UCM’de savcı görevini üstlenmeye hazırlanan UNITAD Başkanı Kerim Han, Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ halen tehdit oluşturmaya devam ediyor

Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
TT

UCM’de savcı görevini üstlenmeye hazırlanan UNITAD Başkanı Kerim Han, Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ halen tehdit oluşturmaya devam ediyor

Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)

Pakistan asıllı İngiliz uluslararası hukuk adamı Kerim Han, 16 Haziran 2021’de hayatında yeni bir sayfa açtı. Han, 18 yıl önce kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üçüncü savcısı olarak görevine başlayacak.
Halihazırda DEAŞ Tarafından İşlenen Suçların Hesap Verilebilirliğini Desteklemek Üzere Teşkil Edilen Birleşmiş Milletler Soruşturma Ekibi (UNITAD) Başkanı olan 51 yaşındaki Han, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Söz konusu gün gelene kadar tüm dikkatimi özel danışman ve DEAŞ’ın işlediği suçları soruşturan UNITAD Başkanı vasfıyla görevlerimi tamamlamaya verdim Görevimin sonuna kadar olabildiğince etkili bir şekilde çalışmaya devam edeceğim. Resmi olarak göreve başladığımda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin sorumluluklarıyla ilgileneceğim.”
Han 10 Mayıs’ta, DEAŞ’ın Yezidilere karşı işlediği suçları soykırım suçu olarak nitelendirdi. Bu nitelendirmenin öncekilerden farkı, araştırmaların tamamlanması, ipuçlarının kanıtlanması ve ifadelerin resmi olarak onaylanmasının ardından resmi olarak anılmış olması.
UNITAD Başkanı Şarku’l Avsat’a telefon aracılığıyla yaptığı açıklamalarda ekibin kurulması, zorlukları ve geleceğe dair umutlarını aktardı. Konunun hukuki boyutunun önemine dikkat çekti.
Han açıklamalarının başında iki önemli noktaya dair açıklamada bulundu. DEAŞ’ı ‘İslami olmayan’ bir devlet olarak tanımlarken, terör örgütünün işlediği suçların yıllara yayıldığının bilinmesi gerektiğini söyledi. Refik Hariri’nin öldürülmesiyle ilgili kurulan Özel Mahkeme’nin gördüğü davanın da kanıtladığı üzere tek bir suçun bile soruşturulmasının oldukça önemli olduğunu vurguladı.

Kerim Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel Sekreter’den görevlendirilmem ile ilgili mesajı aldığımda Londra’daydım. Elbette daha önce bana bu görevi kabul edip etmeyeceğim sorulmuştu. Ben de ‘Evet’ demiştim. Bildiğiniz üzere bu görevi üstlenmeden önce soruşturma ekibinin başında özel bir iş yapıyordum. Bu, özel çalışmanın izin verdiği büyük bir özgürlük ve iyi bir yaşam kalitesi anlamına geliyor.”
Han, sakin bir ses tonuyla, haberi nasıl aldığına ve uluslararası üne sahip bir avukatken neden kolay olmayan bir yol seçtiğine dair şunları söyledi:
“Öncelikle bir Müslüman olarak durumu kendi bakış açımdan düşündüm. Beni bu yaşam kalitesini terk etmeye, görevi üstlenmeye, ayağa kalkmak ve bunun İslami olmadığını yüksek sesle söylemeye iten ek bir sorumluluğum olduğunu hissettim. DEAŞ İslami bir devlet değildir. Bu kişisel olarak benim için ek bir motivasyondu.”

‘İslami olmayan’ devlet
“2014- 2017 yılları arasında, DEAŞ olarak adlandırılan ama İslami olmayan bu devlette gördüğümüz şey, Irak’ta ve ayrıca bölgede bir suç için modeli olmasıydı” diyen Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arap, Kürt, Şii, Sünni, Kakai, Şabak, Hristiyan ve Türkmen olsun kurbanlar ve hayatta kalanlar, DEAŞ tarafından haklarından mahrum edildiler. Hayatları mahvoldu. Çoğu köleliğe ve tecavüze maruz kaldı. Ayrıca gençlerin çocukluğu, çocukların da hayatları kendilerini iğrenç bir şekilde, zorla cepheye alan DEAŞ tarafından çalındı. Ekip, BMGK tarafından uluslararası ceza hukuku kapsamında, uluslararası suç teşkil edebilecek eylemlerden cezaiolarak sorumlu tututlan ve DEAŞ üyesi olan kişileri tespit etmek için bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütme yetkisine sahip. Bu cezai eylemleri, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları olarak nitelendirebiliriz. Sorumluları belirlemeye çalışıyoruz. Belirlediğimiz suçlar güvenilir kanıtlara dayanıyor. BMGK, soruşturma ekibinin bunu yapmasını zorunlu kılarak DEAŞ suçları için hesap verilebilirliği teşvik etmede önemli bir rol oynamıştır.”

