Bilim adamları, Kovid-19’un bir Çin laboratuvarından sızmış olma olasılığını ihtimal dışı görmüyor

Araştırma sonuçları, bu senaryoyu reddetmelerini sağlayacak herhangi bir sebep içermiyor

Kanada’nın Ontario bölgesindeki bir aşılama merkezi (AFP)
Kanada’nın Ontario bölgesindeki bir aşılama merkezi (AFP)
TT

Bilim adamları, Kovid-19’un bir Çin laboratuvarından sızmış olma olasılığını ihtimal dışı görmüyor

Kanada’nın Ontario bölgesindeki bir aşılama merkezi (AFP)
Kanada’nın Ontario bölgesindeki bir aşılama merkezi (AFP)

Dünyanın en prestijli araştırma kurumlarından 18 bilim adamı, meslektaşlarına Kovid-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 virüsünün kaynağını araştırma çağrısında bulunuyor. Bilim adamları geçen hafta perşembe günü Science dergisinde yayınlanan bir mektupta, SARS-CoV-2 virüsünün Çin’deki bir laboratuvardan sızmış olma olasılığını ihtimal dışı görmek için henüz yeterli kanıt olmadığını belirterek bu konuda ‘uygun araştırmanın’ yapılması çağrısında bulunuyorlar.
Stanford Üniversitesi'nde mikrobiyoloji ve immünoloji profesörü ve mektubun yazarlarından Dr. David Relman, dün Los Angeles Times verdiği röportajda “Bu konunun tarafsız ve kapsamlı bir bilimsel araştırmayı hak ettiğine ve daha sonrasında mevcut veriler üzerinden herhangi bir yargıya varılması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Bu kısa konuşma, kısmen Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gözetiminde yürütülen ve dünya genelinde 3,3 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan virüsün kökenini bulunmaya çalışan 30 Mart’ta yayınlanan bir rapora yanıt olarak geldi. Yazarlar WHO ve Çin’e atfedilen bu raporda, dört olası senaryoyu “son derece düşük ihtimal” ile “çok muhtemel” arasında sıraladılar.
Yazarlar, ekibin Çinli üyeleri tarafından sağlanan bilgi, veri ve örnekleri incelemelerinin ardından, virüsün kaynak hayvandan bir ara türe geçmesinin ve daha sonrasında insana bulaşmış olma olasılığının “çok muhtemel” olduğu sonucuna ulaşırken, laboratuvardan herhangi bir sızıntının olmuş olmasının “son derece düşük ihtimal” olarak tanımlandı. Araştırmacıların düşündüğü diğer potansiyel yollar arasında, konakçı ara bir tür olmaksızın virüsün hayvandan insana doğrudan bir sıçrama (Muhtemelen mümkün) ve donmuş gıda ürünlerinin yüzeyinden bulaşma (Mümkün) yer alıyordu. Ancak Relman ve meslektaşları, WHO araştırmasını analiz eden meslektaşlarının bu çıkarımları yapmak için yeterli bilgiye ulaşamadıklarını belirttiler. Relman bununla ilgili olarak “İlgili alanlarda uzmanlığa sahip makul bilim adamlarıyız ve virüsün doğal kökenli olması gerektiğini gösteren verileri görmüyoruz” dedi.

Laboratuvar notlarını gözden geçirilmesi
Cambridge Üniversitesi’nde klinik mikrobiyoloji profesörü olan ve mektubu imzalayan Ravindra Gupta, koronavirüsler üzerine çalışma yapan bir araştırma merkezi olan Wuhan Viroloji Enstitüsü’nde çalışan bilim adamlarının laboratuvar notlarını gözden geçirmek istediğini söyledi. Gupta ayrıca, enstitüde son beş yılda kullanılan virüslerin listesini de görmek istiyor. WHO tarafından yayınlanan rapor, ortak araştırma ekibine enstitüyü gezdiren laboratuvar müdürü Yuan Zhiming de dahil olmak üzere, araştırmacılar ve enstitünün birkaç üyesi arasında yapılan bir toplantı belgelendi.
Söz konusu toplantıda Wuhan Viroloji Enstitüsü temsilcileri, laboratuvarda kültürlenen üç SARS benzeri virüsünden hiçbirinin SARS-CoV-2 ile yakından ilişkili olmadığına belirterek, Kovid-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünün laboratuvardan sızmış olma olasılığını çürüttü.
Temsilciler ayrıca, enstitüde virolog olan görev alan ve yarasalarda ortaya çıkan SARS benzeri virüsleri araştıran Shi Zhengli tarafından yönetilen araştırma grubundaki çalışanlardan ve öğrencilerden alınan kan örneklerinin SARS-CoV-2 virüsüne karşı antikor içermediğini belirttiler.
Ancak Relman, bir bilim insanı olarak, yanlışlıkla laboratuvar sızıntısı olasılığını ihtimal dışı görmek için bundan daha fazlasının olmasının gerektiğini söyledi. Relman bize kullandığınız testi gösterin. Yöntemin ne olduğunu bilmek istiyoruz. Test edilen kişilerin sonuçları ve isimleri nelerdir? Bir kontrol grubu test edildi mi?” sorularını yöneltti ve “Her halükarda, dışarıdan bir bilim insanının bağımsız bir sonuca varmasına izin verecek yeterli olacak türde ayrıntılı bir veri sunulmadı” ifadelerini kullandı.
Relman 30 Mart’ta WHO üye ülkelerine hitaben yazılan mektupta şunları söyledi:
“Ekibin, laboratuvar sızıntısının en düşük olasılıklı hipotez olduğu sonucuna varmış olmasına rağmen bu uzmanlarla yapılacak ek görevlerle daha fazla araştırma gerektirebilir. Ben uzmanları görevlendirmeye hazırım. WHO ile ilgili olarak şunu açıkça söylememe izin verin, tüm varsayımlar hala masada.”
Arizona Üniversitesi’nde salgının kökenini ve ortaya çıkışını anlamak ve onlara karşı mücadele için virüsler üzerine çalışan Michael Worobey mektubu imzalayan bilim adamları arasındaydı. Worobey salgının başlangıcından bu yana, salgının ortaya çıkmasına yönelik iki olasılık düşündü. Bunlar laboratuvardan bir sızıntın ve hayvandan insana doğal bir geçişti. 15 ay sonra, hala her iki olasılığa da açık ve “Her iki durum için de yeterli kanıt yok, bu yüzden benim için ikisi de masada duruyor” diyor.

