Yapay zeka... Ölümsüz bir diktatör dünyayı yönetiyor

Kissinger uyarı çanlarını çalıyor: İnsanoğlu tarihte ilk defa belli bir süre içerisinde kendini yok etme gücüne sahip.

Henry Kissinger dünyanın sonunun gelişi ile ilgili uyarısında haklı mıydı? (Getty Images)
Henry Kissinger dünyanın sonunun gelişi ile ilgili uyarısında haklı mıydı? (Getty Images)
TT

Yapay zeka... Ölümsüz bir diktatör dünyayı yönetiyor

Henry Kissinger dünyanın sonunun gelişi ile ilgili uyarısında haklı mıydı? (Getty Images)
Henry Kissinger dünyanın sonunun gelişi ile ilgili uyarısında haklı mıydı? (Getty Images)

İmil Emin
Yaklaşık iki hafta önce düşünce merkezi McCain Enstitüsü’nün ev sahipliğinde yapılan bir forumda en kıdemli ve en ünlü ABD siyaset teorisyeni Henry Kissinger, yapay zekanın tehlikelerinden bahsederek bunun, ABD ile Çin arasında çıkması beklenen potansiyel çatışma ile dünyanın sonunun gelmesi ihtimalini iki katına çıkardığına işaret etti.
1970’li yılların başlarında Moskova’yı sıkıştırmak amacıyla Washington ile Pekin arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasına zemin hazırlayan meşhur “ping-pong” diplomasisinin sahibi Kissinger, yapay zeka gibi icatların sağladığı büyük teknolojik güçlerin, vahşet ve zarar verme açısından insanlığın daha önce hiç bilmediği silahlarla birleştirildiğini öne sürüyor. Kissinger Soğuk Savaş sırasında nükleer bir çatışma çıkma riskinin yüksek olmasına rağmen, başta elektronik akıllarla üretilen silahlar olmak üzere nükleer silah alanındaki teknolojik ilerlemenin, kıyamet günü senaryolarına ve nükleer kış çemberine girilmesine ilişkin risklerin ve endişelerin artmasına yol açtığını ifade etti. Bu yüzden 100 yaşına yaklaşan Kissinger “İnsanoğlu tarihte ilk defa belli bir süre içerisinde kendini yok etme gücüne sahip” şeklinde korkunç bir ifade kullandı. Kissinger “İnsanoğlu, 70 yıl önce hayal bile edilemeyecek güçte teknolojiler geliştirdi” dedi.
Neden dünyanın şu anki durumuna Soğuk Savaş dönemindeki ciddiyet ile yaklaşılmıyor? Bu tarihi yaklaşımın tutarsız olmasında yapay zekanın herhangi bir rolü var mı?
Genel olarak yapay zekanın rolünün olduğu düşünülüyor. Amerikan siyaset patriği Henry Kissinger bunu şu şekilde açıklıyor:
“Yapay zeka alanındaki teknolojik mesele, insanın makineyle ortak olduğu ve makinenin özerklik geliştirdiği gerçeğine dayanıyor. İki teknolojik süper güç arasındaki askeri bir çatışmada, bu mesele büyük bir önem kazanıyor.”

