Yeterince konuşuldu!

Artık Arap, Afrika ve Avrupa ülkelerinin, kararlı ve somut tutumlar sergileme, kararlar alma ve eylemlerde bulunma zamanı geldi

Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)
Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)
TT

Yeterince konuşuldu!

Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)
Filistin davası, yerleşim ihlalleri nedeniyle önemli bir uluslararası kavşağa geldi (AFP)

Nebil Fehmi
Filistinliler, Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da, Ramazan ayı boyunca savunmasız müminlerin ibadetlerini yerine getirmelerinin engellenmesi ve Şeyh Cerrah Mahallesi’nde evlerinden zorla tahliye edilerek evlerinin Yahudi yerleşimcilere tahsis edilmesi amacıyla yapılan sistematik saldırılar gibi suçlara maruz kaldılar. Bunların hepsi, İsrail'in uluslararası yasalar ve insan hakları duvarına çarpan işgalci bir güç olduğunun kesin kanıtlarıdır.
Tüm bunlar, ülkelerin ve liderlerinin net tutumlar sergilemesini gerektiren dönüm noktası olaylarıdır. Uluslararası hukuka dayalı küresel bir sisteme bağlı olanlar tarafından belirli ve etkili önlemleri içeren etkili kararların alınmasını ya da çıkarlarını ve duruşlarını, tüm kabul edilemez ihlalleriyle birlikte güç kanunları uydurmak yerine hukukun ilkelerine ve gücüne bağlılık temelinde menfaatlerini ve duruşlarını korumalarını gerektirmektedirler.
Acı ve utanç verici son olaylar, 70 yılı aşkın bir süredir devam eden İsrail işgal tarihinde bir kez daha tekrarlandı. Artık durumu analiz etmeye devam etmek veya kınamak ya da temennilerini ifade etmekle yetinmek kabul edilemez. Bu nedenle, bugün sözlerimi açıkça ve belirli isteklerle sınırlayacağım. Ancak yine de yazdıklarımın başından beri tanık olduğumuz suçların boyutunun altında kaldığını itiraf etmeliyim. Daha ziyade asgari düzeyde ve saldırgan taraf için hesap verebilirlik yolunda atılabilecek adımlara değiniyorum. Gazze Şeridi, neredeyse giriş ve çıkışlarının çoğunu kontrol eden İsrailli işgalcinin baskısı altında olsa da, sözlerimi, sanki bu sadece işgalci gücün hakkıymış ve işgal altındaki Filistin halkı tarafından sömürülüyormuş gibi davranılan meşru müdafaada güç kullanımına yönelik uygunsuz gerekçelere ve yanlış karşılaştırmalara kapıyı aralamaması için Kudüs ve çevresiyle sınırlandırıyorum.
Her şeyden önce, aramızda Arap ülkelerinin uluslararası camiada ve Arap dünyasında büyük yankı uyandıran İsrail’in uygulamalarını kınamakla yetindiklerini düşünenler yanılıyorlar. Bu kınamaların, İsrailliler tarafından tamamen göz ardı edildiğinden veya Arap Birliği (AL) kararlarının olağan diplomatik hareketliliğe odaklanmasının, son olayların sertliği ve kabalığıyla tutarlı bir pozisyon ve güvenilirliği olduğundan bahsetmiyorum bile. Artık Araplar tarafından belirli adımlar atılmadan uluslararası toplumdan net pozisyonlar almasını istemek yeterli değil.
Arap ülkeleri, İsrail eylemlerinin hukuka aykırılığını ve kanunsuzluğunu ve ihlallerini teyit etmek amacıyla ve bu yaklaşımı sürdürmesi halinde işgalci yönetime karşı ceza uygulanması önerisiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu ve uluslararası hukuk kurumlarının toplanması ve tüm bu kurumlardan bir takım taleplerin ve prosedürlerin görüşülmesi ve onaylanması için doğrudan talepte bulunuyorlar.
Arap ülkelerinin İsrail’deki büyükelçilerini istişare için geri çağırmaları, ilişkileri koparmak değil, daha ziyade İsrail’in son uygulamalarını reddettiklerinin bir ifadesi ve bu yaklaşımın sürdürülmesinin İsrail'in Arap ülkeleriyle ilişkilerine uzun vadeli yansımaları ve gerçek maliyetleri olacağını vurgulamaktır. Yine Arap-İsrail barışının tersine çevrilmesi değil, daha ziyade bir Arap ülkesinin İsrail ile barışı istemesinin, herkes tarafından reddedilen uygulamalara izin verilmesi olarak yorumlanmasını reddetmektir.
