Türkiye’nin politikasındaki değişimin boyutları ve potansiyel beklentileri

Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare
Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare
TT

Türkiye’nin politikasındaki değişimin boyutları ve potansiyel beklentileri

Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare
Türkiye ile Mısır heyetleri arasında Kahire'de yapılan görüşmeden bir kare

Türk dış politikasında ‘Mısır’dan doğuya doğru ilerleme, Avrupa ile bozulan ilişkileri onarmaya çalışmak için Batı’ya doğru yönelme ve aynı zamanda Demokrat Başkan Joe Biden yönetimi altındaki ABD’nin tavrının sertliğini kırma arayışına uzanan’ son değişimler, Ankara’nın çoklu, eşzamanlı ve düzenli rotasyonlarının nedenleri hakkında sorulara neden oluyor.
Durum şu ki Ankara, sözde ‘Arap Baharı’ olaylarından sonra Ortadoğu politikalarının yol açtığı anlaşmazlıkları aşmaya çalışıyor. Bu politikanın yüzü, ‘komşu ülkelerle sıfır sorun’ teorisinin hakim olduğu 2011 öncesi dönemdeki yumuşak yaklaşımdan ‘Suriye ve Libya’da askeri olarak yerelleşerek ve kuzey Irak’taki askeri varlığı genişleterek, bölge ülkelerinin işlerine doğrudan müdahaleye ve yayılmacılığa’ çevrildi. Bölgedeki büyük güçleri düşmanlaştırmaktan bahsetmeye gerek yok.
2011 yılında yaşanan olayların Türkçe okuması ve Ankara’nın ‘bu olayların yönlendirilmesinin, Büyük Ortadoğu projesi kapsamında ABD ile daha önce yaptığı bir anlaşmaya dayanarak’ kendi elinde olduğuna olan inancı, yarı izolasyona yol açtı.
Türkiye’nin tarihinde daha önce yaşamamış olabileceği bu izolasyon, ‘komşu ülkelerle sıfır sorun’ politikasının ‘sıfır ilişkiler’ veya ‘komşuluğun olmadığı sorunlar’ haline dönüşmesiyle, iktidar partisi tarafından yıllarca ‘değerli izolasyon’ ifadesiyle güzelleştirilmeye çalışıldı. Bununla birlikte eksenlerde ve ittifaklardaki sürekli değişime dayalı taktiksel dış politika ısrarı, diğer bölgesel ve uluslararası faktörlerle birlikte, Türkiye’yi nihayet gerçeklerin farklı olduğunu kabul etmeye itti. Dolayısıyla Ankara, Doğu ve Batı ile ilişkilerde dağılmış kartları aynı anda toplamaya çalışmaya başladı.

Avrupa’ya mesaj
2020 yılı sonlanmadan önce Türkiye’nin dış politikası, yatıştırma yönünde bir değişikliğe ve birçok ülke ile ilişkilerin onarılması çabasına tanık oldu. Türk yetkililer, bölge ülkeleri, Avrupa ve ABD ile ilişkileri geliştirmek, anlaşmazlıkları ve sorunları çözmek istediklerini belirten olumlu açıklamalarda bulundu. Geçetiğimiz Kasım ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anlaşmazlıkları hızlı bir şekilde çözmek için bölgedeki tüm ülkelerle uzlaşı ve diplomatik kanal kapılarının ardına kadar açılması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimseye karşı gizli veya açık önyargımız, husumetimiz, karanlık hesabımız yoktur. Tüm samimiyetimizle herkesi istikrar, güvenlik, adalet ve saygı çerçevesinde yeni bir aşama inşa etmek için birlikte çalışmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Aralık ayındaki Avrupa zirvesinden sonra Ankara, Erdoğan’ın “Avrupa Türkiye’nin geleceğidir" ifadeleri de dahil, Avrupa ile yeni bir sayfa açma, aralarındaki anlaşmazlık sayfasını kapatma ve gerginliği sona erdirme arzusuyla ilgili bir dizi açıklama yaptı. Ancak Brüksel, bunu ‘sadece sözle değil, sahada eylemler gösterme’ çağrısı yaparak yanıtladı. Ankara’nın, petrol ve doğalgaz arama meselesi ve buradaki faaliyetleri nedeniyle Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile olan gerginliği sona erdirmesini şart koştu. Türkiye bu eylemleri durdurarak cevap vermiş olsa da Avrupalı liderler, hala Ankara’ya karşı temkinli. Bu nedenle liderler, 25 Mart’ta yaptıkları zirvede ‘Türkiye’nin davranışının ve Doğu Akdeniz’deki gerginliği sona erdirme konusundaki kararlılığının boyutunu takip etme’ ve ardından gelecek Haziran ayında yapılması planlanan bir sonraki zirvede durumu yeniden değerlendirme kararı aldı.
Son dört ay boyunca Ankara, Avrupalıları yaklaşımını değiştirme ciddiyetine ikna etmeye çalıştı. Göç ve mülteciler meselesiyle ilgili kazanımlara dair taahhütler aldı ve iki taraf arasında 1995 yılında imzalanan gümrük birliği anlaşmasının güncellenmesi için müzakereler yeniden başlatıldı. Ancak Erdoğan’ın 20 Mart’ta ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen ‘Kadının Korunması ve Aile İçi Şiddete Karşı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve Avrupa’nın Türkiye’deki insan hakları durumundan tatmin olmaması gibi yeni endişelere neden olan sorunlar var.