Atom bombasından daha tehlikeli olan güç: Yapay zeka
Yapay zeka nedir ve bu sahaya çok yakın olan bazı kişilerin iddia ettiği gibi gerçekten atom bombasından daha büyük bir tehlike mi arz ediyor?
Yapay zeka için yapılabilecek en yakın tanım, makinelerin -hiç şüphesiz başta bilgisayarların- insanlar yerine çalışmasıdır. Bu da gelişim sürecinin belirli bir noktasında bir makinenin insan gibi düşünebileceği, plan yapabileceği, bir karara varabileceği ve sonra aldığı bu kararı uygulayabileceği anlamına geliyor. Özellikle bu makinelerin düşünce özelliklerinin insanın kapasitesini aşma ihtimalini göz önüne alırsak, bu büyük tartışmaları beraberinde getiriyor.
Yapay zekaya odaklanan modern teknolojinin en önemli isimlerinden Elon Musk yakın bir zamanda, insan zihnini bilgisayara bağlayarak bilim adamlarının hayaline ulaşma, yani insan beynini uzaktan kontrol etme ve insanları istenilen şekilde yönlendirme projesinden söz etti. Bununla birlikte Musk, yapay zekaya ilişkin şahsi korkularından da bahsetti ve bununla ilgili pek çok uyarıda bulundu. Musk yapay zekanın insanlığın varoluşunu tehdit edebilecek bir teknoloji olduğunu ve bunun kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyor. Zira yapay zeka, nükleer silah tehlikesini gölgede bırakacak büyüklükte bir tehlikeye dönüşebilir. Hatta belki de bir gün yapay zeka öyle bir noktaya ulaşacak ki sokaklarda yürüyen ve insanları öldüren robotlar göreceğiz. İşte o zaman insanlık kendisine doğru gelen tehlikeyi fark etmiş olacak.
Yapay zekanın güvenliğini sağlamak için gösterilen çabaların sadece yüzde beş ila yüzde 10'luk bir başarı şansına sahip olduğunu ifade eden Elon Musk’ın belki de yapay zeka ile ilgili yaptığı en iyi tanım şuydu:
“İnsanlığın kaçamayacağı ölümsüz bir diktatör.”
Peki Kissinger söz ve eylem açısından gerçekten haklı mı?

Washington ve Pekin’in taht kavgası
Okuyucu kavga kelimesinden bunun uluslararası kutupluluğa doğru bir yarış olduğu zannına kapılabilir. Ancak aslında burada kastedilen şey ABD ile Çin arasında yapay zeka sahnesinde önder olma mücadelesi.
Çinliler, Washington'un yapay zeka dünyasında uzun mesafe katettiğinin ve yapay zekaya dayalı onlarca askeri siber programın yanı sıra Yıldız Savaşları Programı da dahil olmak üzere uzay boşluğunda gerçekleştirmek üzere kusursuz programlar hazırladığının farkında. Yıldız Savaşları Programı 1983 yılında dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından ortaya atılmıştı. Daha sonra ise Eski ABD Başkanı Donald Trump başkanlık döneminin başlarında bu projeyi raftan indirmeye karar vermişti.
ABD’nin bu şekilde ilerlemesi karşısında Çin de eli kolu bağlı oturmuyor ve ipi göğüslemek için iki şekilde çabalıyor. İlki, ABD’nin yapay zeka ile ilgili programlarını dolaylı yoldan elde etme girişimleri. İkincisi ise bu yolda ABD’lilerle savaşmak için büyük bir fon toplamak.
Bilgi ve veri analiz şirketi Gartner’da araştırma direktörü olan Anthony Mullen Verge New York Times gazetesine verdiği demeçte “Çin’in yapay zeka ile ilgili alanlarda ABD ile rekabet etme arzusu oldukça gerçekçi. Pekin, hükümet finansmanı ve büyük bir nüfus başta olmak üzere bu alanda ilerleme kaydetmek için gerekli tüm faktörlere sahip” dedi.
Bu bağlamda bazı gerçeklerden bahsetmek yerinde olacaktır. Bu gerçeklerden en önemlisi büyük yapay zeka sistemleri için dev bir veri tabanı gerektiği. Verilerin ana kaynağı insanlar olduğu için Çin bu noktada büyük bir avantaja sahip. Nitekim ülkede 1,4 milyardan fazla insan yaşıyor. Bu kişiler, kullanıcıların gizliliği konusunda daha müsamahakar olan Çin merkezli teknoloji devleri tarafından kullanılabilecek faydalı bilgiler üretiyor. En nihayetinde Çin, hayatın neredeyse her alanına yüz tanıma sistemini yerleştirmiş durumda.
Yukarıda bahsettiklerimiz Çin’in askeri programlarının temelde yapay zeka teknolojilerine bağlı hale geldiği anlamına mı geliyor? Kissinger’ın korktuğu rekabet bu temele mi dayanıyor?

