İsrail'in ve Hamas'ın ‘kazanımlarını’ güvence altına almaya yönelik son dakika gerilimleri

Aşdod şehri sakinleri ve İsrailli kurtarma ekipleri, Gazze'den atılan Hamas’a ait bir füzenin yol açtığı hasarı incelerken (AFP)
Aşdod şehri sakinleri ve İsrailli kurtarma ekipleri, Gazze'den atılan Hamas’a ait bir füzenin yol açtığı hasarı incelerken (AFP)
TT

İsrail'in ve Hamas'ın ‘kazanımlarını’ güvence altına almaya yönelik son dakika gerilimleri

Aşdod şehri sakinleri ve İsrailli kurtarma ekipleri, Gazze'den atılan Hamas’a ait bir füzenin yol açtığı hasarı incelerken (AFP)
Aşdod şehri sakinleri ve İsrailli kurtarma ekipleri, Gazze'den atılan Hamas’a ait bir füzenin yol açtığı hasarı incelerken (AFP)

İsrailliler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ‘operasyon hedeflerine ulaşana kadar savaşmaya devam edeceğini’ açıklamasına rağmen ABD yönetiminin kendilerine, ateşkes istediklerine dair bilgi verdiklerini iddia ettiler. Her iki tarafın da (bir yandan İsrail hükümetinin, diğer yandan Hamas ve diğer Filistinli grupların) ‘bombalama hedeflerini tükettiği’ için ateşkes istediğine, ancak ‘son dakika kazançları’ elde etmek istediklerine dair genel bir kanı söz konusu. Bunun yanı sıra İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi, savaşın iki gün içinde duracağını ima etti.
Kochavi, Gazze Şeridi’ni çevreleyen beldelerdeki belediye başkanları ve bölge sakinlerinin önde gelen isimleri ile yaptığı görüşmede, İsrail güçlerinin, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara, onları yıllarca geriye iten ağır darbeler vurduğunu söyledi. Kochavi, “Filistinli gruplar, (bu ağır darbe yüzünden) yeni bir savaş başlatmadan önce bin kez düşünecektir” dedi. Ancak İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanının en az iki gün daha devam etmesini gerektiren başka sebepler olduğunu söyleyen Kochavi, bu durumun iki gün sonra savaşın durması ihtimalini düşünmeyi mümkün kıldığını sözlerine ekledi.
İsrail merkezli Haaretz Gazetesi'nin askeri konular editörü Amos Harel’e konuşan Tel Aviv’deki askeri uzmanlara göre “Bu savaş, dokuzuncu gününde çamura saplandı.”  İsrail'in pazarlamaya çalıştığı imajını reddeden Harel, “İsrail ordusu, saldırıya devam etmeye hazır ve halen Gazze Şeridi'nde bombalamak istediği uzun bir hedef listesi var. Hamas ise ateşkes için can atıyor. İsrail, Gazze'de yapılabilecekleri olduğundan bunu tartışmayı reddediyor” yorumunda bulundu.
Gerçekte görüntünün tamamen farklı olduğunu söyleyen Harel, “Her zaman saldırılacak başka hedefler vardır. Fakat orduda bir erozyon aşamasına ulaştığımızı ve artık savaşın sonucunda bir değişikliğin olmayacağını anladılar. İsrail, savaşı sona erdirmekten mutlu olacaktır. Çünkü askeri operasyonlarla başarmak istediğinin çoğunu gerçekleştirdi. Gazze Şeridi topraklarına girmek gibi bir düşüncesi yok” dedi.
Meselenin Hamas’ın tutumuyla ilgili olduğunu öne süren Harel, “Çünkü İsrail’in suikast girişimlerinden kaçan Hamas liderlerinin ateşkes konusunda ortak bir tutum oluşturup oluşturmadıkları henüz net olarak belli değil” ifadelerini kullandı.
İsrail’in Hamas’ın Mescid-i Aksa’daki düzenlemeleri değiştirme talebini kabul edemeyeceğini ve bu talebin Mısır ve Birleşmiş Milletler'in (BM) arabuluculuğunda devam eden müzakereleri karmaşıklaştıracağını vurgulayan Harel, İsrail'in dün İslami Cihad’ın askeri liderine suikast düzenlemesinin, İslami Cihadı ateşkes konusunda bağımsız bir gündem kabul etmeye itebileceğini belirtti. Harel, ‘İsrail'in iş bitirici değil, caydırıcılığı amaçlayan bir savaşa girdiğini ya da içine çekildiğini’ iddia etti. Diğer sürpriz saldırıların ve başka suikastların caydırıcılık dengesini temelden iyileştireceği umduklarını belirten Harel, Gazze'nin kendisi için talep edeceği süreyi bir sonraki savaşa kadar uzatmasının, devam eden çatışmanın risklerini ortadan kaldırmayacağını vurguladı.