Han, açıklamasında Irak’ta yaşananlara dikkat çekti:
“BMGK tarafından DEAŞ’ın işlediği suçlar için hesap verebilirliği artırma hususunda soruşturma ekibinin görevinin gerekli olduğuna inanıyorum. Soruşturmanın başına atandığımdan bu yana geçen üç yılda ekibin Irak hükümetinin tam desteğiyle çok güzel çalıştığı kanaatindeyim. 31 Ekim 2018’de Irak’ta beş görevliyle çalışmaya başladım. Şu an 200’den fazla çalışanımız ve New York’un yanı sıra Bağdat, Erbil ve Duhok’ta dört ofisimiz var. Hesap verebilirliğe ulaşmak amacıyla bu suçları soruşturma yolunda ilerliyoruz. Söz konusu çalışma, üyeler arasında ayrım yapılmaksızın, bu suçların işlendiği herkesi kapsar. Yani çalışma yolculuğu devam ediyor. Sanırım uzun bir yol kat ettik. Burada BM’nin, hesap verebilirliğin uzak bir hayalden daha fazlası olabileceğini, mağdurlar ve hayatta kalanlar için bir hak olmasının yanı sıra, barış ve istikrar için gerekli bir köşe taşı olduğunu kanıtlamak için oynadığı büyük rolü belirtmekte fayda var.”

Zorluklar
“Elbette birçok düzeyde zorluklar var” diyen Han karşılaştıkları sorunlara ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Irak, BMGK kararına ulaştı. Daha sonra sıfırdan başlamamız gerekiyordu. Bu yüzden tek başıma, bazı isimleri de yanıma alarak bu ekibi kurdum. Bahsettiğim gibi; 2018 Ekim’inin sonunda Irak’a beş çalışanla geldim. Her şeyi sıfırdan oluşturmalıydık. Bir ofis inşa etmeli ve Iraklı yetkililerle ilişkiler kurmalıydık. Ardından DEAŞ’ın suçlar kaosuyla uğraşmak zorundaydık. Yani DEAŞ sadece bir gün suç işlemedi ki. Kıyaslamam gerekirse; Refik Hariri soruşturmasına bakılabilir. Bir gün içinde işlenen tek bir suçu araştırmak için harcanan büyük zaman ve çaba var. DEAŞ ise 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında İngiltere büyüklüğünde geniş toprakları işgal etti ve her gün suç işledi. Bu yüzden verimli çalışabilmemiz ve etki yaratabilmemiz için ekibin önceliklerinin belirlenmesi gerekiyordu. Bunu soruşturma önceliklerini belirleyerek yaptık. Aynı şekilde toplumlarla konuşmak, diyalog kurmak ve Iraklılar ile güven inşa etmek istiyorduk.”

UNITAD Başkanı sözlerinin devamında Irak’ın tarihi boyunca çektiği acılara işaret etti:
“Irak halkı da her halk gibi güzeldir. Demek istediğim; Saddam Hüseyin rejiminin suçlarından çok acı çektiler. Ardından Birinci Körfez Savaşı ve İkinci Körfez Savaşı’nın darbesinden ve nihayetinde DEAŞ’tan muzdarip oldular. Tüm bu acıların ağırlığına rağmen hayata tutunma direncine sahipler. Sünni Fıkıh Akademisi liderleri Ayetullah Sistani, Hristiyan cemaatinden Kardinal Sako ve diğer dini liderlerle görüştüğümde herkesin DEAŞ’ın suçlarının hiçbir şekilde dinin bir parçası olmadığı konusunda hemfikir olduğu ortak bir zemin aradık. Olan da zaten buydu. Kanunların uygulanması, hakların korunması ve yaşamın kutsallığı, tüm toplumları ve tüm dinleri bir arada tutması gereken ilkelerdir. Bu yola devam etmeliyiz. Çünkü artık iyi bir temelimiz var. Ancak daha yapılacak çok iş bulunuyor.”

