UCM’de savcı görevini üstlenmeye hazırlanan UNITAD Başkanı Kerim Han, Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ halen tehdit oluşturmaya devam ediyor

Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
TT

UCM’de savcı görevini üstlenmeye hazırlanan UNITAD Başkanı Kerim Han, Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ halen tehdit oluşturmaya devam ediyor

Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)
Kerim Han, 2019’da Musul’u ziyaret etmişti. (BM)

Pakistan asıllı İngiliz uluslararası hukuk adamı Kerim Han, 16 Haziran 2021’de hayatında yeni bir sayfa açtı. Han, 18 yıl önce kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üçüncü savcısı olarak görevine başlayacak.
Halihazırda DEAŞ Tarafından İşlenen Suçların Hesap Verilebilirliğini Desteklemek Üzere Teşkil Edilen Birleşmiş Milletler Soruşturma Ekibi (UNITAD) Başkanı olan 51 yaşındaki Han, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Söz konusu gün gelene kadar tüm dikkatimi özel danışman ve DEAŞ’ın işlediği suçları soruşturan UNITAD Başkanı vasfıyla görevlerimi tamamlamaya verdim Görevimin sonuna kadar olabildiğince etkili bir şekilde çalışmaya devam edeceğim. Resmi olarak göreve başladığımda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin sorumluluklarıyla ilgileneceğim.”
Han 10 Mayıs’ta, DEAŞ’ın Yezidilere karşı işlediği suçları soykırım suçu olarak nitelendirdi. Bu nitelendirmenin öncekilerden farkı, araştırmaların tamamlanması, ipuçlarının kanıtlanması ve ifadelerin resmi olarak onaylanmasının ardından resmi olarak anılmış olması.
UNITAD Başkanı Şarku’l Avsat’a telefon aracılığıyla yaptığı açıklamalarda ekibin kurulması, zorlukları ve geleceğe dair umutlarını aktardı. Konunun hukuki boyutunun önemine dikkat çekti.
Han açıklamalarının başında iki önemli noktaya dair açıklamada bulundu. DEAŞ’ı ‘İslami olmayan’ bir devlet olarak tanımlarken, terör örgütünün işlediği suçların yıllara yayıldığının bilinmesi gerektiğini söyledi. Refik Hariri’nin öldürülmesiyle ilgili kurulan Özel Mahkeme’nin gördüğü davanın da kanıtladığı üzere tek bir suçun bile soruşturulmasının oldukça önemli olduğunu vurguladı.

Kerim Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel Sekreter’den görevlendirilmem ile ilgili mesajı aldığımda Londra’daydım. Elbette daha önce bana bu görevi kabul edip etmeyeceğim sorulmuştu. Ben de ‘Evet’ demiştim. Bildiğiniz üzere bu görevi üstlenmeden önce soruşturma ekibinin başında özel bir iş yapıyordum. Bu, özel çalışmanın izin verdiği büyük bir özgürlük ve iyi bir yaşam kalitesi anlamına geliyor.”
Han, sakin bir ses tonuyla, haberi nasıl aldığına ve uluslararası üne sahip bir avukatken neden kolay olmayan bir yol seçtiğine dair şunları söyledi:
“Öncelikle bir Müslüman olarak durumu kendi bakış açımdan düşündüm. Beni bu yaşam kalitesini terk etmeye, görevi üstlenmeye, ayağa kalkmak ve bunun İslami olmadığını yüksek sesle söylemeye iten ek bir sorumluluğum olduğunu hissettim. DEAŞ İslami bir devlet değildir. Bu kişisel olarak benim için ek bir motivasyondu.”

