Afrika feminizmi Sudanlı kadınlara ne sundu?

Sudan geçiş hükümeti, önündeki sosyal, kültürel ve yasal engelleri kaldırmak için çeşitli adımlar atmaya odaklandı

Sudanlı kadınların kamusal alandaki katılımının halen toplumun üst tabakalarıyla sınırlı olması, pozitif ayrımcılık çerçevesinde haklarının güvence altına alınmasını gerektiriyor (The Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudanlı kadınların kamusal alandaki katılımının halen toplumun üst tabakalarıyla sınırlı olması, pozitif ayrımcılık çerçevesinde haklarının güvence altına alınmasını gerektiriyor (The Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Afrika feminizmi Sudanlı kadınlara ne sundu?

Sudanlı kadınların kamusal alandaki katılımının halen toplumun üst tabakalarıyla sınırlı olması, pozitif ayrımcılık çerçevesinde haklarının güvence altına alınmasını gerektiriyor (The Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudanlı kadınların kamusal alandaki katılımının halen toplumun üst tabakalarıyla sınırlı olması, pozitif ayrımcılık çerçevesinde haklarının güvence altına alınmasını gerektiriyor (The Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mina Abdulfettah
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Pekin Deklarasyonu ve diğerleri gibi Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmeleriyle ilgili mevcut bir takım tartışmalar çerçevesinde Sudanlı kadınların çoğu, sömürgecilik ve diktatörlük dönemlerinin koşullarıyla mücadelede kendileriyle eşit olan diğer Afrika ülkelerinden kadınların gerisinde kaldı. Çünkü Afrikalı kadınlar, ülkelerindeki değişikliklerin boyutunu ve doğasını ortaya çıkaran Batı ülkelerinin desteğini alma ayrıcalığına sahipti.
Sudanlı kadınları bundan uzak tutan sadece yoksulluk ve cehalet değildi, aynı zamanda önceki rejimin kadın faaliyetleri üzerindeki tam kontrolü, kadınları İslami eğilimli rejimin dışında tutması ve sadece rejime mensup olanları siyasi, ekonomik ve sosyal olarak güçlendirmesiydi. Öte yandan bu süre zarfında Afrika feminizmi fikirlerini Afrika Birliği’ne (AfB) sızdırmayı başarmış ve ‘Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’ adlı sözleşmenin imzalanmasını sağlamıştı. Sudan’da Aralık 2018’deki devrimden sonra şimdi, bu sözleşmenin uygulanmasını etkileyen bazı engellerin ve faktörlerin ortadan kaldırılması halinde kadınların lehine olan bazı koşulların değişmesi bekleniyor.