Doğuya dönüş
Öte yandan Joe Biden’in ABD Başkanı olarak seçilmesi, Türkiye’ye ‘dış politikasını değiştirmesi ‘için yeni bir baskı oluşturdu. Öyle ki Demokrat Başkan, Erdoğan’a, politikalarına, demokrasi ve insan hakları meselelerine karşı katı tavırlar benimsedi. Ankara’yı bölgesel çevresindeki sorunlarına ve anlaşmazlıklarına son vermeyi ciddi olarak düşünmeye sevk eden şey de bu oldu. Nitekim, Mısır ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasıyla ilgili mesajlar yayınlandı. Hem Suudi Arabistan Krallığı hem de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerdeki çıkmazdan kurtulma girişimleri başlatıldı. Bu durum üç ülkenin (Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn), geçen Ocak ayında Suudi Arabistan’ın ev sahipliğindeki ‘El-Ula zirvesinde’ Katar ile uzlaşmasına yatırım olarak geldi. Türkiye, 2013 yılında ‘Müslüman Kardeşler’ iktidarının devrilmesinden bu yana 8 yıldır ilişkilerinin bozuk olduğu Mısır ile yola çıkmayı seçti. İlişkiler, özellikle de Türkiye’nin Müslüman Kardeşler mensuplarını barındırması ve Mısır’a, cumhurbaşkanına ve hükümetine sözlü saldırılarda bulunmak için kullanılan medya platformlarına ev sahipliği yapmasıyla daha da kötüleşmişti. Bu durum, Doğu Akdeniz bölgesindeki Türk çıkarlarına ciddi zararlar verdi. Türkiye, bu bölgede Batı ve bölgesel bir abluka ve enerji denkleminden dışlanma ile karşı karşıya kaldı, ‘Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na dahil edilmesi reddedildi.