‘İslami olmayan’ devlet
“2014- 2017 yılları arasında, DEAŞ olarak adlandırılan ama İslami olmayan bu devlette gördüğümüz şey, Irak’ta ve ayrıca bölgede bir suç için modeli olmasıydı” diyen Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arap, Kürt, Şii, Sünni, Kakai, Şabak, Hristiyan ve Türkmen olsun kurbanlar ve hayatta kalanlar, DEAŞ tarafından haklarından mahrum edildiler. Hayatları mahvoldu. Çoğu köleliğe ve tecavüze maruz kaldı. Ayrıca gençlerin çocukluğu, çocukların da hayatları kendilerini iğrenç bir şekilde, zorla cepheye alan DEAŞ tarafından çalındı. Ekip, BMGK tarafından uluslararası ceza hukuku kapsamında, uluslararası suç teşkil edebilecek eylemlerden cezaiolarak sorumlu tututlan ve DEAŞ üyesi olan kişileri tespit etmek için bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütme yetkisine sahip. Bu cezai eylemleri, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları olarak nitelendirebiliriz. Sorumluları belirlemeye çalışıyoruz. Belirlediğimiz suçlar güvenilir kanıtlara dayanıyor. BMGK, soruşturma ekibinin bunu yapmasını zorunlu kılarak DEAŞ suçları için hesap verilebilirliği teşvik etmede önemli bir rol oynamıştır.”

Han, açıklamasında Irak’ta yaşananlara dikkat çekti:
“BMGK tarafından DEAŞ’ın işlediği suçlar için hesap verebilirliği artırma hususunda soruşturma ekibinin görevinin gerekli olduğuna inanıyorum. Soruşturmanın başına atandığımdan bu yana geçen üç yılda ekibin Irak hükümetinin tam desteğiyle çok güzel çalıştığı kanaatindeyim. 31 Ekim 2018’de Irak’ta beş görevliyle çalışmaya başladım. Şu an 200’den fazla çalışanımız ve New York’un yanı sıra Bağdat, Erbil ve Duhok’ta dört ofisimiz var. Hesap verebilirliğe ulaşmak amacıyla bu suçları soruşturma yolunda ilerliyoruz. Söz konusu çalışma, üyeler arasında ayrım yapılmaksızın, bu suçların işlendiği herkesi kapsar. Yani çalışma yolculuğu devam ediyor. Sanırım uzun bir yol kat ettik. Burada BM’nin, hesap verebilirliğin uzak bir hayalden daha fazlası olabileceğini, mağdurlar ve hayatta kalanlar için bir hak olmasının yanı sıra, barış ve istikrar için gerekli bir köşe taşı olduğunu kanıtlamak için oynadığı büyük rolü belirtmekte fayda var.”

Zorluklar
“Elbette birçok düzeyde zorluklar var” diyen Han karşılaştıkları sorunlara ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Irak, BMGK kararına ulaştı. Daha sonra sıfırdan başlamamız gerekiyordu. Bu yüzden tek başıma, bazı isimleri de yanıma alarak bu ekibi kurdum. Bahsettiğim gibi; 2018 Ekim’inin sonunda Irak’a beş çalışanla geldim. Her şeyi sıfırdan oluşturmalıydık. Bir ofis inşa etmeli ve Iraklı yetkililerle ilişkiler kurmalıydık. Ardından DEAŞ’ın suçlar kaosuyla uğraşmak zorundaydık. Yani DEAŞ sadece bir gün suç işlemedi ki. Kıyaslamam gerekirse; Refik Hariri soruşturmasına bakılabilir. Bir gün içinde işlenen tek bir suçu araştırmak için harcanan büyük zaman ve çaba var. DEAŞ ise 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında İngiltere büyüklüğünde geniş toprakları işgal etti ve her gün suç işledi. Bu yüzden verimli çalışabilmemiz ve etki yaratabilmemiz için ekibin önceliklerinin belirlenmesi gerekiyordu. Bunu soruşturma önceliklerini belirleyerek yaptık. Aynı şekilde toplumlarla konuşmak, diyalog kurmak ve Iraklılar ile güven inşa etmek istiyorduk.”

UNITAD Başkanı sözlerinin devamında Irak’ın tarihi boyunca çektiği acılara işaret etti:
“Irak halkı da her halk gibi güzeldir. Demek istediğim; Saddam Hüseyin rejiminin suçlarından çok acı çektiler. Ardından Birinci Körfez Savaşı ve İkinci Körfez Savaşı’nın darbesinden ve nihayetinde DEAŞ’tan muzdarip oldular. Tüm bu acıların ağırlığına rağmen hayata tutunma direncine sahipler. Sünni Fıkıh Akademisi liderleri Ayetullah Sistani, Hristiyan cemaatinden Kardinal Sako ve diğer dini liderlerle görüştüğümde herkesin DEAŞ’ın suçlarının hiçbir şekilde dinin bir parçası olmadığı konusunda hemfikir olduğu ortak bir zemin aradık. Olan da zaten buydu. Kanunların uygulanması, hakların korunması ve yaşamın kutsallığı, tüm toplumları ve tüm dinleri bir arada tutması gereken ilkelerdir. Bu yola devam etmeliyiz. Çünkü artık iyi bir temelimiz var. Ancak daha yapılacak çok iş bulunuyor.”

