‘Siyasi bürokrasiye’ duyulan ihtiyaç, Ortadoğu’yu sakinliğe itiyor

Ortadoğu, diyaloğa doğru bir meyle tanık oluyor. Ülkeler, son zamanlarda müzakere seçeneklerini tercih ediyor (Getty)
Ortadoğu, diyaloğa doğru bir meyle tanık oluyor. Ülkeler, son zamanlarda müzakere seçeneklerini tercih ediyor (Getty)
TT

‘Siyasi bürokrasiye’ duyulan ihtiyaç, Ortadoğu’yu sakinliğe itiyor

Ortadoğu, diyaloğa doğru bir meyle tanık oluyor. Ülkeler, son zamanlarda müzakere seçeneklerini tercih ediyor (Getty)
Ortadoğu, diyaloğa doğru bir meyle tanık oluyor. Ülkeler, son zamanlarda müzakere seçeneklerini tercih ediyor (Getty)

Ziyad el-Fifi
Gözlemciler, dünyanın diğer bölgelerinde farklı düzeylerde var olduğu gibi Ortadoğu ülkelerinde gerçekte var olan ABD nüfuzunun ve siyasi davranışlarının kapsamını belirleme konusunda farklılık gösteriyor. Ayrıca gözlemciler, bölgenin kendini ve çatışmalarını yönetme becerisinin düzeyini belirleme hususunda da farklı görüşlere sahip. Ancak dünyadaki en etkin güç olması dolayısıyla ABD nüfuzunun asgari düzeyde bile olsa varlığına kimse itiraz etmiyor.
Bu durum, en açık olarak geçtiğimiz yüzyılda sınırlarının aşılmasından bu yana krizler bombardımanına tutulan Ortadoğu’da görünüyor. Bugün Ortadoğu, meşruiyetin çöküşü ve devlet dışı faktörlerin bu coğrafyanın geniş alanları üzerindeki kontrolü için bir model haline geldi. Büyük ülkeleri kapılarını korumaya ve asgari düzeyde bağımsızlık sağlamaya çalışsa bile, siyasi yaklaşımında dış etkinin varlığını daha net hale getiren coğrafyada ihlal edilen egemen arazinin birden fazla kapısı ve girişi bulunmakta.
Konuşmalar, asgari düzeyde devam ederken, ABD nüfuzunun asgari düzey yaklaşımı da ‘büyük ülkelerin ardışık siyasi karakterleri uyarınca, bu karakteri çatışmaya mı yoksa diyaloğa mı yönlendirdiklerinde’ yatıyor. Bu durum, bölgedeki tarihsel etkilerini uygulama açısından çelişkili gündemlere sahip art arda gelen ABD yönetimlerinde de belirgindi.
Washington, Arap bölgesini sürekli şekilde yaralayan taraflarla çatışmayı seçti. Örneğin İran, Başkan Donald Trump yönetimi sırasında Tahran’ın ‘askeri davranışlardan yararlanıp siyasi anlaşmalar yapmaya çalıştıktan sonra 800’den fazla yaptırıma maruz kalarak, diplomatik cephede kaybedecek hiçbir şeyi olmayan yaralı bir kaplana’ dönmesinin ardından bölge, uçurumun kenarına doğru ilerledi.
Trump’ın politikası uzun vadede İran rejimini yok etme iddiasına girse de daha kısa vadedeki sonuçları, en azından kalkınma ve ekonomik kazanımlara sahip Körfez ülkeleri açısından güvence sağlayamadı.