Ulusal güvenlik durumu ile ilgili tehlikeler
En önemli bilgi ve analiz kaynaklarından biri olan ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND Corporation tarafından yayınlanan bir raporda ve ABD Savunma Bakanlığı’nın gelecek ile ilgili değerlendirmelerinde yapay zekanın ABD ulusal güvenliği üzerindeki tehlikelerini görüyoruz. Zira siber güvenlik, özellikle yapay zeka kaynaklı güvenlik açıkları için zengin bir alan olarak tanımlanıyor. Yapay zeka araçlarının en önemli işlevlerinden biri, bilgi ile etkili bir şekilde oynaması. Bu yüzden yapay zeka araçları özellikle bilgi ve siber güvenlik uygulama savaşları için uygun olabilir.
Aynı şekilde ulusal güvenliği denetleme veya siber güvenliği sağlama alanında yapay zekanın uygulanması, verilerin temelindeki zayıflık sorununa dayalı yeni bir siber saldırı hedefi oluşturuyor. Düşmanlar yapay zeka ile çalışan bir denetleme sistemini sistematik olarak yanlış bilgilerle nasıl besleyebileceklerini öğrenebilirler. Böylece gizli otomatik bir çifte ajan oluşturabilirler.
Yapay zeka tabanlı bir dünyada güvenlik ile ilgili bir diğer çarpıcı güvenlik açığı da (veya çarpıcı bir özellik), üçüncü kişilerin ağlara girmek için uyguladığı yapay zeka tekniklerinin kullanılması. Peki bu birkaç yıl önce gerçekten oldu mu?
Birçok kişi 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde dış siber saldırılarla sınırı aşan yabancıların müdahalesi ile ilgili ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) verdiği bilgileri hatırlar. Bu saldırılar, seçmenlerin görüşlerini etkilemek amacıyla sızdırılan özel verilerin seçilerek kamuya açıklanmasından oluşuyordu. Bu tür saldırılar, uygun bilgiler elde edildiğinde tespit edilip tanımlanabilirken, daha gelişmiş yapay araçlar, saldırıyı planlayan birimin yeteneklerini artırabilir ve saldırı sırasında tespit edilme olasılıklarını azaltabilir.
Bir kez daha 2020 yılında ABD Başkanlık seçimleri sona ermiş, bölücü ve ayrılıkçı durumlar günümüzdeki noktasına ulaşmış ve ABD yıkıcı yapay zeka saldırılarından birine maruz kalmıştı. Saldırılar ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Hazine Bakanlığı’nı hedef alan ve genelde ABD’nin stratejik hedeflerine zarar veren siber ihlaller şeklinde yapılmıştı. O gün Demokratlar ve Cumhuriyetçiler bu saldırının arkasında Rusya olduğu konusunda hemfikirdi. Başbakan seçilen Joe Biden da bu siber saldırıyı gerçekleştiren kişileri ne durduracak ne de onlara karşılık verecek büyük bir intikam tehdidinde bulunmuştu.
Nisan ayı sonlarında ABD’nin Washington şehrindeki polis teşkilatı bilgisayar sunucularından birine büyük bir siber saldırı düzenlendiğini duyurdu. Bu saldırı polis raporlarındaki çok sayıda gizli bilginin, iç notların, polisin gizli ajanlarla bağlantılarının ve bu ajanların isimlerinin sızdırılmasına yol açarken, asıl felaket hırsızların çaldıkları bilgileri yayınlamaması için Washington Polisi ile “hackerların” görüşmeler yapması oldu. Bu, ABD hükümetine bağlı kurumların siber alemde günümüz korsanlarının rehinesi haline geldiğini gösteriyor.
Bunlara göre şöyle bir korkunç soru ortaya çıkıyor: Yapay zeka tehditleri nükleer silahlara uygulanabilir mi?