Daha iyi performans gerekli
Kerim Han, Şarku’l Avsat’ın ekibin performansının nasıl iyileştirileceğine yönelik sorusuna şu cevabı verdi:
“Eğer yapabilirsem öncelikle biraz farklı bir şekilde başlamayı düşünüyorum. BMGK’ya ve soruşturma ekibini (UNITAD) destekleyen birçok ülkeye teşekkür borçluyuz. Hem uluslararası hem de bölgesel olarak geniş bir destekçi koalisyonumuz var. Bu koalisyona İngiltere, ABD, Almanya, Finlandiya, İsveç, Danimarka ve Avrupa Birliği’nin (AB) yanı sıra Ürdün, Suudi Arabistan ve BAE de dahil. Uluslararası ilişkiler alanında sürekli çalışma ve azmin gerekli olduğunu anlamak önemlidir. Bu çalışmaya devam etmemiz gerekiyor çünkü DEAŞ, Irak’ta olduğu gibi bölgede ve dünyanın diğer yerlerinde de halen tehdit oluşturuyor. Bu nedenle siyasi desteğin devam etmesi gerekiyor. Ancak soruşturma ekibinin şimdiye kadar aldığı desteğin çok iyi olduğunu düşünüyorum.”
En önemli başlıklardan birnin yasama olduğuna dikkat çeken Han sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak’ta henüz soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları işlemiş DEAŞ’ın kovuşturulmasına izin veren bir yasa yok. Bu, uğruna çalıştığımız hesap verebilirliği sağlamak için gereklidir. Cumhurbaşkanı Berhem Salih tarafından Irak Parlamentosu’na sunulan bir yasa tasarısı mevcut. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Başbakanı Mesrur Barzani bir yasa yürürlüğe koyulması için mükemmel bir destek verdi. Bu nedenle Irak’taki yasal çerçevenin yakın gelecekte DEAŞ tarafından işlenen bu korkunç suçları doğru hukuki tanımla sınıflandırarak delillerin gösterdiği gibi sadece terörizm olarak değil, soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları olarak kovuşturmaya izin vereceğini umuyorum.”

Terörizm ile soykırım arasındaki fark
Kerim Han açıklamasının devamında terörizm ile soykırım arasındaki farka dikkat çekti:
“Terörizm dünyanın her bölgesine yayılmıştır ve her yerde kınanmalıdır. Örneğin Bali’de ve Manchester’da yaşananlara bakın. Şu an dünyanın her şehrinde birçok münferit olay meydana geliyor. Ne yazık ki bu şiddet alışılmış olan terördür. Genellikle de düzensizdir. Ancak DEAŞ tarafından Irak’ta ve diğer yerlerde işlenen suçlar arasında farklar var. Bu ayrım, söz konusu suçların mağdurlarının ve kurbanlarının hakları açısından son derece önemlidir.”

Han daha sonra sözü soykırım ile diğer suçlar arasındaki farka getirdi:
“Bir topluluğu kısmen veya tamamen yok etme niyetinin varlığını kanıtlamalıyız. DEAŞ’ın bazı eylemlerinin sadece rastgele zarar vermek için gerçekleştirilmediğini bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı grupların varlığını yeryüzünden tamamen veya kısmen silmeye çalışıyor. Hristiyan, Yezidi, Şii veya diğer kesimleri hedef alan suçlar söz konusu olduğunda bu durumun hukuki tanım önemlidir. Zulmü insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyorsanız, Musul’da olduğu gibi sahte halifeye (Bağdadi), sahte bir kişiyebiat etmemeleri nedeniyle hedef alınan Sünni aşiretlerin bile DEAŞ tarafından saldırıya uğramış olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu suçları işlemin niyeti ve bağlamı çok önemlidir. Kurbanlarını ayrım gözetmeksizin hedef alan terörizmden farklıdır.”

