Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)
TT

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Samir Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn dönemi için “Daha iyi olabilirdi. Ancak fırsatı kaçırdı ve bizi, Lübnan’ın, modern tarihinde hiç yaşamadığı bir duruma götürdü” ifadelerini kullandı. Caca, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına koydu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, hükümeti kurmakla yetkili Saad Hariri’nin hükümetin kurulmasını ‘engellemesine’ dair Avn’ın Temsilciler Meclisi’ne mesajının, hükümetin yakın zamanda kurulmasına ilişkin tüm umutları tükettiğini belirtti. Caca, Lübnan’daki krizden çıkmanın tek yolunun iktidarı yeniden üreten erken parlamento seçimleri olduğunu ifade etti.
Samir Caca, geçtiğimiz Perşembe günü Suriye rejimine destek veren Suriyelilerle yaşanan çatışmaların ardından ‘Lübnan Kuvvetleri’ne karşı başlatılan kampanyanın ‘acımasızca’ olduğunu söyledi. Caca, bu durumun, Suriye istihbarat servislerinden, Lübnan’daki gruplarından ve yandaş partilerden Suriyeli mültecilerin Lübnan’daki varlıklarının sömürülmesiyle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Samir Caca, “Bu, tüm yasaları ve düzenlemeleri ihlal eden bir meseledir. Çünkü bir mülteci veya yerinden edilmiş bir kişi, tüm uluslararası yasalarda, tıpkı herkes gibi tam insan haklarına sahiptir. Ancak yerinden edildiği ülkede hiçbir siyasi hakkı bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu. “Bu mantıkla, Beşşar Esed’i destekleyenlerin ve ona oy vermeye gidenlerin, rejim onlara bir tehdit oluşturmadığı takdirde o zaman Suriye’ye gidebilir” diyen Caca, “Suriye bayrakları, Beşşar Esed’in fotoğrafları ve ilgili marşlar çaldıkları hoparlörlerle Esed’in zulmünden zarar gören bölgelerde yürüyüşler düzenlemeleri, kesinlikle kabul edilemez” dedi. Caca ayrıca, ‘mültecilerin bir kısmının tüm ilke ve inançlardan, ayrıca Lübnan egemenliğinden uzak siyasi hedefler için seferber edildiğini’ reddetti.
Caca, çatışmaların ardından Lübnan Kuvvetleri için yapılan ‘yol kesici’ benzetmesini de sert bir dille reddederken, “Biz haydut değiliz, barış elçileriyiz. Lübnan savaşından sonra Lübnan barışının bedelini ödeyenlerin çoğu, etkili bir devlet ve hukuk devleti inşa etmek isteyenlerin çoğu biziz. Ama ülkenizin bir anlamda ihlal edildiğini görürseniz, işleri yoluna sokmanız gerekir” ifadelerini kullandı. Samir Caca, “Dün açıkça gördüğümüz bir şekilde ülkemizin gasp edilmesini dün de bugün de kabul etmedik, yarın da kabul etmeyeceğiz” dedi.

Caca: Mevcut otorite, tüm tanınırlığını kaybetti
Lübnan’daki krize ve bununla başa çıkma yollarına gelince, Caca açısından durum açık. Zira Lübnan’daki sorun teknik değil. Yani sorun, bu veya şu vergi politikası ve bu ekonomik politika arasında seçim yapmak anlamına gelmiyor. Aksine sorun, tüm anlamıyla bir otorite sorunu. Bu çerçevede Samir Caca, “Bu nedenle detaylarda veya teknik yönlerde çözüm aramaya çalışmak boşunadır. Ancak sonuçta mevcut sorunları çözmek için teknik yönler gereklidir. Ama tüm bunlardan önce, siyasi irade ve siyasi niyete ihtiyaç var ve bu şu anda mevcut değil” açıklamasında bulundu. Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına soktu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor. Dolayısıyla hükümet kurma meselesi bile, bir yere varacağı hususunda umut vermiyor. Bu noktada bir buçuk yıldır bir hükümet kurma sürecine giremedik. Dr. Mustafa Edib hususunda, kendisine yönelik saygımızla birlikte, onun adı altına ve kurmaya çalıştığı hükümetin altına girmeyi kabul etmedik. Çünkü mevcut otoritenin varlığıyla, şu sözün doğru olduğunu biliyoruz; ‘Felç durumunun tedavisi bulunmuyor’” değerlendirmesinde bulundu.
Çözüme ilişkin olarak ise “Tek bir çözüm var; Mevcut otoriteyi erken parlamento seçimleri yoluyla yeniden yapılandırmak” diyen Caca, “İlk andan itibaren erken parlamento seçimleri öneriyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bize göre Lübnan’da gerçek bir değişime ve ciddi bir kurtarmanın başlangıcına olanak sağlayabilecek tek çözüm bu” ifadelerini kullandı.

Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah vurgusu
Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı, iktidar güçlerinin yönetime sıkı sıkıya tutunması çerçevesinde bu çözüme ulaşmanın yolu hakkında da görüş bildirdi. Caca, “Devamlı siyasi ve medya baskısından başka aracımız yok. Halk gruplarının ve siyasi grupların çoğu bu gerçeklikten hoşnut olursa, yaptığımızdan fazlasını yapamayacağımız için sorumluluk almalılar” dedi. Mevcut otoritenin halk iradesinin bir yansıması olup olmadığına ilişkin olarak ise, “İktidara sıkı sıkıya bağlı güçleri destekleyen halk çoğunluğu çözüme yardımcı olmalı. Bugün Özgür Yurtsever Hareket gruplarının geri kalanı ve Hizbullah yandaşları geri çekilirse bu, çözüme yardımcı olacaktır. Ama bizi buraya getiren taraflara ve güçlere tutunmaya devam etmek istiyorlarsa, bu bağlılığın sonuçlarına katlanmak zorundalar. Ne yazık ki, Lübnan halkının geri kalanı, bazılarının kendi liderliklerine ve partilerine bağlılığın bedelini ödüyor” şeklinde konuştu.

Yaklaşan seçimler
Caca, ‘çok büyük uluslararası ve Arap baskısını’ gerekçe göstererek, gelecek yıl yapılması planlanan parlamento seçimlerini erteleme olasılığını uzak görürken, “Tüm Arap ve yabancı güçler, yaklaşan parlamento seçimlerinin ertelenmesini önermeye yönelen Lübnanlı yetkililere karşı ciddi adımlar atmaya hazır. Bundan daha fazlasını söyleyeceğim, milletvekili seçimlerinin ‘meydana gelen ve seçimlerin zamanında yapılması için giderek daha fazla gerçekleşecek olan çok büyük baskıya dayanarak’, zamanında yapılması kaçınılmazdır. Ama şu andan seçimlere kadar sürece ilişkin sorun şu ki, her gün yeni bir kriz ortaya çıkıyor ve Lübnan, şu an yaşadığımıza benzer bir 365 güne tahammül edemez. Bu nedenle ve özellikle de Cumhurbaşkanının parlamentoya verdiği mesajdan sonra, bir hükümet kurma ümidi azaldığı için parlamento seçimleri yapma önerimize bağlı kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Tek endişesinin cumhurbaşkanlığına ulaşmak için milletvekili sayısını artırmak olduğunu belirten Samir Caca, “Siyasi projemizi ortaya koyabilmek için otorite içindeki tüm pozisyonlara ilerlemek istiyoruz. Bu doğaldır ve bu herhangi bir siyasi partinin varlığının sebebidir” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Caca, “Kelimenin tam anlamıyla başkanlığa ulaşmak isteyen herkes, parlamentodaki hiçbir seçmenin hoşnutsuzluğuna sebep olmamalı, sağa sola gitmeli ve hiçbir konuda net bir tutum takınmamalıdır. Anlaşmalara ve uzlaşmalara ulaşmalıdır. Sonuç olarak bu benzetme, ne benim için ne de açık ve tutarlı tavırlar takınan Lübnan Kuvvetleri için geçerli değil” dedi.

“Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil”
Muhalefet güçlerinin bu otorite karşısında bir vizyon veya tavır ortaya koyamamasının nedenine de değinen Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil. Muhalefet güçleri Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib Partisi ve sivil toplumu temsil etme sözü verenlerin bazıları için bir kinaye haline geldi. Toplumun birçok üyesi gibi bunlar, gerçek muhalif güçlerdir” dedi. Öte yandan Caca, ‘bir yandan temsil ettikleri karakterleri, diğer yandan da bazı üyelerinin güvenilirliği konusunda ciddi olarak sorgulanan sivil toplumdan bazı yeni gruplara’ ilişkin soru işaretleri olduğuna dikkati çekti. Bununla birlikte Caca’nın “Aramızda, bir çabamız olmadan birleşik bir vizyon var” dediği gibi bu durum, Ketaib ile birleşik bir konuma uzanmıyor.
Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın sona yaklaşan dönemine dair yorum yapmayı reddederek cevabı halka bırakırken, “Avn’ın dönemi, Lübnan’ın en iyilerinden biri olabilirdi. Ama ne yazık ki 2016’da bu fırsat kaybedildi. Onlardan beklenenin veya yapmaları gerekenin tam tersini yaptılar” dedi. Samir Caca, “Lübnan, modern tarihinde içinde bulunduğumuz duruma benzer bir durum yaşamadı. Ama şu anda bunu konuşmanın bir faydası yok, hepimizin erken parlamento seçimlerinin mümkün olan en hızlı zamanda yapılması için daha çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Elimizdeki tek kurtuluş kapısı bu” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu seçimler gerçekten de otoriteyi yeniden şekillendirebilecek mi?” sorusuna Samir Caca, “Lübnan halkının çektiği onca şeyden sonra, bazıları 2016’da oy kullandıkları gibi oy kullanmak isterse, ‘La Havle Vela Kuvvete İlla Billah’” şeklinde yanıt verdi. Caca, “İnsanlar sorumluluklarını üstlenmek zorundalar, ancak kişisel görüşüme göre, insanlar bu iki yılda maruz kaldıklarından daha fazla eziyete maruz kalamazlar. Aynı siyasi elitlere aynı şekilde oy verirlerse sonuç, felaket olur ve yaşanmaz bir toplum oluruz. Parlamento içindeki dengede değişikliğe uzanan bir farklılık olacağını umuyorum. Bu nedenle yeni bir gerçek başkan ve etkili bir kurtarma hükümeti için umudumuz var” ifadelerini kullandı.

 


Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
TT

Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)

İsrail ordusu, Gazze'de I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yer aldığı mezarlığın bir kısmını yıkmış.

Guardian'ın derlediği uydu görüntüleri ve tanık ifadelerine göre İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Tuffah bölgesindeki savaş mezarlığında sistematik yıkım gerçekleştirmiş. 

Mezar taşlarının sıralar halinde kaldırıldığı, toprağın üst katmanlarının iş makineleriyle kazıldığı aktarılıyor. IDF'nin mezarlıkta ağır iş makineleri kullandığına dair işaretler bulunduğu da belirtiliyor. 

Ağustos ve aralıkta çekilen uydu görüntüleri, özellikle mezarlığın güneyde kalan kısmının tahrip edildiğini ortaya koyuyor. 

Mezarlığın eski bekçisi Essam Carada, evinin yakında olduğunu belirterek şunları söylüyor: 

Mezarlıkta iki kez buldozerlerle operasyon yaptılar. İlki, mezarlığın etrafındaki 12 metrelik bir alanda yapıldı. Bu alan tamamen zeytin ağaçlarıyla doluydu. Daha sonra da özellikle Avustralyalı askerlerin mezarlarının bulunduğu kısımda yaklaşık 1 dönümlük alan buldozerlerle dümdüz edildi.

Eski bekçi, buldozerlerin mezarda bariyer olarak kullanılan kum tepeleri oluşturduğunu da söyledi. Bu işlemlerin nisan ve mayısta yapıldığını ifade ediyor. 

IDF'den gazeteye gönderilen açıklamada, sözkonusu dönemde bölgede yoğun çatışmalar yaşandığı, işlemlerin savunma amaçlı yapıldığı öne sürüldü. Ayrıca mezarlık ve çevresinde tüneller tespit edildiği, bunların kaldırıldığı iddia edildi. Tüm operasyonların ordunun üst düzey yetkilileri tarafından onaylandığı bildirildi. 

Gazze savaşının sonlandırılması için ABD öncülüğünde hazırlanan 20 maddelik barış planı 10 Ekim'de devreye girmişti. Plan kapsamında İsrail ordusu "sarı hatta" kadar geri çekilmişti. Haberde, bu hattın mezarlıktan geçtiği ancak son dönemde batıya doğru kaydırıldığı aktarılıyor. 

İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezarları Komisyonu'yla (CWGC) Hamas'ın ortak denetimindeki Gazze Savaş Mezarlığı'nda, I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden askerlerin cenazeleri yer alıyor. 

3 binden fazla Britanyalı askerin mezarının bulunduğu kabristanda I. Dünya Savaşı'nda yaşamını yitirmiş 184 Türk askerin de naaşı var. 

CWGC, mezarlığın durumuna dair son açıklamayı 11 Aralık'ta yapmıştı. Türk askerlerin yanı sıra Gelibolu ve Ortadoğu'daki cephelerde savaşan Britanya Ordusu'nun 54. (Doğu Angliyen) Piyade Tümeni'nden savaşçıların ve Hindistanlı askerlerin naaşlarının bulunduğu bölgelerin de Gazze savaşındaki çatışmalar nedeniyle hasar gördüğü bildirilmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.