Nükleer cephaneliğe yaklaşan felaket
Geçtiğimiz aralık ayında ABD Dışişleri Bakanlığı ile Hazine Bakanlığı sunucuları siber saldırıların hedefi olduğunda kuşkulu bir fısıltıyla ABD cephaneliğine sızılıp sızılmadığı veya uyrukları ne olursa olsun yabancı “hackerların” ABD’nin askeri tesislerine yaklaşıp yaklaşmadığı sorgulandı.
O sırada ABD’liler olayı tartışmak istemiyor gibi görünüyordu. Ancak muhtemelen Kissinger son uyarı çığlığını atacak kadar bilgiye sahipti.
Ancak Washington ile Pekin arasında ilişkilerin kurulmasına yardımcı olan ilk adamın (Kissinger) açıklamalarından yaklaşık üç ay önce yapay zekanın nükleer silahlanma üzerindeki uygulamalarına ilişkin ilgi çekici ve ciddi bir rapor yayınlandı. Gelin birlikte bakalım.
Ocak ayının ortalarında Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’nden (SIPRI) uzmanlar, dünyadaki nükleer güçlerin hummalı rekabetine eşlik eden potansiyel nükleer tehditlere ve yapay zeka buluşlarını ve çeşitli uygulamalarını nükleer silah alanında kullanma girişimlerine ilişkin uyarıda bulundular. Uzmanlar nükleer silahların kullanılma olasılığının artmasıyla birlikte bu durumun küresel istikrar üzerinde olumsuz etkiler ve riskler oluşturabileceğini öne sürdüler.
SIPRI’nın raporunda yapay zeka alanındaki gelişmeler, özellikle makine öğrenimi ile kendi kendine öğrenme uygulamaları ve nükleer teknoloji dünyasında erken uyarı araçlarından komuta, kontrol ve silah tedarikine kadar nükleer silahlarla ilgili sektörlerde yapay zekanın kullanılması konusunda kapının nasıl ardına kadar açılacağı yer alıyor.
Raporun hazırlanmasına katkıda bulunan kıdemli araştırmacı Vincent Boulanin, Kissinger’in dünyanın sonuna ilişkin endişelerini kuruntudan çok gerçeğe dönüştüren bir soruna değiniyor. O da nükleer silahı olan ülkelerin, sahip oldukları nükleer enerjinin yönetimi ve işletilmesinde yapay zeka kullanımlarının şimdiki veya gelecekteki rolü konusunda şeffaf davranmamaları.
Mısır resmi haber ajansı MENA’ya göre raporu hazırlayanlar, nükleer silaha sahip olan ülkelerin, genel olarak nükleer askeri amaçlara ve nükleer hizmetlerle ilgili gereksinimlere hizmet etmek için hızlı bir şekilde yapay zeka teknolojilerini geliştirmeye yönelmesinin öngörülemeyen sonuçlar doğuracak pervasız davranışlara yol açacağını vurguluyorlar. Aynı zamanda yapay zeka uygulamalarının olgunlaşmamışken benimsenmesinin, nükleer silahlara maruz kalma risklerini ve başarısızlık olasılıklarını artıracağına ya da bu uygulamaların nükleer bir çatışmaya evrilebilecek bir olaya veya krize dönüşecek şekilde kötüye kullanılabileceğine dikkat çekiyorlar.
Bu rapordaki önemli sesler arasında, SIPRI Silahlanma ve Silahsızlanma Konuları Uzmanı Lora Saalman öne çıkıyor. Her halükarda yapay zeka teknolojilerinin kendi içinde nükleer silah kullanımı için itici bir güç olmasının pek olası olmadığını ifade eden Saalman, yapay zeka teknolojilerinin nükleer seviyeye ulaşan bir krizi körükleyebileceği etkenleri anlamak için dikkate alınması gereken bölgesel yönelimler, jeopolitik gerilimler ve kodların yanlış çözülüp yorumlanması gibi nedenler olduğuna dikkat çekti.