Kanallar açma
Son üç yıldır Mısır ile ilişkilerin önemi konusunda yapılan Türk açıklamalarına rağmen bu açıklamalar, geçen Mart ayına kadar fiili eylem düzeyine yükselmemişti. Mısır ile ilişkileri onarmak için ciddi bir yaklaşımın netleşmesi sonrasında Türkiye, Riyad ve Abu Dabi ile de ilişkileri normalleştirmek için diplomatik kanallar açmaya ve İsrail ile ilişkilerde ivmeyi yeniden tesis etmeye yönelik adımlar atmaya ve temaslara başladı.
Geçtiğimiz Çarşamba ve Perşembe günleri, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal başkanlığındaki bir Türk diplomatik heyeti, Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamdi Sanad Loza ile görüşmek üzere 8 yıl sonra ilk kez Mısır’ın başkenti Kahire’yi ziyaret etti. Ankara’daki kaynaklar, Türk diplomatın hedefinin, Mısır ile ilişkileri normalleştirmek olduğunu belirtti. Öte yandan Kahire, ziyaretin çerçevesini iki ülke arasındaki ilişkilerin ikili düzeyde ve bölgesel bağlamda normalleşmesine katkı sağlayabilecek gerekli adımlar hakkında ‘keşif görüşmeleri’ olarak tanımladı.
Bu adım, Türkiye’den Mısır hakkında bir dizi dostluk açıklaması yapılması sonrasında gelişti. Ayrıca Erdoğan da 12 Mart’ta Türkiye’nin Mısır ile ekonomi, diplomasi ve istihbarat alanlarında iş birliğinin devam ettiği ve bununla ilgili bir sorun olmadığı yönünde açıklamada bulunmuştu. Gidişata göre bu gelişmeler, temasların daha yüksek düzeylere çıkacağına işaret ediyor.
Bu durumu, Türk yetkililerin Türkiye’de faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler’e bağlı kanallara Mısır, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve hükümete sözlü saldırılarını durdurmaları ve Mısır’ın iç işlerine müdahaleden kaçınmaları için talimatlar vermesi izledi. Ayrıca örgütün liderlerine, Mısır’a dokunan radikal açıklamalar yapmamaları konusunda uyarılar yapıldı. Ankara’nın ilişkilerin normalleşmesi için hiçbir ön koşulun bulunmadığını belirtmesiyle birlikte Mısır, ilişkilerin iyileştirilmesini Ankara’nın uluslararası hukuk ilkelerine bağlılığına ve Mısır ile Arap ülkelerinin içişlerine karışmaktan kaçınmasına bağladı.
Bir hatırlatma olarak Kahire ile Ankara arasındaki ilişkiler, Erdoğan’ın müttefiki ve Müslüman Kardeşler örgütü üyesi merhum Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin görevden alınmasından bu yana kötüye gitti. Daha sonra Türkiye’nin Mısır destekli Libya Ulusal Ordusu güçlerine karşı savaşmak için Suriye’den binlerce paralı askeri Libya’ya göndermesinin ardından, Mısır ve Türk orduları arasında askeri bir çatışma alanı haline gelen Libya krizi başta olmak üzere çeşitli sorunların zemininde iki taraf arasındaki gerginlik tırmandı.
Aslında Türkiye tarafından yıllarca süren düşmanlıktan sonra Mısır ile ilişkileri normalleştirmek, Ankara açısından daha geniş bir dönüşümün parçası. İki bölgesel güç arasındaki ilişkilerin normalleşmesi Ortadoğu’da yankı uyandırabilir. İki taraf, olayların gidişatını farklı gerginlik noktalarında etkilemeye çalışırken, Doğu Akdeniz bölgesinde enerji konusundaki tartışmanın da zıt uçlarında duruyorlar.
Mursi’nin devrilmesi ve Akdeniz’deki çatışmaların yanı sıra Kahire ve Ankara arasında yeniden güven tesis edilmesinin büyük ölçüde zor bir süreç olacağını savunan gözlemciler de var. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Arap Birliği’nin ‘Suriye, Irak ve Libya’daki Türk askeri müdahalelerini kategorik olarak reddettiğini’ ifade ettiğini belirtti. Diyaloğun sınırlı olduğunu söyleyen Mısırlı Bakan, “Normal diplomatik çerçeve dışında temas yok. Türkiye’den gerçek eylemler ve Mısır’ın hedef ve politikalarıyla uyumlu hedeflerle karşılaşırsak bu zemin, Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek için uygun olacaktır” açıklaması yaptı. Bu arada Ankara, Mısır’la normalleşme adımlarını hızlandırmaya çalışıyor. Öyle ki geçen ay Parlamentolar Arası Dostluk Komitesi’ni yeniden oluşturdu, iki dışişleri bakanı yardımcısının görüşmesinin ‘iki ülkeye iki büyükelçi atanması için bir anlaşma ve iki dışişleri bakanı arasında iletişim düzeyini yükseltmek için yakın bir görüşme’ ile sonuçlanmasını umduğunu dile getirdi.

Körfez’e doğru hareket
Öte yandan Ankara, Mısır ile ilişkileri normalleştirmek için fiili adımlar atmaya başlarken, 2013’ten beri ilişkilerinin gergin olduğu hem Suudi Arabistan hem de BAE’ye karşı dostane açıklamalar yaptı. Bilindiği üzere son dönemde diplomatik kanallar ve yeni bir sayfa açmak için üst düzey temaslara tanık olundu.
Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ülkesinin Riyad ile ilişkilerini geliştirmeyi istediğini açıkladı. Daha önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Suudi Arabistan’la da ilişkilerimizin düzelmemesi için hiçbir sebep yok bize göre. Onlar olumlu adım atarsa biz de olumlu adım atarız. Aynı şey BAE için de geçerli” açıklamasında bulunmuştu.
Nitekim Çavuşoğlu, geçtiğimiz günlerde Ramazan’ın gelişini kutlamak için BAE’li mevkidaşı Abdullah bin Zayed ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Temas, iki ülke arasındaki ilişkilerde uzun süredir yaşanan soğukluk ve Ankara’nın BAE’nin 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki başarısız darbe girişimini desteklediği yönündeki suçlamalarının ardından gelişti.