Feminist sınıflandırma
Sudanlı kadınlar, genel olarak Afrikalı kadınların bir özelliği haline gelen Batı sömürgeciliğine karşı mücadele döneminden kalma siyah feminizm ve eski rejiminin onlar için zemin hazırladığı İslami feminizmi bir araya getiriyorlar. İslami feminizm, siyahi feminizmin yerini alırken Kuzey Sudan’da Güney Sudan’a karşı İslami eğilime ait olma sınıflandırmasının üstüne çıktı. Bu da Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) örgütünü, Güney Sudan, Nuba Dağları, Mavi Nil ve Darfur bölgelerindeki feminist aktivistleri söz konusu bölgelerden dışlanmış kadınları savunmak için harekete geçirmeye itti. Böylece, iki feminist hareket arasındaki sınıflandırma dönüşüme uğradı ve her biri, diğerinin siyasi faaliyetini, bu klişeleşme sayesinde etnik bir sınıflandırmaya dönüşene kadar saf bir feminist hareket olarak gördü. İslami feminizm düşüncesi, Ulusal Kongre Partisi’nin (UKP) kadın üyelerini etkileyen yabancı bir fikirdir. İranlı ve Türk modernistlerin yanı sıra Avrupa'da yaşanan Arap topluluklarına mensup Müslüman Kardeşler (İhvan) üyelerinden etkilenmiştir. Bu fikir aynı zamanda Ulusal İslami Cephe lideri Hasan Turabi'nin kadınlar hakkındaki fikirlerini de şekillendirirdi. Turabi, kadınların imamlığı gibi kadınlara ilişkin bir takım fetvalar yayınlamıştı. Turabi, fıkhi görüşlerinin yanı sıra kendisinden sonra partinin genel sekreterliğine bir kadının geçmesini de tavsiye etti. Ancak bu tavsiye, onu yalnızca kadınların siyaset sahnesindeki rolünün öneminin bir teyidi olarak gören bazı karşıt görüşlerle karşı karşıya kalırken kadınlar partinin liderliğine asla ulaşamadı.
Kendi kendi motive eden hareket
Sudan, 1956 yılında bağımsızlığını ilan ederek, bu konuda birçok Afrika ülkesinin önüne geçti. Afrika ülkeleri ise 1960’lar ve 1970’lerde bağımsızlıklarını kazanabildiler. Ancak 1954 yılında Sudan Kadınlar Birliği’nin kurulmasının ardından birliğin en önemli hedefleri, Fatima Babiker Mahmoud'un ‘Miras ve Modernizm Arasında Afrikalı Kadınlar’ adlı kitabında bahsettiği gibi kadınların evde ev kadını ve toplumda çalışan bir vatandaş olarak çifte ekonomiden kurtulması, çocukluğa ve anneliğe dikkat çekilerek savunulması, kadınların kendilerine güvenmesi ve sosyal gelişime katkıda bulunması, yoksulluğu ve cehaletin ortadan kaldırılmasıydı. Tüm bu hedefler, bir grup Sudanlı öncü kadının, ulusal hareketin kollarında yükselen, kadın haklarını savunan, sorunlarını çözmeye çalışan feminist bir kurum olarak, Sudan Kadınlar Birliği’ni kurmasına yol açan iç faktörlerdi.
Sudan’ın İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi gibi insan hakları ile ilgili uluslararası sözleşmeleri erken dönemlerde tanıması, ardından CEDAW'a yönelik çekinceleriyle ters düşüyordu.
BM Genel Kurulu’nun 1979 yılında CEDAW’ı kabul edilmesinden sonra CEDAW, birçok Afrika ülkesi tarafından farklı zamanlarda tanındı. Bu ülkeler henüz bağımsızlıklarını kazanmışlardı. CEDAW’ı tanımaları söz konusu ülkelerin yardım almalarına ve uluslararası ilişkilerinin normalleşmesine katkı sağladı. Sudan’da Ömer El-Beşir’in iktidara gelmesinden sonra Sudanlı kadınlarla Afrikalı kadınlar arasında büyük bir uçurum oluştu. Bu uçurum, kadın hakları konusundaki ortak çıkarı yok etti.
AfB’nin başlıca organları arasında yer alan Devlet ve Hükümet Başkanları Genel Kurulu’nun Mozambik'in başkenti Maputo'da 11 Temmuz 2003 Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı sözleşmesini kabul etmesiyle bu uçurum daha da genişledi. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı, CEDAW sözleşmesinin metnine dayanıyordu ve kadına yönelik şiddetin tanımını genişleten ve ‘hem barış hem savaş zamanında kamusal ve özel hayatta kadının temel özgürlüklerinin kısıtlanmasının reddedilmesini’ içeren başka hükümler yer alıyordu. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı aynı zamanda, cinsiyetçi ayrım yapan veya erkek ya da kadının rollerini şekillendiren tüm geleneksel uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla sosyal ve kültürel davranışlarda gerekli değişiklikleri gerçekleştirmeyi’ de içeriyor.