Nick Bostrom ve yapay zekanın geleceği
İnsanlığın dikkatini yapay zekanın metafiziğine çeken sesler arasında İngiltere Oxford Üniversitesi’nde profesör ve İnsanlığın Geleceği Enstitüsü’nün kurucusu olan İsveçli filozof Nick Bostrom bulunuyor.
Bostrom teknolojinin varoluşsal riskler, antropik ilke ve bunun dünyaya ve kendi rolümüze bakış açımız üzerindeki sonuçları, süper zeka ve yol açabileceği öngörülemeyen sorunlar veya yeni bir medeniyetin dönemleri üzerine yaptığı araştırmalarla uluslararası çapta bir üne sahip.

Bostrom'un bahsettiği bu süper zeka nedir?
Kısaca söylersek süper zeka bilimsel yenilik, genel hüküm verme ve sosyal beceriler de dahil olmak üzere neredeyse her alanda en iyi insani akıllara büyük oranda üstün gelme gücüne sahip zihin demektir.
Bostrom “Transhümanizm: Geleceğe Yönelik Küçük Bir Kılavuz” adlı kitabında süper zekayı, yalnızca insan beyninin hızını aşan değil, aynı zamanda türü bakımından da insan beyninden daha akıllı olan bir zihne işaret ederek tanımlıyor.
Bostrom’a göre köpeğinizin beynini ne kadar hızlandırmaya çalışırsanız çalışın insan beynine eşdeğer bir beyin elde edemezsiniz. Aynı şekilde, çok hızlı insan beyninin bile mevcut kapasitesi göz önüne alındığında erişemeyeceği zeka türleri olabilir. Ancak sinir ağlarımızın hacmini veya bağlantılarını artırmak kadar basit bir şey bize bu yeteneklerden bazılarını kazandırabilir. Diğer iyileştirmeler için bilişsel mimarinin tamamen yeniden düzenlenmesi veya eskilerinin üzerine yeni bilişsel tabakaların eklenmesi gerekebilir.
Bostrom'a göre süper zeka ile yapay zeka arasında herhangi bir ilişki var mı?
İsveçli filozof, şimdiki veya gelecekteki yapay zeka sistemlerinin yakın bir zamanda insan varlığı için herhangi bir tehdit oluşturmadığını, ancak bir süper zeka sistemi oluşturulursa bu sisteme insan dostu değerlerin eklenmesinin son derece önemli olduğunu ifade ediyor. Zira Bostrom’a göre insanlığın çıkarını önemsememe veya düşmanlık besleme seviyesine ulaşan hedeflerin yanı sıra kötü niyetli veya dikkatsiz bir şekilde tasarlanmış süper zeka, insanlığın yok olmasına neden olabilir.
Diğer bir endişe kaynağı da, üstün planlama yeteneği ve hızlı bir şekilde geliştirebileceği teknolojiler sayesinde oldukça güçlü olabilecek ilk süper zekanın yalnızca bir kişiye ya da programcılar veya kendisini görevlendiren şirket gibi küçük bir gruba hizmet etmek için oluşturulacak olması.
Bu senaryo tüm zeki yaşam formunun gerçek anlamda yok olacağı anlamına gelmese de, varoluşsal bir risk teşkil ediyor. Çünkü gelecekte insanlığın yeteneklerinin büyük bir bölümü kalıcı olarak yok edilmiş olacak ve daha çok insan nüfusunun küçük bir kısmı Bostrom’un adlandırdığı transhümanizmin faydalarından yararlanacak.

