Şeyh Cerrah sakinleri yeni bir ‘Nekbe’ ile karşı karşıya

Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde 46'sı çocuk 160 kişiye evlerini boşaltmaları talimatı verildi

İsrail işgal güçleri Doğu Kudüs'te (AFP)
İsrail işgal güçleri Doğu Kudüs'te (AFP)
TT

Şeyh Cerrah sakinleri yeni bir ‘Nekbe’ ile karşı karşıya

İsrail işgal güçleri Doğu Kudüs'te (AFP)
İsrail işgal güçleri Doğu Kudüs'te (AFP)

Ragide Atme
Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nden Arif Hammad (9), Ramazan Bayramı arifesinde tıpkı mahalledeki diğer akranları gibi bayramlık almakla ilgilenmiyor. Oyuncak almayı dahi umursamıyor. Mahalle halkı ile Siyonist yerleşimciler arasındaki günlük gösteriler, protestolar ve saldırılar, Hammad ve arkadaşlarının tüm bayram sevinçlerini yitirmelerine neden oldu. Zamanının çoğunu evinin karşısındaki sokağa kurulan dayanışma çadırında geçiren küçük Hammad, bazen gençlerin attığı sloganları dinliyor, bazen de İsrail polisinin Filistinli ve uluslararası insan hakları örgütlerinden göstericileri dağıtmak için attığı göz yaşartıcı gaz kapsüllerinden ve plastik mermilerden kaçıyor.
Hammad, “Bir bayram sofrasında oturmayı, bayram tatilinde nasıl eğleneceklerini, güleceklerini ve oynayacaklarını düşünen tüm dünyadaki Müslüman çocuklar gibi bayram sevincini yaşayabilmeyi ne kadar isterdim. Ben ve Şeyh Cerrah Mahallesi’nin diğer çocukları, sadece bir an önce evlerimize dönmeyi, evlerimizin yakınlarındaki apartmanlarda yerleşimcilerin çığlıkları ve saçtıkları dehşetle mücadelede ailelerimize destek olmayı düşünüyoruz. Her an evlerimizden çıkarılmak ve gece sokakta kalmakla tehdit ediliyoruz” ifadelerini kullandı.

Mahalle sakinlerine evlerini boşalmaları talimatı verildi
Şeyh Cerrah Mahallesi’nde, Siyonist yerleşimcilerle yer değiştirmeleri için zorunlu tehcir ve göçe zorlanan tek aile Hammad’ın ailesi değil. 1948 yılında Filistin’in diğer şehirlerinden ayrıldıktan ve Doğu Kudüs'e yerleştikten sonra, aşırı dinci Yahudi cemaatleri 1972 yılında mahalledeki evlerin inşa edildiği arazilerin tapularına sahip olduklarını iddia ettiler. Aşkenaz ve Sefarad Yahudileri komitelerine göre bu tapuların tarihi 19’uncu yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor.
Tahliye tehdidi altındaki Şeyh Cerrah Mahallesi sakinlerinden Nabil el-Kurd (75) The Independent Arabia’ya şunları söyledi:
“1948'de yerinden edildikten sonra 1956, Ürdün Bayındırlık ve Ürdün Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) bir anlaşma çerçevesinde 27 Filistinli aileyle birlikte Hayfa’dan Kudüs’e sığındık. Batı Şeria'nın Ürdün’ün yönetiminde olduğu (1951-1967) Şeyh Cerrah Mahallesi’nden bize konut sağlandı. Mülkün tapusunun inşaatın tamamlanmasından üç yıl sonra, cüzi bir ücret karşılığında sakinlere devredileceği düşünülüyordu. Ancak 1967 savaşı, arazinin Kudüslü ailelerin adına tescil edilmesinin devam etmesini engelledi. 20 yıldır bunun savaşını veriyoruz. Mahkemelerde mülklerin sahibi olduğumuzu kanıtlamak için uğraşıyoruz.”

