Cezayir: İbrahimi seçimlerin ertelenmesini içeren bir girişim önerdi

Partiler güvenlik çekincelerine dayanarak adaylıktan çıkarılan isimler için protesto düzenledi.

Geçen Cuma Cezayir’in başkentindeki halk hareketi gösterilerinden bir kare (AFP)
Geçen Cuma Cezayir’in başkentindeki halk hareketi gösterilerinden bir kare (AFP)
TT

Cezayir: İbrahimi seçimlerin ertelenmesini içeren bir girişim önerdi

Geçen Cuma Cezayir’in başkentindeki halk hareketi gösterilerinden bir kare (AFP)
Geçen Cuma Cezayir’in başkentindeki halk hareketi gösterilerinden bir kare (AFP)

Cezayir’in eski Dışişleri Bakanı Ahmed Talib İbrahimi dün, ülkede 12 Haziran’da yapılması planlanan parlamento seçimlerinin ertelenmesini ve ulusal birlik hükümeti kurulmasını içeren ‘krizden çıkış girişimini’ duyurdu. Ayrıca girişimin halk hareketinden (Hirak) tutuklananları ve iç güvenlik teşkilatına atıfta bulunarak "siyasi polis" olarak tanımladığı durumu sonlandırmayı önerdiğini belirtti. 
İbrahimi'nin 1999 yılında kurduğu ve yönetimin faaliyette bulunma izni vermeyi reddettiği Vefa Partisi’nin eski üyeleri dün, temelde Hirak içinden çıkan ve İçişleri Bakanlığı’nın siyasi parti olarak ruhsat vermeyi reddettiği Yeni Ulusal Akım üyeleri tarafından hazırlanan girişimin içeriğini yayınladı. İbrahimi’nin söz konusu girişimi kendisine sunulduktan sonra onayladığı belirtildi. Girişimi hazırlayanlar, Cezayir halkının özgürlük, demokrasi ve insani yaşam koşulları çerçevesindeki meşru taleplerini karşılayan ve başta askeri kurumlara yönelik olmak üzere tüm siyasi partilerin mevcut endişelerini savunan bir siyasi yaklaşım önerdiler.
Girişimde, bugün gerekli olanın normal koşullarda olduğu gibi, sadece otorite ve muhalefet arasındaki teknik ve prosedürel yönlere ilişkin görüş alışverişi değil, önyargısız olarak verme ve almaya dayalı sorumlu bir diyalog kurma ve kaçınılmaz ulusal mutabakatı sağlamak için tüm taraflardan tavizler verilmesi olduğu vurgulandı. 
Girişimi hazırlayanlar, sükuneti sağlayacak koşullar olarak harekete geçirilmesi gereken 6 mekanizma önerdiler. Bunlar, tüm siyasi tutukluların koşulsuz salıverilmesi, medyanın çeşitli siyasi taraflara açılması ve basın özgürlüğüyle çelişen siyasi ve güvenlik talimatları ve her türlü baskı biçimlerinin kaldırılması, tüm Cezayirlilere dışlanmadan kamusal alanların açılması ve siyasi aktivistlere karşı her türlü adli kovuşturmanın durdurulması.
Ayrıca bunlar arasında, muhalefet ve otoritenin, her türlü karşılıklı medya saldırılarını durdurma taahhüdünde bulunması ve mevcut aşamanın özgüllüğünü dikkate alan bir medya söylemine bağlılığı öneriliyor. Aynı zamanda, parlamento seçimlerinin tüm siyasi partilerin kararlaştırdığı bir tarihe ertelenmesi de önerildi.
Girişim belgesinde otoriteden partileri ulusal bir sempozyum aracılığıyla, askeri kurumun ulusal diyaloğun sonuçlarının uygulanmasında garantör rolünü oynadığı ve herhangi bir siyasi çözümün temel taşı olduğu için demokratik geçiş sürecini kolaylaştırmak amacıyla siyasi partilerin hiçbirini dışlamadan kapsamlı, sorumlu ve bağlayıcı bir diyaloğa davet etme çağrısında bulunması talep edildi. Girişimin önerilerine göre söz konusu diyalog bir ulusal birlik hükümeti kurulması, seçim yasalarının, siyasi partilerin ve kamu reklamlarının, seçim yetkisi yasasının gözden geçirilmesinin yanı sıra, tüm bireysel ve kamuoyu özgürlüklerini reddeden yasaların kaldırılmasını ve ‘siyasi polisin’ çözümünü sağlayacak.
Belgede ayrıca diyaloğun, yeni parlamentonun anayasa yazımını devralması şartıyla parlamento seçimleri için yeni bir tarih belirlemesi de öneriliyor. Ayrıca, hukukun üstünlüğünü tesis etmek ve askeri düzenin siyasi yaşamdan sorunsuz ve mutabık kalınarak geri çekilmesi ile sivil bir hükümet sistemi kurmaya çalışacak ve aynı zamanda radikal ekonomik reformlar yapacak geçici bir başkanlık dönemine girmek için erken cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi önerildi.
Girişimin duyurusu, çok sayıda göstericinin tutuklanması ve soruşturulması ile kötü yaşam koşulları nedeniyle birçok sektörde yapılan grevlerin yaşandığı gergin bir atmosferde geliyor. Hükümet, yönetime karşı çıkan gösterilerin devamının ve talepkar hareketlerin protestosunun ülkeyi istikrarsızlaştırmak amacıyla dış taraflarca düzenlenen bir komplo olduğuna inanıyor.
Öte yandan, Bağımsız Ulusal Seçim İdaresi Başkanı Muhammed Şerefi, güvenlik çekincelerine dayanarak çok sayıda adayının listeden çıkarılmasını protesto eden 6 partinin liderleriyle dün başkentte bir araya geldi. Seçim İdaresi’nin adayların liste dışı bırakılması kararı, seçim kanunun 200. maddesinin birinci fıkrasında yer alan adayların finans ve iş çevreleriyle olan bağlantısının kamuoyu tarafından bilinmesi ve adayların özgür seçmen seçimi ve seçim sürecinin sorunsuz yürütülmesi üzerine doğrudan veya dolaylı olarak etkisi gerçeğine dayanıyor. 
Kararı protesto eden partiler, güvenlik yetkililerinin söz konusu yasayı kötüye kullandıklarını öne sürüyorlar. Seçim İdaresi, adayların biyografileri ve davranışları ile ilgili iç güvenlik raporlarına dayanarak adaylık listelerine yönelik karar aldılar. Beş parti, listeden çıkarılanlara kendilerini cezalandıran güvenlik raporlarının verilmesini, böylece mahkemeye itiraz edebilmelerini talep etti. Dünkü toplantıyı takip eden kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Şerefi’nin öfkeli partilerin listeden çıkarılan adayların isimlerini iade etme sözü vermediğini ve yasayı bağımsız bir şekilde uyguladığını belirttiğini aktardı.



Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.


BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.