İsrailli yetkililer, ABD'li yetkililerin İsrail hükümetiyle kapalı kapılar ardında yaptıkları görüşmelerde önümüzdeki günlerde Gazze’ye yönelik saldırıya son verilmesini istediklerini açıkça belirttiklerini ve Avrupalıların durumun daha fazla çamura saplanması riskiyle ilgili ciddi endişelerini dile getirmeye başladıklarını doğruladılar. Ancak Başbakan Netanyahu, siyaset arenasında olayların kendi aleyhine döneceğinden korktuğu için saldırıya net bir kazançla son vermeye çalışıyor. Netanyahu, alternatif bir hükümet kurma çabalarını engellemeyi başarıp, bizzat kendi başkanlığında bir hükümet kurabilmek için gayretle çalışmaya başladıktan sonra, böyle bir savaşı yönettiği için kamuoyunda kendisine karşı darbeye yol açabilecek eleştiriler almaktan korkuyor.
Haaretz gazetesinin baş editörü Aluf Benn, bu eleştirilerdeki ilk kıvılcımı, “Bu, İsrail için en başarısız ve gereksiz savaştır. Ordunun hazırlıklarında ve performansında, kafası karışmış ve güçsüz bir hükümetin önderliğindeki başarısızlıkları ortaya çıkaran ciddi bir askeri ve siyasi başarısızlığa tanık oluyoruz” diyerek ateşledi.
Netanyahu’nun, bir zafer pozu elde etmek için anlamsız çabalarla zaman kaybettiğini söyleyen Benn, sadece bunun için Gazze'de ölümlere ve büyük bir yıkıma neden olmasının yanı sıra, İsrail'deki günlük hayatın akışını bozması sebebiyle Netanyahu'nun şimdi durması ve ateşkesi kabul etmesi gerektiğini vurguladı.
İsrailli güvenlik yetkililerinin, son on yılda Suriye'de ve diğer alanlarda İran'la mücadeleye odaklandığına dikkati çeken Benn, “Gazze, ekonomik yollarla, Demir Kubbe savunma sistemine ve Gazze sınırına örülen duvara yoğun yatırımlar yapılarak sınırlandırılması gereken marjinal bir cephe olarak görülüyordu” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yanda İsrail’de tek taraflı ateşkes çağrısı yapan sesler yükseldi. Bu da savaşın, Hamas liderlerinin roket fırlatmaya her teşebbüs etmelerinde hatırlayacakları bir anı olarak kalmasına neden olacak gibi görünüyor. İsrail merkezli Maariv gazetesi askeri muhabiri Tal Lev-Ram yaptığı değerlendirmede, “Bu aşamada, askeri ve siyasi düzeyde askeri operasyondan çıkış mekanizması ve ateşkes koşulları hakkında sesler yükseliyor. İsrail, Perşembe günü ateşkese yönelecektir. Ancak mevcut aşamadaki yoğun güç ve Perşembe gününe kadar ortaya çıkması beklenen senaryolar göz önüne alındığında, savaşın birkaç gün daha devam edeceği tahmin ediliyor” ifadelerini kullandı.
Walla adlı internet sitesinin askeri muhabiri Amir Bohbot, dün İsrailli bir siyasi yetkilinin, hükümetin, Gazze'de ateşkes için olası ‘diyalog kanalları’ açmaya ve Dış İstihbarat Servisi Mossad Başkanı Yossi Cohen ile bu kanallardan sorumlu ekiplerin çalışmalarını koordine etmeye hazırlandığını söylediğini aktardı. Yetkilinin açıklamasına göre bu ekipler, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile diyalog kanallarından, İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi başkanı Meir Ben Shabat ise Mısır ile diyalog kanallarından sorumlu olacak. Yetkili, Hamas'ın ateşkesi kabul etmeye hazır olduğunu, ancak İsrail'in bu konudaki tutumunu anlamadan önce bunu açıklamak istemediğini de sözlerine ekledi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.