Daha iyi performans gerekli
Kerim Han, Şarku’l Avsat’ın ekibin performansının nasıl iyileştirileceğine yönelik sorusuna şu cevabı verdi:
“Eğer yapabilirsem öncelikle biraz farklı bir şekilde başlamayı düşünüyorum. BMGK’ya ve soruşturma ekibini (UNITAD) destekleyen birçok ülkeye teşekkür borçluyuz. Hem uluslararası hem de bölgesel olarak geniş bir destekçi koalisyonumuz var. Bu koalisyona İngiltere, ABD, Almanya, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve Avrupa Birliği’nin (AB) yanı sıra Ürdün, Suudi Arabistan ve BAE de dahil. Uluslararası ilişkiler alanında sürekli çalışma ve azmin gerekli olduğunu anlamak önemlidir. Bu çalışmaya devam etmemiz gerekiyor çünkü DEAŞ, Irak’ta olduğu gibi bölgede ve dünyanın diğer yerlerinde de halen tehdit oluşturuyor. Bu nedenle siyasi desteğin devam etmesi gerekiyor. Ancak soruşturma ekibinin şimdiye kadar aldığı desteğin çok iyi olduğunu düşünüyorum.”
En önemli başlıklardan birnin yasama olduğuna dikkat çeken Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak’ta henüz soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları işlemiş DEAŞ’ın kovuşturulmasına izin veren bir yasa yok. Bu, uğruna çalıştığımız hesap verebilirliği sağlamak için gereklidir. Cumhurbaşkanı Berhem Salih tarafından Irak Parlamentosu’na sunulan bir yasa tasarısı mevcut. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Başbakanı Mesrur Barzani bir yasa yürürlüğe koyulması için mükemmel bir destek verdi. Bu nedenle Irak’taki yasal çerçevenin yakın gelecekte DEAŞ tarafından işlenen bu korkunç suçları doğru hukuki tanımla sınıflandırarak delillerin gösterdiği gibi sadece terörizm olarak değil, soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları olarak kovuşturmaya izin vereceğini umuyorum.”

Terörizm ile soykırım arasındaki fark
Kerim Han açıklamasının devamında terörizm ile soykırım arasındaki farka dikkat çekti:
“Terörizm dünyanın her bölgesine yayılmıştır ve her yerde kınanmalıdır. Örneğin Bali’de ve Manchester’da yaşananlara bakın. Şu an dünyanın her şehrinde birçok münferit olay meydana geliyor. Ne yazık ki bu şiddet alışılmış olan terördür. Genellikle de düzensizdir. Ancak DEAŞ tarafından Irak’ta ve diğer yerlerde işlenen suçlar arasında farklar var. Bu ayrım, söz konusu suçların mağdurlarının ve kurbanlarının hakları açısından son derece önemlidir.”

Han daha sonra sözü soykırım ile diğer suçlar arasındaki farka getirdi:
“Bir topluluğu kısmen veya tamamen yok etme niyetinin varlığını kanıtlamalıyız. DEAŞ’ın bazı eylemlerinin sadece rastgele zarar vermek için gerçekleştirilmediğini bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı grupların varlığını yeryüzünden tamamen veya kısmen silmeye çalışıyor. Hristiyan, Yezidi, Şii veya diğer kesimleri hedef alan suçlar söz konusu olduğunda bu durumun hukuki tanım önemlidir. Zulmü insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyorsanız, Musul’da olduğu gibi sahte halifeye (Bağdadi), sahte bir kişiyebiat etmemeleri nedeniyle hedef alınan Sünni aşiretlerin bile DEAŞ tarafından saldırıya uğramış olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu suçları işlemin niyeti ve bağlamı çok önemlidir. Kurbanlarını ayrım gözetmeksizin hedef alan terörizmden farklıdır.”