Ve İsrail’e mesaj
Türkiye ayrıca, İsrail ile ilişkilerini normale döndürmeye çalışıyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Erdoğan, “İsrail ile ilişkilerimizi daha iyi bir noktaya getirmek istiyoruz” dedi. Şubat ayında İsrail, Türkiye konusunda uzman Irit Lillian’ı Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olarak atadı. Adım, Erdoğan’a ve ilişkileri normalleştirme amaçlı Türk mesaj ve girişimlerine Tel Aviv’den önemli bir yanıt olarak nitelendiriliyor.
Bu hususta Hamas Hareketi liderlerinin Türkiye’deki varlığı ve Türkiye’nin bu harekete verdiği destek, ilişkilerin normalleşmesi önünde bir engel olmaya devam ediyor. Bu durum da İsrail’i Türk girişimleri konusunda sessiz kalmaya itiyor. Ayrıca İsrail, Ankara’nın, İstanbul’daki Hamas Hareketinin askeri kanadını kapatmadan ilişkilerin normalleşmeyeceğini belirtti.
Dahası, Türkiye- İsrail ilişkileri birtakım gerginliklere tanık oldu. Mayıs 2010 sonunda İsrail güvenlik güçlerinin 9 Türk sivil aktivisti öldürdüğü ve varış noktası Gazze olan ‘Mavi Marmara’ gemisi krizinin patlak vermesinin ardından Türkiye, bu eylemi ‘devlet terörü’ olarak nitelendirmiş ve daha sonra büyükelçisini İsrail’den geri çağırmıştı. Ancak Haziran 2016’da iki taraf yeni bir anlaşmaya vardı ve yıl sonuna kadar yeni atanan büyükelçiler hem Ankara hem de Tel Aviv’deki görevlerine başladı.
Ancak Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladığında gerginlik yeniden tırmandı. Trump’ın kararının ardından tepki olarak patlak veren Filistin protestolarında 52 kişi öldürülmüştü. Bu noktada Türkiye, Tel Aviv’deki büyükelçisini tekrar geri çekti ve İsrail de Ankara’daki büyükelçisini geri çağırdı. O günden bu yana iki ülke, ilişkilerini maslahatgüzar düzeyinde sürdürdü.
Türkiye’nin bir zamanlar, herkesin düşman olarak gördüğü İsrail’le iyi ilişkiler içinde olan tek İslam ülkesi olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak İsrail’in Arap bölgesindeki diğer ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi ile Türkiye ile ilişkilerin çekiciliği azaldı.

Dönüşümün nedenleri
Türkiye’nin dış politikasını değiştirmeye ve bölge ülkeleriyle sakinleşmeye yönelik ‘sürpriz’ hamlesinin nedenleri sorusunda dönersek analistler, bu değişimin pek çok nedeni olduğunu belirtiyor. Analistlere göre bu nedenlerin başında ‘Biden’in ABD’de iktidara gelmesi, Erdoğan’a ve politikalarına karşı sert bir yaklaşım benimsemesiyle Ankara üzerinde oluşan baskı’ yer alıyor. Türkiye’nin 2018’den bu yana çözüm bulamadığı, yabancı yatırımcıların kaçışıyla yaşadığı ağır ekonomik kriz de bu nedenlerden biri. Bir de tabi ki Erdoğan’ın, 2023 yazında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden önceki son üç yılda ciddi şekilde sarsılan popülaritesini kurtarma arayışı var. Türk siyasi arenasının göstergeleri, seçimlerin Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) için hiç de kolay olmayacağını doğruluyor.
Bu bağlamda bazı analistler, Türk dış politikasında ve söylem dilindeki değişimin ve Erdoğan’ın katı söyleminden uzaklaşmasının, ‘neo-Osmanlıcılık’ olarak tanıkladıkları politikasının eski stratejik hedeflerine dokunmadan bir manevra ve üslup değişikliği olabileceğine inanıyor.
Eski Türk diplomat Sinan Ülgen’e göre ‘dış politikanın başarısını değerlendirmenin tek yolu, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını daha iyi korumasına ve daha sürdürülebilir ekonomik büyüme sağlamasına yardımcı olup olmadığı konusudur ve bu iki kritere göre çok fazla başarı elde edilememiştir’. Ancak siyasi analist Atilla Yeşilada, Erdoğan’ın bu yıl popülaritesini geri kazanmak için bir şeyler yapmaya ihtiyacı olduğunu belirtti. Yeşilada, “Toplumsal huzursuzluk, erken seçimler veya Erdoğan başında bulunduğu AK Parti’deki bölünmeler, bunların hepsi doğrulanabilir olasılıklardır” ifadelerini kullandı.