Tamamlayıcı politika
Uluslararası baskı ve feminist hareketin bir sonucu olarak 1990'ların başında Afrika ülkelerinin çoğunda anayasa değiştirildi. Bu anayasalar genel olarak kadınlara karşı ayrımcılığın yasaklanmasını, medeni haller kanunlarının kadınların lehine olmasını ve onları aşağılamayı sürdüren normlara karşı çıkılmasını içeriyordu.
1986'dan sonra iktidardaki üçüncü demokratik sürece karşı bir darbe olan Beşir yönetiminin 1989 yılında iktidara gelmesinden sonra Sudanlı kadınların statüsü sekteye uğradı. Darbe rejimi parlamentoyu, siyasi partileri ve sendikaları feshetti. Muhalefet partileri faaliyetlerini yurtiçinden ve yurtdışından gizli bir şekilde sürdürdüler. Darbe, kadınların siyasi faaliyetlerini sekteye uğrattı. Tüm bunların ardından ister erkek ister kadın olsun İslami hareket dışındakileri kamu hizmetlerinden uzaklaştıran politika izledi. Beşir rejiminin partiler üzerindeki baskıları, diğer partilerdeki kadın üye sayısının iki kat olması gerçeğini ortaya çıkarırken bu yüzden programlarını yenilemeye de yönelmediler. Hem erkeklerin hem de kadınların parti üyeliklerini etkileyen, kamu hizmetlerinden uzaklaştırılmaları, işçilerin ve çalışanların işlerinden çıkarılmalarına sebep olan baskılar, kadınların kamusal alandaki katılımını zayıflattı.
Sudanlı kadınlar, eski Cumhurbaşkanı Cafer Numeyri döneminde (1969-1985) yerel seçimlerde oy kullanma hakkı kazandılar. Yine aynı dönemde ülkenin kadın bakanları oldu ve Meclis’in yüzde 25’ini kadınlar oluşturdu. Ancak sadece koalisyon hükümetinin ortağı Komünist Parti'den milletvekili seçilebildiler. Daha sonra Sudan, 1995 Pekin Deklarasyonu çıktılarından biri olarak BM tarafından kota sistemine tabi tutuldu. Kota sistemi, olumsuz durumları ele alma ve bunları kadınların siyaset sahnesine katılımını güçlendirmek için sosyal bir önlem olarak alma girişimi çerçevesinde geçici bir mekanizmaydı.
Ancak önceki rejim, bir dizi bakanlıkta görev yapan Ulusal Kongre Partisi'nin (UKP) kadın üyelerini güçlendirdi. Fakat bu bakanlıklar, Sosyal İşler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı gibi sosyal hizmetler niteliğindeki bakanlıklarla sınırlıydı. Daha sonra Sudan hükümeti ile SLPM-N arasında Naivasha'da (Kenya) 2005 yılında Barış Anlaşması’nın imzalanmasının ardından kurulan merkezi ve eyalet hükümetlerinde kadınlar yer aldı. SLPM-N üyesi kadınların payına düşen bu bakanlıklardı.

Devlet feminizmi
Sudan geçiş hükümeti, politikasını BM yaklaşımına ve kadınların görüşlerine göre formüle etmeye ve bakanlıkların programları ve projeleri için gerekli finansmanı sağlamaya odaklanıyor. Kadınların önündeki sosyal, kültürel ve hukuki engellerin kaldırılması için çeşitli çabalar gösteriyor.  Geçiş hükümeti bu doğrultuda ilk adım olarak, başta Kamu Düzeni Yasası olmak üzere kadınların özgürlüğünü sınırlayan yasaları yeniden formüle etti.
Tüm bunlara rağmen, kadınların ekonomik ve sosyal hayattaki rolünün siyasi alandaki rolünden göreceli olarak daha büyük olduğunu, demokratikleşme sürecinin önemli bir parçası olarak siyasi değişim ve siyaset sahnesine katılımının olması gerektiğinden farklı olduğunu görüyoruz.
Buna neden olan engellere şu faktörler yol açtı:
1 - Sudan’ın feminist hareketinin uzun bir geçmişi olmasına rağmen, siyasetle ancak parlamentoya giren ilk Sudanlı kadın aracılığıyla ilişkilendirilebilir. 1964'te Sudan meclisine giren ilk kadın Fatima Ahmed İbrahim’di. Bunun yanı sıra Sudan 1965’te kadınların yargıda görevler üstlenmesine getirmesine izin veren ilk Arap ülkesi oldu. Bunu da kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmelerinden ayrı olarak, katılımı sadece toplumun üst tabakasından olan kadınlara özel kılarak, gerçek ve köklü bir değişimi önleyerek yaptı.
2 - Demokratikleşme süreci ertelendi ve rejime yakın partilerden bazı kadınlar, özellikle kırsal kesimdeki kadınların seçimlere katılımı ve güçlenmesi gerçeğinden uzakta çıkarları önemsemeye dayalı bir feminist koalisyon oluşturmak amacıyla siyasi kotalar bağlamında üst düzey bakanlıklara getirildiler. Hükümet, ‘devlet feminizmi’ olarak adlandırılan bu fenomenle, kadınların ekonomik, sosyal ve politik statüsünde köklü reformlar yapmadan kendisini belirli gruplara kabul ettirdi.
3 - İslami akım, Sudan toplumunu kontrol etme bahanesiyle yukarıda bahsi geçen uluslararası sözleşmeleri bir komplo teorisine döndürmeye çalışıyor. Böylece UKP’den mevcut hükümete karşı çıkarları olan bazı güçlerin bir araya gelmesiyle, İslami akımın kadın üyelerinin önderlik ettiği kültürel direniş türlerinden biri olarak toplumsal seferberlik ilan ediliyor.