Yapay zeka dünyasının sonu ve tehlikeleri
40 yıl önceki elektronik sistemlerin hikayelerine dönüp baktığımızda, 1983'te meydana gelen bir olay dikkatimizi çekiyor. O zamanlar, Soğuk Savaş en şiddetli anlarını yaşıyordu ve Washington ile Moskova arasında son derece gergin bir bekleyiş vardı.
O dönemde Sovyetler Birliği’nin erken ikaz sistemleri, bir ABD füzesinin kendilerine doğru gelmekte olduğuna dair uyarıda bulunmuştu. Şayet uyarı doğruysa hiç şüphesiz bu nükleer başlıklı bir füzeydi. Bu da ABD’lilerin Ruslara ilk darbeyi vurma konusunda inisiyatif aldıkları anlamına geliyordu.
O zamanlar dünya nükleer savaşın eşiğindeydi. Bu uyarının yanlış bir uyarı olduğu kanısına varan Rus subay Stanislav Petrov’un dikkati ve sakinliği olmasaydı ve uyarıya karşılık vermeme kararı almasaydı nükleer bir savaş dünyayı kasıp kavurmuş olurdu.
40 yıl önce, yapay zeka sistemleri günümüzdeki seviyesine ulaşmamıştı. Buna göre şöyle bir soru ortaya çıkıyor: İnsanlık, bir kez hata yaparak tüm dünyayı ölüme sürükleyebilecek yapay zeka zihinlerine kendi kaderini teslim edebilir mi?
İnsanlık hemen hemen iki gruba ayrılıyor. Bir grup yapay zekayı devam etmemesi veya gelişmemesi gereken potansiyel bir felaket olarak görüyor. Diğer grup ise mekanizmalarından yararlanmak için yapay zekanın geliştirilmesinin önemli olduğunu savunuyor.
Bu bağlamda, Google'ın eski patronu Eric Schmidt’in başkanlık ettiği bir ABD komitesi önemli bir rapor hazırlayarak bunu ABD Başkanı Biden’a ve ABD Kongresi’ndeki Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerine sundu.
Rapor, yapay zeka ile çalışan silah sistemlerine yönelik küresel düzeyde ambargo konulmasına yönelik çağrıların reddedilmesini tavsiye ediyor. Ayrıca yapay zekanın faydalarının en başında, kararların çok hızlı bir şekilde ve oldukça küçük hata paylarıyla alınmasının geldiğine işaret ediyor. Bu da insanların yapamadığı bir şey.
ABD’nin, Rusların ve Çinlilerin böyle bir ambargonun uygulanması halinde buna uymayacağını düşünmesinden hareketle, raporu hazırlayanlar yeni Amerikan yapay zeka silahlarının geliştirilmesini tavsiye ettiler ve aksi takdirde üst düzey askeri yetenekleri ile tanınan ABD silahlı kuvvetlerinin önümüzdeki yıllarda askeri ve teknolojik üstünlüğünü kaybedeceklerini ifade ettiler.
Henry Kissinger dünyanın sonunun gelişi ile ilgili uyarısında haklı mıydı?
Kulakları var ama işitmiyorlar, gözleri var ama görmüyorlar... Bu dünyanın hali.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.

 


CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
TT

CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ona eşlik eden üç savaş gemisi Ortadoğu’ya ulaştı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın protestoları bastırmasına tepki olarak hava saldırıları düzenleme ihtimalini yeniden gündeme getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, uçak gemisinin üç muhriple birlikte ‘bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla halihazırda Ortadoğu’da konuşlandırıldığını’ bildirdi.

CENTCOM, taarruz grubunun İran’a komşu Arap Denizi’nde değil, Hint Okyanusu’nda bulunduğunu kaydetti. Bu konuşlanmanın, bölgeye binlerce ek askerin sevk edilmesi anlamına geldiği belirtilirken, bölgede en son ABD uçak gemisi varlığının, ekim ayında Gerald R. Ford uçak gemisinin, dönemin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik baskı kampanyası kapsamında Karayipler’e gönderilmesiyle gerçekleştiği hatırlatıldı.

ABD’li bir yetkili, CBS News’e yaptığı açıklamada, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun CENTCOM’un Ortadoğu’daki sorumluluk sahasına girdiğini, ancak dün sabah itibarıyla henüz nihai operasyonel konuşlanma noktasına ulaşmadığını doğruladı. Bu hareketliliğin, İran’dan gelen yeni uyarılarla eş zamanlı gerçekleştiği belirtildi.

Önceki haberlerde, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun pazar akşamı İran’a yakın bir bölgede konuşlandığı ifade edilmişti. Bu gelişme, Tahran’ın merkezindeki İnkılap (Devrim) Meydanı’na asılan ve ABD filosunu hedef almakla tehdit eden büyük bir pankartın görüntülerinin dolaşıma girmesinden saatler sonra yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, gemilerin bölgeye ‘herhangi bir olasılığa karşı’ gönderildiğini söylemiş, “Bu yöne doğru ilerleyen çok büyük bir filomuz var ve belki de onu kullanmak zorunda kalmayacağız” demişti.