Han konuyu şöyle detaylandırdı:
“DEAŞ belli bir bölgenin kontrolünü ele geçirdi. İnsanlığa karşı işlenen suç ve sivil halka yönelik yaygın veya sistematik saldırı tek bir günle sınırlı değildi. Aksine 2014’ten 2017’ye kadar birkaç yıl boyunca sürdü. Burada insanları çarmıha germekten, diri diri yakmaktan, boğmaktan, tecavüz etmekten, çocukları öldürmekten ve infaz etmekten bahsediyoruz. Bunlar insanlığa karşı işlenen suç, soykırım ve savaş suçu olarak uygun şekilde sınıflandırılmalıdır. Burada suçun farklı yönleri ortaya çıkıyor. DEAŞ’ın İslami olmayan bir devlet olduğunu ortaya koymanın da önemli olduğunu düşünüyorum. Yaptıkları sadece Cenevre Sözleşmeleri, nefret söylemi veya 1948 Soykırımı Önleme Sözleşmesi ile değil, aynı zamanda Kuran-ı Kerim’in öğretileriyle de çelişiyor. Belki de ‘Dinde zorlama yoktur’ diyen Bakara Suresi’nin ne kadar güzel olduğunu biliyorsunuzdur. Bununla birlikte sözde İslam Devleti, bu tür İslami olmayan uygulamalarda bulundu. Kendilerini baskı yoluyla tanımladı. DEAŞ, tarihin en karanlık dönemlerinden biridir. Onların İslam ile hiçbir ilgisi yok. Bu, gece ile gündüz arasındaki fark kadar netttir. Dolayısıyla bu zulümlerden din adına sorumlu tutulması, mensup oldukları dinden ayrı oldukları için önemlidir. Öyleyse gerçek şu ki bu ideoloji, adı barış anlamına gelen bir dini sömürmeye çalışan İslam’dan sapmıştır. İslam’ın anlamı şudur: Barış ve Allah’ın iradesine teslim olmak.”

UNITAD’ın hedefleri
Kerim, soruşturmaların çoğunun dayandığı en önemli ülke olan Irak dışındaki bölgelerle ilgili davalar hakkında şunları söyledi:
“BMGK’daki görevimiz, soruşturmalarımızı Irak’ta yoğunlaştırma  yönündedir. Ancak soruşturma ekibinin hesap verebilirliği geliştirme ve dünya çapındaki DEAŞ suçlarının soruşturulmasını destekleme sorumluluğunu öngören 2379 sayılı kararımız var. DEAŞ’ın her yerde olduğunu biliyoruz. Onu Afganistan’da, Nijer’de, Afrika’nın Sahel bölgesinde, Libya’da ve diğer coğrafyalarda da gördük. Tüm ülkelerin DEAŞ karşısında birleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu radikal ideoloji büyüdükçe ve destek gördükçe kimse güvende olmayacak. İslam Peygamberi’nin dediği gibi; ılımlılığa döndüğümüzde güvende olacağız. Çünkü en iyi yol orta yoldur: Ilımlı olun, ibadet özgürlüğüne yer verin. Tüm ibadet yerlerinin korunması gerektiği için kiliselere, camilere ve sinagoglara izin verin. Bunlar İslam’ın öğretileridir. DEAŞ’ın yaptıkları ise bunun tam tersidir. DEAŞ camileri, kiliseleri ve diğer ibadethaneleri tapınakları korumak yerine yıkıyor.”

Kerim Han sözlerinin sonunda hukukun üstünlüğünün önemine dikkat çekti:
“Bu radikalizm yanlısı fikir son derece tehlikelidir ve Musul gibi başka bir şehrin ‘İslami olmayan bir devletin’ eline geçmesine izin vermemeliyiz. Tüm ülkelerin tehlikede olduğunun ve DEAŞ ile mücadele yolunun ılımlılık, saygı ve hukukun üstünlüğünden geçtiğinin farkına varmalıyız. Bunlar, tüm insanlığı bağlayan değerlerdir. UNITAD ekibinin arzuladığı şey, bu büyük hedef uğruna, insan birliğinin ilkelerini savunmada rol oynamaktır. Bu rol bizi, devletleri ve halkları bir araya getiren temel yasal ilkelere dayanmaktadır.”



Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
TT

Sırbistan’ı sallayan Trump oteli davası başladı: Hepimiz için bir sınav

Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)
Bombalanan eski Yugoslav Halk Ordusu karargahının yer aldığı anıt bölgesinde inşa edilmesi planlanan otel, ülkede büyük tartışma yaratmıştı (AFP)

Sırbistan'da, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın otel projesiyle ilgili dava başladı. 