 


Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, Deyr Hafir’deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ittifak halinde olan “Kürdistan İşçi Partisi (ÜKK) milisleri ve eski rejimin kalıntıları” olarak tanımladığı güçlere karşı harekete geçtiğini duyurdu.

Operasyon Komutanlığı, Suriye Haber Ajansı’nda (SANA) bugün yer alan açıklamasında, bu saldırının SDG güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği topçu bombardımanına yanıt olarak yapıldığını belirtti.

Suriye ordusu bugün erken saatlerde, arabulucuların gerilimi sona erdirmek için müdahale etmesine rağmen Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Halep şehri ve doğu kırsalına yönelik tehdidinin devam ettiğini açıkladı.

Suriye ordusunun harekat komutanlığı El-Ihbariye TV'ye, “terörist” Bahoz Erdal'ın Kandil Dağları'ndan Tabka bölgesine “SDG ve PKK milislerinin Suriyeliler ve ordusuna karşı yürüttüğü askeri harekatları yönetmek” için geldiğini izlediğini ifade etti.

Açıklamada, SDG ve Kürdistan milislerinin, Halep şehri ve doğu kırsalındaki sakinlere yönelik yeni saldırılara hazırlanmak amacıyla Meskene ve Deyr Hafir bölgelerine çok sayıda İran insansız hava aracı (İHA) getirdiğini de belirtti.

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı şöyle devam etti: “Tabka bölgesine yeni milis gruplarının ve eski rejimin kalıntılarının geldiğini izledik. Bu gruplar, Deyr Hafir, Meskene ve çevresinde bulunan bölgelerdeki konuşlanma noktalarına nakledilecek.” Komutanlık, bu grupların Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre açıklamada, ordunun “halkı savunacağını ve Suriye'nin egemenliğini koruyacağını, eski rejimin kalıntılarının ve Kandil'den sınırı geçen teröristlerin Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına ve Suriye toplumunu hedef almasına izin vermeyeceğini” kaydetti.

Suriye ordusu, Halep'in Deyr Hafir bölgesindeki üç konumun haritasını yayınlayarak, SDG müttefiklerinin bu konumları operasyonları için fırlatma rampası ve İHA fırlatmak için üs olarak kullandığını belirtti ve sivillere bu konumlardan uzak durmaları çağrısında bulundu.

 SDG lideri güçlerinin Fırat'ın doğusuna çekileceğini duyurdu

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi bugün yaptığı açıklamada, güçlerinin yarın (yerel saatle sabah 7'de Halep'in doğusundan çekileceğini ve Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelere yeniden konuşlandırılacağını söyledi.

X platformunda yaptığı paylaşımda, bu adımın “dost ülkeler ve arabulucuların çağrıları ve entegrasyon sürecini tamamlama ve 10 Mart anlaşmasının şartlarını uygulama konusundaki iyi niyetimizin bir ifadesi olarak” atıldığını belirtti.


Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
TT

Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, imzaladığı kararnameyle Kürtlere ilişkin bir dizi önemli düzenlemeyi yürürlüğe koydu. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, Kürtlerin haklarını ve güvenliğini yasal güvence altına aldığını belirttiği bir kararnameye imza attı. Şarku'l Avsat'ın  Resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre  yayımlanan kararname, Suriye’nin yeni ulusal kimliğini “çok kültürlü ve birleşik” olarak tanımladı. Kararnamede, Kürtlerin Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Şara, kararnameyi imzalamadan önce yaptığı konuşmayı sosyal medya platformu X hesabından paylaştı.