 


İsrail ordusu, Tahran'a "geniş çaplı" saldırılar başlattığını duyurdu

İran'ın başkenti Tahran'ı hedef alan hava saldırılarından duman bulutları yükseliyor (AP)
İran'ın başkenti Tahran'ı hedef alan hava saldırılarından duman bulutları yükseliyor (AP)
TT

İsrail ordusu, Tahran'a "geniş çaplı" saldırılar başlattığını duyurdu

İran'ın başkenti Tahran'ı hedef alan hava saldırılarından duman bulutları yükseliyor (AP)
İran'ın başkenti Tahran'ı hedef alan hava saldırılarından duman bulutları yükseliyor (AP)

İsrail Tahran'daki hedeflere "geniş çaplı" saldırılar düzenlediğini açıklarken, İran devlet televizyonu şehrin batı kesiminde bir patlama olduğunu bildirdi.

İsrail ordusu dün akşam yaptığı açıklamada, İran'ın başkentindeki hükümet hedeflerine "geniş çaplı bir saldırı dalgası başlattığını" belirtti.

Bu yeni saldırının duyurusu, ordunun İran'ın İsrail'e doğru yönelen füzelerini tespit ettiğini bildirmesinden kısa bir süre sonra geldi.


Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

TT

Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada Ortadoğu’daki savaşın ancak İran’ın “koşulsuz teslim olmasıyla” sona erebileceğini söyledi. Yedinci gününe giren savaş, bölge dışındaki ülkeleri de içine çekerken küresel enerji ve ulaşım sektörlerini sarsarak Körfez’de genellikle sakin olan bölgelerde bile kaosa yol açtı.

Çatışmalar Lübnan’a da sıçradı. Çatışmalar Lübnan’a da sıçrarken, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, on binlerce kişinin Beyrut’un güney banliyölerine düzenlenen ağır İsrail saldırılarından kaçtığını belirterek insani felaket uyarısında bulundu.

Geçen hafta sonu İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ölümüne yol açan savaşı başlatma gerekçeleri konusunda farklı açıklamalar yapan Trump, Tahran’ın “kabul edilebilir” bir yeni lider ataması halinde İran ekonomisinin yeniden inşasına yardımcı olacağını da söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “İran ile KOŞULSUZ TESLİMİYET dışında hiçbir anlaşma olmayacak” ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, “İRAN’I YENİDEN BÜYÜK YAPIN (MIGA!)” diye yazdı.

Tahran’da ise internet üzerinden yayımlanan görüntülere göre siyahlar giyen ve bazılarının İran bayrağı taşıdığı kalabalıklar, savaşın başlamasından bu yana düzenlenen ilk cuma namazı için toplandı.

AFP muhabirlerine göre, gün boyunca meydana gelen birkaç şiddetli patlama Tahran semalarında siyah duman bulutlarının yükselmesine yol açtı. Muhabirler, başkente yönelik saldırıların şimdiye kadarki en yoğun saldırılar olduğunu aktardı.

“Yeni sürprizler olacak”

İsrail ve ABD, İran’a yönelik saldırılarını daha da artıracakları uyarısında bulundu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, “Açıklamayı düşünmediğim ek sürprizlerimiz var” dedi.

İran Sağlık Bakanlığı’na göre ABD ve İsrail’in ülkeye düzenlediği saldırılarda şu ana kadar 926 kişi öldü.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, cuma günü yaptığı açıklamada ölenlerin yüzde 30’unun çocuk olduğunu söyledi. AFP bu verileri bağımsız kaynaklara doğrulatamadı.

Savaşın başlamasından bu yana İran da İsrail’e ve Körfez ülkelerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Tel Aviv’de bulunan AFP muhabirleri cuma günü birkaç patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

İsrail’de ilk yardım ekiplerine göre en az 10 kişi hayatını kaybetti.

ABD ordusu ise altı askerinin öldüğünü açıkladı.

“Bu gece yolda uyuyacağız”

Çatışma, İran’ın müttefiki Hizbullah’ın İsrail’e füze saldırıları düzenlemesiyle İsrail’in komşusu Lübnan’ı da içine çekti.

İsrail’in cuma günü düzenlediği hava saldırıları Lübnan’ın güney ve doğusundaki hedefleri vurdu.

Hizbullah’ın kalesi olarak görülen ve yaklaşık 600 bin ila 800 bin kişinin yaşadığı Beyrut’un güney banliyölerinde geniş çaplı yıkım meydana geldi.

AFP muhabirleri, perşembe günü bölgede panik yaşandığını, İsrail’in benzeri görülmemiş bir tahliye çağrısının ardından insanların hayatlarını kurtarmak için toplu şekilde bölgeden kaçtığını aktardı.

Yüzlerce aile gidecek yer bulamadıkları için Beyrut sahilinde bekledi.