Han konuyu şöyle detaylandırdı:
“DEAŞ belli bir bölgenin kontrolünü ele geçirdi. İnsanlığa karşı işlenen suç ve sivil halka yönelik yaygın veya sistematik saldırı tek bir günle sınırlı değildi. Aksine 2014’ten 2017’ye kadar birkaç yıl boyunca sürdü. Burada insanları çarmıha germekten, diri diri yakmaktan, boğmaktan, tecavüz etmekten, çocukları öldürmekten ve infaz etmekten bahsediyoruz. Bunlar insanlığa karşı işlenen suç, soykırım ve savaş suçu olarak uygun şekilde sınıflandırılmalıdır. Burada suçun farklı yönleri ortaya çıkıyor. DEAŞ’ın İslami olmayan bir devlet olduğunu ortaya koymanın da önemli olduğunu düşünüyorum. Yaptıkları sadece Cenevre Sözleşmeleri, nefret söylemi veya 1948 Soykırımı Önleme Sözleşmesi ile değil, aynı zamanda Kuran-ı Kerim’in öğretileriyle de çelişiyor. Belki de ‘Dinde zorlama yoktur’ diyen Bakara Suresi’nin ne kadar güzel olduğunu biliyorsunuzdur. Bununla birlikte sözde İslam Devleti, bu tür İslami olmayan uygulamalarda bulundu. Kendilerini baskı yoluyla tanımladı. DEAŞ, tarihin en karanlık dönemlerinden biridir. Onların İslam ile hiçbir ilgisi yok. Bu, gece ile gündüz arasındaki fark kadar netttir. Dolayısıyla bu zulümlerden din adına sorumlu tutulması, mensup oldukları dinden ayrı oldukları için önemlidir. Öyleyse gerçek şu ki bu ideoloji, adı barış anlamına gelen bir dini sömürmeye çalışan İslam’dan sapmıştır. İslam’ın anlamı şudur: Barış ve Allah’ın iradesine teslim olmak.”

UNITAD’ın hedefleri
Kerim, soruşturmaların çoğunun dayandığı en önemli ülke olan Irak dışındaki bölgelerle ilgili davalar hakkında şunları söyledi:
“BMGK’daki görevimiz, soruşturmalarımızı Irak’ta yoğunlaştırma  yönündedir. Ancak soruşturma ekibinin hesap verebilirliği geliştirme ve dünya çapındaki DEAŞ suçlarının soruşturulmasını destekleme sorumluluğunu öngören 2379 sayılı kararımız var. DEAŞ’ın her yerde olduğunu biliyoruz. Onu Afganistan’da, Nijer’de, Afrika’nın Sahel bölgesinde, Libya’da ve diğer coğrafyalarda da gördük. Tüm ülkelerin DEAŞ karşısında birleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu radikal ideoloji büyüdükçe ve destek gördükçe kimse güvende olmayacak. İslam Peygamberi’nin dediği gibi; ılımlılığa döndüğümüzde güvende olacağız. Çünkü en iyi yol orta yoldur: Ilımlı olun, ibadet özgürlüğüne yer verin. Tüm ibadet yerlerinin korunması gerektiği için kiliselere, camilere ve sinagoglara izin verin. Bunlar İslam’ın öğretileridir. DEAŞ’ın yaptıkları ise bunun tam tersidir. DEAŞ camileri, kiliseleri ve diğer ibadethaneleri tapınakları korumak yerine yıkıyor.”

Kerim Han sözlerinin sonunda hukukun üstünlüğünün önemine dikkat çekti:
“Bu radikalizm yanlısı fikir son derece tehlikelidir ve Musul gibi başka bir şehrin ‘İslami olmayan bir devletin’ eline geçmesine izin vermemeliyiz. Tüm ülkelerin tehlikede olduğunun ve DEAŞ ile mücadele yolunun ılımlılık, saygı ve hukukun üstünlüğünden geçtiğinin farkına varmalıyız. Bunlar, tüm insanlığı bağlayan değerlerdir. UNITAD ekibinin arzuladığı şey, bu büyük hedef uğruna, insan birliğinin ilkelerini savunmada rol oynamaktır. Bu rol bizi, devletleri ve halkları bir araya getiren temel yasal ilkelere dayanmaktadır.”



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.