Yasalardan virüs toplanması
Worobey, kendi laboratuvarında vahşi doğadaki yarasalardan virüs toplayan öğrencileri ile çalışıyor ve bu araştırmanın insanlara yeni bir patojenin insan vücuduna girmesine yönelik çevresel yönteminin nasıl oluştuğuna odaklanıyor. Worobey “Bunu yapan biri olarak, yeni virüslerin insanlara yaklaşmasına neden olan açıklığın farkındayım dolayısı ile bunun, konunun ciddiye alınmasının başka bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Özel çalışmalarımda da bununla ilgileniyorum” diyor.
Worobey, laboratuvar ortamında SARS-CoV-2 virüsünün insanlara daha bulaşabilir hale getirmek için bir genetik olarak değişikliğin yapılmadığını ikna edici bir şekilde gösteren bilim adamlarının olduğu ancak bunun, sahada bilim adamları tarafından toplanan değiştirilmemiş bir virüsün laboratuvardan insanlara bulaşmış olma olasılığını ortadan kaldırmadığını belirti.
Worobey “Bakıp, virüsün laboratuvar kökenli olduğu çürüttüğünü ve yüzde 100 bir şekilde doğal olarak ortaya çıktığını söyleyebileceğim herhangi bir delil görmedim. Biz sahneye gelene kadar iki durum da uygulanabilir” diyor.
Bilim adamları, virüsün gerçekten de insanlara doğal şekilde bulaştığını gösteren tek bir kesin kanıt olduğunu, bunun da virüsün kaynağı olan hayvanların keşfedilmesi olduğunu söylüyorlar.
Yale Üniversitesi’nden immünobiyoloji ve epidemiyoloji profesörü olan Akiko Iwasaki WHO’nun raporunda Çin’deki 31 ilden yabani canlı hayvan ve kümes hayvanından toplanan 80 binden fazla örneğinin test edildiğinden ve bu testlerin hiçbirinin, Çin’de SARS-CoV-2 salgınından önce veya sonra bir SARS-CoV-2 antikoru veya virüsün genetik materyalinin bir parçasını göstermediğinin belirtildiğine dikkat çekerek “Yine de bir hayvan rezervuarının unutulmuş olması muhtemel” dedi.
Buna karşılık, Glasgow Üniversitesi’nde viral genomik ve biyoinformatik başkanı Profesör David Robertson mektubu imzalayan bilim adamlarının amaçlarını anladığını söylüyor. Robertson “Kimse bir laboratuvar kazasının mümkün olmadığını söylemiyor, bununla birlikte virüslerin her zaman hayvanlardan insanlara doğal yollarla bulaştığı biliniyor, SARS-CoV-2’de bunlardan biri olabilir” ifadelerini kullandı.
Robertson, gelecekteki salgınlara hazırlanmak için SARS-CoV-2’nin kökenini bulmanın gerekli olduğu konusunda mektubun yazarlarıyla hemfikir olmasına rağmen, laboratuvarları araştırarak zaman harcamanın şu anda öncelikli olmadığını düşünüyor.
Relman ise bu konuda şunları söylüyor:
“Doğal kaynaklı olduğu netlik kazanırsa, bu doğal rezervuarın nerede olduğu ve gelecekte bu konuda nasıl daha dikkatli olunacağı hakkında biraz daha fazla bilgiye ulaşacağız, eğer laboratuvar sızıntısı ise o zaman konu, ne tür deneyler yaptığımız ve neden yaptığımız hakkında çok daha ciddi düşünmemiz olur.”

 


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.