“Bir Arabın bir Kürde üstünlüğü yoktur”

Konuşmasında eşitlik ve birlik mesajı veren Ahmed Şara, aidiyet üzerinden üstünlük kurulamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Allah, iyiliği ve takvayı aidiyetten üstün kılmıştır. Hayır, vallahi; bir Arabın bir Kürde, bir Türk’e veya başkasına hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah korkusu ve hangi milletten olursa olsun kişinin dürüstlüğüyle ölçülür.”

Kürt halkına hitap eden eş-Şara, “Ey Kürt halkımız, Selahaddin’in torunları!” sözleriyle başladığı konuşmasında, Kürtlere zarar verileceğine dair iddialara inanılmaması gerektiğini belirterek, “Vallahi, size kim kötülükle dokunursa kıyamet gününe kadar hasmımızdır. Bizim hayatımız sizin hayatınızdır” dedi.

Zorla göç ettirilenlere geri dönüş çağrısı

Ülkenin selameti, halkın refahı ve birliğinin öncelikleri olduğunu vurgulayan eş-Şara, kimsenin bu süreçten dışlanmayacağını ifade etti. Bu kapsamda Kürt halkının haklarını ve bazı özel durumlarını yasayla güvence altına alan özel bir kararname yayımladıklarını açıklayan eş-Şara, topraklarından zorla göç ettirilenlere de çağrıda bulundu.

Eş-Şara, silahlarını bırakmaları şartıyla, hiçbir koşul ve kısıtlama olmaksızın herkesin evlerine güvenle dönebileceğini belirterek, Kürt halkını ülkenin yeniden inşasına aktif şekilde katılmaya davet etti.

Konuşmasının sonunda birlik vurgusunu yineleyen Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, “Sizi bu vatanın inşasına etkin bir şekilde katılmaya, selameti ve birliğini korumaya ve bunun dışındaki her şeyi reddetmeye çağırıyorum. Başarı Allah’tandır” ifadelerini kullandı.

8 madde halinde yayımlanan kararname

Kürtlerin statüsü ve kültürel kimliği güvence altına alındı

Kararnamede, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının temel ve ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi. Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliğinin, çok kimlikli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olduğu belirtildi.

Devletin kültürel ve dilsel çeşitliliği korumayı taahhüt ettiği vurgulandı. Bu kapsamda Kürt vatandaşların, ulusal egemenlik çerçevesinde kendi kültürel miraslarını ve sanatlarını canlandırma, ana dillerini geliştirme hakkının devlet güvencesi altında olduğu kaydedildi.

Kürtçe ulusal dil olarak tanındı, eğitim hakkı düzenlendi

Kürtçenin ulusal bir dil olarak kabul edildiği belirtildi. Kürtlerin nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde, kamu ve özel okullarda Kürtçe öğretimine izin verileceği ifade edildi. Kürtçenin, seçmeli ders kapsamında ya da kültürel ve eğitsel bir faaliyet olarak okutulabileceği bildirildi.

Vatandaşlık sorunu çözüldü, 1962 uygulamaları kaldırıldı

1962 yılında Haseke vilayetinde yapılan genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve uygulamaların yürürlükten kaldırıldığı açıklandı. Bu çerçevede, Suriye topraklarında yaşayan tüm Kürt kökenli kişilere, doğum kaydı bulunmayanlar dahil olmak üzere, hak ve yükümlülüklerde tam eşitlik esasına dayalı Suriye vatandaşlığı verileceği hükme bağlandı.

Nevruz resmî ve ücretli tatil ilan edildi

21 Mart Nevruz’un, baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti genelinde resmî ve ücretli tatil günü ilan edildiği duyuruldu.