Siyasi bürokrasi
‘Trumpsal politikadaki’ en tehlike şey, neden olduğu belirsizlikti. Öyle ki orta, uzun ve hatta kısa vadede politika inşa etmek mümkün değildi. Ve herkes, kirli sınırlarda, siyasi ve güvenlik huzursuzluğu, karşılıklı bombardıman tehdidiyle dolu bir atmosferde duruyordu.
Eski başkanın politikasının bir diğer olumsuz yönü de eleştiri ağırlığı ve ABD yaptırımları altındaki Türk politikasına yönelik yaklaşımında ortaya çıkan ani dönüşlerdi. Ancak Başkan tarafından temsil edilen Beyaz Saray, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın maceralarına dair daha önce belirtilen pozisyonu dikkate almayan bir siyasi anlaşma çerçevesinde ani bir dönüş yaptı. Bu, bölgedeki politika yapıcılarının alışık olmadığı bir şeydi.
Tek bir siyaset şekli sağlamak son derece zor. Ama asgari düzeyde istikrar sağlamak da özellikle Arap bölgesi komşularının müdahale politikalarına sert bir tavır sergilemeyen Başkan Joe Biden ile mümkün olan siyasi sürprizlere yer vermez. Bu durum, bölgenin egemenliğini koruma gerekliliğiyle de uyumlu değil. Ancak bu bölgenin çözümleri kabul etmediği bilincine dayalı olarak maceraların ve öngörülemeyen olayların oranının sınırlı olduğu bir siyasi rutin yaratan sınırı zorlamaya çalışılıyor.
Öte yandan bölge ülkelerinin benimsedikleri politika şeklini belirlemede sahip oldukları marj göz ardı edilemez. Bu ülkeler, bugün müzakereleri kabul etmeden önce, diğer her münasebette barış girişimlerini her zaman reddetmişti. Bu, Suudi Arabistanlı yazar ve siyasi analist Abdurrahman et-Tariri tarafından da dile getirildi. Tariri, dünyadaki ve bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri rolündeki önemli düşüşe rağmen ABD’nin bölge siyasetindeki nüfuzunu en güçlü uluslararası kutup olarak nitelendirdi. Ancak Tariri’ye göre bölgedeki yatışma dalgasının tek nedeni olarak görülmesi, rahatsız edici kısır bir durum.
Abdurrahman et-Tariri, “Bölge, Arap Baharı dalgasından, ekonomik ve toplumsal etkilerinden bu yana on yıldır acı çekiyor. Bunun sonucu olarak terörist hareketler ortaya çıktı. Önemli Arap ülkeleri başarısız devletlere dönüştü ve bu da kendisini yatışmaya iten bir faktör oldu” dedi. Tariri, bölgenin son dört yıldır askeri çözümlerle sınandığını söylerken, “En önemli faktör, tüm bölgesel tarafların ‘askeri karar üzerine bahis oynama konusunun imkânsız hale geldiğini’ fark etmeleridir. Rusların müdahalesine rağmen Libya’da da Suriye’de de çözüm başarılamadı” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomik koşullar
Ekonomik reform ve kalkınma süreçlerinin içerisinde bulunduğu siyasi rutine duyulan ihtiyaç, bugün yaşanan gerilimi azaltma sürecinin tek nedeni değil. Bir bütün olarak dünyanın ve özellikle de bölgenin yaşadığı tarihsel durum, öncelikler listesine ‘ekonomik çöküşü sınırlama’ görevini ekliyor. Bu bağlamda Tariri, “Bölgedeki birçok taraf, petrol fiyatlarındaki düşüşten ve korona salgınının etkilerinden mustarip. Bu durum, Türkiye ve Lübnan gibi ülkelerde turizm gelirleri üzerindeki etkisinde ve dolayısıyla Ankara ve Tahran’da kötüleşen merkez bankalarının yeteneklerinde ve döviz kurunda da açıkça görülüyor” dedi. Körfez ülkelerindeki kalkınmanın faydalarına ve hükümetleri tarafından verilen refah vaatlerine ek olarak durumun, daha büyük ekonomik çöküşleri önlemek için genel olarak bölgesel bir sükûnet arzusu oluşturduğunu söyleyen analist, “Durum, bölgenin tahammül edemeyeceği sosyal patlamalara yol açabilir ve dolayısıyla kazananı ve kaybedeni olmayan temellere dayalı çözümlere tanık olacağız. Örneğin Suriye meselesi gibi bazı konular askıya alınabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Suudi Arabistan- İran, Türkiye- Mısır müzakereleri ile bölgenin her köşesinde masalar oluşturuluyor, ayrıca ekonomik çekicin ve çatışmanın yüksek faturasının ağırlığı altında Suudi Arabistan ile müzakereler için bir Türk hazırlığına kapı aralanıyor. Bu bağlamda söz konusu bu dönüşüm, bir arada yaşamanın kaçınılmazlığına ilişkin bir inanç mı oluştu yoksa geçici bir tarihsel durum mu yaşanıyor sorusunu gündeme getirdi.
Şarkul Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, Iraklı akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı Dr. İhsan eş-Şammari, bu soruya şu ifadelerle yanıt verdi: “Bölgenin, koronavirüsün neden olduğu ekonomik kriz ışığında çatışmaları hafifletmeye yönelmesi, ülkelerin çoğunun çözüme gitme kanaatlerinin bir sonucudur. Çünkü çatışma faturası şu an daha pahalı. Bu yüzden İran, masaya oturdu. Suudi Arabistan, Yemen girişiminde bulundu. Türkiye, uzlaşmaya yöneldi.”
İhsan eş-Şammari’ye göre çözümün doğduğu bu bağlam, koşulları ‘birlikte yaşamanın gerekliliğine olan inançtan daha çok geçici bir siyasi durum’ haline getiriyor.