İşgalci İsrail’e karşı insanlık dışı uygulamaları nedeniyle ulusal düzeyde bir takım özel önlemler alındı. İsrail ile tam bir ilişkisi olan bir ülke eğer henüz bu adımları atmamışsa, en azından işgalci İsrail’in temsilcileri için iletişim seviyesinin bakanlık seviyesinin altına düşüreceğini duyurmalıdır.
İsrail vatandaşlarına ülkeye giriş vizesi verilmesi ve bu tür uygulamalar durdurulana kadar İsrail ile yeni ticari anlaşmalar yapılması dondurulurken Biden yönetiminin açıklama yapmakla yetinerek, insan hakları ve demokrasi savunucusu olduğunu iddia etmesi gülünçtür. Biden yönetimi, sanki şuan İsrail’in kötü uygulamalarına değil de yeni olaylara tanık oluyormuşuz gibi hem Filistinlilere hem de İsraillilere itidal çağrısında bulunuyor. ABD’nin tek yaptığı, 5 Haziran 1967 sınırlarında iki devletli çözüme uygun olarak Doğu Kudüs'ün işgal edilmiş bir bölge ve Filistin devletinin başkenti olduğunu kabul ederek hukukun üstünlüğünü onaylamasıdır.
ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin bölgedeki başlıca müttefiki olan İsrail’in Filistin halkına karşı yasadışı uygulamalarını kategorik olarak durdurduğunun açık ve net bir şekilde vurgulandığı yıllık raporu Kongre'ye sundu. ABD’nin İsrail’e yardımı sürdürmesi, işgal altındaki topraklardaki yasadışı ve insanlık dışı uygulamaları durdurmasına bağlandı.
BMGK’nın diğer daimi üyelerine (Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) gelince, BMGK’nın saldırganı caydırmayan kararlar alması veya trajik gerçeği yansıtmayan açıklamalar yayınlaması artık kabul edilemez. Şunu merak ediyorum, acaba Filistin’e yönelik dostça ve destekleyici rolünüz sadece endişe ifadeleriyle mi sınırlı? BMGK’da yalnızca sizi ilgilendiren konular mı gündeme getirilebilir? Sanki BMGK, BM Sözleşmesi çerçevesinde uluslararası barış ve güvenliği sağlamak amacıyla çağdaş uluslararası sistem çerçevesinde size emanet edilen sorumluluğu yerine getirmeniz için değil de çıkarlarınıza adanmış ve yönlendirilmiş gibi görünüyor. Beyler, bu artık kabul edilemez. BMGK’yı, İsrail’in tüm dünya ile alay etmesini durduracak ve yasadışı politikalarından caydıracak gerekli kararları almaya davet etmeniz gerekiyor.
Müslüman ülkeleri, Bağlantısızlar Hareketi ülkelerini, Afrika ve Asya ülkelerini Filistin'deki kardeşlerinin milli ve insani haklarını ihlal eden İsrail’in Ramazan ayı boyunca dini ibadetlerimize yönelik açık bir hakaret dolu uygulamalarına karşı bir tavır almaya çağırıyorum. Bu dost ülkelerin, ülkelerindeki İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırmaları ve Filistinlilere yönelik ihlallerinin derhal sona erdirilmesini talep etmeleri gerekiyor. Aynı zamanda, Arap ülkelerinin İsrail uygulamalarını durdurmak ve bu uygulamalardan sorumlu tutmak için uluslararası platformlardaki girişimlerini desteklemeleri de lazım.
Hukukun üstünlüğünü savunmakla, insan haklarını ve insani ilkeleri desteklemekle övünen Avrupa ülkelerine soruyorum; gerçekten insan haklarını destekliyor musunuz yoksa bu, yerli lobilerin etkisi altında zaman zaman dile getirilen, Filistinlilerin maruz kaldığı insanlığa karşı suçları tamamen görmezden gelen ve sadece bireylerin haklarıyla sınırlı olan bir görev mi? Sizden istenen, Doğu Kudüs'ü işgal edilmiş bir toprak ve 1967 sınırları temelinde Filistin devletinin başkenti olarak tanımanız ve İsrail'i hukuki ve insani forumlarda Filistinlilere yönelik ihlallerinden sorumlu tutacak ve onu bu uygulamaları tekrarlamaktan caydıracak önlemler önerme konusunda inisiyatif ve öncü rol üstlenmenizdir. Yeterince konuşuldu, artık kararlı ve somut tutumlar sergileme, kararlar alma ve eylemlerde bulunma zamanı geldi.