Sırbistan Kültür Bakanı Nikola Selakovic, Kültür Bakanlığı Sekreteri Slavica Jelaca, Sırp Kültür Anıtları Koruma Enstitüsü Başkan Vekili Goran Vasic ve Belgrad Kültür Enstitüsü Müdür Vekili Aleksandar Ivanovic, çarşamba günü mahkemeye çıktı. 

4 yetkili de görevi kötüye kullanma ve belgede sahtecilikle suçlanıyor. 

Selakovic'in avukatı Vladimir Djukanovic, müvekkilinin otel projesinden kişisel kazanç elde etmediğini ve suçlamaların asılsız olduğunu savundu: 

Zarar gören tek taraf Sırbistan Cumhuriyeti oldu, ABD'yle ilişkilerimizi iyileştirebilecek kazançlı bir anlaşma yok edildi.

BBC'nin aktardığına göre sanıklar, suçlu bulunmaları halinde üçer yıl hapis cezası alabilir. Diğer yandan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, böyle bir karar verilmesi durumunda yetkililer hakkında af çıkaracağını söylemişti.

Protestocular, mahkeme binasının önünde toplanarak "Hırsızlar!" sloganlarıyla otel projesinde yer alan yetkililere tepki gösterdi. 

Eylemcilerden öğrenci Dimitrije Radojevic, davayı "Hepimiz için bir sınav" diye niteledi.

 Selakovic ve diğer üç sanık, haklarındaki suçlamaları reddetti. Duruşma 15 Nisan'a ertelendi.

Sözkonusu isimler hakkındaki iddianame, Organize Suçlardan Sorumlu Kamu Başsavcılığı'nın internet sitesinde aralıkta yayımlanmıştı. 

Bunun üzerine Kushner'ın firması Affinity Partners hızlıca bir açıklama yayımlayarak Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin iptal edildiğini duyurmuştu.

Lüks otel Trump markasını taşıyacağı için projede Cumhuriyetçi liderin oğulları Eric ve Donald Jr. tarafından yönetilen Trump Organization da yer alıyordu.

Kushner'ın iki yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı projenin 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı, kültürel koruma statüsüne sahip eski Genelkurmaylık binasının yer aldığı bölgede yapılması öngörülüyordu.

Vucic, bölgenin kültürel koruma statüsünü 2024'te kaldırmıştı. Ayrıca Kushner'ın firması Affinity Partners'la 99 yıllığına kira sözleşmesi imzalanmıştı. Bunun ardından ülkede büyük protestolar patlak vermişti. 

Cumhurbaşkanının liderliğindeki Sırp İlerleme Partisi, çoğunluğu elinde bulundurduğu Parlamento'da geçen yıl kasımda geçirdiği yasayla inşaatın önünü açmıştı. 

Hükümetin bu hamlesine muhalefetten de sert tepkiler gelmişti. Merkez sol Özgür ve Adalet Parti'den parlamenter Marinika Tepić, hükümeti "Donald Trump'ı memnun etmek uğruna ülke tarihini yok etmekle" suçlamıştı.

Independent Türkçe, BBC, Times of Israel


Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
TT

Birleşik Krallık’ta Epstein şoku: Başbakan Starmer’ın günleri sayılı

Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)
Epstein belgeleri nedeniyle yoğun baskı altındaki Keir Starmer'ın bir sonraki adımı merakla bekleniyor (AFP)

Birleşik Krallık'ın (BK) eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson'ın Jeffrey Epstein'le bağlantıları, İşçi Partisi'ni sarsmaya devam ediyor.  

Başbakan Keir Starmer'ın, Parlamento'da dün düzenlenen oturumda Mandelson'ı büyükelçi olarak atamadan önce siyasetçinin Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olduğunu söylemesi şok etkisi yarattı. 

İşçi Partisi lideri Starmer, Mandelson hakkında "Büyükelçi olarak atanmasından önce ve görev süresi boyunca Epstein'le ilişkisi sorulduğunda ekibime defalarca yalan söyledi" dedi.

Mandelson'ı büyükelçi olarak atadığı için pişmanlık duyduğunu dile getiren Starmer, "O zaman bugün bildiklerimi bilseydim, hükümetin yakınından bile geçemezdi" dedi.