İç faktörler
Yatışma ihtiyacının doğuşu fikrini, ABD arzusunun yanı sıra, tarihsel bir zorunluluk olarak iç faktörlerle de güçlendirmek mümkün. Öyle ki geçen yılın sonunda birkaç Arap ülkesi, İsrail ile barış anlaşmaları imzalama eğilimindeydi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) listenin başında yer alırken, onu Bahreyn, Sudan, Fas ve İbrani devletle halihazırda var olan ilişkisini ilerletmeksizin anlaşmaları memnuniyetle karşılayan Umman takip etti.
Arap ülkeleri ve Washington arasında siyasi anlaşmalar şeklinde gelen bu dönüşüm, çözüm konusunda siyasi fikir birliğinin olmaması ve İsrail- Filistin çatışması meselesinin tasvir edilebileceği ciddi projelerin olmaması çerçevesinde Abu Dabi gibi bölgesel projeleri olan ülkeler açısından stratejik bir nedene sahip. Bu bağlamda siyasi analist Abdurrahman et-Tariri, durumun, gösterişli sözlerden ziyade çıkar söylemini güçlendirmeye yönelik büyük bir değişim oluşturduğunu belirtti. Tariri, “Direniş ekseninde kendisini büyük bir oyuncu olarak gösteren Suriye rejimi bile İsrail ile ilişkileri memnuniyetle karşılayan birkaç açıklama yaptı. Hizbullah tarafından yönetilen Lübnan’ın da Tel Aviv ile deniz sınırını çizmeye doğru ilerlediğini gördük” dedi.

Irak... Yeni Ortadoğu’da bir oyuncu
Sakinliğe doğru meyleden yeni siyasi sahnenin en belirgin sonucu, Irak’ın Riyad ve Tahran arasındaki çatışma yangınlarının söndürülmesinde rol oynamaya başlaması ve Adil Abdulmehdi ve Haydar el-İbadi döneminde iki başkent arasında oynadığı postacı rolünün ve Nuri el-Maliki dönemindeki taraflı rolünün ötesine geçmesi oldu. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’e göre Bağdat, iki taraf arasındaki görüşmelere ‘birçok defa’ ev sahipliği yaptı.
Aynı şekilde yayınlanan haberler de İstihbarat Teşkilatı Başkanı Halid el-Hamidani liderliğindeki bir Suudi Arabistan heyetinin, 9 Nisan’da Bağdat’ta İranlı yetkililerle görüştüğünü doğruladı. Reuters haber ajansının görüşmeler hakkında bilgi sahibi Batılı bir yetkiliden aktardığına göre Suudi Arabistan’ın bu ay daha fazla görüşme yapması bekleniyor.
İran’ın ev sahipliği yaptığı diyalog, Tahran’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği’ne 2016 yılında yapılan saldırıdan sonra Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin kesilmesinden bu yana gerginliği yatıştırmaya yönelik ilk ciddi çabayı temsil ediyor.
Birkaç yıldır süren siyasi kırılganlık sonrasında Başbakan Mustafa el-Kazimi’nin oynamayı başardığı yeni role ilişkin olarak Dr. İhsan eş-Şammari, “Durum, istikrarlı bir bölgeye ihtiyaç duyan Irak’ı bu rolü oynamaya iten ve bunun için koşullar oluşturan tarihi bir bağlamda geliyor” dedi. Bu duruma nasıl ulaşıldığına dair ise Iraklı akademisyen, “Riyad, yeni bir aşama ve yeni bir siyasi yaklaşımla karşı karşıya olduğu için Irak’a büyük bir güven duyuyor. Zira Irak, Arap bölgesinde şüphesiz bir ‘bir araya gelme anını’ temsil ediyor. Bu durum, ona büyük bir ivme kazandırdı. Öte yandan İran, Irak’ı kararlı bir nükleer müzakereler döneminde çözümler soluyabileceği siyasi bir akciğer olarak görüyor” dedi.