Mahkeme kararı
İsrail Yüksek Mahkemesi 10 Mayıs’ta Şeyh Cerrah Mahallesi’nden Kudüslü dört ailenin evlerini boşaltmalarıyla ilgili bir kararın çıkması beklenen duruşmayı erteledi. Mahkemeden yapılan açıklamada duruşma için yeni tarihin 30 gün içinde belirleneceği belirtildi. BM, Doğu Kudüs'teki Filistinlilere yönelik tüm zorunlu tahliyelerin derhal sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘savaş suçu sayılacağı’ konusunda uyardı.
(İsrail parlamentosu Knesset bünyesindeki) Aşkenaz ve Sefarad Yahudileri komiteleri, 1885 yılında evlerin inşa edildiği arazinin Yahudilere ait olduğunu iddia ettiler. Komiteler, Temmuz 1972'de mahkemeden ‘başkalarının mallarını hukuka aykırı bir şekilde gasp ettikleri’ gerekçesiyle mahalledeki dört aileyi (el-Kurd, el-Cauni, Kasim ve Sekafi) evlerinden tahliye edilmelerini istediler.

Belgeler ve dayanaklar
Evlerinden tahliye edilmekle tehdit edilen Şeyh Cerrah Mahallesi ailelerini savunan avukatlardan Sami Arşid, bir grup Sefarad Yahudisinin, Osmanlı döneminden kaldığı iddia edilen belgelerle, Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki arazileri, Kudüs’ün Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde olduğu sırada mahalle sakinlerinden satın aldıklarını iddia ettiklerini söyledi. 2009'da Ankara'ya giderek Sefarad Yahudileri Komitesi'nin iddialarını çürüten ve bu toprakların gerçek sahiplerinin Filistinliler olduğunu gösteren orijinal Osmanlı belgelerine ulaştıklarını, belgelerin Sefarad Yahudilerinin söz konusu arazilerdeki evleri satın almadıklarına, sadece kiraladıklarına işaret ettiğini belirten Arşid, ancak mahkemenin, geç ulaştırıldığını öne sürerek Osmanlı belgelerini kabul etmediğini sözlerine ekledi.
Ürdün Dışişleri Bakanlığı daha önce, Filistin tarafına, Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki Kudüslülerin kira sözleşmeleri, beyannameleri ve yazışmalar dahil olmak üzere Filistinlilerin haklarını korumalarını sağlayan tüm belgeleri temin etti. Bu belgelere, 1954 yılında UNRWA ile Ürdün Bayındırlık ve İskan Bakanlığı arasında imzalanan anlaşmanın bir nüshası da eklendi. Ancak İsrail mahkemesi bugüne kadar bu belgelerin hiçbirini dikkate almadı.

Tanıma karşılığında anlaşma
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrailli yerleşimciler ve avukatları, Filistinli ailelere 6 Mayıs'ta mahalleden tahliye edilmelerinin ertelenmesi karşılığında yerleşimcilerin, evlerinin inşa edildiği arazilerin sahipleri olduklarını tanımalarını öngören bir anlaşma teklif ettiler. Ancak, ev sahipleri, özellikle evlerini her aileden bir kişi adına geçici olarak kaydettirmeleri ve bu aile ferdinin ölümünden sonra evin mülkiyetini yerleşimcilere devredileceği önerildiğinden teklifi reddettiler.
Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki evinden atılma tehdidiyle karşı karşıya olan Ahmed es-Sabbağ, “Hiçbir Filistinli, haklarımızı elimizden alan herhangi bir anlaşmayı kabul etmez. 1991 yılına kadar hiçbir Yahudi kurum, araziler üzerinde mülkiyetleri olduğunu ispat edemedi. Ta ki 17 Filistinli aileyi savunmak için atanan İsrailli bir avukat bu aileleri aldatana kadar. İsrailli avukat, mahalle sakinleri adına onlardan habersiz olarak belgeleri imzaladı. Böylece arazilerin mülkiyeti, Yahudi yerleşimci cemaatlerine aittir. İsrailli avukatın imzaladığı belgeler arazilerin yerleşimcilere ait olduğunu teyit ederken mahalle sakinlerine kiracı statüsü vermektedir. Kiracıyı Koruma Yasası, mahalle sakinlerini de kapsıyor. Yahudi cemaatler daha sonra araziyi Yerleşimci bir şirket olan Nahalat Shimon’a sattılar. Bugün yeni Nekbe’yi (Büyük Felaket’i) yaşıyoruz. Çocuklarımız güvensiz bir ortamdalar ve psikolojik baskı altındalar” ifadelerini kullandı.
Buna karşın Nahalat Shimon şirketinden Yonatan Yousef Fransız Haber Ajansı’na (AFP) daha önce yaptığı bir açıklamada, “Arazi sahibi olan her Yahudi, mahkeme onların lehine karar verirse araziyle istediğini yapmakta özgürdür. Filistinliler herhangi bir uzlaşmayı reddederlerse bu onların sorunudur” dedi.