 


Hamas’ın silahlarına odaklanılması ve İsrail’in geri çekilme sürecinin aksaması Gazze anlaşmasını karmaşıklaştırıyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Hamas’ın silahlarına odaklanılması ve İsrail’in geri çekilme sürecinin aksaması Gazze anlaşmasını karmaşıklaştırıyor

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Balah’ta bir mezarlığa gömülen 53 kimliği belirsiz cesede bakan Filistinli bir çocuk (AFP)

Hamas’ın silahsızlandırılması dosyası, ABD’den gelen farklı açıklamalar sonrası yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, ‘kademeli silahsızlanma’ konusunda perde arkasında yapılan açıklamaların ötesine geçerek, silahların ‘tamamen ve derhal bırakılması’ gerektiğini vurguladı.

Trump’ın açıklamaları, 19 Şubat’ta yapılacak ilk Barış Konseyi toplantısından önce geldi. Açıklamalarda İsrail’in çekilmesine ilişkin bir maddeye yer verilmedi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu durumun Gazze anlaşmasının uygulanmasını zorlaştırabileceğini ve bazı maddelerin askıya alınmasına yol açabileceğini belirtti. Uzmanlar, kademeli bir silahsızlanmanın gerçekçi bir çözüm olduğunu, Hamas’ın bunu kabul etmesinin İsrail’i çekilmeye zorlayabileceğini ve Washington üzerinde baskı oluşturabileceğini ifade etti. Aksi halde ‘savaşın yeniden başlaması ihtimalinin artacağı’ uyarısında bulundular.

Görsel kaldırıldı.
Filistinli bir hemşire, Gazze Şeridi'nin güneyinde bir hastaya bakıyor. (AFP)

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim itibarıyla İsrail ile Hamas arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşması, ABD Başkanı tarafından sunulan bir öneriye dayanıyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, anlaşmanın ikinci aşamasının temel unsurlarından birini oluşturuyor. ABD, ocak ayı ortasında ikinci aşamaya geçildiğini duyurmuştu. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli olarak çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı yürütülmesi öngörülüyordu.

Amerikan talebi

ABD Başkanı Donald Trump pazar günü Truth Social platformundaki paylaşımında, “Hamas’ın silahlarını tam ve derhal bırakma taahhüdüne uyması son derece önemli” ifadesini kullandı. Açıklama, 19 Şubat’ta Washington’da yapılması planlanan ilk Barış Konseyi toplantısından birkaç gün önce geldi.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Heridi, Trump’ın açıklamalarında İsrail’in çekilmesine değinilmemesinin dikkat çekici olduğunu belirtti. Heridi, bunun Gazze anlaşmasına yansımaları olacağını ve geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Washington ziyareti sırasında iki taraf arasında bir mutabakata varılmış olabileceğine işaret ettiğini söyledi. Ancak Heridi, “ABD Başkanı’nın açıklamaları genellikle muğlak olur ve birden fazla mesaj içerir” değerlendirmesinde bulundu.

Heridi, Barış Konseyi toplantısının silahsızlanma ve İsrail’in çekilmesi başlıkları açısından belirleyici olacağını ifade etti. Heridi, aralarında Mısır’ın da bulunduğu birçok ülkenin anlaşmanın başarıya ulaşması için İsrail’in çekilmesini istediğini ve bu konunun hem kulislerde hem de müzakere masasında gündeme getirileceğini kaydetti.

Görsel kaldırıldı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın planına göre Gazze Şeridi’nden çekilme aşamalarının haritası (Beyaz Saray)

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mutava, silahsızlanma konusunun Washington’ın bu talebi yinelemesi ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından birden fazla kez dile getirilmesi nedeniyle önümüzdeki sürecin en büyük engeli olacağını söyledi. Mutava, bunun aynı zamanda İsrail’in temel taleplerinden biri olduğuna işaret ederek, “Gerçek bir silahsızlanma başlamadan İsrail çekilmeyecektir, aksi halde savaşın yeniden başlamasını görürüz” değerlendirmesinde bulundu.

New York Times gazetesi ise birkaç gün önce Washington’ın Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazdı. Haberde, teklifte İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesinin öngörüldüğü, ilk aşamada ise bazı hafif silahların Hamas’ın elinde kalmasına izin verilebileceği belirtildi. Söz konusu teklifin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı aktarıldı.