Trump daha önce, İran’ın tutuklulara yönelik toplu idamlar gerçekleştirmesi ya da aralık ayı sonlarında başlayan protestoların bastırılması sırasında barışçıl göstericilerin öldürülmesi halinde askeri adım atmakla tehdit etmişti. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, olaylarda en az 5 bin 973 kişi hayatını kaybetti, 41 bin 800’den fazla kişi gözaltına alındı. İran’ın resmi verileri ise çok daha düşük bir rakama işaret ederek ölü sayısını 3 bin 117 olarak açıklıyor.

Son dönemde Trump’ın askeri müdahale ihtimalinden geri adım attığı yönünde işaretler de ortaya çıktı. Trump, İran’ın gözaltındaki 800 göstericinin idamını durdurduğunu öne sürdü; ancak bu iddiasının kaynağını açıklamadı. İran Başsavcısı ise söz konusu iddiayı “tamamen yalan” olarak nitelendirdi.

Buna rağmen Trump’ın tüm seçenekleri masada tutmaya devam ettiği görülüyor. Trump, perşembe günü başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran hükümetinin bazı protestoculara yönelik planlanan idamları hayata geçirmesi halinde, daha önce İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen ABD saldırılarının ‘hiçbir şey gibi görüneceğini’ söyledi.

SDFRG
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 22 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor.

Uçak gemisi, F-35 Lightning II ve F/A-18 Super Hornet savaş uçakları da dahil olmak üzere birden fazla hava filosuna ev sahipliği yapıyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, gemiye eşlik eden muhripler ise yüzlerce füze taşıyor; bunlar arasında kara hedeflerine yönelik onlarca Tomahawk seyir füzesinin de bulunabileceği belirtiliyor.

Uçak gemisi ve donanımına ek olarak, ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-15E Strike Eagle savaş uçaklarının da bölgede konuşlandırıldığı duyuruldu.

Uçuş takip verilerini izleyen analistler, onlarca ABD askeri nakliye uçağının Ortadoğu’ya doğru hareket ettiğini tespit etti.

Söz konusu askeri hareketlilik, geçen yıl ABD’nin, üç ana nükleer tesise yönelik saldırıların ardından olası bir İran misillemesine karşı hava savunma ekipmanlarını bölgeye sevk ettiği dönemi hatırlatıyor. İran, bu saldırılardan birkaç gün sonra el-Udeyd Hava Üssü’nü ondan fazla füzeyle hedef almıştı.


Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva dün ABD Başkanı Donald Trump'a, Gazze Şeridi için kuruluşuna öncülük ettiği Barış Konseyi’nin çalışmalarını sınırlandırmasını istedi. Brezilya Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre iki lider Washington'da bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.

Açıklamada, diğer liderler gibi Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’ne davet edilen Lula'nın, bu konseyin çalışmalarının ‘Gazze meselesiyle sınırlandırılması ve Filistin'e bir koltuk ayrılması’ önerisinde bulunduğunu belirtti.

Brezilya Cumhurbaşkanı, ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üye sayısının artırılması meselesi de dahil olmak üzere BM’nin kapsamlı bir reformdan geçirilmesinin önemini’ vurguladı. Lula, Trump’ı Barış Konseyi’ni kurarak ve rolünü uluslararası çatışmaları da kapsayacak şekilde genişleterek ‘yeni BM’nin efendisi’ olmaya çalışmakla suçlamıştı.