Uluslararası kampanya
Şeyh Cerrah Mahallesi, geçtiğimiz birkaç gün boyunca Filistinliler ve yerleşimciler arasında şiddetli çatışmalara tanık oldu. Bu durum Kudüs'teki gençleri, ‘Şeyh Cerrah Mahallesini kurtar’ kampanyasının bir parçası olarak mahallede tehdit altındaki ailelere destek için harekete geçirmeye itti. Kampanya, Arap dünyası ve uluslararası camianın dikkatini, yerleşimcilerin mahalle sakinlerine yönelik saldırılarına çekmeyi başardı. Kampanya çeşitli sosyal medya sitelerinde büyük ilgi gördü. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) ve İnsan Hakları Savunucularını Desteklemek İçin Avrupa Akdeniz Vakfı (EMHRF) gibi insan hakları örgütlerinin yanı sıra zorunlu tahliye ve yıkımlardaki artışı bir endişe konusu olarak kabul eden Avrupa Birliği (AB) de dahil olmak üzere yaygın bir uluslararası dayanışmanın ortaya çıkmasını sağladı. AB, zorunlu tahliyeleri ve yıkımları uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde yasa dışı görüyor.
BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, İsrail'e ‘Doğu Kudüs'teki zorunlu tahliyelere son verme ve kendisine hakim olma’ çağrısında bulundu.

İsrail reddetti
Diğer yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, artan uluslararası kınamaların ardından, “Kudüs'te ibadet özgürlüğünü sağlarken, yasaya ve düzene saygı duyulması için akıl ve sorumlulukla hareket ediyoruz” dedi. Son dönemde Kudüs'te inşa faaliyetlerine son verilmesine yönelik artan tüm baskıları şiddetle reddettiklerini söyleyen Netanyahu, “Ama en yakın dostlarımıza da Kudüs'ün başkentimiz olduğunu ve her millet gibi başkentimizde inşa faaliyetlerine devam edeceğimizi söylüyorum” şeklinde konuştu.
Buna karşın Ramallah'taki Filistin Hükümet sözcüsü İbrahim Mulhim resmi Facebook hesabından yaptığı açıklamada, “El koyulan evler dosyası, Roma Antlaşması uyarınca Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) savaş suçu ve uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlali olarak gönderildi” dedi.



İslam İşbirliği Teşkilatı, Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını yineledi

Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
TT

İslam İşbirliği Teşkilatı, Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma hakkını yineledi

Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)
Somaliland bölgesinin en büyük şehri Hargeysa'nın genel görünümü (AFP)

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıma girişimine karşı Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün pazarlık kabul etmeyen, değişmez bir ilke olduğunu vurguladı.