Hüseyin Heridi, gündeme gelen teklifin geri adım içerip içermediğinin tartışılmasından önce, Hamas’ın elindeki silahların niteliğinin sorgulanması gerektiğini söyledi. Heridi, savaşın Hamas’ın silah kapasitesinin büyük bölümünü ortadan kaldırmış olabileceğini belirterek, ayrıntılar bilinmeden silahsızlanmanın tekrar tekrar gündeme getirilmesinin ‘süreci tersine çevirme ve anlaşmayı aksatma’ anlamına gelebileceğini ifade etti.

Mutava ise arabulucuların baskı yapması halinde kademeli bir silahsızlanma formülünün Hamas açısından en uygulanabilir ve kabul edilebilir seçenek olacağını, zira hareketin önünde başka bir alternatif bulunmadığını dile getirdi.

Hamas konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmazken, ‘İsrail işgali’ sürdüğü sürece silahsızlanmayı reddettiğini daha önce birçok kez vurgulamıştı.

Görsel kaldırıldı.
Gazze Şeridi’ndeki insani krize müdahale etmek üzere Mısır hastanelerine destek vermek amacıyla Japonya’nın sağladığı hibenin imza töreninden (Mısır Bakanlar Kurulu)

New York Times’ın haberinin sızmasından iki gün önce, Hamas’ın önde gelen isimlerinden Halid Meşal, Doha’daki bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. Meşal, “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası silahlarla donatılmış durumda” ifadelerini kullandı.

Meşal ayrıca, başkanlığını ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı Barış Konseyi’ne 19 Şubat’ta yapılacak toplantı öncesinde ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Silahsızlanma tartışmaları sürerken, Filistinli hasta ve yaralıların bölgeden çıkışı devam ediyor. Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Bakan Yardımcısı Semr el-Ehdel dün Gazze Şeridi’ndeki durum ve yerinden edilenler krizi nedeniyle etkilenen Mısır hastanelerine acil tıbbi destek sağlanmasını öngören 3,38 milyon dolarlık Japon hibe projesinin imza törenine katıldı.

Mutava, Hamas’ın silahsızlanma ilkesini kabul ederek arabulucularla bu yönde bir formül üzerinde uzlaşmasının önemine dikkat çekti. Mutava, bu adımın yardım ve yeniden imar sürecine hız kazandıracağını ve İsrail’in süreci gerekçe göstererek engellemesini önleyebileceğini belirtti. Aksi takdirde Trump’ın İsrail’e yeniden savaşa dönmesi için ‘yeşil ışık’ yakabileceğini ifade etti.

Mutava ayrıca, haziran ayında yapılması muhtemel İsrail seçimleri yaklaştıkça Başbakan Binyamin Netanyahu’nun tutumunun sertleşebileceğini, bunun da hem çekilme hem de silahsızlanma başlıklarında yeni engeller doğurabileceğini söyledi. Bu durumda ilgili maddelerin askıya alınabileceğini ve önceliğin yalnızca insani yardıma verilebileceğini dile getirdi.


Şara: İslami Söylem Birliği Tüzüğü toplumsal uyum için kritik bir adımdır

Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
TT

Şara: İslami Söylem Birliği Tüzüğü toplumsal uyum için kritik bir adımdır

Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)
Suriye Cumhurbaşkanı, Şam'da düzenlenen "İslami Söylemin Birliği" konferansında (Cumhurbaşkanlığı hesabı)

Suriye Diyanet İşleri Bakanlığı, 150'den fazla din alimi ve vaizin katılımıyla, pazar ve pazartesi olmak üzere iki gün süren "İslam Söyleminin Birliği" başlıklı ilk konferansını düzenledi. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara da dün Şam Konferans Sarayı'nda düzenlenen konferansa katıldı.

Bakanlık sözcüsü Ahmed el-Hallak, konferansın dini söylemi birleştirmeyi ve kapsayıcı ulusal varlığını güçlendirmeyi amaçladığını, böylece Suriye toplumunun çeşitli bileşenleriyle birlikte yaşama ve bütünleşme değerlerinin pekiştirilmesine, ulusal birlik kavramlarının yaygınlaştırılmasına ve bu kritik dönemde toplumsal istikrarın artırılmasına katkıda bulunacağını söyledi. Bu, "mesajı birleştirmek için gerçek bir başlangıç ​​noktası ve yeni Suriye'nin inşasına katkıda bulunan en önemli sütunlardan biri" olan kapsamlı bir tüzük aracılığıyla gerçekleştirilecektir.