Türkiye ve bölgesel kalelerin yeniden inşası
Beyaz Saray yolunda farklı ABD başkanlarıyla karşı karşıya gelen Türkiye, Erdoğan ve politikalarından ne düzeyde hoşlanmadığını ifade etmekte hiçbir çekincesi olmayan bir Başkan’ın karşısında duruyor. Öyle ki bu Başkan, Türkiye’nin Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkileri yeniden kurarak bölgesel kaleler inşa etmeye çalışmasına neden oldu.
Bu bağlamda Türkiye Cumhurbaşkanı, ülkesinin ilişkileri normalleştirmek için Mısır ile diyaloğu güçlendireceğini söyleyerek, iki halk arasındaki tarihsel bağlara dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı, yeni bir yol başlatacaklarını söylerken, önce istihbarat teşkilatlarının, ardından ise iki dışişleri bakanlığı yetkililerinin görüşmeler yaptığını belirtti ve bu yolu devam ettirip genişleteceklerini vurguladı.
Ankara’nın destek verdiği Müslüman Kardeşler’e mensup Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin görevden alınmasının ardından, 2013 yılında iki ülke arasındaki ilişkilerin kopması sonrasında bu görüşmeler, iki ülke arasındaki en yüksek resmi temasları oluşturdu.
Erdoğan, “Mısır halkına yaklaşımımız her zaman son derece olumlu oldu. Türkiye ve Mısır halklarının tarihi bağları var ve biz onları yeniden kurmaya çalışıyoruz” dedi.
Aynı şekilde geçtiğimiz Cuma günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ilişkileri normalleştirme sürecini ilerletmek için Mısırlı mevkidaşı Sameh Şukri ile görüşmeye hazır olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu ayrıca, Kahire’deki görüşmelerin olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini vurguladı.
Bakan, gazetecilere de “Benimle Sayın Şukri arasında bir görüşme olabilir. Daha önce uluslararası toplantıların oturum aralarında görüşmüştük” şeklinde konuştu.
Çavuşoğlu, 2018’den bu yana ilk kez gelecek hafta Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planlıyor. Bu, Ankara’nın bölgede sarf ettiği çabalar kapsamında gelen bir ziyaret olacak.

 


El-Alimi, Hadramut ve Mahra’da yeni bir dönemin sözünü verdi

Vatan Kalkanı güçleri, Hadramut ve Mahra’daki askerî kampları Geçiş Konseyi güçlerinden geri aldı. (Reuters)
Vatan Kalkanı güçleri, Hadramut ve Mahra’daki askerî kampları Geçiş Konseyi güçlerinden geri aldı. (Reuters)
TT

El-Alimi, Hadramut ve Mahra’da yeni bir dönemin sözünü verdi

Vatan Kalkanı güçleri, Hadramut ve Mahra’daki askerî kampları Geçiş Konseyi güçlerinden geri aldı. (Reuters)
Vatan Kalkanı güçleri, Hadramut ve Mahra’daki askerî kampları Geçiş Konseyi güçlerinden geri aldı. (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Hadramut ve Mahra vilayetlerinde güvenliğin tahkim edilmesi, toplumsal barışın pekiştirilmesi ve kalkınma ile yeniden imar sürecinin başlatılmasını esas alan yeni bir dönemin çerçevesini çizdi. Bu sürecin, Güney Geçiş Konseyi güçlerinin iki vilayetten geri püskürtülmesi ve hükümete bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin kontrolü ele almasının ardından şekillendiğini belirtti.