İİT, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde büyükelçiler düzeyinde toplanan Yürütme Komitesi toplantısının ardından yayımlanan bildiride, Afrika Boynuzu bölgesinde istikrarı zedeleyecek ve yeni çatışma ile gerilimlere zemin hazırlayacak herhangi bir fiilî durum dayatılmasına kesin bir dille karşı çıktığını belirtti.

İİT, İsrail’in Somaliland’ı tanıdığına ilişkin duyurusunu kınayarak, bunu Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliğine yönelik açık bir ihlal olarak nitelendirdi.

Bildiride ayrıca, çabaların yoğunlaştırılması, safların birleştirilmesi ve Somali Federal Cumhuriyeti’nin yanında yer alınması çağrısında bulunuldu.


Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
TT

Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)

Yeni yılın ilk saatlerinde Güney Geçiş Konseyi’ne (GGK) bağlı güçler, Doğu Yemen’deki Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde yeni düzenlemelere varıldığını gösteren bir adım olarak, bazı askeri mevzileri hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri’ne devretmeye başladı.

Hadramut vilayetindeki yerel yönetim kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Vatan Kalkanı Güçleri’nin GGK’ye bağlı birliklerden birçok noktayı devraldığını doğruladı. Kaynaklar, bu sürecin iki taraf arasında gerçekleştirilen toplantıların ardından hayata geçirildiğini belirtti.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin denetimindeki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK liderleri arasında toplantılar yapıldığını ve bu görüşmelerde önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığını aktardı.

Kaynaklar, söz konusu düzenlemelerin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Ancak aynı zamanda, Şebve vilayetinde Belhaf Limanı’na giriş yapan ve Yemen hükümetinin talebi üzerine daha sonra bir gemiyle ülkeden ayrılan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait zırhlı araçlar ve askeri unsurların geniş çaplı bir çekilme süreci yaşadığını belirtti.

Bir Yemenli yetkili, bu düzenlemeleri, ortak düşman olan Husilere karşı meşruiyet cephesinin birliğini ve dayanıklılığını güçlendirme yolunda ‘olumlu’ adımlar olarak nitelendirdi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, meşru yönetimin bileşenleri arasında ortaklığın önemine ve gelecekte yaşanabilecek ihtilaflarda diyalog diline başvurulmasının gerekliliğine vurgu yaptı.

Öte yandan Yemenli askeri kaynaklar, GGK’ye bağlı bazı birliklerin mevzilerinden çekilmeyi reddettiğini bildirdi. Bu durum üzerine GGK’nin, söz konusu güçlerin yönetimini üstlenmek ve müzakere sürecini yürütmek üzere Ebu Tahir el-Beyşi’yi Seyun kentine gönderdiği belirtildi.

Aynı kaynaklara göre GGK güçleri stratejik öneme sahip el-Haşa kampından çekilmeyi halen reddediyor. Bu sabah erken saatlerde Vatan Kalkanı Güçleri ile GGK liderleri arasında yapılan görüşmelerin ise şu ana kadar somut bir sonuç vermediği ifade edildi.

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak kaynaklar, GGK’ye bağlı Güvenlik Destek Kuvvetleri Komutanı Salih bin eş-Şeyh Ebu Bekir, bilinen adıyla Ebu Ali el-Hadrami’nin, dün ülkeden ayrılan BAE güçleriyle birlikte el-Mukelle kentinden ayrıldığını doğruladı.

Kaynaklar, el-Hadrami’nin kentten ayrılmadan önce birliklerine kendilerini terhis ederek evlerine dönmeleri talimatı verdiğini ve askerlerine “Görev sona erdi” dediğini aktardı.

xscdf
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede (SABA)

Bu gelişmeler, GGK'ye bağlı Güney Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Muhammed en-Nakib’in yaptığı açıklamadan saatler sonra yaşandı. En-Nakib, yayımladığı bildiride, sınır hattındaki Semud bölgesinde bulunan bazı mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay’a devredildiğini, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ile diğer bazı noktalarda da ‘varılan anlaşmalar doğrultusunda’ yeni devirlerin yapılacağını duyurdu.