Beyaz Saray, Gazze Şeridi'nde İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirmek için Trump başkanlığındaki Barış Konseyi’nin kurulduğunu duyurdu, ancak konsey iç tüzüğü, Trump'a geniş bir rol verdiğinden BM ile rekabet edecek bir organ haline geleceğine dair endişeleri artırdı.

fgrty
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva (Reuters)

Lula ve Trump, aylar süren gerginliğin ardından geçtiğimiz ekim ayında ilk resmi görüşmelerinden bu yana birkaç kez temas kurdu. Bu yakınlaşmanın ardından, ABD yönetimi, eski sağcı cumhurbaşkanı ve Trump'ın müttefiki Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına tepki olarak uyguladığı yüzde 40'lık gümrük vergisinden Brezilya'nın önemli ihraç ürünlerini muaf tuttu.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Lula'nın Trump ile Venezuela'daki durumu görüştüğü aktarıldı.

Lula, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklandığı ABD’nin askeri operasyonunun ardından ‘bölgede barış ve istikrarın korunması’ çağrısında bulundu.

Brezilya Cumhurbaşkanı daha önce yaptığı bir açıklamada, bu operasyonu ‘kabul edilebilir sınırların ötesinde’ olarak değerlendirmişti.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı, görüşme sırasında Lula ve Trump arasında Lula'nın şubat ayında Hindistan ve Güney Kore'ye yapacağı gezilerin ardından Washington'ı ziyaret etmesini konusunda fikir birliğine varıldığını açıkladı.


Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
TT

Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı dün, Minneapolis'te federal güvenlik güçleri tarafından iki Amerikalının öldürülmesinin ardından Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikalarını yeniden değerlendirmesine rağmen, Sınır Devriye Şefi Gregory Bovenio'nun görevinden alındığına dair basında çıkan haberleri yalanladı.

İç Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tricia McLaughlin, X'te yaptığı paylaşımda “Komutan Gregory Bovenio görevinden alınmadı” diyerek, Bovenio'nun “başkanın ekibinin önemli bir parçası ve büyük bir Amerikan vatandaşı” olduğu yönündeki Beyaz Saray'ın mesajını doğruladı.

Bu açıklamalar, The Atlantic dergisinin Bovenio'nun sınır devriye komutanlığı görevinden alınması ve Kaliforniya'daki önceki işine geri dönmesi hakkında yayınladığı bir haberin ardından geldi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre dergi haberini, İç Güvenlik Bakanlığı'ndan bir yetkili ve onun görevden alınmasıyla ilgili bilgi sahibi iki kişiye dayandırdı.

Eğer onaylanırsa, Boffino'nun görevden alınması, Trump'ın Minneapolis'teki kolluk kuvvetlerinin kullandığı agresif taktiklere ilişkin görüşünde radikal bir değişiklik anlamına gelecektir. Cumartesi günü, sınır devriye görevlileri 37 yaşındaki hemşire Alex Breite'yi vurarak öldürdü.

Bovino, ocak ayı boyunca Minnesota'nın en büyük şehrindeydi ve burada askeri üniforma ve kask giyerken, sakinlere karşı agresif davranırken ve hatta protestoculara sis bombası atarken görüldü.

Trump, dün Truth Social platformunda yaptığı bir dizi paylaşımda, eyaletteki seçilmiş Demokrat yetkililerle verimli telefon görüşmeleri yaptığını belirterek, tavrını yumuşatmış gibi göründü.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, Trump ile yaptığı görüşmenin ardından Twitter'da, ayrıntılara girmeden ve Boffino'nun adını anmadan, “bazı federal ajanların” salı günü (bugün) şehri terk etmeye başlayacağını duyurdu.

7 Ocak'ta 37 yaşındaki Amerikan vatandaşı ve üç çocuk annesi protestocu Renee Goode'un ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı ajanları tarafından öldürülmesinden bu yana Minneapolis sakinleri arasında öfke yaygınlaşıyor.

Cumartesi günü Breonna'nın öldürülmesinin ardından, hafta sonu Minneapolis, New York ve diğer büyük şehirlerde daha fazla protesto gösterisi yapıldı.

Trump, sınır yetkilisi Tom Homan'ı Minnesota'ya göndereceğini ve Homan'ın doğrudan başkana rapor vereceğini açıkladı.

Belediye Başkanı Frey, “sonraki adımları görüşmeye devam etmek” için bugün Homan ile görüşeceğini duyurdu.