Yaklaşık 150 din alimi ve vaiz, dini söylemin geliştirilmesi yolları ve alimlerin mevcut aşamanın gereklilikleriyle uyumlu kapsayıcı bir söylem oluşturmadaki rolü üzerine yapılan müzakerelere katıldı.

cdfvgthy
Suriye'deki ilk Vakıf Konferansı pazar günü açıldı (SANA)

El-Hallaq, konferansın "çeşitli Suriye vilayetlerinde düzenlenen bir dizi bilimsel çalıştayın sonucu olduğunu ve bu çalıştaylara 500'den fazla âlim ve vaizin katıldığını, bu çalıştaylarda dini söylemin eksenlerinin ve çağın gereklerine uygun olarak nasıl geliştirilebileceğinin, milli sorumluluk ruhunun nasıl güçlendirilebileceğinin ve dinin gerçekliğini ve ölçülülüğün hikmetini ifade eden kapsamlı bir söylemin oluşturulmasında âlimlerin rolünün vurgulandığını" belirtti.

Konferansın, katılımcı akademisyenlerin görüş ve önerileri doğrultusunda, "dünyayı birleştirmek için gerçek bir başlangıç ​​noktası ve birlik, bütünleşme ve sorumlu bilinç temelleri üzerinde yeni bir Suriye inşa etmeye katkıda bulunan en önemli sütunlardan biri" olan kapsamlı bir tüzüğün son halini aldığını belirtti.

Kışkırtıcı söylemin reddi

Konferans sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, “İslami Söylemin Birliği Şartı”nı, söz birliğini güçlendirmek, ılımlılığı pekiştirmek, dini söylemde dengeyi sağlamak ve toplumsal uyumu artırmak ve Suriye toplumunu karakterize eden çeşitlilikle ulusal dokunun birliğini korumak amacıyla, her türlü kışkırtıcı söylemden veya mezhepsel ve doktrinsel çatışmayı teşvikten uzaklaşmak için önemli bir adım olarak değerlendirdiği bir diyalog oturumu düzenledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre eş-Şara, diyalog oturumunda Suriye'deki duruma da değinerek, yeni hükümetin devraldığı "60 yılı aşkın süredir biriken idari ve örgütsel yolsuzluğa" dikkat çekti. Mevcut hükümetin ülkenin yönetimini devralmasından bu yana geçen bir yıldan fazla süreyi değerlendiren eş-Şara, bazı yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü engelleyen yıkılmış evlerin sayısından, yargı ve ekonomi alanındaki reformlardan ve yatırım sözleşmelerinin imzalanmasının tamamlanmasından bahsetti.

frgty
Uygur savaşçıları, geçen aralık ayında Esed rejimini deviren "saldırganlığı caydırma" operasyonunun ön saflarında yer almıştı (DPA)

Beşşar Esed rejimine karşı devrimin başlamasından bu yana Suriye sahnesinde, silahlı muhalif gruplar (Selefi, Cihatçı ve Müslüman Kardeşler) ve geleneksel Sufi misyoner grupları da dahil olmak üzere bir dizi İslami grubun ortaya çıktığına dikkat çekilmelidir.

Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye'de silahlı İslamcı grupların iktidara gelmesiyle, bu gruplar "Heyet Tahrir eş-Şam" liderliğinde birleşti. Bu süreçte, karmaşık bölgesel ve uluslararası siyasi zorluklar ışığında, "yeni devletin" inşası ve Suriye toplumunun tüm bileşenlerinin haklarının güvence altına alınması konusunda en önemli zorluklardan biri olarak dini söylemin birleştirilmesi meselesi ortaya çıktı.

Çeşitliliğin ortadan kaldırılması değil

Diyanet İşleri Bakanı Muhammed Ebu el-Hayr Şukri ise konferansın açılışında, "İslam dini kimliğinin tüm yelpazesini birleştiren ve mevcut zorluklar karşısında dini çalışmaların seyrini düzenleyen kapsamlı bir tüzük taslağı hazırlanması" çağrısında bulunarak, "söylem birliğinin, çeşitliliğin veya bilimsel özelliklerin ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini, aksine bu çeşitliliğin kapsamlı bir referans çerçevesinde ve milleti birleştiren şeyin onu bölen şeyden daha büyük olduğu bilinciyle yönetilmesi anlamına geldiğini" vurguladı.