Yayımlanan görüntülerde, Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK’den bazı liderlerin bir arada yer aldığı görülürken, bu buluşmanın iki taraf arasında önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığı bir çerçevede gerçekleştiği değerlendirildi.

En-Nakib’e göre bu adım, ‘kardeş ülkelerin oluşturduğu koalisyonun çabalarının başarıya ulaşmasına katkı sağlama’ amacıyla atıldı. En-Nakib, “Bugün Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay Semud bölgesinde yeniden konuşlandırıldı. Varılan mutabakat uyarınca, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ve diğer alanlarda da Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı başka birliklerin yeniden konuşlandırılması sürecek” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Suudi Arabistan, BAE’ye atfedilen ve GGK’ye bağlı güçleri güney sınırlarına yakın askeri hareketliliğe sevk eden ‘son derece tehlikeli adımlardan’ duyduğu üzüntüyü daha önce açıklamıştı. Riyad yönetimi, söz konusu adımların Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliği ile Yemen ve bölgenin güvenliği için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı.

yuı
Yemen'in doğusundaki el-Mehra vilayetinde yaşayan bir grup vatandaş, son Başkanlık Konseyi kararlarına desteklerini ifade ediyor. (SABA)

Suudi Arabistan, güvenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayarak, Yemen’in birliğine ve egemenliğine bağlılığını yineledi; Başkanlık Konseyi’ne tam destek verdiğini teyit etti. Riyad yönetimi, ‘güney meselesinin’ adil bir dava olduğu yönündeki tutumunu da yenileyerek, bu konunun kapsamlı bir siyasi diyalog çerçevesi dışında ele alınmasını reddettiğini açıkladı.

Riyad, güney meselesini iç çatışmalarda araçsallaştırılamayacak adil bir siyasi mesele olarak ele aldığını belirterek, çözümün güç yoluyla dayatma değil, diyalog ve uzlaşıyla sağlanması gerektiğini vurguladı.

Bu gelişmeler kapsamında Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ise BAE ile imzalanan ortak savunma anlaşmasının iptal edildiğini, 90 gün süreyle olağanüstü hâl ilan edildiğini ve BAE güçlerinin 24 saat içinde ülkeden çekilmesini talep ettiğini açıkladı. El-Alimi ayrıca, askeri kampların Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmesini istedi. Söz konusu kararlar, resmî kurumların desteğini aldı.


Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
TT

Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel

Sobhi Frangieh

Şeyh Gazel, mezhepçiliği eleştirirken aynı zamanda onu benimsiyor. Merkezi olmayan bir devleti savunuyor. Sekülerizmin en iyi çözüm olduğuna inanıyor ve yeni Suriye hükümetini “tamamen terörist bir sistem” olarak görüyor. “Alevi kanı” gibi terimler kullanıyor ve İslam'ın Ali bin Ebu Talib olmasaydı var olamayacağını savunuyor. Suriye’nin sahil bölgesindeki insanlara Suriye hükümetine karşı meydanlarda gösteri yapma çağrısı yapıyor. Talepleri kasım ayında ve aralık ayında yankı buldu, ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan bir kaosa yol açtı. Son gelişme iş adamı Rami Mahluf'un yayınladığı bir video ile onu hedef almasına, Alevileri kışkırtmayı bırakmasını istemesine ve babası ile kardeşine olan desteğini hatırlatmasına neden oldu.