"Her şey bitti"

Guardian'ın analizinde, Epstein'le ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen Mandelson'ı büyükelçi olarak ataması nedeniyle Starmer'ın koltuğunu kaybedebileceği yazılıyor. 

Eskiden Starmer'a yakın olan fakat adının paylaşılmamasını isteyen bir parlamenter, oturuma dair "Atmosferin değiştiğini hissedebiliyordunuz, ortam kararmaya başlamıştı" diyor. 

Başka bir parlamenter de "Bu savunulamaz bir şey. Peter'ın Epstein'le ilişkisini bilmelerine rağmen yine de onu göreve getirdiler" ifadelerini kullanıyor ve ekliyor: 

Keir bunu itiraf ettiği anda her şey bitti.

Eski bir bakan da "Yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi, ne kadar erken olursa o kadar iyi" diyerek, Starmer'ın geleceğinin tehlikede olduğunu vurguluyor. 

Starmer, Mandelson'ı atarken, Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerindeki görevinin yanı sıra 2004-2008'de Avrupa Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi olmasının, Donald Trump yönetimiyle ilişkileri yürütmek için onu ideal bir isim kıldığını savunmuştu. 

BBC'nin Newsnight programına katılan İşçi Partili Barry Gardiner, Starmer'ın istifa ihtimaline dair şunları söyledi: 

Bence ülkenin çıkarları için neyin en iyi olduğunu detaylıca düşünmesi gerek.

2020'deki İşçi Partisi liderlik yarışında Starmer'a rakip olan Rebecca Long-Bailey de Mandelson'ın atanmasının "felaket bir karar" olduğunu söyleyerek, başbakanın "yanıtlaması gereken büyük sorularla" karşı karşıya kaldığını ekledi.

Mandelson'ın Epstein'le bağlantıları

ABD'de yürütülen Epstein davasıyla ilgili 9 Eylül'de ortaya çıkan yazışmalarda, Mandelson'ın Epstein'e gönderdiği doğum günü mesajında, iş insanından "En iyi dostum" diye bahsettiği görülmüştü. Bunun ardından Starmer'ın talimatıyla, 10 Şubat 2025'te başladığı büyükelçilik görevinden 11 Eylül 2025'te alınmıştı. 

Geçen hafta yayımlanan belgelerde, 72 yaşındaki siyasetçinin Epstein'den 75 bin dolar civarında ödeme aldığı ortaya çıkmıştı. Ayrıca Epstein'in, Mandelson'ın eşinin osteopati eğitimi için yaklaşık 10 bin sterlin (yaklaşık 592 bin TL) ödeme yaptığı da görülmüştü. 

Mandelson ise bu paraları aldığını hatırlamadığını savunmuş, belgelerin gerçekliğinin araştıracağını söylemişti. 

Mandelson geçen hafta İşçi Partisi'nden, 3 Şubat'ta da Lordlar Kamarası'ndan istifa etmişti. 

frgthy
Son dava belgelerinde Epstein'le Mandelson'un birlikte görüldüğü kareler de paylaşıldı (ABD Temsilciler Meclisi)

Kamu görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatılan Mandelson'ın, ekonomik olarak zor durumdaki Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere destek sağlamak amacıyla planlanan 500 milyar euroluk kurtarma fonuna ilişkin bazı bilgileri Epstein'e sızdırdığı da yeni belgelerdeki iddialar arasında. 

Buna ek olarak Mandelson'ın 2008-2009 finansal krizi sırasında Londra yönetiminin para politikalarına dair hassas bilgileri Epstein'le paylaştığı da savunuluyor. 

Epstein hakkında reşit olmayan kızlara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla 2005'te soruşturma başlatılmıştı. İş insanı, 2008'de mahkemeyle yaptığı anlaşma kapsamında "fuhuşa teşvik" suçunu kabul etmiş, karşılığında 18 aylığına açık cezaevine gönderilmişti. Haftada 6 gün, günde 12 saat ofisine gitmek için izin alan Epstein, 13 ay sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakılmıştı. 

"Mandelson ülkemize ihanet etti"

Mandelson ve Epstein arasındaki yazışmaların bu döneme denk gelmesi ve Britanyalı siyasetçinin, hapse girip çıktıktan sonra da iş insanıyla ilişkisini sürdürmesi dikkat çekiyor. 

