Biden’ı nükleer müzakerelerde yaptırımlardan oluşan ‘mayın tarlası’ bekliyor

Yaptırımlardan oluşan ‘mayın tarlası’, nükleer müzakerelerde Biden’i gözlemliyor

ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)
ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)
TT

Biden’ı nükleer müzakerelerde yaptırımlardan oluşan ‘mayın tarlası’ bekliyor

ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)
ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ve AB müzakerecisi Enrique Mora, Viyana’daki İran görüşmelerinin oturum aralarında (EPA)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, 2015’te İran ile imzalanan nükleer anlaşmaya dönüş arayışının bir parçası olarak, eski Başkan Donald Trump tarafından döşenen mayın tarlasına yöneldi.
Reuters’ın haberine göre bu mayınlar, Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilip, İran'a kaldırılan yaptırımları 700’den fazla taraf ve kişiye yeniden uygulamasından başka bir şey değil.
Bu mayınlar arasında kara liste de bulunuyor. Merkez Bankası ve Ulusal Petrol Şirketi de dahil olmak üzere İran ekonomisindeki yaklaşık 24 hayati kurum, terörizmi veya silahların yayılmasını destekleme suçlamasıyla ABD’nin kara listesine alınmıştı.
Bu yaptırımların çoğunun kaldırılması ‘kaçınılmaz’. İran petrolünü ihraç ederse bu, Tahran’ın nükleer anlaşmaya bağlı kalmaktan ve nükleer programını kısıtlamaktan elde edeceği en büyük kazancı temsil edecek. Bununla birlikte yaptırımların kaldırılması, Demokrat Başkan Joe Biden’ı terörizme karşı hoşgörü suçlamalarına açık hale getirecek. Bu durum, nükleer anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi durumunda kaçınamayacağı siyasi bir bedel olarak görülüyor.
Bu olasılık, şimdiden Cumhuriyetlerin eleştirileriyle karşılaştı. Geçen ay, eski Trump yönetimi dışişleri bakanı Mike Pompeo, Biden’ın İran’a karşı yaptırımları kaldırmasını zorlaştıracak bir yasayı gündeme getirerek, “Bu ahlaksızlıktır” açıklamasında bulundu.
2015’ten 2018’e kadar Hazine Bakanlığı’ndaki Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) Direktör Vekili olan John Smith, Trump’ın İran’a uyguladığı yaptırım dalgasını ‘modern ABD tarihinde benzeri görülmemiş’ olarak nitelendirdi. Smith, İran kurumlarını terörizme destekleri için veya ‘Devrim Muhafızları’ ile bağlantıları nedeniyle hedef almanın, nükleer anlaşmayı canlandırmayı çok daha zor hale getirdiğini ifade etti.
Şu anda hukuk danışmanlığı firması Morrison & Foerster’in ortağı olan Smith, “Herhangi bir listeye küresel terörizm ve insan hakları ihlallerini eklemek, bu isimleri listeden siyasi olarak çıkarmayı inanılmaz derecede zorlaştırıyor. Bunu yapabilirsiniz, ancak karşılaşabileceğiniz tepki çok daha büyük olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Reuters’ın Trump tarafından uygulanan yaptırım envanterinin Biden yönetimi tarafından yapılan sayıma yakın olduğunu, ancak nelerin dahil edilmesi gerektiğine ilişkin tahminlerdeki farklılığın toplam sayının biraz değişik olmasına neden olabileceğini söyledi.