Gazel, tanınmış bir Alevi din adamı olan Vahib Gazel'in oğludur. 1962 yılında Lazkiye kırsalındaki el-Haffa kasabasında doğdu ve orada ilk eğitimini aldı. Liseyi Lazkiye şehrinde okudu. Gazel daha sonra Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde öğrenim gördü. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra 1988 yılında Londra'daki Uluslararası İslami İlimler Üniversitesi'ne kaydoldu. Daha sonra Lazkiye'ye dönerek şehirdeki Muhammed el-Bakir Camii'nde müderris, imam ve vaiz olarak çalıştı, sonrasında da Lazkiye müftüsü oldu. Gazel, “Kuran ve Sünnette İnsan Kalbi” ve “Kuran ve Sünnette Bilgi Araçları” da dahil olmak üzere birçok kitap yazdı.

Şeyh Gazel, Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed dönemlerinde iktidarın iç çevresine girmeye birden fazla kez teşebbüs etti, ancak baba ve oğul Esed onun kendilerine bir fayda sağlayacağını düşünmüyorlardı. Zira ikisi de ​​İslam hukuku ve din alanlarındaki en yüksek makamlara Sünni din adamlarını yerleştirmeye odaklanmışlardı. Dahası Alevi toplumundan başka din adamlarının önünü açmışlardı ve Alevileri yönetimlerinin kaçınılmaz bir müttefiki olarak görüyorlardı. Çabalarını Suriyeli Sünnilerin çoğunluğunu kazanmaya yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. El-Mecelle'ye verdiği röportajda, Haziran 2000'de Hafız Esed'in cenaze töreniyle ilgili düzenlemelere aşina bir kaynak, Şeyh Gazel'in, Sünni bir şeyh olan Dr. Muhammed Said Ramazan el-Buti'nin, Alevi mezhebine mensup Hafız Esed'in cenaze namazını kıldırmasına itiraz ederek Alevi cemaati içinde iç sorunlara yol açtığını belirtti. Kaynak, bunun daha sonra Gazel'in Beşşar Esed'in güvenini kazanma gücünü etkilediğini de söyledi.

dfgt
Suriye'nin Lazkiye şehrinde düzenlenen bir gösteride, Aleviler Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazel Gazel'ın resminin olduğu bir pankart açtı, 28 Aralık 2025 (Reuters)

Şeyh Ahmed Hassun'un 2005 yılında Suriye Müftüsü olarak atanmasıyla birlikte Gazel, onunla yakınlaşmaya çalıştı. Suriye'de Sünni müftünün yanında bir Alevi din adamının bulunmasını hem sosyal hem de siyasi açıdan elzem görüyordu. Ancak Hassun, Gazel'in daha ileriye gitmesine izin vermedi. Suriye rejimi döneminde, 2011'deki Suriye devriminden önce Tahran'da düzenlenen bir konferansta Hassun, Şeyh Gazel'den ön sıralarda yanına oturmak yerine arka sıralara geçmesini ve yerleşik oturma düzenini bozmamasını istedi. Böylece Gazel'in etkisi, Esed dönemi boyunca yakın çevresi ve cemaatiyle sınırlı kaldı.

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı

Eski Suriye rejiminin yıkılması ve Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te kaçmasıyla birlikte Şeyh Gazel'in sesi daha yüksek çıkmaya başladı. Ahmed eş-Şara hükümetini kabul etme ile eleştirme arasında gidip gelen bir söylemle kelimelerle ustaca oynadı. Geçtiğimiz yıl şubat ayında, “Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi”nin kurulduğu duyuruldu ve Gazel, başkanlığına getirildi. Özellikle geçen yıl mart ayında sahil bölgesinde yüzlerce insanın hayatını kaybettiği kanlı olaylardan sonraki aylarda, en etkili ses haline geldi.