Adını vermek istemeyen bir kişi AFP’ye, “Bu gece yolda uyuyacağız ve Allah’tan başka kimse ne olacağını bilmiyor” dedi.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ise yerinden edilen insanların sayısının artmasının “yaklaşan bir insani felakete” yol açabileceği uyarısında bulundu.

Cuma günü Hizbullah da İsrail’de yaşayanlara, Lübnan sınırının beş kilometre içindeki bölgeleri terk etmeleri çağrısı yaptı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre ülkede ölü sayısı cuma günü 217’ye yükseldi.

İsrail ordusu ise 70’ten fazla Hizbullah militanını öldürdüğünü açıkladı. AFP bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı.

ABD ile İran arasında uzun süredir vekâlet savaşlarının yaşandığı Irak da çatışmanın içine çekildi.

Bir güvenlik yetkilisi AFP’ye yaptığı açıklamada, cuma günü güney Irak’ta bir havaalanı ile iki petrol tesisinin insansız hava araçlarıyla vurulduğunu söyledi.

Günün erken saatlerinde ise Irak Kürt yetkilileri, daha önce düzenlenen bir saldırı nedeniyle petrol üretiminin durdurulduğunu açıklayınca petrol fiyatları yükseldi.

“Olağanüstü bir hata”

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, cuma günü krizi büyük bir insani acil durum ilan ederek derhal uluslararası müdahale çağrısı yaptı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri de İran’ın ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu ve 150’den fazla kişinin öldüğünü söylediği bir okul saldırısıyla ilgili “tarafsız soruşturmalar” yapılması çağrısında bulundu.

ABD ve İsrail saldırının sorumluluğunu üstlenmedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio pazartesi günü yaptığı açıklamada Pentagon’un olayla ilgili inceleme yürüttüğünü söyledi.

AFP, saldırının gerçekleştiği bölgeye erişemediğini ve ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtti.

Savaş Avrupa’da da giderek artan eleştirilere neden oluyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ABD ve İsrail saldırılarını “olağanüstü bir hata” olarak nitelendirerek bunun “uluslararası hukuka uygun olmadığını” söyledi.

Avrupa Birliği liderlerinin pazartesi günü savaşla ilgili görüşmeler yapmak üzere bir araya gelmesi planlanıyor.

Körfez ülkeleri de hedef oldu

Savaş, daha önce turizm açısından güvenli ve istikrarlı bir bölge olarak görülen zengin Körfez ülkelerini de etkiledi.

Katar, cuma sabahı topraklarındaki bir ABD hava üssüne yönelik insansız hava aracı saldırısını engellediğini açıkladı.

Suudi Arabistan ise başkent Riyad’ın doğusunda üç insansız hava aracını düşürdü.

Savaşın başlamasından bu yana Körfez ülkelerinde, yedisi sivil olmak üzere 13 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında Kuveyt’te yaşamını yitiren 11 yaşındaki bir kız çocuğu da bulunuyor.

AFP muhabirine göre cuma günü Kuveyt’in başkentinde yeni patlama sesleri duyuldu.

Çatışma, Sri Lanka açıklarına kadar genişledi. Burada bir ABD denizaltısının İran’a ait bir firkateyni torpille vurduğu bildirildi.

Azerbaycan ise bir insansız hava aracının bir havaalanını vurmasının ardından misilleme tehdidinde bulundu.

Çatışmalar nedeniyle Körfez’de mahsur kalan turistleri ülkelerine geri götürmek için birçok ülke tahliye operasyonları başlattı. Bölge semalarında füze ve insansız hava araçlarının yoğunluğu nedeniyle hava trafiği ciddi şekilde kısıtlandı.

Savaş küresel piyasaları da sarstı. Çatışmaların başlamasından bu yana geçen bir haftada ham petrol fiyatları yaklaşık yüzde 20 yükseldi.

Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi.

İran televizyonu ise cuma günü boğazda saldırıya uğrayan son gemide yangın çıktığını bildirdi.


İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı
TT

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran dün yaptığı açıklamada, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) faaliyet gösteren Kürt muhalif gruplara ait bazı noktaları hedef aldığını duyurdu. Bu adım, bölgede devam eden savaşın etkisiyle ülkenin batı sınırlarındaki gerilimin arttığını gösteren yeni bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın açıklaması, Tahran yönetiminin silahlı Kürt grupların hareketliliğine ilişkin uyarılarını artırdığı bir dönemde geldi. Batılı medya kuruluşlarında yer alan haberlerde, bazı Kürt grupların silahlandırılarak İran toprakları içinde yeni bir cephe açılmasının hedeflendiği yönünde iddialar yer almıştı.