El-Alimi, askerî kampların devrinin beklentilerin ötesinde bir hız ve etkinlikle tamamlandığını vurgulayarak, bunun yalnızca sahadaki bir başarının takdiri değil; kriz yönetiminden sürdürülebilir istikrarın inşasına doğru, devlet ve hukuk temelli, kapsayıcı bir ulusal bağlamda planlı bir geçişin ilanı olduğunu ifade etti.

Hadramut ve Mahra halkını tebrik eden El-Alimi, bu başarının yerel toplumların devlet kurumları etrafında kenetlenmesini ve yerel liderliklerin kamu yararını önceleyen, sorumlu bir yaklaşımla süreci yönetmesini yansıttığını söyledi. Bu durumun, temel hizmetlerin yeniden başlatılmasının ve vatandaşların yaşam koşullarının iyileştirilmesinin önünü açtığını kaydetti.

Bu çerçevede El-Alimi, Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun ortak güçlerinin sürecin güvenliğini sağlama, gerilimi düşürme, sivilleri koruma ve teslim işlemlerini uluslararası hukuk ve teamüllere uygun biçimde tamamlama konusundaki belirleyici rolünü takdir etti. Krallık yönetimine, Yemen’in ve bölgenin güvenliği ile istikrarı yanında sergilediği merkezi duruş için yeniden teşekkür etti.

vfdgthy

El-Alimi ayrıca, tüm siyasi ve toplumsal bileşenlere yan çatışmaları geride bırakma ve ulusal, bölgesel ve uluslararası mutabakatlarla belirlenen referanslar doğrultusunda geçiş döneminin önceliklerine odaklanma çağrısı yaptı. Bu önceliklerin başında, askerî ve güvenlik güçlerinin Savunma ve İçişleri bakanlıkları şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ile devlet otoritesinin ve hukukun üstünlüğünün ülke genelinde tesis edilmesi geliyor.

Başkanlık Konseyi Başkanı, güney vilayetlerinin halkının bilincine ve ulusal duyarlılığına olan güvenini dile getirerek, onların devlet kurumlarının inşasında ve cumhuriyetçi düzenin savunulmasındaki tarihsel rolünü vurguladı. Güneyin, modern devlet projesinin temel bir dayanağı ve ülkenin geleceğinin inşasında asli bir ortak olmaya devam edeceğini belirtti.

El-Alimi, geçmişin mağduriyetlerini ele alan adil ve kapsamlı bir güney meselesi çözümüne olan devlet taahhüdünü de yineledi. Bu çözümün, normal koşullarda halk iradesine dayanan kurumsal ve ulusal bir süreç içinde hayata geçirilmesi; birlikte yaşamayı, güvenliği ve istikrarı güvence altına alması ve Yemen’in Arap kimliği ile toplumsal dokusunu koruması gerektiğini vurguladı.


Şebva'daki güvenlik komitesi, koalisyonun açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesinin gerekliliğini vurguladı

Şebva Valisi, bugün güvenlik durumu hakkında görüşmek üzere güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi (Şebva Yerel Yönetimi)
Şebva Valisi, bugün güvenlik durumu hakkında görüşmek üzere güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi (Şebva Yerel Yönetimi)
TT

Şebva'daki güvenlik komitesi, koalisyonun açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesinin gerekliliğini vurguladı

Şebva Valisi, bugün güvenlik durumu hakkında görüşmek üzere güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi (Şebva Yerel Yönetimi)
Şebva Valisi, bugün güvenlik durumu hakkında görüşmek üzere güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi (Şebva Yerel Yönetimi)

Şebva Valiliği Güvenlik Komitesi, valilikteki tüm askeri ve güvenlik birimlerinin, Güvenlik Komitesi başkanı olan Şebva Valisi'nin direktif ve emirlerine doğrudan tabi olduğunu doğruladı. Komite, güvenlik önceliğinin Husi terörist milisleriyle temas hatlarını korumak olduğunu belirtti.