Ayrımcılık yasaklandı, kapsayıcı ulusal söylem vurgusu

Devlet medyası ve eğitim kurumlarının kapsayıcı ve bütüncül bir ulusal söylem benimsemekle yükümlü olduğu belirtildi. Etnik köken veya dil temelinde her türlü ayrımcılık ve dışlamanın yasa ile yasaklandığı vurgulandı. Ulusal fitne ve ayrışmayı teşvik edenlerin yürürlükteki yasalar çerçevesinde cezalandırılacağı kaydedildi.

Uygulama ve yürürlük hükümleri

Kararnamenin uygulanması için ilgili bakanlıklar ve yetkili kurumların, kendi görev alanları dahilinde gerekli yürütme talimatlarını çıkaracağı ifade edildi.

Kararnamenin Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe gireceği bildirildi.

Aşağıda kararnamenin tam metni yer almaktadır:

Cumhurbaşkanı Anayasal Bildiri hükümlerine dayanarak, Yüksek ulusal çıkarların gerekleri doğrultusunda, Devletin ulusal birliği güçlendirme ve tüm Suriyeli vatandaşların kültürel ve medeni haklarını güvence altına alma konusundaki rolü ve sorumluluğu çerçevesinde,

Aşağıdaki hususların kararlaştırılmasına hükmedilmiştir:

Madde (1): Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilir. Kültürel ve dilsel kimlikleri, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde (2): Devlet, kültürel ve dilsel çeşitliliğin korunmasını taahhüt eder; Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkını güvence altına alır.

Madde (3): Kürtçe, ulusal bir dil olarak kabul edilir. Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilir.

Madde (4): Haseke ilinde 1962 genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve tedbirler yürürlükten kaldırılır. Suriye topraklarında ikamet eden Kürt kökenli tüm vatandaşlara, kaydı kapalı olanlar dâhil olmak üzere, Suriye vatandaşlığı verilir; hak ve yükümlülükler bakımından tam eşitlik sağlanır.

Madde (5): “Nevruz Bayramı” (21 Mart), baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm bölgelerinde ücretli resmî tatil ilan edilir.

Madde (6): Devletin medya ve eğitim kurumları kapsayıcı bir ulusal söylemi benimsemekle yükümlüdür. Etnik veya dilsel temelde her türlü ayrımcılık ve dışlama kanunen yasaktır. Ulusal ayrışmayı körükleyenler yürürlükteki yasalar uyarınca cezalandırılır.

Madde (7): İlgili bakanlıklar ve yetkili kurumlar, bu kararnamenin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekli yürütme talimatlarını, kendi yetki alanları dâhilinde çıkarır.

Madde (8): Bu kararname Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Ahmed El-Şara
Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı


Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
TT

Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in bugün yayımlanan resmi programına göre salı günü Berlin’i ziyaret edecek.

Alman hükümeti adına konuşan bir sözcü, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in salı günü Berlin’de Şera ile yapacağı görüşmede, Suriyeli vatandaşların ülkelerine dönüşü başta olmak üzere çeşitli konuları ele alacağını söyledi.

Sözcü, “İlişkileri güçlendirme ve tabiri caizse Suriye hükümetiyle yeni bir sayfa açma isteğimiz var. Ele almamız gereken birçok önemli konu bulunuyor. Bunlar arasında Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü de yer alıyor” ifadelerini kullandı.

sdfrg
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz (EPA)

Ziyaret, Almanya’nın 23 Aralık’ta silahlı soygun, saldırı, darp ve şantaj suçlarından hüküm giymiş bir Suriyeli vatandaşı ülkesine sınır dışı etmesinden bir aydan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu adım, 2011’de Suriye’de çatışmaların başlamasından bu yana ilk sınır dışı işlemi olarak kayda geçmişti.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında göreve başlayan Merz, aşırı sağın yükselişiyle birlikte göç politikalarını sıkılaştırma yoluna gitmişti.

Merz, kasım ayında yaptığı açıklamada, ‘Suriye’de iç savaşın sona erdiği’ gerekçesiyle Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi çağrısında bulunmuştu.

Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından Almanya’nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, yabancıların karıştığı çeşitli saldırıların ardından aşırı sağ partilerin seçimlerde güçlü kazanımlar elde etmesi bağlamında, iltica başvurularına ilişkin işlemleri askıya aldıklarını duyurmuştu.