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi çatısı altında iki meclis bulunuyor. Birincisi, Şeyh Gazel'in başkanlığını yaptığı ve 130 din adamından oluşan Din Meclisi’dir. Din adamları şu şekilde dağılmıştır: 30'u Lazkiye şehrinden, 30'u Humus şehrinden, 30'u Tartus şehrinden, 30'u Hama şehrinden, 10'u Şam ve kırsalından. İkincisi ise Siyasi Büro, Halkla İlişkiler Bürosu, Ekonomi Bürosu, Hukuk Bürosu, Koordinasyon Bürosu, Medya Bürosu, Yardım Bürosu ve Tarihsel Uzlaşma Bürosu'nu içeren Yürütme Meclisi’dir.

frty6
Suriye sahilindeki Lazkiye şehrinde hükümet yanlısı göstericiler, Humus'taki bir Alevi camisine düzenlenen bombalı saldırıdan iki gün sonra gösteri düzenleyen Alevi göstericilerle karşı karşıya geldi, 28 Aralık 2025 Pazar (AP)

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın kararıyla kurulan Suriye sahilindeki olaylarla ilgili araştırma komitesini reddettiğini açıkladı. Şeyh Gazel, Suriye hükümetinin çabalarına karşıt bir söylem benimsemeye başladı ve sahil halkının yaptığı hatalardan birinin silahlarını yeni hükümete teslim etmek olduğunu belirtti. Bu da birçok kişi tarafından Şeyh Gazel'in yeniden silahlanmaya yönelik örtülü bir çağrısı olarak yorumlandı. Temmuz ayında yayınlanan bir videosunda Şeyh Gazel, Suriye hükümetini “kan dökmeyi yücelten çarpık bir dine bağlı, tamamen terörist bir sistem” olarak tanımladı. Gazel ayrıca, Ağustos 2025'te Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı Özerk Yönetim tarafından düzenlenen Bileşenlerin Birliği Konferansı'na katıldı. Video konferans yöntemiyle yaptığı konuşmada, laik, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir devlet çağrısında bulunarak, adem-i merkeziyetçi veya federal bir sistemin tüm Suriye bileşenlerinin haklarını garanti altına alacağını savundu.

Video mesajlarından birinde Şeyh Gazel, Suriyeli Sünnilere hitaben, çözümlerin açık olduğunu belirtti; federalizm ve siyasi adem-i merkeziyet. Terörizm ile neyi kastettiğini veya terör kaynağının ne olduğunu açıklamadan, bu yönetim sisteminin, Alevilerin ve Sünnilerin haklarını terörden uzakta garanti altına aldığını da ekledi. Başka bir mesajında ise şunları söyledi: “Masum insanları koruma talebim ve onları rejimin kalıntıları olarak görmeyi reddetmem mezhepçilik sayılıyorsa ve taleplerimin siyasi olmasıyla suçlanıyorsam, uluslararası koruma talebimi yineliyorum.” Suriye hükümetini de “sadece radikal ideolojilerine katılmadığımız için kendi mezhebimden olan insanların geçim kaynaklarını hedef almakla” suçladı.

Kasım ayının sonunda Gazel, 24 Kasım'da Humus'ta patlak veren gerilimlerin ardından Suriye sahilinde halka Suriye hükümetine karşı oturma eylemleri düzenleme çağrısı yaptı. Bir video mesajında ​​şunları söyledi: “Silahlarımızı terörist, tekfirci ve dışlayıcı bir fiili otoriteye teslim ettik; bu otorite Sünni topluluğunu adaletsizliği kınayan her sese karşı kullanılan siyasi bir araca dönüştürdü.” Ayrıca “sokaklarda katledilecek bir halk değiliz” diyerek çağrısını “tüm dini gruplara” yöneltti. Tüm dini gruplardan insanları “öldürme makinesini ve her türlü terörü durdurmak için öğlen (25 Kasım) barışçıl bir oturma eylemine” katılmaya çağırdı. Yüzlerce kişi Gazel'ın çağrısına yanıt verdi. İç güvenlik güçleri, meydanlardaki insanları korumak için müdahale etti. Lazkiye'deki bir Genel Güvenlik yetkilisi Mecelle'ye kendilerine verilen emirlerin kesin ve katı olduğunu söyledi. Buna göre “siviller tutuklanmayacak ve sloganlarına bakılmaksızın göstericilere müdahale edilmeyecekti.” Yetkili “ne var ki Şeyh Gazel'in çağrısına yanıt veren sivillerin düzenlediği gösteriler sırasında karşı gösteriler de düzenlendi. Biz ortadaydık, o anda iki taraf arasında kaçınılmaz olan çatışmaları önlemeye çalışıyorduk” diye ekledi.