Konferansın hazırlık komitesi başkanı Şeyh Enes el-Musa, "Metni anlama araçlarının ve onunla başa çıkma yöntemlerinin olmayışı, disiplinsiz yorumlara kapı açar ve bu, sloganlarla değil, anlama araçlarının yeniden canlandırılmasıyla giderilebilir" uyarısında bulundu. İslam söyleminin arzu edilen birliğinin, "metodolojide ortak bir zemin oluşturmak, farklılıkları ilmi nezaketle yönetmek ve entelektüel duruş ile etik davranış arasında dengeyi yeniden sağlamak" anlamına geldiğini açıkladı.

frgty
Vakıflar Bakanlığı'nın ilk konferansındaki diyalog oturumu (Başkanlık açıklaması)

Yüksek Fetva Konseyi üyesi Muhammed Naim Araksusi ise, Suriye'nin düşmanlarıyla mücadele etmek ve Müslüman topluluğunu bölmeyi amaçlayan komploları engellemek için birliğe son derece ihtiyacı olduğunu belirtti. Benzer şekilde, Cumhurbaşkanlığı Din İşleri Danışmanı Abdulrahim Attun, İslami söylemi birleştirme sorumluluğunun "devlet, kurumlar ve dini gruplar tarafından paylaşılan kolektif bir sorumluluk" olduğunu ifade etti. Bu durum, "niyet samimiyeti, ilmi nesnellik, gerçek irade ve kamu yararını dar çıkarlar ve bağlılıkların önüne koyan gerçek bir ortaklık" gerektirir. "İlmi bağımsızlık bir güvencedir ve devletin projesine bağlılık birliğin güvencesidir" diye vurguladı.


Sekiz Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Batı Şeria topraklarını "devlet malı" olarak sınıflandırmasını kınadı

İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)
İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)
TT

Sekiz Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Batı Şeria topraklarını "devlet malı" olarak sınıflandırmasını kınadı

İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)
İsrail askerleri, Filistin ordusunun gerekli izinlere sahip olmadıkları gerekçesiyle Awarta kontrol noktası yakınlarındaki bir Filistin dükkanını ve oto tamir atölyesini yıkması sırasında güvenlik önlemleri alıyor (DPA)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'daki toprakları "devlet toprağı" olarak belirleme kararını şiddetle kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yayınlanan ortak açıklamaya göre, bakanlar İsrail yetkililerinin işgal altındaki Batı Şeria'da 1967'den bu yana ilk kez gerçekleştirilen büyük ölçekli arazi kayıt ve yerleşim sürecini onaylamasını kınadı.

Açıklamada, bu adımın tehlikeli bir gerilim ve uluslararası insancıl hukukun, özellikle de Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarının, en önemlisi de 2334 sayılı Kararın ihlali olduğu belirtildi.

Açıklamada bu kararın, işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki İsrail politikaları ve uygulamalarından kaynaklanan hukuki sonuçlar hakkında Uluslararası Adalet Divanı tarafından verilen danışma görüşüyle ​​çeliştiği belirtildi. Söz konusu danışma görüşünde, işgal altındaki Filistin topraklarının hukuki, tarihi ve demografik statüsünü değiştirmeyi amaçlayan önlemlerin yasadışı olduğu ve işgale son verilmesi ile zorla toprak edinmenin yasaklanması gerektiği vurgulanmıştı.

Açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı: “Bu adım, işgal altında bulunan topraklar üzerindeki kontrolü pekiştirmeyi amaçlayan, böylece iki devletli çözümü baltalayan, bağımsız ve yaşayabilir bir Filistin devleti kurma umutlarını ortadan kaldıran ve bölgede adil ve kapsamlı bir barışa ulaşma şansını tehlikeye atan yeni bir yasal ve idari gerçekliği dayatma girişimini yansıtmaktadır.”

Dışişleri bakanları, işgal altındaki Filistin topraklarının yasal, demografik ve tarihi statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm tek taraflı önlemleri kesin bir dille reddettiklerini yinelediler. Bu tür politikaların, işgal altındaki Filistin topraklarında ve tüm bölgede gerilimi ve istikrarsızlığı daha da artıracak tehlikeli bir gerilim oluşturduğunu vurguladılar. Ayrıca uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve bu ihlalleri durdurmak, uluslararası hukuka saygı gösterilmesini sağlamak ve Filistin halkının vazgeçilmez haklarını, başta kendi kaderini tayin hakkı, işgalin sona ermesi ve 4 Haziran 1967 sınırları içinde Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulması olmak üzere, korumak için açık ve kararlı adımlar atmaya çağırdılar.