi bir firmanın yaptırımlara maruz kalmadan aşı üretmesini sağlıyor.
Patentlerin askıya alınması girişimini destekleyenler, bu adımın gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duydukları aşıları üretmelerine olanak sağlayacağını ve gelecekteki üretim imkanlarını geliştireceğini söylüyorlar. Büyük ilaç firmaları ise, gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetler ve diğer şirketlerle imzalanan anlaşmaların ardından küresel üretim kapasitesinin maksimum sınırlarına yaklaştığını vurguluyor. Bununla birlikte, WHO uzmanları gelişmekte olan ülkelerdeki üretim kapasitelerine yönelik belgelenmiş bilgilerin şu anda bulunmadığını, ilk adım olarak bu imkanların tespit edilmesi ve gerekli teknoloji ve tecrübelerin aktarılmasına bir an önce başlanması sonrasında patent sahibi firmalar ile imzalanan satış anlaşmalarına benzer tedarik anlaşmaları imzalanması gerektiğini söyledi.
DTÖ anlaşmalarında patentlerin askıya alınmasına ilişkin belirtilen hükümler gönüllü olarak feragat edilmediği sürece, patent sahiplerine maddi tazminat ödenmesini gerektiriyor. DTÖ’deki müzakerelerin genellikle karmaşık olduğu biliniyor ancak fikri mülkiyet haklarının görüşmesi içlerinden en karmaşık olanını temsil ediyor ve genellikle beklemede bırakılan tüm detayların tanımlanmasını gerektiren ve nadiren ulaşılabilen siyasi bir fikir birliğini gerektiriyor. Bu duruma benzeyen tek örnek, 20 yıl önce Hindistan gibi bazı ülkelerin antiviraller üretmesine ve bunları yalnızca en az gelişmiş ülkelere ihraç etmesine izin verilmesi ile gerçekleşmişti.
WHO yetkilileri, ABD ile yeni bir işbirliği döneminin habercisi olarak tanımladıkları bu girişime yönelik şaşkınlıklarını saklamıyorlar. Ancak aynı zamanda bu yolun henüz başlangıçta olduğunu ve kolay olmayacağını belirtiyorlar. Zira aşı üretim süreci, özellikle de Pfizer ve Moderna gibi mesajcı RNA teknolojisine dayalı aşıların üretim süreci oldukça karmaşık bir süreçten oluşuyor. Uzmanlar bilgi ve teknoloji aktarımlarının birkaç aya ihtiyaç duyulacağını söylüyorlar. Bunun yanı sıra, söz konusu büyük ilaç firmaları, üretim süreçlerinde birden fazla zorluk yaşadı, bu zorlukların gelişmekte olan ülkelerdeki ilaç firmalarında daha sık görülmesi de oldukça mümkün.
Diğer yandan, WHO uzmanları, şu anda en önemli olan şey, müzakerelerin en kısa sürede tamamlanması, gelişmekte olan ülkelere yönelik teknoloji transferlerinin gerçekleştirilmesi ve üretim kapasiteleri için destek sağlanması gibi operasyonel konular üzerinde anlaşmaya varılması olduğunu belirttiler. Uzmanlara göre, Hindistan ve Güney Afrika’nın önerisi geçen Ekim ayında onaylanmış olsaydı, bugün dünya maksimum seviyede aşı üretiyor olacaktı.



İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.