dfrgt
Suriye'nin Humus şehrindeki bir patlamada hedef alınan ve hasar gören cami, 26 Aralık 2025 (Reuters)

27 Aralık'ta Şeyh Gazel, Alevileri ertesi gün (28 Aralık) sokağa çıkmaya çağırdı. Bu sefer Gazel daha açık konuştu ve yayınladığı videoda şunları söyledi: “Yarın dengeler onların aleyhine dönecek ve dünyaya Alevi topluluğunun aşağılanamayacağını veya dışlanamayacağını göstereceğiz. Yarın barışçıl bir insan seli olacak.” Herkesi “göğüsleri açık” bir şekilde sokağa çıkmaya çağırdı. Ertesi gün kaotik ve kanlı geçti; Lazkiye ve Celba şehirlerinde iç güvenlik güçlerine yönelik saldırılar oldu ve her iki şehirde de yaralanmaların yanı sıra can kayıpları yaşandı. İç güvenlik güçleri genel olarak durumu kontrol altına alabilse de, sahil bölgesinde bu çatışmaların sosyal yansımaları kolay kolay ortadan kalkmayacak, özellikle de bölgedeki topluluklar arasında iç öfkenin arttığı ve bölgede herhangi bir güvenlik açığı yaşanması durumunda patlama anının yakın olabileceği göz önüne alındığında.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şeyh Gazel Gazel, nerede olduğuna dair herhangi bir işaret veya belirti olmaksızın, genel olarak Suriyelilerin ve özellikle sahil halkının karşısına videolu mesajlarla çıkıyor. Mecelle onun yeri hakkında çelişkili bilgiler edindi. Bazıları şu anda Kamışlı'da olduğunu söylerken, diğer kaynaklar muhtemelen birkaç ay önce Suriye topraklarını terk ettiğini belirtiyor. Birkaç kaynak ise  Şeyh Gazel olgusunun Suriye ve Lübnan'da yaşayan eski rejimin birçok liderini etkilediğini ve bu liderlerin, hareketleri ve operasyonları için daha fazla dini destek kazanmak amacıyla, ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı bazı bölgelerde aynı olguyu tekrarlamaya çalıştıklarını kaydetti. Buna ek olarak, İran ve Hizbullah'a bağlı medya organları da Suriye hükümetini şeytanlaştırma kampanyalarında Şeyh Gazel'in söylemlerini kullanıyorlar.

Suriye bugün, birden fazla ses ve anlatıya dayalı bir sosyal bölünme hali yaşıyor. Bunlar arasında Suriye sahilinde, Suveyda'da ve diğer bazı Suriye bölgelerinde yaygın olan dini anlatılar, SDG komutanlarının öncülük ettiği Kürt ulusal sesini birleştirme çabalarına dayanan milliyetçi bir anlatı, Suriye hükümetinin resmi kanalları aracılığıyla desteklemeye çalıştığı devlet merkezli bir anlatı da yer alıyor. Bu anlatıların ortasında, Esed rejiminin devrilmesinden zarar gören ülkeler ve kuruluşlar tarafından desteklenen gayri resmi medya ajandaları aktif durumda. Bunlar, Suriyeliler arasındaki gerilimleri körüklemeyi ve bölünmelerini derinleştirmeyi amaçlıyor ve bunu çeşitli faktörlere dayanarak yapıyor; silahın yaygınlaşması, toplumsal parçalanma ve hâlâ yeniden inşa sürecinde olan mevcut Suriye güvenlik kurumlarının zayıflığı.