Komite bugün, 3 Ocak 2026 tarihinde yayınlanan Arap Koalisyonu'nun, Şebva Valiliği'nin ve burada konuşlanmış güçlerin istikrarını koruma ve destekleme taahhüdünü içeren açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve Güvenlik Komitesi Başkanı olan Şebva Valisi ile önceden koordinasyon sağlanmadan hiçbir gücün valiliğe girmeyeceğini vurguladı.

Yemen'deki “Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu”nun müşterek kuvvetler komutanlığı, Şebva Valiliği'ndeki istikrarı desteklediğini teyit ederek, valiliğin yerel yetkilileri tarafından yapılan ve Şebva'nın güvenliğini sağlamak ve gerginliklerden uzak tutmak için koalisyonla koordinasyon ve ortak eylemde bulunulacağını teyit eden açıklamayı memnuniyetle karşıladı.

Koalisyon güçlerinin resmi sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, koalisyon liderliğinin Şebva Valisi ve yerel konsey başkanı Şeyh Avad Muhammed el-Vezir'in, koalisyonun çabalarına desteğini ve eyaletteki güvenlik ve istikrarı artırmak için koalisyonla iş birliği yapmaya hazır olduğunu vurgulayan açıklamasını memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

El-Maliki, “Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu”nun Şebva eyaletini korumaya, istikrarını desteklemeye ve bölgedeki yerleri güvence altına almaya kararlı olduğunu teyit ederek, devlet kurumlarına ve yerel otoriteye saygı çerçevesinde, Şebva valisiyle tam koordinasyon sağlanmadıkça hiçbir gücün eyalete girmeyeceğini vurguladı.

Komite yaptığı açıklamada, güvenlik ve askeri kurumların sürekli çabaları ve saha komutanlarının görevlerini yerine getirirken gösterdikleri uyanıklık sayesinde, vilayetin çeşitli bölgelerinde sağlanan güvenlik istikrarından dolayı Şebva'yı övdü.

Komite ayrıca, vilayetin güvenlik ve istikrarından memnun olmayan düşman tarafların “medya kuruluşları” aracılığıyla yaydığı bir dizi söylenti ve yanıltıcı haberlere de değindi ve bu girişimlerin iç cephenin bütünlüğünü veya güvenlik kurumlarının verimliliğini ve performansını etkilemeyeceğini vurguladı.

Güvenlik Komitesi, tüm askeri ve güvenlik birimleri arasında birlik ve tam entegrasyonu vurgulayarak, eyaletteki tüm askeri ve güvenlik oluşumlarının doğrudan Şebva Valisi'nin talimatlarına ve emirlerine tabi olduğunu teyit etti. Güvenlik Komitesi Başkanı, güvenlik önceliğinin, eyaletin el-Beyda ve Marib eyaletleri sınırlarında Husi terörist milisleriyle temas hatlarını korumak olduğunu belirtti.

thy6k6
Şebva Valiliği'nde konuşlanmış askeri birlikler (yerel yönetim)

Komite ayrıca, başta Bayhan bölgelerini Husi milislerinden kurtarma onuruna sahip olanlar olmak üzere, çeşitli askeri ve güvenlik birimlerinin, Şebva Savunma Tugayları, ordu kuvvetleri ve kamu güvenlik güçleriyle birlikte, valiliğin cephelerini ve sınırlarını Husi hareketlerinden koruma ve güvenlik ile istikrarı sağlama konusundaki kahramanca rollerini övdü.