Başbakan Starmer, Mandelson'ın Epstein'le ilişkisinin detaylarının ve iş insanıyla hassas bilgileri paylaşmasının "son derece öfkelendirici" olduğunu belirterek şunları söyledi: 

Mandelson ülkemize, parlamentomuza ve partime ihanet etti.

Starmer, Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması öncesinde yapılan güvenlik soruşturması hakkındaki belgelerin en kısa zamanda yayımlanacağını taahhüt ederken, dokümanlarda ulusal güvenlik ve uluslararası ilişkileri etkileyebilecek unsurların kapsam dışında tutulacağını söyledi. 

Independent Türkçe, BBC, Guardian, CNN, Reuters


Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
TT

Trump'tan göçmenlik politikasında geri adım

ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Minnesota'daki göçmenlik karşıtı sert politikasında yönetiminin "biraz daha yumuşak bir yaklaşım benimseyebileceğini" kabul etti (Saul Loeb/AFP)

Geçen ay Minneapolis sokaklarında federal ajanların iki ABD vatandaşını vurarak öldürmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump, göçmenlik konusundaki sert önlemlerinde "biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebileceğini" itiraf etti.

Çarşamba günü yayımlanan, Trump'ın Super Bowl öncesinde NBC News'ten Tom Llamas'a verdiği röportajdan bir kesitte başkan, İç Güvenlik Bakanlığı'nın ülke genelinde protestolara yol açan Minnesota'daki geniş kapsamlı göçmenlik operasyonuna değindi.

Minneapolis'ten ne ders çıkardığı sorulunca Trump, "Belki biraz daha yumuşak bir yaklaşım sergileyebiliriz diye düşündüm. Ama yine de sert olmak zorundayız. Gerçekten tehlikeli suçlularla uğraşıyoruz" dedi.

Trump yönetimi Minnesota'da "kötülerin en kötüsü"nün peşinde olduğunu iddia ederken, üç çocuk annesi Renee Good ve yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti, operasyonda öldürülmüştü.

37 yaşındaki Good, 7 Ocak'ta arabasının direksiyonunda Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza ajanı Jonathan Ross tarafından vurularak hayatını kaybetmişti.

Yine 37 yaşındaki Pretti ise 24 Ocak'ta Sınır Devriyesi ajanlarıyla girdiği arbede sırasında açılan ateş sonucu ölmüştü.

Trump yönetimi her iki olayı da meşru müdafaa olarak nitelendirdi ancak bu gerekçe sorgulanıyor.

İç Güvenlik Bakanlığı'na göre Minnesota'daki federal ajanlar son haftalarda binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Minnesota Star Tribune'un yakın tarihli bir haberine göre, Minnesota'daki bir federal binada tutulanlar, yiyecek ve tıbbi bakımdan mahrum bırakılma da dahil insanlık dışı koşulları anlattı.

Minnesota'daki karışıklık ortamında, Trump'ın sınır sorumlusu Tom Homan çarşamba günü erken saatlerde 700 federal ajanın Minnesota'dan çekileceğini ve eyalette yaklaşık 2 bin görevlinin kalacağını duyurdu.

Homan, "çekilmenin kamu güvenliği tehditlerinin topluma geri salınmasını önlemek için ilçe hapishaneleri ve ICE arasında yasal bir şekilde koordinasyonu artırma" konusunda eyalet ve yerel yetkililerle yapılan "verimli görüşmelerin" sonucu olduğunu söyledi.

Minnesota Valisi Tim Walz, X'te Homan'ın duyurusunun "doğru yönde bir adım olduğunu ancak güçlerin daha hızlı ve daha fazla çekilmesine ihtiyaç duyulduğunu" yazdı. Walz ayrıca Good ve Pretti'nin öldürülmesiyle ilgili eyalet öncülüğünde soruşturulma çağrısında bulundu.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, kalan 2 bin ajanı gerekçe göstererek, çekilmenin "gerilimi azaltma anlamına gelmediğini" savundu. İç Güvenlik Bakanlığı'nın Minnesota'daki operasyonunun "sakinlerle işletmeler için felaket olduğunu ve derhal sona ermesi gerektiğini" söyledi.

Independent Türkçe