Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)
TT

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Caca, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Lübnan’daki iktidar, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti’

Samir Caca (Reuters)
Samir Caca (Reuters)

Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı Samir Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn dönemi için “Daha iyi olabilirdi. Ancak fırsatı kaçırdı ve bizi, Lübnan’ın, modern tarihinde hiç yaşamadığı bir duruma götürdü” ifadelerini kullandı. Caca, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına koydu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, hükümeti kurmakla yetkili Saad Hariri’nin hükümetin kurulmasını ‘engellemesine’ dair Avn’ın Temsilciler Meclisi’ne mesajının, hükümetin yakın zamanda kurulmasına ilişkin tüm umutları tükettiğini belirtti. Caca, Lübnan’daki krizden çıkmanın tek yolunun iktidarı yeniden üreten erken parlamento seçimleri olduğunu ifade etti.
Samir Caca, geçtiğimiz Perşembe günü Suriye rejimine destek veren Suriyelilerle yaşanan çatışmaların ardından ‘Lübnan Kuvvetleri’ne karşı başlatılan kampanyanın ‘acımasızca’ olduğunu söyledi. Caca, bu durumun, Suriye istihbarat servislerinden, Lübnan’daki gruplarından ve yandaş partilerden Suriyeli mültecilerin Lübnan’daki varlıklarının sömürülmesiyle yaşananlarla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Samir Caca, “Bu, tüm yasaları ve düzenlemeleri ihlal eden bir meseledir. Çünkü bir mülteci veya yerinden edilmiş bir kişi, tüm uluslararası yasalarda, tıpkı herkes gibi tam insan haklarına sahiptir. Ancak yerinden edildiği ülkede hiçbir siyasi hakkı bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu. “Bu mantıkla, Beşşar Esed’i destekleyenlerin ve ona oy vermeye gidenlerin, rejim onlara bir tehdit oluşturmadığı takdirde o zaman Suriye’ye gidebilir” diyen Caca, “Suriye bayrakları, Beşşar Esed’in fotoğrafları ve ilgili marşlar çaldıkları hoparlörlerle Esed’in zulmünden zarar gören bölgelerde yürüyüşler düzenlemeleri, kesinlikle kabul edilemez” dedi. Caca ayrıca, ‘mültecilerin bir kısmının tüm ilke ve inançlardan, ayrıca Lübnan egemenliğinden uzak siyasi hedefler için seferber edildiğini’ reddetti.
Caca, çatışmaların ardından Lübnan Kuvvetleri için yapılan ‘yol kesici’ benzetmesini de sert bir dille reddederken, “Biz haydut değiliz, barış elçileriyiz. Lübnan savaşından sonra Lübnan barışının bedelini ödeyenlerin çoğu, etkili bir devlet ve hukuk devleti inşa etmek isteyenlerin çoğu biziz. Ama ülkenizin bir anlamda ihlal edildiğini görürseniz, işleri yoluna sokmanız gerekir” ifadelerini kullandı. Samir Caca, “Dün açıkça gördüğümüz bir şekilde ülkemizin gasp edilmesini dün de bugün de kabul etmedik, yarın da kabul etmeyeceğiz” dedi.

Caca: Mevcut otorite, tüm tanınırlığını kaybetti
Lübnan’daki krize ve bununla başa çıkma yollarına gelince, Caca açısından durum açık. Zira Lübnan’daki sorun teknik değil. Yani sorun, bu veya şu vergi politikası ve bu ekonomik politika arasında seçim yapmak anlamına gelmiyor. Aksine sorun, tüm anlamıyla bir otorite sorunu. Bu çerçevede Samir Caca, “Bu nedenle detaylarda veya teknik yönlerde çözüm aramaya çalışmak boşunadır. Ancak sonuçta mevcut sorunları çözmek için teknik yönler gereklidir. Ama tüm bunlardan önce, siyasi irade ve siyasi niyete ihtiyaç var ve bu şu anda mevcut değil” açıklamasında bulundu. Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Mevcut otorite, ister yabancı isterse de Arap olsun, neredeyse tüm tanınırlığını kaybetti ve tüm güvenilirliğini yitirdi. Lübnan’ın başını toprağın altına soktu ve ne dışarıda ne de içeride kimse ona inanmıyor. Dolayısıyla hükümet kurma meselesi bile, bir yere varacağı hususunda umut vermiyor. Bu noktada bir buçuk yıldır bir hükümet kurma sürecine giremedik. Dr. Mustafa Edib hususunda, kendisine yönelik saygımızla birlikte, onun adı altına ve kurmaya çalıştığı hükümetin altına girmeyi kabul etmedik. Çünkü mevcut otoritenin varlığıyla, şu sözün doğru olduğunu biliyoruz; ‘Felç durumunun tedavisi bulunmuyor’” değerlendirmesinde bulundu.
Çözüme ilişkin olarak ise “Tek bir çözüm var; Mevcut otoriteyi erken parlamento seçimleri yoluyla yeniden yapılandırmak” diyen Caca, “İlk andan itibaren erken parlamento seçimleri öneriyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bize göre Lübnan’da gerçek bir değişime ve ciddi bir kurtarmanın başlangıcına olanak sağlayabilecek tek çözüm bu” ifadelerini kullandı.