Suriye ve İsrailli yetkililer Paris’te müzakereleri bugün yeniden başlatıyor

Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye ve İsrailli yetkililer Paris’te müzakereleri bugün yeniden başlatıyor

Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)
Suriye ile İsrail arasındaki Golan’daki kuvvetlerin ayrıştırılması bölgesi (Arşiv – Reuters)

Suriye Arap Cumhuriyeti’ni temsilen Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Genel İstihbarat İdaresi Başkanı Hüseyin es-Selame’nin başkanlığındaki heyet, ABD’nin koordinasyonu ve arabuluculuğunda İsrail tarafıyla yürütülen mevcut müzakere turuna katılıyor.

Hükümet kaynağı, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, “Bu müzakerelerin yeniden başlaması, Suriye’nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri alma konusundaki sarsılmaz kararlılığının bir teyididir” dedi.

Kaynak, görüşmelerin esas olarak 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın yeniden işler hâle getirilmesine odaklandığını belirterek, bunun İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki hatlara çekilmesini güvence altına alacağını; tam Suriye egemenliğini her şeyin üzerinde tutan, Suriye’nin iç işlerine her türlü müdahaleyi önlemeyi garanti eden eşitlikçi bir güvenlik anlaşması çerçevesinde ele alındığını vurguladı.

Görsel kaldırıldı.
Şara’ya Moskova ziyaretinde; Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Savunma Bakanı Tümgeneral Merhef Ebu Kasra, Genel İstihbarat Başkanı Hüseyin es-Selame ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mahir Şara eşlik etti. (SANA)

Öte yandan, bir Suriyeli yetkili Pazartesi günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, ABD arabuluculuğunda Suriyeli ve İsrailli yetkililerin Paris’te görüşmeleri yeniden başlatacağını, amaçlarının iki ülke arasındaki gerilimi azaltacak bir güvenlik anlaşmasına varmak olduğunu söyledi. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkili, Suriye’nin temel hedefinin 1974’te imzalanan ve Güney Suriye’de BM gözetiminde bir tampon bölge oluşturan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı yeniden devreye sokmak ve İsrail güçlerinin bir yılı aşkın süredir kontrol ettiği bu tampon bölgeden çekilmesini sağlamak olduğunu kaydetti.

Suriye’de uzun yıllar iktidarda kalan Beşşar Esad’ın, mevcut Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki silahlı grupların hızlı bir saldırısıyla devrilmesinin ardından Şara, İsrail’le herhangi bir çatışma istemediğini açıklamıştı. Ancak İsrail, İslamcı eğilimli yeni liderlikten şüphe duyduğunu belirterek tampon bölgeyi hızla kontrol altına aldı; Suriye’deki askerî tesislere yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve tampon bölge dışındaki köylere periyodik olarak girerek zaman zaman yerel halkla şiddetli çatışmalara yol açtı.

Görsel kaldırıldı.
İsrail güçlerinin, Suriye’nin güneyinde Kuneytra kırsalındaki Sayda beldesine yönelik ilerleyişi. (Arşiv – SANA)

İsrail, varlığının geçici olduğunu; Esad yanlılarının kalıntılarını ve silahlı unsurları temizleyerek ülkesini saldırılardan korumayı amaçladığını savundu. Buna karşın, güçlerini yakın zamanda geri çekmeye niyetli olduğuna dair bir işaret vermedi. Taraflar arasında bir güvenlik anlaşmasına yönelik görüşmeler geçen yıl durmuştu.

Görsel kaldırıldı.
Suriye’nin güneyinde, İsrail sınırı yakınındaki Kuneytra kentinde bir gözlem noktasında görev yapan Birleşmiş Milletler Ayrıştırma Gözlem Gücü (UNDOF) askeri. (AFP)

Yeni turda Suriyeli yetkili, Şam’ın “İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 öncesindeki temas hatlarına çekilmesini; tam Suriye egemenliğine öncelik veren ve ülkenin iç işlerine her türlü müdahaleyi engelleyen karşılıklı bir güvenlik anlaşması çerçevesinde” talep edeceğini ifade etti.

İsrailli yetkililer konuyla ilgili yorum yapmazken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın sözcüsü de açıklama yapmaktan kaçındı.