İran resmi haber ajansı IRNA, askeri bir açıklamaya dayandırdığı haberinde, İran güçlerinin “IKBY’de devrime karşı faaliyet gösteren Kürt muhalif grupların karargâhlarını üç füzeyle hedef aldığını” bildirdi. Açıklamada operasyonun, Tahran’ın ‘Irak sınır bölgelerinden kaynaklanan güvenlik tehditleri’ olarak nitelediği unsurlara karşı gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı da yaptığı açıklamada, saldırının IKBY bölgesi içindeki muhalif Kürt gruplara ait mevzilere yönelik olduğunu doğruladı. İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı operasyon merkezi, saldırıların “söz konusu grupların sahadaki hareketliliğinin tespit edilmesinin ardından” gerçekleştirildiğini belirtti.

Tahran ayrıca, Erbil kentinde bulunan bir ABD askeri noktasına insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlendiğini de açıkladı. IKBY’nin en büyük kenti olan Erbil’deki hedefe yönelik saldırı, bölgedeki savaşla bağlantılı askeri operasyonların genişlediğine işaret eden bir gelişme olarak görülüyor.

İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamada, “Erbil’deki saldırgan ABD güçlerinin karargâhı, İran kara kuvvetlerine ait saldırı amaçlı İHA’lar tarafından hedef alındı” denildi.

grbgrb
Erbil’in kuzeybatısında çoğunlukla Hristiyanların yaşadığı Ankava kasabasında, bir insansız hava aracının çarptığı binanın enkazını kaldıran işçiler (DPA)

Bu gelişmeler, İranlı yetkililerin sınır bölgelerinde faaliyet gösteren silahlı Kürt gruplara ilişkin uyarılarının arttığı bir döneme denk geldi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Silahlı ayrılıkçı gruplar koşulların hareket etmek için uygun olduğunu düşünmemeli” dedi. Laricani, İran yönetiminin ‘herhangi bir silahlı faaliyete müsamaha göstermeyeceğini’ vurguladı.

Laricani ayrıca, İran Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuyu ‘kapsamlı şekilde takip ettiğini’ belirterek, ülkenin batı sınırlarında yaşanan gelişmelere işaret etti.

Aynı çerçevede İran İstihbarat Bakanlığı da silahlı ayrılıkçı grupların batı sınırından sızarak gerçekleştirmeyi planladığı bir saldırı planının engellendiğini açıkladı. Bakanlık, söz konusu grupların devam eden savaş ortamından yararlanarak şehir ve sınır bölgelerinde ‘terör saldırıları’ düzenlemeyi planladığını ve bunun ‘ABD-İsrail düşmanının desteğiyle’ yapılacağını iddia etti.

Bakanlık açıklamasında operasyonun, istihbarat teşkilatı ile Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında yürütülen ‘ortak önleyici saldırı amaçlı savunma’ kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi. İran güçlerinin bu gruplara ait birçok mevziyi imha ettiği ve ‘ağır kayıplar verdirdiği’ ifade edildi.

Öte yandan İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Fedahuseyn Maliki, İran’ın IKBY’de ‘ABD ve İsrail’e ait üsleri yok ettiğini’ öne sürdü. Maliki, Tahran’ın artık ‘müzakerelerin sonuç vermeyeceğine ikna olduğunu’ ve ‘ABD’ye güvenilemeyeceğini’ düşündüğünü söyledi.

Maliki ayrıca, ‘düşmanın sınır bölgelerinde güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalıştığını’ belirterek, İran’ın yürüttüğü operasyonların ulusal güvenliği savunma amacı taşıdığını ifade etti.

Buna karşılık Batı İran’daki yerel yetkililer, Irak sınırından silahlı grupların sızdığı yönündeki haberleri yalanladı. Kasr-ı Şirin Valisi, “Sınırın bu bölümünde silahlı gruplar ya da suç unsurlarının sızdığına veya yasa dışı hareketlilik olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmuyor” dedi.

Vali ayrıca, sosyal medyada Batı sınırından muhalif unsurların ülkeye girdiğine dair yayılan iddiaların ‘gerçek bir temele dayanmadığını ve yalnızca halk arasında endişe yaratmayı amaçladığını’ söyledi.

Benzer şekilde Baneh Valisi de “Kentin sınırlarında herhangi bir saldırı ya da hareketlilik şu ana kadar kaydedilmedi” açıklamasını yaptı. Vali, İran Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında 24 saat görev yaptığını belirtti.

Ülkenin batısındaki Kürdistan eyaleti yetkilileri de şehirlerin tahliye edilmesi ya da halkın başka bölgelere taşınması yönünde herhangi bir karar alınmadığını açıkladı ve vatandaşları söylentilere itibar etmemeye, yalnızca resmi kaynaklara güvenmeye çağırdı.