Özgür Yurtsever Hareket ve Hizbullah vurgusu
Lübnan Kuvvetleri Partisi Başkanı, iktidar güçlerinin yönetime sıkı sıkıya tutunması çerçevesinde bu çözüme ulaşmanın yolu hakkında da görüş bildirdi. Caca, “Devamlı siyasi ve medya baskısından başka aracımız yok. Halk gruplarının ve siyasi grupların çoğu bu gerçeklikten hoşnut olursa, yaptığımızdan fazlasını yapamayacağımız için sorumluluk almalılar” dedi. Mevcut otoritenin halk iradesinin bir yansıması olup olmadığına ilişkin olarak ise, “İktidara sıkı sıkıya bağlı güçleri destekleyen halk çoğunluğu çözüme yardımcı olmalı. Bugün Özgür Yurtsever Hareket gruplarının geri kalanı ve Hizbullah yandaşları geri çekilirse bu, çözüme yardımcı olacaktır. Ama bizi buraya getiren taraflara ve güçlere tutunmaya devam etmek istiyorlarsa, bu bağlılığın sonuçlarına katlanmak zorundalar. Ne yazık ki, Lübnan halkının geri kalanı, bazılarının kendi liderliklerine ve partilerine bağlılığın bedelini ödüyor” şeklinde konuştu.

Yaklaşan seçimler
Caca, ‘çok büyük uluslararası ve Arap baskısını’ gerekçe göstererek, gelecek yıl yapılması planlanan parlamento seçimlerini erteleme olasılığını uzak görürken, “Tüm Arap ve yabancı güçler, yaklaşan parlamento seçimlerinin ertelenmesini önermeye yönelen Lübnanlı yetkililere karşı ciddi adımlar atmaya hazır. Bundan daha fazlasını söyleyeceğim, milletvekili seçimlerinin ‘meydana gelen ve seçimlerin zamanında yapılması için giderek daha fazla gerçekleşecek olan çok büyük baskıya dayanarak’, zamanında yapılması kaçınılmazdır. Ama şu andan seçimlere kadar sürece ilişkin sorun şu ki, her gün yeni bir kriz ortaya çıkıyor ve Lübnan, şu an yaşadığımıza benzer bir 365 güne tahammül edemez. Bu nedenle ve özellikle de Cumhurbaşkanının parlamentoya verdiği mesajdan sonra, bir hükümet kurma ümidi azaldığı için parlamento seçimleri yapma önerimize bağlı kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Tek endişesinin cumhurbaşkanlığına ulaşmak için milletvekili sayısını artırmak olduğunu belirten Samir Caca, “Siyasi projemizi ortaya koyabilmek için otorite içindeki tüm pozisyonlara ilerlemek istiyoruz. Bu doğaldır ve bu herhangi bir siyasi partinin varlığının sebebidir” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Caca, “Kelimenin tam anlamıyla başkanlığa ulaşmak isteyen herkes, parlamentodaki hiçbir seçmenin hoşnutsuzluğuna sebep olmamalı, sağa sola gitmeli ve hiçbir konuda net bir tutum takınmamalıdır. Anlaşmalara ve uzlaşmalara ulaşmalıdır. Sonuç olarak bu benzetme, ne benim için ne de açık ve tutarlı tavırlar takınan Lübnan Kuvvetleri için geçerli değil” dedi.

“Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil”
Muhalefet güçlerinin bu otorite karşısında bir vizyon veya tavır ortaya koyamamasının nedenine de değinen Lübnan Kuvvetleri Başkanı, “Sözde muhalefet güçleri artık muhalif değil. Muhalefet güçleri Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib Partisi ve sivil toplumu temsil etme sözü verenlerin bazıları için bir kinaye haline geldi. Toplumun birçok üyesi gibi bunlar, gerçek muhalif güçlerdir” dedi. Öte yandan Caca, ‘bir yandan temsil ettikleri karakterleri, diğer yandan da bazı üyelerinin güvenilirliği konusunda ciddi olarak sorgulanan sivil toplumdan bazı yeni gruplara’ ilişkin soru işaretleri olduğuna dikkati çekti. Bununla birlikte Caca’nın “Aramızda, bir çabamız olmadan birleşik bir vizyon var” dediği gibi bu durum, Ketaib ile birleşik bir konuma uzanmıyor.
Caca, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın sona yaklaşan dönemine dair yorum yapmayı reddederek cevabı halka bırakırken, “Avn’ın dönemi, Lübnan’ın en iyilerinden biri olabilirdi. Ama ne yazık ki 2016’da bu fırsat kaybedildi. Onlardan beklenenin veya yapmaları gerekenin tam tersini yaptılar” dedi. Samir Caca, “Lübnan, modern tarihinde içinde bulunduğumuz duruma benzer bir durum yaşamadı. Ama şu anda bunu konuşmanın bir faydası yok, hepimizin erken parlamento seçimlerinin mümkün olan en hızlı zamanda yapılması için daha çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Elimizdeki tek kurtuluş kapısı bu” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu seçimler gerçekten de otoriteyi yeniden şekillendirebilecek mi?” sorusuna Samir Caca, “Lübnan halkının çektiği onca şeyden sonra, bazıları 2016’da oy kullandıkları gibi oy kullanmak isterse, ‘La Havle Vela Kuvvete İlla Billah’” şeklinde yanıt verdi. Caca, “İnsanlar sorumluluklarını üstlenmek zorundalar, ancak kişisel görüşüme göre, insanlar bu iki yılda maruz kaldıklarından daha fazla eziyete maruz kalamazlar. Aynı siyasi elitlere aynı şekilde oy verirlerse sonuç, felaket olur ve yaşanmaz bir toplum oluruz. Parlamento içindeki dengede değişikliğe uzanan bir farklılık olacağını umuyorum. Bu nedenle yeni bir gerçek başkan ve etkili bir kurtarma hükümeti için umudumuz var” ifadelerini kullandı.

 


Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.