Meşruiyet mi ihlal mi?
Uluslararası Para Fonu verilerine göre, ABD yaptırımlarının yeniden uygulanması, 2018’de yüzde 6 ve 2019’da yüzde 6,8 küçülen İran ekonomisi için bir felaket oldu.
Cumhuriyetçi Trump, 2018’de anlaşmadan çekildi ve Tahran’ı nükleer programı üzerindeki daha sert kısıtlamaları kabul etmeye zorlamak için başarısız bir girişimde bulunarak ‘azami baskı’ politikasını dayattı. Ayrıca anlaşmanın İran’ın terörizme desteğini engellemediğini, Suriye, Irak ve Lübnan’daki bölgesel vekillerini ve balistik füzeler üretme çabalarını desteklediğini vurguladı.
Biden ise anlaşmada yer alan nükleer kısıtlamaları eski haline getirmek, mümkünse genişletmek ve aynı zamanda İran’ın istikrarsızlaştırıcı diğer faaliyetleriyle yüzleşmek istiyor. ABD ve İranlı yetkililer, Trump’ın anlaşmadan çekilme kararına cevaben, İran’ın 2019’da maddelerini ihlal etmeye başladığı anlaşmaya yeniden uyması için düzenlemeler yapmak üzere Viyana’da dolaylı görüşmelere başladı.
Anlaşmaya göre İran, nükleer programını azalttı ve böylece nükleer bomba geliştirme kabiliyetini düşürdü. Tahran, inkâr etse de ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında bunu yapmayı arzuluyor. Ancak Biden, yönetimi devraldıktan sonra Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini ilk olarak yüzde 20’ye, ardından da geçen ay yüzde 60 düzeyine çıkardı.
Avrupalı diplomatlar, Tahran’ın doğrudan görüşmeyi reddetmesi nedeniyle ABD ve İran heyetleri arasında mekik dokuyor. Yetkililer 21 Mayıs’a kadar bir anlaşmaya varmaya çalışıyorlar, ancak şimdiye kadar hiçbir önemli engel aşılamadı.
Bu engeller arasında, ABD yasaları uyarınca fonların elden çıkarılmasını önlemek için 2012 yılında İran Merkez Bankası’na uygulanan yaptırımlar hususunda nasıl bir tavır takınılacağı da bulunuyor. Bu yaptırımlar, nükleer anlaşma kapsamında kaldırılmış ve Trump, anlaşmadan geri çekildiğinde yeniden uygulanmaya başlamıştı.
Trump, Eylül 2019’da İran Merkez Bankası’nı kara listeye alarak ve onu terörist gruplara mali destek sağlamakla suçlayarak daha da ileri gitti. Bu durum, yabancı tarafların onunla herhangi bir anlaşmaya yönelmesini etkili bir şekilde engelledi. Trump ayrıca, İran Ulusal Petrol Şirketi, İran Ulusal Tanker Şirketi ve Ulusal Petrokimya Şirketi de dahil olmak üzere terörizmi desteklemekle suçlanan İran’ın petrol altyapısının diğer sektörlerini de hedef aldı.
Yaptırımlar konusunda uzman avukatlar, İran’ın petrolünü yurt dışına satması durumunda bu şirketler üzerindeki yaptırım yükünün hafifletilmesi gerektiğini, aksi takdirde yabancı şirketler için endişe kaynağı olmaya devam edeceğini belirtiyor. ABD şirketlerinin, bu şirketlerle iş yapmaları çeşitli cezalar altında zaten yasaklanmış durumda.