Aynı bağlamda İranlı güvenlik kaynakları, ABD basınında yer alan ve binlerce Kürt savaşçının Irak’tan İran topraklarına geçtiğini öne süren haberleri de yalanladı. Bir güvenlik kaynağı bu haberlerin, ‘ABD ve İsrail’in hedeflerine ulaşamadığı’ iddiasının ardından İranlıların moralini bozmayı amaçlayan ‘psikolojik savaşın parçası’ olduğunu söyledi.

Tesnim Haber Ajansı ise İlam eyaletindeki sınır hattının ‘tam güvenlik altında olduğunu’ bildirerek, İran güçlerinin sınır boyunca güvenlik durumunu kontrol altında tuttuğunu aktardı.

Bu gelişmelerin yanı sıra İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile telefon görüşmesi yaptığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi görüşmede İran ile Irak arasındaki ortak sınırda ‘terörist hareketlilik’ olduğuna dikkat çekti ve Bağdat ile Tahran arasında imzalanan güvenlik anlaşması çerçevesinde iki taraf arasında güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

IKBY söz konusu iddiayı yalanladı

Buna karşılık IKBY hükümetinden üst düzey bir yetkili, bölgeden İran’a Kürt savaşçıların geçtiğine dair haberleri yalanladı.

IKBY Başbakanlık Ofisi yetkilisi Aziz Ahmed, X platformunda yaptığı açıklamada, “Hiçbir Iraklı Kürt İran sınırını geçmedi” dedi ve söz konusu haberlerin ‘doğru olmadığını’ belirtti.

Öte yandan Komala örgütünün komutanlarından biri Rudaw’a yaptığı açıklamada, güçlerinin ‘her türlü senaryoya hazır olduğunu, ancak şu ana kadar Doğu Kürdistan’a (İran) doğru hiçbir birliğin yönlendirilmediğini’ söyledi.

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) operasyon odası da İran içine güç gönderildiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını açıklarken, Kürdistan Habat Örgütü bu haberleri ‘tamamen asılsız’ olarak nitelendirdi.

Irak tarafında ise gerilimin etkileri özellikle IKBY ve İran sınırındaki alanlarda hissedildi. İran ve Irak medyası dün sabah erken saatlerde Süleymaniye vilayetinde İranlı muhalif Kürt gruplara ait bazı noktaları hedef alan saldırılar sonucu patlamalar meydana geldiğini bildirdi.

Bazı haberlerde, Süleymaniye kentinin doğu banliyölerinde bulunan bir askeri radar noktasının İHA’yla hedef alındığı da öne sürüldü. Iraklı güvenlik kaynakları ise kentte bazı Kürt partileriyle bağlantılı noktalara saldırılar düzenlendiğini aktardı.

Güney Irak’ta ise Ketaib Hizbullah, çarşamba günü Curf en-Nasr Üssü yakınlarında düzenlenen saldırıda bir komutanının öldüğünü açıkladı. İran destekli silahlı gruba mensup iki kişinin de aynı saldırıda hayatını kaybettiği bildirildi.

Türkiye’den uyarı

Millî Savunma Bakanlığı, İran’daki silahlı Kürt grupların hareketliliğini ‘yakından takip ettiğini’ açıkladı. Açıklama, bu grupların bölgede süren çatışmalara dahil olabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde geldi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) faaliyetlerinin izlendiği belirtildi. Açıklamada söz konusu örgütün PKK ile bağlantılı olduğu vurgulanarak, bu grupların faaliyetlerinin ‘yalnızca İran’ın güvenliğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ettiği’ ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Türkiye’nin komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü desteklediğini ve parçalanmalarını desteklemediğini belirtti. Açıklama, bölgede artan Kürt ayrılıkçı eğilimlerine ilişkin Ankara’nın duyduğu endişeye işaret etti.

Bu açıklama, Türkiye’nin İran ve Irak’taki gelişmelerin PKK ile bağlantılı grupların etkisini artırabileceği yönündeki kaygılarının arttığı bir dönemde geldi. PKK, kırk yılı aşkın süredir Türkiye’ye karşı silahlı bir isyan yürütüyor.

PJAK şubat ayında Irak’ta konuşlu diğer bazı İranlı Kürt gruplarla birlikte İran’daki yönetimi devirmeyi ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunmayı amaçlayan siyasi bir ittifak kurduklarını açıklamıştı. Ankara’nın, bölgedeki Kürt meselesinin hassasiyeti nedeniyle bu gelişmeleri yakından izlediği belirtiliyor.