Öte yandan Trump yönetimindeki son İran özel temsilcisi Elliott Abrams, Cumhuriyetçilerden beklenen bir saldırının habercisi olarak şunları söyledi: Yaptırımların meşru gerekçelerle uygulandığını ifade etti. Abrams, “Bu açıklamalar yeterli, yasal ve ahlaki açıdan haklıydı. Boşluktan düşmediler” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez Bankası’na odaklanma
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, Biden yönetiminin, Trump yönetiminin yaptırımları dayattığı ‘kanıt temeline’ itiraz etme niyetinde olmadığını söyledi. Bu, bu varlıkların terörizme destek sağlamadığını iddia etmediği anlamına geliyor. Ancak yetkiliye göre Biden yönetimi, yaptırımların kaldırılmasını haklı çıkararak nükleer anlaşmaya geri dönmenin, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarına olduğu kanaati taşıyor.
Konuyu daha da karmaşık hale getiren şey, Trump’ın Nisan 2019’da Devrim Muhafızları ve onun yabancı askeri ve istihbarat operasyonları kolu olan Kudüs Gücü’nü bir terör örgütü olarak listeleye alma kararıydı. Bu, ABD’nin başka bir ülkeye bağlı askeri bir kuruluşu, resmi olarak, bir terör grubu olarak vasıflandırdığı ilk durumdu. Devrim Muhafızları, İran ‘devrimini’ korumak amacıyla 1980 yılında kurulan İran düzenli ordusuna paralel bir birim olarak biliniyor.
Eylül 2019’da Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC), İran Merkez Bankası’nı hedef almak için terörle mücadele yetkilerini kullandı. Onu, Washington’un uzun süredir terör grubu olarak gördüğü ‘Devrim Muhafızları’, ‘Kudüs Gücü’ ve Lübnan ‘Hizbullah’ına milyarlarca dolar sağlamakla suçladı.
Bu bağlamda Elliott Abrams, “Özellikle kınanması gerektiğini düşündüğüm şey, terör faaliyetleri yürüttüğü için Devrim Muhafızları’na yönelik uygulanan yaptırımların durumunu değiştiren herhangi bir harekettir. Çünkü Devrim Muhafızları, terör faaliyetlerinde bulunuyor. Bu, açık bir konudur” dedi. Abrams, ancak Merkez Bankası’na uygulanan yaptırımların kaldırılması için Biden yönetiminin Devrim Muhafızları’nı terör listesinden çıkartmasına gerek olmadığını vurguladı.
Eski ABD’li yetkililer, Hazine Bakanı’nın ABD’nin emirleri uyarınca Merkez Bankası’na uygulanan ve devlet başkanına uygun gördüğü şekilde ‘bunları uygulama veya iptal etme’ yetkisi veren her türlü yaptırımı feshedebileceğini belirtiyor.
Aynı şekilde Dışişleri Bakanlığı, daha önce herhangi bir ayrıntı vermeden, nükleer anlaşmayla ‘tutarsız’ olan bu yaptırımların, Tahran anlaşmaya uymaya devam etmedikçe kaldırılmayacağını söyledi.
Eurasia Group’un İran analisti olan Henry Rome, “Bu durumda terörizm kelimesiyle ilgili her şey, nükleer anlaşmaya geri dönmeye karşı çıkanlar açısından tartışmaya hazır bir konu olacağı için siyasi eleştiri çok açık ki bir sert şekilde olacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Rome, “Buradaki siyasi zorluk, sınıflandırmanın meşru olabileceğini söylemektir. Ancak dış politikada başka çıkarlarımız bunların kaldırılmalarını gerekli kılıyor. Bu zahmetli ve zor bir görev, ancak başarıya ulaşılması gerek” ifadelerini kullandı.



Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi
TT

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirterek, İran’ın enerji altyapısına yönelik planlanan askeri saldırıların 5 gün süreyle ertelenmesi talimatı verdiğini duyurdu. Trump ayrıca, bölgedeki askeri operasyonları sonlandırmak için 5 temel hedeflerinin olduğunu açıkladı.

Donald Trump, kendi sosyal medya platformu üzerinden peş peşe yaptığı açıklamalarda, İran ile Ortadoğu'daki gerilimi sona erdirecek kapsamlı bir çözüm üzerinde çalışıldığını belirtti.

Trump, son iki gündür süren yapıcı görüşmelerle, İran'ın enerji santralleri ve altyapısına yönelik saldırı planlarını geçici olarak askıya aldığını duyurdu.

Saldırılar 5 gün süreyle askıda

Trump, "Bu derinlemesine ve yapıcı görüşmelerin tonuna dayanarak, Savaş Bakanlığı'na, devam eden toplantıların başarısına bağlı kalmak kaydıyla, İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıları beş günlük bir süre için erteleme talimatı verdim" dedi.

Tahran yönetimini terör rejimi olarak nitelendiren Trump, İran’a yönelik askeri çabaların hedeflerine ulaşmaya çok yaklaştığını savundu.

Trump, bölgedeki askeri varlığı azaltmak veya sonlandırmak için şu 5 şartın yerine getirilmesi gerektiğini söyledi:

1 - İran'ın füze kapasitesinin, fırlatıcılarının ve bunlarla ilgili her şeyin tamamen etkisiz hale getirilmesi.

2 - İran'ın savunma sanayi altyapısının tamamen çökertilmesi.

3 - İran Deniz ve Hava Kuvvetleri ile hava savunma sistemlerinin ortadan kaldırılması.

4 - İran'ın nükleer kapasiteye yaklaşmasına asla izin verilmemesi ve ABD’nin olası bir durumda anında ve güçlü tepki verecek konumda kalması.

5 - İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve diğer bölge müttefiklerinin en üst düzeyde korunması.

ABD Başkanı daha önce İran’a, dünya petrol ve doğal gaz sevkiyatının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nı açması için 48 saat süre tanımış ve aksi halde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etmişti.

İran’dan yanıt

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmadığını belirtti. Arakçi, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, gemilerin geçişten kaçınmasının nedeninin savaş riski ve sigorta şirketlerinin çekinceleri olduğunu ifade ederek, gerilimin sorumlusunun İran olmadığını savundu.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi ise savaşa taraf olmayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmesi için Tahran ile koordinasyon sağlaması gerektiğini açıkladı.

Açıklamada ayrıca, İran kıyıları veya güney adalarının hedef alınması durumunda deniz iletişim hatlarının kesileceği ve deniz mayınlarının döşeneceği uyarısında bulunuldu. Bu ifadelerin, ABD’nin İran’ın ana petrol ihracat noktası olan Hark Adası’na yönelik olası müdahale planlarına dolaylı bir yanıt olduğu değerlendiriliyor.

İran Devrim Muhafızları da enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırıya aynı düzeyde karşılık verileceğini belirterek, elektrik üretim tesislerinin hedef alınması halinde İsrail’deki enerji altyapısı ile bölgedeki ABD üslerine enerji sağlayan sistemlerin vurulacağını açıkladı.

Trump’ın bu açıklaması, son dönemdeki sert söylemlerinin ardından siyasi ve medya çevrelerinde sürpriz olarak değerlendirildi. ABD Başkanı kısa süre önce “güç yoluyla barış” yaklaşımını yinelemişti.

28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından İsrail ve ABD, başta Tahran olmak üzere çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi. İran ise İsrail ve bazı Körfez ülkelerine füze saldırılarıyla karşılık verdi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri tehdit etti.

Bu gelişmeler, boğazda fiili bir kapanmaya yol açarken küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında artışa neden oldu.


Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın Ortadoğu'daki gerilimlere kapsamlı çözüm bulmak amacıyla son iki gündür "iyi ve verimli" görüşmeler gerçekleştirdiğini duyurdu.

Trump, açıklamasında bu "derinlemesine ve yapıcı" görüşmelerin hafta boyunca devam edeceğini belirterek, görüşmelerin "doğası ve atmosferi" göz önüne alındığında, İran'ın enerji santrallerini ve altyapısını hedef alabilecek olası askeri saldırıların beş gün ertelenmesi talimatını verdiğini söyledi.

Açıklamasında, bu ertelemenin "devam eden toplantı ve istişarelerin başarısına bağlı" olduğunu belirtti.

Trump, iki gün önce İran'a, Hürmüz Boğazı'nı deniz trafiğine yeniden açması için 48 saatlik bir ültimatom vermiş ve enerji altyapısını yok etmekle tehdit etmişti.

Trump, Truth Social platformunda şunları yazdı: “İran, herhangi bir tehdit olmaksızın, 48 saat içinde Hürmüz Boğazı'nı tamamen açmazsa, Amerika Birleşik Devletleri en büyüklerinden başlayarak tüm enerji tesislerine saldırıp imha edecektir!”

Trump'ın tehdidinden dakikalar sonra, İran ordusu, ABD başkanının enerji altyapısını yok etme tehditlerini yerine getirmesi halinde, bölgedeki enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini hedef alacağını duyurdu.


Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.